Sayfayi Yazdir | Pencereyi Kapat

Gebelik (Hamilelik) Faydali Yazilar

Printed From: Gebelik ve Annelik
Kategori: Gebelik ve Annelik
Forum Adi: Gebelik (Hamilelik)
Forum Aciklamasi: Gebelik (hamilelik) donemi ile ilgili sorun ve bilgilerin paylasildigi bolum.
URL: http://www.gebelikveannelik.net/forum/forum_posts.asp?TID=3018
Yazdirilma Tarihi: 20-Haziran-2018 Saat 16:07
Yazilim Versiyonu: Web Wiz Forums 10.17 - http://www.webwizforums.com


Baslik: Gebelik (Hamilelik) Faydali Yazilar
Mesaji gonderen: mystical
Baslik: Gebelik (Hamilelik) Faydali Yazilar
Mesaj Tarihi: 20-Subat-2007 Saat 01:34
Gebelik, hamilelik, gebelik belirtileri, http://www.gebelikveannelik.com/hafta-hafta-gebelik - hafta hafta gebelik , gebelik donemi, ay ay gebelik, gebelik bilgiler, hamilelik belirtileri, gebelik ve bebek, gebelik ve annelik, gebelik faydali yazilar.

Konya Dr. Faruk Sükan Doğum ve Çocuk Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Operatör Dr. Sema Soysal, anneliğin kadına güç verdiğini, anne olan kadının özgüveninin arttığını söyledi.

Soysal, özlem duyarak çocuk yapmak isteyen ve hamilelik dönemlerini bilinçli bir şekilde geçiren anne adaylarının, doğumdan sonra çok mutlu ve sevinçli olduklarını vurguladı.

İsteyerek hamile kalan anne adaylarının, hamilelik dönemlerinde heyecanlı ve sevinçli olduklarını belirten Soysal, şöyle dedi:

"Anne adayları, hamilelik sorunları yaşarken çok fazla şikayetçi olmazlar.

Çünkü taşıdıkları can, onların bir parçasıdır. Anne, psikomatik (anne adayının beyninde kendi kendine hastalık üretmesi) ve depresyonel rahatsızlıkları kolay kolay yaşamaz." Anne adaylarının daha canlı ve daha güçlü olduklarını, hayatlarının en güzel, aynı zamanda en zor aylarını yaşadıklarını ifade eden Soysal, şunları kaydetti:

"Ağır bir yük olan hamilelik, vücutta fiziki olarak büyük bir değişikliğe neden oluyor. İsteğe bağlı olarak hamile kalan anne adayları, bu yüke ve değişikliğe rağmen, durumlarından şikayetçi değillerdir. Doğum sonrasında ise anne kendini, önceki durumuna göre daha güçlü hissediyor. Yani annelik kadına güç veriyor. Anne olma psikolojisi, kadının özgüvenini artırıyor. Anne doğumdan sonra hayata daha farklı bir gözle bakıyor, hayata daha sıkıca bağlanıyor. Bu da doğumdan sonra kadının genelde daha başarılı olmasını sağlıyor."



-------------
https://www.facebook.com/gebelikveannelik/app_357644351038582" rel="nofollow - Gebelik Takvimi Uygulama



Cevaplar:
Mesaji gonderen: mystical
Mesaj Tarihi: 24-Subat-2007 Saat 18:54
 
Hamilelikte altı tehlike
 
 
 
Uzmanlar, hamilelik döneminde özürlü bebek doğumuna yol açan 6 tehlikeye karşı anne adaylarını uyardı.

Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek isteyen anne adayının gebelik öncesi bilinçli olmasının, ortaya çıkabilecek pek çok rahatsızlığı önlediğini belirten uzmanlar, özürlü bebek doğumuna yol açan tehlikeye karşı anneleri uyardı. Yüksek ateş, kedi ve köpekle yakın temas, her gün yapılan ağır makyaj, stres, içki ve bozulmuş yemek yemenin bebeğin özürlü doğmasına neden olduğunu tespit eden uzmanlar, bu durama yol açan sebepleri şöyle sıraladı:
  • Hamileliğin ilk günlerinde yüksek ateş: Hamileliğin ilk günlerinde geçirilen yüksek ateş, bebeğin dış görünüşünde bir anormalliğe neden olmazken, bebeğin beyin dokularının büyümesini olumsuz etkiler ve çocuğun zeka özürlü olmasına yol açabilir.
  • Kedi ve köpekle yakın temas: Bakteri taşıyan kedilerin bebeğin özürlü olmasına neden olan bir bulaşıcı hastalığın kaynağı olduğu ve kedinin dışkısının da bu bulaşıcı hastalığın ana yayılma yollarından biri olduğu pek bilinmiyor. Ancak yapılan bir araştırmada, İngiltere'de her yıl yaklaşık 500 bebeğin, annelerinin kediyle yakın temasta bulunmasından dolayı özürlü kaldığı ortaya çıktı. 
  • Her gün ağır makyaj yapmak: Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen bir araştırma sonucuna göre, her gün ağır makyaj yapan kadınların makyaj yapmayanlara göre özürlü bebek doğurma riski 1.25 kat daha fazla. Bebeği olumsuz etkileyen ise, kozmetik ürünlerde bulunan arsenik, kurşun ve merkür gibi zehirli maddeler. Bu gibi maddeler hamile kadının cildinden bebeğin kan dolaşımına giriyor ve bebeğin normal büyümesini olumsuz etkiliyor.
  • Stres: Hamileliğin ilk üç ayı içinde yaşanan stres, bebeğin "tavşan dudaklı" olması gibi çeşitli özürlere neden olabiliyor. 
  • İçki: Hamile kadın içki içtiği zaman, alkol plasentadan embriyoya geçer ve bebeğe ciddi zarar verir. Hamilelik döneminde günlük iki bardak ya da daha fazla alkollü içki, bebeğin özürlü olmasına neden olabilir.
  • Bozulmuş yemek yemek: Uzmanlar, hamile kadının yediği bozulmuş yemeklerde bulunan küfün, plasentadan bebeğe geçtiğini, bunun da bebeğin kromozomlarında kötü etki yarattığını belirtiyorlar.

 



-------------
https://www.facebook.com/gebelikveannelik/app_357644351038582" rel="nofollow - Gebelik Takvimi Uygulama


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 06-Nisan-2007 Saat 18:09
 
GEBELİKTE BESLENME
 
 
Gebelik, beslenmenin çok özel olarak ele alınması gerektiği bir dönemdir.Pek çok kadın daha önceki kötü beslenme alışkanlıklarını düzeltelerek , gebelik bahanesiyle sağlıklı beslenmeyi öğrenebilir.Beslenme sosyal,ekonomik,kültürel ve kişisel özelliklere bağlı olarak çok büyük değişiklikler gösterebilir.Konuyla ilgili yapılan geniş çalışmalar sonunda gerek gebelik öncesi gerekse gebelik sırasında kötü beslenmenin gebeliğin seyri,bebek ve anne üzerinde olumsuz etkileri olduğu gösterilmiştir.Beslenmeyi belirleyen temel unsurlar;

1-Gebelik öncesi kilo ve boy(Vücut Kitle Oranı=Body Mass Index=BMI)
2-Yaş
3-Bebek sayısı
4-Metabolik hastalık varlığı (diabet,fenilketonuri vb)
5-Sosyo-ekonomik ve kültürel özellikler
6-İştah ve annenin fiziksel aktiviteleridir.

Herşeye rağmen gebeliğin özel bir diyeti olduğu söylenemez.Gebe herkesten daha çok normal beslenmelidir.Bu et,süt,yumurta,taze sebze-meyve, mineral ve vitamin desteklerinden oluşur.

Gebelikte barsak hareketleri genellikle yavaşladığı için diyete lifli gıdalar ve bol sıvı eklenmelidir.Süt ve sütten yapılmış gıdalar tüketilirken sütün pastorize olması ve peynirlerin tam mayalanmış olmasına dikkat edilmelidir.Aksi halde bazı sütten geçen hastalıklara davetiye çıkartılmış olunur.Marketlerde satılan çok yüksek ısıda hazırlanıp paketlenmiş sütler güvenli sayılabilir.Sırayla değerlendirilirse,




PROTEIN

Genellikle hayvansal gidalardan alinir. Gebenin günlük protein ihtiyaci 48-60 gr olup gebe olmayandan 15-30 gr daha fazladir. Kirmizi et,tavuk eti,balik,yumurta,süt ve sütten yapilmis gidalar (peynir,yogurt) baslica hayvansal protein kaynaklaridir. Özellikle kirmizi et beraberinde bolca yag içerdiginden yagsiz veya az yagli tüketilmelidir. Özellikle vejeteryan bir anne açisindan önemli olan bitkisel protein kaynaklari , kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye, bakla), kepekli tahillar, bazi kuru yemisler(findik, fistik, ceviz vb) olarak sayilabilir. Aksi görüsler de savunulmakla beraber, proteinden zengin diyet alinarak gebelik zehirlenmesinin azaltilabilecegini ifade eden arastirma sonuçlari vardir.

YAG

Gebelikte dengeli bir diyetteki kalorinin üçte biri yaglardan elde edilmelidir.Doymamis yag asitlerinden zengin olmalari nedeniyle bitkisel yaglar(ayçiçek,zeytin ve misirözü ) tercih edilmelidir.

KARBOHIDRAT

Gebelikte en dikkatli tüketilmesi gereken temel besin grubudur.Mümkün oldugunca dogal kaynaklardan karsilanmalidir.Vücutta temel olarak enerji ihtiyacini karsilayan maddelerdir. Bu maddeler tahil,un,seker gibi besinler içerisinde yer alir. Yapi tasi degillerdir.Çok tüketilmeleri halinde enerji olarak kullanilamayan fazla karbohidrat (özellikle sekerler) vücutta yag olarak depolanir ve gereksiz kilolarin en sik nedenidirler.

VITAMIN

Insan vücudundaki pek çok yikim ve yapim ( metabolik )olayinin kolaylastiricilari (katalizörleri) vitaminlerdir.Yani yasamsal fonksiyonlari vardir. Gebelikte bu tür yapim ve yikim olaylari arttigi için anne adayinin vitamin tüketimi son derece dengeli olmalidir.Özel ,diyet disi ,vitamin destegi sadece folik asit için geçerli olup dengeli beslenen bir gebede ayrica vitamin kullanimina gerek yoktur.

Folik asit , planlanmis bir gebelikten 1-3 ay önce baslanip,her gün 0.4 mg dozunda ,gebeligin ilk 12-16 haftasi boyunca alinrak , omurilik ve beyinde görülen açiklik ve sakatliklarin azaltilmasi mümkündür.Özellikle daha önce daha önce sakat bebek dogurmus kadinlarda 4 mg gibi yüksek dozlarda folik asit ayni sekilde uygulanarak sakatligin tekrarlama olasiligi azaltilabilir.Gebelik boyunca folik asitten zengin olan ispanak,karnibahar,kepekli undan yapilmis yiyecekler,findik,fistik tüketilmesi önerilebilir.

Genel olarak vitaminler olumlu etkileri olan maddeler olmakla beraber ilaç olarak yüksek dozda vitamin kullanimi her zaman emniyetli degildir.Özellikle A-vitamini 15.000/IU 'yi geçen günlük dozlarda alinirsa bazi dogumsal sakatliklari artirdigini bildiren çalismalar vardir.Bu nedenle ezberlenmis veya baskalarina ait önerilerle , doktora danisilmadan yapilacak diyet disi vitamin destekleri her zaman iyi sonuçlar vermez. Özel bir sindirim sistemi veya diger hastaligi olmayan ve normal beslenebilen bir annede, bugünkü bilgiler isiginda ilk 3 aydaki folik asit destegi disinda vitamin destegine(diyet disi) gerek yoktur. Hekim her anne adayina dengeli ve çesitli beslenmeyi önermek ve ögretmekle gebelikte artan vitamin ihtiyacini da karsilamis olur.


MINERALLER

En önemlileri kalsiyum ve demirdir.Gerek anne ,gerekse bebek için önemli yapi tasi olan bu mineraller kan yapimi ve kemik yapisi basta olmak üzere pek çok yasamsal fonksiyonun devami için gereklidirler. Normal olarak hayvansal protein,yumurta ve süt ve sütten yapilmis gidalarda bol miktarda bulunurlarsa da gebelikte artmis ihtiyaci diyetle karsilamak genellikle mümkün olmadigindan destek olarak verilmeleri kabul görmektedir.

Eksiklik olmayan bir kadinda bile gebelikte kanin sivi kisminin %50 'ye varan artisina bagli olarak "seyrelmeye bagli kansizlik" (dilusyonel anemi) gelisebilir.Kalsiyum pek çok hücresel fonksiyonun yani sira kemik yapiminda kullanilan temel elemandir. Eksikligi kadinlarda özellikle menapozda daha çok ortaya çikan osteoporoza (kemik erimesi) neden olabilir.Bu yüzden demir eksikligi anemisi olsun olmasin her anne bulanti kusmalari (varsa) geçer geçmez demir destegi almalidir.

Yine kemik erimesi olsun olmasin her annede kalsiyum destegi yapilabilir. Yüksek dozda kalsiyum destegi yapilan hastalarda daha az gebelik zehirlenmesi görüldügünü bildiren arastirma sonuçlari da vardir. Kalsiyum süt,yogurt ,peynir ve yesil yaprakli sebzelerde bol miktarda bulunur. Demir ise kirmizi et,yumurta,ton baligi ve sakadatlarda boldur. Demir ve kalsiyum ,birbirlerinin barsaktan emilimlerini bozabileceklerinden ,bu iki hapin farkli ögünlerde alinmasina dikkat edilmelidir.

ÖGÜNLER

Gebe mümkün oldugunca az az ,sik sik yemek yemelidir. Sadece ana ögünlere dayanan beslenme aliskanligi mide ve barsak sisteminde ki gevsemeye bagli olarak yemekten sonra mide yakinmalarina neden olabilir. Gebe özellikle yatmadan 1-2 saat öncesinden itibaren yemek yememeli ,özellikle yemekten sonra oturur pozisyonda dinlenip veya gezintilerle yiyeceklerin mideyi terketmesini kolaylastirmaya çalismalidir.Aserme halinde ögün sayisi daha da büyük bir önem kazanmaktadir.

GENEL ÖNERILER

· Lifli ,posali gidalar gebelikte genellikle kabizlik seklinde degisen barsak aliskanliklarinin düzeltilmesi açisindan çok faydalidir.Bu tür gadalardan en zengin olan besinler taze sebze ve meyvelerdir.Bu gidalar çok fazla tüketildiklerinde demir emilimini olumsuz etkileyebileceklerinden demir haplari aç karna yutulmaya çalisilmalidir.Lif ve posa siyah ekmek, portakal, elma, kuruyemis, baklagiller, kuru üzüm,kuru kayisi,kepekli olarak hazirlanmis unlu gidalarda bol miktarda vardir. Aksamlari bir fincan kadar ceviz,badem,findik,fistik karisimi yenilerek pek çok (çinko, magnezyum, kalsiyum) mineral ve vitamin(Vit E,B vb)alinabilir.

· Gebelikte annenin sivi tüketiminin en önemli kismini su olusturmalidir. Çay,kahve ,kakao,alkollü içkiler ve kola ya hiç ya da mümkün oldugunca az tüketilmelidir. Alkol tüketimine bagli çocukta fötal alkol sendromu denilen özel bir dogumsal bozukluklar ve zeka geriligi tablosu tanimlanmistir.Gebelikte günde bir kadeh sarap gibi ölçülerde alkol alinmasinin zararsiz oldugu ileri sürülse de herhangi bir özel faydasi oldugu da ileri sürülemez.

· Özellikle el ve ayaklardaki ödemlerin önlenmesi veya gebelik zehirlenmesinin önlenmesi veya tedavisi için gebelikte tuz kisitlanmasinin yeri yoktur .Hatta bu tür uygulamalarin daha kötü sonuçlar dogurdugu gösterilmistir.Ancak istah degisiklikleri nedeniyle tuzlu yiyeceklere olan egilimin de önüne geçilmelidir.Yani gebe evde herkese pisen yemekten,herkesin yedigi ekmekten tüketmeli ama yemek masasindan tuzu ,tuzlugu kaldirmalidir.

· Gebelikte fast-food, ,salam,sosis,sucuk,dondurulmus gidalarin tüketilmesi, lokantalarda yemek cesaretlendirilmemelidir.Bu tür gidalarin pisirilme teknikleri yetersiz ve kullanilan suni renklendirici,tatlandirici ve koruyucu maddeler ,asiri yag içermeleri anne ve bebek sagligini olumsuz etkileyebilir.Yemekhanelerdeki sicak yemekler,önceden pisirilmis süpermarket yiyecekleri,yeni pisirilmis ve sicak olamayan tavuk eti bebege geçip onda hastalik yapan bakteriler içerebileceginden bu tür gidalardan uzak durulmali veya dikkatli tüketilmelidir.




Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 06-Nisan-2007 Saat 18:10
 
DOĞUMUN YAKLAŞTIĞINI HABER VEREN BELİRTİLER
 
 
Gebeliğin son aylarında rahim göğüs kafesine kadar yükselir, yaptığı basınç nedeniyle nefes almak zorlaşır, mide ve bağırsak şikâyetleri olur.

İlk gebeliklerde doğumdan bir-iki hafta önce, sonraki gebeliklerde doğumdan yaklaşık birkaç gün önce bebeğin başının doğum kanalına yerleşmesi üzerine rahmin yüksekliği 2-3 cm azalır. Bu durum gebe kadında rahatlama yaratır. Daha rahat nefes alıp verir. Mide ve bağırsak şikayetleri azalır. Bunun yanı sıra idrar torbasına basınç arttığı için sık idrara çıkılır. Gebeliğin 28. haftasından itibaren rahimde zaman zaman kasılmalar, sertleşmeler meydana gelir. Bunlar normaldir ve genelde ağrısızdır. Bazen ağrılı olduğunda bunlara yalancı doğum ağrısı denir. Rahmin doğuma hazırlık yaptığı bu kasılma egzersizleri son haftalarda oldukça sıklaşır.

Doğumdan bir-iki gün önce hormon düzeyindeki değişiklik nedeniyle vücuttan su atılması ve iştah azalması meydana gelir. Bu nedenle 1-2 kg. kilo kaybı görülebilir. Doğumun gerçekleşeceği gün vücutta doğumda kullanılmak üzere kullanılan enerjinin bir kısmı açığa çıkarılır. Birçok gebe kadın bu enerjiyi doğumda kullanmak yerine kendilerini zinde ve dinamik hissettikleri için temizlik, alışveriş, gezme gibi işlerde kullanır. Bu enerjinin amacı dışında kullanılması, gebe kadının doğumda kolay yorulmasına, doğumun zor ve uzun olmasına neden olabilir. Onun için gebelerin 38. haftadan itibaren kendilerini her zamankinden daha iyi ve zinde hissettiklerinde, bunun doğumun yaklaştığını belirten bir belirti olduğunu düşünüp, enerjiyi başka amaçla kullanmaları, aksine istirahat etmeleri ya da hafif işlerle oyalanmaları gerekir. Bazı gebelerde doğumdan bir-iki gün önce vücudun bağırsakları temizleme işleminden dolayı ishal meydana gelebilir.

Doğumun yaklaştığını gösteren bu belirtiler her gebe kadınca yaşanmayabilir ya da fark edilmeyebilir. Bu da normaldir.


Mesaji gonderen: pelishh
Mesaj Tarihi: 06-Nisan-2007 Saat 23:25
 
Gebelik Takibi
 
 
 
İlk vizit: 6-8. hafta
Öncelikle kanda yapılan ß-HCG veya idrarda gebelik testlerinin pozitif oluşu ile gebelik tanısı konulur. İlk gebelik vizitinde anne adayları adeta bir check-up’tan geçirilirler.

• Ultrason (tercihen vajen içinden)
• Kan grubu, Rh
• Tam kan sayımı
• Kan biyokimyası
• TORCH taraması
• Tam idrar tahlili, gerekirse idrar kültür- antibiyogramı
• Servikovaginal smear testi
http://www.jinekolognet.com/detay.asp?pid=109 - (PAP smear testi)
• Kanama profili
• Hepatit B, Hepatit C, AIDS taraması

2. vizit: 10-13. hafta
• Ense kalınlığı (Nuchal Translucency, NT)
• I. Trimester tarama testi

3. vizit: 16-18. hafta
• Ultrason (anomali taraması)
• II. Trimester tarama testi (Üçlü Test, Triple Test)
• Amniyosentez (gerekirse)

4. vizit: 22-24. hafta
• Ultrason (anomali taraması)
• Servikal kültür ve fresh testleri.

5. vizit: 24-28. hafta
• Tam kan sayımı
• Tam idrar tetkiki
• 50 gram glukoz yükleme testi
• 28. haftada İndirekt Coombs Testi (kan uyuşmazlığı olanlarda)

6. vizit: 32. hafta
• Genel ultrason değerlendirmeleri

7. vizit: 34. hafta
• Genel ultrason değerlendirmeleri

8. vizit: 36. hafta
• Genel ultrason değerlendirmeleri

9. vizit: 38. hafta
• Ultrason (gerekirse biyofizik profil)
• NST (Non-Stres Test)
• Doppler ultrasonu (gerekirse)
• Kan biyokimyası, Tam kan sayımı, Tam idrar tahlilleri, Hbs Ag, Anti Hbs, HCV, HIV, gerekirse TORCH testleri tetkikleri tekrarı

39-42. haftalar arası izlem
• Ultrason (gerekirse biyofizik profil)
• NST (38-40. haftalar arası haftada bir, 40.haftadan sonra 3 günde bir)
• Vajinal muayene (tuşe)
• Doğum işaretleri konusunda gebe bilgilendirilir ve günü yaklaşan anne adayına doğumla ilgili detaylı bilgiler verilir.

40. haftadan sonra ise gebenin doğuma kadar haftada iki kez görülerek değerlendirilmesinde yarar vardır.

42. haftaya kadar doğumu başlamayan gebeler ise hastaneye yatırılarak doğum başlatılmalıdır


-------------
нєя ѕözüмüz ∂υ∂αкℓαя∂α güℓüş σℓ∂υ, ∂σηмє ιн&#


Mesaji gonderen: pelishh
Mesaj Tarihi: 06-Nisan-2007 Saat 23:26
 
Suda Doğum
 
Son dönemlerde, ülkemizde de oldukça sık sorulmaya başlanan bu alternatif doğum şekli, planlı olarak ilk kez 1960 larda Rusya’da denenmeye başlanmış ve bunu 1975 lerde Fransa takip etmiştir. Günümüzde, Rusya, İngiltere,Fransa ve Amerika’nın belirli kesimlerinde, bu konuda çalışmaları olan ve teçhizatlı, sınırlı sayıda klinikte uygulanmaktadır.

 

Suda doğum yaptıran ve tercih edilmesini savunan kişilerin savı; ılık suyun, sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğu ve bu etkinin kadının kendisini rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğudur.

 

Normal doğum ve suda doğumun avantaj ve dezavantajlarını karşılaştıran bir kaç çalışmada, yarar ya da komplikasyonlar yönünden her iki doğum şeklinin birbirine karşı üstünlüğünün olmadığı gösterilmiştir.

 

Ayrıca, bu tip alternatif  doğum şeklinin, bu konuda uzmanlaşmış bir ekip yanında, doğumun gerçekleştirilebileceği çok özel bir havuz/küvet sistemi ve ek teçhizatların bulunmasını gerektirdiği bilinmektedir.


Diğer yandan, bu tip bir doğum sırasında meydana gelebilecek ve anne ya da bebek hayatını tehlikeye sokan herhangi bir komplikasyon olması halinde ülkemiz sağlık mevzuatında yer almadığından, cezai ve vicdani sorumluluğun ne olacağı açık değildir.

 

Sonuç olarak; suda doğum, bu gün için, normal doğuma karşı hiç bir ek avantajı olmadığı düşünülen, ve henüz üzerinde yeterli sayıda tıbbi çalışma bulunmayan, sadece alternatif bir doğum şekli olmaktan öteye gidememiştir.



-------------
нєя ѕözüмüz ∂υ∂αкℓαя∂α güℓüş σℓ∂υ, ∂σηмє ιн&#


Mesaji gonderen: pelishh
Mesaj Tarihi: 06-Nisan-2007 Saat 23:28

Bulantı ve kusmalar için alınabilecek önlemler şunlardır ;

1.       Bir kerede aşırı yemek yemeyin

2.       Az az ancak sık sık yemeyi deneyin

3.       Çorba ve diğer sıvı gıdaları öğünlerde değil, katı yiyeceklerden bir saat  kadar sonra öğünler arasında yiyin, böylece midenin gerilmesi engellenerek kusmalar engellenecektir.

4.       Sindirilmesi güç olduğundan bulantı meydana getiren yağlı ve kızartılmış besinlerden sakınınız. Hatta böyle besinlerin pişirilmesi sırasındaki kokudan da uzak kalmaya gayret edin.

5.       Yemeklerden sonra bir müddet dik oturunuz. Bu mide bulantısını azaltacaktır.

6.       Gece alınan hafif yemekler mesela yoğurt, süt, meyve suyu, ekmek veya küçük bir sandviç sabah bulantısını azaltır. Yine bu küçük öğünden sonra bile 10-20 dakika kadar dik oturmak gerekir.

7.       Sabah uyanır uyanmaz, kalkmadan önce, baş ucunuzda duran kuru ekmek, kraker veya diğer tahıl ürünlerinden yapılmış yiyecekler bulantıyı azaltabilir.

8.       Yatak odanızı karartınız veya loş bir odada uyuyunuz. Yataktan yavaşça kalkınız ve ani hareketlerden kaçının.

9.       Yemekten hemen sonra dişlerinizi fırçalamayın.

10.    Gevşemeye, stresten uzak durmaya çalışınız, ayaklarınızı uzatıp başınızı hafifçe yükselterek gün boyunca dinlenmeye çalışın.

11.    Bulantı hissettiğiniz zaman gazoz, maden suyu türü veya karbonatlı su türünden azar azar için.

12.    Temiz hava iyi gelebilir. Kısa yürüyüşler yapınız veya pencere açık iken uyumaya çalışınız. Yemek pişirirken camı açık tutunuz ve kokuyu dışarı atmak için fan kullanın.

13.    Ekşi, turşu veya limona benzer şeyleri tüketin.



-------------
нєя ѕözüмüz ∂υ∂αкℓαя∂α güℓüş σℓ∂υ, ∂σηмє ιн&#


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 20-Nisan-2007 Saat 14:25

Hamilelikte egzersiz

Dünyaya yeni bebekler gelirken öncelikle istediğiniz, bebeğin sağlıklı olmasıdır. Doğumun rahat ve bebekle beraber annenin de sağlıklı olması hamilelik döneminde yaşam şeklindeki değişikliklerle mümkün olabilmektedir. Bedensel egzersizler doğumdan ölüme kadar her yaş grubunda uygulanabilmektedir. Hamilelik döneminde de bedensel egzersiz yapmanın yararları çoktur, bunlar:

  • Bacak kramplarının çoğalmasını engeller.
  • Sırt ve diğer hamilelik ağrılarını azaltır.
  • Vücut ağırlığınızın gereğinden fazla artmasını engeller.
  • Hamileliğin ve doğumun rahat geçmesini sağlar.
  • Çocuğun içinde yaşayacağı kapsülün genişlemesini sağlar.
  • Doğumdan sonra normale dönüşü hızlandırır.

Bu kadar önemli yararları sağlayabilmek için mutlaka bilinçli egzersiz yapılmalıdır.
Egzersiz sırasında dikkat edilecek noktalar ise şunlardır:

Bedensel egzersiz düzenli olarak yapılmalıdır. Bir hafta 3 gün, diğer hafta 1 gün egzersiz yapılarak fizyolojik yarar sağlamak mümkün değildir.

Haftada 4 gün egzersiz yapılmalıdır.

Eğer doktor tarafından hamileliğin riskli olduğu söylenirse doktor izin verene kadar egzersiz yapılmamalıdır.

Egzersiz sırasında belirlenecek en yüksek nabız sayınız hiçbir zaman aşılmamalıdır.

Gövdenin öne ve arkaya eğilmesi engellenmeli, karın bölgesine baskı uygulanmamalıdır.

Hamile kadının daha fazla oksijene ihtiyacı olduğundan yoğun egzersizlerden kaçınmalıdır.

Haftada 1 gün küçük ağırlıklarla kas çalışması yapılmalıdır.

Yağ yakmak için egzersiz yapılmamalı.

Bilinçsizce yapılacak ve kilo vermeye yarayacağı düşünülen diyetlerden uzak durulmalıdır.

Egzersiz sırasında ve sonrasında sıvı alımına dikkat edilmelidir.

Sağlıklı bir bebek, sağlıklı bir anne için egzersizin önemi büyüktür. Bu konuda güvenebileceğiniz bir egzersiz uzmanına danışarak yardım isteyiniz. Hamilelik döneminde sigara ve alkolden uzak kalarak doğru ve dengeli bir beslenme programıyla beraber bilinçli egzersiz yapmalıyız.



Mesaji gonderen: özlem
Mesaj Tarihi: 24-Nisan-2007 Saat 05:50
Hamilelikte Demir Eksikliği
Bu yazı evybaby den alıntıdır.. 

Sağlıklı ve sorunsuz bir bebek dünyaya getirmek için yapılması gerekenlerin başında dikkatli ve düzenli beslenme gelir. Anne iyi beslenmezse hem bebekte hem de kendisinde önemli sorunlar ortaya çıkabilir. Anneyi ve bebeği etkileyen, en sık rastlanılan problemlerin başında da demir eksikliği gelmektedir. Hamilelerin yüzde 50'sinde demir eksikliği görülmektedir.

 

Demir, hemen hemen tüm canlıların hayatında önemli rol oynar. Kan hücreleri içinde bulunan hemoglobin maddesi oksijeni taşımakla görevlidir. Demir ise hemoglobinin temel yapısına giren bir maddedir ve organizmanın en önemli yapıtaşlarından biridir. Kemik iliğindeki kırmızı kan hücrelerinin oluşabilmesi için, demir önemli faktördür. Demir eksik olduğu zaman kan yapılamamakta ve kansızlık problemi ortaya çıkmaktadır.

Demirin bir yararı da, zararlı veya toksik olabilecek maddeleri zararsız hale dönüştürmesidir. Aynı zamanda demir; büyüme, üreme, yaralarda iyileşme ve bağışıklık gibi pek çok olayda da önemli rol oynar. Ayrıca, bağışıklık sisteminin de sağlıklı ve etkili işlev görmesi açısından son derece önemli bir mineraldir.

Hem bebek ve plasenta hem de artan kan hacmi nedeni ile hamilelik döneminde demir eksikliğine sık rastlanır. Hamilelikte annedeki demirin önemli bir bölümü bebeğe geçmektedir. Bu yüzden annedeki demir oranı zamanla azalır ve bu bebekte de demir eksikliğini ortaya çıkarır. Bebeklerde demir eksikliği zeka geriliğine neden olmaktadır. Hamilelik sürecinde anne adaylarının beslenmelerine dikkat etmeleri ve mutlaka demir takviyesi yapmaları gereklidir. Annenin demir eksikliği olmasa bile, yine de ilaçlarla takviye alınabilir. Demir eksikliğine bağlı kansızlık basit bir sorun olarak görülmemelidir.


Demir eksikliği belirtileri :

ciltte soluk renk
halsizlik
yorgunluk
konsantrasyon bozukluğu
çarpıntı
baş ağrısı
ellerde ve ayaklarda uyuşma
nefes darlığı
sinirlilik hali
kulakların uğuldaması
dudaklarda çatlaklar
tırnakların incelip çabuk kırılması
saç dökülmesi
hızlı hareket edememe
sürekli uyku hali

Demir eksikliği olan kadınlar, hamile kalmadan önce tedavi olduklarında hamilelik süresince daha az sorun yaşamaktadırlar. Hamilelikte "kan yapıcı" yani demirden zengin gıdaların tüketilmesi ve demir ilaçlarının doktor kontrolünde kullanımı önemlidir. Demir hapları kesinlikle sütle veya çayla birlikte içilmemelidir. Bu besinler, demirin emilimini azaltmaktadır. Oysa, C vitamini ile alınması emilimi arttıracaktır. İkiz hamileliklerde vücudun demir gereksinimi arttığından, doktor kontrolünde doz yükseltilmesine gidilebilir.

Hamilelikte, yanlış uygulanan diyetler, yeme bozuklukları, kaliteli olmayan beslenme şekli ve vejeteryan beslenme demir eksikliğine neden olmaktadır. Demir eksikliğinden korunmak için ilaçlarla alınacak demir takviyesinin yanı sıra; kırmızı et, sakatat, pekmez gibi gıdaların ve C vitamini içeren portakal, mandalina gibi meyvelerin yeterli miktarda tüketilmesi gerekmektedir



Mesaji gonderen: özlem
Mesaj Tarihi: 24-Nisan-2007 Saat 05:51
Bebeğin ilk "evi": Anne göbeği

Dışarıdan bakıldığında; bir kadının hamile olduğu yirminci haftadan sonra belli oluyor. Bu zaman diliminde de çocuk anne karnındaki gelişim sürecinin yarısını tamamlıyor. İşte bebeğin ilk "evi" hakkında bilinmesi gerekenler...

Kadınlar hamile kaldıklarını öğrendiklerinde içgüdüsel olarak hemen ellerini karınlarına götürüyorlar. Bu konuda zaten kendilerine hakim olmaları mümkün değil. Çünkü annenin koruma güdüsü her zaman baskın çıkıyor. Ne de olsa içerde yeni bir hayat şekilleniyor ve bu minik "mucize" gözlerini dünyaya açmak için gün sayıyor.

Tabii, karın elle hissedilir bir biçimde ortaya çıkana kadar beklemekten başka yapılacak bir şey yok. Çoğu hamile kadının karnı yirminci haftadan sonra belirginleşirken, bazılarının yirmi beşinci veya otuzuncu haftadan sonra hamile oldukları anlaşılıyor.

Karın aşağıdan yukarıya doğru büyüyor

Ultrasona giren kadınlar zaten göbeğin ilk aşağı kısımda büyümeye başladığını biliyorlar. Rahim ilk başlarda tüylerin olduğu bölgedeyken, on ikinci haftadan sonra biraz daha yukarıya doğru büyüyor. Fermuarı kapatırken zorluk çekilse de, pantolon düğmesi bu dönemde hala rahat bir şekilde kapanabiliyor. Her muayenede doktor tüm gelişmeleri not ediyor ve göbeğin gelişimini ve büyümesini de bu şekilde gözlemliyor.

Rahim bir balon kadar esnek

Hamileliğin ilk günlerinde yaklaşık 70 gr. olan ve bir armudu andıran rahim, doğum vakti yaklaştığında iki futbol topu büyüklüğüne ulaşıyor. Kasların ağırlığıysa 500 gramı buluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Öp. Dr. Enver Kurt, ilerleyen hamilelikle birlikte göbeğin iç tabakasının büyük bir esnemeye uğradığını, buna rağmen buradaki doku tabakalarının ağırlığı kaldırabilecek kapasiteye ulaştıklarını belirtiyor. Dr. Kurt sözlerine şöyle devam ediyor: "Hayat boyunca iz bırakan çatlaklar her bünyede ortaya çıkmıyor. 'İyi' bir bağdokusu genetik olduğundan, çatlaklar da buna bağlı oluşuyor. Yani anneniz hamileliğini pürüzsüz atlattıysa, sizde de sonucun böyle olmasını bekleyebilirsiniz. Ayrıca bakım yapmaya karnınız düzken başlamanız faydalı olacaktır. Masajlar, yağlar ve özel kremler göbeğin daha rahat esnemesini sağlar."

Her göbeğin kendine has bir yuvarlaklığı var!

Hamileliğin yirmi beşinci ve otuzuncu haftasında hamile kadınlar ilk hazırlıklara başlıyorlar. Ve bu dönemde kıyaslamalar da başlıyor; "Benim göbeğim niye daha küçük?" veya "Niye bu kadar büyük?" gibi farklı sorular ortaya çıkıyor.

Göbeklerin farklı şekilde ve büyüklükte olmasının sebepleriyse:

- Ufak tefek ve nazik kadınların göbekleri daha önce belirginleşiyor. Çünkü dolgun kadınlarda yeni göbek daha fazla yayılabiliyor ve dolayısıyla fark edilmesi daha uzun bir zaman alabiliyor.

- Amniyos sıvısının miktarı kadından kadına değişiyor. Normalde çocuk bir veya bir buçuk litre sıvıyla çevreleniyor. Bazen bu miktar üç litreye kadar çıkıyor.

- İnce kadınlarda göbeğin daha belirgin olmasının bir sebebi de göbeğin saklanması İçin fazla yağ tabakalarının bulunmaması.

- Ve tabii ki ne kadar çok bebek varsa, karın o kadar büyük oluyor.

Göbeğin büyüklüğü ile bebeğin büyüklüğünü belirlemek hatalı bir davranış olarak görülüyor. Hatta hamileliğinde pek fazla kilo almayan kadınların normal kilolu çocuklar dünyaya getirmelerine doğal olarak sıkça rastlanıyor. Ve tam aksine koskocaman göbeklerden İnce ve nazik çocukların doğabildiği de bir gerçek!

Tüm bunlara rağmen yine de fazlasıyla büyük karınlı annelerin tüm gelişimleri yakından izlenmelidir. Eğer büyüme ve kilo alma çok hızlı gelişiyorsa, bu bebekteki bir problemin belirtisi olabiliyor.

Böyle bir durum özellikle dikkatinizi çektiğinde hemen doktorunuza danışmalısınız. Doktorunuz sebeplerini araştırarak, doğru tedaviyi bir an önce uygulayacaktır.

Sivri karın erkek bebek mi?

Halen annelerin sık rastladıkları ve sürekli duydukları birkaç varsayım var bu konuda. Örneğin sivri bir karma sahip olan annelerin çocuğu erkek olacak gibi. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi bunların hepsi sadece birer varsayım. Göbeğin yapısı tümüyle rastlantı, biraz da genetiktir. Tecrübeli anne adayları ve doktorlar göbeğin dış görüntüsünden, çocuğun anne karnındaki pozisyonu hakkında fikir sahibi olabiliyorlar. Örneğin ultrasona bakmadan, çocuğun kafasının otuz ikinci haftasında olduğunu kolaylıkla görebiliyorlar.

Dayanıklı bölge: Göbek deliği

Hamileliğin son günlerinde artık göbek deliği ütülenmiş bir görüntüye sahip oluyor. Altındaki derinin çok hassas olmasına rağmen, bir altındaki doku da aynı hassasiyete sahip. Bu nedenle hamile pantolonunun lastiğinin fazla sıkmamasına dikkat etmelisiniz.

Göbeğin üstündeki garip çizgi...

Hamileliğin son günlerinde genelde koyu renk saçlı kadınlar göbek deliğinden aşağı doğru uzanan bir çizgiye rastlıyorlar. Açık tenli, sarışın kadınlarda bu çizgi daha az belirgin oluyor. Peki bu çizgi neden ortaya çıkıyor? Yanıtı çok basit: Hamilelik sırasında farklı doku tabakaları arasına, dışardan görünmeyecek şekilde pigmentler yerleşiyor. Bunun sebebiyse tam olarak bilinmiyor. Tek bilinen; bu çizginin doğumdan sonra kaybolduğu.

İkinci çocuğun farkına daha çabuk varılıyor

İlk çocukta karnın büyümesi daha uzun sürerken, ikinci çocukta karın daha çabuk gelişiyor. Her ne kadar esnemiş bir rahim bunun nedeni olarak görülse de bu doğru değil. Çünkü doğumdan sonra rahim kısa süre içinde eski büyüklüğüne geri dönüyor. Buna rağmen "tecrübeli" anne bebeğin ilk hareketlerini önceden hissediyor.

Göbeğin ağırlığı ne kadar?

- Bebeğin ağırlığı: Ortalama 3.500 gr.
- Plasentanın ağırlığı: Ortalama 700 gr.
- Amniyos sıvısının ağırlığı : Ortalama 1.000 gr.
- Rahmin ağırlığı: Ortalama 500 gr.
- Toplam: 5700 gr.
 
-alinti-


Mesaji gonderen: özlem
Mesaj Tarihi: 24-Nisan-2007 Saat 05:54
 
gebelikte hurmanın faydaları
 
Hurma, Kuran'da pek çok ayette bahsi geçen, cennet nimetleri arasında
> >"eşsiz-hurma" (Rahman Suresi, 68) ifadesiyle nitelendirilen bir meyvedir.
> >Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu meyve incelendiğinde, pek çok önemli
> >özelliği olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilinen en eski bitki çeşitlerinden
> >biri
> >olan hurma, günümüzde lezzetinin yanı sıra besleyici özelliği nedeniyle de
> >tercih edilen bir besindir. Her geçen gün keşfedilen faydaları hurmayı, hem
> >gıda hem de ilaç olarak kullanılan bir besin haline getirmiştir. Hurmanın
> >sahip olduğu bu özelliklere Meryem Suresi'nde dikkat çekilmiştir.*
> >
> >*Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke
> >bundan
> >önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim." Altından (bir
> >ses)
> >ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark
> >kılmıştır."
> >Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma
> >dökülüversin." Artık, ye, iç, gözün aydın olsun... (Meryem Suresi, 23-26)*
> >
> >*Allah'ın, Hz. Meryem'e "hurma yemesini" bildirmesinin pek çok hikmeti
> >vardır. Allah'ın Hz. Meryem'in doğumunu kolaylaştırmak için sunduğu
> >nimetlerden biri olan hurmanın, özellikle hamile ve doğum yapan kadınlar
> >için önemi ve faydaları, bugün bilimsel olarak da bilinmektedir. Hurma,
> >içerdiği %60-65 oran ile en çok şeker içeren meyvelerden biridir.
> >Doktorlar,
> >hamile kadınlara doğum yaptıkları gün meyve şekeri içeren yiyecekler
> >verilmesi gerektiğini belirtmektedirler. Bunun amacı, annenin zayıf düşen
> >vücuduna enerji ve canlılık kazandırmak, aynı zamanda da yeni doğan bebeğe
> >gerekli olan sütün oluşabilmesi için, süt hormonlarını harekete geçirmek ve
> >anne sütünü çoğaltmaktır. *
> >
> >*Ayrıca doğum sırasında meydana gelen kan kaybı, vücut şekerinin düşmesine
> >sebep olur. Hurma vücuda tekrar şeker girişinin sağlanması açısından
> >önemlidir ve tansiyon düşmesini de engeller. Kalori değerinin çok yüksek
> >olması sebebiyle hastalıktan güçsüz düşmüş ya da yorgun olan kimseler için
> >özellikle çok faydalıdır. *
> > **
> >
> >*Bu bilgiler, Allah'ın Hz. Meryem'e, hem kendisine enerji ve canlılık
> >verecek hem de bebeğin tek gıdası olan sütün meydana gelmesini sağlayacak
> >"hurma"dan yemesini bildirmesindeki hikmetleri ortaya koymaktadır. Örneğin
> >hurma, insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati önem
> >taşıyan 10'dan fazla element içermektedir. Bu nedenle günümüzde bilim
> >adamları, insanın sadece hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini
> >belirtmektedirler.**115*
> ><http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#115>*Bu konuda tanınmış
> >uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson ise, bir hurma ve
> >bir bardak sütün bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini
> >söylemektedir.**116* <http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#116>
> >
> >*Hurmada bulunan oksitosin maddesi de, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı
> >bir ilaç olarak kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı etkisi
> >nedeniyle pek çok kaynakta "rapid birth" yani "hızlı doğum" ifadesiyle
> >tanımlanmaktadır. Doğum sonrasında ise anne sütünü artırıcı etkisiyle
> >bilinmektedir.**117*
> ><http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#117>*Oksitosin esas
> >olarak beyinde salgılanan, doğum sancılarını başlatan bir
> >hormondur. Doğum öncesi vücudun tüm hazırlıkları bu hormon sayesinde
> >başlar.
> >Hormonun etkisi, ana rahmini oluşturan kaslarda ve anne sütünün
> >salgılanmasını sağlayan kas yapısındaki hücrelerde görülür. Doğum esnasında
> >ana rahminin etkili olarak kasılması doğumun gerçekleşebilmesi için son
> >derece önemlidir. Oksitosin de, rahmi oluşturan kasların çok güçlü bir
> >şekilde kasılmasını sağlar. Ayrıca oksitosin, yeni doğmuş olan bebeğin
> >beslenmesi için anne sütünün salgılanmasını başlatır. Hurmanın tek başına
> >bu
> >özelliği -oksitosin içermesi- bile Kuran'ın Allah'ın vahyi olduğunun önemli
> >bir delilidir. Hurmanın tıbbi olarak faydalarının tespit edilmesi ancak
> >yakın tarihlerde mümkün olmuştur. Halbuki Kuran'da yaklaşık 1400 sene evvel
> >Allah'ın Hz. Meryem'e hamilelik döneminde hurma ile beslenmesini vahyettiği
> >bildirilmektedir. *
> >
> >*Ayrıca hurmada insan vücuduna bol miktarda hareket ve ısı enerjisi
> >kazandıran, vücutta parçalanıp kullanılması kolay olan bir şeker türü
> >bulunmaktadır. Üstelik bu şeker kan şekerini hızla yükselten glikoz değil,
> >meyve şekeri fruktozdur. Özellikle şeker hastalarında kan şekerinin hızla
> >yükselmesi, pek çok organı olumsuz olarak etkiler, ancak en çok hasar gören
> >organ ve sistemler göz, böbrekler, kalp-damar sistemi ve sinir sistemidir.
> >Gözde görme kaybına kadar varan rahatsızlıklar, kalp krizi, böbrek
> >yetmezliği gibi pek çok ciddi hastalığın en önemli nedenlerinden biri, kan
> >şekeri yüksekliğidir.*
> >
> >*Hurma içerik olarak çok çeşitli vitamin ve minerale sahiptir. Lif, yağ ve
> >proteinler açısından da çok zengindir. Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum,
> >magnezyum, demir, kükürt, fosfor ve klor da bulunmaktadır. Hurma ayrıca A
> >vitamini, betakaroten, B1, B2, B3 ve B6 vitaminlerini de içerir. Hurmada
> >bulunan vitamin ve minerallerin, normal insan vücudunda ve hamilelik
> >zamanlarındaki faydalarından bazılarını ise şöyle sıralayabiliriz:*
> >
> >**Hurmanın besleyici oranının gücü, içerdiği uygun mineral dengesinden
> >kaynaklanmaktadır. Hurmada, hamilelikte kadınların alması gereken bir B
> >vitamini olan folik asit de bulunmaktadır. Folik asit (B9), vücutta yeni
> >kan
> >hücresi yapımında, vücudun yapı taşı olan amino asitlerin yapımında ve
> >hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu
> >yüzden
> >hamilelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç
> >iki
> >katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz olduğunda yapısal olarak
> >normalden büyük, ancak işlevleri düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve
> >kansızlık belirtileri ortaya çıkar. Özellikle hücre bölünmesinde ve
> >hücrenin
> >genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik asit, hamilelik
> >sırasında gereksinimi iki katına çıkan tek maddedir. Hurma da, folik asit
> >açısından çok zengin bir besin türüdür.*
> >
> >****Öte yandan hamilelikte meydana gelen uzun süreli bulantı ve fiziksel
> >tepkimeler nedeniyle potasyum eksikliği açığa çıkar ve bu durumda da
> >potasyum takviyesi yapılması gerekir. Hurmada bol miktarda bulunan potasyum
> >bu açıdan büyük önem taşıdığı gibi, vücuttaki su dengesinin korunmasında da
> >son derece etkilidir. Ayrıca potasyum, beyne oksijen gitmesine de yardımcı
> >olarak berrak düşünebilmeyi sağlar. Bununla beraber vücut sıvıları için
> >uygun alkalik özelliği sağlar. Zehirli vücut atıklarını dışarı atması için
> >böbrekleri uyarır. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardım eder ve sağlıklı
> >deri oluşumunu
> >sağlar.**118*<http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#118>
> >
> >**Hurmanın içerdiği demir, kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobin
> >sentezini kontrol eder ve bu da hamilelikte kansızlığın engellenmesini ve
> >bebeğin gelişimi için hayati önem taşıyan kandaki alyuvarlar dengesinin
> >uygun hale gelmesini sağlar. Bilindiği gibi alyuvarlar kanda oksijen ve
> >karbondioksiti taşıyarak hücrelerin canlılığını sürdürmesinde rol oynarlar.
> >Çok fazla demir içermesi sebebiyle, bir insan günde 15 tane hurma yiyerek
> >vücudunun demir ihtiyacını karşılayabilir ve demir eksikliğinden
> >kaynaklanan
> >rahatsızlıklardan korunmuş olur. *
> >
> >**Hurmada bulunan kalsiyum ve fosfat ise, iskelet oluşumu ve vücudun kemik
> >yapısının dengelenmesi için çok önemli elementlerdir. Hurma, içerdiği bol
> >fosfor ve kalsiyum ile kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur ve bu
> >hastalıkların azaltılmasına yardım eder.*
> >
> >**Bilim adamları hurmanın stres ve gerginliği giderici etkisine de dikkat
> >çekmektedirler. Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar,
> >sinirleri güçlendiren B6 vitamininin ve kasların çalışmasında önemli rol
> >oynayan magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya
> >koymuştur. Hurma ayrıca içerdiği magnezyum ile, böbrekler için de son
> >derece
> >önemlidir. Bir insan günde 2-3 tane hurma yiyerek vücudunun magnezyum
> >ihtiyacını
> >karşılayabilir.**119*<http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#119>
> >
> >**İçerdiği B1 vitamini ile sinir sisteminin sağlıklı olmasını
> >kolaylaştırır.
> >Vücuttaki karbonhidratların enerjiye çevrilmesine, protein ve yağların
> >vücudun diğer ihtiyaçları için kullanılmasına yardımcı olur. B2 vitaminiyle
> >de, vücudun enerji sağlaması ve hücrelerin yenilenmesi için protein,
> >karbonhidrat ve yağların yakılmasına yardımcı olur. *
> >
> >**Hamilelikte A vitaminine olan ihtiyaç da artar. Hurma, içindeki A
> >vitamini
> >sayesinde, görme gücünü ve vücut direncini artırır, kemik ve dişlerin
> >güçlenmesini sağlar. Hurma, betakaroten açısından da son derece
> >zengindir.**
> >120* <http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#120>* Betakarotenin
> >hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak, kanseri önleyici
> >özelliği vardır.*
> >
> >**Ayrıca diğer meyveler genellikle protein açısından yetersizdir, ancak
> >hurma protein de
> >içermektedir.**121*<http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#121>
> >* Bu özelliği sayesinde vücudun hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı
> >korunmasını sağlar, hücreleri yeniler ve vücut sıvısını dengeler. Örneğin
> >et
> >de faydalı bir gıdadır ancak özellikle böyle bir dönemde taze bir meyve
> >olan
> >hurma kadar fayda vermeyebilir. Hatta böyle bir dönemde etin fazla
> >tüketilmesi vücutta zehirlenmeye neden olabilir. Hazmı kolay olan, hafif
> >sebze, meyve türü yiyeceklerin tercihi daha uygun bir seçimdir. *
> >
> >*Hurma ile ilgili tüm bu bilgiler, Allah'ın sonsuz ilmini ve insanlara olan
> >rahmetini ortaya koymaktadır. Görüldüğü gibi modern tıbbın ancak günümüzde
> >tespit edebildiği hurmanın -özellikle de hamilelik dönemindeki- faydalarına
> >Kuran'da 14 asır önce işaret edilmiştir.*


-------------

/|
./\.
bu benim
CinCon'um
Adı Rıfkı


Mesaji gonderen: özlem
Mesaj Tarihi: 24-Nisan-2007 Saat 05:55

Gebelik Süresince Nelere Dikkat Edilmeli ?


Sigara ve alkol kullanmayınız.

Hekim önerisi dışında ilaç almayınız.

Hekiminizin önerdiği demir ilacını düzenli olarak kullanınız.

Uzun süre ayakta durmayınız.

Günlük işleriniz sırasında kendinizi yormayınız.

Bisiklet sürme, tenis oynama, kayak yapma gibi sporlardan uzak durunuz.

Mesleğiniz gereği de olsa ağır nesneler kaldırmaktan, zararlı metal, kimyasal madde ve radyasyondan uzak durunuz.

Yolculuktan önce doktorunuza danışınız.

Bol ve rahat giysileri seçiniz.

Alçak topuklu rahat ayakkabılar giyiniz.

Pamuklu iç çamaşırları giyinin ve iç çamaşırlarınızı günlük olarak değiştiriniz

Yüzük ve bilezik gibi takılar takmayınız.

Diş bakımına özen gösterin. Sabah uyanınca, akşam yatmadan önce ve her öğünden sonra yumuşak fırça ile, yavaş haraketlerle dişlerinizi fırçalayınız.

Röntgen ışınlarından sakının. Çok fazla zorunlu olmadıkça radyolojik inceleme yaptırmayınız.

Her türlü canlı aşıdan sakınınız (Gerekli durumlarda salk polio aşısı, tetanoz aşısı yaptırmanın sakıncalı olmadığı aklınızda bulunsun.

Düşük riski yok ise son aya kadar cinsi ilişkide bulunmakta sakınca yoktur.

Haftada en az bir kez ayakta; duş alır biçimde, ılık su ile banyo yapın.

Meme bakımına özen gösteriniz.
Sarkmayı önlemek için çok sıkı olmayan askılı, pamuk dokumalı sütyen giyiniz.
Dolgunluğu önlemek için hafif parmak dokunuşları ile masaj yapınız.

Bol su içiniz.

C vitamini ve kalsiyum yönünden zengin gıdalar (Turuçgiller, süt ve süt ürünleri) seçiniz.

Lifli besinleri tercih ediniz.

Gebelik boyunca 10-12 kg'dan fazla kilo almamaya özen gösteriniz.

Aşağıda durumlarda hemen hekime başvurunuz;

1-Vajinal kanama: Düşük olasılığını gösterir. Bebeğin olduğu kadar annenin de yaşamını etkileyebilir.

2-Karında belirgin, sürekli ya da aralıklı ağrı olması: Dış gebelik, düşük, erken doğum belirtisi olabilir.

3-Fetus hareketlerinin artması ya da azalması. Fetusun sıkıntı içinde olduğunu gösterir.

4-Yüksek ateş titreme: Enfeksiyon belirtisidir.
Bulanık ya da bozuk görme,
Şiddetli baş ağrısı,
İnatçı kusma,

5-İdrar yaparken yanma, zorluk ya da az idrar çıkarma: İdrar yolları enfeksiyonunu gösterir.

6-Ellerde ayaklarda ya da yüzde şişme: Böbrek işlevlerinde bozukluğu gösterir.



Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 29-Nisan-2007 Saat 08:02


http://imageshack.us/">

Eğitim anne karnında başlıyor


Çocuğunuza yabancı dil, ya da sanat eğitimini hamileliğiniz ilk aylarından itibaren verebileceğinizi biliyor muydunuz?

Psikologlar hamileliğin ikinci 3 aylık dönemi olan 3. ve 6. aylar arasında çocuğun zihinsel gelişiminin başladığını ve annenin heyecana bağlı ortamından etkilenen çocuğun, çeşitli uğraşlarından da etkilendiğini belirtiyorlar.

Psikolog Halis Özerk, "Anne karnındaki bebeğin, koşullama yöntemiyle yabancı dile, çeşitli sanatsal etkinliklere, bazı bilimlere yatkınlığı artırılabilir, düzenli uyku alışkanlığı kazandırılabilir. Örneğin, hamileliğin 2. döneminde sürekli yabancı dil konuşan, dinleyen annenin çocuğunun o dile kolayca hakim olabildiği; resme kendisini adayan annenin de çocuğunun resme karşı yetenek kazandığı saptanmış. Ayrıca matematik, fizik gibi bilimlerle ilgilenen annenin de çocuğunun bu bilimlere karşı başarılı olduğu görülmüş" diyor. Özerk doğumdan sonra çocuğun uyku düzeninin ise hamilelik döneminde gürültülü ortamda bulunan, sesli müzik dinleyen anne adaylarının çocuklarında daha iyi olduğunu, çocuğun gürültüden fazlaca etkilenmediğini söylüyor.

Özerk, hamilelik döneminde anneye verilen bu eğitimin doğumdan sonra da desteklenmesi gerektiğini dile getiriyor: "Anne, doğumdan sonra da çocuğunun kazanmak istediği yeteneği devam ettirmelidir. Örneğin, yabancı dil konuşma ve dinlemelerinin devam etmesi gerekir. Bu arada, hamilelik döneminde klâsik müzik ya da Türk sanat müziği dinleyen bir anne adayı, doğum sonrası, çocuğunun uyumasını istediği saatte aynı müziği dinleyerek uyku saatini ayarlayabiliyor."

Özerk, gelişmiş ülkelerde giderek yaygınlaşan koşullama yönteminin Türkiye'de henüz yeterince uygulanmadığını ve bu yöntemin mutlak surette uzman kontrolünde yapılması gerektiğini de ekliyor.




Mesaji gonderen: butterfly
Mesaj Tarihi: 04-Mayis-2007 Saat 14:32
 
hamilelik dönemindeki değişikliklerin amacı
 
 
 
Gebelik kadında tam anlamıyla "tepeden tırnağa" değişikliklerin ortaya çıktığı bir dönemdir. Bu değişikliklerin hepsinin ortak amacı sizin doğuma ve bebeğinizi beslemeye hazırlanmanızdır. Doğa sizdeki hazırlıkları en kötü koşullarda doğum yapacakmışsınız ve bebeğinizi de yine kötü koşullarda emzirecekmişsiniz gibi sizi ve bebeği maksimum korumaya alacak şekilde yapar. İşte sizlere gebelik dönemindeki değişikliklerden en ilginç ve belirgin olanları ve amaçları:

Gebelik döneminde;

  • İlk aylarda bazı maddelere karşı ilgi duyarsınız, bazılarının adını bile duymak istemezsiniz. Sabah kalktığınızda bulantı hissedersiniz, tüm gün uyumak istersiniz. Amaç vücudunuzun ihtiyacı olan maddeleri almak, toksik olabilecek (sigara dumanı gibi) maddelerden kaçınmanızı sağlamaktır. Bebek hareketlerinin henüz başlamadığı dönemde sabah bulantısı size hemen hamile olduğunuzu hatırlatır. Gün boyu olan uyuma eğilimi sizi gebeliğin ileri aylarında dinamik olmaya hazırlar.
  • Solunum kapasitesi artar, soluklar derinleşir. Amaç bebeğe maksimum oksijen gitmesi ve gebeliğin ilerleyen dönemlerinde rahiminiz akciğerleri yukarı doğru ittirdiğinde de yeterli oksijen alımının sağlanmasıdır.
  • Kalp damar sisteminizde dolaşan kan hacmi ve tüm vücut sıvınız %50 oranında artar, kalp daha güçlü ve daha hızlı çalışır. Amaç bebeğe maksimum oksijen ve gıda maddesinin gitmesinin sağlanması, doğumdaki muhtemel aşırı kan kaybı için kan yedeklenmesidir.
  • Kanınızın pıhtılaşma kabiliyeti artar. Amaç doğumdaki kan kayıplarını en aza indirmektir.
  • Kas-eklem sisteminizde genel bir gevşeme hali olur. Amaç karnınızda büyüyen bebeğe yer açmak ve pelvisinizin ("çatınızın") genişleyerek doğuma hazır hale gelmesini sağlamaktır.
  • İlk başlarda uykuya eğiliminiz artar, sonlara doğru gece içinde birkaç kez uyuma-uyanma döngüleri yaşarsınız. Amaç gebeliğin başlarında beyninizde sağlıklı işlevler için gerekli maddelerin depolanmasını sağlamak, sonlarda ise doğduktan sonra iki-üç saatte bir emzireceğiniz bebeğiniz için uykusuzluğa alışmanızı sağlamaktır.
  • Başta karın bölgesi olmak üzere vücudunuzda yağ dokusu artar. Amaç emzirme dönemindeki muhtemel bir kıtlıkta sizin ve bebeğinizin sağ kalmasını garanti altına almaktır.
  • Başta koku duyusu olmak üzere tüm duyu sistemleriniz daha iyi çalışır. Amaç bebeğinizi tehlikelerden daha iyi koruyabilmektir. Doğum sonrası anneler neredeyse bebeklerinin yan odadaki solunum seslerini bile duyacak kadar hassas bir işitme duyusuna sahip olurlar.
  • Bebeğiniz de size aldığı pozisyonla yardımcı olmaya çalışır: Bebeklerin %90'ı anne karnında vücutlarını sola döndürerek yatarlar. Amaç vücudunuzun sağ yanında yer alan büyük toplardamarlara baskı olmasını engellemektir. Siz de uykunuzda otomatikman sola yatış pozisyonu alarak bu duruma katkıda bulunursunuz.

Gördüğünüz gibi doğa sizin yanınızda. Vücudunuzdan gelen sinyallere duyarlı olmalısınız



Mesaji gonderen: Tubaaa1984
Mesaj Tarihi: 05-Mayis-2007 Saat 11:06
Gebelikte mide yanması

Mide%20yanmasına%20dikkat!Gebelerde mide yanması hormonlar ve karın içinde büyüyen rahim nedeniyle, asit mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına bağlı tahriştir. Erken gebelikte daha çok aşerme ve bulantı-kusmaya bağlı oluşan bu yakınma, gebelik ilerledikçe kabızlık, hazımsızlık ve gaz gibi sorunlarla birlikte giderek artan şidette görülür.

Öneriler

· Sık ve küçük öğünler halinde yiyin
· Mide yanmanızı arttıran hareketler ve pozisyonlardan kaçının (ani öne eğilmeler, yemekten hemen sonra yatmak, uzanmak vb.)
· Özellikle yemekten hemen sonra uzanmak yerine arkanızı küçük bir minderle destekleyerek oturun
· Mide yanmanız,davranış ve diyet değişikliklerine rağmen düzelmez ve ya artarsa hekiminize danışarak antiasit alın.
· Yağlı ve baharatlı gıdalardan, kızartmalardan, fazla miktarda çay, kahve ve çikolatadan uzak durun.
· Yemekten sonra hafif yürüyüşler sorununuza iyi gelebilir.



-------------
OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/


Mesaji gonderen: Tubaaa1984
Mesaj Tarihi: 05-Mayis-2007 Saat 11:11
 
Dogum cantasinda olmasi gerekenler
 

Bir anne adayının hastane çantasında olması gerekenler aşagıda sıralanmıştır. Ancak çantanızı hazırlarken dogum yapacagınız mevsime çok önem vermeli ona göre giysi koymalısınız. Ayrıca doğum yapacagınız hastane ile görüsmeli sizin ve bebeginiz için temin edecekleri seyleri ögrenmelisiniz. Böylece çantanızı gereksiz, kullanmayacağınız esyalarla doldurmus olmazsınız.
 
Bebek için
  • 2 tane bady (Mevsime göre kisa veya uzun kollu)
  • 2 tane tulum
  • 2 tane çorap
  • 2 tane agiz mendili
  • 2 tane pijama alti
  • 2 tane sapka ve eldiven
  • 2 takim kiyafet (zibin takimi, pijama takimi ,patigi,basligi vs)
  • Yelek ve hirka
  • Battaniye
  • 3-4 tane bebek bezi
  • Araba koltugu/ana kucagi veya portbebe
  • Havlu
  • 2 tane önlük
  • 2 tane yelek
  • 2 adet Patik
  • Göbek Bagii
  • Saç Fırçası
  • Burun Temizleme Aspiratörü
  • Biberon
Anne için
  • 2 adet gecelik
  • 1 adet pijama
  • 1 adet sabahlik Alti kaymayan terlik
  • 2 adet çorap
  • 3-4 adet kilot
  • 1-2 adet atlet
  • 2 adet emzirme sütyeni
  • Hirka ya da sal
  • Koyu renk havlu
  • Hijyenik Ped
  • Gögüs Pedi
  • Gögüs Kalkani
  • Gögüs ucu için krem
  • Gögüs pompasi
  • Tarak
  • Dis Macunu-Dis firçasi
  • Sampuan
  • Sabun
  • Toka, Parfüm, makyaj malzemeleri
  • Kulak Pamugu
  • Kagit,kalem
Genel Gerekli Malzemeler
  • Fotograf Makinesi veya kamera
  • Telefonlar ve sarj aletleri
  • Yedek piller
  • Kolonya, islak Mendil
  • Kagit Havlu
  • Kitap, dergi v.s.
  • Çikolata


-------------
OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/


Mesaji gonderen: butterfly
Mesaj Tarihi: 08-Mayis-2007 Saat 00:34
HAMİLE KADINLARIN BEYNİ

Bazı hamile kadınlar belli bir konuya yoğunlaşamadıklarından ve hafızalarının zayıfladığından şikayet ederler. Buna yeni bir açıklama getirildi. Bir grup anestezi uzmanı ve radyolog, hamilelik döneminin sonlarına doğru kadınların beyinlerinin büzüldüğüne ve eski durumuna gelmesinin 6 ay sürdüğüne inanıyorlar. Grubun lideri anestezi uzmanı Anita Holdcroft, bu gözlemin bazı hamile kadınlarda ve yeni annelerde görülen öğrenme ve kavramayla ilgili problemelerle bağlantılı olabileceğini söylüyor.

Sheffield'de yapılan bir toplantıda araştırmacılar, 10 sağlıklı kadının beyinlerinin 3 boyutlu resimlerini vermek için üç grup manyetik rezonans görüntü yarattıklarını açıklamışlar. İlk grup hamileliğin sonlarına doğru, ikinci grup doğumdan 6-8 hafta sonra ve üçüncü grup da doğumdan 6 ay sonra çekilmiş. Karşılaştırmalar sonunda, kadınların fizyolojileri hamile olmayan duruma geçtiğinde beyinlerinin büyüdüğü görülmüş.

Kadınların beyinleri hamilelik sonrasında normalden büyümüş olabileceği gibi, hamilelik döneminde küçülmüş de olabilir.

Üremeyi de düzenleyen hormonlar dahil birçok hormonu salgılayan beyindeki hipofiz bezi de, tam tersi bir etki göstererek hamilelik döneminde büyüyor.

Holdcroft, beyindeki bu değişimin beyindeki hücrelerin sayılarının değişiminden değil de, tek tek hücrelerin hacmindeki değişimden kaynaklandığına inanıyor.

Araştırmalar ilk olarak loğsa humması geçiren kadınlar üzerinde yapılıyor. Ancak, araştırmalar bu değişimin loğusa humması öncesi bir belirti değil hamileliğin normal bir özelliği olduğunu gösteriyor.



Mesaji gonderen: Tubaaa1984
Mesaj Tarihi: 08-Mayis-2007 Saat 11:51

Gebelik Sonrası Depresyon

Bebeğinizi kucağınıza almak için 9 ay beklediniz. Uzun, zor ve zahmetli hamilelik sürecinde, hep bu anı düşlediniz. Minik bebeğiniz doğacak, kucağınıza alacaksınız, kokusunu duyacak, öpmeye kıyamayacaksınız. Tam da hayal ettiğiniz gibi oldu. Ama sanki hayal edilmeyen bir şeyler var gibi... Mutlu olmanız gereken bu günlerde içinizde kötü bir his: sıkılıyorsunuz, ağlamak istiyorsunuz, gözleriniz sık sık doluyor, biri bir şey söylese hüngür hüngür ağlayacaksınız. Kendinizi şaşkın ve çaresiz hissediyorsunuz ama neden böyle olduğunu da tahmin edemiyorsunuz. Bende mi bir gariplik var diye düşünüyorsunuz? Bu sık sık hissettiğiniz yorgunluk, sanki minik bebeğinize bir şey olacakmış gibi garip düşünceler, acaba yeterince bakamıyor muyum? sorusunun aklınızdan hiç silinmemesi... Şimdilik endişelenmeyin. Çünkü normal bir süreç yaşıyorsunuz.

Doğum sonrası Hüzün sık yaşanan bir durum

Bu kaygıların, sıkıntıların yeni doğum yapmış annelerin başına geldiğini bilmelisiniz. Bilimsel adıyla "Doğum Sonrası Hüzün"ü yaşamaktasınız.

Yeni bir bebekle baş başa kalmak, ona bakmak, yeni doğum yapmış anneleri tedirgin eder. Aylardır beklediği bebek yanı başındadır ama başka bir varlıktır; miniciktir, konuşamamakta, istediğini anlatama-makta, belki de ağlamaktadır. Onu emzirmek, temizlemek, altını açmak, gazını çıkarmak... Hayatınızda bambaşka bir sayfa açılmıştır artık. Anneliğin ilk adımlarını atmakta, onunla yaşamayı öğrenmeye başlamaktasınızdır.

Bu değişikliklerin yanı sıra hamilelik sırasında değişen hormonlar, beden yapısının tekrar yeni bir değişime uğraması, annelerin ilk günlerinde farklı duygular yaşamasına neden oluyor.

Duygularınız değişim göstermektedir. Genel olarak doğum sonrası 2 ile 4 gün arasında bu farklılığı hissedebilirsiniz. Şiddeti ve yoğun olduğu dönem 48 saattir. "Niye ben?" diye düşünmenize gerek yok. Çünkü doğum yapan kadınların % 50-80`inde görülüyor. Anne bu süreçte, anne adaylığından anneliğe geçişin tedirginliğini yaşamaktadır. Belirtileri; ağlamaklı bir yüz görünümü, sık sık ağlama, hafif yorgunluk, sıkıntı hissi, konsantrasyon eksikliği, uyku bozukluğu, çocuğu ve kendi sağlığı hakkında aşırı endişe etmek şeklinde görülüyor. Bu belirtiler geçici bile olsa, bu dönemde annenin çevresindeki sevdikleri tarafından desteklenmesi gerekiyor. Elbette ilk desteleyecek kişi, baba. Bebek bakımında annenin güvendiği anneanne ya da teyzeler de bu hüznün geçişinde yardımcı olacak kişilerden.

Doğum Sonrası Hüzün genel olarak 10-15 gün içinde azalarak son buluyor

Uzmanlar ilk adetini erken yaşta görmüş ve normal adetlerini kısa gören ve gerginlik yaşayan kadınlarda, ayrıca hamilelik sırasında geçirilen anksiyete ve depresif duygu durumu bulunuyorsa, doğum sonrası hüzün riskinin arttığını belirtiyorlar.



-------------
OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/


Mesaji gonderen: Tubaaa1984
Mesaj Tarihi: 08-Mayis-2007 Saat 12:08

ANNE SÜTÜNÜN YARARLARI:

Anne sütünde bebeğiniz için gerekli besinle doğru miktar ve oranlardadır ve anne sütü ile beslenen çocuklarda başta enfeksiyon hastalıkları olmak üzere birçok hastalığın ve allerjilerin görülme sıklığı azalmakla birlikte beyin ve zeka gelişimi daha iyi olmaktadır.

ANNE SÜTÜ İLE BESLENMEYE HASTAHANEDE BAŞLANMALIDIR
Anne sütü ile beslenme hem bebeğiniz hemde sizin için bir öğrenme sürecidir. Göğüslerinizde zaten erken süt, diğer adıyla kolostrum mevcuttur. Bebeğiniz bu sütü, doğumdan hemen sonra almaya başlayabilir. Kolostrum onu birçok hastalıktan koruyacaktır. Hastahanemizdeki deneyimli bebek hemşireleri anne uygun olur olmaz zaman hemen emzirmeyi başlatacaklardır.

Bebeğinizi en azından her 2-3 saatte bir veya günde 8-12 kez emzirmeniz gerekir. Eğer emmek istemiyorsa bir yarım saat-1 saat sonra tekrar deneyebilirsiniz ancak ilk haftalarda 5 saatten daha uzun süre emzirmedem uyumasına izin vermeyin.

Bebeğinizi uyandırmak için yapabilecekleriniz:

Üzerini soyun veya bezini değiştirin
Oturtun ve sırtını, karnını, ayaklarını nazikçe sıvazlayın
Yüzünü nemli bir havluyla silin
Bebeği teninizle temasa geçirin

EMZİRME TEKNİĞİ:


Anne sütünün yapımı, annenin beslenmesinden bağımsız olarak bebeğin doğru teknik ve sık aralıklarla emzirilmesi sonucu artar.

Doğru emzirme tekniğinde bebeğin anne kucağında memeyi kavraması açısından aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:

Meme ucunuzu baş ve işaret parmağınızla yuvarlayarak daha belirgin hale getirebilirsiniz.
Bebeği kavramadığınız kolunuzla göğsünüzü destekleyin. Başparmağınzı areolanın (meme ucunu çevreleyen koyu renkli bölge) 1-2 cm üzerine üzerine koyun, diğer parmaklarınızı da göğsünüzü alttan desteklemek için kullanın. Parmaklarınızın areolaya dokunmamasına dikkat edin.
Göğüs ucunuzu bebeğin alt dudağına değdirerek ağzını açmasını sağlayın. Ağzını açar açmaz ağzını göğsünüze yaklaştırarak tüm areolayı kavramasını sağlayın. Süt areolanın arkasında depolandığından bebeğin ağzı tüm areolayı kavramalıdır. Sadece meme ucunu alırsa süt gelmeyebilir ve göğüs ucunuz acır. Bebeğin burun ucu ve çenesi göğsünüze değmelidir. Sabırlı olun tam yakalama sağlamak için bir çok kez denemeniz gerekebilir.
Emzirme normalde ağrılı veya memeyi acıtan bir olay değildir.

EMZİRME POZİSYONLARI:



Kucak pozisyonu:
Bebeği kucağınıza koyduğunuz yastığın üzerine yatırın. Başını kolunuzun kıvrımına yaslayarak poposunu elinizle destekleyin ve karnını kendi karnınıza doğru çevirin ki yüzü göğsünüze doğru dönsün.

Ters kucak pozisyonu:
Bu pozisyon bebeğin başını daha iyi kontrol etmenizi ve göğsünüze daha kolay yaklaştırmanızı sağlar. Bebeğin karnını karnınıza çevirin ve elinizle başını, ensesini ve omuzlarını kavrayın. Diğer elinizle de göğsünüzü tutun. Bebek meme ucunu tam kavrayınca, ellerinizi yukarıdaki pozisyona geçirebilirsiniz.

Koltuk altı pozisyonu:
Bu pozisyon özellikle sezeryandan sonra dikişleriniz iyileşene kadar kullanmak isteyeceğiniz bir pozisyondur. Ayrıca ikizleri de iki taraflı emzirmek için de kullanılabilir. Yine koltuğunuzun altına yastık yerleştirerek bebeği ve kolunuzu destekleyiniz. Bebeğin vucudunu kotuğunuzun altına yerleştirerek başını ve ensesini elinizle destekleyin. Ayakları ve poposu arkanıza bakmalıdır. Diğer elinizi de göğsünüzü desteklemek için kullanın.Göğsünüzü bebeğe yaklaştırmak yerine, bebeği göğsünüze yaklaştırıp göğüs ucunuzu kavramasını sağlayın.

Yatarak emzirme pozisyonu:
Bir yastığı başınızın altına, diğerini de bebeğin altına koyun. Bebeği, karnı sizin karnınıza değecek şekilde yan yatırın. Gerekirse iki yastıkla destekleyip ağzı tam göğüs ucunuzun önünde olacak şekilde yatırın. Bir elinizle de göğsünüzü destekleyin. Bu pozisyonda sezeryan dan sonra tercih edilebilir.

BEBEĞİ MEMEDEN NASIL AYIRACAKSINIZ?


Emzirme bittikten sonra bebeğiniz eğer kendisi göğüsten ayrılmıyorsa göğüsten ayırmak için parmağınızla ağzının köşesineden göğsünüze doğru bastırın. Eğer hala memeyi yakalamışken göğsünüzü çekerseniz ğöğüs ucunuz acıyabilir.

NE KADAR SÜRE VE SIKLIKLA EMZİRECEKSİNİZ?
Anne sütü çabuk sindirilir ve bebeğinizin mide kapasitesi küçüktür. İki günlük olduğunda günde yaklaşık 8-10 kez emer buda her 2-3 saate karşılık gelir. Bebeğinizi her emmek istediğinde emzirin. Açlıklarını ağızlarıyla aranarak ve hareketlerini arttırarak gösterirler. Ağlama genelde en son belirtidir.

Eğer bebeğiniz 1-2 emme hareketinden sonra yutkunuyorsa süt alıyor demektir. Emmesini bitirene ve uyuyana kadar göğsünüzde kalabilir. 5-7 günlükten itibaren bir göğüste 20 dakika kalırlar. Yutması bitene kadar aynı göğüste kalmasını sağlayın, daha sonra gazını çıkartın ve diğer göğüse geçirin.


SÜTÜNÜZÜN YETERLİ OLDUĞUNU NASIL ANLAYACAKSINIZ?


Günde 6-8 kez bezini ıslatıyorsa,
Günde 2 veya daha fazla hardal sarısı cıvık ve pürtüklü kaka yapıyorsa,
Emdikten ve gazını çıkardıktan sonra sakinleşip uyuyorsa
Aktifse ve sesli ağlıyorsa yeterince anne sütü alıyor demektir.

GÖĞÜS UCUNUZUN YARA OLMAMASI İÇİN NELER YAPMALISINIZ?


Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, bebeğin anne göğüs ucunu alış şekli göğüs ucu yara oluşmasını en fazla etkileyen faktördür. İlk 1-2 haftada hafif acı ve yanma hissetmeniz normaldir . Eğer bebek emmeye başladıktan sonra göğüs uçlarınızda ağrı hissediyorsanız bebeği memeden çekip vucut pozisyonunu ayarlayarak ağzını açıp göğüs ucunuzu dilinin üstüne ve damağına değdirerek tekrar deneyin.

Emzirmeden sonra 1-2 damla sütü meme uçlarına sürün ve açık bırakarak kurutun. Göğüs uçlarında çatlama, kanama ve sürekli ağrı olması normal değildir. Bu problemleriniz oluyorsa mutlaka bebek doktoruzla temasa geçin.

GÖĞÜSLERİNİZDE SÜT BİRİKİRSE NE YAPMALISINIZ?


Doğumdan sonraki 2.-3. günde göğüslerinizdeki süt artacaktır ve doluluk hissedeceksiniz. Bu dolgunluk hissi genelde 2-3 gün surer ve göğüslerinizde aşırı gerginlik ve ağrı hissedebilirsiniz.
Bu durumda yapmanız gerekenler:

Bebeğin göğüsünüzün ucunu koyu renk kısmıyla beraber ağzının içine alıp almadığını control edin. Sadece meme ucunu alıyorsa göğsü tam boşaltamayabilir.
Bebeğinizi her 1-3 saate bir sık aralıklarla besleyin.
Bebek emmekte zorlanıyorsa emzirmeden once anne sütü sağılarak göğüsler bir miktar boşaltılabilir böylece göğüs ucuda daha çok belirginleşir.
Emzirmeden önce ağrılı göğsün üzerine ılık kompres, emzirdikten sonra hala dolgunluk ve ağrı varsa soğuk kompres uygulayın.
Bebeğinizi sakin ve stressiz bir ortamda emzirin, rahatlamak için müzik dinlemeyi deneyin. Emzirme aralarını dinlenmeye ayırın.
Eğer yukarıdakileri denedikten sonra halen göğüslerinizdeki şişlik aynıysa, kızarıklık varsa mutlaka doktorunuza danışın.

EMZİREN ANNELERİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN NOKTALAR:


Dengeli beslenmeye ve günde yaklaşık 4 lt sıvı alımına dikkat etmelisiniz.
Emzirirken taze meyve suyu veya süt gibi besleyici bir içecek alabilirsiniz.
Hamilelik sırasında aldığınız prenatal vitaminlere emzirdiğiniz sürece devam edin.
Bebeğinizi bir emzirme rutinine koymayı beklemeyin. Bebeler genellikle 6-8 haftada kendi rutinlerini oturturlar. Unutmayın ki bebek emdikçe, süt yapımı da artmaktadır.
Bebekler hızlı büyüme dönemlerinde daha çok emmek isterler (genellikle 2-3 hafta, 6 hafta ve 3. ayda)
Doktorunuz önermediği sürece bebeğe su, şekerli su veya mama vermeye hiç gerek yoktur. İlk 6 ay anne sütü bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yeter. Bebeğinizin veya sizin hasta olduğunuzu hissettiğinizde ilaç kullanmadan önce mutlaka doktorunuzu arayın.

SAĞILMIŞ ANNE SÜTÜNÜ NASIL SAKLAYABİLİRSİNİZ?


50-100cc sağılmış anne sütünü temiz bir kap veya süt saklama poşetine koyun. Donarken süt genişleyebileceğinden, tepeleme doldurmayın. Tüm torbalara mutlaka tarih ve miktar yazın. Sütü derin dondurucunun kapağına değil, en soğuk noktasına koyun.

GÜVENLİ SÜT SAKLAMA KOŞULLARI:


Odanın serin bir yerinde 6-8 saat
Buzdolabının rafında 72 saat (3 gün)
Buzdolabının buzluğunda 2 hafta-2 ay arası
Derin dondurucuda 6 ay
Her zaman önce en eski tarihli sütü kullanın.

DONDURULMUŞ ANNE SÜTÜNÜN ERİTİLMESİ VE ISITILMASI


Sakladığınız anne sütünü kesinlikle ocağın üstüne veya mikrodalga fırına koymayın. Bu sütün proteinini bozar ve sütün içinde oluşan sıcak noktalar bebeğinizin ağzını yakabilir. Süt poşetini bir kaba koyduğunuz ılık suyun içine ağzı dışarda kalacak şekilde batırarak çözülmesini sağlayın (ben-mari usulü) ve salladıktan sonra sıcaklığını kontrol ederek bebeğinize verin.

UNUTMAYIN: Çözülmüş süt kullanılana kadar buzdolabında saklanmalıdır ve 24 saat içinde kullanılmalıdır. Bebeğinizi besledikten sonra sütün arta kalanını atın.


-------------
OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/


Mesaji gonderen: Tubaaa1984
Mesaj Tarihi: 08-Mayis-2007 Saat 12:13

Folik Asit


B grubu suda çözünen vitamin çoğu zaman folik asit ya da folat olarak adlandırılır. Oysa bu iki terim birbirinden farklıdır.Folik asit viatminin en stabil formunu belirtir ve besin maddelerinde nadiren bulunur. Folik asit vitaminin ilaçlarda ve işlenmiş besinlerde bulunan formudur. Folat ise doğal maddelerde bulunan şeklidir.

Folat ya da folik asit vücutta özellikle DNA yapımında rol alır. Bunun yanısıra bazı amino asitlerin metabolizmasında da rol aldığı bilinmektedir.

Bazı durumlarda vücutta folat eksikliği ortaya çıkabilir. Bu durumların en iyi bilineni alkolizmdir. Alkol folatın emilimini engelleyerek eksikliğe yol açar. Besinler yolu ile yetersiz alınması da bir diğer eksiklik nedenidir. Hamilelik ya da kanser gibi hücre bölünme hızının yüksek olduğu durumlarda da vücudun folata olan gereksinimi artacağından eksiklik görülebilir.

Belirtileri:


Erken dönemde fazla belirti ve yakınma olmaz. En erken bulgu kan homosistein düzeylerinde saptanan artıştır. Folat eksikliğine en çabuk tepki veren hücreler en hızlı bölünen hücrelerdir. Folat düzeyi azaldığında kemik iliğinde hücre bölünmesi bozulur ve az sayıda ama dev boyutta kan hücreleri üretilir. Bu durumun sonucu bir kansızlık türü olan megaloblastik anemi adı verilen tablodur. Bu hücrelerin oksijen taşıma kapasitesi azaldığı için kansızlığın tipik yakınmaları olan halsizlik, yorgunluk, çarpıntı gibi belirtiler ortaya çıkar.

Fetal büyüme ve gelişme hızlı hücre bölünmesi ile karakterize bir dönemdir.DNA ve RNA üretimindeki krıtik rolü nedeniyle bu dönemde yeterli folat alımı son derece önemlidir. Yapılan araştırmalar hamilelikte yeterli miktarda folik asit alımının bebekte merkezi sinir sitemi anomalileri görülme olasılığını anlamlı ölçüde azaltığını göstermektedir. Nöral tüp defekti adı verilen bu merkezi sinir sistemi anomalileri değişik şekillerde ve derecelerde görülebilir. En basit formu olan spina bifida da omurgada küçük bir açıklık varken en ileri form olan anensefalide bebeğin kafatası ve beyni gelişmez.

Nöral tüp defektleri döllenme sonrası 21 ve 27. günler arasında ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde kadınların önemli bir kısmı hamile olduklarını fark etmeyebilirler. Folik asit desteği alınmadığında nöral tüp defekti görülme olasılığı 2000 doğumda 1 civarındadır. Folik asit desteği ile bu oran %50 oranında azaltılabilir. Bu etkinin ortaya çıkması için hamile kalmadan 1 ay önce folik asit kullanmaya başlanması gereklidir. Ayrıca yarık damak ve bazı kap defekteleri gibi anomalilerin de folat alımındaki azlığa bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Amerikan Halk Sağlığı dairesi ve diğer ilgili kuruluşlar hamile kalma potansiyeli olan her kadının mutlaka folik asit desteği alması ve folik asit ilaçları kullanmasını önermektedir. Bununla birlikte ABD'de hamile kadınların yalnızca yarısı bu öneriye uymaktadır. Bu nedenle ABD'de bazı besin maddelerinin folik asit açısından zenginleştirilmesi gündeme gelmiştir. Ülkemiz için durum çok daha kötüdür. Hamilelerin önemli bir kısmı hamile kalmadan önce danışmanlık almadığı için konudan habersizdir.

Yeterli folat düzeyinin bazı kalp ve ekstremite anomalilerini de azaltacağı ileri sürülmektedir. Ancak bu konuda yeterli kanıt yoktur. Bazı başka çalışmalarda ise yetersiz folat alımının erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve plasentanın erken ayrılmasına neden olabileceği gösterilmiştir. Bu nedenle nöral tüp defekti gelişme riski ortadan kalktıktan sonra da folik asit kullanmaya devam edilmelidir.

Nelerde Bulunur?


Pek çok besin maddesi folik asit içerir. Bunlar:

Portakal,mandalina, greyfurt gibi narenciye
Kavun, karpuz
Fasülye
Brokoli ve ıspanak gibi yeşil sebzeler
Fındık
Karaciğerdir

Ne kadar alınmalıdır?


12 yaşından başlayarak hem erkek hem de kadın için günlük folik asit ihtiyacı 0.4 miligramdır. Bu özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda önemlidir. Hamile kadınların günde 400-800 mikrogram folik asit alması gereklidir.

Herhangi bir toksik etkisi olmamasına rağmen günlük 1 miligramdan fazla folik asit alınması önerilmez.


-------------
OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/


Mesaji gonderen: butterfly
Mesaj Tarihi: 11-Mayis-2007 Saat 01:57
Hamilelikte İlaç Kullanımı
Hamilelikte doktorlara danışmadan ilaç kullanımı çok sakıncalı olabilir.


1) Hamilelikte ilaç kullanımı sakıncalı mıdır?

Bazı ilaçlar bebeklerde doğuşsal anormalliklere yol açabilir, bazıları erken doğuma sebebiyet verebilir.

Bunun için gebeliği planlayan kadınlar dahi yumurtladıktan sonra adet oluncaya kadar geçen iki haftaya kadarki sürede muhtemelen gebe olduklarını düşünerek doktorlarına danışmadan ilaç kullanmamalıdırlar. Gebelikte ise kadın-doğum uzmanını her ilaç kullanımında aramalıdırlar. İlaç kullanımı sadece gebeliğin ilk üç ayında değil daha önceki haftalar ve aylarda da bebeklere zarar verebilir ve erken doğuma da yol açabilir.

2) Hamilelikte ilaç kullanımı nasıl olmalıdır?

Hamile, doktoruna danıştığı sürece gebelik boyunca pek çok ilacı kullanabilir. Gebeliğin her gününde, her ayında ve hemen her hastalıkta kullanılacak ilaç mevcuttur. Gebelikte ilaç kullanılamaz ön yargısı yanlıştır. 9 aylık bir süre insan hayatında uzun bir dönemdir ve bu dönemde gebeler elbette ki değişik hastalıklara yakalanacaklar, grip olacaklar, dengelerini kaybedip düşecekler, kollarını bacaklarını zedeleyecekler, değişik iltihaplar kapacaklar, mideleri bozulacak, idrar iltihabı geçirebilecekler, kabız olabilecekler ve ishal olabileceklerdir. Dolayısıyla bir gebenin 9 ay boyunca ilaçsız yaşaması olası değildir. Yeter ki hekimlere danışarak en doğru ilacı kullansınlar.

3) Hamilelik sırasında kullanılan ilaçların doğacak bebeğe geçişi söz konusu mudur?

Gebelikte kullanılan ilaçların önemli bir kısmı bebeğe geçer. Ancak çok büyük molekülü olan ilaçlar plasentadan geçmez ve dolayısıyla bebeğe de etkisi olmaz ama ilaçların çoğunluğu plansetayı geçecek, bebeğe de gidecektir. Bu demek değildir ki plasentayı geçip, bebeğe gidebilen hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Çünkü bu durumda daha önce de belirttiğimiz gibi pek çok hastalığın gebelikte tedavisinin yapılmaması gibi bir durum doğurucaktır ki, bu da hem anneye hem de bebeğe daha çok zarar verir.

4) Bebeğin anne karnında ilaçların yan etkilerine en hassas olduğu dönem sadece hamileliğin ilk üç ayı mıdır?

Gebeliğin ilk üç ayında bebeğin organları gelişmekte olduğu için verilen bazı ilaçlar bu gelişimi durdurur ve bebeklerde bazı anormalliklere yol açabilir. Ama bebek devamlı gelişen bir organizma olduğu için üçüncü aydan sonra hiçbir zararı yoktur denemez, çünkü gelişim devam etmektedir ve bazı ilaçlar belirli gebelik haftalarında bebeğe yine zarar verebilirler, örneğin bazı hormon ilaçları ve kortizon gibi ama belli dozlarda kalındığı, doktor tarafından verildiği sürece gebeliğin hemen her haftasında ilaç kullanılabilir.

5) İlaç prospektüslerinin hemen hepsinde hamilelikte kullanılması uygun değildir, ibareleri mevcuttur, gerçekten birçoğu hamilelikte kullanılmaz mı?

Bütün ilaçların prospektüslerinde bu tür ibarelerin yazılması gebeleri uyarmak içindir. Pek çok ilacın prospektüsünde kullanılmaz yazmaktadır. Bu, gebelikte kontrolsüz ilaç kullanımını önlemek için yapılan bir uyarıdır.

6) Doz alımı gebelik sürecine göre değişir mi?

Evet. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında ve doğuma çok yakın zamanlarda bazı ilaçları kullanmamak veya dozu azaltmak gereklidir. Bebeğin doğuma çok yakın bir zamanda uzun etkili olan ve vücuttan atılamayan bazı ilaçlar bebeğe geçtiklerinden doğumdan sonra bebek üzerinde etkilerini gösterir ki, bu tarz bazı ilaçlar bebekte nefes alamama, dolaşımı bozma gibi şikâyetlere yol açar. Dolayısıyla bu ilaçları doğumdan bir süre önce kesmek gereklidir.

7) Hamilelikte antibiyotik kullanımı bebek için sakıncalı mıdır?

Bazı antibiyotikler gebelikte kullanılmaz. Çünkü bunlar bazen bebeğin kemik gelişimini olumsuz etkiler veya dişlerini sarı yapar vs. Ama pek çok antibiyotik de gebelikte emniyetle kullanılabilir ve kullanılmaktadır.

8) Doktor gözetimi almadan ilaç kullanımı bebekte ne gibi sağlık sorunlarına yol açar?

Özellikle bebeğin organ gelişimi süresinde yani ilk üç ayda alınan bazı ilaçlarda bebekte kemik gelişiminin olmadığı, bazı kalp anomalileri olduğu, cinsel organlarının gelişiminde bir takım duraklamalar ve bozukluklar olduğu gözlemlenmiştir. Yine alınan bazı ilaçlar bebekte işitme kaybına, böbrek anomalilerine, hatta kol ve bacak eksikliklerine neden olabilir. Bazı ilaçlar ise bebekte zekâ gelişimine engel olabilir, bebeğin kilo almasını engeller ve rahim içi gelişme geriliği dediğimiz sorunları yaratırlar.

Bazı ilaçlar bebekte kanamalara yol açabilir ve gerek rahim içinde gerekse doğumdan hemen sonra beyinde kanamalara yol açarak, bebeğin ölümüne neden olabilir.

9) Bitkisel ilaç kullanmak zararlı mıdır?

Doktor denetiminde olmak, ilacın temiz koşullarda hazırlandığından emin olmak ve içindeki maddeleri iyi bilmek şartıyla bazı bitkisel ilaçlar gebelikte kullanılabilir. Örneğin kabızlık ilaçları gibi.

10) Aspirin gebelik sürecinde kullanılmaması gereken bir ilaç mıdır?

Aspirinin normal 500 mg.lık tabletlerini gebelikte kullanılmasını önermiyoruz. Bu tabletler hem bebekte bazı damar hastalıkları anomalilerine yol açabilmekte hem de her gün kullanıldığı takdirde kanamalara sebebiyet vermektedir.

Ama düşük doz aspirin gebelikte yaygın olarak kullanılmaktadır. Kılcal damarlardaki pıhtılaşmayı engelleyerek bazı düşük vakalarında, gelişme geriliği olan bebeklerde gelişmeyi hızlandırmak için kullanılmasını önerenler vardır. Özellikle tüp bebek hastalarında bebek aspirini kullanmak yaygın bir gelenektir.

11) Aşı hamile bir bayana uygulanabilir mi? Aşı çeşitlerine göre farklılık gösterir mi?

Gebelikte bazı aşılar uygulanabilir. Ancak canlı aşı dediğimiz canlı virüsün vücuda verilerek bağışıklık yaratıldığı aşılarda virüs bebeğe de geçerek onda da hastalıklara yol açabildiği için kullanılmaz.

Gebelikte sadece ölü aşılar veya mikrobun ancak protein kısmına karşı geliştirilen aşılar rahatlıkla kullanılabilir. Örneğin gebelikte grip aşısı kullanılabilir, ama kızamıkçık aşısı kullanılmaz çünkü bebeğe kızamık geçebilir ve çok ağır anomalilere yol açabilir.

Yine gebelikte tetanos aşısı ölü aşısı ölü aşı olduğu için kullanılabilir. Biz bütün gebelerin gribe karşı daha hassas olduğunu düşünerek grip aşısının gebelik sırasında vurulmasını özellikle öneriyoruz. Yine son yıllarda çıkan ve salgın halini alan HPV (insan siğil virüsü) gebelikte de bulaşabilir ve rahim ağzı kanserine yol açabilir. Bu yüzden HPV aşısı gebelik öncesi yapılmalı ve bitirilmelidir. Bu aşının gebelik sırasında kullanılmasının şu ana kadar sakıncası olmadığı düşünülse de tavsiye edilmemektedir.



Mesaji gonderen: Tubaaa1984
Mesaj Tarihi: 12-Mayis-2007 Saat 09:27
GEBELİKTE İLAÇ KULLANIMI http://www.kadinvegebelik.org/index2.php?option=com_content&do_pdf=1&id=85 -   http://www.kadinvegebelik.org/index2.php?option=com_content&task=view&id=85&pop=1&page=0&Itemid=32 -   http://www.kadinvegebelik.org/index2.php?option=com_content&task=emailform&id=85&itemid=32 -  
  Gebelik süresince bazı durumlarda ilaç kullanımı gerekebilmektedir. Ancak kullanılan ilaçların bazı durumlarda yeni gelişmekte olan bebeğin organ taslakları üzerinde olumsuz etkileri olabilmektedir. Doğumsal sakatlıkların yaklaşık olarak %2-3'ü gebelikte kullanılan ilaçlara veya maddelere bağlıdır. Gebelikte zararlı etkileri olabilecek maddeler reçete ile satılan ilaçlar olabileceği gibi, bunun dışında sigara alkol, kahve gibi maddeler de olabilmektedir.
    İlaç alındıktan sonra annenin kanına karışan ilaç etken maddesi, plasenta aracılığı ile bebeğe geçebilmektedir. Bebek kanında bulunan bu aktif madde çeşitli yollarla bebeğe zarar verebilir.

1. Bebeğin zararlanmasına, sakat doğması ve hatta ölümüne neden olabilir.
2. Anneden bebeğe besin ve oksijen transferini sağlayan plasentada zarar oluşturarak bebeğin gelişimini kısıtlayabilir ( sözgelimi sigara)
3. Rahim duvarı kaslarının kasılmasına neden olarak dolaylı bir şekilde bebek kanlanmasını etkileyebilir.
   Alınan ilaçların bebek üzerindeki potansiyel etkisi bebeğin gelişim aşamaları ile de ilgilidir. İlaç gebeliğin erken döneminde alınmışsa "ya hep ya hiç" kuralı geçerlidir. Bu dönem gebelik oluştuktan sonraki 17 günü içine almaktadır. Kısaca adet rötarı oluşmadan önceki dönemi içerir. Bu dönemde alınan etken madde embryo taslağına zarar verirse bebek ölür ve gebelik sona erer. Bu dönemde etkilenmeye bağlı olarak sakatlık oluşma ihtimalinin olmadığı düşünülmektedir.
   Bebeğin ilaç kullanımı açısından en hassas olduğu dönem gebelik olduktan sonraki 17-57 gün arasıdır. Bu dönem kabaca adet gecikmesinden sonra başlar ve 10. haftaya kadar devam eder. Bu dönem bebeğin organ taslaklarının oluştuğu dönemdir. Gelişmekte olan organlar üzerine toksik etki yapabilen ilaçlar, bu dönemde kullanılırsa doğumsal sakatlıklara neden olabilirler.
   10. haftadan yani organ taslakları oluştuktan sonra kullanılan ilaçlar organların fonksiyonlarını bozarak bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebilir.
İlaçların gebelik üzerine olan potansiyel etkilerini saptamak için hayvanlarda ve insanlarda deneysel çalışmalar yapılır. Bu çalışmalara dayanarak, gebeliğe etkileri açısından ilaçlar beş grupta kategorize edilmiştir. Bunlar sırası ile;

A grubu ilaçlar: insanlarda herhangi bir risk olmadığı saptanmış ilaçlardır.
B grubu ilaçlar: hayvan deneylerinde risk görülmemiştir, ancak insanlarda çalışma yapılmamış ilaçlar veya hayvan çalışmalarında risk saptanmış ancak insanlarda herhangi bir risk izlenmemiş ilaçlardır.
C grubu ilaçlar: ilaçla ilgili olarak hayvan ve insan çalışması yapılmamış veya hayvanlarda risk saptanmış ancak insan çalışması yapılmamış ilaçlardır.
D grubu ilaçlar: insan çalışmalarında riskli olduğu gösterilmiş, çok özel durumlar dışında gebelikte kullanılamayacak ilaçlardır.
X grubu ilaçlar: Gebelikte kesinlikle kullanılamayacak ilaçlar bu gruba girer.
Gebelikte ilaç kullanımı özellikli bir durumdur.

   Doktor kontrolü ve önerisi dışında gebelik döneminde kesinlikle ilaç kullanmamanızı önermekteyiz.


-------------
OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/


Mesaji gonderen: Tubaaa1984
Mesaj Tarihi: 12-Mayis-2007 Saat 10:08
 ÖNEMLI BIR KONU OLDUGUNU DÜSÜNDÜM.
 
 ERKEN DOĞUM:
 
 Gebeliğin 20. haftasından sonra ve 37. haftasından önce, henüz tam olgunluğa ulaşmamış bebeğin dünyaya gelmesidir. 37. gebelik haftasından önce doğum ağrılarının başlaması da erken doğum tehdidi olarak adlandırılır. Tüm yeni doğan bebekler içinde yaklaşık %10'u acelecidir. Bu bebeklerde prematüre bebek olarak adlandırılıyor. 
 
  Prematüre bebeklerin en önemli sorunu, akciğer gelişimlerindeki yetersizlik sonucu solunum zorluğu yaşamalarıdır. Ayrıca bebek ne kadar erken dünyaya gelmişse, santral sinir sistemi ile ilgili sorun riski de o kadar fazladır. Prematürite, yeni doğan bebek ölümleri içinde en sık rastlanan nedendir. 
 
   Erken doğum sonucu dünyaya gelen bebeklerin riski, doğum anındaki gebelik haftası ilerledikçe azalır. Son yıllarda prematüre bebek bakımındaki gelişmeler oldukça fazladır ve çok erken doğmuş bebeklerin bile yaşam şansları giderek artmaktadır. Ancak, özellikle ülkemiz koşulları da göz önüne alındığında prematüre bebek doğumları halen ciddi problemleri beraberinde getirmektedir. Ve bu bebeklerin bakımı, gelişebilecek komplikasyonların giderilmesi için gereken tıbbi bakım masrafları da oldukça ağırdır.

Erken Doğum Eyleminin Nedenleri Nelerdir ? 
   Erken doğumların yarıya yakınında herhangi bir neden bulunamaz. Diğer yarısında çeşitli sorunlar saptanabilir. Bunlardan en sık sorumlu tutulan; enfeksiyonlardır. Anne adaylarında varolan bir enfeksiyon kaynağı, özellikle üriner sistem enfeksiyonları ciddi birer risk faktörüdür. 

   İdrar yolu enfeksiyonu olan anne adaylarında erken doğum açısından 5 kat risk artışı söz konusudur. Bu nedenle rutin gebelik takiplerinde, idrar testlerinizin sık tekrarı ve gereğinde enfeksiyon tedavisi uygundur.

   Vaginal enfeksiyonlar da erken doğum eylemini başlatabilirler. Özellikle mikroorganizmaların amniyon zarında yarattıkları hasar ve sonrasında su kesesinin açılması (erken membran rüptürü ) önemli bir erken doğum sebebidir.

Diğer risk faktörleri;
   · daha önce erken doğum yapmış olmak (riski %20-30 oranında artırmaktadır),
   · düşükler
,
   · anne adayında var olan kronik hastalıklar (hipertansiyon, astım, hipertiroidi, kalp hastalıkları, anemi, diabet
, böbrek hastalıkları, ilaç bağımlılığı vb.),
   · annenin sigara kullanımı (erken doğum riskini 2 kat artırır),
   · anne yaşının çok genç (16 yaşının altı) veya 35 yaşının üzerinde
olması,
   · uterus ile ilgili doğuştan veya sonradan olan şekil bozuklukları (örneğin çift rahim, rahim içi septum, myomektomi gibi operasyonlar geçirmiş olmak),
   · anne adayının geçirdiği fiziksel travmalar (kaza, cerrahi müdahaleler),
   · yetersiz beslenme.
   · aşırı rahim gerilmesine neden olabilen çoğul gebeliklerdir. İkizlerin yarıya yakını 36. gebelik haftasından önce doğarlar. Yine polihidramniyos
durumlarında da rahim ileri derecede gerildiğinden erken doğum riski artar.
   · Plasentaya ait sorunlar da erken doğuma yol açabilir. Plasenta yerleşme anomalileri (plansenta previa ), erken plasental ayrılma (abruptio plasenta ) vb.

Erken Doğum Eyleminin Belirtileri Nelerdir ?
   Erken doğumu engellemede başarı, erken saptanmasına bağlıdır.
Bunların başında düzenli uterus kasılmalarının fark edilmesi gelmektedir. Uterin kasılmayı; karın duvarına koyduğunuz parmaklarınızla hissedebilirsiniz. Karın duvarında rahminizin toplanma hissi veya her zamankinden daha gergin bir hal alması şeklinde olabilir. Özellikle sertleşmeler kısa süreli ve tekrarlayan tarzda ise önemlidir. Başlangıçta ağrısızdırlar. Saatte 3-4'den fazla sayıda olduklarında en kısa sürede doktorunuza bilgi vermelisiniz.

Diğer belirtiler;
   · kasık bölgelerinde adet sancısına benzer kramp tarzı ağrılar,
   · alt sırt veya bel bölgesinde ağrılar,
   · vaginal lekelenme veya kanama,
   · vaginal akıntıda ani artış,
   · vaginal sulu veya kanlı bir akıntı,
   · pelviste baskı hissi, şeklinde olabilir.

   Bu belirtilerden biri varsa veya şüphe halindeyseniz doktorunuzu arayınız. Bu arada birkaç bardak su içmek, sol yanınıza doğru yatıp istirahat etmek, uterin dolaşımı arttırarak kasılma sıklığını azaltabilecek önlemlerdir.

Tanısı:
   Erken doğum eyleminin tanısı, rahim kasılmalarının saptanması ile konur. Gebeliğin 37. haftasından önce, en az yarım saatlik bir gözlemde her 10 dakikada bir 2 kasılmanın saptanması tanı koydurucudur. Kasılmalar karın duvarı üzerinden yapılan elle muayene ile veya Fetal Monitör Testi ile rahatça saptanabilir.

   Vaginal muayenede rahim açıklığının gözlenmesi, su akışının saptanması da kesin tanı koydurucu bulgulardır. Rahim ağzı normalde doğuma kadar kapalı ve yaklaşık 3-4 cm. uzunluğunda olan bir yapıdır. Düzenli kasılmaların başlamasıyla rahim ağzı giderek incelir ve açılma başlar. Vaginal yolla spekulum muayenesinde rahim ağzı değerlendirilebildiği gibi transvaginal veya abdominal ultrasonografi yöntemiyle de rahim ağzı uzunluk ve açıklığı son yıllarda rahatça izlenmekte ve tanı konmaktadır.

Tedavi:
   Erken doğum tehlikesi saptandığında öncellikle anne ve bebeğin genel sağlık durumları sistematik bir şekilde değerlendirilir. Acil doğum gerektiren durumlar dışında tıbbi tedavi ile erken doğum eyleminin durdurulması veya geciktirilmesi mümkündür. Özellikle acil doğum gerektiren;
   · annede ağır preeklampsi
varlığı,
   · plasentanın erken ayrılmasına bağlı olabilen rahim içi veya dışına kanama (ablasyo plasenta
),
   · plasental yetmezliğe bağlı bebekte ağır bir gelişme geriliği
,
   · amniyon kesesinin açılması sonucu amniyon sıvısında ileri derecede azalma veya rahim içi ciddi enfeksiyon bulguları,
   · bebeğe ait ciddi konjenital anomali varlığı gibi durumlar,
obstetrik muayene, Non Stress Test ve ultrasonografi yöntemleri ile hızla araştırılır.

   Olası bir enfeksiyon tanısı için kan ve idrar tetkikleri alınır. Acil durumların olmadığı, anne ve bebek açısından iç dengenin stabil olduğu erken doğum tehlikelerinde ivedilikle kasılmaları durdurmaya yönelik tıbbi tedavi yöntemlerine başvurulur.

   Öncelikle anne adayı yatak istirahatına alınarak, damar yolu ile sıvı takviyesine başlanır. Eğer istirahat ve sıvı takviyesi sonrası kasılmalar azalır ve ilk muayenede rahim ağzında herhangi bir değişiklik saptanmadı ise; anne adayı bilgilendirilerek istirahat ve sıkı takip altına alınmak koşulu ile evde izlenebilir.

   Ancak kasılmalar alınan ilk önlemlere rağmen devam ediyor ise ve/veya ilk muayenede rahim ağzında değişiklikler saptandı ise tokoliz denen rahim kasılmalarını durdurma amaçlı ilaç tedavilerine geçilir. Tokoliz; rahim açıklığı 4 cm.den daha az olan hastalarda başlanır.

Tokoliz için kullanılabilen çeşitli ilaçlar mevcuttur. Bunlar kas gevşetici etkileri olan;
   · ß agonist ajanlar (terbutalin, ritodrin),
   · magnezyum sülfat,
   · kalsiyum kanal blokerleri,
   · prostoglandin denilen kasılma yaratıcı kimyasal maddelerin etkisini önleyen ibuprofen, indometazin grubu ilaçlar kullanılabilinir.

   Her bir grup ilacın çeşitli yan etkileri vardır. Özellikle en sık kullanılan grup olan ritodrin grubu ilaçlarda; kalp atım hızında artış, tansiyon düşüklüğü, nefes darlığı oluşabilir. Bu yan etkiler ciddi boyutlarda olabilir ve tedavinin kesilmesini gerektirebilir. Bu nedenle özellikle intravenöz (damar yolu ile) tedavi hastanede doktor gözetiminde uygulanır ve tedavi öncesi ile tedavi boyunca çeşitli kan analizleri yapılır. Anne adayında kalp hastalığı, diabet, hipertansiyon, hipertiroidi varlığında genellikle uygulanmaz.

   Tedavide önemli bir adım; fetal akciğer gelişimini hızlandırma amacı ile kortikosteroid grubu (betametazon) ilaç uygulamasıdır. Bu tedavinin erken doğan bebeklerde solunum güçlüğü sendromunu azaltıcı bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Faydalı etki özellikle 28 - 34. gebelik haftaları arasındadır. Ve doğumdan en az 24 saat önce uygulandığında etkinliğinin daha fazla olduğuna inanılmaktadır.

   Kasılmalar bu tıbbi tedavi seçeneklerinden biri uygulandıktan sonra tamamen durdu ise, peroral (ağızdan tablet) tedaviye geçilerek anne adayı kasılmalar konusunda bilgilendirilip, sıkı takibe alınmak koşulu ile evde izleme devam edilebilir. 36. gebelik haftasından sonra genellikle ilaç tedavisine son verilir.

Tüm alınan önlem ve tedavi yöntemlerine karşın kasılmalar, devam ederek doğum eylemi ilerleyebilir. Bu durumda erken doğum eyleminin izlem ve tedavisinin yapılacağı merkezde prematüre bakım olanaklarının bulunması çok önemlidir. Gününden önce doğmuş, olası solunum zorluğu yaşayabilecek bir bebeğin prematüre yoğun bakım ünitesine en iyi taşınma şekli anne karnında taşınmadır. Bu yaklaşım prematüre bebek ölümlerini azaltabilecek en önemli adımlardan biridir. Genellikle 2500 gr. altında doğum ağırlığı beklenen bu bebeklerin doğum eylemi sırasında kafa içi kanama riskleri nedeniyle doğum şekli planlanırken onlar için en az travmatik olan doğum yöntemi seçilir.

Sağlıklı bir gebelikte, olgunlaşmasını henüz tamamlamamış bir bebek için en iyi ortam anne rahmidir. Bu nedenle erken doğum riskinin azaltılması ve erken tanısı için düzenli antenatal takiplerinize devam ediniz.



-------------
OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 06-Haziran-2007 Saat 02:01

 

Annelik Izni

 

Anlaşmalı annelik hakları

Anlaşmanız, size, burada tanımlanan, yasal olarak verilmesi zorunlu olandan daha fazla annelik hakları verebilir, ancak bunlar tanımlanandan daha az olamaz.

Normal annelik izni sırasında

normal maaşınız dışında, bütün anlaşmalı haklarınız muhafaza edilir. İzin hakkınızı çoğaltmaya ve daha sonraki döneme taşımak için yaptığınız anlaşmalar aynen devam eder. İş vereniniz, annelik ödeneği almanıza bakmaksızın, çalıştığınız zamanki normal maaşınızı alıyormuşsunuz gibi, emeklilik katkınızı ödemeye devam etmelidir.

Şirket arabasını kişisel olarak kullanma, yemek kuponları, kulüp üyelikleri, sağlık sigortası ve benzer faydalar gibi, daha başka anlaşmalı faydalar da, iş vereniniz buna izin verirse, devam edebilir.

Ek annelik izni sırasında

örneğin, yasal yıllık izin hakkının devam etmesine rağmen, ek anlaşmalı yıllık izin hakkı gibi, anlaşma ve anlaşma şartlarınızın birçoğu askıya alınacaktır.

Hamilelik ve annelik izni sırasında genel çalışma koruması

Genel yasal çalışma haklarınız saklı kalır. İşte kalmaya devam edersiniz, ve iş vereninizle aranızdaki güven ve gizliliğe dayanan ortak görevler, normal disiplin ve şikayet işlemleri devam eder.

Yasal annelik hakları

Yasal haklar, hamileyken veya annelik izni sırasında, hakkınız olan azami haklardır.

Hamilelik ve annelik izni sırasında hastalık

Hamileliğinizle ilgili olan hastalıklar, normal hastalık kayıtlarınıza geçmemeli ve sizi disiplin işlemlerine maruz bırakmamalıdır, veya sizin zorunlu emeklilik için seçilmenize sebep olmamalıdır. Bu ayırım olur.

İş vereniniz, çocuğunuzun doğumundan önceki 4 hafta içinde, hamileliğinizle ilgili bir hastalıktan dolayı, annelik izninizi başlatabilir. Bundan önceki hamilelikle ilgili hastalıklar, normal hastalık izni olarak geçer ve sizin her zamanki gibi hastalık izni almaya hakkınız olur.

Annelik Ödeneğine (AÖ) veya Yasal Annelik İznine (YAİ) hakkınızın, başladığı ilk günden sonraki 26 hafta içinde Yasal Hastalık İzni (YHİ) alamazsınız.

Eğer, YAİ veya AÖ almaya hakkınız yoksa, 18 hafta için, aşağıdaki sürelerde, YHİ alamazsınız;

  • çocuğunuzun doğduğu haftanın Pazar gününden itibaren;

  • çocuğunuzun doğumundan 4 hafta öncesi ve ondan sonrası için, hamilelikle ilgili bir hastalıktan dolayı işte bulunmadığınız haftanın Pazar gününden itibaren.

Hamilelik veya annelik izni sırasında işten çıkarılma

Eğer, işten çıkarılmanızın hamileliğiniz veya annelik izninizle ilgili olduğunu düşünüyorsanız, iş vereninize seçmede hangi kriterlerin kullanıldığını ve sizin bu kriterlerle nasıl karşılaştırıldığınızı açıklamasını isteyebilirsiniz.

İş vereniniz olası bir zorunlu emeklilik durumunu, annelik izninde olsanız bile sizinle tartışmalıdır ve annelik izni sırasında zorunlu emekliliğe ayrıldırıldıysanız, size herhangi uygun bir başka görev teklif etmelidir.

Hamilelik ve annelik izni sırasında haksız işten çıkarılma ve daha az toleranslı davranmaya karşı korunma

Bir çalışan olarak, hamileliğinizle veya annelik izninizle ilgili bir sebepten dolayı, veya doğum yaptığınızdan dolayı, işten çıkarılırsanız, zorunlu olarak emekliye ayırılırsanız, haksız davranışa maruz kalırsanız, bu otomatik olarak haksız yere işten çıkarılmaya girer ve iş vereninizden yazılı olarak bunun sebeplerini istemeye hakkınız olur.

Bu hak, kaç saat çalıştığınıza, iş anlaşmanızın geçici veya sürekli olmasına bakılmaksızın, işe girdiğiniz ilk günden itibaren başlar.

Eğer, hamileliğinizden veya çocuk doğurduğunuzdan dolayı haksızlığa uğradıysanız, aynı zamanda cinsiyet ayırımı ile de ilgili dava açabilirsiniz.

Eğer, bir yıldır çalışıyorsanız, aynı zamanda haksız işten çıkarmayla da ilgili bir davanız olabilir.

Annelik İzni

Normal Annelik İzni (NAİ)

İşte ne kadar çalıştığınıza veya kaç saat çalıştığınıza bakılmaksızın, 26 haftalık NAİ alma hakkınız olacaktır.

NAİ ne ne zaman başlayacağınızı seçebilirsiniz, en erken başlatabildiğiniz zaman, çocuğun doğum haftasından (ÇDH) 11 hafta öncedir; çocuğunuzun doğumundan önceki Pazar gününü bulun (veya doğum tarihi ise Pazar gününü), ve ondan geriye 11 hafta sayın.

Eğer, hamileliğinizin son 4 haftasında, hamileliğinizle ilgili bir hastalığınız/işe gelememe durumu varsa, veya NAİne başlamadan doğum yaptı iseniz, bu annelik izninizi otomatikman başlatır.

Hamileliğnizden 4 hafta kadar öncesinde eğer, hamileliğnizle ilgili bir hastalığınız/işe gelmeme durumu olmadı ise, çocuğunuz doğana kadar çalışabilirsiniz.

Doğumdan sonra 2 hafta kadar zorunlu bir annelik izni süresi vardır, bu süre fabrikada çalışıyorsanız 4 haftadır.

Ek Annelik İzni (EAİ)

EAİ, GAİnden sonraki 26 haftalık ek bir izindir ve NAİ 52 haftaya kadar çıkartabilir. çocuğunuzun doğumundan 14 hafta öncesinde (gün hesaplamak için, NAİ bakınız), işinizde en az 26 hafta çalışmış olmanız gereklidir. Genellikle EAİ almaya hak kazanmak için, işinize hamile kalmadan önce başlamış olmanız gereklidir.

Eğeri EAİ alma hakkınız varsa, iş vereniniz bu izni alacağınızı varsaymalıdır.

Annelik iznine başlamayı önceden haber verme

İş vereninize Çocuğun Doğum Haftasından 15 hafta önce veya daha öncesinden (’haber verme haftası’) veya haberiniz olur olmaz, yazılı ve aşağıdakileri içerecek bir şekilde, haber vermelisiniz;

  • hamile olduğunuzu;

  • MATB1 formunuzda belirtilen, çocuğun doğum haftasını; ve

  • annelik izninizi ne zaman başlatmak istediğinizi.

  • Başlama tarihini, yeni tarihten veya eski tarihten 28 gün önceden (hangisi daha önce ise) veya tarih değişir değişmez, haber vermek şartıyla değiştirebilirsiniz.

  • Bundan sonra iş vereniniz yazılı olarak, 28 gün içinde, işe dönmenizin beklendiği tarihi size bildirmelidir-bu ya NAİ bittiği veya EAİ hakkınız varsa, EAİnizin bittiği günden sonraki gündür.

Ölü doğum ve düşük

Düşük

Düşük çocuğunuzun, hamileliğinizin 24üncü haftasından önce ölü doğmasıdır. Bu durumda, annelik izni veya ödeneği almaya hakkınız olmaz.

İhtiyacınız olursa hastalık izni almalısınız, (eğer hakkınız varsa) iş vereniniz size YHÖ (yasal hastalık ödeneği) ödemelidir veya normalde eğer, iş vereniniz anlaşmalı hastalık izni ödüyorsa, size bunu ödemelidir. İş vereninizin duygusal veya yasla ilgili sebeplerden dolayı ödeme yapıp yapmadığını anlamak için iş sözleşmenize bakınız.

Hamilelik veya düşükle ilgili olan hastalık izinleri farklı olarak kayıt edilmelidir.

Ölü doğum

Ölü doğum çocuğunuzun hamileliğinizin 24üncü haftasından sonra ölü doğmasıdır. Hastaneler ölü doğumla ilgili bir sertifika verirler. Bu durumda, çocuğunuz doğmuş gibi aynı haklara sahip olursunuz.

Eğer, zaten annelik izninde idiyseniz, hiç bir şey yapmanıza gerek yoktur. Eğer, çocuğunuz annelik izninize başlamadan önce ölü doğdu ise, iş vereninize istenirse, yazılı olarak, mümkün olduğunca çabuk, doğum yaptığınızı haber verin.

Canlı doğumlar

Eğer, çocuğunuz canlı doğdu ama sonrasında öldü ise, bu hemen doğumdan sonra ve hamileliğinizin 24üncü haftasından önce, olsa bile canlı doğum olarak sınıflandırılır. Canlı bir doğum sonrasında, annelik izni ve annelik ödeneğini normalde alacağınız gibi alırsınız.

Annelik izni bittikten sonra işe dönme hakkı

İş vereninize işe dönmeyeceğinizi yazılı bir şekilde ve önceden belirtmenize gerek yoktur.

NAİnden sonra

tamamen aynı işe geri dönme hakkınız vardır.

EAİnden sonra

mümkün olduğu sürece, makul bir engel yoksa, örneğin, işiniz yapısal değişikliklerden dolayı değişmediyse, iş vereniniz size aynı işi vermelidir. Bu durumda, size uygun ve sizi zor durumda bırakmayacak, bir işe geri dönme hakkınız vardır. Eğer, size alternatif iş imkanı yoksa ve gerçekten zorunlu olarak işten çıkarırıldıysanız, işten çıkarılma tazminatı almaya hakkınız olabilir.

Eğer, çalıştığınız iş yerinde 5 veya daha az eleman çalışıyorsa, işinizi kaybetmeniz otomatik olarak haksız yere işten çıkarılmaya girmeyebilir, ancak bu konuda uzman birisinin görüşüne başvurun.

Annelik izninden erken dönmek

Eğer, NAİ hepsini veya EAİ tamamını kullanmak istemiyorsanız, annelik izninizin tamamı bitmeden önce işe dönmek istiyorsanız, iş vereninize en az 28 gün öncesinden haber vermeniz gerekir.

Annelik izninin sonunda hasta olmak

Eğer, annelik izninizin sonunda hasta oldu iseniz, normal şartlarda hasta iken yaptığınız işlemleri yapmalısınız, yoksa, işten izin almadan işe gitmemiş sayılırsınız.

Yeni anneler ve anne adayları için sağlık ve güvenlik

Doğum öncesi bakım için izin

İşte ne kadar süredir ve kaç saat çalıştığınıza bakılmaksızın, bir çalışan olarak, doktorunuzla veya ebenizle görüşmek ve doğum öncesi bakım için makul izin alma hakkınız vardır. Buna eğer, doktorunuzun tavsiyesi üzerine karar verildi ise, ebeveynlik ve dinlenme kursları da dahildir, bu izne yol ve bekleme süresi de dahildir.

Eğer, iş vereninize yazılı olarak, hamileliğinizin başında hamile olduğunuzu belirtirseniz, bu size bu görüşmeler için izin almanızı sağlayacaktır. İş vereniniz, sağlık görevlisinden hamileliğinizi ve bu görüşmelere katıldığınızı kanıtlayan bir belge isteyebilir.

Hamile iken ve işe döndükten sonra sağlık ve güvenlik tehlikesi değerlendirmesi

İş yerinde, yeni anneler ve hamile kadınlar için , özel bir sağlık ve güvenlik koruması vardır. Bu korumadan yararlanmak için, iş vereninize hamile olduğunuzu bildirmeniz gereklidir. Eğer, doktorunuz veya ebeniz, çocuğunuzun sağlığı konusunda bir tehlike olduğunu belirtirlerse, onlardan, iş vereninize göstermek üzere, bunu belirten bir rapor veya mektup isteyin.

Sağlık açısından genel tehlikeler

  • Aşırı yorgunluk
  • Fiziksel yük
  • Bazı duruş ve vücut pozisyonları
  • Şok, titreşim, gürültü
  • Aşırı sıcak
  • Bazı kimyasal maddeler ve gazlar

Tehlike değerlendirme uygulamaları

İş vereninizi yazılı olarak hamileliğinizden haberdar ettikten sonra, sizin için özel bir tehlike değerlendirmesi yapmaları gereklidir. Eğer bunu red ederlerse, Yüksek İş Mahkemesi bunu otomatikman cinsiyet ayırımı olarak değerlendirbilir.

İş vereniniz aşağıdaki önlemleri almalıdır;

  • Çalışma şartları hakkında, sizin veya çocuğunuzun sağlığına zararlı olabilecek, fiziksel, kimyasal, ve biyolojik faktörlerin ’tehlike değerlendirmesi’ni yapmalıdır.

  • Riski önlemenin veya sizi riske maruz bırakmamanın yollarını bulmalıdır.

  • Bütün çalışanlara, mevcut tehlikeler ve nasıl önlenebilecekleri hakkında bilgi vermelidir.

  • Tehlikenin önlenemediği durumlarda, eğer bu tehlikeyi önleyecekse ve makulse, çalışma şartlarınızı veya saatlerinizi geçici olarak değiştirmelidir ( bakınız, aşağıda, Çalışma şartlarının değiştirilmesi).

  • Çalışma şartlarınıza ve anlaşmanıza uygun olarak, normal işinizden, daha az maaşlı olmamak üzere, size alternatif, iş teklif edilebilir; veya

  • Eğer, alternatif uygun bir iş yoksa, tehlike devam ettiği sürece, iş vereniniz sizi tam maaşlı olarak, askıya almalıdır.

Hamilelik süresince ve işe döndükten sonra iş düzeninizin değişmesi

Eğer, siz hamile iken veya çocuğunuzu 6 aya kadar olan sürede emzirirken, çocuğunuzun sağlığı tehlikedeyse, çalışma düzeninizde yapılabilecek değişikliklere aşağıdaki örnekler verilebilir;

  • eşyaları kaldırmayı makineler yardımı ile en aza indirmek, veya görevlerinizin değiştirilmesini sağlamak;

  • yolculuk süresini azaltıp, onun yerine daha fazla büro işi yapmak;

  • trafiğin kötü olduğu zamanlardan kaçınmak için, işe daha geç başlamak veya eve daha erken gitmek, eğer, bu isteğiniz red edilirse, olası bir cinsiyet ayırımı davası hakkında danışın.

  • eğer, bir tehlike olduğu konusunda endişeniz varsa, VDU olmayan (örneğin bilgisayar ekranı koruyucusu) talep edin, veya VDU’den uzakta geçireceğiniz aralar alın, veya VDU’nuzu kullanmadığınız zaman kapatın, rahat bir koltuk alın, ve çalıştığınız alanı düzgün ayarlayın; iş yerindeki bu radyasyon oranlarının sağlık açısından tehlikesi olmamasına rağmen, eğer, bu konuda endişeleriniz varsa, iş vereniniz size bu konuda bilgili bir kişiyle konuşma fırsatı vermelidir; veya

  • eğer, çalışma saatleriniz sizi kötü yapıyorsa, maaşınızdan kısmaksızın çalışma saatlerinizi azaltacak; iş yerinizde yatıp dinlenmenizi sağlayan fırsatlar olmalıdır.

Gece vardiyasından alınmayı isteme hakkınız vardır

eğer, doktorunuz veya ebeniz gece çalışmanızı sağlık ve güvenlik açısından sakıncalı buluyorsa, gece vardıyasından, size daha uygun olan gündüz vardıyasına alınmayı isteme hakkınız vardır. Eğer, çocuk bakımı gibi geçerli sebeplerden dolayı, gündüz çalışamayacaksanız, ne gibi haklarınız olduğu konusunda danışmalısınız.

Eğer çocuğunuzu emzirecekseniz

işe döndüğünüz zaman, bunu iş vereninize yazılı olarak bildirmeli ve emzirmenizi tehlikeye atacak, sağlık ve güvenlikle ilgili tehlikelerin olmadığına emin olun. Çocuğunuzu emzirmek için, özel bir oda, sütü koymak için temiz güvenli bir buzdolabı veya süt ihtiyacını karşılamak için izin, isteyebilirsiniz.

Sağlık ve güvenlikle ilgili sorunlar olduğunda işten çıkarılmaya karşı korunma

Doğum yapmak, hamilelik veya emzirmekle iligili, sağlık ve güvenlik sorunlarından dolayı, önceki işi aynı şekilde yapamadığınız için, işten çıkarılamazsınız.

Unutmayın, haklarınızdan faydalanma konusunda bir sorununuz olursa, bu sorunu en çabuk ve en etkili çözme yöntemi iş vereninizle konuşmak ve daha resmi yollara başvurmadan önce uzman birisini görüşünü almaktır.

 
 


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 07-Haziran-2007 Saat 08:18
Normal doğum

Bir çocuk sahibi olmaya karar verildiği ilk andan itibaren yaşanan heyecanlar doğum günü yaklaştıkça artmaya başlar ve doğumun ilk işaretleri ile birlikte doruğa ulaşır.Her şey sona erdikten sonra anne ve babanın dünyadaki en önemli eserleri olan bebek kucağa alındığında ise yaşanan bütün sıkıntılar, çekilen bütün ağrılar yerini tarifi imkansız bir huzur ve mutluluğa bırakır.

Doğum ya da başka bir deyişle normal doğum 20. gebelik haftasını doldurmuş olan bir fetusun rahim dışına zarlar ve plasentası ile birlikte atılmasını ifade eder. İnsanda gebelik 280 gün sürmektedir ancak tüm gebeliklerin sadece %5 kadarı beklenen günde sona erer. Gebe kadınların büyük bir kısmı ise beklenen doğum tarihinden yaklaşık 1 hafta kadar önce doğum eylemine (travay) girer. Düzenli rahim kasılmalarının ortaya çıkması ile başlayan sürece (anne adayı bunları sancı olarak algılar) EYLEM ya da TRAVAY adı verilir.

Bir gebeliğin normal yoldan sonlanabilmesi 3 ana faktöre bağlıdır. Bunlar rahime bağlı, bebeğe bağlı ve annenin kemik çatısına bağlı faktörler olarak sınıflandırılabilir. Bir başka deyiş ise güçler (rahim kasılmaları), yol (kemik yapı) ve yolcudur. (bebek). Doğumun olabilmesi için rahim düzenli aralıklarla rahim ağzını açabilmek için kasılmalıdır. Bu kasılmaların karşısında rahim ağzının açılmasına engel bir durum olmamalıdır. Rahim açıldıktan sonra devam eden kasılmalar bebeği rahim dışına itecektir. Bu itmenin sağlanması için bebek uygun pozisyonda olmalı ve yine önünde bir engel bulunmamalıdır. Son olarak bebeğin geçeceği yol ile bebek arasında bir uyumsuzluk söz konusu olmamalıdır. Örneğin bebeğin yan ya da oblik durduğu durumlarda bu yoldan geçmesi mümkün değildir. Böyle bir durum varlığında normal doğum gerçekleşemeyecek, eğer zamanında fark edilip sezaryene karar verilmez ise anne ve bebeğin hayatını tehlikeye atabilecek istenmeyen komplikasyonlar ortaya çıkabilecektir.

Genelde doğumun yaklaştığının ilk belirtileri düzensiz kasılmalar ve halk arasında nişan gelmesi olarak anılan durumdur. Rahim ağzı tüm gebelik boyunca sümüğümsü bir tıkaç ile kapalıdır. Bu tıkaç bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğum eyleminin başlamasından hemen önce rahim ağzında hafif bir açılma olur ve bu tıkaç kanlı bir akıntı şeklinde vücut dışına atılır. Yine doğumun erken belirtilerinden biri de düzensiz rahim kasılmalarıdır. Kişi bu kasılmaları ağrı olarak algılar. Yalancı doğum sancıları adı verilen bu kasılmalar dinlenmek ile geçer ve sıklık ile şiddeti zamanlar artmaz. Suyun gelmesi doğumun bir diğer belirtisidir. Genelde zarlar açıldıktan sonra 24 saat içinde eylem başlar.
 

Faktör

Gerçek Eylem

Yalancı Eylem

Kasılmalar

Düzenli aralıklar

Düzensiz aralıklar

Kasılmalar arasında geçen süre

Giderek kısalır

Uzun kalır

Kasılmaların şiddeti

Giderek artar

Değişmez

Ağrıların yeri

Sırt ve karın

Genelde kasıklar

Ağrı kesiciye verdiği cevap

Geçmez

Geçer

Rahim ağzı değişiklikleri

Dilatasyon ve efasman olur

Değişiklik olmaz

Doğumu başlatan faktörlerin ne olduğu, anne vücudunun bebeğin olgulaştığını anlamasını ve sancıları başlatarak doğumu gerçekleştiren etkenlerin hangileri olduğu günümüzde hala daha tam olarak anlaşılmış değildir. Bu konuda çok çeşitli teoriler olmasına rağmen doğum olayı hala daha gizemini korumaktadır.

  Doğumun Evreleri
 
  Doğum eylemi 3 evrede incelenir.
 
 İlk evre düzenli sancıların başlaması ile birlikte başlar ve rahim ağzının tam açık olması (10 cm) ile sona erer.
 
 İkinci evre bebeğin doğumunu içerir.
 
 Üçüncü ve son evre ise bebeğin doğumundan plasentanın çıkışına kadar olan süredir.
 
 Doğumun süresi değişken olmakla birlikte genelde ilk kez anneliği tadanlarda daha uzun sürer. Gebelerin yarısından fazlasında bu süre 12 saat civarındadır. %20 vakada ise 24 saatten uzundur. İkinci ya da daha sonraki doğumunu yapanlarda ise eylemin 24 saatten uzun sürmesi sadece 50 hastada bir olur.
 
 Doğumun en uzun evresi olan ilk evre de kendi içinde 3 ayrı bölüme sahiptir. Bunlar sırası ile erken ya da latent faz, aktif faz ve yatay fazdır.
 
 Erken fazda ağrılar düzenli olmasına rağmen araları uzundur. Genelde 10 dakikada bir olur ve bel ağrısı şeklinde hissedilir. Pel çok kadın bu evrede oldukça heyecanlı ve sinirlidir. Erken faz esnasında rahim ağzı kapalı durumdan 4 cm açıklığa ulaşır.
 
 Açıklık 4 cm'ye ulaştıktan sonra aktif faz başlar.Ağrılar 2-3 dakikada bir gelmeye başlar ve şiddeti giderek artar. Kramp şeklinde gelen her bir ağrı 45-60 saniye kadar sürer. Ağrısız doğum için katater takılacak ise bu safhada yapılır. Epidural anestezi dışında ağrıyı azaltmak için birtakım ağrı kesiciler uygulanabilir. Aktif faz rahim ağzı açıklığı 8 santimetre olana kadar sürer.
 
 Rahim ağzının 8 santimden 10 santim açılmasına kadar olan süre yatay fazdır. Bu faza deselerasyon fazı adı da verilir. Doğumun en zor dönemidir. Ağrılar en sık, en şiddetli ve en uzun bu dönemde sürer. Ancak kısa bir fazdır. Çoğu zaman 5-10 dakika kadar zaman alır.Bu evrede kontraksiyonlar 2-3 dakikada bir gelir ve 60-90 saniye sürer.
 
 Ağrıların şiddeti zaman zaman gebeyi umutsuzluğa itebilir ve korkutabilir. Bu evrede pek çok kadın doktoruna sezaryen olmak istediğini söylemektedir. Ancak artık sezaryen için oldukça geç bir dönemdir.Doğumun her döneminde sezaryen yapılabilmekle birlikte bu evreye ulaşmış bir anne adayında sırf korkular nedeniyle sezaryen yapmak son derece gereksiz bir yaklaşımdır. Bu dönemde titremeler, terleme ve ıkınma hissi meydana gelir.
 
 Nefes alıp verme egzersizleri ağrıyı bir miktar azaltabilir.

 
 Vajinal Doğum
 
  Bebeğin kafasının en geniş kısmı doğum kanalına yerleştiğinde buna angajman adı verilir. Bu noktadan sonra kasılmalar biraz daha seyrekleşir ve şiddeti azalır. Bebeğin başının seviyesi kemik pelvisdeki durumuna göre 0,+1,+2,+3 olarak değerlendirilir. Bu bebeğin inişidir. Doğumun 2. evresi 15 dakika ile 2 saat arasında sürebilir. Sancılar ve anne adayının ıkınmaları bebeği aşağıya doğru iter.Bu aşamada gebe kendini çok yorgun hissedebilir. Bebeğin başı aşağıya doğru indikçe perine bölgesi (vajina ile anus arasındaki kısım) kabarmaya başlar. Yırtılmayı engellemek için yapılacak olan epizyotomi bu aşamada açılır.
 
 Epizyotomi kontrolsüz yırtıkları önlemek amacıyla perine bölgesinin, doğum sonrası dikilmek üzere kesilmesidir. Günümüzde pek bir faydasının olmadığı ileri sürülse de pek çok ülkede hala daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle A.B.D.'de bazı kadınlar doğal doğum olmadığı gerekçesi ile epizyotomiye karşı çıkmakta ve kendilerine yapılmasını kabul etmemektedirler. Bu bizce çok yanlış bir tutumdur.
 
 Kasılmalar ve ıkınmaların bir arada etkisi ile bebek başı artık iyice aşağıya iner ve vajina girişinde görünür olur. Buna taçlanma ismi verilir. Artık doğum çok yakındır. Bazı durumlarda anne adayının ıkınmaları yeterli olmaz ve başka bir kişinin annenin karnına bastırarak bebeğin aşağıya inişine yardım etmesi gerekebilir. Son bir ıkınma ile bebeğin başı yavaş yavaş vajinadan doğar. Bu aşamada bebeğin başının kontrolsüz çıkmaması için hekim özel manevralar yapar. Bebek başı çıktığı anda anne artık ıkındırılmaz.
 
 Baş doğduktan sonra sırası ile omuzlar ve gövde doğurtulur. Bu sırada anne ve bebeğin zarar görmemesi için özel manevralar yapılır. Doğumun en zor anlarından biri de omuzların doğurtulmasıdır. Bu aşamada omuzlar annenin kemik yapıları içinde takılırsa çok üzücü sonuçlar doğabilir. Omuz takılması genelde bebeğin kilosu ile alakalı olsa da çok ufak bebeklerde bile bu talihsiz duruma rastlanabilmektedir. Hangi bebekte omuz takılması olacağı önceden tahmin edilemez.
 
 Bebeğin doğumun takiben rahim hemen küçülür ve kasılmalar azalır. Bu kasılmalar esnasında plasenta yapıştığı yerden ayrılır ve en geç 30 dakika içinde rahim dışına atılır. Bebeğin doğumundan plasentanın çıkışına kadar olan süre doğumun 3. evresidir. Plasenta doğduktan sonra kanamayı azaltmak ve rahimin toparlanmasını sağlamak için bir takım ilaçlar enjekte edilir ve rahime masaj yapılır. Epizyotomi plasenta doğduktan sonra ya da doğmadan önce tamir edilebilir. Son kez kanama kontrolü yapıldıktan sonra anne yatağına alınır.


 


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 07-Haziran-2007 Saat 09:44
ESKİ İSTANBULDA BİR SARAY DOĞUMU

 

Osmanlı İmparatorluğu’nda doğum sarayın ve padişahın heybetine uygun bir şekilde haftalar, aylar süren bir şenlik havasında gayet eğlenceliyaşanmaktaydı. Sadece saray erkanının değil mümkün olduğunca bütün ahalinin doğum olayına bakışı incelendiğinde bu heyecan ve uzun süreli tatlı uğraşıyı görmekmümkündür. Ülkede ebeleri hizmet ettikleri kesime göre üçe ayırabiliriz. 

   Saray-ı Hümayun ebesi ( Saraylı hanımlara ), Kibar ebesi ( Konaklı hanımlara ) ve Ahad-ı Nas ebesi ( Halktan hanımlara ). 

   Eğer ebe saray tarafından seçilmişse ebeye, seçildiğinin nişanesi olarak, düz renk bir elbise gönderilirdi. Ebe muayyen zamanlarda konağa gelerek muayeneleryapar, tahmini doğum tarihini saptar, doğuma yakın bir pazartesi günü konağa gelir, babaannenin hazırladığı, içinde zıbın, omuz bezi, etek bezi, ayak bezi, çember,gömlek, kundak, yarım top şal, yeşil duvak bulunan kundak takımını hazır ederdi. Ayrıca delikli mavi boncuk (kafada yedi delik bulunur), bir ufak mazı, şap veyirmilik altından oluşan nazarlığı da kırmızı bir tüle sararak hazırlardı. Yeşil duvağa bir dilim ekmek ve bir parça şeker sarılarak doğum yapılacak odanın kıble tarafınaasılırdı. Doğum başlayınca, çağrılan ebe bir çuha torbaya doğum iskemlesini, bir başka çuha torbaya da diğer gereçlerini koyarak yardımcılarla konağa yollar, kendiside sedef kakmalı asasını alarak yola çıkardı. Zaptiyeler bu asayı tanır, geceleri fener ile yolları aydınlatarak ebeyi çabuk ve emin bir şekilde konağa getirirlerdi.İskemleyi bakire veya dul bir hanım besmele ile alır, odada kıblenin karşısına gelecek şekilde koyardı ve hamile kişinin kocası, eşinin sesini duymayacağı bir yeregiderdi. Doğum yaklaşınca hamile, iskemleye oturtulur, başına da ebenin kendisinin diktiği kutlu bir yatır ( Eyüp Sultan, Baba Cafer, Zuhurat Baba v.b.) türbesinebırakıldıktan sonra alınan bir takke konurdu. Ebe, yine kendisinin getirdiği ve uğurlu olduğuna inanılan iki kiremit parçasını hamile kişinin ayakları altına koyar vesıkıca basmasını sağlardı. Hamile kişinin önüne oturan ebe, dizlerine beyaz bir peştamal ve dört kat, yumuşak tülbent koyardı ve doğan çocuğun göbek kordonu dörtparmak boyunda kesilerek bebek tülbende sarılır, göbek adı konulurdu. Plasenta çıktıktan sonra loğusanın bacakları çaprazlanarak yatırılır, buna “çaryekleme”denirdi. Bebek asfiktik doğmuşsa, kordon kesilmez, plasentanın çıkması beklenir, çıkan ve henüz bebeğe bağlı olan plasenta, bir mangal ateşi üzerine konurdu.Böylece, plasentadaki canın bebeğe geçeceğine inanılırdı. 

   Doğumdan sonra loğusa ter yatağına yatırılır, sıkıca örtülerek iyice terletilirdi. Bebek ılık su ve sabunla yıkanır, boynu, kulakları, ağız içi, koltuk altları vebacaklarının arası tuzlanır, kordon, badem yağı ile yağlanıp bir tülbende sarılırdı. Bakire bir kız tarafından, Hint tülbendinden dikilmiş ve okunmuş bir gömlek giydirilenbebek kundaklanır, kundağın arasına da , havaleden korumak için muska konurdu. Tuzladıktan sonra bebek, tokgözlü olması için sofra altı örtüsüne sarılırdı. Hamilekişinin önceki çocukları yaşamamışsa, bebeğe, çocuklu kırk evden toplanmış bez parçalarından bir gömlek giydirilir ve bebeğin yaşayacağına inanılırdı. Plasenta iseebe tarafından parçalanır, toprak bir çömleğe konur, bahçenin uygun bir yerine gömülürdü. Ayrıca, plasentanın gömüldüğü yer ile bebeğin ileride ne iş yapacağıarasında bir ilişkinin de varlığına inanılırdı. Örneğin ; cami avlusuna gömülürse din alimi, medrese avlusuna gömülürse müderris(öğretmen) olacağı inancı gibi…

   Terlemiş loğusanın çamaşırları değiştirilir, karnı, iki kişi tarafından uzun bir bezle sıkıca sarılır, bir bakire kız, loğusanın memelerini yıkar, bir yarım soğanımemelere sürerdi. Bu soğan şişe geçirilir, bir baş sarımsak ve mavi bir boncuk, bir tülbende sarılıp loğusanın ayak ucuna gelen duvara asılırdı. Başucuna da bir Kuranasılırdı; ebe Kuran’ı açar, parmağını önce Kuran’a sonra da bebeğin dudağına değdirerek kulağına üç kez ezan okur ve bebek emzirilirdi. Mekonium çıktığı zamanbir tülbende sarılıp “ al cadısı”nın çocuğa zarar vermemesi için beşiğin altına konur, babaya ve diğer büyüklere müjde verilir, onlar da bebeği görür ve hayır duaederlerdi. Ebeye de uygun bahşiş ve hediyeler verilirdi. Bebeğin ismi adet üzere doğumdan üç gün sonra verilirdi. Büyükbaba, yoksa baba bebeği kucağına alır,

   Allah’a şükreder ve Salat-ı Selam okurdu, sonra bebeğin sağ kulağına ezan okur, koyacağı ismi üç kez tekrarlar ve üç kez kelime-ı şahadet getirirdi, sol kulağınakamet getirir aynı işlemi tekrar ederdi ve loğusaya kıymetli bir mücevher takılırdı. İsimden üç gün sonra ebe gelir, öğleezanından önce bebeği yıkar, yatıya kalırdı. Ertesi, yani 7.gün, loğusanın yerdeki ter yatağını ayakucundan dürerek kaldırır, önce sağ ayağını attırarak loğusayı başka süslü bir yatağa yatırırdı. Çocuk tekraryıkanır, düşmüş olan göbeğin yerine ufak bir tülbent torbada bulunan kimyon bağlanır, bu torba her gün değiştirilerek yedi gün konurdu.



Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 07-Haziran-2007 Saat 10:21
Hamileliğin Son Döneminde Sizi Neler Bekler?
 
 
Uykusuzluk
Uyuyamamak oldukça rahatsızlık verici bir durum. Yatak içinde saatlerce dönüp duran ancak rahat bir uykuya hasret kalan anne adayları azımsanamayacak sayıda. Bazı gebeler bu durumdan oldukça rahatsızlık duyuyor ve günlük hayatları olumsuz yönde etkileniyor. Bazılarında ise uykusuzluk ya da düzenli olmayan uykular çok etkili olmaz ve üretkenliklerine devam edebilirler. Rahat ve verimli bir uyku uyuyabilmek için gündüz fazla ağır olmayan egzersizler yapmak, akşam saatlerinde ve uykudan önce kafein içeren sıvıları almamak, yatmadan önce streslerden uzaklaşarak gevşemeye çalışmak ve en eski yöntemlerden biri olan ılık bir bardak süt içmek yararlı. Aklınızda olsun!

Sırt Ağrısı
Gebelik süresince hem bel kavsinin içe doğru dönmesi, hem vücudun ağırlık merkezinin değişmesi nedeni ile postür adı verilen duruş değişiyor. Salgılanan hormonların etkisi ile eklemlerdeki gevşemeler de eklenince el ve sırt ağrıları özellikle gebeliğin son dönemlerinde dayanılmaz olabiliyor. Bu gibi durumlarda masaj en etkili yöntem. Ilık kompresler ya da ılık duş, stretching ağrıları azaltıyor..

Kramplar
Gece yatmadan önce yapılan jimnastik kramplara iyi gelebiliyor. Ayrıca kalsiyum ve potasyum içeren vitaminler sorunun giderilmesinde yardımcı oluyor.

Nefes almada güçlük
Bebek ve dolayısı ile rahim büyüdükçe soluk alıp vermeyi sağlayan kas olan diyafram kasını sıkıştırıyor ve bu kasın hareketi için kısıtlı bir alan kalıyor. Bu nedenle soluk alıp vermede güçlük ve nefes darlığı yaşanıyor. Nefes darlığı ile başa çıkmanın en kolay yolu oturur ya da yarı oturur pozisyonda uyumak. 2 ya da 3 yastık kullanılması şikayetleri azaltıyor.

Mide yanması
Mide yanması, hazımsızlık ve gaz... Gebeliğin her döneminde kadını rahatsız eden problemler. Çok fazla yememek, azar azar ancak sık öğünler almak, yemekten sonra hemen uzanmayıp yürüyüşe çıkmak engellemek için yapılabilecek aktiviteler. Bazı durumlarda ise ballı süt mide yanmasına iyi geliyor. Bu şikayetlerin nedeni gebelikte salgılanan hormonlara bağlı olarak mide boşalmasının gecikmesi, barsak hareketlerinin yavaşlaması ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçması. Yanma hissinin fazla olduğu durumlarda doktor önerisi ile belirli ilaçlar kullanılabilirsiniz.

Kasılmalar
Doğum demek kasılma yani kontraksiyon demektir. Düzenli olmayan ve hafif kasılmalar gebeliğin son dönemlerinde sıkça karşılaşılan bir durum. Bu kasılmaları çok ciddiye almamak gerekiyor. Hastaneye gitmeyi gerektirmeyen kontraksiyonların nedeni rahmin gerilmesi. Biraz istirahat ya da ılık bir banyo çoğu zaman anne adayına iyi geliyor. Ancak kasılmaların sıklığı ve şiddeti giderek artıyor ise ya da her zamanki hafif kontraksiyonlardan farklılık gösteriyor ise doktorunuzla temasa geçmeniz gerektiğini unutmayın.

Sık idrara çıkma
Gebelerin hemen hepsi bu duruma önceden aşinadır. Çünkü gebeliğin erken dönemlerinde büyüyen rahimin baskısı nedeni ile mesane kapasitesi azalıyor ve sık idrara çıkma ihtiyacı doğuyor. Gebeliğin son dönemlerinde ise bebeğin aşağıya doğru inmesi ile mesane üzerinde yeniden bir baskı oluşuyor. Tamamen normal bir durumdur ve doğumun yaklaştığının bir işareti!

Baskı hissi
Bebeğin aşağıya doğru indiğinin yani pelvise girdiğinin bir başka belirtisi de sürekli olan basınç hissi. Yatağa uzanmak ile bir miktar azalan bu hissin en iyi tedavisi yüzmek ya da boy hizasında bir havuzda dinlenmek! Ancak günümüz şartlarında ve her mevsimde olanaksız olan bu yaklaşım sadece yaz anneleri için güzel bir alternatif olarak kalıyor.

Tekmeler
Gebeliğin ilk dönemlerinde anne adayına heyecan ve sevinç veren bebek hareketleri ve tekmeler son dönemlerde acı verici hale gelebiliyor. Bebeğin içinde yüzdüğü sıvı ve dolayısı ile bebeğe kalan boş alan azaldığından, hareketler direk olarak hissedilebiliyor. Zaman zaman kaburgalara kadar vuran ağrılı bebek hareketleri olabiliyor. Bu ağrılar için yapacak bir şey yok! Ancak elinizi karnınıza koyup bebeğinizle konuşarak canınızı acıtmamasını isteyebilirsiniz :))

Denge problemleri
Gebelik büyüdükçe vücudun denge merkezi yer değiştireceğinden, dengeyi sağlamak güçleşebiliyor. Anne adayları sık sık düşme tehlikesi ile baş başa kalıyor. Bu açıdan çok dikkatli olmak gerekiyor. Merdivenlerden inerken trabzanlara tutunmak, yine benzer şekilde duş yaparken tutunacak bir yer bulmak ve hatta ideal olarak evde kimse yokken duşa girmemek ve duş esnasında banyo kapısını açık bırakmak alınması gereken tedbirler. Düşmek istenmeyen bir olay olsa da zaman zaman kaçınılmaz. Bebeğin içinde bulunduğu amniyon kesesi ve sıvısı onu bu tür zararlı etkenlerden koruyor ancak yine de düşme esnasında karın üstüne düşmemeye çalışın.

 



Mesaji gonderen: butterfly
Mesaj Tarihi: 08-Haziran-2007 Saat 11:22
 

Bebeğinizin gözleri ne renk olacak?

 

Bebeğinizin gözlerinin ne renk olacağını merak ediyorsanız, size bazı ipuçları verebiliriz. Çünkü gün geçtikçe ilerleyen genetik bilimi, basit kalıtım kurallarıyla, bebeğinizin göz rengini doğumdan önce tahmin edebiliyor.

HEM ANNE HEM BABA MAVİ GÖZLÜYSE

Mavi rengi belirleyen allel baskın olmadığına göre, mavi gözlü anne ve babada bu allelden ikişer kopya var demektir. Bu durumda bebek, annesinden de babasından da birer mavi allel katılacak ve gözleri mavi olacaktır. (1.olgu) 

EBEVEYNLERDEN BİRİ MAVİ DİĞERİ KAHVERENGİ GÖZLÜYSE

Gözü kahverengi olan ebeveynin göz rengini belirleyen allerlerden biri kesinlikle kahverengidir. Diğer allelin ise, kahverengi ya da mavi olma olasılığı vardır. Bunu anlamanın bir yolu, o bireyin anne ve babasına yani büyükanne ve büyükbaba adaylarının göz rengine bakmaktır. Büyükanne ve büyükbabadan birinin gözleri maviyse, kendisinde de bir mavi allel var demektir. Bu durumda bebek ya bu mavi alleli ya da kahverengi alleli kalıtabilir. Öyleyse bebeğin mavi gözlü olma olasılığı yüzde 50’dir. (3.olgu) Büyükanne ve büyükbabanın gözleri kahverengiyse, bebeğin göz rengini tahmin etmek biraz daha zorlaşır. Varsa, büyükanne ve büyükbabanın kardeşlerine bakmak gerekir. Biri mavi gözlüyse ailede mavi bir allel var demektir. Bebek bu mavi alleli kalıtırsa mavi gözlü olur. Kahverengi gözlü ebeveynin her iki alleli de kahverengiyse, bir mavi allel kalıtacağı için genlerinde mavi alleli taşır. (2.olgu)

HEM ANNE HEM BABA KAHVERENGİ GÖZLÜYSE

Bu durumda, her ebeveyn ya iki kahverengi ya da bir kahverengi bir de mavi allel taşır. Her iki ebeveyn de kahverengi allelden ikişer kopya bulunuyorsa, bebeğin mavi gözlü olma olasılığı yoktur. Ebeveynlerden birinde allellerin her ikisi de kahverengi, diğerinde allerlerden biri kahverengi diğeri diğeri maviyse, bebek mavi alleli kalıt da, kahverengi maviye göre baskın olduğu için bebek kahverengi gözlü olur. Bebeğin mavi gözlü olabilmesi için, her iki ebeveynin de bir kahverengi bir de mavi allel taşıması gereklidir. Bebek annesinden ve babasından bu mavi alleli kalıtırsa, mavi gözlü olur. Böyle bir durumda her bebek için mavi gözlü olma olasılığı yüzde 25’tir.



Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 09-Haziran-2007 Saat 01:29
  ::  HAMİLELİK DÖNEMİNDE YAPILMASI GEREKEN TESTLER  ::

GEBELİĞİNİZ NASIL İZLENECEK?

Henüz gebeliğinizin planlama aşamasında iken, bu konuda uzman bir hekimle görüşmek ve gerekli öneri ve tahlilleri yaptırmak, gebeliğinizin daha sağlıklı ve güvenli olmasını sağlayacaktır. Genel olarak, gebelik öncesi danışma dediğimiz bu görüşmede yapılacak olan jinekolojik muayenenin yanında kilo, tansiyon, ilaç kullanımı, sigara vb. alışkanlıklar, kronik hastalıklar ve yaşam şekli araştırılır. Beslenme, ilaç kullanımı ve gebe kalınabilecek günlerin saptanabilmesinde yol gösterecek adet takvimi tutulması ile ilgili önerilerde bulunulur. Bebekte olabilecek bazı sakatlıkları önlemede kanıtlanmış rolü olan folik asit desteğine başlanır. Rutin testlerin yanı sıra, anne adayının kişisel öyküsü ile anne ve baba adayının aile öyküsü doğrultusunda bazı rutin olmayan testler bile gebelik öncesi istenebilir.

 

Genellikle istenilen testler:

* Rubella (kızamıkçık) ve Toksoplazma bağışıklığının incelenmesi,

* VDRL, HIV (Riskli guruplarda),

* Hepatit B (HBsAg),

* Tam kan sayımı,

* PAP Smear (bir yıl içinde yapılmamışsa),

* Kan grubu.

 

0 - 3 AY İÇİNDEKİ TESTLER

Anne adayı gebe kalmadan muayene olmadıysa ve yukarıda bahsedilen  testler istenmemişse onlar istenip, aşağıdaki testler ek olarak yapılmaktadır.

* Gonore, Clamidya, Sifilis testleri (Riskli Guruplarda),

* İdrar tahlili ve gerekirse idrar kültürü,

* TSH,

* 10-14. haftalar arasında ense kalınlığı, burun kemiği ve erken dönem fetal yapıların ultrasonografik değerlendirilmesi,

* 10-14 haftalar arasında yapılan ultrasonografik muayeneye ek olarak ikili test (PAPP-A ve Serbest HCG) diye adlandırılan kan tetkiki, kromozamal tarama testi,

* 50 g. şeker yükleme testi (riskli gruplarda).

İlk gebelik muayenesinde son adet tarihinin ilk günü (SAT) dikkate alınarak beklenen doğum tarihi (BDT) saptanır. Son adet tarihinin ilk gününden itibaren bu süre 40 haftadır. Bahsedilen tarihler dikkate alınarak aylık muayenelerde bebeğin gelişimi izlenmektedir. Bu aylarda ayrıca yaşam şekli,beslenme, aşılar, gebelikte önemli olabilecek belirtiler hakkında bilgilendirme yapılır.

                     

3. - 6. AYDA YAPILACAK TESTLER

Genellikle bebeğin sağlığı ile ilgili testler istenir. Bu testler daha çok tarama (screening) testleri olarak anılır.

* 16-18 haftalar arasında üçlü test,

* 18-22 haftalar arasında anomali tarama amacıyla ultrason ve gerekirse dopler,

* Üçlü testi pozitif olan veya riskli gruplara amniosentez önerilmesi,

* 24-28 Haftada gebeliğin ikinci yarısında çıkabilecek glukoz intoleransını (gebelik diyabetini) araştırmak için 50 gr. şeker tarama testi. Bu testin sonucu normal değerin dışında çıkacak olursa 3 saatlik OGTT(100gr glukoz yükleme testi) istenir.

Yukarıda bahsedilen tetkikler sonrası bebeğin sağlığıyla ilgili tüm testler ve tetkikler yapılmış olmaktadır. Bu aylardan itibaren bebeğinizin doğumuna yönelik planlar yapmaya başlayabilirsiniz. Özellikle doğuma hazırlık kurslarına katılarak, ilgili kitapları, interneti izleyerek, ruhsal hazırlığınızı yaparak doğum sürecinizde ve doğum eyleminde daha etkin rol oynamalısınız.

 

6. - 9. AYDA YAPILACAK TESTLER

Rutin muayenenizin ve bebeğin gelişiminin izlenmesinin yanında, bu döneme özgü gebelik belirtileriyle, doğum belirtileriyle ve doğumun nasıl olacağıyla ilgili öngörüler, seyahat, cinsel yaşamla ilgili olabilecek öneriler hakkında bilgilendirileceksiniz. Doğuma yakın kan sayımı ve bazı testleriniz tekrar kontrol edilebilir. Bunlara sizin izleminizi yapan doktorunuz karar verecektir.

Gebeliğinizin izlemini yapan deneyimli ve eğitimli profesyoneller her zaman, her hastaya aynı uygulamayı, aynı izlemi yapmayabilirler. Çünkü her anne adayının kendine özgü kişisel öyküsü, aile öyküsü, fizik yapısı, etnik kökeni, yaşam şekli, alışkanlıkları ve belki bazı riskleri ve hastalıkları vardır. Bu nedenle gebelik boyunca yapılanların ve istenenlerin bir kısmı size özgü olacaktır. Bir kısmı da modern bilimin kanıtlanmış ve klasikleşmiş uygulamaları olacaktır ve bunlar tüm gebelerde istenen veya yapılan testler olacaktır. Her anne adayı bu prensiplerde izlenmektedir. Genel olarak yedinci aya kadar ayda bir, sonraki aylarda onbeş günde bir ve doğuma yakın çok daha sık olan doktor ziyaretleriyle sizin ve bebeğinizin sağlığını güvence altına alabilirsiniz.

Sağlıklı



Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 09-Haziran-2007 Saat 08:40
NST nedir?
Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu: Gebeliğin ilerleyen haftalarında fetüsün sağlıklı olmasının belirtisi olarak fetüsün hareketleri ile kalp atımında artışların tespit edilmesini sağlayan tetkikdir.

 Hamilelikte ne amaçla ve hangi durumlarda kullanılır? Hamileliğin hangi döneminde NST’ye ihtiyaç duyulur?
Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu: Hamilelikte fetüsün anne karnında sağlıklı olmasını belirlemede kullanılır. Özellikle diyabet, yüksek tansiyon, kronik böbrek hastalığı, guatr gibi annenin hastalıklarında, gebelikte oluşan yüksek tansiyon, fetüsün azalmış hareketleri, büyüme geriliği, suyunun azalması, gebelik haftasının 40 haftayı geçmiş olması gibi yüksek riskli gebeliklerde NST tetkiki fetüsün sağlığını takip etmede önemlidir. Genellikle gebeliğin 32-34. haftalarında uygulamaya başlanır. Erken doğum tehdidi gibi gebelikle ilgili risk faktörlerinin varlığında 26. gebelik haftası gibi daha erken haftalarda başlanabilir. Normal NST tetkiki 1 hafta sonra ya da haftada 2 kez tekrarlanmalıdır. Klinik bulguların bozulması durumunda geçen süreden bağımsız olarak tekrarlanır.

İşlem ne kadar sürer?
Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu: İşlem 20 dakika sürelidir. Bebeğin uyuma döngülerine göre 40 dakika ve daha uzun süreli uygulanabilir.

 Nasıl yorumlanır?
Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu: NST’de kalp atımındaki artışlar gebelik haftasına gore yorumlanır. 32. gebelik haftasının üzerinde NST’de en az 15 saniye, en fazla 2 dakika süreyle kalp atımının ortalama hızın 15 atım üzerine çıkarak ortalama hıza geri döndüğü en az 2 artış normal NST tetkiki olarak değerlendirilir. 32. gebelik haftasından once ise NST’de 10 saniye süreyle kalp atımının ortalama hızın 10 atım üzerine çıkarak ortalama hıza geri döndüğü en az 2 adet artış normal NST tetkiki olarak değerlendirilir. 

NST sonucuna göre sadece bebeğin mi durumu belli olur?
Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu: NST sonucu, fetüsün kalp atımlarının anne karnındaki hareketlerine göre değişimini vermektedir. Annede rahimdeki kasılmaları da belirleyerek gerçek doğum sancılarının başlayıp başlamadığını ayırt etmek için de yararlıdır. Rahimdeki kasılmaların hangi şiddetle ve aralıkla oluştuğunun takip edilmesi doğum eyleminin başlangıcı ve takibinde anne ve fetus sağlığı yönünden önemlidir.

 Testin bebeğe ya da anneye bir zararı olabilir mi?
Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu: Testin bebeğe ya da anneye herhangi bir zararı yoktur.

Güvenilirliği nedir?
Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu: NST testi anormal gelen olguların %80’inde fetusün normal olduğu izlenmektedir. Anormal NST bulgusu gebelik yaşına bağlı olabilmektedir. Fetüsün gelişimine bağlı olarak 28. gebelik haftasından önce NST fetüslerin % 80’inde normal izlenmektedir. Bu haftalarda normal NST bulgusu ileri gebelik haftalarında olduğu gibi fetüsün sağlıklı olduğu yönünde bilgi vermektedir.


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 09-Haziran-2007 Saat 08:44

GEBELİKTE CİNSEL YAŞAM


Birçok kadın gebelikte ilişki kurmanın sakıncalı olduğunu düşünür. Bunlar çevreden gelen kulaktan dolma yanlış bilgilendirmeden olmaktadır. Penisin çocuğa zarar vereceği, doğumun erken başlayacağı, veya suyunun erken geleceği şeklinde korkunuz olmasın. Özel bazı durumlar (bazı riskli gebelikler) dışında eşinizle gebelik boyunca ilişki kurabilirsiniz. Bebek amniyotik kese ve sıvı içinde, kuvvetli rahim kaslarıyla çok iyi korunur. Rahim ağzındaki kuvvetli tıkaç enfeksiyonların çocuğa geçmesine engel olur.

   Daha önceden düşük yaptıysanız, ilk 3-4 ayda ilişkide bulunmamak daha doğru olabilir. Bugüne kadar ilişkinin düşüğe sebep olduğu şeklinde bir yayın yoktur. Düşüklerin büyük bir kısmının kromozom anomalilerine, progesteron eksikliğine ve enfeksiyonlara bağlı olduğu bilinmesine rağmen, eğer daha önceki gebeliğiniz düşükle sonlandıysa, biz bu aylarda ilişki kurmamanızın daha iyi ve güvenli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü birçok anne-baba, düşük öncesi ilişki kurduysa bunun sebebini ilişkiye bağlar ve kendilerini suçlarlar.

   Bazen gebeliğin geç dönemlerinde orgazmın Braxton-Hicks denilen kontraksiyonlara sebep olduğunu görebilirsiniz. Orgazm sırasında bunu hissetmek rahatsız edici olmasına rağmen bunun size ve bebeğe herhangi bir zararı yoktur. Ama daha önceden erken doğum yaptıysanız eşiniz içeri boşalmamalıdır çünkü semendeki prostaglandinler, rahim ağzında açılma ve doğum ağrılarının başlamasına neden olabilir.

   Cinsel ilişki sıklığı, annenin fiziksel ve psikolojik ihtiyacına göre düzenlenmelidir. Psikolojik olarak gebelik endişeleri, çekiciliğin azaldığının hissedilmesi, bebeğe zarar verme korkusu, cinsel isteği azaltabilir. Burada önemli olan bu yersiz endişelerinizi ve hislerinizi eşinizle paylaşabilmeniz ve konuşabilmenizdir. Fiziksel olarak ilk trimester (3 ay) bulantı ve kusmaları, 3.trimester kilo alışı, göğüslerdeki hassasiyet, vaginal akıntıdaki artma, mantar enfeksiyonları ilişki isteğini azaltabilir. Gebelik hormonunun etkisiyle vagina salgısı artar ancak tüm vücutta olduğu gibi vaginada da oluşan ödem nedeniyle ilişki sırasında ağrı duyusu olabilir. Gebeliğin ikinci yarısında bebeğin hareketlerini hisseden annede annelik duygusu ağır basmaya başlar ve cinsel istek azalır. Hormonal aktivite ve pelvisteki kan akımının artması ise gebelikte belli dönemlerde seksüel isteğin artmasına neden olabilir.

   Değişik pozisyonlar denemeniz gebelik boyunca faydalı olabilir. Örneğin erkeğin üstte olduğu çok kullanılan yol geç gebelikte karnın yaptığı basınca bağlı hem anneye rahatsızlık verecektir hem de çocuğun kan dolaşımını bozacaktır. Daha çok, kadının üstte veya yanda olduğu, kadının hareketlerine yön verebileceği pozisyonlar tercih edilebilir.

   Eğer önceden prematüre doğum yaptıysanız meme uçlarının uyarılması doğum ağrılarını başlatabilir.

   İlişkiden kaçınılması gereken durumlar:
- Plasenta previa , aşağı yerleşimli plasenta
- Serviks yetmezliği
- Erken doğum tehdidi
- Açıklanmamış vaginal kanama veya akıntı
- Anne veya babada iyileşmemiş herpes lezyonları
- Sık kramplar





Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 09-Haziran-2007 Saat 08:53
A - Gebelikte alkol ve fazla miktarda kafein kullanımı bebek için zararlıdır. Fetal alkol sendromu; gebelikte fazla alkol tüketimine bağlı olarak görülen, gelişme geriliği, yüz anomalileri ve santral sinir sistemi problemleri ile karşımıza çıkan bir sendromdur. Kafein çay, kahve ve çikolatada bulunur, bunları kısıtlı miktarda tüketin.

B - Bebeğiniz ve sizin için gerekli besin maddelerini alabilmek için düzenli ve sağlıklı beslenin. Öğünleriniz 5 basit besin grubunu içermelidir. Bunlar; 6 - 11 porsiyon tahıl, 3 - 5 porsiyon sebze, 2 - 4 porsiyon meyve, 4 - 6 porsiyon süt ve süt ürünü olmalıdır. Bol sıvı alın. Su en sağlıklısıdır. Gebelikte bebeğe giden kan volümünü sağlamak için kan hacminiz artmaktadır. Sıvı alımı bu nedenle önemlidir. Günde en az 6-8 bardak su, meyve suyu ve 2 bardak süt içmelisiniz.

C- Cinsel yaşamınızı ihmal etmeyin! Gebelikte sekse ilgi, kadından kadına değişebildiği gibi, aynı kadında gebeliğin değişik evrelerinde de farklılık gösterebilir. Genellikle ilk 3 ayda gebeliğe bağlı yakınmalar nedeniyle anne adayı sıkıntıda olduğu için seksten hoşlanmayabilir, ilerleyen haftalarda bu durum normale dönecektir. Daha önce vajinal kanama geçirdiyseniz, önceki gebelikleriniz düşükle sonuçlanmışsa, erken doğum riskiniz varsa, su keseniz açılmışsa ilişki sırasında ağrı yakınmanız oluyorsa, doktorunuz ilişki yasağı koyacaktır. Doktorunuz herhangi bir nedenle ilişki yasağı koymamışsa gebelikte düzenli seks hayatınızın olması kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Gebeliğiniz sırasında hormonal değişikliklere bağlı sekse olan ilginizde dalgalanmalar olabilir. Bazı çiftler gebelik sırasında seksi eğlenceli bulurlarken, bazıları bebeği inciteceğini düşünerek seks yapmaktan kaçınırlar.

Ç - Özellikle çiğ etle temastan ya da yemekten kaçının. Her türlü temastan ve tuvalet kullanımından sonra, gün boyunca ellerin sık sık yıkanması önemlidir. Böylece birçok bakteri ve virüs enfeksiyonu önlenebilir.

D - Gebelikte demir alımı çok önemlidir. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde demir depoları boşalabilir, ortaya çıkabilen anemiyi(kansızlık) önlemek için günde 30 miligram demir alın. Çocuk doğurma yaşındaki her kadın demirden zengin gıdalar almalıdır.

E - Eğitim! Her işin başında olduğu gibi gebeliğinizin başından itibaren de konuyla ilgili kitaplar okuyabilir, doğum ve bebek bakımı ile ilgili kurslara katılabilirsiniz. Böylece gebeliğiniz boyunca yapmanız gereken egzersizden, doğum yönteminizi seçmeye, bebeğinizin bakımından gelişimine kadar her konuda daha bilinçli olabilirsiniz. Bu arada evinizi de, bebeğinize göre düzenlemeye başlasanız iyi olur!

F - Gebelik öncesinde ve gebeliğinizin ilk aylarında 400 mikrogram folik asit almalısınız. Folik asit; beyin ve omurilik anomalilerini azaltmaktadır. Zenginleştirilmiş tahıllar, pirinç, ekmek, portakal suyu, yeşil yapraklı sebzeler, fasulye, yer fıstığı, brokoli, bezelye, folik asit içeren sebzelerdir. Bu konuda doktorunuz sizi uyaracaktır.

G - Ailenizde genetik hastalık veya doğum defektine sahip çocuklar varsa bunu mutlaka doktorunuza bildirin ve genetik danışmanlık hizmeti alın.

H – Hamam, sauna gibi çok buharlı ortamlarda bulunmanız gebeliğiniz sırasında sakıncalıdır.

İ - Gebelikte ilaç kullanımı sakıncalıdır. Bazı soğuk algınlığı ve öksürük ilaçları alkol ve diğer zararlı maddeleri içerebilir. Doktorunuzun haberi olmadan asla ilaç kullanmayın. Civa, kurşun, haşerelere karşı üretilmiş ilaçlar ve kimyasal boyalarla temastan kaçının.

J - Jinekolojik hastalıklar gebelikte de görülebilir. Bartolin kisti ve apsesi, vajinal enfeksiyonlar gibi problemlerle karşılaşıldığında mutlaka tedavi edilmelidir.

K - Kilo alışınızı kontrol altında tutun. Gebelik sırasında fazla veya az kilo almak çeşitli problemlere neden olabilir. Düzenli ve dengeli beslenerek kilo alışınızı ayarlayabilirsiniz. Lütfen unutmayın, gebelik rejim yapmak için uygun bir zaman değildir. Bebeğinizi besleyeceğinizi düşünerek çok fazla yemek de doğru değil.

L – Lohusalık döneminde sorun yaşamamak için gebelik döneminde; göğüs bakımınıza özen gösterin. Gebeler için özel hazırlanmış uygun ölçülerde sutyen kullanmalısınız. Doğumunuza iki hafta kala emzirme döneminde ortaya çıkan meme başı çatlaklarını önleyen kremler kullanın.

M - Merak ettiğiniz herşeyi doktorunuza sormaktan kaçınmayın.

N – Bebeğinizin iyilik halini takip etmek için doktorunuz Non-Stres Test (NST), ultrasonografi isteyebilir. Bu kontrolleri uygun haftalarda yaptırmanız gerekmektedir.

O - Bebeğiniz sizin için olduğu kadar, siz de bebeğiniz için çok önemlisiniz! Gebeliğiniz sırasında sağlıklı bir ortam yaratın. Sakin ve huzurlu bir ortamda, hoş müzikler dinleterek, onunla konuşarak ona sevginizi gösterin.

Ö - Öğünlerinize dikkat edin. Gebelikte mide bulantısı, kusma, sabah halsizliği oldukça sık görülür. Çok sevdiğiniz besin maddeleri midenizi bulandırabilir. 3 büyük öğün yerine 6 kez küçük öğünlerle beslenerek bu yakınmalarınızı azaltabilirsiniz.

P - Problemlerinizi kontrol edin ve sınırlarınızı çizin. Ağrı, şiddetli kramplar, 20 dakika aralıklarla gelen rahim kasılmaları, vajinal kanamalar, amniyotik sıvı gelmesi, baş dönmesi, bayılma, kalp çarpıntısı, devamlı bulantı ve kusma, yürüme güçlüğü, ödem ve bebeğin hareketlerinde azalma gibi sorunlarla karşılaştığınızda doktorunuzu mutlaka arayın.

R - Radyasyona maruz kalmaktan kaçının.... X ışınına maruz kalmaktan kaçının. Herhangi bir probleminiz veya diş probleminiz nedeniyle film çektirmeniz gerekirse, gebe olduğunuzu diş hekiminize ve diğer doktorunuza bildirin.

S - Gebelikte sigara kullanımı bebeğin doğum kilosunda düşüklüğe neden olmaktadır. Ayrıca, kısırlık, düşük, dış gebelik nedeni olabileceği gibi, ileriki dönemlerde çocuğunuzda öğrenme güçlüğü şeklin de karşınıza çıkabilir. Sigara içiyorsanız, sigarayı bırakmayı denemelisiniz. Çevrenizdekilere de sizin yanınızda sigara içmemelerini salık vermelisiniz.

Ş - Şeker hastalığı, sara, yüksek tansiyon gibi kronik probleminiz varsa, bunların kontrol altında tutulması gerekmektedir. Gebelik sırasında bu hastalıklarla ilgili, kullandığınız ilaçların değiştirilmesi gerekebilir.

T - Toksoplazmozis anne karnındaki bebekte enfeksiyona ve bazı anomalilere neden olan bir enfeksiyondur. Az pişmiş et yemek ve kedilerle temasla bu hastalığı alabilirsiniz. Bunlardan uzak durmalısınız.

U – Uzun seyahatler, gebeliğin ilk üç ve son üç ayında sizin için yorucu olabilir. Zorunlu olduğunuz durumlarda sık sık mola vererek ve dinlenerek yolculuğunuzu tamamlayın. Gebeliğin son ayına kadar uçakla seyahatinizde sakınca olmamakla birlikte uzun uçuşlardan kaçının. Araba kullanmak da stres ve yorgunluk yaratabilir. Araba kullanırken emniyet kemerini doğru şekilde kullanmalısınız.

Ü - Üriner enfeksiyonlara dikkat ! Gebeliğin ilk üç ayında büyüyen rahim, mesaneye baskı yaptığı için sık idrara çıkmanıza neden olabilir. Öksürürken, hapşırırken idrar kaçırma yakınmanız olabilir. Fakat bunlara idrar yaparken yanma hissi eklenirse, üriner enfeksiyon (idrar yollarınızda iltihaplanma) olabilir. Doktorunuzla bu yakınmanız hakkında konuşmalısınız.

V – Varis probleminiz gebelikte daha yoğun olabilir. Gebelikte damarlarda pıhtılaşma eğilimi arttığından varisle birleşince önemli problemler yaratabilir. Bu durumu doktorunuzla konuşarak gerekli durumlarda varis çorabı giymek gibi önlemler alabilirsiniz.

Y - Gebelikte yatış pozisyonu önemlidir. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde bu giderek zorlaşır. Mümkün olduğunca sol yan tarafınıza yatarak kendinizi rahat ettirebilirsiniz ve bebeğinize giden kan akımını artırabilirsiniz.

Z - Zinde kalmak gebelik boyunca önemlidir. Gebelik sırasında fizik aktivite bebeğiniz için ve sizin zinde kalmanız için çok faydalıdır. Gebeliğe bağlı yorgunluk yakınmalarınızı azalttığı gibi doğum sonrası iyileşmenize de yardımcı olur. Sırt ve karın kaslarına yönelik gevşeme hareketleri, kas kramplarını önlediği gibi, postür değişikliğini kompanse etmenize yardımcı olacaktır. Yürüyüş, yüzme, bisiklet çevirme gebelikte güvenli egzersizlerdir. Fakat herhangi bir egzersize başlamadan önce bunu doktorunuzla tartışmalı ve bu konunun uzman kişileriyle veya eğitimiyle yapmalısınız.



Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 12-Haziran-2007 Saat 04:26
İhtiyaç Listesi

GİYİM İHTİYAÇ LİSTESİ 

Giyisiler                           Adet    Açıklama

Pamuklu Zıbın                 6           

Body'ler                           6           

Bebek Takımları             6          Alt ve üst ayrı giyilen, günlük ev içi giyim

Dışarı çıkış giyisileri       4           

Pijama                              2           

Patik ve Çorap                6           

Şapka                               1-3       Ev için ince, penyeden

Eldiven                             2          Ev için ince, penyeden ilk 3 aya kadar

Hırka ve Yelek                2           

Şapka, Atkı, Eldiven       1          Dışarı çıkış için

Bebek Montu                  1           

Önlük                               2           

İlk adım ayakkabısı        1           

Yürüyüş ayakkabısı        1          6. Aydan sonra


BESLENME İHTİYAÇ LİSTESİ

Bebeği biberonla beslemek için gerekenler  

  • Plastik biberonlar; 125ml ve 250ml. Kaynatılabilir, sterilize edilebilir, kaynatıldığında su ve ısıdan etkilenmez ve şekli bozulmaz. Plastik biberonlar iki titir. Klasik, yeniden kullanılabilenler ve daha yeni olup bebeğin hava yutmasını engelleyen biberonlar.
  • Cam Biberonlar; 125 ml ve 250 ml.  Ani ısı değişikliklerine dayanıklı sağlıklı cam biberonlardır. Cam biberonları temizlemek daha kolaydır ama çabuk kırılırlar ve anne sütü vermek için kullanılmazlar.
  • Biberon emzikleri; Kaynatılabilir, sterilize edilebilir, kaynatıldığında su ve ısıdan etkilenmez ve şekli bozulmaz olmalıdır. Kullanılan madde bakımında kauçuk ve silikon olmalıdr. Biberon ağızlıklarının şekli damak yapısına uygun olanlar ve delik çapı farklı olanlar vardır. Delik çapı farklı olanlar; mama vermek ve küçük bebekler için küçük delik, meyva suyu vermek için büyük delik olanları tercih edilir.
  • Biberon ısıtıcısı; Pompa ile çekilmiş anne sütünü, sütlü mamayı, sütlü içecekleri ve bebek mamalarını ısıtmanın hızlı ve güvenli yoludur.
  • Biberon fırçası; Biberon ve emziklerin temizlenmesinde kullanılır.
  • Biberon taşıyıcısı; Biberonları bir süre sıcak veya soğuk tutmaya yarar. Özellikle seyahatlerde oldukça faydalıdır
  • Biberon mixeri; Bebek mamasını biberon içinde karıştırmak ve hazırlamak için kullanılır.
  • Cam ölçüm kabı; Mama miktarını ölçmek için kullanılır.
  • Sterilizatör; Yoğun ısısı ile biberon ve emziklerdeki bütün mikropları kısa sürede öldürür.
  • Sebze Haşlayıcısı; Sterilizatör özelliğinin yanı sıra, bebekler için buharla sebze haşlayabilirsiniz.

  Emzik ve aksesuarları

  • Emzik ve koruyucu kutusu; Hava çıkışlı, sterilize edilebilir ve kaynatılabilir olmalıdır. Kauçuk ve silikon ayrıca standart ve ortodontik damaklı tipleri mevcuttur.
  • Emzik Bandı veya Emzik Zinciri; Bir ucu bebeğin yakasına iliştirilen emzik bant veya emzik zincirleri bebeğin emziğinin yere düşerek, kirlenmesini ve kaybolmasını önler.
  • Diş kaşıyıcı; Dişleri kaşımayı sağlayarak bebeği rahatlatır.
  • Soğutucu Dişlikler; Diş çıkartmanın verdiği sancıyı hafifletir ve diş etlerindeki harareti alır.

 Besin maddeleri

  • Toz mamalar; Proteini anne sütüne yakın Başlangıç Mamaları
  • Katı gıdalara geçişle birlikte gereken besin ve malzemeler
  • Kavanoz mamalar
  • Bisküviler
  • Ek gıdalar
  • Mama tabağı
  • Mama kaşığı; Bebeğin kolayca tutabileceği büyüklükte olmalıdır
  • Çatal kaşık bıçak seti
  • Alıştırma Bardağı; Devrilmeyen, bebeğin kendi başına sıvı gıdaları içebilmesini sağlar.
  • Mama sandalyesi; Yüksekliği ayarlanabilir, koltuk sırtı yatırılabilir, tekerlekli veya masaya monte edilebilir.
  • Önlük

 

BAKIM İHTİYAÇ LİSTESİ 

Bebeğin genel bakımı için gerekenler

  • Alt değiştirme ve bakım yatağı
  • Bebek bezleri; Bebeğin boyuna ve kilosuna uygun
  • Islak mendil
  • Pişik kremi; Pişik oluşumuna karşı korur, cilt kızarıklıklarının geçmesine önler.
  • Vücut termometresi
  • Burun aspiratörü; Burun deliklerinde biriken mukozayı çeker, temizler.
  • Temizleme pamuğu
  • Kulak çubuğu
  • Nemlendirici Krem; Cildin kurumasını önleyen özelliklerde olmalıdır.
  • Fırça tarak seti
  • Tırnak makasları
  • Göbek bağı bandı
  • İlaç kaşığı; Bebeğe ağzına uygun büyüklükte olmalıdır.
  • Temizleme havluları

 Bebeğin banyosu için gerekenler

  • Şampuan; Bebeğin saç derisine uygun
  • Sabun; Gözleri yakmayan
  • Küvet ve filesi
  • Küvet için ayak
  • Bebek banyo süngeri
  • Banyo termometresi; Banyo su ısısını kontrol etmek için
  • Yüzebilir oyuncak
  • Bornoz veya başlıklı havlu
  • Alt değiştirme banyo aparatı
  • Kirli çamaşır torbası

 Bebeğin tuvalet eğitimi için gerekenler

  • Oturak
  • Alıştırma külodu

EV VE BEBEĞİN YATAK ODASI İHTİYAÇ LİSTESİ 

Bebeğin Yatak Odası İçin Gerekenler

  • Şifonyer
  • Dolap
  • Karyola; Yanları yüksek
  • Yatak şiltesi
  • Yatak şilte koruyucusu
  • Yorgan Takımı; Yorgan, yastık, kenar minderleri
  • Cibinlik
  • Battaniye, pike
  • Nevresim takımı
  • Çarşaf
  • Lamba
  • Oda termometresi
  • Telsiz - Bebefon
  • Oda nemlendiricisi; Çocuklarda kuru havadan dolayı oluşan burun tıkanıklığı önler.
  • Dönence
  • Oyuncak sandığı

 Ev için gerekenler

  • Masa, sehpa vs.. ev mobilyasının köşeleri için köşe koruyucular
  • Pencere kilitleri
  • Güvenlik kapısı
  • Elektrik prizlerine koruyucu kapak
  • Dolap kapakları ve klozet için kilit
  • Banyo için kaymayan zemin aparatları

  

GEZİNTİ VE TAŞIMA İHTİYAÇ LİSTESİ 

Pusetler

  • Baston çoccuk arabası; Katlandığında şemşiye şeklini alan, maksimum ağırlığı 15 kg geçmeyen bebekler için kullanılabilen, hafif ve pratik pusetlerdir.
  • Klasik pusetler; Sapının yönü değiştirilebilen yani çift taraflı kullanılabilen, koltuğu tam yatar, geniş, döner tekerlekli, tentesi hareketli, ön bar ve tablası olan tipler tercih sebebi olmalıdır. Bu tip pusetler yaklaşık 18 kg ağırlığında olan bebekler için kullanılır.
  • Çok fonksiyonlu pusetler; Klasik pusetin tüm özelliklerine sahip ayrıca pusete monte edilebilen bebek taşıma/araba koltuğu olan ve binek arabasına oto koltuğunun monte edildiği kasası pusetlerdir. Bu tip pusetler yaklaşık 18 kg ağırlığında olan bebekler için kullanılır.
  • Üç tekerlekli pusetler; Avrupa ve Amerika da çok yaygın olan, özellikle spor – jogging- yapan annelerin tercih ettiği tiplerdir. Kolay katlanır ve araba bagajına sığabilecek boyda olmasına dikkat edilmelidir.

 Taşıyıcılar

  • Kanguru; Bebek 1,5 aylık olduğundan itibaren kullanılmaya başlanır.
  • Port bebe; Bebek doğduğundan itibaren kullanılır.
  • Malzeme çantası; Bebeğin eşyalarının içine rahatlıkla sığabileceği şekilde olmalıdır.
  • Sırt taşıyıcı

 Ana kucağı ve diğer

  • Titreşim ve müzikli ana kucağı
  • Sallanan ana kucağı
  • Tekerlekli ana kucağı

 Araba güvenlik ürünleri

  • Araba koltukları; 10-18 kg ‘a kadar bebekler için dizayn edilmiş araba koltuğu
  • Oto emniyet kemeri; Araba koltuğunu otomobilinize monte edebilmeniz için arabanızda muhakkak emniyet kemeri olmalıdır.
  • Oturma şilteleri; 16-36 kg arası çocuklar için dizayn edilmiş oturma şilteleri tipleri vardır.
  • Bebek için dikiz aynası ve aparatı
  • Seyahat sağlık seti
  • Güneşlik; Hem otomobil hem de bebek odası için

 Emekleme başlarken gerekenler

  • Park; Bebeğin içinde oynaması, uyuması için kullanılan, katlanabilir
  • Yürüteç
  • Hoppala
  • Salıncak
OYUNCAKLAR
  • Dönence; Bebeğin yatağının kenarına monte edilen üzerinde çok renkli oyuncaklar asılı olan, müzikli oyuncaklardır
  • Müzik sesi veren çıngıraklar
  • Geniş kulplu tutulabilir çıngırak
  • Çok renkli asılabilir çıngırak
  • Plastik halkalar
  • Yıkanabilir kauçuk renk renk hayvanlar, şekiller
  • Sıkıldığında ses çıkaran kauçuk hayvancıklar
  • Bez bebekler ve yumuşak oyuncaklar
  • Yumuşak top
  • Kumaş kitaplar




Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 15-Haziran-2007 Saat 02:19

anne adaylarının son 3 aylık yaşamı

7. ay
 

Artık hamileliğinizin sona ermesine yalnızca üç ay kaldı.Kendinizi iyice irileşmiş ve belkide hantal hissedebilirsiniz.Tüm organları oluşan bebeğiniz son haftalara doğru yağ depolamaya başlar. Oldukça hareketlidir.Bu haftalarda doğarsa özel bakım ile yaşama şansı bile vardır.

Neler oluyor:
 • Bebeğin hareketlerinde artış ve güçlenme hissedeceksiniz.
 • Mide yanması,sindirim güçlüğü ve kramplar gibi gebelikte sık görünen yakınmalar devam eder.
 • Bebeğin yaptığı baskı nedeni ile nefes darlığı çekebilirsiniz.
 • Karnınızda kırmızı renkli çatlaklar oluşabilir.
 • Bacak krampları ve sırt ağrısı sizi rahatsız eder.sırt ağrılarını azaltmak amaçlı her zaman dik durmanın ve yüzmenin çok faydası vardır.

 •
Yalancı doğum ağrıları denen rahmin kısa süreli ve düzensiz kasılmaları olabilir,ancak bunlar genellikle ağrı uyandırmazlar.
 • Doğumla yada bebekle ilgili,sizi ürküten garip rüyalar görebilirsiniz.Bu gayet normaldir. Nedeni yatakta rahat edememeniz veya bebek hareketleri olabilir.
 • Memelerdeki damarlar daha belirgin hale gelir ve kolosturum akmaya devam edebilir.

Ne yapmalı:
 • Gün boyunca her fırsatta dinlenin.Akşamları da erken yatmaya çalışın.
 • Artık doktor kontrollerine iki haftada bir gitmeniz gerekir.

   
 


8. ay
 
Olabildiğince dinlenmeli,gün ortasında bir süre uzanıp yatmalısınız.Kendinizi hantal ve ağır hissedebilirsiniz.Bu durum moralinizi bozmamalı. Doğum öncesi kurslara başlamadıysanız şimdi tam zamanıdır. Bu haftada bebek artık bütünü ile orantılı bir vücuda sahiptir.Cildin altında yağ depolanır ve 
bebek tombul bir hal alır.

Neler oluyor:
 • Bebeğiniz büyüdükçe iç organlarınıza bası yaparak solunum güçlüğü yada sık idrara çıkma gibi yakınmalara sebep olabilir.Ayrıca gülerken veya öksürürken idrar kaçırabilirsiniz.
 • Eskisi gibi rahat uyuyamıyor olabilirsiniz.
 • Göbek çukurunuz düzleşir,hatta hafif dışarı çıkabilir.Bu doğumdan sonra düzelecektir.
 • Giderek kıvamı koyulaşan beyazımsı vajina akıntısı olabilir.

 •
Midede yanma, hazımsızlık, gaz, kabızlık şikayetleriniz devam der.
 • Burunda tıkanıklık, burun ve dişeti kanamaları devam edebilir.
 • Göğüslerden sızıntı şeklinde veya daha bol ağız(kolosturum)gelmeye devam eder.
 • Kalça ve leğen kemiğinizin çevresindeki eklemleriniz doğuma hazırlık olarak genişler,bu nedenle karın ve bacaklarda hafif rahatsızlık duymanız doğaldır.
 • Bu ayın sonuna doğru kilo artış hızınız biraz kesilir;ancak bebeğiniz gelişimini sürdürür.Kilo artışınız çok fazla ise (toplam ortalama 11 kg 
olmalı) karbonhidrat ve sütlü içecekleri azaltabilirsiniz.

Ne yapmalı:
 • Günde bir iki saat bacaklarınızı yükseğe koyarak dinlendirin.
 • Uyumakta güçlük çekiyorsanız,yatağa girmeden önce gevşeme teknikleri uygulayın. Bacaklarınızdan birini karnınıza doğru çekip minderlerle destekleyerek yan yatmanız yararlı olabilir.

  
 



9. ay
 
Çalışıyorsanız artık doğum iznine çıkmış, doğum hazırlıklarının tatlı heyecanına kapılmış olmalısınız.Hem hamileliğinizin bitmesini özlemle bekleyip seviniyor, hem de doğum olayını ve anne olmanın getireceği sorumlulukları düşünüp kaygı duyuyor olabilirsiniz. Bebek tüm rahmi doldurduğu için artık yer değiştiremez ama tekme atmaya devam eder.

Neler oluyor:
 •
Bebek hareketleri azalır çünkü hareket alanı daralmıştır.
 •
Vajinal akıntı koyulaşır ve daha fazla sümüksü yapıdadır.Cinsel ilişki veya muayene sırasında kanlı,kahverengi veya pembe olabilir.
 •
Uyku sırasında bacak krampları,sırt ağrısında ve ağırlık hissinde artış olabilir.
 
Bebeğin başının leğen kemiği boşluğuna girmesi ile mide yanması,sindirim ve solunum güçlüğü gibi yakınmalar azalır.
 •
İdrar torbanız bebeğin başının altında olduğu için daha sık idrara çıkmak isteyebilirsiniz.
 •
Daha sık ve daha şiddetli rahim kasılmaları hissedebilirsiniz.
 •
Az uyku ve bebeğin daha da ağırlaşması nedeni ile kendinizi yorgun hissedebilirsiniz.
 •
Kilo artışınız yavaşlamıştır ve bu ayda durur.Eğer toplam 13 kilodan az aldıysanız doğumdan sonra normal kilonuza dönmeniz kolay olacaktır. 38.ci haftadan sonra biraz kilo kaybedebilirsiniz. Bu bebeğin bütünü ile olgunlaştığını ve 10 gün içinde doğumun gerçekleşeceğini gösterir.

Ne yapmalı:
 •
Doğum öncesi kontrollere artık haftada bir gitmelisiniz
 •
Büyüyen karnınız vücudunuzdaki ağırlık dağılımını ve dengenizi bozabilir;duruş biçiminize önem verin ve dik durun.

Artık doğumla ilgili bilgileri almalı ve hastane hazırlıklarını yapmalısınız
 


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 15-Haziran-2007 Saat 02:20
 
Babalar da "hamile" kalıyor!
 
Evet, yanlış okumadınız. Erkekler de kadınlar gibi hamile kalabiliyor. Nasıl mı? Çünkü ´hamilelik´ sadece vücut da değil, beyinde de yaşanıyor! Bu nedenle erkekler de eşleri gibi heyecanlanıyor ve endişeleniyorlar. Babanın çocukla ilgili düşünceleri anneden pek bir farklılık göstermiyor. Buna rağmen ´hamile´ erkekler kadınların tam aksine daha rahat görünüyorlar. Gerçekten öyleler mi? Yanıtı bu yazımızda...

Hamilelik sırasında kadın hemen fiziksel, hem ruhsal değişimler geçiriyor. Hiç kuşku yok ki bir kadının en özel zamanı gebelik dönemi. Bu süreçte kadınlar ise eşlerinden ´sonsuz´ bir anlayış bekliyorlar. Duygularını ve isteklerini gözlerinden okumalarını, bir dediklerini iki yapmamalarını doğal olarak görüyorlar. İşte bu noktada bazı erkekler ise kaçıp gitmek istiyor. Böylece çocuklarını sevinç ve mutlulukla beklemek varken, aniden ortaya küçük küçük olaylardan kaynaklanan kavgalar ve tartışmalar çıkıyor. Kadın agresif, hassas ve tam bir sinir küpü gibi ortada dolaşıyor. Ve erkek sonsuz çabalarına rağmen bir türlü karısına ´ulaşamıyor´. Yardım etmeye çalışmaları ve ılımlı yaklaşımlarını dahi kadın ters bir tepkiyle yanıtlıyor. Erkek neyi yanlış yaptığını bilmeden suçluluk duygularına kapılıyor. Burada sözümüz anne adaylarına: Unutmayın ki eşiniz de en az sizin beklediğiniz kadar anlayış bekliyor!

Tabii erkeklere de önerimiz var. Ne mi? Erkeğin en büyük sorunu dışlanmak ve ilgisizlik olduğu için hamileliğe farklı açılardan bakmak ilişkiye heyecan katıyor. Karınızın en stresli olduğu günde mesela bir video kamerası alın ve karınızın o ´ koskocaman´ göbeğini farklı açılardan çekin! Bu sinirli karınızı dahi neşelendirecektir.

Nasıl bir baba olmalıyım?

Anne de, baba da hamilelik dönemi ve doğum sonrasında kendi çocukluklarına bir bakıma yeniden yaşıyorlar. Eğer sevgi dolu bir baba örneği varsa kişinin önünde, yeni baba da daha sevgi dolu oluyor. Günümüzde ise boşanmalara o kadar sık rastlanıyor, birçok erkek çocuğu babasız büyüyor. O an işte yeni baba adayları bir geri adım atıyor ve acı veren duygular ön plana çıkıyor. Ve çoğu daha iyi bir baba olmaya karar veriyor.

Çocuk sağlıklı olacak mı?

Anne karnında çocuğu taşırken onun gelişimini adım adım hissediyor. Olaya karşıdan bakan babayı ise birçok düşünce meşgul ediyor: ´ Çocuk sağlıklı olacak mı?´ gibi. Böyle bir durumla karşı karşıya kalındığında ise bunu kaldırmayacaklarını düşünüyorlar. Ve mutlaka karılarının sıkı kontrollerden geçmelerini şart koşuyorlar. Kadınların çoğu kez bu olaya bozuluyor ve kocalarını kınıyor.

Baba olmak...

Çoğu baba eşlerini doktora arada sırada götürürken, kimisi ultrasonu hiç bir zaman kaçırmıyor. Ve bebeğin hareketleri ve görüntüsü karşısında dona kalıyor. Çocuğun çarpan kalbini ve parmaklarını teker teker inceliyor, bunları yaparken de inanılmaz heyecanlanıyorlar. Ve o andan itibaren kendilerini baba gibi hissetmeye başlıyorlar.

Tüm babalar çocuklarını ilk gördüklerinde ve ona ilk dokunduklarında içten içe inanılmaz bir heyecan duyuyorlar. Anneler ise her zaman yakınlarında olan ve çocuklarına sonsuz sevgi veren babaya ihtiyaç duyuyorlar. Peki fazla mı bekliyorlar? Kesinlikle hayır, çünkü bu dönemlerde anne ve çocuk özellikle sevgiye ihtiyaç duyuyor. Anneler babaların ilgisinden ve katılımlarından memnun görünüyor.


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 15-Haziran-2007 Saat 08:30

Hamilelik Egzersizleri...


Hamileyken yapmanız önerilen egzersizler üç gruba ayrılır. Bunlar nefes egzersizleri, kas esnetme egzersizleri ve rahatlama egzersizleridir. Bunların hepsinin doğum sırasında size pek çek yararı dokunacaktır. Ayrıca doğumdan sonra güçlü kasların toparlanması daha kolay olacaktır.
   
Egzersizleri yemekten en az 1 saat geçtikten sonra yapın. Egzersiz yapacağınız odanın havası temiz olmalı. Ayrıca egzersizlerin düzenli yapılması yapıldığı süreden daha önemlidir. Bu sebeple 10 dk. bile yapsanız bunu her gün tekrarlarsanız büyük fayda sağlamış olursunuz.

Nefes Egzersizleri

Göğüs Nefesi: Derin bir nefes verin. Sonra nefes alarak göğsü şişirin. Kaburgalar ayrılır, akciğerler dolar, diyafram aşağı iner. Ardından yavaşça nefesi üfleyin. Tüm organlar yerine gelir.

Karın Nefesi: Nefes alın. Göğüs hemen hemen hiç kıpırdamaz ve karın yavaşça kalkar. Karnı olabildiğince çok çekerek nefesi üfleyin.

Tutulmuş Nefes: Derin nefes alın. Sonuna geldiğinizde nefesi tutun. İçinizden ona kadar sayın ve nefesi ağızdan bırakın. Nefesinizi yirmiye hatta otuza kadar tutmayı başarabilirsiniz.

Yüzeysel Küçük Nefes: Hafifçe, çabuk çabuk, ses çıkarmadan nefes alın verin. Yalnızca göğsün üst kısmı kıpırdamalı, karın hemen hemen hareketsiz kalmalı. Nefes alış verişleriniz ritmik olmalı. Bu hareketi gittikçe artan süreler içinde 10, 20, 30 sn. çalışın.

Büyük sık nefes: Nefes ritmi daha hızlıdır. Saniyede tam bir nefen alıp vermek gerekir.Ağız yarı açık nefes alıp verin.

Bu nefeslere hakim olduktan sonra sırtınızı yastıklarla destekleyerek bacaklar açık dizler bükülü doğum pozisyonuna geçin ve nefesleri sırayla çalışın. Karın ve göğüs nefesini ardı ardına çalışın. Ardından tutulmuş nefes, küçük nefes ve büyük sık nefes. Yüzeysel nefes genişlemenin yarattığı kasılmalar sırasında işinize yarayacaktır. Doğum başladığında ıkınmanız gerektiği sırada tutulmuş nefesi kullanacaksınız. Daha sonra bebeğin başı göründüğünde doktorunuz sizden artık itmemenizi isteyecek işte bu sırada yoğun itme isteğinizi büyük sık nefes egzersizi yardımıyla bastıracaksınız.




Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 15-Haziran-2007 Saat 08:51
Sıcak Yaz Günlerinde Hamilelere İki Kat Koruma!

Hava sıcaklığının artması ile birlikte hamileler için de zorlu bir dönem başlamış oluyor. Hamilelikte hormonlardaki değişimlere ve kan akımındaki hızlanmaya bağlı olarak vücut iç sıcaklığında doğal bir artış söz konusu oluyor. Gebeler buna bağlı olarak zaten kendilerini devamlı sıcak hissederken, havaların da ısınması onları gerçekten sıkıntıya sokabiliyor.  Bu sıkıntıyı en aza indirgemek için bazı basit, uygulanması kolay aslında hepimizin bildiği ama bazen aklımızdan çıkan püf noktaları hatırlamakta fayda var. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Dr.Ebru Füsun Akbay, yaz sıcaklarında hamilelere daha rahat bir dönem geçirmeleri için bilgiler verdi:

- Gebelikte özellikle de sıcak havalarda ağızdan bolca sıvı alımına dikkat etmek gerekir. Çünkü vücudun sussuz kalması rahimde kasılmalara dolayısıyla erken doğum sancılarına ve erken doğuma neden olabilir. Ancak sıvı alırken dikkat edilmesi gereken hussus, sık idrara çıkarttığı için vücutda sıvı kaybına yol açan kahve, çay ve kola gibi kafein içeren içeceklerden uzak durulmasıdır. Yine içerdiği tuzlar nedeniyle vücutda şişliliği arttırdığı için gazlı soda türü içeceklerden kaçınmak gerekir. Önerilen günde en az 8 ila 10 bardak su içilmesidir. Buzlu, nane ve limon aromalı içecekler denenebilinir.

- Mutlak gerekli olmadıkça saat 11.00 ile 16.00 arası güneşli havada dışarı çıkılmamalıdır. Daima gölge ve hafif esentili yerler tercih edilmelidir. Hamilelikte doğal olarak artan melatonin hormonuna bağlı cilt kolayca bronzlaşmaya ve lekelenmeye eğilimlidir. Cilde güneşe çıkmadan 20 dakika önceden uygun UVB koruyucu içeren güneş kremi uygulanmalıdır.

- Hamileliğin son 3 ayında gebe her 3 kadından birinde ellerde ve özellikle ayaklarda şişme görülür. Hava sıcaklığındaki ve nem oranındaki artış vücutdaki şişmeyi fazlalaştırır. Uzun süre ayakta kalınması da şikayetlerin artmasına neden olur.Her fırsatta hamilelerin oturup ayaklarını yükseğe kaldırmaları, imkan varsa ayaklara ve bacaklara masaj uygulanması tavsiye edilir. Ayak banyoları, ayak ve ayak bileklerindeki şişliklerin inmesine yardım eder. Bu banyolara nane gibi doğal esanslı yağların katılması ayrıca ferahlık verir. Yüzük ve bilezik gibi aksesuarlar parmak ve eller şişmeden çıkarılmalıdır ki bunlar daha sonra kan akımını engellemesinler.


- Sıcakların etkisini azaltmanın diğer bir yolu ise sık sık serin duş almaktır. Hatta imkan varsa havuzda veya denizde yüzerek ve oturarak serinlemek mümkündür. Evdeki küvetin içini doldurup içine oturmak da aynı etkiyi göstermektedir.

- Hamilelikte yoğun egzersiz terleyerek aşırı su kaybına yol açtığı için uygun değildir. Yoga veya t’ai chi gibi hafif aktivitelerin yanı sıra özellikle suda egzersiz iyi bir çözümdür. Egzersiz sonrası su içilmesi ihmal edilmemelidir.

- Açık renk güneş ışınlarını yansıtan kıyafetlerin seçilmesi tavsiye edilir. Pamuk, keten gibi doğal kumaşlardan oluşan geniş ve rahat kıyafetler terlemeyi önlediği gibi hareket serbestliği de sağlar.

- Düz, ayaklarınıza nefes aldıracak, rahat ayakkabıların tercih edilmesi ayak şişmesinden doğacak sıkmayı ve rahatsızlığı azaltacağı gibi düşme riskinizi de azaltacaktır



Mesaji gonderen: emine
Mesaj Tarihi: 27-Haziran-2007 Saat 02:28
Doğru Beslenerek Doğurganlığınızı Artırın!
Sağlıklı beslenme ile hamilelik arasında bağlantı var mı?
Bedensel fonksiyonların düzgün şekilde gerçekleşebilmesi için sağlıklı beslenme şarttır. Hamilelikte vücut yeni gelişen bebeğin büyümesi ve gelişmesini sağlayabilmek için yeni bazı düzenlemeler yapar ve bazı maddelere ihtiyacı artar. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda beslenmenin düzenlenmesi daha sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesine yardımcı olur.

Yanlış beslenme gebeliği etkiler mi?
Yetersiz ve dengesiz beslenme bebeğin büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyebilir. Bebekte gelişme geriliği, erken doğum ve düşük doğum ağırlığına neden olabilir. Gebelikte bebeğe yararlı olduğu bilinen besin maddelerinin alınması, zararlı olduğu bilinen ya da muhtemel zararları olan maddelerin alınımından kaçınılması gerekir.

Beslenme gebelik öncesinde de önemli mi?
Kalıcı doğru beslenme alışkanlıklarının birdenbire elde edilmesinin imkansız olduğu bilinmektedir. Hayat boyu devam edecek doğru beslenme alışkanlıkları yavaş yavaş kötü alışkanlıkların yerine yenilerinin konulması ile sağlanır. Bu nedenle hamile kalmayı düşünen kişiler gebelik öncesinde sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıklarını edinmesi gerekir. Dengeli ve sağlıklı beslenme hamilelik sırasında da devam etmeli. Dengeli beslenme alışkanlıkları edinmiş bir anne adayı bebek doğduktan sonra da bu alışkanlıklarını devam ettirerek bebeğinin de sağlıklı beslenmesini ve sağlıklı büyüyüp gelişmesini sağlar.

Sigaranın zararı var mı?
Sigaranın kadınlarda yumurtalık fonksiyonlarında uzun süreli olumsuz etkileri vardır buna bağlı olarak erken dönem düşük yapma, erken doğum ve düşük doğum ağırlığına sahip bebeğin dünyaya getirilmesi gibi riskleri vardır. Ayrıca infertilite tedavisi sırasında sigara içen kadınlarda gebelik şansının azalmış olduğunu gösteren çalışmalar vardır.Bu çalışmalarda sigara içme süresi ne kadar uzunsa o kadar az sayıda yumurta ve embriyo elde edildiği görülmüştür. Eğer sigara içiyorsanız hem kendi sağlığınız hem de hamile kalma şansınızı arttırıp sağlıklı bir hamilelik geçirebilmeniz için mümkün olan en kısa zamanda sigarayı bırakmanız gerekir.

Şişmanlık tek başına kısırlık sebebi olabilir mi?
Şişmanlık overler ve testisler üzerindeki hormonal uyarımların etkisini değiştirir. Şişmanlık kadınlarda insulin düzeylerini arttırır bu da yumurtalıklardan yumurtlamayı engelleyen erkeklik hormonlarının aşırı miktarda üretilmesine neden olur. Şişman kadınlarda anovulasyon dediğimiz yumurtlama bozuklukları ve buna bağlı bebek sahibi olamama sık görülmektedir. Mevcut kilosunun %10’unu kaybettirmenin bile yumurtlama fonksiyonunu düzeltmeye yardımcı olduğunu gösteren yayınlar bulunmaktadır.

Erkekler için de aynı kural geçerli mi?
Kadınlar kadar belirgin olmamakla beraber aşırı kilonun sperm parametrelerini olumsuz etkilediği ve tedavi öncesi kilo kontrolunun sperm parametreleri üzerine olumlu etkileri olduğuna ilişkin yayınlar mevcut.

Aşırı zayıflığın doğurganlık üzerine etkisi var mı?
Aşırı zayıflık beyinden salgılanan gonadotropin salıcı hormonlar (GnRH) ve Follikül stimüle edici hormon (FSH) ve Luteinize edici hormon (LH) salınımını bozarak yumurtlamayı engeller aynı zamanda yetersiz yumurtalık hormonu üretimine bağlı olarak endometrium adı verilen rahim iç tabakasının döllenmiş yumurtanın yerleşmesine elverişli hale gelmesi sağlanamaz. Aşırı zayıflık erkekte sperm fonksiyon bozukluğuna ve sperm sayısının düşmesine neden olur.

Hamilelikte kilo alımı nasıl olmalıdır?
Hamilelik öncesi dönemde kişinin ideal kilosuna yakınlığına göre yaklaşık 9-14 kilo alımı normal olarak kabul edilir. Gebelikte kilo kontrolü için önce düzenli ve dengeli beslenme planı seçilmeli, aylık rutin gebelik takipleri sırasında bebeğin gelişimi ve annenin kilo alımı birlikte değerlendirilmelidir.

Kısırlık durumunu azaltacak besinler var mı?
Vitaminlerden zengin taze sebze ve meyveler diyetin önemli parçası olmalı. Bütün besin gruplarından vücudun ihtiyacını karşılayacak oranlarda almak yeterlidir.

Vücuttaki yağ oranı kadında hamileliği etkiler mi?
Aşırı yağ dokusu insulin hormon seviyelerini arttırıp yumurtalık hormonlarının salınım düzenini etkileyerek gebe kalmayı güçleştirir. Gebelik durumunda da gebelik diabeti ve gebelik hipertansiyonu gibi problemlerin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Gebelik diabeti durumunda iri bebek, polihidramnios, erken doğum, akciğer olgunluğunda gecikme, erken doğum, kalp anormallikleri görülme riski artar.

Şişmanlığın üremeye yönelik komplikasyonları
Şişmanlık kadında ve erkekte üreme hormonlarının düzgün salınımını bozarak yumurta ve sperm üretimini olumsuz etkilemektedir. Şişmanlık diabete yatkın kişilerde daibetin ortaya çıkarak hem hamileliğin oluşmasında hem de hamilelik sırasında ciddi problemlere yol açmaktadır.

Kısırlık için sağlıklı beslenmenin ilkeleri nelerdir?
Sağlıklı beslenme bedensel fonksiyonların devamı için şarttır. Protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineral, lifli gıdalardan dengeli miktarda tüketilen beslenme şekli tercih edilmelidir. Bu besin maddeleri sebzeler, meyveler, süt ürünleri,balık, et, kabuklu kuruyemiş, tahıllardan sağlanabilir. Bu besin gruplarından günlük belli miktarlarda alarak; aşırı yağlı, aşırı şekerli gıdalardan uzak kalarak, günlük aktivitelerimizde daha hareketli olarak ideal kiloya yakın ağırlığınızı koruyarak hem üreme sağlığı hem de tüm yaşamımızı etkileyecek sağlıklı yaşam biçimi benimsenmiş olunur.

Yeterli ve dengeli beslenme nedir?
Kişinin ihtiyacına göre beslenme programı seçilmelidir. İhtiyaç yaş, cinsiyet, aktivite durumuna göre belirlenir. Bu nedenle ağır bedensel bir işte çalışan erkekle, günlük rutin işlerini yapan ev hanımının ya da aktif spor yapan genç bir kadının kalori ve besin ihtiyacı aynı değildir. Beslenme düzenini seçerken bütün bu faktörlerin göz önüne alınması gerektiğinde bir diyetisyenden yardım alınarak beslenme programının oluşturulması gerekebilir. Özellikle aşırı kilosu bulunan veya aşırı zayıflığı olan ve sağlıklı beslenme yöntemlerini edinmek isteyenler uzman diyetisyen yardımına ihtiyaç gösterebilirler.

Anne baba olmak isteyenler nasıl beslenmeli?
Yalnızca bebek sahibi olmak isteyenler değil sağlıklı yaşamayı düşünen herkes yaşına göre düzenlenmiş vücut kitle indeksine uygun ideal vücut ağırlığı aralığında olmaya özen göstermeli. Bunun için ana besin gruplarından yeterli ve dengeli biçimde tüketirken daha aktif bir yaşam biçimini seçmeli. Taze sebze , meyve ve tahıllardan oluşan besin gruplarından daha fazla hayvansal proteinler ve süt ürünlerinden daha az, şekerli ve yağlı gıdaların nadiren tüketildiği dengeli beslenme şekli önerilen beslenme şeklidir.

Kullanıldığında hamilelik şansını arttıran vitaminler var mı?
Kesin etkinliği kanıtlanmış vitamin henüz mevcut değil. E vitaminin sperm fonksiyonları üzerine olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir. Demir eksikliğinin düşük, prematüre doğum, düşük doğum ağırlıklı bebek riskini arttırdığı bilinmektedir. Bu nedenle demir eksikliği olanların gebelik öncesi dönemden itibaren yerine konması önerilmektedir. Hamilelerin kullanabildiği türden multivitaminler yeterli desteği sağlamaktadır. Bunun yanında fazla demir alımının sakıncaları vardır. Bir B vitamini olan folik asit nöral tüp defekti olarak bilinen doğumsal defektlerin önlenmesinde etkindir. Bebek isteyen çiftler gebelik öncesinden başlayıp ilk 3 ayı da kapsayan bir şekilde kullanıldığında bu tür doğumsal defektin önlenmesinde faydalıdır.


-------------
06.04.2010 KIVANÇ'IM KOLLARIMDA.
19.10.2011 KÜÇÜK KELEBEĞİM BEREN'DE AİLEMİZE KATILDI...:)


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 03:24
GEBELİKTEKİ TEMEL BİLGİLER

Gebelik ne zaman başlar?

Gebelik; yumurtalıklardan atılan
yumurtanın (ovum), erkekten gelen
spermle döllenmesi sonucu oluşan
embrionun gelişimi ile birlikte annede
oluşan değişikliklerin tümünü kapsayan
bir süreçtir.

Rahim içindeki bebeğe; 8. haftaya kadar "embriyo", 8.haftadan doğuma kadar ise "fetus" adı verilir.

Yine, 8. hafta sonuna kadar olan
dönem “embriyonik dönem”, bu tarihten
doğuma kadarki dönemeyse “fetal dönem” denir.

Gebelik sürecindeki bu değişiklikler, annenin yalnızca iç genital sistemi ile sınırlı kalmayıp; tüm gastro-intestinal sistemini, iskelet-kas sistemini, üriner sistemini, endokrin sistemini, kardiovasküler sistemini, merkezi ve periferik sinir sistemini, solunum sistemini, meme ve süt kanallarını, kan biyokimyası ve hemodinamik yapıyı önemli ölçüde etkiler.

Normal bir gebelik kaç gün sürer?
Pratikte normal bir gebelik sürecinin, son adet tahinden itibaren 40 hafta (280 gün) ve ovulasyondan (yumurtlamadan) itibaren 38 hafta sürdüğü düşünülerek hesap yapılsa da, tüm gebeliklerin ancak %5’i tam olarak bu süre sonunda doğumla sonuçlanır.

Bebeğinizin tahmini doğum tarihini hesaplayabilirsiniz…
Tahmini doğum tarihi; son adet tarihini kesin olarak bilen, hamilelik öncesi adetleri düzenli olan ve hamile kalmadan hemen önce doğum kontrol hapı kullanmamış olan gebelerin son adet tarihlerine göre hesaplanabilir.

“Son Adet Tarihi (SAT)”, her zaman için son görülen adetin ilk günüdür. Hesaplamadaki kolaylığı ve netliği nedeniyle ay olarak belirtme yerine gebelikte hafta hesabı yapmaktayız.

”Nagele yöntemi” adını verdiğimiz method ile, son adet tarihini kesin olarak bilen bir hastada bu tarihe “gün kısmına 7 eklenmesi ve ay kısmından 3 çıkartılması” ile tahmini doğum tarihi hesaplanabilir.

Örneğin;
Son Adet Tarihi (SAT)= 10.12.2002.
Tahmini Doğum Tarihi (TDT)= 17.09.2003. Demek ki gebe bu tarihte tam 40 haftalık olacaktır.

38 hafta ile 42 hafta arası doğan bebekler normal kabul edilirken 38 haftadan önce doğanlar preterm, 42 haftadan sonra doğanlar postterm (sürmatür, gün aşımı) olarak adlandırılır.

Prematürite ise bebeğin yaşını değil gelişimini anlatan bir ifadedir. Örneğin 36 haftalık doğan bir bebek preterm olmasına yani erken doğmasına rağmen eğer akciğer gelişimini tamamlamış ise prematür değildir.

Gün aşımına uğrayan gebeliklerde de bebeği bazı riskler bekler ve doğum 42. haftadan sonra daha fazla ertelenmemelidir.

Gebeliğin erken bulguları nelerdir?
Gebeliğin en önemli bulgusu adet gecikmesidir. Ancak her adet gecikmesi (adet retardı) gebelik anlamına gelmez.

Yaşam tarzındaki herhangi bir değişiklik, çeşitli rahatsızlıklar, diyet, iklim, stres ve depresyon şeklindeki psikolojik durum değişiklikleri gibi pek çok faktör adet gecikmesine neden olabilir.

Gebeliği düşündüren bulgular
1. Adet gecikmesi
2. Ağızda tat değişikliği
3. Bulantı & Kusma
4. Memelerde dolgunluk ve hassasiyet
5. Halsizlik
6. Sık idrara çıkma
7. Karında büyüme

Gebeliğin olası bulguları
1. Gebelik testleri
2. Rahimin (uterus) büyümesi

Gebeliğin kesin bulguları
1. Bebeğin kalp atımlarının duyulması
2. Bebek hareketlerinin hissedilmesi
3. Ultrason incelemesi


Bebek sahibi olmak için bir kadın için
en uygun olduğu yaş aralığı 18-25
yaşlar arasıdır. Bu dönemin
başlangıcında kadının kendi vücudu
gelişimini tamamlamıştır ve bir
bebek gelişimi için uygun hale gelmiştir.

Yaşınız ya da pozisyonunuz ne olursa olsun gebe kalmak istediğinizde ya da gebe olduğunuzu düşündüğünüzde mutlaka uzman bir hekime müracaat etmelisiniz.

30 yaşından sonra gebe kalma (infertilite) problemleri artarken, 35 yaş sonrasında bu problemlere anne ve bebek yönünden gebeliğin getirdiği sorunlar da eklenir.

Gebelik Testleri
Gebe olduğunuzu ne kadar erken öğrenilirse, gebelik ile ilgili izlemler o kadar erken başlanabilir. Bu nedenle adet gecikmesi olan her kadın zaman geçirmeden gebelik testi yaptırmalıdır.

Gebeliğin oluşması ile birlikte gebelik materyalinden bazı hormonlar salgılanmaya başlar. Bu gebeliğe özgü hormonlar kadının adet siklusunu kesintiye uğratır ve kadın gebelik süresince adet görmez.

Kanda ve idrarda bu hormonların (HCG hormonu) tayini ile gebelik teşhisi konulabilir. Kanda bakılan hormon testi, henüz bir adet gecikmesi olmadan önce bile gebeliği gösterebilir. İdrarda ise sıklıkla 7 günlük bir gecikmeden sonra gebelik saptanabilir.

Piyasada “prediktör” adı altında satılan ve kişinin kendi kendine uyguladığı testlerin güvenirliliği laboratuardakilere oranla biraz daha düşüktür. Bu nedenle adet gecikmesi olan ve kendi kendine yaptığı test negatif çıkan kadınlar da hekimlerini konu hakkında bilgilendirmeli ve onun önerilerine uymalıdırlar.

Genel bir prensip olarak her adet gecikmesi durumunda önce gebeliğin olup olmadığı ortaya konulmalı ve ondan sonra duruma göre davranılmalıdır.

Ne sıklıkta doktor kontrolü ?
İdeal olanı, gebe kalmayı düşünen bir kişinin “gebe kalmadan önce” bir uzman hekime muayene olması ve bir takım testleri yaptırmasıdır. Bu şekilde en uygun durumda gebeliğe başlanmış olacak ve gebelikteki bir takım soru işaretleri giderilecektir.

Gebelik izlemleri ise gebeliğin riskine göre değişmekle birlikte, normal ve risksiz bir gebelikteki alışılagelmiş uygulamalarda;

İlk muayeneye gebe olduğunuzu öğrenir hemen başlanır, sonra
32. haftaya kadar ayda bir
32-36 haftalar arası 15 günde bir
36. haftadan doğuma kadar da doktorunuzun uygun göreceği sıklıkta (genellikle haftada bir) devam edilir.

Gebelik izlemlerinde bazı tarama testleri de yapılır, bebeğin gelişimi kontrol edilir ve standartlara uygun olup olmadığı saptanır, bebekte ya da gebelikte olası bir anormallik saptanır ise buna yönelik tedaviler uygulanır.

Bebeğiniz ve kendi sağlığınız için gebelik süresince hekiminizi düzenli olarak ziyaret etmeyi ihmal etmeyiniz.






Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 29-Haziran-2007 Saat 03:28

Normal bir gebelikte hangi test ne zaman?

İdeal olan bir kişinin gebelik öncesi bir jinekologa
gidip muayene olması ve sonrasında bilinçli
şekilde gebe kalmasıdır.
Ancak maalesef pek az bayan gebelik öncesi biz
hekimlere gelip muayene olmaktadır.

Normal bir gebelik izlemindeki haftaları ve takiplerde yapılması gereken tetkikleri gebelik haftalarına göre aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.



GEBELİK İZLEMİ
(ÖZETTİR, DETAYLI ŞEKLİ DAHA AŞAĞIDADIR)


İlk vizit: 6-8. hafta
Öncelikle kanda yapılan β-HCG veya idrarda gebelik testlerinin pozitif oluşu ile gebelik tanısı konulur. İlk gebelik vizitinde anne adayları adeta bir check-up’tan geçirilirler.

• Ultrason (tercihen vajen içinden)
• Kan grubu, Rh
• Tam kan sayımı
• Kan biyokimyası
• TORCH taraması
• Tam idrar tahlili, gerekirse idrar kültür- antibiyogramı
• Servikovaginal smear testi (PAP smear testi)
• Kanama profili
• Hepatit B, Hepatit C, AIDS taraması

2. vizit: 10-13. hafta
• Ense kalınlığı (Nuchal Translucency, NT)
• I. Trimester tarama testi

3. vizit: 16-18. hafta
• Ultrason (anomali taraması)
• II. Trimester tarama testi (Üçlü Test, Triple Test)
• Amniyosentez (gerekirse)

4. vizit: 22-24. hafta
• Ultrason (anomali taraması)
• Servikal kültür ve fresh testleri.

5. vizit: 24-28. hafta
• Tam kan sayımı
• Tam idrar tetkiki
• 50 gram glukoz yükleme testi
• 28. haftada İndirekt Coombs Testi (kan uyuşmazlığı olanlarda)

6. vizit: 32. hafta
• Genel ultrason değerlendirmeleri

7. vizit: 34. hafta
• Genel ultrason değerlendirmeleri

8. vizit: 36. hafta
• Genel ultrason değerlendirmeleri

9. vizit: 38. hafta
• Ultrason (gerekirse biyofizik profil)
• NST (Non-Stres Test)
• Doppler ultrasonu (gerekirse)
• Kan biyokimyası, Tam kan sayımı, Tam idrar tahlilleri, Hbs Ag, Anti Hbs, HCV, HIV, gerekirse TORCH testleri tetkikleri tekrarı

39-42. haftalar arası izlem
• Ultrason (gerekirse biyofizik profil)
• NST (38-40. haftalar arası haftada bir, 40.haftadan sonra 3 günde bir)
• Vajinal muayene (tuşe)
• Doğum işaretleri konusunda gebe bilgilendirilir ve günü yaklaşan anne adayına doğumla ilgili detaylı bilgiler verilir.

40. haftadan sonra ise gebenin doğuma kadar haftada iki kez görülerek değerlendirilmesinde yarar vardır.

42. haftaya kadar doğumu başlamayan gebeler ise hastaneye yatırılarak doğum başlatılmalıdır.


GEBELİK İZLEMİ ( DETAYLI ŞEKLİYLE)

İlk vizit: 6-8. hafta

En sık tahlillerin istendiği
dönem ilk vizittir.
Bu dönemde anne adayları,
daha önceden bildikleri veya
bilmedikleri hastalıklar
açısından adeta bir check-
up’tan geçirilirler.



Ultrason
Ultrasonda düzgün gebelik kesesi içinde kalp atım hızı 100/dk’nın üzerinde olan embriyo ile embriyoyu besleyen keseyi (yolk sac) görmek mümkündür.

Ultrasonda ayrıca rahimde myom, yumurtalıklarda kist türü her hangi bir kitlenin varlığı araştırılır. Cerviksin (rahim ağzının) uzunluğu ve şekli de değerlendirilir.

Bu gebelik haftalarında vajen içinden (transvajinal yolla) yapılan ultrason karından (transabdominal) yapılana göre daha net bilgi verir ve tercih sebebidir.

Transvajinal yolla yapılan ultrasonda son adet tarihine göre 5 hafta 4 günlükken, transabdominal yolla yapılanda ise 6 haftalıkken bir embriyo ile kalp atımlarını görmek mümkündür.

Kan grubu, Rh
Gebenin kan grubu Rh negatif, eşinin kan grubu Rh pozitif olması durumunda “Kan uyuşmazlığı” (Rh/rh) durumundan bahsedilir.

Anne rahmindeki bebeğin kan uyuşmazlığından etkilenip etkilenmediğini anlamak için ise “İndirect Coombs testi” yapılmalıdır.

İndirect coombs testi negatif olan gebeler, kan uyuşmazlığına bağlı bebekte bir etkilenme durumunun olmadığı anlaşılarak takibe alınırlar. 28.haftada tekrarlanan İndirect coombs testi negatifliğinin devamı durumunda bebeği son aylara kadar kan uyuşmazlığından korumak için “Anti D Immunglobulin” enjeksiyonu yapılır.

Yine, kan uyuşmazlıkları olan gebelerde doğumdan sonra bebeğin kan grubuna bakılır. Kan grubunun Rh pozitif olması durumunda anneye yapılan Anti D Immunglobulin uygulaması tekrarlanır.

Anne adayı kan grubunun Rh negatif, baba adayınınkinin ise Rh pozitif olması dışındaki tüm olasılıklarda kan uyuşmazlığı söz konusu değildir.

Tam kan sayımı
Tam kan sayımı ile gebeliğin başlangıcında herhangi bir “kan eksikliği (anemi)” durumunun varlığı araştırılır.

Kan eksikliği demir eksikliğine bağlı olabileceği gibi Megaloblastik anemi, Pernisiyöz anemi, Orak hücreli (Sickle cell) anemi, Thalesemi durumları, maligniteler ve bazı sistemik rahatsızlıkların bir belirtisi olarak da karşımıza çıkabilir.

Ülkemizde özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde Thalesemiye (Akdeniz anemisi) bağlı anemiler sıklıkla görülmektedir.

Kan biyokimyası: Açlık kan şekeri (AKŞ), Üre (BUN), SGOT, SGPT, Kreatinin
Karaciğer ve böbrek hastalıklarının gebeliğin hemen başlangıcında tespiti takip açısından önemlidir. Nitekim gebelikte bu organların yükleri de artacaktır.

İleri derecede böbrek veya karaciğer problemlerinde gebelik sonlandırılabilir. Özellikle şeker hastalığı (diabet), yüksek tansiyon (hipertansiyon) gibi sistemik rahatsızlıkların varlığında bu testlerin önemi artar. Bu durumlarda hekimler ek olarak bazı testler de isteyebilir.

TORCH taraması: Toksoplasma, Rubella (Kızamıkçık), CMV (Sitomegalovirüs), Herpes Tip 2 enfeksiyonları Ig M ve Ig G antikorları taranır.

Bu tür enfeksiyonlar gebelik harici dönemlerde geçirildiğinde her hangi bir problem oluşturmazken gebeliğin özellikle ilk üç ayında geçirildiğinde bebekte bir takım sakatlıklara yol açabilir.

Toksoplasma özellikle kedi ve köpek dışkıları bulaşmış yenilen gıdalardan alınır. Özellikle çiğ et ve iyi yıkanmamış meyve ve sebzeler Toksoplasma parazitinin geçmesinde rol oynar. Gebeliğin başında yapılan antikor tarama testlerinde Ig M ve Ig G antikorlarının her ikisinin de negatif olması durumu vücudun toksoplasma paraziti ile hiç karşılaşmadığını gösterir. Bu durumda gebeliğin sonuna dek toksoplasmadan korunma şarttır.

Toksoplazmadan korunmak için kedi, köpek cinsi hayvanlardan gebelik süresince uzak durmak, eğer evde besleniyorsa aşılarını yaptırmak, yenilen etleri iyi pişirmek, çiğ et yememek, yemek öncesi elleri iyi yıkamak ve meyve-sebzeleri bolca suyla yıkamak gereklidir.

Ülkemizde çiğ et tüketimi alışkanlığının yaygın olduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, toksoplasma enfeksiyonları daha sıklıkla görülmektedir.

Rubella (Kızamıkçık), CMV (Sitomegalovirüs), Herpes Tip 2 enfeksiyonları ise daha çok hasta kişilere temas yoluyla bulaşan rahatsızlıklardır. Özellikle Rubella (kızamıkçık) mikrobu ile gebeliğin ilk üç ayında karşılaşıp hastalığı geçiren kişilerde gebelik kesinlikle tahliye edilmelidir.

Tam idrar tahlili, gerekirse idrar kültür- antibiyogramı
İlk vizitte yapılan idrar tahlilleri böbrek fonksiyonlarının indirekt bir göstergesi olduğu gibi gizli veya aşikar idrar yolu enfeksiyonu varlığını konusunda da bilgi verir.

İlk aylardaki idrar yolu enfeksiyonları gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaları arttırır, idrarda yanma ve/veya kasık ağrılarına neden olabilir.

Son aylardaki gizli veya aşikar enfeksiyonlar ise erken doğum sancılarına sebep olabilir.

Servikovaginal smear testi (PAP smear testi)
Gebelikte salgılanan hormonlar neticesinde rahim ağzı (cervix) kanserlerinde artış meydana gelmektedir. Bu nedenle gebelere ilk aylarında smear testi uygulanarak böyle bir durumun varlığı araştırılmalıdır.

Ülkemizde gebelerin pek çoğu yanlış bir inanışla bebeklerine zarar geleceğini düşündüklerinden bu tür bir işlemi kabul etmezken doktorları da ilk ayında hastalarını muayeneden korkutmak istemedikleri için genelde bu işlemi ihmal ederler.

Kanama profili
Kanama profili testleri içinde aPTT, PTT, INR, Fibrinojen, Trombosit sayımı vardır.

Hem normal doğum hem de sezaryen kanamalı bir işlemdir. Gebelerin “kanamaya yatkınlıkları” ilk vizitte belirlenmelidir. Ayrıca hastaların kendi ifadelerinden önceden olan kanamaya yatkın bir durumlarının olup olmadığı sorgulanır.

Özellikle bir takım kalp hastalıklarında bazı hastalar kanamayı engelleyici hap veya iğneleri kullanmak zorunda olabilirler. Bu tür durumların varlığında gebelikteki izlemler arttırılır ve doğum öncesi bazı önlemler önceden alınır.

Hepatit B, Hepatit C, AIDS taraması
Hepatit B için HbsAg ve Anti Hbs, Hepatit C için Anti HCV, AIDS için ise Anti HIV testleri yapılarak her hangi bir taşıyıcılık durumunun olup olmadığı araştırılır.

Bu tür viral hastalıklar cinsel ilişki, kan veya doğum yoluyla bulaşır ve genelde kişilerde uzun bir süre taşıyıcılığa (portörlük) sebep verebilirler.

Taşıyıcı (portör), “hasta olmadığı halde hastalığı bulaştırabilen” demektir. Bu kişilerin vücutlarında barındırdıkları virüsler gebelik sırasında plasenta yoluyla bebeğe geçmesine rağmen bebekte her hangi bir sakatlığa neden olmazken, yenidoğan bebeklerin immün direnci (bağışıklığı) yetişkinlere göre daha az olduğu için bebeklerde doğumdan sonra bazı problemlere yol açabilirler. Bu problemler bebeklerde hastalığa yakalanma veya hastalığı taşıma şekillerinde olabilir.

Hepatit B taşıyıcı annelerin bebeklerine doğum sonrası aşı ile serum uygulaması yapılır ve belirli aralıklarla aşı tedavisi devam eder. Bu şekilde bebeğin aktif olarak bağışıklanması sağlanır. Ancak maalesef Hepatit C ve AIDS virüsünü taşıyan gebelerin doğan bebekleri için hastalıktan koruyucu etkin bir tedavi günümüzde bulunmamaktadır.

2. vizit: 10-13. hafta
Ense kalınlığı (Nuchal Translucency, NT)

Bu haftalar arasında fetusun anatomik organları ve büyüklüğü değerlendirilir. Ayrıca ulrasonla ense kalınlığı (Nuchal Translucency, NT) ölçülür (Yandaki resim).

Ense kalınlığının uygun ölçümün yapılabilmesi için fetus son adet tarihine göre 11 ile 13 hafta 6 gün arasında ve baş-popo mesafesi 45-84 mm arasında olmalıdır.

Ense pilisinin kalınlığı; Trizomi 21 (Down sendromu, mongolizm), Trizomi 18 gibi kromozomal bozukluklarda ve bebeğin özellikle kalp gibi bazı organların problemlerinde artar. Bu artışın nedeni bebeğin ense bölgesindeki sıvı birikimidir (ödem) ve bunu ultrasonla yakalamak mümkündür.

Normal olarak bebeğin ense kalınlığı gebelik haftası ilerledikçe artar. Genel olarak 3 milimetrenin üstü patolojik kabul edilir ve bu durumda fetus özellikle “Down sendromu” açısından ileri değerlendirmeye alınır.

Ense kalınlığı ölçümü, son yıllarda gebelik takiplerine girmiş bir yöntemdir. Ayrıca yapılması belirli bir deneyimi gerektirir.

I. Trimester tarama testi (İkili test)
Son on yılda dünyada, son 4-5 yılda da ülkemizde yaygınlaşan ilk trimester tarama testinin amacı Down sendromunun erken gebelik haftalarında yakalanmasıdır.

Son adet tarihine göre 9-13. gebelik haftaları arasında uygulanan testte anne adayından kan alınarak serbest β-HCG ve PAPP-A biyokimyasal değerlerine bakılır.

Down sendromunda anne kanında, serbest β-HCG değerleri normalin iki katı yüksek iken PAPP-A değerleri normalin 2.5 da biri (%40’ı) kadardır. “İkili test” olarak anılan işlemde her iki biyokimyasal değer bilgisayar programında değerlendirilir ve ortaya bir risk oranı çıkar. Risk oranının 1/250’nin üzerinde olması Down sendromu açısından ileri tetkiki gerektirir.

Testin pozitif olması durumunda yapılması gereken ileri aşama, “koryon villüs biyopsisi” adı verilen plasentanın bebeğe ait kısmından küçük bir parça alınarak kromozom açısından analizi ile teşhisin sağlanmasıdır.

Son yıllarda ikili teste eklenen “Nuchal Translucency (NT, ense kalınlığı, ense pilisi kalınlığı)” ölçümleri ile birlikte değerlendirilmesiyle test “üçlü test” adını almıştır.

3. vizit: 16-18. hafta
Ultrasonda; fetus bir bütün olarak anomali taraması açısından değerlendirilir.

II. Trimester tarama testi (Üçlü Test, Triple Test)
Üçlü test uygulamasındaki amaç; bebeğe ait özellikle Down sendromu, Trizomi 18 gibi kromozom bozuklukları ile birlikte “Nöral tüp defektleri” adı verilen bir takım anomalileri taranmasıdır.

Üçlü test; gebeliğin 16-19. haftaları arasında anne kanından alınan örnekte β-HCG, alfa feto protein (AFP) ve bağlanmamış estriol (uE3) denilen üç biyokimyasal maddenin ölçümü ile yapılır. Bu ölçümler gebelik haftasına göre annenin yaşı, vücut ağırlığı, ırkı, annede diyabet olup olmaması, sigara içip içmediği, öyküde önceki gebeliklerin özellikleri ile birlikte değerlendirilir. Büyümekte olan bebekte olabilecek nöral tüp defekti ve bazı kromozomal anormalliklerle (Down sendromu ve trizomi 18) karşılaşılma riski hesaplanır.

Üçlü test bir tanı testi değil “tarama testi (screening test)” dir. Testin amacı bebek ve anne açısından riskli yöntemleri kullanmadan bebekte olabilecek anomali riskini saptamaktır. Eğer test sonucunda risk belirli bir düzeyin üzerinde çıkarsa (genel olarak 1/270 den fazla olması durumunda) “amniyosentez” adı verilen işlem yapılarak kesin tanı konulur. Yani amniyosentez bir “teşhis testi (diagnostic test)” dir.

Amniyosentez işleminde anne karnından ince ve uzun bir iğne yardımıyla amniyon sıvısı alınır. Tecrübeli ellerle yapıldığında oldukça ağrısız ve bebek için riskleri azdır.

Alınan sıvıda bebeğe ait dökülen canlı hücreler vardır. Bu hücreler özel bir kültür ortamında bekletilerek üretilir. Üretilen hücreler belli bir safhada toplanılarak kromozomları ayrıştırılır ve mikroskop altında görüntülenerek kromozomlar analiz edilir.

Kromozom analizinde görüntülenen hücreler direkt bebeğe ait olduğu için bebeğin kromozom yayılımını gösterir. Bu şekilde bebeğe ait kromozomlarda olan problemler rahatlıkla görülebilir ve aynı zamanda sex (cinsiyet) kromozomlarının incelenmesiyle bebeğin cinsiyeti de ortaya çıkar. Aşağıdaki resimde amniyosentez işleminin yapılışını görmektesiniz.

Karından bir ince iğneyle ultrason eşliğinde amniyon kesesine girilir.

Yaklaşık 20 cc amniyon sıvısı enjektör ile aspire edilerek genetik laboratuara gönderilir.

Nöral tüp defektleri (NTD) bebeklerde görülen anomaliler (bebekteki kusurlar) arasında ilk sıraları almaktadır. Birkaç ayrı türü vardır. Bunlardan biri bebeğin beyin dokusunun bir bütün olarak gelişmemesidir, “anensefali” adı verilen bu en ağır şekli ölümcüldür.

Nöral tüp defektlerinin diğer türleri ise omurilikle ilgilidir. Omurilik gelişirken onu çevreleyen omurga kemiklerinin tam kapanmaması sonucu omurilik dokusu bebeğin sırtındaki bir yarıktan dışarıya çıkar; bu duruma “spina bifida” denilir. Dış etkenlere çok hassas olan bu sinir dokusu zamanla zedelenir ve bebek belli bir seviyenin altında sinirsel fonksiyonlarını yapamaz. Sonuç olarak bebek açısından yine ölümcül olabilecek bir doğumsal anomalidir. Hafif şekildeki spina bifidalarda doğum sonrası bir takım operasyonlarla düzelme şansı vardır.

Bu anomalilerde açıkta kalan dokudan “alfafetoprotein” (AFP) amniyon sıvısına, buradan da anne kanına geçer. Anne kanından yapılan testlerde bu gebelerde normal gebelerden daha yüksek miktarlarda alfafetoprotein saptanır.

Spina bifidalı gebeliklerin % 85'i bu test ile yakalanabilmektedir. Ancak test yapılan gebelerin %3-4'ünde her şey normal olmasına rağmen yüksek sonuç verebilmektedir. Bu nedenle tek başına test sonuçlarıyla tanı konmamaktadır.

Üçlü testte AFP yüksek ise ayrıntılı ultrason ile beyin dokusu ve omurgalar değerlendirilir. Ultrason ile saptanamayan bir durum varlığında amniyosentez yapılarak amniyotik sıvıdaki AFP miktarı ölçülerek kesin tanı konulabilir. Ayrıca amniyon sıvısındaki “asetilkolin esteraz enzimi”nin miktarına da bakılabilir.

AFP değeri yüksek fakat amniyosentezde ve ayrıntılı ultrasonografide anomali saptanmayan gebeliklerde, bebeğin büyüme ve gelişmesinin daha yakın takip edilmesi önerilmektedir.

Anne kanında yapılan üçlü test ile Down sendromu ile birlikte trizomi 18 riski de hesaplanabilmektedir. Down sendromlu bebekte normalde iki tane olması gereken 21. kromozom üç tanedir.

Trizomi 18’de ise aynı problem 18. kromozomdadır. Trizomi 18’li bebekler yaşamla bağdaşmaz ve genel olarak anne karnında veya doğumdan hemen sonra ölürler. Trizomi 18 görülme sıklığı Down sendromuna göre oldukça azdır.

Down sendromu (Trizom 21, mongolizm) yaklaşık olarak 850 doğumda bir görülür. Tedavisi olmayan bu kromozom anomalisinde fiziksel ve zeka geriliği olan bebekler söz konusudur.

Down sendromu görülme şansı yaşa bağımlı olarak artar. Özellikle 35 yaşın üzerinde risk önemli bir boyuta ulaşır. Ancak tüm Down sendromluların %25-35’i yalnızca 35 yaş üzeri gebelik ürünü iken %70-80’e varan oranlarda genç gebeliklerdedir. Üçlü testle Down sendromlu bebeklerin %60'ına yakını (%5 yalancı pozitiflikle) yakalanabilmektedir.

Son yıllarda üçlü testin Down sendromu yakalama şansını daha da arttırmak amacıyla teste kandaki “İnhibin A” adı verilen biyokimyasal değerinin de ölçülüp eklenerek testin “dörtlü test” şekline dönüşmesi için yapılan çalışmalar umut vericidir.

Down sendromu riski yüksek çıkmış gebeliklerde kesin tanıyı koyabilmek için anlatıldığı şekilde genetik amaçlı amniyosentez yapılması gereklidir. Üçlü tarama testinin asıl amacı yaşamla bağdaşabilen ve ömür boyu zeka geriliği ile giden Down sendromlu bebekleri yakalamaktır.
Amniyosentez sonucu yakalanan Down sendromlu bebekler çıkarılan sağlık kurulu kararlarıyla tahliye edilirler.

Üçlü test ile diğer bazı anomalileri de saptamak mümkündür. Bebeğin karın duvarı anomalilerinde (gastroşizis, omfalosel), böbrek anomalilerinde de test sonuçları yüksek çıkabilir. Bu nedenle üçlü testte artmış risk saptanan gebelere amniyosentez yapmadan önce tüm bu anomaliler açısından ayrıntılı ultrasonografik değerlendirme (II. basamak ultrasonografisi) yapılmalıdır.

4. vizit: 22-24. hafta
Ultrasonda; servikal (rahim ağzı) uzunluk ve şekli ölçülür. Bebek özellikle kalp, beyin ve diğer iç organlar açısından değerlendirilir.

Servikal kültür ve fresh testleri
Gizli vaginal enfeksiyonları araştırmak için yapılır. Gebelikte özellikle düşen hücresel tip vücut direnci nedeniyle “fırsatçı enfeksiyonlar” olarak tabir edilen bazı vaginal enfeksiyonlar gelişebilir. Bunların başında özellikle mantar enfeksiyonları (candida), yanısıra Trichonomas ve Gardnerella enfeksiyonları da sayılabilir.

Genel olarak tedavi edildikten sonra nüks eden bu rahatsızlıklar ilerleyen gebelik haftalarında tekrar tekrar tedaviye gerek duyabilirler.

5. vizit: 24-28. hafta
Tam kan sayımı
Anne adayının kan sayımı yapılarak gebeliğin bu ilerleyen haftalarında aneminin gelişip gelişmediğine bakılır.

Tam idrar tetkiki
İdrarda gizli enfeksiyonların varlığı araştırılır. Özellikle gebelerde her hangi bir şikayet oluşturmaksızın yalnızca idrar tahlillerinde bakteri ve lokosit görülmesi ile karakterize gizli idrar yolu enfeksiyonları (asemptomatik bakteriüri) erken doğuma ve böbrek enfeksiyonlarına (pyelonefrit) neden olabilir.

Tam idrar tetkikinde böyle bir durum saptanırsa idrar kültür-antibiyogram testi yapılarak üreyen mikroorganizmanın türüne göre antibiyotik başlanmalıdır.

50 gram glukoz yükleme testi
Bu gebelik haftasında kişilere sabah aç karınla 50 gram toz glukoz sulandırılarak içirilir ve bir saat sonrasında tetkik için kan alınır.
Alınan kan örneğinde kan şekeri değerinin 140 mg/dl ve üzerinde olması durumunda test pozitif olarak kabul edilir ve bu gebelerde bir gün sonra 100 gram standart glukoz tarama testine geçilir.

Bazı gebeler bu oldukça tatlı olan bu suyu içmede problem yaşayabilirler, örneğin bulantı ve kusmaları olabilir. Bu durumda laboratuara giderken yanlarında “limon” götürüp tatlı suyun içine sıkmak suretiyle şikayetleri genel olarak giderilecektir.

100 gram standart tarama testinde bu kez gebelerden sabah aç karınla kan alınır ve hemen sonrasında 100 gram toz glukoz sulandırılarak içirilir. İçimden 1 saat, 2 saat ve 3 saat sonra tetkik için kan alınır. Böylece açlık kan şekeri ile birlikte toplam 4 ayrı kan şekeri değeri elde edilmiş olur. Bu 4 değerden 2 veya daha fazlasının standart değerlerin üzerinde olması durumunda gebeler ”gestasyonel diabet (gebeliğe bağlı diabet, gizli şeker hastalığı)” teşhisi alarak kalori kısıtlaması amacıyla diyetisyene konsultasyona gönderilirler.

Gestasyonel diabeti olan gebelere diyetten kalori kısıtlaması yapılmazsa annenin kan şekeri değerlerinin genel olarak yüksek olmasının bir sonucu olarak; bebeğin normalden iri olması, doğumun zor olması, amnios suyunun normalden fazla olması ve buna bağlı erken doğum riskleri gibi durumlar oluşabilecektir. Ayrıca doğan bebeklerde doğum sonrası kan değerlerine bağlı metabolik sorunlar meydana gelebilecektir.

Normale göre iri bebekler (makrozomi) halk arasında “tosuncuk” olarak tabir edilirler.

İndirekt Coombs Testi
Bu haftada yalnızca kan uyuşmazlığı olan gebeler yeniden İndirekt Coombs testine bakılarak değerlendirilir, sonuç negatif ise bebeğin etkilenmediği anlamına gelir. Bu durumda gebeliğin sonuna kadar etkilenmeden (immünizasyon) korumak amacıyla gebeye “Anti D Immunglobulin” iğnesi yapılıır.

6. vizit: 32. hafta
Ultrasonda; fetusun gelişimi, iç organları ayrıntılı olarak değerlendirilir. Ayrıca amniyon sıvısı, bebeğin duruş şekli, plasentanın yeri ve görüntüsü, bebeğin rahim içindeki aktif hareketleri incelenir.

7. vizit: 34. hafta
• 6. vizitteki işlemler tekrarlanır. Riskli durumların varlığında Doppler ultrasonografi ve NST gibi ek tetkikler istenebilir.

8. vizit: 36. hafta
• Utrasonda özellikle bebeğin duruşu, amnios sıvısı, plasentanın görünümü ve bebeğin aktif hareketleri incelenir.

9. vizit: 38. hafta
Bebeklerin sağlık durumunu tespit etmek için birçok yöntem kullanıyoruz. Hiçbir yöntemin tek başına duyarlılığının %100 olmadığını unutmamak gerekir.

Gebelik izlemlerinde günümüzde yapılan araştırmaların çoğu, anne adaylarının ve fetusun içinde bulunduğu ortamı sağlıklı kılmak veya bu ortamın sağlık düzeyini tespit edebilmek içindir. Teknolojik gelişmelerin ve bilgi çağının sunduğu olanakları tıbbın her alanında olduğu gibi riskli gebeliklerin tespitinde ve takibinde kullanmak bir avantajdır.

Son haftalarda bebeğin iyilik durumunu gösteren standart olarak üç ayrı yöntem vardır. Bunlar:

 Ultrasonografik değerlendirmeler
 NST
 Bebek hareketleridir.

Bunlardan ilk ikisi hekim tarafından incelenirken bebeğin hareketleri anne adayı tarafından değerlendirilmelidir. Bebeğin hareketlerindeki ani azalma durumunda bu bebeğin sıkıntıya girdiğinin bir ifadesi olabilir. Bu durumda gebe hekimini bilgilendirmelidir.

Ayrıca bebeğin “biyofizik profil skorlaması” yapılır. Biyofizik skorlama; ultrasonda rahim içindeki bebeğin aktif bazı hareketleri ve amniyon sıvısının miktarı yanısıra NST bulgularının hep birlikte değerlendirilerek skorlanmasıdır. Bebeğin sağlığını gösteren önemli bir kriterdir.
Özetle, biyofizik profil skorlaması; gebeliğin ultrason görüntülemesi ile NST bulgularının birlikte değerlendirmeleridir. Teşhiste tek bir yöntem yerine kombine olarak düşünülerek karar verilmelidir.

NST (Non-Stres Test, Kardiyotokografi)
NST, özellikle son yıllarda gebelik takiplerinde vazgeçilmez bir yöntem haline gelmiştir.

Kardiyotokografi (kardiyo=kalp, toko=rahim kasılması) veya kısaca "toko" adı verilen cihazla bebeğin kalp atışlarının seyrini, bebek hareketleriyle ve varsa kasılmalarla olan ilişkisini temel alarak bebeğin iyilik halini değerlendiren bir testtir. Doğum eylemi esnasında da aynı amaçlarla kullanılır.

”Prob” olarak tabir edilen ve gebenin karnı üzerine sabitlenen iki alıcı ucu vardır. Problardan biri rahmin kasılmalarını (uterin kontraksiyon) diğeri ise bebeğin kalp seslerini algılar. Algılanan kasılmalar ve kalp sesleri cihaz tarafından bir grafik kağıt üzerine aktarılır.

Yaklaşık 20 dakika süren bu işlem sırasında gebelerden, bebeklerin her hareketlerini hissettiklerinde ellerine verilen küçük bir butona basmaları istenir. Böylelikle; bebeğin kalp atım hızı ve reaktivitesi (atım hızındaki değişkenlikleri), rahimdeki kasılmalar ve bebeğin kalbinin bu kasılmalara verdiği cevaplar hekim tarafından değerlendirilerek bebeğin sağlığı hakkında dolaylı bir bilgi elde edilmiş olur.

Resimde NST uygulanan bir gebeyi görmektesiniz.

Bebek hareketlerini hisseden gebe elindeki butona basar.



Kalp atımları ve rahim kasılmaları aynı anda
bir grafik kağıt üzerine basılır.
Üst kısım kalp seslerine, alt kısım ise rahim kasılmalarına aittir.

NST özellikle gebeliğin son aylarında bebeğin sağlığını gösterdiği gibi doğum sırasındaki monitörizasyonda (izlemde) da son derece önemlidir.
Riski olmayan gebeliklerde, NST uygulamasına 37. gebelik haftasından sonra haftada bir, 40. gebelik haftasından sonra ise 3 günde bir tekrarlanması önerilir.

NST işlemi öncesi annenin karbonhidrattan zengin diyetle karnını doyurarak tok olması önerilir. Uygulamanın, bebeğe hiçbir olumsuz etkisi yoktur.

NST özellikle anne adayının bebek hareketlerinde azalma olduğunu ifade ettiği durumlarla, kasılmaların varlığından şüphelenildiği anlarda kullanıldığında oldukça değerli bilgiler sağlar. Bu şekilde doğum eyleminin başlayıp başlamadığı, bebeğin içeride sıkıntıda olup olmadığı indirekt olarak anlaşılabilir.

Renkli doppler ultrasonu

Renkli doppler ultrasonografi, son yıllarda giderek daha fazla uygulama alanı bulmaktadır.

Özellikle anne adayının risklerinin belirlenmesinde ve bebeğin sağlık durumunun değerlendirilmesinde kullanılmaktadır.


Doppler ultrasonunda özetle bebeğe giden kan akımına bakılır. Üstteki resimde erken bir gebelikte bebeğe giden kan akımı renki doppler ultrasonu ile izlenmektedir.

Kan akımının bozulması (azalması veya geriye kaçması) durumlarında bebek hayatı riske girer. Damarlardaki direnç artışı kan akımındaki azalmayı ifade eder.

Ayrıca bebekle plasenta arasında göbek kordonu içerisindeki umbilikal arter, umbilikal ven ve bebeğin beyin damarlarındaki dalga şekillerindeki bozukluklar, bebekteki dolaşım bozukluğunu saptayabildiği gibi şiddetini de belirleyebilmektedir.

Doppler ultrasonda dolaşımsal bozukluk tespit edildiğinde daha sonraki dönemlerde bebeğin durumunda kötüleşme riski artmıştır. Özellikle preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) veya bebeğin rahim içi gelişme azlığı (IUGR) gibi durumlarda damarlardaki direnç artışı gidişatın olumsuz yönde olduğunu gösterir.

Gebeliğin 12-14. haftalarında yapılan “Ductus venosus doppler”i bebekte başta kalp anomalileri olmak üzere Down sendromu gibi bir takım kromozom bozukluklarının erken teşhisinde umut vermektedir.

Kan biyokimyası, Tam kan sayımı, Tam idrar tahlilleri, Hbs Ag, Anti Hbs, HCV, HIV, TORCH tetkikleri tekrarlanır. Doğum öncesi doğuma veya olası sezaryene hazırlık amacıyla bu testler tekrar gözden geçirilir.
Sezaryen planlanıyorsa bu tetkik sonuçları anestezi açısından da önemlidir.

Doğum konusunda bilgilendirme
Günü yaklaşan anne adayına doğumla ilgili detaylı bilgiler verilir.

39-42. haftalar arası izlem
Ultrason (gerekirse biyofizik profil)
NST
38-40. haftalar arası haftada bir, 40.haftadan sonra ise 3 günde bir uygulanması önerilir.

NST’si normal(reaktif) olan 1000 gebenin 997’sinin bebeklerinde ilk üç gün içinde hiçbir problem ortaya çıkmadığı izlenmiştir. Fetal iyilik durumunun izlenmesinde NST oldukça önemli bir yere sahiptir.

Vajinal muayene (tuşe)
Vajinal (pelvik) muayene “tuşe” adını alır. Amaç kalça kemiğiyle (pelvis) ve rahim ağzının (cervix) değerlendirilmesidir. Bu şekilde pelvis girimi, kemik çıkıntılar, pelvis çatısı ayrıntılıca değerlendirilir. Bunun yanısıra rahim ağzına (cerviks) da bakılır.

Doğum işaretleri konusunda gebe bilgilendirilir.

40. haftadan sonra ise gebenin doğuma kadar haftada iki kez görülerek değerlendirilmesinde yarar vardır.

42. haftaya kadar doğumu başlamayan gebeler ise hastaneye yatırılarak doğurtulmalıdır. Çünkü bu haftadan sonrası “Gün aşımı (Surmaturasyon, posterm)” gebeliği olarak değerlendirilir ve bebeğin içeride sıkıntıya girme riski oldukça artmıştır.

Gebeliklerin risklerine göre bu testler yer değiştirebilir, izlemler daha sıklaştırılabilir veya daha ayrıntılı testler istenebilir.

Bebeğin sağlığı her zaman için tek bir yöntemle değil, sayılan tüm bu testlerin bütününün sonucunda değerlendirilmelidir.







Mesaji gonderen: kuzum
Mesaj Tarihi: 02-Temmuz-2007 Saat 01:06

Dogum icin nefes egzersizleri

Kegel Egzersizi:
Bazen tuvaletiniz gelir ve tutmak zorunda olduğunuz durumlar vardır. İşte, o esnada yaptığınız kasma hareketleri bu egzersizin esasını teşkil eder. Bu egzersizi her pozisyonda yapabilirsiniz (ayakta dururken, otururken). Sanki idrarınızı ve büyük tuvaletinizi tutar gibi makat, vajina ve idrar borusu civarındaki kaslarınızı sıkıp, 5-10 sn sonra gevşeyin.

SOLUNUM EGZERSİZLERİ

Solunum egzersizleri size doğum esnasında yapmanız gereken solunum hareketlerini öğretmeyi amaçlar. Bu sayede, doğum ağrıları esnasında panikleyip, kontrolsuz hareketler yapmak ya da bağırmak yerine, bilinçli olarak nasıl davranacağınızı bilebilirsiniz. Normal doğum yerine sezeryanla doğum yapacaksanız bu bölümü geçebilirsiniz.Solunum hareketlerini uygun bir şekilde yapmanızın birkaç önemli faydası olacaktır:

• Doğum ağrılarını çok daha az hissedersiniz.

• Bebeğinize daha çok oksijen gitmesini sağlar, dolayısıyla doğum sancıları esnasında sıkıntıya girmesini önlemiş olursunuz.

• Doğum korkunuz büyük ölçüde ortadan kalkar.

• Bilinçsizce yapılan solunum hareketleri vücudun oksijen-karbondioksit dengesini bozacağı için baş dönmesi, ellerde kasılma ve gözde yıldız uçuşmalarına neden olur.

• Doktor-hasta ilişkisinde iyi bir ekip çalışması ortaya çıkar.

Solunum egzersizlerine geçmeden önce, doğum olayı hakkında kısaca bilgi vermek yerinde olacaktır.

Doğum esnasında rahim ağzında açıklık oluşturan ve bebeğinizi doğum kanalına doğru iten güç, rahim kasılmalarıdır. Rahim kasılmaları doğumun ilk başladığı aşamalarda 5 dakika arayla gelir ve 30-40 sn sürer. Bu esnada kasılmalarla birlikte bir miktar ağrı hissederseniz de bunlar fazla şiddetli değildir.

Doğumun ilerleyen saatlerinde ağrılar sıklaşır ve 10 dakika içinde en az 3 kasılma hissedersiniz ve bu kasılmalar yaklaşık 45-90 sn sürer. Bu uzun kasılmaların başında ağrılar hafif başlar, gittikçe şiddetlenir ve daha sonra azalarak kaybolur. Birkaç dakika sonra aynı olay tekrarlar. Yani kasılmalar, dalgalar halinde gelir.

Rahim ağzı açıklığı 10 cm'ye ulaştığında, bebeğin başı kalın bağırsağa baskı yaptığı için ıkınma ihtiyacı hissedersiniz. Bu aşamadan sonra ıkınmanız gerekir. Bazen henüz tam açıklık olmadan da bu ıkıntı hissi duyulabilir. Böyle zamanlarda ıkınmak fayda yerine zarar getireceği için, ıkınmayı önleyici solunum haraketlerini yapmanız gerekir. 

Yapacağınız solunum egzersizleri, doğum sırasında uygulamanız gereken hareketlerin provası olacaktır. Bu egzersizler esnasında eşinizden yardım isteyebilirsiniz. Egzersizleri yaparken, gözleriniz açık ve sabit bir noktaya bakar şekilde yapılmalıdır, bu gerçeği yansıtır. Şimdi, bu evrelere göre solunum egzersizlerini nasıl yapacağınızı birlikte görelim.

Erken Aşama: Bu dönemde kasılmalar seyrek olup, hafif şiddetlidir. Bu evrede solunum hareketleri çok gerekli olmamakla birlikte, ileri evrelere hazırlık ve konsantrasyon amacını taşır.

Bir sandalye üzerine oturun veya yumuşak bir zemin üzerine uzanın. Egzersizler sırasında eşiniz size eşlik ediyorsa, eşinizin “Ağrı başlıyor” komutu ile derin bir nefes alın ve daha sonra nefesin tümünü dışarı verin. Buna nefes temizleme hareketi denir. Daha sonra göğüs hareketi ile burundan yavaşça nefes alıp, ağızdan verin. Bu hareketi dakikada 6-9 defa olacak bir ritmde yapmalısınız (herbir solunum hareketi için 7-10 sn). Bu ritmi kavradıktan sonra, solunum hareketlerinizle parelel bir şekilde avuç içi ile karın alt kısımlarına masaj yapınız. Nefes alırken ellerinizi karnınızın üst kısımlarına kaydırırken, nefes verme esnasında kasıklarınıza doğru masaj yapınız. “Ağrı bitti” komutu ile içinizdeki nefesi verip, normal nefese geçiniz. Ağrının başlaması ve bitmesi arasında geçen süre 30-40 sn olacaktır.

Kuvvetli Sancı Dönemi: Bu evrede ağrılar hem daha sık hem de daha şiddetlidir.

Eşinizin “Ağrı başlıyor” komutu ile nefes temizleme hareketini yapın ve yukarıda bahsedilen şekilde, derin ve yavaş ritmli solunum hareketleri yapın. Bu ağrının başlangıcını ifade eder. Ağrının şiddeti artınca bu ritm yetersiz kalacaktır. Eşinizin “Ağrı şiddetlendi” komutu ile hızlı solunuma (Köpek soluması) geçeceksiniz. Bu solunumda yüzeyel ve sık sık nefes alıp veriyorsunuz, nefes daha ziyade boğaz seviyesinde olmalı ve göğsünüz çok az hareket etmelidir. 20-30 sn sonra eşinizin “Ağrı hafifledi” komutu ile tekrar yavaş ritmli solunuma, “Ağrı bitti” komutu ile normal solunuma geçin. Hareketi kavrayıncaya dek köpek solumasını ayrı çalışabilirsiniz, daha sonra buna karın masajını ekleyin.

Doğum Eyleminin Sonuna Doğru: Bebeğin başının kalın bağırsak üzerine yaptığı baskı ıkınma hissi uyandırır. Ancak rahim ağzı tam açıklığa ulaşmamışsa, ıkınmamanız gerekir.

“Ağrı başlıyor” komutu ile nefes temizleme hareketini yapın. Şimdi sık ve yüzeyel solumalara (köpek soluması) başlayın ve her 4-6 yüzeyel solunumu takibeniçinizdeki havayı, kuvvetle dışarı boşaltın. Aynı hareketleri yineleyin. “Ağrı bitti” komutu ile normal solunuma geçin.

Aynı hareketi doğumun en sonunda, bebeğinizin başı çıkarken de yapmanız gerekecektir. Bebeğinizin başının doğumu esnasında, genital bölgede yırtık olmaması için, sizden ıkınmamanız istenecektir. İşte bu esnada yine bu solunumu yapmanız faydalı olur.

Ikınma Aşaması: Rahim ağzı tamamen açıldıktan sonra, bebeğinizin doğabilmesi için sizin ıkınma gücünüz gereklidir. Doğumun bu aşaması sizin göstereceğiniz performansla yakından alakalıdır. İyi ıkınma ile rahim ağzı tam açıldıktan sonra 15-30 dakika içinde doğumunuz olabilirken, yetersiz ve yanlış ıkınma bu evrenin 2 saate kadar uzamasına neden olur. Gerçek ıkınma işlemini ancak doğum sırasında yapacaksınız. Gebelik döneminde ise şu solunum hareketini yapınız:

Ayaklar yere basmak şartı ile bir sandalyeye rahatça oturun. Normal hızda solurken, nefes verme işlemi sonunda, akciğerlerinizde yine de kalan havayı zorla dışarı atın. Bu pozisyonda birkaç saniye kalın, bu esnada karın kaslarınızın kasıldığını hissedersiniz. Daha sonra nefes temizleyip gevşeyin.

Doğumda gerçekleştireceğiniz ıkınma ise şu şekilde gerçekleştirilir:

Ağrı ile birlikte derin derin nefes alıp vererek ağrının şiddetlenmesini bekleyin. Ağrı şiddetlenince derin bir nefes alıp, nefesinizi içinizde tutun. Her iki bacağınızı dizlerinizden kendinize çekerek, tüm gücünüzle, bebeğinizi doğum yoluna doğru ittirir şekilde (büyük tuvaletinizi yapıyormuş gibi) ıkının. Bu sırada başınızı göğsünüze doğru yaklaştırın. Ağrı hafifleyinceye kadar nefesinizi kaçırmadan, ıkınmayı kesintisiz olarak sürdürün. İhtiyaç hissederseniz, başınızı geriye atıp, tuttuğunuz nefesi dışarı verin ve çabucak tekrar nefes alıp harekete kaldığınız yerden devam edin. Ikınma esnasında nefesinizi bırakmanız, bağırmanız ya da ses çıkarmanız veya gücünüzü bebeği itmek yerine karnınızı şişirmek şeklinde kullanmanız ıkınmanın etkisini azaltır.




-------------
KIZIM GELDİ TEYZELERI
INSAN HAYATTA 2 KEZ KARSILASIRMIS GERCEK ASKLA
BEN HER IKISINIDE BULDUM AYNI ANDA
BIRI BEBEGIM BITANEM
DIGERI ASKIM ESIM


Mesaji gonderen: golgeler
Mesaj Tarihi: 03-Temmuz-2007 Saat 19:21

Anne karnında bebeğin duyularının gelişimi

Gebe bir kadın bebeği ile ilgili pekçok değişik şeyi merak eder. Hamileliği sırasında bebeğin sağlığı ile ilgili meraklar doğal olarak önceliklidir. Ancak bebeğin iyi olduğu öğrenildikten sonra ilgi ve merak diğer konulara yönelir. Bebeğin büyüklüğü, boyu, kilosu, duruş şekli gibi değişik pekçok durum merak uyandırır. Anne adayını heyecanlandıran ve ilgisini çeken konulardan bir diğeri de bebeğinin kendisini duyup duymadığı, canının acıyıp acımadığı gibi duyular ile iligli olan durumlardır.

İnsanlarda 5 ana duyu vardır. Bunlar dokunma, tat alma, koku alma, işitme ve görmedir. Bu beş duyu bireyin dış dünya ile olan ilişkilerini düzenler. Duyuların anne karnındaki gelişimini tam anlamı ile bilebilmek doğal olarak olanaksızdır. Ancak gözleme ve hücresel incelemeye dayalı çalışmalar ile bunların gelişimi hakkında fikir edinilebilir.

Dokunma
Anne rahmi bebeğin dış dünyadan tamamen izole olduğu bir ortam değildir. Rahim içinde sürekli bir aktivite ve uyaranlar mevcuttur. Bu bebeğin tüm gelişimi için olması gereken bir durumdur

Anne karnındaki yaşamda gelişen ilk duyunun dokunma olduğu düşünülmektedir. Dokunma duyusu insanın dış dünya ile iletişiminin temel unsurudur.

Bebekte dokunma hissinin 8. gebelik haftası gibi çok erken bir dönemde başladığı düşünülmektedir. İlk dokunma hissi genelde ağız çevresinde ve yanaklarda ortaya çıkar. Bu haftada bebeğin yanağını oluşturacak olan kısmına tek bir saç teli dokunulduğunda bile bunu hissedebileceği kabul edilmektedir. Onuncu haftada genital bölgede, 11. haftada avuç içlerinde ve 12. haftada ayak tabanlarında dokunma hissi ortaya çıkmıştır. Bu bölgeler aslında erişkinlerde en fazla duyu reseptörlerinin bulunduğu dokunmaya en hassas noktalardır. Onyedinci haftaya gelindiğinde karnın ve kalçaların tamamı dokunmaya karşı hasassastır.

İnsan vücudunun en büyük organı nedir diye sorulduğunda değişik cevaplar verilir. Oysa bu organ cildimizdir. İnsan cildi pekçok değişik uyarıyı yorumlayabilen çok sayıda algılayıcı ile donatılmıştır. Ancak cildimizin algıladığı temel uyarılar sıcak, soğuk, basınç ve ağrıdır. Anne karnındaki bebek 32. haftaya ulaştığında vücudunun her bölgesi bu 4 temel uyarana cevap verecek gelişimi tamamlamış durumdadır. Buna karşılık bebeklerin ağrıyı algılayıp algılamadıkları konusunda elde yeterli veri yoktur.

Tat alma
Tat duyusu erken gelişen duyulardan birisidir. Tat almadan sorumlu olan algılayıcılar gebeliğin 13-15. haftasında mevcuttur ve bunların yapısı erişkinlerinki ile hemen hemen aynıdır. Bu nedenle bebeğin bu haftadan itibaren değişik tatları ayırt edebildiği düşünülmektedir.

Amniyon sıvısı sürekli yapım ve emilim halinde olan dinamik bir sıvıdır ve bebek sürekli olarak bu sıvıyı yutmaktadır. Amniyon sıvısı içinde değişik tatlara sahip olan purivik asit, laktik asit, sitrik asit, creatinin, üre, proteinler ve tuzlar vardir.
Son dönemlere ulaşıldığında bebeğin 24 saat içinde yuttuğu amniyon sıvısı miktarı neredeyse 1 litreye yaklaşmaktadır. Amniyon sıvısının içeriği tıpkı anne sütünde olduğu gibi annenin yediği besin maddelerinin tat ve aromalarını da taşır. Yapılan gözleme dayalı incelemelrde anne adayı tatlı besinler tükettikten sonra bebeğin yutma hareketlerinde artış, acı ve ekşi besinler tükettiğinde bu hareketlerde bir miktar azalma olduğu görülmüştür. Bu durum bebeğin annekarnındayken değişik tatları ayırtedebildiği tezini kuvvetlendirmektedir.

Koku alma
Tat ve koku aslında birbiri ile bağlı duyulardır. Biri olmadan diğer tam anlamı ile anlaşılamaz. Son dönemlere kadar anne karnındaki bebeğin koku alma duyusunun işlevsel olabileceği düşünülmüyordu. Çünkü kokunun hava ile taşınan ve nefes alıp verme ile ayırdedilebilen bir duyu olduğu kabul edilmekteydi. Ancak son yapılan araştırmalar bunun doğru olmayabileceğini, bebeğin burnundaki koku almadan sorumlu algılayıcı sistemlerin zannedildiğinden daha karmaşık olduğu fark edildi.

Bebeğin burnu gebeliğin 11-15. haftaları arasında oluşumunu tamamlar. Bu sırada amniyon sıvısı bebeğin tüm ağız, burun, geniz ve akciğer yapısı içinde dolaşır ve bebeğe değişik tat ve kokuya sahip maddeleri taşır. Bu maddeler direkt olarak tat ve koku almadan sorumlu algılayıcı hücreler ile temas halinde bulunarak onları uyarırlar. Bu nedenle bebekler daha anne karnındayken değişlik kokuları tanıyıp ayırt edebilirler.

Schaal ve arkadaşları anne karnında kokuların öğrenilmesi ile ilgili direkt ve indirekt kanıtlarla ilgili yaptıkları araştırmalarda şaşırtıcı sonuçlar elde etmişlerdir. Bunlardan birisi de kahvedir. Anne adayı kafeinsiz ya da normal kahve içtiğinde bebeklerin kalp atım hızı ve soluk alıp verme şekillerinde değişimler gözlenmiştir. Bunun kahvenin kokusuna bağlı olup olmadığı kesin değildir ancak kahvenin keskin kousunun da rolü olduğu ileri sürülmektedir.

Yeni doğan bebeklerin anne sütünün kokusuna karşı zaafları olduğu bilinmektedir ve bu durumun açıklaması olarak anne karnındayken sütün içeriğine benzer bir kokuyu hafızalarına aldıklarına inanılmaktadır.

Benzer şekilde değişik insan ve hayvan gözlemlerinde de bebeklerin annelerini kokusundan ayırtedebildikleri saptanmıştır. Bütün bu gözlemler bebklerin anne karnındayken bazı kokuları hafizalarına yerleştirdikleri tezini desteklemektedir.

İşitme
Anne karnındaki bebek amniyon sıvısı, rahim duvarı, anne adayının karnı gibi pekçok bariyerin arkasında bulunmasına rağmen rahim içi sessiz bir ortam değildir. Bebek burada pekçok titreşim ses ve harekete maruz kalır.

Aslınd arahim içindeki yaşam oldukça gürültülü sayılabilir. Annenin damarlarından geçek kan, barsak ve mide sesleri rahimiçindeki bebeğin karşılaştığı temel seslerdir. Bunların dışında anne adayının ve diğer kişilerin sesleri de bebeğe direkt olarak ulaşır. Tüm bu sesler içinde doğal olarak en güçlüsü bebeğin annesinin sesidir.

Bebeğin kulağı 8. haftada oluşmaya başlar. Duyma yeteneğinden sorumlu olan kemikler ve ses iletisini beyine taşıyan sinirler büyük ölçüde oluşumunu tamamlar ancak bu gelişim 24. haftada tamamlanır. 25. haftadan itibaren bebek annesinin sesini duyabilmektedir 27. haftada ise annesinin sesi dışında dışarıdan gelen seslere ve hatta babasının sesini bile duyup tepki verebilir. Ancak hem içinde bulunduğu ortam hem de bebeği içinde bulunduğu amniyotik sıvının olumsuz etkilerinden koruyan kremsi tabaka olan verniksin kulaklarını tıkaması nedeni ile sesleri büyük bir olasılıkla boğuk olarak duymaktadır.

Bebeğin seslere verdiği tepkiler de değişkendir. Ani kapı çarpması ya da benzeri şiddetli bir ses bebeğin anne karnında aniden sıçramasına neden olabilir. Benzer şekilde 5 saniye süre ile anne karnına uygulanan yüksek frekanslı bir ses bebeğin hem kalp atım hızında hem de genel hareketliliğinde 1 saate kadar varan artmaya neden olur.

Öte yandan reaktif duymaadı verilen durum biraz daha farklıdır. Burada işitme kulaktaki kemikler yardımı ile değil ses dalgalarını cilt ve kemikte yarattığı titreşimler yardımı ile gerçekleşir. Anne karnındaki bebeklerin 16. gebelik haftasından yani işitme sisteminin tam olarak gelişimini tamamlamasından 8 hafta öncesinden itibaren ultrasonda seslere yanıt vermesinin açıklaması bu şekilde yapılmaktadır.

Doğumdan sonra bebeğin annesinin sesine olumlu tepki vermesi ve genelde annesinin sesini duyduğunda sakinleşmesi rahim içi yaşamda aşina olduğu ve en iyi bildiği sese verdiği tepkidir.


Görme
Anne karnındaki yaşam sırasında en son gelişen duyu sistemi görmedir. Bebeğin göz kapakları 26. haftaya kadar kapalıdır. Bu sire içinde görmeden sorumlu temel birim olan retina gelişimini tamamlar. Yirmi altıncı hafta civarında bebek gözlerini açmaya başlar ve göz kırpabilir. Doğumdan hemen sonra bebek yaklaşık 30 santimetre uzaklığa kadar net bir şekilde görebilir. Bu mesafe emzirme sırasında anne ile bebeğin yüzü arasındaki yaklaşık uzaklıktır.

Anne karnındaki bir bebeğin görme işlevini test etmek olanaksızdır. Ancak erken doğan bebeklerde yapılan incelemeler 28 -34 haftalar arasında doğan bebekler incelendiğinde bu bebeklerin objeleri yatay ve düşey düzlemde 31-32. haftadan itibaren takip edebildiklerini göstermektedir. 33-34. haftada ise bu takip yeteneği zamanında doğmuş bir ebeğinki ile aynıdır.

Bebeğin gözleri 26. haftaya kadar kapalı olmakla birlikte anneadayının karnı üzerine uygulanan güçlü bir ışık kaynağına kalp atışlarında bir hızlanma ile yanıt verir. Gerçekte rahim içi mutlak karanlık değildir. Tıpkı sesleri geçirdiği gibi ışığıda geçirmektedir. Ancak bu geçirgenlik ses ile kıyaslandığında çok daha azdır. Buna rağmen bebek gündüz ile geceyi rahatlıkla ayırt edebilir.

Tek yumurta ikizleri 26-27. haftadan itibaren anne karnında birbirlerini görebilirler, birbirlerine dokunabilirler va hatta el ele tutuşabilirler.

33. haftadan itibaren bebeklerin göz bebekleri ışığa tepki vererek büyüyebilir ya da küçülebilir. Dr.Alper Mumcu




-------------
Minik Kuzum Yagmur um Kollarimda...


Mesaji gonderen: PAPATYA
Mesaj Tarihi: 06-Temmuz-2007 Saat 05:03


AŞILAMA

Nedeni bilinmeyen kısırlık vakalarında, doğal yollarla bebek sahibi olamayan genç çiftlerde gerçekleştirilen ilk uygulama aşılamadır (artifisiyel inseminasyon). Aşılama erkekten alınan spermin, kadının vajinasına bıraklıması şeklinde uygulanan bir yöntemdir.

Bebek sahibi olmada güçlük çeken ve 1 yıl korunmasız ilişkiye rağmen gebe kalamayan çiftlerde kısırlık (infertilite) problemi söz konusu olabilir. Bu problemin araştırılmasında ilk aşama, erkekte sperm analizi, kadında hormon tetkikleri ve rahim filmidir. Bu tetkiklerin hepsinin normal çıktığı ve altta yatan bir problemin bulunamadığı genç hastalarda aşılama (bilimsel adı ile artifisiyel inseminasyon) ilk uygulama olmalı.

Aşılama kabaca tanımlanacak olursa, spermleri, kadın üreme sistemi içine, cinsel ilişki dışında herhangi bir yöntemle bırakma işlemidir. Tarihi belki de insanlık kadar eski olmakla birlikte modern anlamda ilk kez 1900’lerin başında hayvanlarda uygulandı. Veteriner hekimlik uygulamalarında çok eskiden beri kullanılan bir tekniktir.

İntraservikal (ICI) ve intrauterin (IUI) olmak üzere 2 tip aşılama (inseminasyon) vardır.

İntraservikal inseminasyonda (ICI), taze ve hiçbir muameleden geçmemiş meni, enjektör ya da özel kanül yardımıyla rahim ağzına ya da vajinaya bırakılır.

İntrauterin inseminasyonda (IUI), ise sperm yıkaması etkiyi artırır. Yıkanmış yani bir takım kimyasal maddeler ile muamele edilmiş meni yine özel kanüller ve enjektörler yardımıyla direkt olarak rahim içine verilir. Her iki uygulama türü de ağrı veren işlemler değildir.

Aşılamanın şartları nedir?
Başarılı bir aşılama (inseminasyon) için bazı şartlar vardır. Öncelilikle spermin dölleyebileceği bir yumurta olmalı. Yani kadında yumurtlama (ovülasyon) problemi bulunmamalı. Yumurtlama bozukluklarda kadında önceden yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar kullanılarak (kontrollü ovarian hiperstimülasyon) ve çatlatma iğneleri yardımıyla bu sorunun üstesinden gelinir. İkincisi tüpler yumurta ve spermin buluşmasını sağlayabilmeli. Rahim filmi açık olduklarını göstermeli.

Ayrıca erkeğin sperm analizi sonuçları normal ya da en azından normale yakın olmalı. Menisinde hiç sperm olmayan ya da çok az sperm bulunan kişilerde aşılama (inseminasyon) fayda sağlamaz.

Son olarak ise oluşan bir gebeliğin tutunmasını engelleyecek endometrial (rahim içini döşeyen zarda) bir patoloji olmamalı.

Özetleyecek olursak aşılama (inseminasyon) için gereken şartlar:

  • Yumurtalıklar (Overler) ve tüpler çalışır halde olmalı

  • Meni (Semen) analizi normal olmalı

  • Endometrial (rahim içini döşeyen zarda) patoloji bulunmamalı

Ayrıca

  • Normal cinsel ilişkinin mümkün olmadığı durumlara

  • Sperm hareketliliğinin az olduğu hallerde

  • Servikal faktörün (kadının rahim ağzında oluşan salgının erkeğin spermine hareket kabiliyeti sağlayamadığı durum) bozuk olduğu durumlarda

  • Anti sperm antikorların varlığında da aşılama (inseminasyon) yararlı olabilir.

Aşılamanın (inseminasyonun) normal cinsel ilişkiye olan üstünlüğü servikal faktörü ortadan kaldırması ve spermlerin kat etmesi gereken yolu azaltması. Bazı durumlarda rahim ağzından salgılanan sıvı spermlerin rahim içine geçişine engel olabilir. Aşılama (inseminasyon) bu gibi durumların varlığında önemli avantajlar sağlar.

İşlem nasıl yapılır?
Aşılamaya karar vermeden önce çiftin her ikisinin de kısırlık (infertilite) açısından bütün tetkikleri yapılmış olmalı. Eğer Ovülasyon indüksiyonu (yumurtalıkların uyarılması) yapılacaksa uygun ilaçlarla bu sağlanmalı ve seri ultrasonografilerle yumurta hücresi gelişimi saptanmalı. Bu hücre ya da hücreler yeterli boyuta ulaştığında çatlatma iğnesi yapılmalı. İdeal olarak bu iğneden 32 - 36 saat sonra aşılamanın (inseminasyon) yapılması. Eğer gerek görülürse ultrason takipleri esnasında kanda östrojen değerlerine bakılabilir. Ovarian hiperstimülasyon sendromu (yumurtalıkların tedaviye aşırı cevap vermesi) gelişir ya da gelişme şüphesi uyanırsa tedaviye ara verilebilir.

İşlem gününden önce en az 3 gün süreyle erkek herhangi bir şekilde cinsel ilişkiye girmemiş ve boşalmamış olmalı. İşlem günü erkek klinikte semen örneği verir. Bunun için tercih edilmesi gereken yöntem mastürbasyondur. Mastürbasyon esnasında kayganlaştırıcı vb. maddelerin kullanılması sperm kalitesini bozabileceğinden bu konuya dikkat edilmeli. Elde edilen semen örneği belirli kimyasal maddelerle işlemden geçirilip hazırlandıktan sonra (yıkama), aşılamaya (inseminasyona) hazır hale gelir. Kadın jinekolojik muayene pozisyonunda uzanır. Spekulum takılır, serum fizyolojik ile temizlik yapıldıktan sonra uygun katater rahim ağzından, rahim içine ilerletilir. Enjektöre çekilmiş olan semen yavaş ve dikkatli bir şekilde bu katater vasıtasıyla rahim içine verilir. Daha sonra katater ve spekulum çıkartılır. Bir miktar semenin dışarıya geri gelmesi normaldir.

Aşılama (inseminasyon) ağrılı bir işlem değil. İşlemden sonra kadın 10 - 15 dakika kadar uzanır ve daha sonra normal hayatına dönebilir. Şart olmamakla birlikte hastaya progesteron desteği verilebilir. Aşılamadan sonraki ilk 24 - 48 saat ağır fiziksel aktiviteden kaçınılması önerilir. Ancak yatak istirahati gerekli değil.

İşlem sonrası 2 hafta içinde adet görülmez ise gebelik testi yapılır. Testin pozitif olması durumunda uygun şekilde gebelik takiplerine başlanır. Negatif olması durumunda kadının adet kanamasının 3. günü yeni bir deneme için ilk ultrason incelemesine çağırılır.

Aşılama başarı oranları
ICI günümüzde pek uygulanmayan bir teknik olup normal cinsel ilişkiye oranla gebelik şansını sadece %2 civarında arttırır.
IUI altta yatan kısırlık (infertilite) nedenine bağlı olarak normal ilişkiye oranla %5 - 20 artış sağlayabilir. Şans uygulama sayısı arttıkça biraz daha artar. Teorik olarak bir sınır olmamakla birlikte 6 - 7 seferden fazla denenmemesi öneriliyor.

Eğer evlilik ve kısırlık (infertilite) süresi uzunsa aşılama denenmeden direkt tüp bebek ve mikroenjeksiyona geçilebilir.



-------------
SeNi ÇoK aMa ÇoK sEvİyOrUm..
           MeSuDuM...
   


Mesaji gonderen: yaprakkk
Mesaj Tarihi: 06-Temmuz-2007 Saat 23:50

Gebelik ve Miyom
 

Miyomlar uterus kasından kaynaklanan, kanserleşme olasılığı oldukça düşük olan ve bu nedenle "iyi huylu" olarak kabul edilen kitlelerdir. Kadınlarda oldukça sık olarak görülürler ve bu nedenle de gebelik döneminde de sık rastlanırlar. 100 anne adayından dördünde ultrasonda dördünde en az bir adet miyom saptanabilir. Miyomlar özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında daha sık gözlenir. Genellikle bir adet olmalarına karşın daha fazla sayıda da olabilirler. Anne adayının yaşı ilerledikçe gebelikte miyom görülme olasılığı da artar.

Miyomlar uterusta rahim iç tabakasıyla yakın komşulukta olabilirler (submüköz tip), tümüyle uterus kası içinde yerleşmiş olabilir (intramural tip), ya da tümüyle uterusun dış yüzeyinde yerleşmiş olabilirler (subseröz tip).

Miyomlar ender durumlarda gebe kalamama nedeni olabilecekleri gibi, daha çok gebelik esnasında ortaya çıkması muhtemel sorunlar açısından önemlidirler ve miyomu olduğu bilinen bir anne adayının daha yakın takibi gerekir.

Tanı gebe olunmayan dönemde yapılan bir ultrasonda konulabileceği gibi sıklıkla birinci trimesterde yapılan rutin ultrasonda konur. Özellikle arka duvar yerleşimli miyomların gebeliğin daha ileri dönemlerinde tanınması zordur.

Miyomların gebelikte ortaya çıkardığı riskler nelerdir?

Gebelikte miyomların ortaya çıkardığı riskler ön planda uterus içinde bulunduğu bölgeye, ikinci planda miyomun büyüklük ve sayısına bağlıdır.

Özellikle submüköz veya intramural yerleşimli olanlar tekrarlayan düşüklere, erken doğum tehdidine, fetusun normal yerleşimi olan başaşağı dışında anormal bir pozisyonda yerleşmesine, plasentanın erken ayrılmasına (ablasyo), uterusun kasılmasını engelleyerek doğum sonrası kanamaya neden olabilirler. Yukarıda sayılan durumların çoğu sezaryan ile doğum gerektirdiğinden miyomu olan anne adaylarında sezaryanla doğum olasılığı artar.

Miyomlar östrojen hormonuna bağlı olarak gelişme gösterdiklerinden gebelikte artan östrojen salgısının etkisiyle büyümeye eğilimlidirler. Özellikle ilk tanı konuduğunda 6 cm. ve daha büyük olan miyomlar gebelikte daha çok büyüme eğilimi gösterirler.

Bazen hızlı büyüme neticesinde miyom yeterince beslenemediğinden dolaşımı aksar ve miyomda dejenerasyon ("bozulma") denen durum ortaya çıkar. Bu durum kendini karında ve özellikle de miyomun bulunduğu bölgede ağrı şeklinde belli eder. Bu ağrı bazı durumlarda apandisit, plasentanın erken ayrılması ve erken doğum tehdidi gibi durumlarla karışabilir.

Miyomda dejenerasyon en sık 20-22. haftalar arasında görülür ve doğum eyleminin başlamasına neden olabilir.

Gebelik öncesinde miyom tanısı konması durumunda ne yapılır?

Gebelik döneminde en sık sorun yaratan miyomlar submüköz nitelikli olanlar olduğundan bu tür miyomlar saptandıklarında genellikle gebe kalınmadan cerrahi yolla çıkarılması tercih edilir. Bunun için histeroskopi (vajinadan ulaşım) ya da açık cerrahi (karın yolundan ulaşım) uygulanabilir.

İntramural ya da subseröz olanlar arasından ise özellikle bkanama ve diğer ciddi belirtilere neden olanlar ve büyük çaplı olanlar çıkarılmalıdır.

Miyom çıkarılması için uygulanan operasyonlar ameliyat sonrası yapışıklık ve buna bağlı olarak da tüplerde tıkanıklığa yol açabileceklerinden gebelik öncesi dönemde miyom operasyonu yapma kararı verilirken çok dikkatli olunur.

Daha önceki bir gebelikte miyoma bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen bir durumun varlığında (önceki gebelikte başka nedene bağlanamayan erken doğum, plasentanın erken ayrılması gibi), yeni bir gebelik öncesinde miyomun çıkarılması uygundur.

Gebelikte miyom tanısı konduğunda ne yapılır?

Gebelik döneminde miyom tanısı konmuş anne adayları tüm gebelik boyunca daha yakından takip edilir. Miyomu olan anne adayının her karın ağrısı şikayetini mutlaka doktoruna bildirmesi gerekir. Miyoma bağlı oluşabilecek istenmeyen durumların bebek ve anne adayına en az zarar verecek şekilde tedavi edilebilmesi açısından anne adayının bu konuda duyarlı olması önemlidir.

Gebelikte miyoma bağlı olarak oluşan en sık istenmeyen durum dejenerasyon ("bozulma") ve buna bağlı olarak oluşan ağrıdır. Bu, yaklaşık %10 oranında gözlenir. Diğer ağrı nedenleri (apandisit, plasentanın erken ayrılması (ablasyo), erken doğum tehdidi gibi) de araştırıldıktan sonra, dejenerasyona bağlı olduğu düşünülen ağrı, ağrı kesici ile tedavi edilir. Bölgesel ısı ya da buz tatbiki de yardımcı olur.

Devam eden bir gebelikte miyom çıkarma operasyonları çok ender olarak uygulanırlar.

Doğum kanalını tıkayan ya da uterusun kasılmasını engelleyerek eylemi yavaşlatan miyomların varlığında sezaryan gerekir, sezaryan esnasında miyomun alt segmenti kapattığı gözlendiğinde bebek rutin olarak uygulanan yatay kesiyle değil klasik uterus insizyonuyla (dikey kesiyle) çıkarılır.

Daha önceden miyom operasyonu geçirmiş tüm anne adaylarında özellikle çok şiddetli ağrı ve diğer bulguların varlığında düşük bşr olasılık olsa da uterus rüptürü (uterusun yırtılması) de ayırıcı tanıda düşünülmelidir.

Sezaryan operasyonu esnasında miyom çıkarılması aşırı kanamaya neden olabileceğinden tercih edilmez.

Daha önce miyomektomi operasyonu (miyom çıkarılması) geçirmiş anne adaylarında doğum şekli nasıl olmalıdır?

Operasyon esnasında uterusun iç tabakası hasar görmüşse normal doğumda oluşan uterus kasılmalarında uterusun yırtılma riski söz konusu olabileceğinden sezaryan ile doğum tercih edilir. Diğer durumlarda anne adayı normal doğum yapabilir, ancak uterusta yırtılma düşündüren en ufak bir bulguda bile sezaryana dönülebileceğini bilmelidir

 

alıntı

-------------
Hatice ceylin 14/05/2008

Zeynep nisa 15/06/2013

Rabbim meleklerime saglik mutluluk iman nasipetsin insallah



Mesaji gonderen: butterfly
Mesaj Tarihi: 08-Temmuz-2007 Saat 10:57
Jinemed Hospital'dan Dermatoloji Uzmanı Dr. Şerafettin Saraçoğlu ve Diş Hekimi Kübel Özkut, anne adaylarının hamilelik dönemiyle ilgili merak ettiği soruları yanıtladı.
Hamile kadınlar, makyaj yaparken nelere dikkat etmeli?

Hamilelik döneminde organik maddelerden üretilen kozmetik ürünlerin kullanılması en uygun yaklaşım olur. Mümkün olduğunca az makyaj yapılması idealdir. Toz formunda, doğal maddelerden elde edilmiş kozmetik ürünler makyaj ürünü olarak kullanılmasının yanında, doğal güneş koruyucu özellikleri nedeniyle aynı zamanda günlük güneş koruyucu ihtiyacını da azaltır.

Tırnak bakımı için ne yapılmalı?

Hamilelik döneminde bazı kadınlar tırnaklarında kolay kırılma, uçta ayrışma gibi sorunlar yaşarken bazı kadınlar tırnaklarının hamilelik döneminde daha kalın, kırılganlıktan uzak ve daha kolay şekil alan tırnaklar haline geldiğini belirtmektedir. Sorun yaşayan bayanların uygun tırnak nemlendiricilerini düzenli kullanmaları halinde sorunlarının azalma şansı bulunmaktadır.

Hamileyken özel bakım ürünleri kullanılabilir mi?

Günümüzde kozmetik ürünler olarak isimlendirilen birçok ürün yaşlanmayı engelleyici, renk düzenleyici ve akne sorununu kontrol edici olarak günlük hayatımızda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu ürünlerde kullanılan aktif maddelerin birçoğu deriden emilerek etki etmektedir. Bu yüzden hamilelik döneminde bu ürünlerin anne ve bebeğe zararlı yan etkilerinin olup olmadığı tam olarak bilinmiyor. Hamilelikte bu ürünlerin kullanımının kesilmesi daha doğru olacaktır.

Hamilelikte özel bir bacak bakımı gerekir mi?

Hamilelik döneminde bacaklar üzerine ekstra bir yük binmektedir. Hamilelerde deri kan akımı yüzde 30 artmıştır. Artan bu akım sonucu bacaklarda özellikle 2'nci ve 3'üncü aydan itibaren belirgin bacak şişmeleri olur. Bu nedenle gün içinde her fırsatta ayakları uzatarak dinlendirmek ve masaj gerekebilir.

Anne adaylarının en büyük korkularından biri de hamilelik nedeniyle karın derisinin çatlaması... Bu dönemde karın derisine nasıl bir bakım uygulanır?

Karın derisi; hamileliğin 5'inci ayından itibaren hızla büyüyen rahim nedeniyle sürekli gerilir. Çatlak oluşumuna en yatkın bölge halini alır. Uygun ürünlerle günlük bakım ve masaj uygulamaları, karın derisinin elastikiyetini arttırarak çatlama riskini azaltabilir.

Hamilelik döneminde saç bakımı yaptırmak sakıncalı mıdır?

Saç bakımı, boya, perma ve saç düzleştirme işlemi, birçok kimyasal maddenin kullanımını gerektirir. Bu ürünlerle yapılmış herhangi bir klinik çalışma yok. Saç boyalarında kullanılan kimyasalların çok düşük oranlarda deriden emildiği ve böbrekler yoluyla vücuttan atıldığı bilinmektedir. Birçok kadın hamilelik döneminde saç bakımı yaptırmaktadır ve bunun bilinen bir yan etkisi yoktur.


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 11-Temmuz-2007 Saat 00:31
Özellikle gebeliğin ilk yarısında anne adayının vücudunda oluşan değişikliler ve bunlara bağlı oluşan belirtiler...

CİLT SORUNLARI
Adetin gecikmesi ile birlikte ilk göze çarpan göğüslerin aşırı şişmesi, dolgunluğu ve hassasiyeti olur. Gebeliğin ilerleyen haftalarında göğüslerde büyüme, meme başında koyulaşma izlenir. Ciltdeki esmerleşme meme başı dışında özellikle göbekte, karın orta hatda (linea nigra), genital bölgede, koltuk altlarında ve yüzde maske tarzında (chloasma) da görülebilir. Bununla birlikte kıllanmada artış olabilir. Gebelerin en büyük korkularından biri doğum sonrasında kaybolmayan ciltdeki çatlaklardır. Bunlar en sık karında oluşmakla birlikte daha nadir olarak kalça ve göğüslerde de oluşabilir. Çoğu da kalıcı olur. Gebelikte koyu kırmızı renkte olan çatlaklar doğum sonrası gümüş rengine dönüşür. Piyasada çatlakların oluşmasını önlemek için birçok ürün olmasına rağmen her zaman bunlarla başarı sağlanamaz. Genetik bir yatkınlık sözkonusudur. Cildin elastikiyetini arttırarak ani gerilmelere bağlı oluşan bu çatlakları önlemek amacıyla cildi nemlendiren ürünlerin kullanımının yanısıra bol bol su içilmesi önerilir.

SİNDİRİM SORUNLARI
Hamileliğin özellikle ilk dört ayında bulantı ve kusmaya sık rastlanır. Bu semptomlar BHCG adı verilen gebelik hormonunun yüksekliğine bağlı olur. Bulantı ve kusmayı azaltmak için sık sık azar azar yenmesi, yağlı ve baharatlı gıdalardan kaçınılması önerilir. Sabah aç karına tuzlu kraker gibi kuru gıdaların alınması, sıvıların yemeklerden bir ila iki saat önce alınması bulantıları azaltmaya yardımcı olabilir. Gebelikte yükselen progesteron hormonunun düz kasları gevşetici etkisi nedeniyle sindirim sisteminde gaza bağlı şişkinlik, hazımsızlık, kabızlık ve mide yanması gibi durumlar ortaya çıkabilir. Günde en az iki litre sıvı ve lifli besinlerin ağırlıklı olarak tüketilmesi kabızlığın giderilmesine yardımcı olur. Yemeklerden sonra en az bir saat yatmamak yiyeceklerin mideden yemek borusuna geri kaçışını önleyeceği için mide yanmasını azaltır. Diş etlerinde şişme ve kanama da hamilelikte sıkca görülür. Böyle bir durumda genelde ağız hijyeninin sağlanması yeterli olur.

RAHİM BÜYÜR
Gebelik sürecinin ilk aylarında anne adaylarında aşırı bir yorgunluk hissi ve uyku hali normaldir. Fırsat buldukça isitrahat edilmesi gerekir. Gebeliğin ilk yarısında dolaşım sistemindeki değişikliklere bağlı tansiyonda düşme, baş dönmesi ve bayılma hissine yol açabilir. Büyüyen rahimin idrar kesesi kapasitesini azaltmasına bağlı olarak gebeliğin ilk üç ayında ve son üç ayında sık idrara çıkma ihtiyacı doğar. İdrar yolu enfeksiyonlarını önlemek amacıyla idrara çıkma ertelenmemeli, sık sık mesane boşaltılmalıdır. Gebelikte yükselen östrojen hormonu seviyesi vajinal akıntıda belirgin bir artışa neden olur. Bu koyu kıvamlı, açık renkte, kokusuz bir akıntıdır, kaşıntı eşlik etmez. Bu nedenle günlük ped kullanımı gerekebilir. Gebelikte rahimin büyümesi ile birlikte rahimi yerinde tutan bağların gerilmesine bağlı karın ve kasık ağrıları olur. Bu tür ağrılar pozisyon değiştirmek ve sıcak uygulanması ile azalabilir, bazı durumlarda doktor kontrolü altında ağrı kesici kullanımı gerekmektedir.

ORTALAMA ALMANIZ GEREKEN KİLO 12,5 KG
Gebelikte toplam alınması gereken kilo gebelikten önceki vücut ağırlığına göre saptanır. Genelde hamilelik süresince 11 ila 16 kilo veya ortalama 12.5 kilo alınması normal kabul edilir.

Anne adayının vücudunda oluşan bu değişikliklerin çoğu doğum sonrası altı haftalık loğusalık dönemi süresince eski haline döner.


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 11-Temmuz-2007 Saat 00:32

gebelikte beslenme

Dr. Saygın Micozkadıoğlu, hamilelik dönemi boyunca bilinçli beslenme ve fiziksel aktivite ile hem annenin hem bebeğin sağlığının korunabileceğini söyledi.

Bebeğin tek besin kaynağının ‘anne’ olduğunu vurgulayan Micozkadıoğlu, gebelikte “iki kişilik yemek yemek” anlayışının ise yanlış olduğunu ifade etti. Micozkadıoğlu, düzenli ve dengeli beslenen her gebenin bebeğine gerekli besinleri sağlayabileceğini belirtti. Gebelik boyunca 12-14 kilogram alınmasının yeterli olduğunu ifade eden Micozkadıoğlu, ilk haftalarda ayda 1 kilogram ve son 16 haftada ayda 1.5 kilogram alınmasının normal olduğunu kaydetti.

“GEBE KALMADAN ÖNCE MAKUL KİLODA OLUNMALI”
Micozkadıoğlu, gebe kalmadan önce vücut ağırlığının kabul edilebilir düzeyde olması gerektiğine işaret ederek, gebelikte rejim yapılmasının doğru olmadığını vurguladı ve aşırı kilolu bayanların, gebelikten önce zayıflaması gerektiğini söyledi.

Gebelikte ayda 3 kilo alınmasını “aşırı kilo artışı” olarak niteleyen Micozkadıoğlu, “Aşırı kilo, gebe için risk oluşturur. Kilo artışı normalin altında kalan gebeler de düşük kilolu bebek doğurma tehlikesiyle karşı karşıyadır” dedi.

KALSİYUM, DEMİR VE FOLİK ASİTİN ÖNEMİ
Gebelerin, diğer kadınlara oranla yüzde 15 daha fazla kaloriye ihtiyaç duyduğunu belirten Micozkadıoğlu, hamilelikte özellikle kalsiyum, demir ve folik asidin önemine işaret ederek, bunların eksikliklerinde mutlaka ilaç takviyesi yapılması gerektiğini söyledi.

Micozkadıoğlu, gebeliğin 8. haftasında oluşmaya başlayan kemik ve dişlerin gelişimi için normalin 2 katı kalsiyum gerektiğini ifade etti. Günlük gereksinim olan 1200 miligram kalsiyumun 1 litre sütte bulunduğunu belirten Micozkadıoğlu, kalsiyum ihtiyacının 85 gram yağsız peynir, 7 dilim beyaz ekmek, 2 bardak süt, 170 gram sardalye vetaze bademden alınabileceğini söyledi.

Micozkadıoğlu, bebeğin doğumdan sonra kullanacağı demirin depolanması ve kana yeterli oksijen taşınabilmesi için normalden fazla demire ihtiyaç duyulduğuna da dikkati çekti. Günde mutlaka 30 miligram demir alınması gerektiğini ifade eden Micozkadıoğlu, “Demir eksikliğinde, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, ciltte solgunluk ve saç dökülmesi görülebilir. Demir, karaciğer, mercimek, pekmez, kırmızıet, yumurta, kuru fasulye, lifli yeşil sebze ve kurutulmuş meyvelerde bulunur. Demir eksikliğinde ek demir hapı kullanılmalı” diye konuştu.

Micozkadıoğlu, bebek sahibi olmayı planlayan kadınların, gebeliğin 12. haftasının sonuna kadar her gün 400 mikrogram folik asit kullanmaları gerektiğini söyledi. Folik asit takviyesinin tüp kusurlarının oluşum riskini azalttığını ve bebeğin özellikle ilk aylardaki gelişimini olumlu etkilediğini belirten Micozkadıoğlu, folikasidin yeşil sebzelerde bol miktarda bulunduğunu kaydetti.

Micozkadıoğlu, ayrıca gebelikte artan protein gereksiniminin karşılanması için balık, et, kuru baklagiller ve sütten yapılmış besinlerin bol miktarda alınması gerektiğini söyledi.

Plasenta için gerekli olan C vitamininin de ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Micozkadıoğlu, “Taze sebze ve meyvelerde bulunan C vitamini, vücutta depolanmadığı için her gün belirli miktarda alınmalı” dedi. Sebze, meyve ve kepekli besinlerin lif açısından zengin olduğunu belirten Micozkadıoğlu, kepekli gıdaların, bazı besinlerin emilimini bozduğu için fazla tüketilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.

KONSERVE, ÇAY VE KAHVEDEN UZAK DURUN
Micozkadıoğlu, konserve gibi işlenmiş gıdalardan gebelik süresinceuzak durulmasını tavsiye ederek, “Bu tür yiyeceklere fazladan tuz, şeker, yağ katılmıştır. Ayrıca içinde gereksiz koruyucu, tatlandırıcı ve renklendiriciler bulunabilir” dedi.

Tam mayalanmamış peynir ve pastörize edilmemiş sütün de zararlı olabileceğini ifade eden Micozkadıoğlu, böbreklerin çalışması ve kabızlığın önlenmesi için gebelik süresince bol sıvı alınması gerektiğini söyledi.

Micozkadıoğlu, hamilelikte çay, kahve gibi içeceklerin günde 3 fincandan fazla tüketilmemesini önerisinde bulunarak, bitki çaylarının bazılarında da katkı maddesi olduğunu belirtti.

Gebelikte tuz miktarının azaltılmasıyla ödem ve hipertansiyonun kontrol edilebileceğine işaret eden Micozkadıoğlu, “Kek, reçel, meşrubat gibi gıdalar, kilo artışına neden olabileceği için şeker tüketimine dikkat edilmeli. Ayrıca, çiğ ve az pişmiş etten uzak durulmalı, yağ tüketiminde zeytinyağı ve mısırözü gibi bitkisel yağlartercih edilmeli, tereyağı ve iç yağdan kaçınılmalı” diye konuştu.


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 11-Temmuz-2007 Saat 00:33
öncelik normal dogum olmalı

Sezaryenin sadece riskli durumlarda tercih edilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Figen Taşer Güney, normal doğumun yapılamayacağı durumları şöyle sıraladı:
“İlk bebeğin ters geliyor olması, bebeğin anne karnında yan duruşu, plasentanın önde oluşu, plasentanın erken ayrılması, kordonun bebeğin başının önünde olması, bebeğin suyunun ileri derecede azalması, üçüz gebelik, ikiz gebelikte ilk bebeğin poposunun önde olması, annenin kemik yapısının dar olması, annenin bel fıtığı, kalp hastalığı, yüksek tansiyon gibi ıkınmasının mahsurlu olduğu durumlar, annede genital bölgede herpes (uçuk) ve HPV gibi virütik enfeksiyon durumunun bulunması gibi durumlarda sezaryen tercih edilir.”


SEZARYENE DİKKAT!
Sezaryenle doğan bebeklerde ilk günlerde soluk alıp vermede sorun yaşanabileceğini belirten Op. Dr. Figen Taşer Güney şöyle devam etti:
“Bebek anne karnında bir sıvının içindedir. Bu sıvı bebeğin hava yollarına girer. Normal doğum sırasında vajinadan geçerken bebek sıvıyı atar. Oysa sezaryende bebeğin bu şansı yoktur. Bu nedenle doğum sonrası bebekte sık soluk alıp verme ve bazen geçici de olsa yoğun bakım takibi bile gerekebilir. Anne sezaryen sonrası ağrı nedeniyle bebeğini yeterince besleyemeyebilir. Bebek yeni doğan döneminde yeterince beslenemeyince barsak hareketleri yeterli olmayabilir ve tüm yeni doğan bebeklerde görülen sarılık daha belirgin boyutlara ulaşabilir.”


ÖN YARGILAR OLUMSUZ ETKİLİYOR
Normal doğum için annenin istekli ve kararlı olması gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Figen Taşer Güney, bu konuda toplumda oluşan ön yargıların olumsuz etkileri olduğunu anlattı:
“Hamile bayanlar çevresi tarafından maalesef korkutulmaktadırlar. Doğum hikayeleri bazen abartılmakta anne adayları tanımadıkları kişiler tarafından bile ‘Allah kurtarsın’ diyerek korkuya sürüklenmektedirler. Anneleri ürküten ağrıya bugün tıp çözüm bulmuştur. Epidural anestezi ile anneler çok daha rahat normal doğum süreci yaşamaktadır. Batı ülkelerinde normal doğumun daha yaygın olmasının nedeni epidural anestezinin daha sık kullanılmasıdır.”


EPİDURAL ANESTEZİ
Epidural anestezinin sinirlerin omurilikten çıktığı yere lokal anestezi ile ağrısız bir şekilde uygulandığını belirten Memorial Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Bölümü’nden Uzm. Dr Nerime Soybir epidural anestezi ile normal doğumun artık ağrısız bir şekilde gerçekleştirebildiklerini söyledi. Uzm. Dr. Soybir, epidural anestezinin nasıl uygulandığını anlattı:
“Epidural anestezide doğumun başında bel bölgesine kateter yerleştiriliyor. Ağrı kesici ilaç verilmesi için rahim ağzı 4 cm açılıncaya kadar bekleniyor. Epidural anestezi uygulanmış olan hastalar doğum anında ıkınma hissi duymayabilirler. Fakat doğuma yardımcı olan kişiler ağrıları elle veya monitörden gözleyerek ıkınma zamanını anneye söyleyebiliyorlar.”


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 11-Temmuz-2007 Saat 00:35
İLK HAFTALARIN KAYGILARI
Çılgın denecek kadar mutlusunuz ve aynı zamanda kendinizi şaşkın hissediyorsunuz. Kendi kendinize bir çok soru soruyorsunuz, özellikle bu ilk hamileliğinizse: “nasıl doğum yapacağım” ve “bebeğim normal olacak mı? ” ya da “vücudumun fizyolojik ve biyolojik yapısı nasıl değişecek?” gibi...
Bu kaygılar normal olmakla kalmayıp, yaşadığımız fiziksel değişimlerin bir yansımasıdır. Kendinizi güvende hissedin, genel olarak 3. ay biter bitmez kaygılarınızın hepsi azalıp siz de sakinleşinsiniz.

BULANTILAR
Bulantılar sistematik değildir. Bazı kadınlarda günlük kusmalara neden olabilecek şekilde öneme sahiptir. Diğer taraftan kadınlar hasta olmaksızın yemek kokularından nefret ederler. Mutlu eden taraf hamileliğin 3.ayının sonunda genel olarak bu belirtiler ortadan kalkmasıdır. Bu rahatsızlıkların sebebi plasenta’nın üretmiş olduğu olağanüstü miktarda östrojen hormonuna midenin toleransının yetersiz oluşudur.
Bulantıları azaltmak için, yataktan hızla kalkmaktan kaçının. Aksine bir kaç dakika uzanmış vaziyette kalın ve bir bardak su için ve oturur pozisyonda bulantı derdinizi geçirin ,sonra ayağa kalkın. Bulantılara karşı daha iyi mücadele etmek ve bebeğinizi doğru biçimde beslemek için: hergün iyi dengelenmiş dört öğün beslenin ve sabah-akşam yemeği şeklinde bölümlere ayırın.

AŞIRI SALYA SALGILAMA
Bazen, ilk 3 aylık dönemde bulantılara yoğun bir şekilde salya salgılama eşlik eder. Fakat çoğu zaman salya salgılama adetin gecikmesinden sonra 3 hafta içinde başlar ve hamileliğin sonuna kadar sürer. Hamile bayanlar sürekli salya salgılarlar. Bu hoş olmayan bir durumdur. Bu olgu beraberinde ağızda kötü bir tada da neden olur.
Biliyoruz ki besinler tükrük oluşumunu artıran amidon içerirler. İlk zamanlarda amidon bakımından zengin olan besinlerden uzak olmayı deneyin ya da hepsinden az miktarda alın. Nedir bu besinler: patates, mısır, buğday, pirinç... Homeopati de tükrük salınımına karşı yeterince etkilidir. Kısacası ağız banyosu ya da mentollü pastil tavsiye ederiz.

BAŞ AĞRILARI
Baş ağrıları, hamileliğin ilk dönemlerinde kan akışındaki değişiklikler sonucunda bir çeşit kan basıncına bağlı olarak meydana gelir. Stresten kaynaklanan sızı beyin bölgesindeki kasların kasılmasını artırır ve neticede anne adayı kendisini sürekli yorgun hisseder.
Paracetamol -özellikle aspirin değil- ağrınızı dindirir.Bununla birlikte en iyisi uzman bir doktorun önerisini almaktır. Eğer ağrılarınız devam ederse, bu durumda doktorunuz burnunuzda bir iltihaplanma (rhinitis) ya da yüksek tansiyonunuzun olup olmadığını araştırır. Şayet hiçbir neden bulunmamışsa elle yapılan masajlar iyi sonuç verebilir.

HAMİLELİK LEKELERİ
Anne adaylarını alın ve yanak civarında oluşacak beneklere ( sütlü kahve rengi ) karşı uyarmak gerekir. Özellikle yaz ayları boyunca hamileyseniz güneşten korunmanız gerekir. Bunun için geniş siperlikli şapka, güneş gözlüğü ve güneş şemsiyesi kullanmanız önerilir.

HEMOROİD
Plasenta tarafından üretilen hormonlar toplardamarların rectum’un iç yüzeyinde toplanmasını sağlar, bu da hemoroid’e neden olur. Bu durum uterus’un hacmi sayesinde karnınızda meydana gelen bir baskı ile kendini gösterir. Hemoroidler özellikle doğumun son aylarına doğru, doğum anında, doğumun ardından ilerleyen günlerde kendini gösterir.
Hemoroidlerden kaçınmak ve tedavi olmak için kabızlığa karşı mücadele etmelisiniz ve bir anti hemoroid krem kullanmanız tavsiye edilebilir.

MİDE YANMASI
Hamileliğin son dönemlerinde midede bulunan bir takım asitler yeterince boşalmazlar. Bu asitler midede hareket ederler ve ileriye doğru eğildiğiniz zaman ya da yatar durumda olduğunuz zaman etkilerini gösterirler ve boğaz bitimine kadar yükselir.
Önlem olarak, akşam yemeğinizi uyumadan önce erkenden yeyin. Yemeklerinizi günde 4-5 öğün şeklinde bölümlere ayırınız, özellikle asitli yiyeceklerden (sirke, domates, turunçgiller) uzak durun.
KABIZLIK
Hamile bayanların çoğu kabızlıktan şikayet ederler. Niçin? Öncelikle kabızlık artışı bağırsak kasılmalarını engeller. Bir diğeri ise hamilelik nedeniyle salgılanan östrojen ve progesteron hormonlarının etkisiyle bağırsağın anestezik etki göstermesi olarak sıralanabilir.
Aslında hemoroidlerin ortaya çıkması kabızlıktan kaynaklanır. Neticede hemoroidler üriner enfeksiyonlardan meydana gelir. Lif yönünden zengin bir beslenme veya fiziksel aktivitelere rağmen iyileşme olmazsa bir doktora danışmanız önerilir, böylece bağırsak tembelliğine karşı yumuşatıcı bir tedavi uygulanır.

BACAKLARDA AĞIRLIK HİSSİ
Hamilelik döneminde olağanüstü düzeyde hormon salınır. Bu hormonlar toplardamarlarda genleşmeye neden olarak kan akışını engeller.Kan akışı geçişinin zor olduğu yerlerde hoş olmayan ağrılar meydana gelir.
Bacak ağrısı ve bileklerde ödem oluştuğunda acıları dindirmek için aşağıdaki önerileri dikkate alınız:
* Mümkün olan sıklıkla dinlenmek
* Yatakta ayaklarınızı yükseltiniz
* Bacaklarınızı soğuk suyla yıkayınız (ya da su dolu bir küvette bekletiniz)
* Baharatlı yiyeceklerden uzak durunuz

FENALIK
Baygınlık geçiriyor ve soğuk terler mi döküyorsunuz? Bu bulgular kan yoğunluğunuzun artışına ve kalbinizin atış hızına bağlı olarak ortaya çıkar.
Fenalaşma durumunda, kanın baş kısmına doğru akması için uzanmak ve bacaklarınızı yükseltmeniz gerekir. Eğer bir kötüleşme hissederseniz; karnınızın alt kısmındaki toplardamarın yapabileceği baskıdan uterusu uzak tutmak için sol tarafa doğru sırt üstü uzanın.


Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 11-Temmuz-2007 Saat 00:52

Bebeğiniz içinizden sizi görüyor

 

Yedinci aydan sonra bebeğiniz etrafında olup biten her şeyi duyar, hisseder ve görür. Dünyaya 'merhaba' demek için sabırsızlanan bebek, içerdeki son rötuşlarını yaparken onun bu hareketliliği sizi son birkaç hafta uykusuz bırakabilir

30. Hafta: Burası pekde karanlık değilmiş

Bebek artık etrafının farkına varmaya başlar. Rahmin içi genellikte zifiri karanlık gibi düşünülse de; anne adayının bulunduğu çevreye bağlı olarak aydınlık ya da karanlık olabilir ve bebek bunun ayrımını yapabilir. Bebeğin ağırlığı, artık doğumda alacağı kilonun üçte ikisine ulaşmıştır.

31. Hafta: Daha fazla kalsiyum

Bebeğinizin beyni hızla olgunlaşmaya devam ediyor. Gelişen başka bölümü ise kemikleri... Bu yüzden bebeğiniz bu haftalarda her zamankinden daha fazla kalsiyuma gereksinim duyar. Dolayısıyla siz de süt ve süt ürünlerini bolca tüketmeli, doktorunuz gerek gördüğü takdirde kalsiyum ilaçları kullanmalısınız.

32. Hafta: Artık rengi pembe

Cilt altı yağ dokusu gelişmeye devam ettikçe,bebeğinizin rengi de kırmızıdan pembeye doğru dönmeye başlar. Bu haftada bebeğinizin hareketlerinin iyice arttığını fark edebilirsiniz. Bebeğin hareketleri, onun iyilik halinin bir göstergesidir.

33. Hafta: Renkli rüyalar

Son haftalar hızla yaklaştıkça bebeğiniz duyabilir, hissedebilir ve görebilir. Bu dönemde bebeğinizin baş çapı eskiye oranla daha hızlı büyümeye başlar. Göz bebekleri de; tıpkı sizinkiler gibi ışıkta küçülüp, karanlıkta büyüme yeteneği kazanır. Bu sayede bebeğiniz bulanık da olsa görebilir.

34. Hafta: Ohh ciğerlerim bayram etti

Ağırlığı artık 2 kilo civarındadır. Boyu ise yaklaşık 42 santimetre... Onun böbrek üstü bezlerinden salgılanan hormonlar sizde süt üretimini başlatabilir. Bebeğinizin bağışıklık sistemi gelişmektedir. Basit ve hafif enfeksiyonlarla mücadele edebilecek yeteneği kazanmıştır.

35. Hafta: Doğum izni zamanı geldi

Bu haftalarda halsizlik ve yorgunluk, pek çok hamile kadının en fazla şikayet ettiği konulardan biridir. Uyuma güçlükleri, kilo artışı ve buna bağlı olarak hareket yeteneğindeki azalma; sorun yaşamanıza neden olur. Bu dönemde cinsel isteksizlik de yaşayabilirsiniz.

36. Hafta: Durdurmayın beni

Artık erken doğum sancılarınız başlasa bile doktorunuz durdurmaya çalışmaz. Çünkü bebeğinizin tüm organları gelişim ve olgunlaşmasını tamamlamıştır. Artık son rötuşlar yapılmaktadır. Bu haftalara geldiğinizde sizin uykusuzluk probleminiz büyük ölçüde artış gösterebilir.

37. Hafta: Bir makas alabilirmiyim?

Mutlu finale sadece 4 hafta kaldı. Bebek de hemen hemen hazırlandı. Her an doğum kanalına girebilir. Bu haftada yağ birikimi diz ve dirseklerde hızlanıyor. Bebeğinizin diş etleri de olgunlaşmasını tamamladı ve artık sert! Yanaklarındaysa yağlar birikti ve artık sıkılacak bir hal aldı.

38. Hafta: Artık hazırım

Bebeğiniz rahim içinde soluk alıp verme hareketleri yapar. Bu haftaya kadar rahim ağzınız ve onu rahim içine bağlayan kanal, sümüğümsü bir tıkaç tarafından doldurulmaktaydı. Bu tıkaç; rahminizin içini ve bebeğinizi, vajinadan gelebilecek mikrop ve enfeksiyonlara karşı koruma görevi görüyordu.

39. Hafta: Anne daha sıkılmadınmı?

Eğer planlı sezaryen olacaksanız; bu haftadan sonra herhangi bir günde güvenle doğumunuzu yapabilirsiniz. Bazı durumlarda normal doğum planlanan gebelerde, doktorunuz suni sancı vererek doğumunuzu gerçekleştirebilir.

40. Hafta: Tüylera veda

Son haftaya girildiğinde bebeğinizin ağırlığı 3 bin gramın üzerindedir ve rahmin büyük bir kısmını doldurmaktadır. Bebeğinizin cildini kaplayan tüyler de büyük ölçüde dökülür. Son haftada amniyon zarı her an açılabilir ve sularınız gelebilir. Bazen bardaktan boşalırcasına hızlı ve fazla miktarda olan bu olay, bazen de çok yavaş olabilir.

41. Hafta: Ve final...

Eğer daha doğum yapmadıysanız 'iyice sıkılmaya ve sabırsızlanmaya başladınız' demektir. Sabırlı olmaya çalışın. Siz herhangi bir ağrı hissetmeseniz bile rahim ağzınız, açılmaya başlamış olabilir. Rahim ağzındaki açıklık ve incelme artmaya başlar. Açıklık 10 cm. olduğunda, doğumun ilk evresi tamamlanır. İkinci evrede bebeğiniz dünyaya ve size 'merhaba' der. Vajinal doğumda kafa doğduktan sonra doktor bebeğin ağzını siler ve ilk ağlaması odada yankılanmaya başlar...



Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 11-Temmuz-2007 Saat 00:55

Bebeğinize vals dinletin

 

Hamilelik döneminde, annenin vals ve klasik müzik dinlemesi, bebeğin gelecekte duygusal ve sosyal hayatını olumlu yönde etkiliyor. Fakat bu müziğin dozunun çok iyi ayarlanması gerekiyor.

Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitimde Psikolojik Hizmetler Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Üre; müziğin insan üzerindeki etkilerinin anne karnındaki döneme kadar uzandığını söyledi. Bebeklerde ritim duygusunun gelişmesi ile başlayan müzik olgusunun çok önemli olduğunu ifade eden Üre, sağlıklı bir bebeğin bütün canlılarda olduğu gibi ritim duygusuna sahip olması gerektiğini vurguladı. Anne karnındaki bebekte bu duygunun annenin kalp atışlarını duymasıyla başladığını anlatan Üre, bebeklerin ritme karşı olan sevgilerinin mutlu olmaları ile yakından ilişkisinin bulunduğunu kaydetti.

Bebeklerin vals ve klasik müzik gibi ritme sahip soft müziklerden hoşlandığını ve gebeliği sırasında bu tür müzikleri dinleyen annelerin çocuklarının ruhsal ve sosyal gelişimlerini daha kolay tamamlayarak, sorunsuz bir kişiliğe sahip olabildiklerine dikkati çeken Üre, şöyle konuştu: "Yalnız bu müziğin dozunun çok iyi ayarlanması gerekiyor. Gebelikte, gerginliğin azaltılması ve bebek sağlığı açısından bu tür müziklerin dinlenmesi yararlı olabilir. Bu dönemde annenin klasik müzik ya da vals dinleyerek rahatlaması bebeğin gelecekte daha mutlu ve uyumlu olması üzerinde olumlu etki yaratıyor. Annenin hamileliğinde stres ve depresyon yaşaması da bebeği doğrudan etkileyerek, onun gelecekte karamsar, sıkıntılı ve güvensiz olmasını sağlayabiliyor."



Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 11-Temmuz-2007 Saat 01:02

Gebe bir kadın nasıl yaşamalı? Çevresindekiler ona nasıl davranmalı?
Gebelik normal yaşantıyı değiştirmeyi gerektirmez. Ancak gebe kadın, mümkün olduğunca sakin, kaygı ve baskılardan uzak yaşamalı ve dengeli beslenmelidir.
Herşey normal olduğu sürece hareketliliği kısıtlamaya gerek yoktur. Hamile bir kadın günlük yaşamını ve çevresi ile ilişkilerini kısıtlamadan devam ettirmeye çalışmalıdır. Gebelik sırasında kesinlikle sigara içilmemelidir.
Sigaranın bebeğin düşük kiloda doğmasına ve huzursuz bir bebeklik geçirmesine neden olduğu bilinmektedir. Kocası da, sigarayı bırakmasa bile, eşinin yanında içmemelidir. Gebe, alkol kullanmaktan da kaçınmalıdır. Gebenin duygusal dünyasının ne kadar duyarlı olduğu yakın çevresi tarafından hiç unutulmamalıdır. Korku ve endişeleri, öncelikle eşi tarafından özen ve anlayışla karşılanmalıdır. Bu destek yalnızca gebelik sırasında değil, doğum ve doğumdan sonra bebekle birlikte yeni yaşantının düzenlenmesinde de devam etmelidir.

Gebe bir kadın hangi hareketleri ve işleri yapmamalı? Nelere dikkat etmelidir?
Gebe bir kadın vücudunun imkan tanıdığı pek çok işi yapabilir. Ancak zor işlerden, örneğin ağır yük taşımaktan kaçınması yararlıdır. Özetle, gebelikten önceki yaşam temposunu, gerekliyse bazı kısıtlamalarla sürdürebilir. Son aylarda alınan kilolar nedeniyle hareket kabiliyeti kendiliğinden sınırlanır. Bu dönemde kendini zorlamamalıdır. Gebenin sürekli oturarak ya da sürekli ayakta durarak iş yapması bacaklardaki kan dolaşımını bozabileceğinden sakıncalıdır. Sürekli oturarak çalışan gebeler, aralıklarla ayağa kalkarak, dolaşmalıdırlar. Sürekli ayakta durmak gerektiğinde tek ayağını 10 cm. yükseklikte bir desteğe dayamak ve aralıklarla değiştirmek yararlı olur.

Normal gebelerin sıklıkla şikayet ettikleri rahatsızlıklar nelerdir?
Normal bir gebelikte bile mide yanması, bulantı, kusma, bel, kasık ya da baş ağrısı ve yorgunluk hissi gibi şikayetler olabilir.
Bulantı ve kusmalar bazı gebelerde hiç görülmez, bazılarında da çok ciddi boyutlara ulaşabilir. Bu şikayetler genellikle dördüncü aydan sonra kendiliğinden geçer. Rahatsızlığı azaltmak için öncelikle sık, az miktarda ve istenenlerin yenmesi gibi önlemler alınır. Bebeğin yeterince beslenemeyeceği endişesiyle gebeyi istemediği şeyleri yemeye zorlamak doğru değildir. Ortam değişikliği de yararlı olabilir. Aşırı kusma olduğunda doktorun önereceği ilaçlar kullanılabilir.
Gebelikte dokuların gevşemesine ve büyüyen rahmin yaptığı baskıya bağlı olarak bel ağrısı olabilir. Uygun egzersizler ve yürüyüşlerle kaslar kuvvetlendirilirse ağrılar azalır. Normal bir gebelikte rahmin her iki yanındaki kordonlar gerilir. Barsakların hareketleri azalır ve gaz artar. Kasıklarda dolgunluk hissi ile zararsız kasık ve karın ağrıları oluşabilir.
Hafif baş ağrıları varsa, bu da genellikle gebeliğin ortalarına doğru, vücut yeni duruma uyum sağlayınca azalır.

Gebe bir kadın nasıl uyumalı? Yatakta dönmek zararlı mıdır?
Gebe nasıl rahat ediyorsa öyle uyumalıdır. Yatakta dönmenin hiçbir zararı yoktur. Genellikle sol yan tarafa yatınca daha rahat edilir. Uzun süre sırtüstü yatmak rahatsızlık verebilir.

Gebelik sırasında cinsel ilişkide bulunulabilir mi? Sıklığın ve pozisyonun önemi nedir?
Genellikle gebeyken cinsel yaşamı kısıtlamak için bir neden yoktur. Cinsel ilişki sıklığı ve pozisyonu konusunda çiftler kısıtlama olmaksızın özgürce davranabilirler. Ancak düşük tehlikesi, erken doğum tehdidi, kanama, su kesesinin açılmış olması, rahim ağzı yetersizliği, daha önce düşük ve erken doğum yapmış olma gibi özel durumlarda kısıtlama gerekebilir.

Gebelik kontrollerinde hangi nedenlerle ve hangi sıklıkla neler yapılmalıdır?
Anne adayı, gebelikten ilk şüphelendiğinde, doktoruna başvurmalıdır. Gebelik doğrulandıktan sonra ilk laboratuvar testleri istenir ve sonuçları incelenir. Bunlar her gebelikte istenen ve annede bir hastalık olup olmadığını anlamaya yarayan testlerdir (şeker hastalığı tarama testi, kansızlığı belirlemek için kan sayımı, kan grubu, idrarda albümin aranması, bebeğin ultrasonografik incelenmesi vb.) Kontrollerde kilo artışı da izlenmelidir. Özel durumlarda, annenin ve bebeğin sağlığını tehdit edebilecek durumları erkenden belirleyebilmek için doktor başka incelemeler (şeker yükleme testi gibi) de isteyebilir. Genelikle 18-20. haftadan sonra gerekirse ultrasonografik inceleme yapılabilir. Bunun bebeğe bir zararı yoktur. Bu haftadan sonra anne 32. haftaya kadar dörder hafta aralarla kontrol için gelmelidir. Gebe 34. ve 36. hafta kontrollerinden sonra doğuma kadar haftalık aralarla takip edilmelidir. Sorun varsa bu kontroller doktorun isteğine göre sıklaşabilir.

Gebelik sırasında ne kadar kilo alınır? Az ya da fazla alınmasının sakıncası var mıdır?
Normalde ortalama 11-16 kg arasında kilo artışı olur. İlk üç ayda 1-3 kg ve daha sonraki aylarda doğuma kadar en çok 10 kg daha alınması en uygundur. Gebelikte annenin kilosu, gebelik öncesi kilosu ile ilgilidir. Zayıf bir anne, 18 kg alabileceği gibi, şişman olan bir anne sadece toplam 6 kg aldığı halde sağlıklı bir bebek doğurabilir. Fazla kilo alınması aşırı enerji (kalori) alımını ya da vücutta su ve tuz tutulduğunu gösterir. Şişman kadınlarda doğum güçlüklerine daha sık rastlanır. Son bir haftada 1 kg'dan fazla ya da son dört haftada 4 kg'dan fazla kilo alınırsa bu durumun tansiyon yükselmesi açısından ciddi bir uyarı olabileceği akla gelmelidir. Az kilo alınması ise beslenme yetersizliğini gösterir. Böyle bir durumda bebekte gelişme geriliği olasılığı vardır. Aşırı ya da az kilo alınıyorsa mutlaka doktora danışılmalıdır.

Gebe bir kadın hangi durumlarda derhal doktora danışmalıdır?
Gebelikte hiçbir sorun olmasa da kesinlikle sağlık kontrolü gerekir. Gebelik süresinde ciddi sağlık problemlerine yol açabilecek bazı özel durumlar olabilir.
Aşağıda altı madde altında toplanan şikayetlerden birisi ile karşılaştığınızda bu durumu gebeliğinizi takip eden doktora mutlaka iletin.
1. Gebeliğin son aylarında görülen baş ağrısı, tansiyon yüksekliği ile ilgili önemli bir belirti olabilir.
2. Gebelikte akıntı olabilir. Ancak aşırı miktarda ya da kaşıntı ile birlikte görülen akıntı geneklikle mantara bağlıdır. Gebeyi çok rahatsız ediyorsa tedavi edilmelidir.
3. Gebelikte bacaklarda varisler ve dış üreme organlarında hemoroid (basur) ortaya çıkabilir veya eskiden olanlar artabilir. Gebelikte varis için ameliyatla tedavi tavsiye edilmez. Elastik çorap kullanılabilir. Hemoroid oluşur ve rahatsızlık verirse, uzun süre ayakta durmamakla şikayetler azalabilir. Varis ve hemoroid olduğunda, ayakları yukarı kaldırarak oturmak da yararlı olur. Hemoroid varlığında kabızlık olmamasına çalışılmalıdır.
4. Rahatsızlık veren kasık sancıları varsa idrar yolu ve idrar torbası iltihabı açısından kontrol gerekir. Düşük ve erken doğum riski olduğunda da kasık sancıları ortaya çıkabilir.
5. Vajinadan (hazne, döl yolu) su ya da kan gelmesi, erken doğum tehlikesi, erken doğum tehlikesi, düşük ya da eş (plasenta) ile ilgili acil müdahale gerektiren durumlardır.
6. Kilo kaybına yol açabilecek ağır bulantı ve kusma durumunda da doktora başvurulmalıdır. Bu durumda bazen hastane tedavisi gerekebilir.
Ayrıca el ve yüzde şişme, bebeğin hareketlerinde azalma, hızlı kilo alma ya da verme gibi durumlarda da doktora en kısa sürede haber vermek gerekir.

Gebelik sırasında nasıl beslenmeli neler yenmelidir?
Gebelikte beslenmenin ana ilkesi 'dengeli beslenme'dir.
Bebek için yararlı ya da zararlı olabilecek 'yenmesi gerekenler ve gerekmeyenler listesi' oluşturmak pratik ve yararlı değildir. Akılda tutulması gereken, bebeğin gereksinimlerinin çok da fazla olmadığıdır. Örneğin, anne adayının gebelik öncesi döneme göre enerji (günlük kalori) ihtiyacı çok fazla artmaz. Çevrenin gebeye gereğinden fazla yemesi için iyi niyetli baskı yapması, doğru olmayan ve sakıncaları bulunan bir tutumdur. Öte yandan gebelikte kilo almamak amacıyla özel bir diyet de uygulanmamalıdır. Gebe kalmadan önce alınan gıdaya ek olarak hergün fazladan 1 tabak etli yemek (kuru baklagil olabilir) ya da 2 yumurta, ayrıca 1 bardak süt, 1 dilim ekmek ve 1-2 tane meyve (elma, armut, muz, portakal gibi) yenmelidir.

Kansızlık nedir? Kansızlığın olmaması için neler yapmalıdır?
Gebelikte pek çok sebeple kansızlık görülebilir. Bunlardan en sık görüleni yetersiz beslenme sonucu oluşan demir eksikliğine bağlı kansızlıktır. Gebelikte gerek annenin gerekse bebeğin artan gereksinimi nedeni ile içinde demir bulunan hapların (kan hapı) kullanılması önerilir. Kan hapları gebeliğin beşinci ayından doğuma kadar ve doğumdan sonra 1 ay süreyle kullanılmalıdır. Kansızlık, vitamin eksikliğine bağlı kansızlık da olabilir. Bu durum yeşil çiğ sebzeleri ve eti yiyen kişilerde görülür. Bu tür kansızlık bir tür vitamin verilerek tedavi edilebilir.

Beklenen doğum tarihi nasıl hesaplanır?
Son adet tarihinin ilk gününden sonra geçen zaman hesaplanarak gebelik yaşı hafta olarak belirlenir. Gebelik süresi ortalama 40 haftadır ve beklenen doğum tarihi buna göre hesaplanır. Bu süreden iki hafta önce ya da sonra olan doğumlar miyadına diğer bir deyişle normal süreli doğumlar olarak tanımlanır. Daha fazla geciken doğumlara doktor müdahale eder ve bebeği doğurtur. Daha erken doğumlara 'prematüre' (eksik) doğum denir. Bu durumda bebeğe özel bakım gerekir.

Gebeyken oruç tutulabilir mi?
Gebelikte öğünlerin sık aralarla ve azar azar yenmesi uygundur. Bebeğin ve annenin ihtiyaçları bunu gerektirmektedir. Anne adayının bedeni uzun süreli açlığa karşı dirençli değildir. Ayrıca, gebelikte bulantı, kusma, mide ekşimesi ve mide yanması olabilir. Bu şikayetler uzun süren açlık dönemlerinde daha da artabilir. Bu nedenlerle anne ve bebek sağlığı açısından oruç tutulması doğru değildir. Oruç tuttuğu halde sağlıklı bir bebek dünyaya getiren anneler olabilirse de bu, her zaman geçerli değildir.

Bebek ne zaman hareket etmeye başlar? Bazen hiç kıpırdamamasının nedeni ne olabilir?
Gebeler bebeğin hareketlerini ilk gebeliklerinin 20. haftasında (4,5 - 5.ay) hissetmeye başlarlar. Sonraki gebeliklerde bundan iki hafta daha önce hissedilir (18.hafta). Bebek rahim içinde uyku ve uyanıklık dönemleri geçirir. Uykudaki bebek az oynar ya da hiç oynamaz. Bu nedenle zaman zaman hareketsiz dönemler olması normaldir. Ayrıca anne adayının hissedemediği hareketler olabilir. Anne günlük çalışma temposu içinde bu hareketlerin farkına varamayabilir. Akşam ve geceleri istirahat halindeyken daha fazla hareket hissedilebilir. Ancak, gebeliğin son iki ayında bebeğin her zaman alışkın olunandan daha az hareket ettiğinin fark edilmesi mutlaka doktora haber verilmesini gerektirir.

Gebelikte doğumu kolaylaştırıcı egzersiz olarak neler yapılabilir?
Gebelikte yürüyüş ve hafif beden hareketleri karın kaslarının kuvvetlenmesini sağlar. Ayrıca gebeliğin solunum kapasitesini de arttırır. Bütün bunlar doğum sırasında gebenin daha iyi ıkınmasına yardım eder. Bu egzersizler sırasında anne adayı kendini aşırı zorlamamaya dikkat etmelidir.
Gebenin sırt kasları, bel kasları ve doğum kanalı kasları güçlü olmalıdır. Böyle olursa gebelikte ağrılar azalır, doğum yapmak da daha kolay olur. Bu amaçla gebelik sırasında sırtın gergin ve dik olmasına, kambur durmamaya dikkat edilmelidir. Bir boy aynası karşısında duruşunuzu sık sık kontrol edin ve dik durun. Otururken de sırtın dik durmasına dikkat edilmelidir. Gebelik sırasında yapılabilecek hafif beden hareketleri aşağıda tarif edilmiştir:
(Önerilen hareketlerden her gün önceleri ikişer kez yapın. Daha sonra sayısını giderek arttırarak, hergün 30'ar kez yapar hale gelebilirsiniz. Bu hareketlerin hepsini birlikte yapamazsanız, hergün yalnızca bir hareketi yaparak da vücut kaslarınızı güçlendirebilirsiniz.)

1. Sırt kaslarınızı kuvvetlendirmek için kollarınızı öne doğru uzatın ve omuz hizasına kaldırın.
Dirseklerinizi bükerek hizayı bozmadan avuçlarınızı birbirine yapıştırın. Avuçlarınızı birbirinden ayırmadan kollarınızı başınızın üstünden sırtınıza doğru gerin ve içinizden 10'a kadar sayarak bu pozisyonda tutun.
2. Bel kaslarınızı kuvvetlendirmek için sırtüstü yere yatın ve dizlerinizi kırarak ayak tabanlarınızı yere basın. Ellerinizi beliniz ile yer arasına koyun. Kendinizi sıkarak belinizi yere bastırın ve 5'e kadar sayın. Bu hareket sırasında beliniz ile yer arasındaki mesafenin yok olması ya da iyice azalması gerekir.
3. Doğum kaslarınızı kuvvetlendirmek için ayaktayken kollarınızı öne uzatın ve sırtınızı dik tutarak, çömelip kalkın.
4. Ayakta dik durarak bir masaya ellerinizle dayanın. Bir gazetenin çeyrek sayfasını küçük bir top haline getirin ve yere atın. Çıplak ayağınızın parmaklarıyla bu topu kavrayın. Dizinizi kırarak topu ayağınızla aynı taraftaki elinize vermeye çalışın. Bu sırada sırtınızın dik pozisyonunu bozmayın. Daha sonra aynı hareketi diğer ayağınızla yapın.

Doğumun başlayacağı nasıl anlaşılır? Ne zaman hastaneye gidilir?
Doktorunuz beklenen doğum tarihini söyleyecektir ama yine de doğumun hangi gün ve saatte başlayacağını bilmek olanaksızdır. Doğumların ancak % 5 kadarı, olası doğum tarihi olarak saptanan günde gerçekleşir. Bu tarihin iki hafta öncesi ve sonrası normal doğum zamanıdır. Bu dönemde haftalık kontrollere gitmek çok önemlidir.
Doğumun başladığının habercileri; rahim ağzını kaplayan kanlı sümüksü bir madde olan 'doğum nişanı'nın gelmesi, bebeğin içinde bulunduğu su kesesinin açılarak 'suyun gelmesi' ve düzenli aralıklarla gelen ve giderek sıklaşan 'doğum sancıları'dır.
Bu belirtilerin hepsinin sırayla ve her kadında aynı şekilde olacağı düşünülmemelidir. Bazı kadınlar nişanı görmeyebilirler. Suyla birlikte geldiği için dikkatlerinden kaçabilir. Bazen hiç sancı olmadığı halde su kesesi açılabilir. Sancıyla hastaneye giden ve su kesesi doktor tarafından doğum anında açılan kadınlar da vardır. Doğum nişanı görüldüğünde hastaneye gelmek gerekmez. Ama doğumun çok yaklaştığını bilerek hazırlanmaya başlayabilirsiniz. Doğumun başlamasıyla gelen su, gebelik süresince var olabilen beyaz-sarı renkli akıntıdan farklıdır. Normal su kıvamındadır Genellikle renksiz ya da hafif sarımsı ve kokusuzdur. Bu sıvı bebeğin içinde yaşadığı su kesesinin açılması sonucu gelir. Miktarı genellikle iç çamaşırdan akabilecek ve bacakları ıslatacak kadar çoktur. Nadiren, suyun geldiği farkedilmeyebilir. Su az ya da çok geldiğinde sancılar başlamamış olsa bile iç çamaşırına bir hijyenik bağ ya da temiz bir havlu koyarak derhal hastaneye başvurmak gerekir. Gebeliğin son aylarında, düzensiz gelip geçici tarzda, kısa süreli, istirahat edilince azalan ve 'doğuma hazırlık ağrıları' denilen sancılar olabilir. Her sancıda telaşlanmak gereksizdir. Ama gerçek doğumun sancıları da başlangıçta düzensiz, süreleri farklı, istirahatle azalabilen niteliktedir. Bir süre sonra düzenli bir hale gelirler, daha uzun sürerler ve istirahatle azalmazlar. Sancılar beş dakikalık aralıklarda tekrarlayan bir sıklığa ulaştığında daha fazla gecikmeden doktorunuza haber vermek ya da hastaneye başvurmak gerekir. Ancak trafik problemini unutmayın!

Sancıların başladığında eşim ve ben ne yapabiliriz?
Öncelikle sakin olun. Sancıların başlaması ile doğumun gerçekleşmesi arasında belli bir zamana ihtiyaç vardır. Bu nedenle hemen değil, sancılar sıklaştığında daha önce yapılan tahlilleri ve aşağıda belirtilen eşyaları yanınıza alarak öncelikle kontrole gittiğiniz hastaneye başvurunuz. Yapılacak muayene sonucunda size durumunuz hakkında gerekli bilgi verilecektir.
ANNE İÇİN
Gecelik ya da pijama, Terlik, Çorap, Emzirme sütyeni, İç çamaşırı, Hijyenik kadın bağı, Kağıt peçete, Koyu renk havlu ve sabun, Diş fırçası ve macunu, Sütyen tamponları, Hırka, Yakınlarının telefon numaraları, Telefon jetonları/kart, Bardak, Çatal, Bıçak, Hastaneden çıkarken gerekli giyecekler.
BEBEK İÇİN
Bebek bezi, Zıbın-fanila, Tulum, Hırka, Başlık ve Battaniye.
Günümüzde, resmi kurumlarda ve pek çok özel kurumda eşler doğuma girememektedir. Yakın gelecekte bu uygulamalar değişebilir. Eşlerin doğuma girmesinin, doğum sancıları çeken bir anne adayı için önemli psikolojik yararı vardır.
Bugün doğumhaneye giremeyen baba adayları, yine de anne evde sancı çekerken, doğumdan hemen önce ve sonra özen ve sevgiyle, annenin tasasını ve kıvancını paylaşarak en güzel desteği verebilirler.

Doğum nasıl ilerler, nasıl sonuçlanır?
Düzenli aralıklarla, beş dakikada bir en az 30 saniye süren ve rahimde kasılmalarla birlikte olan kasıkbel sancıları doğumun başladığını gösterir. Rahim ağzı açıldıktan sonra ağrılar daha da şiddetlenir ve ıkınma hissi başlar. Bu durum bebeğin başının doğum kanalında ilerlediğini ve bebeğin doğmak üzere olduğunu gösterir. Bu sırada eğer hâlâ evdeyseniz hastaneye çok acil olarak başvurmanız gerekir.
Doğumda mesanenin dolu olması bebeğin ilerlemesini engeller. Bu nedenle boşaltılmalıdır. Barsakların dolu olması da doğum sırasında sorun yaratır. Bu nedenle barsaklar hastanede lavman yapılarak boşaltılır. Lavmanın doğumun ilerlemesi için uyarıcı etkisi de vardır. Doğumun başlangıcında ya da ilerlemesi sırasında su kesesi kendiliğinden açılmamışsa doğumu izleyen sağlık personeli tarafından su kesesinin açılması doğumun ilerlemesine yardım eden diğer bir işlemdir.
Doğum kanalı tam açılınca normalde önce bebeğin başı, yüzü aşağı bakacak şekilde doğar. Bebeğin çıkışı tamamlanınca annenin rahiminde bebeği eşe (plasenta) bağlayan ve içinde damarlar bulunan göbek kordonu kesilir ve bağlanır. Yenidoğan bebeğin sağlığı kontrol edilirken annenin doğum işlemi henüz tamamlanmamıştır. Yaklaşık 15 dakika içinde anne ile bebeğin birlikteliğini sağlayan plasenta, artık görevi kalmadığından doğumu yaptıran kişinin denetimiyle kendiliğinden doğar. Böylece doğum tamamlanır.

Nefes alıp verme alıştırmaları doğumu kolaylaştırır mı?
Sancı sırasında nefes alıp verme ağrıları daha az hissedilerek geçirilmesine yardımcı olur. Böylece anne daha az yorulur. Doğum eylemi sırasında sancı aralarında bebeğin daha bol oksijen alabilmesi, rahim kasının kasılma sırasında yorgunluğunun giderilmesi için anne rahat rahat nefes alıp vermeli, güzel şeyler düşünüp gevşemelidir. Sancı geldiğinde derin olmayan nefesler alarak, sık sık ve az az nefes vermeli, sancı geçene kadar nefes vermeyi sürdürmelidir. Nefes verirken ağız ıslık çalar gibi olursa kendinizi daha rahat hissedirsiniz. Sancı çekerken bebeğin doğacağı son ana kadar da ıkınmamak gerekir.

Neden dikişli doğum oluyor?
Bebek anne rahminden dışarıya doğru ilerlerken doğum kanalı başın çıkışı için yeterince gevşemeyebilir. Dokuların yırtılacak kadar gerilmesine yol açan bu durum en çok ilk doğumlarda görülür. Bu gerilme sonucu kendiliğinden oluşacak yırtıklar derin olabilir ve onarılması güçtür. Böyle istenmeyen bir yırtığa neden olmamak için doktorlar dokuyu korumak amacıyla çıkış bölgesini düzenli ve tamiri kolay olacak bir şekilde keserler sonra dikerler. Dikiş iplikleri kendiliğinden erir alınmaları gerekmez. Temiz tutulduğunda kesik yeri bir - iki hafta içinde iyileşir.

Sezaryen ya da vakumlu doğum neden yapılır? Bu işlemlerin yapılacağı ne zaman belli olur?
Sezaryen kararı iki ayrı dönemde verilebilir. Bunlardan biri doğum başlamadan önceki evredir. Anne ve bebek sağlığı nedeniyle sezaryen yapılmasını gerektirecek bir durum varsa, doktorunuz bazen doğumun başlamısını beklemeden erken doğum kararı verebilir. Bazı gebeliklerde ise doğum sancıları başlayana kadar herşey çok normal seyredebilir, ancak doğum sırasında sezaryen gerekebilir. Nadir olarak da uzun süre doğum sancısı çekildikten sonra normal doğum olamıyorsa sezaryen kararı verilmesi gerekebilir. Hiç bir neden yokken isteğe bağlı sezaryenle doğum yapılması doğru değildir. Vakumlu doğumda ise bebeği daha hızlı ve kolay çıkartmak için bebek doğarken başı pompa gibi vakumlu bir araçla çekilerek yardım edilir. Vakum uygulanan bebeklerin başında pompanın etkisine bağlı hematon denilen zararsız bir şişlik oluşabilir. Bu şişlik birkaç hafta içinde kendiliğinden düzelir.

Doğumun riski nedir? Neler olabilir?
Günümüzde gebelik ve doğumda anne ölümü nadirse de bebeklerin kaybı görülebilir. Annenin ve bebeğin sağlığı için gebeliğin ilk döneminden başlayarak gebelik kontrollerine gidilmesi, kontrollerin düzenli ve yeterli sayıda olması, doğumun iyi koşullarda yapılması ve yenidoğan bebek bakımının yeterli düzeyde olması gereklidir. Bu şekilde tehlikeler azaltılır, ancak yine de tümüyle ortadan kalkmaz. Anne açısından en önemli riskler; kanama, tansiyon yükselmesi ve mikrop bulaşmasına bağlı iltihaplanmadır. Doğum normal ilerlerken, meydana gelebilecek en ufak bir değişiklik bile ölümle sonuçlanmasa da anne için tehlike oluşturabilir. Bebek için ise en önemli tehlikeler; oksijensiz kalma, erken doğum ve mikrop bulaşmasıdır.
Hastanelerdeki doğumhanelerde istenmeyen durumlarla karşılaşmamak ve karşılaşıldığında gerekli girişimleri yapmak için araç ve gereçler ile bunları kullanacak eğitilmiş kişiler bulunduğundan, hastane doğumları daha güvencelidir.

Bebek nasıl beslenmeli?
Tüm bebekler ilk 4-6. ayda sadece anne sütü ile beslenmelidirler. Anne sütü ile bebeğin tüm besin gereksinimleri karşılanır. Bu dönemde su dahil hiçbir ek besin verilmemelidir.
Her anne bebeğini emzirebilir. Yaşamın ilk 4-6 ayında hiçbir mama anne sütünün yerini tutamaz. Her türlü koşullar zorlanarak bebek yalnızca anne sütü ile beslenmelidir. Ancak çok nadir koşullarda, sağlık personelinin önerisi ile bebeklere mama verilebilir. Bebeğin ayına göre uygun mamalar vardır. Mamalar çocuğun beslenmesi ve gelişimini sağlamak içindir, ama biberon kullanırken ve mama hazırlarken dikkatli olunmazsa bebeğe mikrop bulaşabilir. Bu durumda biberonun temizlenmesi iyice öğrenilmelidir. Anne sütü dışında hiç bir besinde, anne sütünde bulunan ve bebeği mikroplara karşı koruyan özel maddeler yoktur. Bu nedenle mama ile beslenen bebklerde bazı hastalıklar daha sık görülür ve sık hastalanmaya bağlı olarak bu bebeklerde gelişme geriliği ortaya çıkabilir.

Emzirmeye nasıl başlanır?
Bebekler doğduktan hemen sonra emmeye başlayabilirler. İlk yarım saat içinde annelerine verilerek emzirilmelidirler. Anne sütü ile beslenmede annenin bilmesi gereken en önemli nokta bebeğini memeye nasıl yerleştireceğidir. Bebek memeye iyi yerleşmiş ise etkin bir şekilde emebilir, annenin meme uçları da zedelenmez. Anne emzirirken değişik durumları deneyebilir. Ancak hangi durumda olursa olsun, bebeğin yüzü ve vücudu anneye dönük olmalı, burnu meme başı hizasında bulunmalı ve memeyi vermeden önce bebeğin ağzını iyice açması beklenmelidir. Emzirme sırasında annenin memesinde sürekli ağrı hissetmesi, bebeğin ağlaması, memeyi bırakması genellikle bebeğin yeterince meme dokusunu ağzına almadığını memeye uygun yerleşmediğini gösterir. Bebeğin memeyi kavraması için ilk günlerde bebeğini yatarak emzirmek anne için daha rahat olabilir. Bu durumda, bebek yan yatmış olan anneye dönük yatırılır. Anne serbest kalan kolu ve eli ile bebeği memesine yaklaştırabilir. Annenin ve bebeğin arkasının birer yastıkla desteklenmesi bebeğin yerleşmesine yardımcı olur.

Bebekler ne zamanlar ve hangi sıklıkta emzirilmelidir?
İlk 2-3 haftada bebek her istediğinde sık aralarla ve gece gündüz emzirilmelidir. Böylece hem annenin süt yapımı artacak hem de bebek yeterince anne sütü alacaktır. Daha sonraları emzirme araları kendiliğinden düzene girer. Beslenme sıklığı bebekten bebeğe değişir. Bebek ağzını açarak, aranarak, sonunda da ağlayarak açlığını belli eder. İlk aylarda bebek uyandığında genellikle açtır ve emzirilmek ister. İlk haftalarda emzirme aralıkları bir saat, iki saat gibi çok kısa olabilir. Her emzirme sonrası memede yapılan süt miktarı biraz daha artacağından, zamanla beslenme aralıkları uzayacaktır. Bebekler yenidoğan döneminde geceleri de emmek isterler. Gece öğünlerinin kesilme zamanı bebekten bebeğe çok farklılık gösterir. Genelde ilk 1-2 aydan sonra gece emzirme sıklığı azalır. Bebek annenin hemen yakınında ise geceleri emzirmek kolaylaşır ve anne için yorucu olmaz. Gece beslenmeleri sırasında bebeğin giysileri ıslak değilse, bebeğin altı değiştirilerek rahatsız edilmemelidir. Eğer bebek ses ve ışıkla rahatsız edilmeden emzirilirse beslenme sonunda hem anne hem de bebek kolayca uykularına devam edebilirler.

Neden bebek hiçbir ek besin verilmeden yalnız anne sütü almalıdır?
Anne sütü, ilk aylarda bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılayacak bileşimdedir. Sindirimi kolaydır. Anne sütü ile beslenen bebeklerin başka bir ek besine veya suya gereksinimleri yoktur. Anne sütü bebek için gerekli tüm besinleri ve suyu yeterli miktarda içerir. Çok sıcak havalarda bile anne sütü bebeğin susuzluğunu giderir. Bebeğe su verilecek olursa, bebeğin midesi su ile dolacağından anne sütü almak istemeyecektir. Bunun sonucu olarak da bebek memeyi daha az emecek, yeteril beslenemeyecek ve memede süt yapımı da azalacaktır. Ayrıca bebeğe su ile birlikte bazı hastalık yapıcı mikroplar bulaşabilir.

Bebek yeterli anne sütü alıyor mu?
Her anne, sütünün bebeği için yeterli olduğundan emin olmak ister. Bebeği çok ağlıyorsa, az uyuyorsa, huzursuzsa, anne sütünün yeterli olmadığını düşünür ve kaygılanır. Oysa bu belirtiler, başka nedenlerden de kaynaklanabilir. Böyle durumlarda anneler çoğu kez bu konuda bilgili bir kişiye danışmadan ek mamalar vermeye başlarlar. Böylece anne sütü ile beslenmeden uzaklaşılır.
Her anne doğru bir şekilde emziriyorsa, ilk haftalarda sık ve geceleri de emziriyorsa, aşırı yorulmuyorsa bebeği için yeterli süt üretebilir.
Anne sütü bazen geçici olarak azalabilir. Bu durumda anne doğru bir şekilde ve sık emzirirse süt üretimi hemen artar. Bebek günde 8-10 kez idrar yapıyorsa, ağırlığı haftada 150-200 g artıyorsa, 4.aya kadar yalnızca anne sütü yeterlidir. Bundan sonra kilo artışı devam ediyorsa, bebek 6. aya kadar yalnızca anne sütü ile beslenebilir. Ancak 6. aydan sonra mutlaka ek besin vermeye başlamak gerekecektir. Anne sütü 9 aylıktan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkar ve 12-15 ay arasında, en geç de 2 yaşında kesilmelidir. Bebeğe ek gıdalar vermeye başlarken bir sağlık kurumuna danışılmalıdır.

Meme bakımı gerekli mi?
Memeleri her emzirmeden önce temizlemeye gerek yoktur. Anne sütü bebeği hastalıklardan koruyucu o kadar çok madde içerir ki, bu yolla kolay kolay mikrop bulaşmaz. Ayrıca, anne sütünün içinde yağ ve koruyucu maddeler olduğundan meme başını temizlemek için anne kendi sütünü kullanabilir. Her emzirmeden sonra meme başına bir miktar anne sütü sürülmelidir.
Memeye karbonatlı su, sabun, krem gibi maddeler sürülmemelidir. Bu maddeler sürülürse meme başının etrafındaki koyu renk deriden salgılanan yağlı ve koruyucu doğal maddeler kaybolur ve meme başında çatlaklar daha kolay oluşur.
Meme bakımı için önemli olan her emzirmeden önce ELLERİN YIKANMASI'dır. Eller vücutta, evde, hastanede veya çevrede bulunan her türlü mikrobu taşır.

Emziren bir anne ne yemeli, ne içmeli?
Emziren annelerin besin gereksinimleri gebe olmayan ya da emzirmeyen kadınlardan daha fazladır. Ancak bunun bir kısmı gebelikten arta kalan kilolardan karşılanır. Bu nedenle, emziren annenin daha iyi besleneceğini ve sütünün artacağını düşünerek aşırı tatlı ve unlu gıda alması gerekli değildir. Yalnızca düzenli ve dengeli beslenmek yeterlidir. Düzenli ve dengeli beslenme için her besin grubundan bir yiyeceğin öğünlerde bulunmasına dikkat edilmelidir.
Bu besin grupları:
1. Unlu gıdalar: Ekmek, makarna, bulgur vb.
2. Et ve benzeri gıdalar: Et, yumurta, balık, mercimek vb.
3. Süt ve süt ürünleri: Süt, yoğurt, peynir, muhallebi vb.
4. Sebze ve meyveler: Ispanak, kabak, şeftali, portakal vb.
Emziren annenin kahve, çay ya da kola gibi içecekleri daha az tüketmesi gerekir. Emziren anneler sigara kullanmaktan kaçınmalıdır. Mutlaka içmek isterlerse, sigarayı emzirmeden önce ya da emzirirken değil, süt verdikten sonra içmeleri uygun olur. Alkol alımı da anne sütünün azalmasına neden olabilir. Emziren anne alkol kullanmaktan kaçınmalıdır.

Emziren anne zayıflama rejimi yapabilir mi?
Emziren anneler emzirmeyen annelere göre çok daha kolay zayıflarlar. Dolayısıyla rejim yapmasalar da doğumdan sonra ilk altı ay boyunca genellikle ayda yarım ya da bir kilogram kaybederler. Ancak, emziren her anne de zayıflamayabilir, hatta bazı anneler zayıflamak yerine kilo alabilir. Ne kadar şişman olursa olsun emziren bir kadının ayda iki kilogramdan fazla kaybetmesi doğru değildir. Uygun olan annenin dengeli beslenmesini bozmadan, aşırı yorulmamaya da dikkat ederek daha fazla hareket etmesi ve jimnastik yapmasıdır.

Bebeğin altı nasıl değiştirilir?
Bebeklerin bacak araları ve kalçaları, özellikle uzun süre ıslak kaldığından çabuk tahriş olur. Bu nedenle, bebeğin bezinin 3-4 saatte bir değiştirilmesi gerekir. Genel olarak bebeği emzirdikten sonra altını değiştirmek uygundur. Her değiştirmede bebeğin altı su ile de temizlenmeli ve kurulanmalıdır. Kızlarda bu temizliğin önden arkaya yapılması önemlidir. Bezi değiştirilirken bebeğin altının bir süre açık kalması iyi olur. Bebeğin altına bağlanmak için çeşitli bezler vardır. Anne kağıt bezleri daha pratik bulabilir. Pamuklu bezler de çok iyi durulanmak koşulu ile sorun yaratmadan kullanılabilir.

Göbek bakımı nasıl yapılmalıdır?
Bebeğin bağlanmış olan göbeği 5-10. günlerde kendiliğinden düşer. Bu süre bazen 4 haftaya kadar uzayabilir. Göbek düştükten sonra birkaç gün, günde 1-2 kez göbek yarasına alkol emdirilmiş bir gazlı bez ya da alkole batırılmış ucu pamuklu hazır çubukla dokunulmalıdır. Bebek bezinin kıvrılarak göbek altında kalmasına dikkat edilmelidir. Böylece göbek idrarları ıslanmayacak, hava ile temas etmesi sağlanacaktır. Göbek tozu, pudra ve benzeri maddeler kullanılmamalıdır. Göbeğin kuru tutulması, idrarla temas etmesinin engellenmesi önemlidir. Göbek çevresinde kızarıklık, göbekten kanama ya da akıntı gözlenirse mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Bebek nasıl giydirilmelidir?
Bebek sıcak tutacak şekilde giydirilmelidir. Ama çok da kalın giydirilirse terler, cildi kızarır. Teri emen pamuklu kumaşlar, içinde naylon bulunan giyeceklerden daha iyidir. Bunlar cildin havalanmasına da yardımcı olur. Soğuk mevsimlerde, pamuklu iç giysilerin üzerine yünlü giysiler giydirilebilir. Bebek giysilerinin içinde rahat hareket edebilmelidir. Dar giyeceklerden kaçınılmalı ve üste giydirmemeye dikkat etmelidir. Bebeğin sıkı kundaklanması bebeğin nefes almasını, hareket etmesini ve kalça ekleminin gelişmesini engelleyebilir. Sıkı kundaklanmış bebeğin hastalık belirtileri yönünden de izlenmesi zordur. Bu nedenle kundaklama doğru değildir. Emzirirken tutmayı kolaylaştırmak için, bebek kolları örtülecek şekilde gevşekce sarılabilir.

Bebek ilk günlerde nasıl yıkanmalıdır?
Yenidoğanın derisi koruyucu, kaygan bir madde ile kaplıdır ve bunun tamamen temizlenmesi gerekli değildir. Yenidoğanı yıkamak için göbeğin düşmesi beklenebilir. Bu arada hergün yüzü ve vücudu silinerek temizlenir, iç çamaşırları değiştirilir. Göbek düştükten sonra bebeğin hergün banyo veya leğende yıkanması ile pişikler ve deri hastalıkları önlenir. Bebeği yıkarken bir kişi yardımcı olmalıdır. İlk 1-2 haftada yıkama için kullanılacak su önceden kaynatılmış ve ılıtılmış olmalıdır. Bebeği yıkarken yüzü aşağıya bakacak şekilde, göğüs ve karnından kavranarak tutulabilir. Sırtüstü tutuluyorsa, başını elle desteklemek gerekir. Bebek şampuanları ve sabunları ya da beyaz sabun kullanılabilir. Bebeğin iyice durulanması ve kurulanması önemlidir. Banyo yapılan odanın ısısı 24-25°C sıcaklıkta olmalıdır.

Bebek soğuktan nasıl korunmalıdır?
Bebek için en uygun ortam ısısı 22°C ile 26°C arası odadır. Ortam çok sıcak (29°C'nin üzerinde) değilse bebeğe bir kaç kat giysi gildirilmesi uygundur. Bunun için zıbın, fanila ve bebek bezi üstüne giydirilmiş pijama ya da tulum yeterlidir. Böyle giyinmiş bir bebeğin yatarken üzerinin örtülmesi kucağa alındığında da örtüsüne sarılı olarak tutulması uygundur. Bebekler 2-3 aylık olana kadar çevredeki ısı değişikliklerinden çabuk etkilenirler. Açık kapı ve pencerelerden hava akımı olmamasına dikkat edilmelidir. Ayrıca bebek sobaya çok yakın yatırılmaz. Bebeğin yüzü kızarmışsa çok ısınmış olabilir. Soluk veya mor olması ise üşüdüğünü gösterir. Bebeğin ensesine dokunularak ısısı değerlendirilebilir. Ortam sıcak ise bebeğin giysileri ve örtüleri hafifletilir. Serin ortamda ise başlık ve eldiven giydirilir.

Bebeğin yatağı nasıl olmalı ve bebeği nasıl yatırmalıdır?
Bebeğin yatağını seçerken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Örneğin, yatak zemini sert olmalı, parmaklıklar arası mesafe 7 cmÕden fazla olmamalıdır. Parmaklıklar arası geniş olursa bebeğin başı bunlar arasına sıkışabilir. Sert pamuklu veya yünlü döşekler yeğlenmelidir. Yastık kullanılmaz. Yorgan seçiminde elyaflı ya da kuştüyü ile doldurulmuş yorganlar yerine pamuklu ve yünlüler kullanılmalıdır. Bebekler yan ya da sırtüstü yatırılabilir. Beslendikten hemen sonra bir müddet yan yatması daha uygundur. Başın yatış pozisyonu sık sık değiştirilmelidir. Hep aynı tarafa yatarsa başta şekil bozukluğu oluşabilir.

Bebeğin yanında sigara içilmesi zararlı mı?
Bebeğin yanında sigara içilmesi zararlıdır. Yanında sigara içilen bebeklerde daha fazla solunum yolu hastalıkları olduğu saptanmıştır.
Yanlarında sigara içme, büyük çocuklar için de zararlıdır. Çocukların yanında, hangi yaşta olurlarsa olsunlar, sigara içilmemelidir.

Sağlam çocuk kontrolleri nasıl ve ne zaman yapılır?
Bir bebeğin sağlıklı büyüyüp büyümediği vücut ağırlığı ve boyu ölçülerek kontrol edilmeli ve aşıları yapılmalıdır. Doğumdan sonra ilk 7 gün içinde kontrollere başlanması çok iyi olur.
En geç bir ay içinde her bebek kesinlikle ilk kontrole getirilmelidir. Ondan sonra 4. aya kadar ayda bir ve 6. aydan itibaren 1 yaşına kadar 3Õer ay aralıklarla kontroller sürdürülür. Ancak doktoru gerekli görürse daha sık kontrole çağırabilir.

Bebek altı aylık olana kadar hangi aşılar yapılır?
Bebek doğar doğmaz, ya da ilk 1-2 ay içinde verem aşısı yapılır. Eğer hastanede yapılmadıysa, bu aşı Verem Savaş Dispanserlerinde yaptırılabilir. Daha sonra 2. ayda difteri, boğmaca ve tetanozu içeren ÒKarma AşıÓ ile ÒÇocuk FelciÓ aşısı yapılır ve bu aşılar en az 1, en geç 2 ay aralar ile 2 kez daha uygulanır. Üç doz karma aşı ile çocuk felci aşısının İlk 6 ayda tamamlanması gerekir. Bu aşılar bebeğin takip edildiği Sağlam Çocuk Polikliğinde, Ana Çocuk Sağlığı MerkezleriÕnde ya da Sağlık Ocaklarında yaptırılabilir. Bu aşı programına B hepatiti aşısı ile hemofilus influenza B (Hib) aşısının da eklenmesi yararlıdır. Ancak bu iki aşı ücretsiz olarak yapılmamaktadır.

Bebek geceleri çok sık uyanırsa ne yapmalıdır?
Bebeğin geceleri çok fazla uyanması farklı nedenlerden olabilir. Bebek geceleri beslenmek için uyanmanın dışında ortam ısısından rahatsız olduğu için veya gündüz fazla uyumuş olduğundan uyanabilir. Bazen de uyanmanın nedeni belirlenemez. Bebeğin gece anneye yakın hatta aynı odada yatması iyi olur. Bu kendini güvende hissetmesi açısından önemlidir. Alışık olduğu yorgana sararak yatırma, yatırırken okşayarak konuşma, ışığı söndürmeden önce bebeğin yanında biraz kalıp ninni söylemek gibi yöntemler bebeğin uykuya dalmasını kolaylaştırabilir ve daha rahat uyumasına yardımcı olabilir. Gece boyunca bebekler sık sık gözlerini açarlar, el ve kollarını hareket ettirirler. Ağlamıyorsa bebeğe uyurken sıkça dokunmaktan kaçınılmalıdır. Bebek geceleri geç saatte uyuyor ve bunu bir saat öne almak istiyorsanız, her gece 5 dakika önce yatırarak istenen zamana ulaşabilirsiniz.

Bebek çok fazla uyuyorsa normal midir?
Bebek yeni doğduğu dönemde beslenme süreleri dışında sürekli uyursa bu normaldir. Uykusu hafiftir. Uyurken yüzünde ve vücudunda sık olarak kendiliğinden olan hareketler gözlenir. Büyüdükçe uyanık kaldığı zamanlar uzar. Her bebeğin yapısı farklıdır. Bazı bebekler fazla, bazıları ise daha az uyurlar.

Bebekler neden hep ağlar?
Geleneksel iletişim yöntemi olan göz göze temas dışında bebeğin derdini tek anlatma yolu ağlamaktır. Aşırı sıcak veya soğuk, altının kirli olması, giysilerinin rahatsızlık vermesi, ağrı, bebeğin ağlamasına yol açar. Ev koşullarında ya da bakımda bir değişiklik de bebeği etkiler. Bebek annenin işte çalışmaya başlamasına alışamamış olabilir. Bebeğin bu tür değişikliklerle aniden karşılaşmamasına çalışılmalıdır. Bazı bebekler, hiçbir neden olmadan, genellikle akşam saatlerinde sürekli ağlarlar. ÒÜç ay koliğiÓ denilen bu ağlama krizleri bebek 2-3 haftalık iken başlar, genellikle 3. ayda kesilir. Bebeğin sağlığını etkilemez ve tedavi gerektirmez. Bebeğinizin neden ağladığı ile ilgili şüpheleriniz varsa, kendinize şu soruları sorunuz: Bebek yorgun mu? O gün çok mu misafir geldi? Bebeğin altının değişmesi mi gerekiyor? Bebeğin beslenme zamanı mı gelmiş? Bebek çok sıcak ya da çok soğuk bir ortamda mı bulunuyor? Bebeği giysileri rahatsız mı ediyor? Evde huzursuzluk mu var? Öncelikle, bu durumlar varsa ortadan kaldırmak gerekir. Bebeğin ateşi mi var? Döküntüsü mü var? Dışkısı her zamankinden farklı mı? Sıçrar tarzda ya da yıldırım çarpmış gibi hareketler yapıyor mu? Bunlar hastalık belirtisi olabilir. Bunlardan hiçbiri yoksa sorun çoğu zaman ÒkolikÓtir.

Bebek çok fazla ağlıyorsa ne yapmalıdır?
Şiddetli ve nedeni açıklanamayan ağlama her gün çoğunlukla aynı saatte meydana geliyorsa bebekte ÒkolikÓ ya da Ògaz sancısıÓ diye bilinen bir durum olabilir. Koliğe tam olarak neyin sebep olduğu bilinmemektedir. Ancak bu durum genellikle bebek 3 aylık olduğunda kaybolur. Ò3 ay sancılarıÓ da denilen bu durum ağlama kirizleri biçiminde ortaya çıkar. Kolik için etkili bir ilaç bilinmemektedir. Ancak bebeğe hergün banyo yaptırmak, ağlama krizi sırasında karnına sıcak havlu koymak, kucakta taşımak ve taşırken sakinleştirici ninni ve benzeri şarkılar mırıldanmak en etkili yöntemlerdir.

Bebek kabız olunca ne yapılır?
Anne sütü ile beslenen bebekler genellikle yumuşak kıvamda ve sık dışkı yaparlar. Normal bebekler ilk ayda günde 8-10 kez dışkı yapabilirler. Kaka, sarı-yeşil renkte ve biraz sulu olabilir. Kıvamlı parçalar içeriyorsa ve miktarı fazla değilse normaldir. Ancak anne sütü alan bazı bebekler ise 2-3 günde bir dışkı yaparlar. Dışkının kıvamı sert değilse bu bir sorun oluşturmaz. Bebeklerin dışkılama sırasında zorlanmaları, yüzlerinin kızarması da normaldir.
Ancak, keçi kakası gibi sert ve tane tane dışkılama kabızlık işaretidir. Bu durum, bebeğin yeterli beslenmemesi ya da az sıvı alması gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Kabızlıkta dışkı yaparken zorlanma, makatta çatlaklara yol açabilir. Bu durumda dışkıda çizgi şeklinde kan görülür. Kabızlığın tedavisi için bebeğin sık aralarla beslenmesi gerekir. 4 aylıktan büyük, ek gıda almakta olan bebeklere ÒsuÓ ve Òposa bırakan sebze ve meyve püreleriniÓ bolca vermek gerekir. Makata yumuşatıcı veya ağrıyı azaltıcı kremlerin sürülmesi de yararlı olabilir. İnatçı kabızlık durumlarında zeytinyağı vb. ev ilaçlarını kullanmaya başlamadan önce sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Bebeklerde pişik neden olur, nasıl önlenir?
Bebeklerin bacak araları ve kalçaları ne kadar dikkat edilirse edilsin tahriş olabilir. Pişikleri önlemek için bebeğin bezi 3-4 saatte bir değiştirilmeli, pamuklu bez kullanılmalı, bezler sabunla yıkanmalı ve çok iyi durulanmalıdır. Çoğu kez bu tahrişi kolay iyileşir. Pudra kesinlikle kullanılmamalıdır. Kağıt bezler pişik olduğunda kullanılmamalıdır. Çünkü tahriş bundan da ileri geliyor olabilir. Oda sıcaksa hergün 1-2 saat bebeğin altının açık tutulması bez tahrişini önler ve tahriş olmuş derinin çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Derinin plastik maddelerle teması engellenmelidir. Eğer pişik bu önlemlere rağmen geçmiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Bebeğin çamaşırları deterjan yerine sabun tozu ile yıkanmalı ve iyice durulanmalıdır. Bebeğin aşırı sıcak tutulması da pişiklere neden olabilir.

Pamukçuk olan bebeklere ne yapmak gerekir?
Bebeklerde pamukçuk sık rastlanılan bir sorundur. Ağızda özellikle yanak içlerinde noktalar ya da tabaka şeklinde görülür. Anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az görülür. Ağrı olduğu için bebeğin beslenmesi bozulabilir. Bu durumda ağız içinin önceden kaynatılmış ılık su ve gazlı bez ile temizlenmesi önemlidir. İlaç kullanılması gerekebilir.

Yenidoğan bebeklerde sarılık neden olur, bu durumda ne yapmak gerekir?
Yenidoğan bebeklerin yaklaşık yarısında ilk 2 günden sonra sarılık gelişir. Çok hafif ve birkaç gün süren sarılık durumları dışında sarılıklı bebekler mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.

Bebeğin ateşi nasıl ölçülür?
Çok az sayıda bebek hiç ateşlenmeden büyür. Vücut ısısının normalin üstüne çıkması olarak tanımlanan ateş, genellikle bir hastalık belirtisidir. Ateş vücudun hastalık yapıcı etkenlere karşı savunma yaptığının bir göstergesidir ve bu anlamda iyi bir işarettir. Bebek bir aydan küçükse ateş çok önemli bir bulgu olabilir. Bu nedenle ayrıntılı değerlendirme gerektirir. Vücut ısısının 38-39 derece (38 - 39°C olarak da belirtilir) olduğu durumlarda bebek yakından izlenmeli, ateş 24 saatte düşmüyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Ateşin 39°C ya da daha fazla olduğu durumlarda vakit geçirmeden bir doktora başvurmalıdır. Bebeklerin vücut ısılarını kontrol etmek için kısa, yuvarlak uçlu civalı termometreler (dereceler) kullanılır. Termometrenin okunması kolay değildir. Bu nedenle ihtiyaç duymadan önce derecenin kullanılması öğrenilmelidir. Bunun için derece civalı ucu açıkta kalmak üzere baş ve işaret parmakları arasında tutulur ve yavaşça döndürülerek civa sütunun üst ucu görülmeye çalışılır. Civa sütununun ucundaki değer vücut ısısını gösterir. Bebeğin ateşini ölçmek için aşağıdaki adımlar izlenmelidir.
1. Termometre silkelenerek civa kolonunun üst ucunun 35°CÕnin altına gelmesi sağlanır. (Dikkat! Dereceyi çarpmayın kolayca kırılır ya da içindeki civa taşıyan ince kolon kısmı bozulur).
2. Derecenin ucu sabunlu su ile yıkanır ve civa haznesi bulunan ucuna kaygan olması için az miktarda vazelin ya da yağlı bir krem sürülür.
3. Bebek yüzükoyun sert bir zemin üzerine yatırılır. Bebek küçük ise kucakta aynı şekilde tutulur (Ateş ölçümü sırasında bebeğin hareket etmesi engellenmelidir).
4. Bir elle bebeğin kalçasının üstünden sıkıca bastırılır.
5. Diğer elle derece 2. ve 3. parmaklar arasında tutularak yavaşça civa haznesi bulunan ucu makattan içeri yaklaşık 1.5 santimetre itilir. 2 dakika beklenir ve derece yavaşça yerinden çıkarılır.
İshal nedir, bebek ishal olunca ne yapmak gerekir?
Bebeğin kakası yaşına ve beslenmesine göre değişmektedir. Genelde anne sütü ile beslenen bebekler ilk aylarda günde 8-10 kez püre kıvamında sarı renkli kaka yaparlar. İkinci ve üçüncü aylarda kaka sayısı azalır. Ek gıdalara başlandığında ise renginde ve kıvamında değişme olur.
Bir kez su gibi dışkılama endişe yaratmamalıdır. Ancak bebeklerin her zamankinden daha fazla sayıda ve su gibi kaka yapmalarına ishal denir. Bu durum yakından izlem ve değerlendirme gerektirir. İshal barsak yüzeyinin zedelendiği durumlarda ortaya çıkar. Kaka su gibidir. Çünkü bebeğin aldığı besinler barsaklarda yeterince sindirilip emilmez. Ayrıca zedelenen barsak yüzeyinden sıvı kaybı olur. Tuz ve diğer madensel maddeler bu sıvı ile birlikte vücuttan kaybolur. Bu kayıplar bebeğe aşırı şekerli sıvılar verildiğinde daha da artabilir.
İshalde en önemli tedavi vücuttan kaybedilen su ve tuzun yerine konmasıdır. Bunun için anne sütü alan bebeklerde emzirme sıklığı arttırılmalı, ek gıdalarla beslenen bebeklerin ise sulu gıda alımı arttırılmalıdır.
İshal olan bebeklerde yukarıdaki önlemler alındıktan sonra zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Düzenli kontroller dışında bebeğin hemen doktora götürülmesini gerektiren durumlar nelerdir?
İyi bakılan bebekler de hasta olabilir. Bebeklerde görülen hastalıkların çoğu erken tanı ve tedavi ile düzelen hastalıklardır. Bunun için bazı belirtiler farkedildiğinde vakit geçirmeden bebek, bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Ateşli durumlar ve ishal bunların başında gelir. Ateş çok yüksek (39°C) olmasa da öksürük ve hızlı solunum ile birlikte ise hemen doktor muayenesi gerektirir. Havale (istemsiz hareketler), bayılma (şuur kaybı), aşırı kusma (günde 3-4 kereden fazla ve bol), sürekli şiddetli ağlama, morarma ya da aşırı solgunluk, idrar yapamama, dışkıda kan bebeklerde sık olmasa da rastlanabilen ve acil değerlendirme gerektiren durumlardır.

Lohusalıkta anne kendisine nasıl bakmalıdır?
Doğum sonu kanamanın azalması için rahim, karından tutularak sıkıştırılmalı, karına masaj yapılmalıdır. Doğal olarak ilk günlerde kanlı, sonra pembe, daha sonra kahverengi akıntı olur. Birkaç haftadan sonra beyaz akıntı başlar. Doğumdan sonra olabilecek en erken zamanda ayağa kalkmak ve hareket etmek kan dolaşımı için olduğu kadar barsakların iyi çalışması için de yararlıdır. Ancak lohusa yine de çok yorulmamalıdır. İlk günlerde istirahat etmemek, kanamaya ve ağrıya yol açabilir. Doğumdan hemen sonra ağrı varsa, ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir. Ateşlenme hissedilirse derece ile ölçülmelidir. Yüksek ateşte (38 derece) kesinlikle doktora danışmak gerekir. İlk iki gün içinde dışkılama olabilir. Olmazsa kabızlığı önleyici yöntemlere başvurulmalıdır.
Emzirme sırasında annenin rahat oturması için yardım edilmelidir. Oturmak istenmiyorsa yan yatarak da bebek emzirilebilir. Emzirmenin başlangıcında memeler acıyabilir. Bebek doğru emiyorsa bu acı giderek azalır ve bebek emdikçe tümüyle geçer. Bebek memelerdeki sütü boşaltacak şekilde sık sık emzirilirse, memelerde süt birikimine bağlı anneyi rahatsız edecek şişlikler kızarma ve ağrı olmaz. Olduğu takdirde sütü boşaltmak, emzirmeden önce sıcak su ile pansuman ya da banyo yapmak emzirdikten sonra memelere soğuk su ile pansuman yapmak şikayetleri azaltır.

Doğum sonu lohusanın kontrolu niçin önemlidir? Ne zaman yapılması gerekir?
Her annenin doğum yaptıktan sonra kendi sağlığı açısından kontrol edilmesi gerekir. En az bebek kadar onu dünyaya getiren annenin sağlığı da önemlidir.
İlk iki ay (60 gün) içinde lohusanın doğum sonu kontrolü yapılmalıdır. Muayene yapılarak annenin sorularının cevaplanacağı bu doktor kontrolü ihmal edilmemeli olabildiği kadar erken zamanda yapılmalıdır.

Doğum sonu dikişlerin bakımı nasıl yapılır?
Dikişler için en iyi bakım temizliktir. Tuvalette taharetlenme her zaman ön taraftan (idrar yapılan yer) arka tarafa (makat) doğru yapılmalıdır. Makat çevresinde bulunabilecek dışkı mikropları dikişlere ya da idrar borusuna ulaşırsa iltihaplanmaya neden olur. İltihaplanan dikişler kaynayamaz ve yara açılır. Kızarıklık, şişlik ve aşırı ağrı dikişlerin atma belirtisidir. Dikişler atınca açılan yara temizlenmelidir. Açılan yara tekrar dikilebilir. En iyisi hiç açılmaması için dikişlerin temiz tutulmasıdır. Doğumdan sonra yıkanmanın dikişlere bir zararı olmaz. Sabunlanmış elle temizlik yapılabilir. Sonra, dikiş bölgesi su ile durulanmalı ve her zaman kurulanmalıdır. Kurulanma, temiz tuvalet kağıtları ile yapılmalı, kağıt atılmalıdır. Her seferde ayrı ve temiz bir bez kullanılamayacağı için bezle kurulama doğru değildir. Temizlik için rivanol ya da tavsiye edilen başka ilaçlı sular da kullanılabilir. Ancak nasıl temizlenirse temizlensin dikiş bölgesi her zaman kurulanmalı, ıslak kalmamalıdır. Önemli başka bir nokta da kullanılan hijyenik bağların çok sık değiştirilmesidir. Uzun süre kalan hijyenik bağlar da iltihaplanmaya neden olabilir. Kanama olmasa bile hijyenik bağlar da iltihaplanmaya neden olabilir. Kanama olmasa bile hijyenik bağ en fazla 6 saatte bir değiştirilmelidir. Bu dönemde hazır hijyenik bağların kullanılması daha kolay ve güvenlidir.

Doğumdan sonra anne ne zaman yıkanabilir?
Anne, kendini yıkanabilecek gibi hissettiği her an yıkanabilir. İlk yıkanmalar ayakta ve duş şeklinde ya da su dökünerek olmalıdır. Su dolu leğene ve küvete oturmadan sık sık yıkanabilir. Normal bir doğumdan 24 saat sonra da banyo yapılabilir. Sezaryen doğumdan sonra genellikle dördüncü günde dikişler alınır ve ertesi günü yıkanabilir.

Doğum sonrası dönemde anne nasıl beslenmelidir?
Doğumdan sonra anne bebeğini emzirirken gebelik öncesi döneme göre hergün en az 1 litre daha fazla su ve sulu gıdalar, 2 tane meyve ya da 2 tabak sebze yemeği, 3 dilim ekmek ya da 1 bardak süt ile beslenmesine ilave yapmalıdır. Gebelikte aldığı kan hapları doğumdan sonra bir ay daha kullanılır. Eski ağırlığa hemen dönmek için acele edilmemelidir. Annenin eski kilosuna kavuşması altı ay sürebilir. Anne şişmansa her ay iki kilogramlık bir ağırlık kaybı olabilir. Süt salgısı bundan etkilenmez. Ayda iki kilogramdan daha fazla zayıflama diyeti uygulanmamalıdır. Ancak unlu, yağlı besinlerden fazla yememeye dikkat edilmelidir.

Lohusa doğum sonu kabızlıktan nasıl kurtulabilir?
Kabızlığı ortadan kaldırmak için jimnastik yapmak yararlıdır. Ayrıca 3 - 4 porsiyon sebze ve meyve yemek, kabukları ile yenebilecek sebze ve meyvaları kabuklarını soymadan yemek kabızlıktan kurtulmak için faydalıdır. Kuru baklagil (mercimek, fasulye, nohut) ve kepekli ekmek yemek, aç karnına 1 bardak ılık su veya kayısı suyu içmek de yararlıdır. Beyaz ekmek, makarna, pirinç, az yağlı besinler, yeterince sıvı içilmemesi, dengesiz beslenme, fazla çay ve kahve tüketimi kabızlığı arttırdığı için bunlardan kaçınılmalıdır.

Doğum sonu bel ağrısı olursa neler yapılmalı?
Gebelik sırasında fazla hareket yapılmaması sonucu zayıflayan kaslar doğum sonu bel ağrısının bir nedenidir. Jimnastik yapmakla bu ağrılar ortadan kalkabilir. Ayrıca fazla kilolar da ağrı nedenidir. Gebelikte ve doğum sonrasında aşırı kilo almamaya ve dengeli beslenmeye dikkat etmek gerekir. Bel ağrısını önlemek için ağır yük taşımamaya, yerden birşey alırken beli dik tutup dizleri kırarak çömelmeye özen gösterilmelidir. Bebeği kucağa alırken veya altını değiştirirken belden eğilmemek bunun için bebeğin altını ya da çamaşırını değiştirmek için uygun yükseklikte masa kullanmak ya da babadan yardım istemek gereklidir.

Doğumdan sonra lohusa nasıl formuna dönebilir?
Doğum sonu yapacağınız hafif hareketlerle en erken üç ay sonra eski formunuza dönebilirsiniz, ama karın kaslarının eski halini alması daha uzun süre alır. Sezaryen doğum yapanlar karın hareketlerine iki hafta sonra başlamalıdırlar.
Aşağıdaki hareketleri her gün giderek artan sayıda tekrarlarsanız bedeniniz belirli bir forma ulaşacaktır. Ama hiçbir hareket için kendinizi zorlamayın. Yeterince istirahat ettikten ve bedeniniz gerekli güce eriştikten sonra daha önce rahatlıkla yapamadığınız beden hareketlerini yeniden deneyebilirsiniz.
1. İlk günlerde: Her saat başı ayak bileğini öne ve arkaya doğru bükerek kan dolaşımınızı kolaylaştırın.
2. Yine ilk günlerde: Dizleriniz bükük halde sırtüstü yere yatarak nefes alırken bütün gücünüzle karnınızı içeri çekin ve 10Õa kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
3. İlk haftanın sonunda: Sırtüstü uzanın, dizlerinizi bükün ve ayak tabanlarınızı yere basın. İdrara tutar gibi kaslarınızı sıkın ve içinize doğru çekin. Bu halde kalın ve 10Õa kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
4. İkinci haftanın sonunda: Sırtüstü yatıp dizlerinizi bükün. Ayaklarınız yerdeyken kollarınızı karnınızda kavuşturun ve ellerinizle karnınızı itin. Başınız ve omuzlarınızla vücudunuzu kaldırmaya çalışın. 10Õa kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
5. Üçüncü haftanın sonunda: Sırtüstü yatarken dizlerinizi bükün. Bacaklarınızı hafifçe ayırın. Kollarınızı öne uzatarak dik olarak oturun. Dengeyi bozmadan bacaklarınızı hafifçe uzatın. Sırtınızı geriye doğru kaydırın ve 10Õa kadar sayın. Kollarınız öne doğru gergin dururken, rahatlayın ve hareketi tekrar yapın. Harekete alıştıktan sonra kollarınızı dizlerinize doğru uzatarak sırtınızı yere daha çok yaklaştırabilirsiniz.

Doğumdan sonra ne zaman cinsel ilişkide bulunulabilir?
Sezaryenle olsun normal doğumla olsun doğum sonu kanaması tümüyle bitmeden ilişkide bulunmak doğru değildir. Genel olarak döl yolunun iltihaptan koruyucu ortamı kanama sırasında etkilenir, mikropların üremesi kolaylaşır. Doğumdan sonra rahim de kolay iltihaplanır.
Bu nedenle kanamanın bitmesini beklemek, iltihaplı hastalıklardan korunmak için doğru bir davaranıştır. Kanama ve doğum sonu kanlı akıntılar kesilmiş, doğum kanalı iyileşmişse ve ağrı hissedilmiyorsa cinsel ilişkinin genellikle sakıncası yoktur. Ancak emzirilmiyorsa ilk 25 günde yumurtlama olabileceği bu nedenle de gebelikten korunmak gerektiği unutulmamalıdır.

Doğumdan sonra ne zaman adet görülür? Düzensiz adet görülürse ne yapılmalıdır?
Doğumdan sonraki ilk bir iki ayda Òkırk sonuÓ da denilen adet kanamasına benzer bir kanama olabilir. Bu kanamanın olması artık adetlerin mutlaka düzene gireceğini göstermez. Bebek yalnız anne sütü ile besleniyorsa genellikle ilk altı ayda adetlerin başlaması ve düzenli olması beklenmez. Bu durumda telaşlanmamak gerekir, zamanla düzene girecektir. Uzun bir süre, 18 aya kadar adet görülmediği de olabilir. Daha da gecikirse veya anne emzirmediği halde adetleri düzensiz olursa doktora başvurmak doğru olur.

Doğumdan sonra gebelikten korunmak gerekir mi?
Hemen yeni bir gebelik istemeyen her çift uygun gördükleri en kısa zamanda korunmaya başlamalıdır. Her çiftte gebelik olasılığı farklıdır, ama doğum yapmış olmak, her an başka bir gebeliğin de olabileceğini düşündürür.
Bu gebelik, kısırlık tedavisi sonunda güçlükle elde edilmiş de olsa, aynı sorunun devam edip etmediği belli olmaz. Hemen çocuk istense bile bir süre ara vermek gerekir. İki doğum arasında iki yıldan az olursa sağlık ve yaşam niteliği açısından iki çocuğun da olumsuz olarak etkilenebildiği, annenin de zorluklarla karşılaştığı bilinmektedir.
Bu nedenle doğum ister sezaryen ister normal yolla olsun, çiftler en az bir yıl gebelikten korunmalıdır. Bu sürenin üst sınırı yoktur.

Doğumdan sonra hangi yöntemlerle korunmak uygun olur?
Doğum sonrası gebelikten korunmak için bütün yöntemler kullanılabilir. Kişinin ve yöntemin özellikleri bilinerek seçim yapılırsa istenmeyen etkiler en aza indirilebilir.
Doğum kontrol yöntemleri zararlı olmamaları için uzun süren araştırmalar sonucu geliştirilmişlerdir. Ancak çeşitli özellikleri, kullanan kişiyi etkileyebilir. Pek çok yönteme ait, özellikle kullanmayanlar tarafından yayılan dedikodular vardır. Bunların çoğu yöntemin özelliklerine bağlı beklenen etkilerdir. Bazıları ise asılsız söylentilerdir. Bu söylenenlerin doğruluğunu uzmanlara sorup danışmak gerekir. Gebelikten korunmak için kullanılan hap, rahim içi araç, kılıf, diyafram, kola takılan çubuklar, kadında ve erkekte tüplerin bağlanması gibi yöntemlerin pek çok özelliği vardır.
Rahim içi araç (spiral), hazneden yalnız ipliği hissedilebilecek şekilde rahime sağlık personelince yerleştirilen plastik, küçük bir araçtır.
Prezervatif, (kılıf) ilişkide erkeğin sertleşen penisine takarak kullandığı ince lastikten bir kılıftır.
Diyafram, ilişkiden önce kadının rahim ağzına taktığı küçük, yuvarlak, ince lastikten bir araçtır.
Doğum kontrol hapları, kadınların cinsiyet hormonlarını içeren ve hergün yutulması gereken haplardır.
Kadında tüplerin bağlanması, (tüp ligasyonu)
Erkekte kanalların bağlanması, (Vazektomi) kalıcı yöntemlerdir ve kolay bir ameliyatla uygulanabilirler.
Kola takılan çubuklar (Norplant) hormon içeren yeni bir yöntemdir ve beş yıl süreyle korur. Bu özellikler kadın ve erkek kullanacak kişilerin farklılığına göre sağlığı etkileyebilir. Örneğin bebeğini emziren annelerin kullanabileceği doğum kontrol hapı farklıdır. Bu durumda östrojen hormonu bulunmayan türde haplar kullanılmalıdır. Aksi halde süt azalalabilir. Doğru kullanılıp kullanılmadığına göre yöntemlerin koruyuculukları da değişir. Kim hangi yöntemi kullanmak istiyorsa özelliklerini ve nasıl kullanılacağını ayrıca öğrenmelidir. Birisi için uygun olan bir başkası için uygun olmayabilir. Ama tüm yöntemlerin en önemli yararları istenmeyen gebelikten korumaları, bu sayede de gebelik korkusu ortadan kaltığı için cinsel hayatı zevkli hale getirmeleri, kürtaj sorununu ortadan kaldırmaları ve yaşamı kolaylaştırmalarıdır.



Mesaji gonderen: Misafir
Mesaj Tarihi: 11-Temmuz-2007 Saat 01:08
  :: HAMİLELİKTE SEYAHAT  ::
Seyahatte dikkat etmeniz gerekenler...

Seyahat genellikle bir sorun oluşturmaz ancak uzun seyahatler yorucu olabileceği gibi, ilk üç ay içinde mide bulantısı, kusma, sık idrara gitme, yorgunluk gibi şikayetler nedeniyle rahatsız olabilirsiniz. Uzun seyahat düşünüyorsanız, ikinci trimestr denen 4.-5.-6. Aylar uygunsa tercih edebilirsiniz. Çünkü bu dönem fiziksel olarak daha rahat olduğunuz, kendinizi iyi hissettiğiniz bir dönemdir.Yolculuk sırasında,

  • Sizi rahatsız etmeyecek kıyafetler giyin.
  • Yanınıza hafif, sağlıklı yiyecek ve içecekler alın.
  • Elinizi yıkayamayabileceğiniz için antibakteriyel el bezleri, kolonyalı mendil bulundurun.
  • Uzun yolculuklarda sık sık kısa molalar verin, kısa yürüyüşler yapın.
  • Rahat ayakkabılar giyin.
  • Yurtdışına çıkacaksanız, doktorunuzla görüşün, aşı yaptırmanız gerekiyorsa yaptırın. Sıtma. Kolera, tifo, sarılık gibi bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu ülkelere gitmeyi hamilelik sonrasına erteleyin.

     Uçak yolculuğunda:

     Uçak yolculuğu için hamileliğinizin son dönemlerine kadar herhangi bir sakınca yoktur. Doktorunuz uygun görüyorsa uçakla seyahat edebilirsiniz. Pek çok havayolu şirketi, 8. Ay hamilelikten sonra uçak yolculuğuna sınırlama getirmektedir, doktor raporuna ihtiyacınız olabilir.Uçak yolculuğu yapacak olursanız, hareketsiz oturmayın, uçakta zaman zaman yürüyün. Aşağıdaki durumlarda uçak yolculuğu önerilmez;

    - İkiz ya da çoğul hamileliklerde
    - Daha önce düşük yapmış hamilelerde
    - Kalp-damar hastalığı olan hamilelerde

    Hamilelik sırasında tromboz riski artmıştır. Bu nedenle uçak seyahati sırasında tromboza karşı önlemler alınmalıdır. Doğumdan sonra da en az bir hafta uçağa binilmemesi gerekir.

    15.09.2003
    Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hamit Hancı, yaptığı yazılı açıklamada, uçak yolculuğuna çıkacak hamilelerin, “tıbbi raporlarının bir kopyasını ve doktorlarına acil durumda ulaşılabilecek telefon numarasını” yanlarında bulundurmaları gerektiğini hatırlattı. Hamilelerin uçakta koridor tarafında oturmasının hareket kolaylığı sağlayacağını belirten Prof. Dr. Hancı, rahat ve bol kıyafetlerle topuksuz ayakkabı giyilmesinin, yolculuk süresince kadınları rahatlatacağını ifade etti. Prof. Dr. Hancı, hamilelere şu önerilerde bulundu:

    - Uçakta verilen yemeği beğenmeme olasılığına karşı, yanınızda yiyecek bir şeyler götürün.

    - Tıbbi raporlarınızın bir kopyasını ve doktorunuza acil durumda ulaşabileceğiniz telefon numarasını alın. Gerektiğinde çıkarabileceğiniz şekilde kat kat giyinin. Emniyet kemerinizi göbeğinizin üstünde değil altında tutun.

    - Bel ağrısına karşı yanınıza yastık alın. Uçuş heyecanı için, yanınızda sakinleştiren zencefil çayı veya nane çayı bulundurun. Uçuş sırasında, her 2 saatte 1 litre su içmeye çalışın.

    Akciğerlerdeki hava kesecikleri henüz yeterince genişlememiş olan yeni doğan bebeklerin de uçağa binmeleri doğru değildir.



  • Mesaji gonderen: Misafir
    Mesaj Tarihi: 11-Temmuz-2007 Saat 01:26
    Ağrısız Doğum Nedir ?


    Doğum yapanlara sorarsanız doğum ağrısı bilinen en berbat ağrılardan birisidir derler...Gerçekten de anlatılan öykülerden ve bir de bazı filmlerdeki doğum ağrısı çeken kadın görüntülerinden etkilenerek olsa gerek; normal doğumdan korkan pek çok kadın vardır.. Hele bir de doğum yapma fikrine psikolojik ve fiziksel olarak hazırlanmayan bir anne adayının ruh halini düşünün..

    Aslında ne kadar ağrı duyulacağını doğumu yaşamadan önce tahmin etmek güçtür. Bazı kadınlar dayanabilecek, kontrol edilebilecek düzeyde ağrı duyarken, bazıları da çeşitli ağrı kesme yöntemlerine ihtiyaç duyar.

    Nefes alma, rahatlama teknikleri, ılık duş, masaj, destekleyici hemşire bakımı, pozisyon değişiklikleri (ayakta durmak, oturmak, yürümek, sallanmak), doğum topu kullanmak gibi doğum ağrısına yardımcı olan pek çok medikal olmayan yöntemler bulunmaktadır. Ancak bazı kadınlar için tüm bu yöntemler yeterli olmayabilir..

    Dolayısıyla bu ağrının, doğum eyleminin fizyolojisini (rahmin kasılması, gebenin ıkınması gibi) etkilemeksizin kısmen veya tamamen giderilmesi çok önemlidir. Bunu sağlayacak aslında birçok medikal yöntem vardır. Bunlar anneye kas veya damar içinden enjeksiyon yoluyla güçlü ağrı kesiciler vermek, doğum anında bebeğin çıktığı bölgeyi uyuşturmak, anneye anestezik gaz solutmak, akupunktur ve hipnoz sayılabilir.

    Doğumda verilen ilaçların bebeğe bir zararı var mıdır ?

    Narkotik maddelerin (güçlü uyuşturucular) bir diğer yan etkisi de hepsinin plasentayı (çocuğun besin maddeleri ve oksijen aldığı organ) geçip bebeğin dolaşımına katılmasıdır. Bunun sonucu olarak bebekte de bazı etkiler görülebilir.

    Örneğin Rahim içinde bebeğin kalp kızı hafif oranda değişebilir. Bu kalp hızındaki değişikliğe bağlı bebeğe bilinen ciddi bir yan etki yoktur.

    Bebeğin anneden yavaş olmakla beraber bu ilaçları yıkma kabiliyeti de vardır. Bebek doğduktan sonra hafif uykulu olabilir. Bebekte anneye verilen ilaçların etkisini görme şansı, doğum zamanına göre ilaçların verilmesine bağlı olabilir. Bebeğin ilaçları yıkmak için yeterli zamanı varsa çok az etki görülür. Pek çok doktor anneye ağrı için verilen bu güçlü ağrı kesicilerin bebek açısından güvenli olduğunu düşünmektedir.

    Bir de bunlar içinde en çok tercih edilen yöntem vardır ki bu da bir bölgesel anestezi yöntemi olan epidural anestezi dir. Günümüzde ağrısız doğum dendiğinde aslında kastedilen budur.

    EPİDURAL ANESTEZİ NEDİR ?

    Epidural anestezi, değişik amaçlarla uygulanabilen bölgesel anestezinin bir şeklidir. Bunun için bir anestezist, bel hizasında omurgaların arasına lokal anestezi ilacını verir. Bu yöntem ile o seviyeden omurilikten çıkan sinirler uyuşturularak vücudun alt yarısından ağrı sinyali alınamaz ve doğum ağrılarının kaynaklandığı bölgede de ağrı duyulmaz.

    Kateter denilen yumuşak bir plastik borucuk belden yapılan iğnenin içinden ilerletilir ve doğum süresince burada bırakılır. Böylece ağrı kesici gereksinimi oldukça anestezi uzmanı ilaç vererek tüm doğum süresince etkili bir analjezi (ağrı giderilmesi) sağlar.

    Anne adayı yan yatar ya da oturur pozisyondayken kateterin takılacağı alan antiseptik solüsyonlar ile temizlendikten sonra steril örtüler ile örtülür. Kateter bel bölgesindeki omurgaların arasından girilerek yerleştirilir.

    Epidural anestezi uygulamasının detayları :

    Önce bu bölgedeki cildi uyuşturmak için lokal anestezi yapılır. Ardından ince bir iğne ile iki omurga arasından geçilerek epidural zara ulaşılır. Eğer spinal anestezi de uygulanacaksa çok ince bir iğne ile bu zar da geçilerek subaraknoid boşluğa girilir ve beyin omurilik sıvısının geldiği gözlendikten sonra ilaç verilir.

    Epiduralde ise iğnenin arkasından çok ince bir kateter (boru, tüp) girilerek uygun mesafeye kadar itilir ve bu kateter dura zarı çevresindeki epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkartılır ve kateterin dışarıda kalan ucu flasterler ile hastanın sırtı boyunca sabitlenir. Dışarıda kalan uçtan enjektör yardımıyla ilaç verilebileceği gibi sürekli belirli dozda ilaç pompalayan otomatik cihazlar da kullanılabilir.

    Kateter yerleştirildikten sonra ilk önce az miktarda ilaç test dozu olarak verilir. Burada amaç olası bir alerjik ya da aşırı reaksiyonun olup olmayacağını gözlemektir. Bu tür bir reaksiyonun olmadığı gözlendikten sonra tedavi dozu verilir. Vajinal doğumlarda genelde spinal anestezi uygulanmaz. Bu nedenle kateter yerleştirilip tedavi dozu verildikten 15-20 dakika sonra anne adayı kasılmaları hissetmesine rağmen ağrı duymamaya başlar.

    Doğum uzadığında ve ilacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında ek dozlar verilir. Bu şekilde doğum gerçekleştirildikten sonra epizyotomi de (vajina girişinin kesilmesi) ek bir anesteziye gerek kalmadan kolaylıkla dikilebilir.

    Vajinal doğumu takiben hemen, sezaryeni takiben ise 24 saat sonra kateter çıkartılarak uygulamaya son verilir. Kateterin çıkartılması sırasında hasta hiçbir rahatsızlık duymaz.

    Epidural kateter takılması hasta açısından kolay tolere edilebilir, acısız ve rahat bir uygulamadır. Kateterin epidural boşluğu girdiği anda bacakta elektrik çarpmasına benzer bir his oluşması dışında hastaya ratahsızlık vermez. Epidural anestezi uygulamasında en önemli nokta işlemi yapan anestezi uzmanının tecrübesidir.

    Genellikle normal doğumlarda doğumun başında değil de rahim ağzı yaklaşık olarak 2-3 cm açıldıktan sonra epidural anestezi uygulaması tercih edilir. Ayrıca ilacın etkili olması için de 20-30 dakika geçmesi gerekir. Dolayısıyla normal doğum yapacak bayanlarda epidural anestezi yapılmadan önce ilk sancıların çekileceği bilinmelidir.

    Sezeryan operasyonu için epidural anestezi uygulanacak ise ameliyat sonrasında da bu kataterden ilaç verilerek ağrısız bir ameliyat sonrası lohusalık dönemi geçirilmesi sağlanabilir.

    Epidural anestezi uygulandığında herhangi bir bilinç kaybı olmaksızın tam ağrı kontrolü sağlanır. Bu şekilde hem normal doğum hem de, eğer gerek olursa, ilaç dozunu ayarlayarak sezeryanla doğum da yapabilirsiniz. Ayrıca doğum sırasında herhangi bir ek müdahele uygulanması veya dikiş atılması gerektiğinde bunlar da rahatlıkla hekim tarafından uygulanabilir ve ağrısını duymazsınız.

    Epidural anestezi ile gebeler kaslarını hareket de ettirebilir ve ıkınabilirler. Bu şekilde doğum olayına da aktif olarak katılmış olursunuz. Böylece bebeğinizi doğar doğmaz görebilir ve kucağınıza alabilirsiniz

    Anestezi amacıyla enjeksiyon veya solunum yolu ile verilen ilaçlar bebeğe de geçip onu etkileyebilirken, epidural anestezide kullanılan ilacın kan ile direkt ilişkisi olmadığından bu ihtimal çok azdır.

    Size uygulanacak anestezi tipi, genel sağlık durumunuz ve uygulanacak olan işlemin cinsine göre belirlenir. Ve elbette sizin tercihiniz de mutlaka göz önünde bulundurulur. Örneğin kimi bayanlar sezeryan olacak iseler epidural anestezi yerine uyumayı tercih edebilirler.


    EPİDURAL ANESTEZİNİN YAN ETKİLERİ VAR MIDIR?

    Aslında istenmeyen yan etkiler çok nadirdir. Ancak elbette her tip anestezi uygulamasında olduğu gibi epidural anestezide de bazı yan etkiler görülebilir. Bunların arasında en sık görülenleri başağrısı, kas ağrıları ve tansiyon düşmesidir. Çoğunlukla hafif düzeyde ve kısa sürelidirler. Çok nadiren baş ağrıları birkaç gün kadar uzun sürebilir.

    Anestezistiniz epidural anestezinin risklerini, faydalarını ve istenmeyen etkileri zaten size tüm detaylarıyla açıklayacak ve onayınızı aldıktan sonra işlemi uygulayacaktır.

    Sonuçta birçok gebe kadın ve doğum doktoru için epidural anestezi, anne ve bebeğe sağladığı rahatlık ve güvenilir olması nedeniyle sıklıkla uygulanmaktadır.


    Mesaji gonderen: Misafir
    Mesaj Tarihi: 11-Temmuz-2007 Saat 03:00

    Stres, doğacak bebeğin zekasını etkiliyor

    İngiliz bilim adamlarının yaptığı bir araştırmaya göre, hamilelikte stres, doğacak bebeğin zekasını olumsuz etkiliyor.

    Yapılan deneylerde, hamilelikte yoğun stres yaşayan kadınların çocuklarının IQ’sunun, ortalamanın yüzde 10 altında kaldığı gözlendi.

    Anne karnında strese maruz kalan çocuklarda ayrıca davranış bozuklukları tespit edildi.

    Bilim adamları, annenin yaşadığı stresin hangi mekanizma ile çocuğun zeka ve davranış gelişimini etkilediğini ise henüz tespit edemedi.

     



    Mesaji gonderen: reyhan
    Mesaj Tarihi: 13-Temmuz-2007 Saat 07:23
    HANIMLAR MUTLAKA BAKIN

    GEBELİKTE İLAÇ KULLANIMI


    Plesenta, maternal ve fötal dolaşımlar arasındaki lipit bir engeldir. Plasentadan ilaç geçişi, pasif difüzyon yoluyla olmaktadır. Yağda çözünen, iyonize olmayan ve düşük molekül ağırlığına sahip ilaçlar, plasentadan kolayca geçerler. javascript:bebek%28%29; - Yeterli zaman verildiğinde, hemen bütün ilaçlar, plasentanın her iki yanında da (maternal ve fötal) aşağı yukarı aynı konsantrasyona erişebilirler. Bu kuralın tek istisnası, çok büyük ve çok polar bir molekül olan heparindir.
    Pre-embriyonik faz : Gebe kalınan andan başlayarak 17. güne kadar devam eder. Bu fazda, olumsuz bir dış etkenin (ilaçlar da dahil) sonucu, ya ölüm ve düşük (ya da resorpsiyon) dur veya gelişme hiç etkilenmez.
    Embriyonik faz : Gebe kalındıktan sonraki 18. günden 55. güne kadar sürer. Organojenez olayının temel aşamalarının görüldüğü fazdır. Dokuların hızla farklılaşması ve doku hasarının giderilmesinin olanaksızlığı nedeniyle, teratojenite açısından en kritik dönemdir.
    Fötal faz : Gebeliğin 56. gününden miyadına (38. hafta) kadar devam eden bu fazda ilaçların etkisi genellikle büyüme defektleri ve fonksiyonel kayıplarla sınırlıdır.

    PLASENTADAN GEÇEN ETKEN MADDELER
     

    Acethophenitidin
    Alimerazin
    Alphaprodine
    Amethopterin
    Amfetamin
    Amfoterisin B
    Amikasin
    Anileridin
    Amino Kaproik Asit
    Aminopterin
    Amitriptilin
    Ammonium Chloride
    Amobarbital
    Aspirin
    BCG
    Bendroflumetiazid
    Benztiazid
    Beta-Histidin
    Betanidin
    Bisakodil
    Bishydroxicoumarin
    Bromide'ler
    Busulfan
    Butalbital
    Butorfanol
    Canlı Aşılar
    Chloral Hydrate
    Chlorambucil
    Chloramphenicol
    Chloraquine
    Chlorpromazine
    Chlorpropamide
    Civa
    Cortisone
    Cyclophosphamide
    Cyclopropane
    Daktinomisin
    Dantron
    Debrisokin
    Dekstropropoksifen
    Demoksisiklin
    Dextroamphetamine sulfate
    Dienestrol
    Dietilstilbestrol
    Difenadion
    Dihidrokodein Bitartarat
    Dikumarol
    Disopramid
    Doksepin
    Doksisiklin
    Ergot Deriveleri (Ergotamin)
    Estradiol
    Estron
    Etakrinik Asit
    Etanol
    Ether
    Ethylbiscoumacatate
    Etinil Estradiol
    Etisteron
    Etosüksimid
    Etratinat
    Fenazosin
    Fenilbutazon
    Fenindion
    Fenitoin
    Fenolftalein
    Fenprofen
    Fenprokumon
    Fentanil
    Fluktosin
    Ftalilsülfasetamid
    Ftalilsülfatiazol
    furasemid
    Gentamisin
    Griseofulvin
    Guanetidin
    Heroin
    Hexamethonium Bromide
    Hidroflumetiazid
    Hidroklortiazid
    Hidrokodon
    Hidromorfon
    Hint Yağı
    İbuprofen
    İndometazin
    İnfluenza Aşısı
    İodide'ler
    İophenoxic Asit
    İothiouracil
    İsoniazid
    İzotretionin
    Kanamisin
    Kasantranol
    Kaskara Sagrada
    Katakonazol
    Kızamıkçık Aşısı
    Kinetazon
    Kinidin
    Klofibrat
    Klomifen
    Klomipramin
    Klomosiklin
    Klorambusil
    Kloramfenikol
    Klorotrianisen
    Klorpropamid
    Klortalidon
    Klortetrasiklin
    Klortiazid
    Kodein
    Kolin Salisilat
    Kolistin
    Kumarin Deriveleri
    Kurşun
    Laktuloz
    Levallorfan
    Levorphanol
    Lithium
    Lithium Carbonate
    Lysergic acid diethylamide (LSD)
    Mafenid
    Magnezyum
    Mecamylamine
    Meclofenamat
    Mekloretamin
    Meperidin
    Mepivacaine
    Meprobamat
    Merkaptopürin
    Mestranol
    Metadon
    Metarbital
    Metasiklin
    Methimazole
    Methadone
    Methotrexate
    Metilklotiazid
    Metilprednizolon
    Metolazon
    Magnezyum Salisilat
    Minosiklin
    Morphine
    Nalbufin
    Nalidiksik Asid
    Naproksen
    Neomisin
    Nicotine
    Nifedipin
    Nitrofurantoin
    Nitrous Oxide
    Noretindron
    Noretinodrel
    Novobiocin
    Oksifenbutazon
    Oksikodon
    Oksimorfan
    Oksitetrasiklin
    Oksolinik Asit
    Opium
    Oral Kontroseptifler
    Östrojen
    Paraldehyde
    Parametadion
    Parametazon
    Paregorik
    Penisilamine
    Pentazosin
    Perhiksilin Maleat
    Phenmetrazine
    Phenobarbital
    Phenylbutazone
    Pipermidik Asit
    Podophyllum
    Polimiksin B
    Politiazid
    Potassium İodide
    Prenilamine
    Probukol
    Proklorperazin
    Prometazin
    Propranolol
    Propylthiouracil
    Psedoefedrin + Triprolidin
    Quinine
    Radyoaktif İyot
    Reserpine
    Rifampin
    Salsalat
    Serotonin
    Siklazosin
    Siklofosfamid
    Siklopentiazid
    Siklotiazid
    Sinoksakin
    Sitarabin
    Sodyum Salisilat
    Sodyum Tiosalisilat
    Sodyum Warfarin
    Spironolakton
    Sterptokinaz
    Sterptomycin
    Sulfonamide
    Sulfonylurea
    Sulindak
    Suksinilsülfatiazol
    Sülfadiazin
    Sülfadimetoksin
    Sülfadoksin
    Sülfaethidol
    Sülfaguanidin
    Sülfaklorpridazin
    Sülfafenazol
    Sülfamerazin
    Sülfametiazin
    Sülfametiazol
    Sülfametoksazol
    Sülfametoksidiazin
    Sülfanilamid
    Sülfanil Karbamid
    Sülfapiridin
    Sülfasalazin
    Sülfasetamid
    Sülfasimerazin
    Sülfasistin
    Sülfatiazol
    Sülfaksisazol
    Terapotik Radyasyon
    Tetracycline
    Thalidomide
    Thiazide
    Thiouracil
    Tiamfenikol + Asetilsistein
    Tobramisin
    Tolbutamid
    Tolmetin
    Triamkinolon
    Tribromoethanol
    Triklormetiazid
    Trimetadion
    Trimetoprim
    Tütün
    Valproik Asit
    Vankomisin
    Verapamil
    Vinblastin
    Vinkristin
    Vitamin A
    Vitamin D
    Vitamin K analogları
    Warfarin

    Not : Herhangi bir ilaç yada etken maddenin bu tabloda yer almaması, gebelikte rahatlıkla kullanılabileceği anlamına gelmez.



    Mesaji gonderen: Misafir
    Mesaj Tarihi: 19-Temmuz-2007 Saat 15:42
    Hamilelikte Diş Çekilir mi?


    Hamilelik tüm vücudun fiziksel ve psikolojik yönden pek çok değişikliklere uğradığı bir dönemdir. Ağzımız ise vücudun bu tür değişikliklerine karşı çok hassas olan bir bölgesidir.

    Anne adayı hamilelik süresince ister istemez devamlı bebeğini düşündüğü için kendi kişisel bakımını ihmal edebilir. Mide bulantıları ve kusmalar ağız içinde zararlı etkilere neden olur. Bazı yiyecek ve içeceklere karşı aşırı ilgi veya aşırı tiksinme duyulması sonucu ağız da bundan etkilenir.

    Hormonal etkiler sonucunda ağız içinde bazı değişimler olur. Örneğin kandaki ve tükrükteki asit miktarı arttığı için dişlerin çürümesi kolaylaşır.Çünkü en basit anlatımıyla , dişin çürümesi demek , bakterilerin salgıladığı asitlerle yumuşaması demektir.Diş eti rahatsızlıkları da eskisinden daha kolay ve daha sık oluşacaktır.

    Hamile olmayı düşünen veya hamile olan her kadın mutlaka bir diş hekimi kontrolünden geçmeli , ağız sağlığı için neler yapması veya yapmaması gerektiğini öğrenmeli ve gereken tedavilerini yaptırmalıdır. Bu hem annenin hem de çocuğunun sağlığı için çok önemlidir.

    Hamilelik kabaca üç dönemde incelenir:

    İlk üç aylık dönem:

    Bu dönem bebeğin çok hassas olduğu bir dönemdir.Gereksiz müdahaleler düşüğe sebep olabilir.Fakat ağrıya sebep olmuş ve/veya müdahale edilmediği taktirde daha çok zarara neden olabilecek durumdaki dişlerin çekim, kanal tedavisi gibi acil olarak tedavi edilmesi gereken durumlarında, çekinmeden diş hekimine gidilmelidir. Diş hekimi , bebeğe zarar vermeyen ilaçlarla tedaviyi sağlayacaktır.

    İkinci üç aylık dönem:

    Bu dönem , hamilelik sonuna kadar ertelenmesi uygun olmayan diş çekimi, dolgular, kanal tedavilerivb. pek çok tedavinin yapılması için en uygun olan dönemdir.

    Üçüncü üç aylık dönem:

    Bu dönemde bebek anne karnında oldukça büyümüştür ve doğum yaklaşmıştır.Aynen ilk üç aylık dönemde olduğu gibi, acil tedaviler dışında diş hekimi müdahale etmeyecektir


    Mesaji gonderen: Misafir
    Mesaj Tarihi: 20-Temmuz-2007 Saat 04:52
    LOHUSALIK DÖNEMİ
    Lohusalık; doğumdan sonraki 6 hafta (42 gün) sonunda gebeliğin kadında yarattığı fizyolojik ve psikolojik değişimlerin gebelik önceki haline dönmesidir. Bu süreç her organ ve sistem için farklı zamanlar alır.

    Halk arasında "lohusanın mezarı 40 gün açık kalır" sözü yaygın olarak kullanılır. Bu söz bir yerde gerçekleri yansıtmaktadır. Çünkü doğum ve lohusalık döneminde ortaya çıkan hastalıklar hayatı tehdit edici boyutlarda olabilir.

    Çok erken lohusalık doğumdan sonraki ilk 24 saati, erken lohusalık ilk 1 haftayı, geç lohusalık da geri kalan süreyi temsil eder. Üreme organları 6 haftada normal haline döner ve emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye başlar. Emzirenlerde ise adetlerin normale dönmesi 6 ayı bulabilir, hatta bu süreyi bir miktar daha aşabilir.

    Doğum sonrası belirgin olarak fark edilebilen ilk değişiklik rahmin eski haline dönmesi yani küçülmesidir (involusyon).

    Rahim (Uterus) involüsyonu
    Rahim involüsyonu; rahimin doğumdan sonra gebelik öncesi durumuna dönmesine verilen isimdir.

    Gebelik süresince rahim ağırlık olarak yaklaşık 20 kat büyür, ancak doğumdan sonra hızla küçülmeye başlar. Bebek doğduktan hemen sonra yaklaşık 20. gebelik haftasında olduğu boyuta iner. Bu evrede ağırlığı yaklaşık 1 kg kadardır. Birinci haftanın sonunda 12. gebelik haftasındaki büyüklüğüne dönen rahimin hacmi 6 hafta sonunda gebelik öncesi büyüklüğündedir.

    Vücudumuzda ağırlık ve hacmi bu kadar çok büyüyüp sonrasında küçülen ikinci bir organımız bulunmamaktadır. Uterusun bu özelliği bilim dünyasını günümüzde dahi şaşkınlığa uğratmaya devam etmekte ve halen bilimsel yönden tam olarak açıklanamamaktadır.

    Doğumdan hemen sonra rahim kasılmalarının gücü doğum sırasındaki güçlerden çok daha fazladır. Bunlara “takip eden ağrılar (afterpains)” adı verilir. Bu ağrılar 2-3 gün kadar devam edebilir. Daha önce doğum yapmışlarda (multiparlarda) daha fazla hissedilir. İlk 12 saatte sıklıkları daha fazladır, bu saatten sonra gerek sıklığı gerekse şiddeti giderek azalır.

    Özellikle lohusanın bebeğini emzirmesi sırasında, uyarıyla beyinden salgılanan “oksitosin” hormonuna bağlı olarak rahim kasılması sonucu kasık ve karın bölgelerinde ağrılar hissedilebilir.

    Doğumda plasentanın ayrılmasından hemen sonra, plasentanın uterusa yapıştığı alan yarı yarıya küçülür. Bu küçülme sayesinde açıkta olan damar uçları kapanır ve kanama azalır. Rahmin içini döşeyen ve "endometrium" adı verilen zar tabakasının normale dönmesi 3 haftayı bulurken plasentanın yerleştiği alan 6 haftada iyileşir. İyileşmenin tam olamadığı durumlarda ise kanamalar görülebilir.

    Doğum sonrası vajinal akıntılar (Löşi, Lochia)
    Doğumdan sonra rahim içinden gelen akıntıya "Löşi (lochia)" adı verilir. İlk gelen taze kırmızı kan "löşi rubra" olarak adlandırılır. Bu sıvının içinde kan ve doku parçacıkları bulunur. Birkaç gün içinde miktarı azalır, rengi açılır ve yani "löşi seroza" ya dönüşür. 2. haftadan sonra ise daha koyu kıvamlı ve açık renkli "löşi alba" gelmeye başlar. Doğumdan yaklaşık 4 hafta sonra bu tüm bu vajinal akıntılar kesilir.

    Löşi içeriği açısından enfeksiyona çok müsait bir ortamdır. Bu nedenle hijyene çok dikkat edilmelidir.

    Doğum sonrası serviks (rahim ağzı), vajen ve diğer değişiklikler
    Doğum esnasında 10 cm açılan ve tamamen incelip kağıt gibi olan serviks (rahim ağzı) açıklığı bir hafta sonunda yaklaşık 1 cm'ye iner. Rahim ağzı normal doğum yapmışlarda artık yuvarlak değil yassı bir görünüm alarak doğum yapmayanlardan ayrılır. Serviksin tamamen iyileşmesi yine 6 haftalık bir zaman alır.

    Doğum sırasında çok fazla zorlanan ve esneyen vajina dokusu yavaş yavaş iyileşmeye başlar ve 3 hafta bitiminde son halini alır, ancak asla doğum yapmadan önceki gerginliğine gelemez.

    Gebelik boyunca genişleyen ve esneyen karın kasları ve pelvik kaslar 6 hafta sonra toparlanır ve bu dönemden sonra egzersiz önerilir. Dolaşım, boşaltım, endokrin gibi diğer sistemlerde olan değişiklikler de 6 hafta sonunda normal haline döner.


    LOHUSALIK PROBLEMLERİ

    Doğumdan hemen sonra ciddi ve ani problemler görülebilir. Bu yüzden lohusa en az 24 saat gözlem altında tutulmalıdır. Sık aralıklarla tansiyon ölçümleri yapılmalı, kanama kontrol edilmelidir.

    Kanama
    Erken lohusalığın en önemli komplikasyonu kanamadır. Normal doğumdan sonra 500 mililitreden fazla kanama olması anormal olarak kabul edilir. En önemli ve ciddi nedeni "atoni"dir.

    Atoni doğumdan sonra rahmin kasılmaması ve dolayısı ile açıkta olan damarların kapanamamasıdır. Son derece acil ve hayatı tehdit eden bir durum olup, çok kısa zamanda aşırı miktarda kanama ile karakterizedir.

    Uygun ortamlarda yapılmayan doğumlarda, atoni gelişirse ve acil ameliyat şartları yoksa anne kaybedilebilir. Bu nedenle evde yapılan doğumlar son derece risklidir.

    Tedavide önce elle rahim masajı yapılır ve damar yolu ile rahim kasılmasını sağlayan ilaçlar verilir. Eğer tedavi sonuç vermez ise acil bir operasyon gerekebilir.

    Emboli
    Anne hayatını tehdit eden başka bir durumda amniyon mayii embolisidir. Burada bebeğin amniyon sıvısı annenin kan dolaşımına geçerek akciğerler, beyin gibi organlara giden damarlarda tıkanıklığa yol açar. Anne çok kısa bir sürede hayatını yitirir.

    Maalesef tanı ve tedavisi çok güçtür. Modern obstetrideki en önemli anne ölüm nedeni amniyon mayii embolisidir.

    Enfeksiyonlar
    "Lohusalık humması" olarak adlandırılan durum doğumdan sonraki ilk 24 saatten sonra ortaya çıkan ve yüksek ateşle seyreden bir durumudur. En sık nedenler üreme, idrar yolları ve memelerin enfeksiyonudur. Doğum eyleminin uzaması, zarların erken açılması gibi durumlar enfeksiyon riskini arttırır.

    En sık görülen enfeksiyon rahim içinin iltihaplanmasıdır ("endometrit"). Genelde 3. gün ortaya çıkar ve ateş 40 dereceye kadar yükselebilir. Löşi oldukça kötü kokuludur. Olay karın boşluğuna kadar yayılabilir ("peritonit").

    Muayenede rahim oldukça hassas ve ağrılıdır. Enfeksiyonun kan yolu ile yayılması meydana gelir ise hayatı tehdit eder.

    Tedavide yatak istirahati, sıvı desteği ve uygun antibiyotik kullanımı önerilir.

    İdrar yolları enfeksiyonu
    % 5 vakada ise idrar yaparken yanma, kasık ve bel ağrıları, yüksek ateş şikayetlerinin eşlik ettiği idrar yolu enfeksiyonu (İYE) ortaya çıkabilir. Genelde 2. veya 3. günde belirti verir.

    Vajinada olan yaralanmalar İYE riskini arttırır. Tedavide uygun antibiyotikler önerilir.

    Gebelik öncesi var olan her türlü sistemik hastalık lohusalık döneminden olumsuz yönde etkilenebilir. Bu nedenle lohusalıkta son derece dikkatli olunmalıdır.


    PERİNE BAKIMI NEDİR?
    Normal doğum esnasında bölgede kontrolsüz yırtıkların olmaması için doktor tarafından bir kesi yapılır. Bu kesiye "epizyotomi" adı verilir.

    "Perine bölgesi" denildiğinde ise vajina girişi ile makat arasında kalan bölge anlaşılır. Doğum esnasında ve doğumdan sonra büyük öneme sahiptir.

    Doğum sonrası perine bakımı, epizyotomi alanının daha kolay iyileşmesi ve enfeksiyon kapmaması için yapılması gerekenlerin tümünü kapsar. Bakım yaklaşık 1-3 hafta sürer.

    Perinede problem belirtileri
    Perinede en sık karşılaşılan problem ağrı ve şişliktir. Doğum sırasında bebeğin başının sıkıştırması nedeni ile perine ve vajen etrafında ödem olur. Yine doğum esnasında epizyotomi (vajene kesi) yapılmış olsa bile vajinada fark edilmeyen yırtıklar veya sıyrıklar oluşmuş olabilir. Bu yırtıklar farkedilip dikilmediğinde kanayabilir veya enfeksiyon kapabilir.

    Eğer kanamalar dışarıya olmaz ve doku aralığında birikirse vajinada dolgunluk hissi ile beraber şiddetli bir ağrı olabilir. Bu durumda bir "hematom" dan (içe kanama) şüphelenilir.

    Yine doğum sırasında ıkınmalara bağlı olarak makat etrafında hemoroidler oluşabilir. Bu hemoroidler otururken ağrıya neden olabilir hatta bazen kanayabilir. Oturma banyoları ve ilaç tedavilerine cevap vermeyen hemoroidlerde cerrahi tedavi gerekebilir.

    Perine Bakımında Yapılması Gerekenler
    Doğumdan sonra ağrı ve kanamayı azaltmak için perine bölgesine buz tatbiki veya oturma banyoları zaman zaman önerilmektedir. Ağrı için doktorunuzun yazdığı ağrı kesici hapları kullanabilirsiniz. Kabızlık veya hemoroid problemleriniz varsa zorlanmayı önlemek için gaita yumuşatıcı ilaçları kullanabilirsiniz.

    Bölgeyi temizlemek için sadece temiz su yeterli olmakla birlikte çoğu zaman antiseptik maddeler içeren solüsyonlar önerilir. Ayrıca akıntı ve kanamalar için günlük ped kullanılması hijyen açısından önemlidir.

    Doğum sonrası normalden fazla ve pıhtılı taze kanama olursa mutlaka doktorunuza haber verin.

    Ayrıca şu önlemleri alın:
    Perine bölgenizi mümkün olduğunca kuru tutmaya özen gösteriniz. Hijyenik pedlerinizi sık olarak değiştirin.
    Vajinal akıntı ile kanamanızın durumunu arada bir kontrol ediniz. Bu bölgede aşırı ağrı veya gerginlik hissi durumunda mutlaka doktorunuza danışın.
    Tuvalet sonrası en az iki dakika temiz su veya tercihen antiseptikli solüsyon (savlon veya iyotlu solusyonlar gibi) ile temizlik yapınız. Bu esnada temizliği arkadan öne doğru değil önden arkaya doğru yapmaya dikkat ediniz. Tuvaletlerinizde bu bölgenin gaita ile bulaşmasını önleyiniz.
    Evinizde yeterli miktarda hijyenik ped, temizlik malzemesi ve ağrı kesiciler bulundurunuz.
    Bu bölgeye uygulanan "buz kalıpları" ödem veya küçük hematomlara bağlı ağrıları azaltabilir. Buz kalıpları hazılamak için bir eldivenin içine su konulup buz dolabının buzluk kısmında dondurulur. Daha sonra oluşan bu kalıplar yumuşak bir bezle sarılır ve perine bölgesine tatbik edilir. Uygulama 48 saatte bir 20 dakika şeklinde önerilmektedir.
    Perine bölgesine ılık veya sıcak su oturma banyoları önerilmemektedir.

    Eğer kanamanızın miktarı fazlalaşıyorsa (örneğin 2 saatte 1 pedden fazla kirletiyorsanız), kanamanız kırmızı renk alıyorsa, kötü bir koku belirirse, ateşiniz yükselirse, karında ağrı ortaya çıkarsa hemen doktorunuzu arayın.



    Mesaji gonderen: mystical
    Mesaj Tarihi: 31-Temmuz-2007 Saat 18:17
    Hamilelik oncesi ve sonrasinda sizlere yararli olabilecek yazilari bu bolumde topluyoruz.

    -------------
    https://www.facebook.com/gebelikveannelik/app_357644351038582" rel="nofollow - Gebelik Takvimi Uygulama


    Mesaji gonderen: güldane
    Mesaj Tarihi: 31-Temmuz-2007 Saat 22:51
    HEPİNİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.BENDE ANNE OLABİLİRSEM İNŞALLAH ÇOK İŞİME YARAYACAKLAR.SAĞOLUN KIZLAR

    -------------

    HAYATIMIZIN ANLAMLARI MİNİK KELEBEKLERİM HAYATIMIZA HOŞGELDİNİZ

    23.07.08/11.25 DURU NİLHAN
    09.09.09/14.35 ALİ ÇINAR






    Mesaji gonderen: barosum
    Mesaj Tarihi: 05-Agustos-2007 Saat 13:09

    Doğum Sancısı Nedir?

    Gerçekte sancı rahim duvarlarının rahim boynunu bebeğin geçebileceği genişliğe ulaştırması için açılmaya zorlamasıdır. Rahim kasları rahmin dibinden aşağıya doğru kasılarak rahmin boyunu kısaltmaya çalışır. Yani rahmin aşağısı ve yukarısı birbirine yaklaşmaya çalışır. Bu yaklaşma sırasında rahim boynu açılmaya zorlanmış olur.

    Bu kasılmalar o kadar güçlüdür ki sonuç sancıdır. Kasılmalar düzenli bir ritmle gelirler. Başlangıçta 10 dk. arayla gelen kasılmalar gittikçe ritmlerini artırırlar ve kasılma süresi uzar. Sancının en yoğun olduğu zamanlarda sancı iki ile üç dakika arayla gelir ve ortalama 40 saniye sürer. Boynun açılma süresi kadından kadına değişkenlik gösterir. Bu süre kasların esnekliğine bağlı olduğu gibi kadının sancıya karşı tutunduğu tavırla da direk ilişkilidir. Eğer anne tam bir gevşeme gerçekleştirirse yani gelen sancıyı direnmeden karşılarsa genişleme daha hızlı olur.

    Genel olarak ilk doğumda genişleme çok daha uzun sürer. (Doğum yaklaşık 12 saat sürer.) Doğum sancıları bebeği dışarı çıkarana kadar devam eder ve şiddetleri artar. Ancak bebek doğum kanalına girdikten sonra doğuma aktif olarak katılacağınız için ve bu evre yarım saat gibi kısa bir süre alacağından sancıların şiddetinden korkmanız gerekmez. Bir anlamda sancı çabanızın ardına gömülür.

    İkinci ve daha sonraki doğumlar daha kısa sürer. Rahim boynu daha önce genişlediği için eskisi gibi değildir. Ve Genişlemesi daha kolay olur. Ancak Sancının şiddeti değişmez yalnızca daha kısa sürede bebeğinizi dünyaya getirirsiniz.

    Sancının bir kadına verdiği acı çok değişkendir. Kimi kadınlar bunu dayanılmaz bulurlar kimi kadınlar ise sadece yüzlerini buruştururlar. Bu bebeğin annenin karnında duruşuyla da ilgilidir. Bazı bebekler bele baskı yaparlar ve bu bel ağrılarına yol açar. Ancak temel olarak doğuma gevşek ve rahat girerseniz daha az sancı duyarsınız. Ama doğumdan aşırı korkuyorsanız veya o gün çok gergin bir gün geçirdiyseniz, sancıyla başedemiyorsanız çok daha fazla acı çekersiniz.

    Bugün artık anne adayları sancısız doğum yapmanın yollarını arıyorlar. Bu iki şekilde mümkün. Birincisi ilaçlarla (ağrısız doğum), ikincisi kendinizi doğuma hazırlayarak. Gerçekten de çok az sancı duyarak doğum yapmak mümkün..



    Mesaji gonderen: barosum
    Mesaj Tarihi: 05-Agustos-2007 Saat 13:45
     
    Doğuma Hazırlanarak Doğum Korkusunu Yenin...

    Bebeğinizi elinize almanın heyecanını tek gölgeleyen şey varsa o da doğum korkusudur. Doğum yapmak her anne adayının fazlasıyla korktuğu bir olaydır. Ancak insan bilinmeyenden korkar ve bazı inanışlar bu korkuları artırır. Doğum sancısının ne kadar dayanılmaz bir sancı olduğunun yüzyıllardır beynimize kazınması gibi. Gerçekten büyük acılar içinde doğum yapan kadınlar olduğu gibi çok az sancıyla doğum yapan kadınlar da mevcuttur. Doğum korkusunu yenmek için doğuma hazırlanmalısınız. Bunu nasıl yapacaksınız:
     

    • Doğum ve sancı hakkkında yeterli teknik bilgiye sahip olun.

    • Hamileliğinizin dördüncü ayından itibaren nefes ve kas egzersizleri yapmaya başlayın.

    • Vücudunuzu nasıl gevşeteceğinizi öğrenin.

    • Doğumu gözünüzde büyütmeyin. Çok az sancıyla doğum yapan pek çok kadın var. Siz de onlardan biri olabilirsiniz. Onlar bunu bedenlerini gevşetmeyi çok iyi bildikleri için başardılar. 

    • Ülkemizde de son zamanlarda başlayan hamile eğitim ve hazırlık kurslarına katılabilirsiniz. Bu kurslarda genel olarak yukarıda bahsi geçen konular hakkında yeterli bilgilendirme yapıldığı gibi egzersizler de öğretiliyor. Ayrıca kafanıza takılan her türlü soruyu bu kurslarda cevaplandırabilirsiniz.

    • Son olarak doğum olayını fazla kafanıza takmayın. Kendinize inanın. Korkunuzun sizi normal doğum yapmaktan alıkoymasına izin vermeyin. En başından beri normal doğum yapmakta kararlı olduğunuzu doktorunuza hissettirin. Fakat son söz doktorunuzun olsun. Unutmayın eğer doğum o kadar korkunç bir şey olsaydı anneler ikinci bebek yapmayı hiç düşünün..

     



    Mesaji gonderen: barosum
    Mesaj Tarihi: 05-Agustos-2007 Saat 13:46

    Sancıyla Başa Çıkmak...

    Neden bazı kadınlar daha az sancı çekerken bazıları dayanılmaz acılar içinde doğurur? Neden acının algılanışı kişiden kişiye değişir? Bu soruların cevabı sancıyla başa çıkmanın anahtarıdır. Yıllardan beri gelen bir söylemle acı içinde doğuracağınız kafanıza kazınmıştır. Sancı eşittir dayanılmaz acı demektir.

    Ancak bu söylemin gerçekliği artık tartışılmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda bazı kadınların acı çekmeden doğurduğu gözlemlenmiştir. Bu kadınların ortak özellikleri çok gevşek ve rahat olmalarıdır. Vücutlarındaki kaslar kontrol edildiğinde oldukça gevşek oldukları görülmüştür.

    Sancıyı yenebilmek için vücudunuzu tamamiyle gevşetebilmeniz gerekir. Bu gevşekliği sağlamak için korkunuzu yenmelisiniz. Çünkü korku kaslarda gerginliğe sebep olur. Doğumdan ne kadar çok korkarsanız ve panik içinde doğuma girerseniz o kadar çok acı çekmeniz olasıdır.

    Korkunuzu nasıl yeneceksiniz? İnsan bilinmeyenden korkar. Eğer doğumun nasıl gerçekleştiğini bilirseniz korkunuzu yenebilirsiniz. Doğuma huzur içinde acı çekmeyeceğinize inanarak girerseniz gevşek kalabilirsiniz. Doğumda kullanacağınız kasları güçlendirirseniz, nefes egzersizlerini öğrenirseniz doğumunuz inanamayacağınız kadar kolay olabilir.



    Mesaji gonderen: manolya80
    Mesaj Tarihi: 19-Agustos-2007 Saat 02:56


    Gebelikte ayaklarda ve ellerde şişme!!


    Neden? Gebelik ilerledikçe hücrelerarası sahada sıvı miktarı artar ve bu da dokuların daha "şiş" hale gelmesine neden olur. Özellikle ayak bilekleri gibi uterus basısı nedeniyle oluşan dolaşım yavaşlamasından çok etkilenen bölgelerde ödem adı verilen şişlikler ortaya çıkar. Ödemli bölgeye parmakla basıldığında bu bölgenin kolayca içe göçtüğü ve bir çukurluk oluştuğu, bu çukurluğun bir süre değişmeden kaldığı gözlenir. Ödemler çalışanlarda özellikle akşam saatlerinde daha belirgindir ve istirahatle hafifler.

    Öneri: Ayaklardaki şişmeleri etkili bir şekilde önleyecek bir tedavi yöntemi yoktur. Eskiden uygulanan tuz kısıtlaması, idrar söktürücü ilaç kullanımı gibi öneriler artık çağdışı olarak kabul edilmektedir. Zira ayaklardaki ödem gebeliğin fizyolojik değişiklikleridirler. Ancak ellerde, yüzde ve diğer bölgelerde oluşan şişliklerin preeklampsi habercisi olabileceğini unutmayın.

    Gebelikte eelrde ve ayaklarda şişme problemleri genellikle önemli bir probleme bağlı olmayabilir protein eksikliğine bağlı olarak özellikle ayaklarda şişlikler oluşur protein takviyesi ile bu sıkıntılar azaltılabilir fakat öncelikle gebelik hipertansiyonu ve böbrek rahatsızlıkları gibi gebelikte hayati tehlike yaratabilecek rahatsızlıklar ekarte edildikten sonra semptomatik tedavi yöntemleri uygulanabilir

    Eller ve ayaklardaki şişlikler aşırı kilo alımı ile beraber seyrediyors gebelik diyabeti ve gebelik hipretansiyonu mutlaka araştırılması gereken hastalıklar olarak araştırılması gerekir



    -------------
    06/04/2003(13:15) İlk gözağrım MELİH'İM

    06/11/2008(22:05) Minikkuşum ARDA'M

    Canözlerim benim,tekvarlıklarım


    Mesaji gonderen: manolya80
    Mesaj Tarihi: 19-Agustos-2007 Saat 02:58

    Gebelik ve bel ağrıları

    Gebelik ilerledikçe büyüyen uterusun etkisiyle vücudun ağırlık merkezi değişir. Buna bağlı olarak belde bulunan tüm kasların yükü artar. Bunun yanında başta pelvis kemiklerinde yer alan eklemler olmak üzere tüm eklemlerde hormonların etkisiyle doğuma hazırlık yapmak üzere gevşeme meydana gelir. Tüm bunlar anne adaylarında bel ağrısı şikayetlerinin sık yaşanmasına neden olur.

    Bel ağrısı şikayetlerini daha az yaşamak için sizin kendi kendinize alabileceğiniz çok etkili önlemler var:

    Ayakkabı kullanımı: Tüm gebelik döneminiz boyunca alçak topuklu ayakkabılar tercih etmelisiniz. Hem yüksek topuklu, hem de topuksuz ayakkabılar bel kemiklerini birbirine bağlayan ligamentlerin (bağların) üzerine binen yükü artırarak bel ağrısı şikayetlerini artırabilirler.

    Doğru bir postür ("duruş şekli") ve kaslarınız: Vücudunuza "doğru" şekil vermek, omurga ve belde yer alan kemiklere, kaslara ve ligamentlere (bağlara) ağırlığın eşit bir şekilde dağıtılması açısından çok önemlidir. Doğru bir duruş şekli, kamburunuzu çıkarmadan, ya da omuzlarınızı gereğinden fazla yükseltmeden ve arkaya atmadan oluşan doğal duruş şeklidir. Bu duruş şeklinde "göbeğinizin" çıkmasına serbestlik tanımalı ve vücudunuzdaki tüm kaslara ve özellikle belden yukarıda yer alan kaslarınızın gereksiz yere kasılmasını engelleyecek bir şekil vermelisiniz. Şu andan itibaren günün belli saatlerinde ayakta dururken, yürürken, otururken ya da yatarken tüm vücut kaslarınızı teker teker bilinçli olarak gözden geçirin ve hangilerinin gereksiz yere kasılı olduğunu anlamaya çalışın. Gereksiz yere kasılı duran kaslar bel ağrısı dışında yorgunluk, gerginlik hissi, sırt ağrıları ve uykusuzluğa da neden olabilirler.

    Bedeninizin taşıyabileceğinden daha ağır nesneler kaldırmamalı, yerden bir nesne alırken vücudunuzu belinizden değil dizlerinizden bükmelisiniz.

    Bel kaslarınızı güçlendirmek ve bel ağrısını azaltmak için yapabileceğiniz egzersizler:

    bullet

    Çömelme egzersizleri: bu egzersizler hem bel ve bacak kaslarınızı hem de doğum yaparken kullanacağınız kasları güçlendirmenize yardımcı olur.


     

    Resimde gördüğünüz gibi ayaktayken bir sandalye ya da başka bir sabit nesneden ellerinizle destek alın. Topuklarınızın üzerinde yavaş yavaş çömelin ve çömelme esnasında bacaklarınızı birbirinden hafifçe ayırın. Bu esnada ayak tabanınızın yere tümüyle basmasına dikkat edin. Daha önceden yere koyduğunuz bir nesneyi bu şekilde eğilerek yerden alın ve yine yavaşça doğrularak başlangıçtaki pozisyona dönün. Bu egzersizi her seferinde yorulduğunuzu hissedene kadar (örnek: her seferinde 6-10 kez), günde üç kez uygulayabilirsiniz.

    Bel ve kalça yükseltme egzersizleri: Aşağıdaki egzersizler belinizde bulunan kas ve ligamentlerin (bağların) esnekliğini artırmak yanında karın kaslarınızı da güçlendirir. Bu da bel ağrınızı gidermesi yanında, vücut şeklinizin "düzelmesine" önemli katkılarda bulunur.

    bullet

    Ayakta bel ve kalça yükseltme: sağlam bir yerden (koltuk, sandalye) destek alın. Destek aldığınız yerin yarım metre gerisinde durun ve şekilde görüldüğü gibi dirseklerinizi dik tutarak egzersize başlayın. Kalçanızı kademeli bir şekilde arkaya doğru hareket ettirirken dizlerinizi hafifçe bükün ve karın kaslarınızı gevşetin. Bu konumda birkaç saniye kaldıktan sonra şimdi de belinizi öne doğru almaya başlayın ve sanki biri sizi aşağıdan (kalçalarınızdan) yukarıya kaldırmaya çalışıyormuş gibi kalçanızı yükseltin. Bu pozisyonda da birkaç saniye kaldıktan sonra egzersizin başına dönün.

    bullet

    Yatar konumda bel ve kalça yükseltme: Bu egzersizi şimdi de yatar konumdayken uygulayın. Yere uzandıktan sonra dizlerinizi şekildeki gibi bükün ve bel ve karın kaslarınızı kullanarak belinizi yerden yükseltin, bu konumda birkaç saniye kalın ve tekrar istirahat konumuna dönün.

    bullet

    Diz-dirsek pozisyonunda bel ve kalça yükseltme: Kollarınız ve bacaklarınızı üzerinde şekildeki gibi çömelin. Bu esnada dirsekleriniz bükülmemeli ve bacaklarınız hafifçe aralanmış olmalıdır. Nefes alırken karın kaslarınızın yardımıyla belinizi şekildeki gibi aşağı çekerek bir kavis verin. Nefesinizi birkaç saniye tuttuktan sonra nefesinizi verirken belinizi yeniden orijinal konumuna getirin.

    Bu 2. grupta yer alan egzersizleri de her seferinde yorulduğunuzu hissedene kadar (örnek: her seferinde 6-10 kez), yine günde üç kez uygulayabilirsiniz.

    Bu egzersizler esnasında olağandışı bir ağrı ya da başka bir sorun yaşarsınız doktorunuza mutlaka haber verin.



    -------------
    06/04/2003(13:15) İlk gözağrım MELİH'İM

    06/11/2008(22:05) Minikkuşum ARDA'M

    Canözlerim benim,tekvarlıklarım


    Mesaji gonderen: smallmother
    Mesaj Tarihi: 20-Agustos-2007 Saat 06:31
    COK TEŞEKURLER HARIKA BI PAYLAŞIM

    -------------
    BİRİCİK YAVRUM İLAYDAM 4 YAŞINDA
    2.MELEĞİM
    POLAT EFEM 2 YAŞINDA OĞLUŞUM CANÖZLERİMMMM


    Mesaji gonderen: barosum
    Mesaj Tarihi: 20-Agustos-2007 Saat 12:29

    Genetik Testler

    Genler, vücudumuzun düzenli gelişimi, büyümesi ve çalışması için gerekli olan tüm talimatları şifreler halinde muhafaza ederler. Milyonlarca hücreden oluşan vücudumuzda, 30 000'e yakın gen bulunmaktadır. Genler aynen bir kolye üzerinde dizili olan boncuk taneleri gibi kromozom adı verilen yapılar üzerinde bulunmaktadırlar. Sperm ve yumurta hücresi hariç her hücrede, hücre çekirdeği içerisinde 23 çift olmak üzere toplam 46 kromozom bulunmaktadır. Genetik hastalıklar bazen genlerin içerdiği bu talimatların silinmesi yada bozulması veya kromozomların yapısında veya sayısında hata olması sonucu ortaya çıkabilen hastalıklardır.

    Tıpta genetik dal ilerledikçe, genetik hastalıklar için yeni ve sofistike genetik testler keşfedilmekte veya var olanlar daha da geliştirilmektedir.

    Genetik testler sayesinde kişinin kromozomları, genleri, veya genlerin içerdiği talimatlar sonucu üretilen proteinleri incelenebilmektedir. Bu testlerin sonucunda, klinik bir teşhis doğrulanabileceği gibi klinik semtopmlara (belirtilere) neden olduğu düşünülen gen hataları yada kromozomal hatalar da elimine edilebilir. Bazı genetik testler de biyokimyasal testlerden oluşmaktadır. Bu tür testler, genlerin yapım şifrelerini içerdiği proteinlerin yapısı yada miktarına bakarak, sorumlu gende hata olma riskini belirler.

    Genetik testler, çeşitli nedenler için kullanılırlar. Bunlardan bazıları şunlardır;

    - Taşıyıcılık Taraması: Daha önceki yazılardan da hatırlayacağınız gibi, her genin iki kopyası vardır. Taşıyıcılar sağlıklı kişilerdir. Bu kişilerde ikisi de hatalı olduğu zaman hastalığa yol açabilecek olan bir gen çiftinin sadece bir kopyası hatalıdır.

    - Taşıyıcılık taramasına örnek olarak, ülkemizde evlilik öncesi yapılan Talesemi Taşıyıcılık testini örnek verebiliriz. Biyokimyasal bir tarama içeren bu genetik test, sorumlu genlerin talimatları doğrultusunda yapılan Hemoglobin proteininin yapısını ve kandaki miktarını inceleyerek, kişilerin taşıyıcı olma ihtimalleri belirlenmektedir.

    - Doğrulama testi: Klinik belirtilerin doğrultusunda konulan bir hastalık teşhisinin, hastalığa neden olan gen(ler)/ ve gen hata(ları) keşfedilmiş ise genetik test sayesinde doğrulanmasıdır. Hastalık eğer kromozomal bir hatadan dolayı ortaya çıkmış ise, kromozomlar incelenerek hastalık kişide doğrulanabilir.

    - Olasılık Testi (Prediktif Test): Eğer ailede bilinen bir kalıtsal hastalık var ise, ve aile içi bu hastalığa neden olan genetik hata biliniyorsa, aile bireyleri bu genetik hatanın kendilerine geçip geçmediğini öğrenebilir. Genetik hata eğer bireylerde bulunursa, bu onların hastalığa olan risklerini yükseltebilir ama kesin olarak hastalığa yakalanacakları anlamına gelmez.

    Genetik testlerin sonuçları kişilerin hayatında çeşitli önemli unsurları etkileyebilir. Örneğin; bir genetik test hastanın klinik teşhisini doğrulayabilir ve hastalığın idaresini de belirleyebilir. Bunun yanı sıra yapılan genetik bir testin sonuçları testi yaptıran kişiden başka gelecek nesiller için de bir risk unsuru yaratabilir. Dolayısıyla, ailede kalıtsal bir hastalığa yakalanma riskini yükselten bir genetik hatanın kişide test sonucu doğrulanması, bu kişinin çocuklarını da risk altına alır.

    İşte bu yüzdendir ki, genetik testler yapılmadan önce, kişilerin veya ailelerin teknik konularda bilgilendirilmelerine ek olarak, test sonuçlarından dolayı ortaya çıkabilecek olan her olasılığı gözden geçirmelerine de yardımcı olunmalı ve -onların yaptırmaya kendilerinin karar verdikleri- genetik bir testi bilinçli bir şekilde yaptırmaları sağlanmalıdır.

    Genetik testler hiçbir zaman basit bir kan testi olarak düşünülmemelidirler.

    Genetik dalında bunu sağlayan sağlık hizmeti, 'Genetik Danışmanlıktır.' Genetik danışmanlar, kişilere genetik bir testin ne olduğunu açıklar ama bunun yanı sıra testi yaptırmaya karar vermeden önce onların, ortaya çıkabilecek her olasılığı da düşünmelerine ve bilinçli karar vermelerine yardımcı olurlar.

    Henüz bilinen tüm hastalıklara neden olabilecek genetik hataların hepsi bulunmamıştır. Ancak günümüzde yaygın olan bazı hastalıkların oluşumundan sorumlu genetik hataları bulunduğu için, genetik testleri yapılabilmektedir. Buna bir kaç örnek, Down Sendromu veya hemakromatoz (kalıtsal demir birikimi) hastalıkları için yapılan genetik testler olabilir.



    Mesaji gonderen: Misafir
    Mesaj Tarihi: 01-Eylül-2007 Saat 08:28
    Bebeğin sağlık günlüğü


    İster karidesle, pirzolayla, isterse tarhana çorbası ve ekmekle beslensin, tüm annelerin sütünün kalitesi aynı. Kötü beslenmenin zararı emziren anneye. Süt miktarını artıransa su, uyku ve huzur

    Ferhan Kaya POROY

    Başlarken...
    Sırt üstü uzanmış her seferinde ne kadar küçük ve ne kadar sevimli olduğuna şaştığınız parmaklarıyla beceriksiz hareketler yapıyor, yüzünden ağlama, kıkırdama, şaşkınlık, hatta sapşallık.. komik komik ifadeler gelip geçerken dünyayı tanımaya çalışıyor. Peki siz onu tanıyor musunuz? 'Bebeğin
    Sağlık Günlüğü', çocuk bakımı konusunda, annelerin, babaların ya da bu konuyla ilgilenen herkesin merak edebileceği sorulara yanıt getiriyor.



    Süt için huzur, uyku ve su
    Yanlış inanışlar hayatımızın her döneminde olduğu gibi annelikte de yaygın. Birçok anne, sütü artsın diye gereksiz yere tatlı ve komposto yiyerek kilo alıyor. Emzirme, anne sütü ve bebek bakımı konusunda sorularımızı yanıtlayan Dr. Kadir Tuğcu ise "Annenin sütü su içerek, uyuyarak ve yüksek moralle artıyor" diyor.
    Annenin sütü olması için ne yapması gerekir?
    İnsan memesi inek memesi yapısında değildir, bu nedenle uzun süreli süt biriktirmez. Çocuk emmeye başladığı anda süt yapılır. Nasıl gözyaşı ağladığımız zaman akıyorsa, yani bir yerde toplanmıyorsa süt de böyledir. Süt hücrelerinden anında süt yapılır ve bebek emdikçe de gelir. Süt olayı tamamen psikolojiktir.
    Kadının yerli yersiz üzüntülerle dolmamış olması gerekir. Niyet de önemli. Annenin bebeğini emzirmek istemesi önem taşır.
    Birçok anne lohusalık döneminde komposto, bol şekerli meyve suları içerek veya tatlıyla süt miktarını artırmaya çalışıyor. Bu mümkün mü? Süt yapan yiyecek var mı?
    Süt yapıcı gıda diye bir şey olmaz. Süt yapıcı diye annelere zorla içirdikleri veya yedirdikleri şeylere dikkat ederseniz, hepsi susama isteği uyandıran maddelerdir. Anne bunları yiyince bol bol su içme arzusu hisseder. Bol bol su içince de süt miktarı artar.
    Yani keramet helva, tatlı, soğan, pekmez veya kompostoda değil bunları yedikten sonra hararetten dolayı içtiği sudadır.
    Küçük göğüs ve süt
    'Küçük göğüslü kadının sütü olmaz' deniyor, doğru mu?
    Bu da yalandır. Göğüsün büyüklüğü, memenin ucu veya şekliyle sütün akışı ve gelişi değişmez. Memesi küçük kadından gürül gürül süt gelebilir.
    Sütün kalitesi yemeğe göre değişir mi? Et, karides, meyve, sebze yiyenle ekmek ve çorbayla beslenen anne arasında süt farkı olur mu?
    Sütün kalitesi hiçbir zaman değişmez. İyi beslenen anne ile kötü beslenen anne arasında süt kalitesi açısından fark olmaz. Ancak iyi beslenen anne kendisine fayda sağlar, kötü beslenen annenin zararı kendisinedir. Çünkü süt yapmak için belli miktarda mineral vücuttan alınır. Bu minarellerin vücutta az ya da çok olması, kalan miktarın anneye yetip yetmediği meselesine bakılmadan vücut aynı miktar minerali anneden süt için
    alır. Yani zarar anneye olur.
    Ancak sütün kalitesi aylara göre değişir. İlk aylarda gelen süt farklıdır, bir ay sonra, iki ay sonra, altı ay sonra gelen süt farklıdır. İşte bu nedenle mamaların da bir ay, iki ay, üç ay ve sonrası için farklı tipleri yapılmıştır.
    Mesela prematüre doğum yapmış bir kadının sütü ancak prematüre bebeğe iyi gelir. Onların sütü normal doğum yapmış bir annenin sütünden çok farklıdır. Yoksa annenin yediği içtiği ile hiçbir ilgisi yoktur. Fakir kadının da zengin kadının da sütü aynıdır.
    Gazın ilacı hareket
    Annelerin diğer bir korkulu rüyası da gaz yapıcı gıdalar. Annenin yediği şeylerden gaz bebeğe geçer mi?
    Gaz yapıcı gıdalar annenin bağırsağında gaz yapar. Hiçbir zaman annenin bağırsağında oluşan gaz, kana karışıp, kanla memeye gidip, memeden de çocuğa geçmez. Bu tamamıyla bir uydurmadır ve hurafedir.
    Peki gaz neden olur?
    Gaz, çocuğun sütü emerken yuttuğu havadır. Gazın az olması için memenin siyah kısmının olduğu gibi bebeğin ağzına girmesi gerekir. Biz yetişkinler de yemek yerken hava yutarız, ama biz hareket ettiğimiz için gazımızı rahat çıkarırız. Bebekler gazlarını hareket edemedikleri için çıkaramazlar.
    Gaz çocuğun doğduğu gün değil, yaklaşık 20'inci günde başlar ve dördüncü, beşinci ayına kadar yani dönme hareketleri başladığı zaman da biter.
    Eğer çocuğu çok kucağa alırsanız, hareket ettirirseniz çocukta gaz olmayacaktır. Ameliyat sonrası hastayı yataktan kaldırıp yürütmelerinin nedeni de işte budur. Hasta vücut hareket kazanınca gazı çıkar. Çünkü kişi kalıp gibi yatarsa gaz olacaktır.
    Aynı şey çocukta da yaşanır. Gaz hadisesi kalıp gibi yatmaktan oluşur. Eski insanlar bunu salıncak ve beşikle çözümlemişler. Yani çocuğa hereket kazandırmışlar. Çocuğu kucağa alacaksınız, yürüyeceksiniz veya masaj yapacaksınız ki gazı çıksın.
    Bir de halk arasında sıkça söylenen; 'Emziren kadın ayağını üşütürse sütü de üşür, gaz olur' sözü vardır...
    Böyle bir şey yoktur. Bunlar tamamen hurafedir.
    Peki gazı iyi çıkmayan çocuk ne yapar?
    Gazı çıkmayan çocuk annesine üç tane haberci gönderir. Çok hıçkırık tutar, emerken karnından gurul gurul sesler gelir ve aşağıdan çok gaz çıkarır. Rahatsız olan bebek, ağlayarak annesinden intikamını alır.
    Gazı önleyen ilaçlar var mı?
    Midede bağırsakta oluşmuş havayı yok edecek bir ilaç yeryüzünde henüz bulunmamıştır. Bu iş için rezene ve benzeri pek çok otlar kullanılır. Bunların en büyük özelliği potasyum elementinden zengin olmalarıdır. Potasyum da bağırsak hareketlerini artırır. Bağırsak hareketleri artınca da çocuğun gazını alttan çıkarması kolay olur. Ama oraya gelene kadar gaz yine ağrısını ve sancısını çocuğa yapmış olur.
    Nasıl gaz çıkarılır?
    Çocuğun gazını çıkarmak için poposunun hemen üzerine belinin altına elle masaj yapmak ve rutin hareketlerle vurmak gerekir. Çocuğun canının acımaması için elin iç kısmının kullanılmaması, ele yay şekli verilerek içeride hava biriktirip yastık görevi yapılması önemlidir.
    Bebek doydu mu?
    Doyduğunu nasıl anlarsınız, ağlama açlık işareti mi?
    Doyan çocuk, su içmesini sevmez, su verdiğiniz zaman iğrenir gibi yapacaktır ve içmeyecektir.
    İkincisi idrar sayısı günde dörtten fazla olacaktır. Üçüncüsü ise kakasının sarı hardal rengi ve cıvık olmasıdır. Bunlar varsa çocuk iyi besleniyor demektir.
    Az yiyen çocuk kestane kestane, top top sert kakalar yapacaktır. Lüzumundan fazla yedirilirse de yeşil renkte kaka yapacaktır. Eskilerin dediği gibi yeşil kaka yapan çocuk, ayaklarını üşütmüş anlamına gelmez.
    İshal harici yeşil kaka yapan çocuk 'çok yemek yiyor' anlamına gelir. Bu durumda ishal sancısı gibi bir hazımsızlık sancısı oluşacak ve bebek ağlayacaktır. Bu durumu çözmek çok daha zordur. Çünkü gaz çıkarmak iyi gelmeyecektir
    Emzirmenin süresi var mı?
    Yeni doğan bir bebek genellikle bir memedeki sütün yarısını üç dakikada, diğer yarısını da yorulduğu için beş dakikada içer. Yani sekiz dakikada bir memedeki sütü bitirir. Diğer yarısına da 10 dakika dersek arada bir gaz çıkardıktan sonra ikinci memeye geçersek bu çocuk için yeterli.
    Fakat zamanla anneler bir öğün bir göğüsten diğer öğün diğer göğüsten meme verebilir.
    Ama bu herkes için geçerli değildir. Anne ile bebeği arasında farklı zamanlamalar oluşabilir.
    Kucağa alınan çocuk hep kucak ister mi?
    Bu da eskilerden gelen bir hurafedir. Bebek kucağa tabii ki alınacaktır. Özellikle de ilk aylarda hem gaz sorunu hem bebeğin duygusal gelişimi açısından bebeğin buna ihtiyacı vardır.
    Kucağa almanın alışkanlık yaratıcı hikâyesinin kökeni Osmanlılara kadar uzanır. Gelinle kaynana o dönemlerde aynı evi paylaşırdı. Gelin sürekli çocuğu kucağına alıp dolaşınca da işler kaynanaya kalırdı. İşte bu nedenle de, gelin çocuğu kucağına alıp işleri aksatmasın işler de kaynanaya kalmasın diye kaynanalar bu yalanı uydurdu! Bir de 'Çocuk sonra kucağa alışır' sözü eklenip olay süslenince bu yanlış kanı yıllar boyunca sürüp gitti.



    Doğurmayan kadın da emzirebilir
    Dr. Kadir Tuğcu, emzirmenin kadının beyninde oluşan bir hadise olduğunu belirtiyor: "Bir kadının emzirebilmesi için doğurması da şart değildir. Bir genç kız veya yaşlı bir kadın, örneğin anneanne veya babaanne bile bebeği emzirse bir süre sonra süt gelir. 'Süt nine' lafı da buradan gelir. Çocuğun annesi doğumda ölür. Süt verecek yeni doğum yapmış bir kadın bulunamazsa anneanne veya babaanne emzirir. Çünkü beyinde ilgili hormonun salgılanmasıyla süt gelmeye başlar."


    radikal


    Mesaji gonderen: ılgın
    Mesaj Tarihi: 03-Eylül-2007 Saat 06:39
    Hamilelikte stres bebeği sinirli yapıyor
    İngiltere'deki Bristol Üniversitesi bilimadamlarının araştırmalarına göre, hamilelik dönemini aşırı stresli geçiren annelerin çocukları aşırı sinirli ve kaygılı ruh haline sahip olabiliyor.

    Yüksek oranda stres hormonunun plasentadan rahimdeki bebeğe geçebildiğini ve uzun vadeli etkiler yaratabildiğini ifade eden bilimadamları, özellikle hamileliğin ilerleyen dönemlerindeki stresin etkilerinin, dünyaya gelen çocukların 10 yaş döneminde kendini gösterebildiğini tespit ettiklerini açıkladı.

    Bilimadamları, bu çocuklarda daha yüksek ''cortisol'' (stres hormonu) seviyesine rastlandığını bildirdi.


    Mesaji gonderen: tatlibebisim
    Mesaj Tarihi: 11-Eylül-2007 Saat 07:02

    LAMAZE YÖNTEMİ İLE HAMİLE EĞİTİMİ NEDİR?

    Dünyaya bir bebek getirmek kadınlar için mutlu olduğu kadar doğal da bir olaydır.Ancak bilinçli olarak doğuma hazırlanmayan anneler için doğum olayı zor ve travmalı bir hal alabilmektedir.Uzun süre ağrı çekerek doğum yapan bir kadın doğum eylemi sırasında karşılaşacağı olaylara iyi hazırlanmamışsa bu tecrübesini panik ve sıkıntılarla yaşar.Ancak eğitilmiş ve neyle karşılaşacağını bilen kendine güvenli anneler için doğum merakla beklenen sevinçli bir olay haline gelir.

    Gebelik öncesi eğitimin amacı anne adayının doğumda olacaklar, doktor ve ebelerin kendilerine yapacakları işlemler konusunda bilgilendirilmesidir. Bu sayede anne adayı korkulu, pasif ve bilgisiz bir gebe yerine doğum ekibi ile uyum içinde çalışan,rahatlamış, kendini ve duygularını kontrol edebilen haliyle doğuma aktif olarak katılan bir gebe olacaktır. Eğitim almış ve gerekli şekilde doğuma hazırlanmış, kendine güvenen bir anne adayı çocuk doğurmanın ve anne olmanın doğal içten gelen duygularını daha bilinçli olarak yaşayacaktır. Doğumun evreleri konusunda eğitildiğinden doğumun her aşamasını mutlu sona yaklaşım olarak değerlendirecektir. Doğumu korku ve panikle değil sabır ve heyecanla bekleyecektir.

    Kişiler beklemedikleri bir anda ani bir olayla karşılaştıklarında refleks olarak kasılarak reaksiyon gösterirler. Örneğin arabayla giderken aniden önünüze bir yaya çıktığında veya iğneden korkan birine iğne yapılmak istendiğinde kasılma ve panikle yanıt verirsiniz. Gebeler de doğum ağrıları başladığında bu durumda nasıl yanıt vereceği öğretilmediğinden kendilerini bilinçsiz bir şekilde kasacaklardır. İşte bu gerginlik sonucunda hiç ağrı olmasa bile insanlarda ağrı oluşur. İlk olarak Dick-Read tarafından 1920'de tanımlanan bu olaya korku-gerginlik-ağrı çemberi denir. Yani kişi hiçbir neden yokken bile kendini kasmaya başlar.Gerilmiş ve korkmuş bir kadının nasıl reaksiyon vereceği belli olmaz, ye nefesini tutar ya da çok sık nefes alıp verir. Nefesini kontrol edemeyen gebenin vücut oksijen dengesi yavaş yavaş bozulmaya başlar. Zaman ilerledikçe gebe daha gergin ve yorgun olur. Sonunda kendini kontrol edemeyecek hale gelir ve doğum eylemine aktif katılımı mümkün olmaz. Ayrıca eğitilmemiş gebelerde sancılar sanki daha şiddetli ve uzunmuş gibi gelir. Her ağrıda daha da gerilen ve sabırsızlaşan gebe çevresinin de dikkatini çekmek ve onlardan yardım alabilmek için içinde bulunduğu durumu abartmaya başlar. Eğer doğum ekibi deneyimsizse ekibin paniğe kapılmasına ve yanlış karar almasına neden olabilir. Doğum ekibi deneyimli ve sabırlı ise bu sefer da gebenin yakın çevresi tarafından haksız yere gerekli müdahaleyi yapmamakla suçlanır.


    -------------
    "Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk


    Mesaji gonderen: tatlibebisim
    Mesaj Tarihi: 11-Eylül-2007 Saat 07:02

    LAMAZE YÖNTEMİ

    Lamaze yönteminde amaç korku-gerginlik-ağrı çemberini yıkarak gebeyi duygusal ve bedensel olarak zaten doğal bir olay olan doğuma hazırlamaktır. Eğitilmiş bir gebede korkunun yerini meraklı bir heyecan alır. Gebelere öncelikle doğumun anatomi ve fizyolojisi, ağrı nedenleri, doğum için hangi kasların gerekli olduğu, bebeğin doğum kanalından nasıl geçtiği, doğumun evreleri ve bu evrelerin süreleri hakkında bilgiler verilir. Bilgilenen gebede korku yarı yarıya azalır. Bundan sonra kendi vücudunu ve nefesini kontrol edebilmesi amacıyla gevşeme teknikleri ve nefes egzersizleri öğretilir. Bu teknikler sayesinde gebe kendini kasmadığından ve doğru nefes aldığından dolayı doğum eylemi sırasında daha az yorulacaktır. Eğitilmiş bir gebe doğum eylemi sırasında korkmuş ve panik halde olan pasif biri yerine kendine güvenen, çevresinde ne olursa olsun kendini ve duygularını kontrol edebilen, doğum eyleminde istekli ve aktif rol alan biri haline gelecektir. Lamaze yöntemi ile hazırlanılmış bir doğumda doğum ekibi doğum yaptırmaktan çok bilinçli ve aktif bir şekilde doğum yapan bu gebenin doğumuna sadece yardımcı olacaktır.

    Lamaze yöntemimin esası ünlü Pavlow'un şartlı refleksine dayanır: Bir kişinin beyni belli bir uyarıyı kabul edip,analiz etmek ve doğru olan cevabı vermeye göre eğitilebilir. Bu yöntemi ilk olarak rus psikologlar psikoprofilaksi adı altında kullandılar. Bu beynin yani bilincin korunması demekti. Bu çalışmalarda bilinçli eğitilmiş gebelerin her rahim kasılmasında korku ve kendini kasmak yerine, gevşeme ve bilinçli nefes almayla cevap verdiğinde doğumlarının son derece kısa sürdüğü ve kolay olduğu görülmüştür. Rus bili adamları 1950 yılında Paris'te bir kongrede bu çalışmayı sunduktan sonra Dr. Lamaze bu tekniği öğrenmek amacı ile Rusya'da çalışmalar yapmıştır. Daha sonra bu yönteme değişik nefes tekniklerini de ekleyerek Fransa'da ağrısız doğum adı altında kendi tekniğini yaymıştır. Şu anda tüm dünyada yaygın olarak kullanılan bu teknikte bazı değişiklikler eklenmesine rağmen tekniğin adı değiştirilmemiştir. Tüm dünyada bu konuda eğitim veren ve eğitimci yetiştiren enstitüler mevcuttur.(www.lamaze.org)


    -------------
    "Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk


    Mesaji gonderen: tatlibebisim
    Mesaj Tarihi: 11-Eylül-2007 Saat 07:02

    Lamaze eğitim sınıflarında gebeye doğum olayı defalarca yapay olarak yaşatılarak doğum ağrıları ve doğum eylemi sırasında yapması gereken doğru gevşeme ve nefes teknikleri öğretilir. Belli bir tekrar sonrasında gebe ağrılar sırasında artık düşünmeden refleks olarak gevşeyecek ve gerek ağrıların şiddetini gerekse süresini daha az hissedecektir. Gerçek doğum olayı başladığında gebe zaten bu aşamalar konusunda kendini eğitmiş olduğundan panik olmayarak ağrılar karşısında daha önce uyguladığı bu gevşeme tekniklerini refleks olarak uygulayacaktır.

    Yine bu sınıflarda yaptırılan gebelik egzersizlerinde özellikle doğumda kullanılacak kasların çalıştırılması amaçlanır.Aktif ve pasif olarak yapılan bu spor hareketleri sayesinde gebeler kendilerini daha iyi ve zinde hissederler.Gebelikten kaynaklanan birçok kas ve bel ağrılarından kurtulurlar.

    Lamaze yönteminde doğum normal bir olay olarak algılanır.Hatta mümkün olduğu kadar en az müdahale ile doğal bir doğum amaçlanır.Doğumda yapılacak her bir müdahale yeni müdahalelere zemin açar.Ancak bu durum gerekli acil durumlarda doğumda ısrar anlamına gelmez.Eğitilmiş bu gebeler doğumun her aşamasında çıkabilecek problemler konusunda da eğitildiklerinden müdahale gereken durumlarda müdahalenin neden yapıldığını bilir ve doğum ekibine yardımcı olurlar.Yapılan çalışmalarda Lamaze yöntemi ile eğitilmiş gebelerde sezaryen oranının son derece düşük olduğunu göstermiştir.


    -------------
    "Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk


    Mesaji gonderen: tatlibebisim
    Mesaj Tarihi: 11-Eylül-2007 Saat 07:03

    GEBELERDE EĞİTİMİN ÖNEMİ

    Doğum eylemi bir kadının hayatındaki en önemli olaylardan biridir.Gebelik dönemince ve doğumda kadınlar bilinçli ve aktif rol almalı kendilerini eğitmelidirler.Anne olmanı tüm aşamalarını bilinçli olarak yaşayarak bebeği için şimdiden çalışan ve kendini eğiten kadında bu başarının tatmin ve mutluluğu onun hayatını değiştirecektir.Doğuma da bilinçli , kendini hazırlamış ve güvenle giren anne adayı doğum sonrası anne olmanı haklı gururunu çok daha fazla hissedecektir.

    Lamaze yönteminde anneler kadar babaların eğitimine de önem verilmektedir.Babalar eğitim sonrasında çoğu yerde olduğu gibi unutulmuş , pasif , bekleyen kişi olmaktan kurtularak doğumda eşine yardım ederek doğumda aktif rol alacaklardır.Eğitim ile doğuma hazırlanmış babalarda çocuk sevgisi neredeyse annelik duygusu kadar güçlenmektedir.Sorumluluklarının bilincinde sevgi dolu bir erkek için aileye bir bebek kazandırma amacıyla eşinin ne denli sıkıntılara katlandığını görmek çoğu kez eşine karşı daha büyük bir saygı ve hürmet duymasına neden olur.Hamilelik dönemince kendisinin de aktif rol alması kendisine olan özgüveninin artmasına neden olur.Ayrıca yapılan çalışmalarda bu şekilde hamilelik süresince aktif rol alan babaların doğumdan sonraki mesleki ve sosyal yaşantılarında da başarılarının belirgin şekilde arttığı gözlenmiştir.

    Hamilelik eğitimleri sırasında kullanılan nefes,gevşeme,meditasyon çalışmaları sayesinde eşlerin birbirlerini daha iyi tanımaları sağlanır.Birlikte yapılan bu çalışmalar sonucu aile kavramı güçlenir.Ayrıca eşler öğrendikleri bu teknikleri hayatları boyunca yaşamın stresinden kurtulma amacıyla da kullanabilirler.

    Tüm bu eğitimler sırasında anne,baba,doktor,ebe ve doğum ekibi birbirini tanıma fırsatı bulur.Birbirlerine güveni artar.Sonuçta daha sağlıklı ve güven içinde bir doğum ortamı oluşturulur.


    -------------
    "Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk


    Mesaji gonderen: tatlibebisim
    Mesaj Tarihi: 11-Eylül-2007 Saat 07:03

    DOĞUM ANI

    Hamile eğitimleri sırasında gerekli bilgileri alan gebe doğumun başlamasını takiben öğrendiklerini uygulamaya başlar.Kasılamalar geldiğinde kendisini kasmak yerine bilinçli bir şekilde gevşetir.Doğru nefes teknikleri ile vücudunun ve dolayısıyla bebeğinin daha iyi oksijen almasını sağlar.Her kasılma sırasında beyni refleks olarak yapması gereken gevşeme teknikleriyle meşgul olduğundan kasılmaları daha az ve kısa süreli hisseder.Her iki ağrı arasında doğru şekilde dinlenmeyi bildiğinden daha az yorulur.Eşinin veya aynı şekilde eğitilmiş başka bir yardımcının desteği ile duygusal yönden de desteklenerek doğum anına güven içinde yaklaşması sağlanır.Her kasılmayı korku ve çaresizlik değil mutlu sona yaklaşan bir adım olarak değerlendirir.
    Doğum anı geldiğinde bitkin ve panik bir gebe yerine hep o anı beklemiş kendine güvenen ve ne yapacağını bilen bir anne adayı vardır artık karşımızda.Doğru nefes teknikleri ve pozisyonları ile bilinçli bir ıkınma sayesinde müdahaleye gerek kalmadan bebeğin doğum kanalından geçişini hızlandırarak doğumun daha kısa süre içinde gerçekleşmesini sağlar.

    Lamaze felsefesinde doğum sonrası bebeğin doğar doğmaz anne kucağına verilerek anne-babek arasındaki ilk buluşma sağlanır.Yapılan çalışmalarda bu bebeklerin daha az ağladığı ve anne- bebek ilişkisinin çok daha derin ve güvenli kurulduğu saptanmıştır.

    Ve bir ağlama sesiyle annesi ,babası, doktoru ,ebesiyle bir takım olarak doğuma hazırlanmış bu kişilerde yorgunluk yerini haklı bir sevinç,mutluluk ve gurur tablosuna bırakır.Yeni gelen misafirle artık bir aile olunmuştur.

    Yapılan çalışmalar göstermiştir ki bu tür doğumlarda bulunmuş eşlerin çocuk sevgileri ve aile bağları daha güçlü olmakta ve boşanmalar daha seyrek görülmektedir.


    -------------
    "Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk


    Mesaji gonderen: bebegimm
    Mesaj Tarihi: 20-Eylül-2007 Saat 07:20
    İLK 3 AYLIK DÖNEM


    1. Hafta

    Çoğu insan için şaşırtıcı olmakla birlikte gebeliğin başlangıcı olarak, gebe kalınan ilişkinin olduğu gün değil, bundan yaklaşık 14 gün öncesi yani son adet kanamasının ilk günü (SAT) kabul edilir. Bu durumda kanamanızın başladığı bugün istatistiksel anlamda gebeliğiniz başlamıştır. Bu şekilde hesaplandığında insanlarda gebelik 280 gün yani 40 hafta sürer. Ay hesabı yapmak karışıklığa neden olabileceğinden siz de gebeliğinizi takip ederken hafta olarak ifade etmeyi öğrenmeli ve ay hesabını bırakmalısınız.

    28 günde bir adet gören kadın için yumurtlama zamanı kanamanın başlangıcından itibaren 14. gün civarındadır. Bu günler zararlı alışkanlıklardan vazgeçmek, risk onlemek icin en uygun dönemdir. Örneğin sigara içmeye son verilmeli, alkol ve ilaç alımı kısıtlanmalıdır. Uygun ve sağlıklı beslenme alışkanlığı elde edilmeye çalışılmalıdır. Bu alışkanlıklar rahat bir gebelik süreci için de önemlidir. Bol miktarda taze meyve ve sebze tüketmek, yapay maddeler içeren besinlerden uzak durmak ve olabildiğince fazla su içmek faydalıdır.Daha önceden başlanmadı ise bu zaman içinde folik asit alımına başlanabilir. Folik asit sayesinde nöral tüp defekterinin yaklaşık %50'lik bir kısmı önlenebilmektedir. Eğer mümkünse egzersiz yapmak yine oldukça yarar sağlar. Bu gebelik öncesi dönemde pozitif düşünmek ve mümkün olduğunca dinlenerek stresden uzak durmak dünyaya getirmeye çalıştığınız bebeğiniz için oldukça iyi bir başlangıç olacaktır.


    2. Hafta
    Anne adayının yumurtalıklarında yumurta hücresi gelişimi devam etmektedir. Bu esnada endometrium adı verilen rahim zarı da kalınlaşmaya başlamıştır. Bu kalınlaşmanın amacı döllenme meydana geldikten sonra oluşacak embryonun rahim içinde rahatlıkla tutunmasını sağlamaktır. Yeni gelişecek olan canlının ihtiyaçlarını karşılamak üzere vücudun bu kısmında kanlanma artar. Bu haftanın sonunda gelişen yumurta çatlayarak yumurtalıktan atılır. Yani yumurtlama meydana gelir.Bir adet döneminde kadında sadece 1 yumurta üretilir ve çatlar.

    Çift yumurta ikizlerinde ve üçüzlerinde farklı olarak tek bir yumurta değil birden fazla yumurta atılır. Bu yumurtaların hepsi döllenir ise çoğul gebelik olur.


    3. Hafta
    Yumurtalıklardan atılan yumurta hücresi ile erkekden gelen sperm fallop tüplerinde karşılaşır. Pekçok sperm, yumurta etrafında kümelenmesine rağmen bunlardan sadece 1 tanesi yumurtanın zarını geçerek içine girer ve kendi genetik materyali ile yumurtanın genetik materyali birleşir. Bu döllenmedir. Döllenme ile birlikte adına yaşam denilen mucize başlar. Fertilizasyon yani döllenme tek bir spermin yumurta hücresinin içine girmesi ile başlar ve zigot adı verilen oluşumun ortaya çıkması ile sonlanır. Fertilizasyon süreci yaklaşık 24 saat kadardır.Bir sperm yaklaşık 48 saat canlı kalabilir. İlişki esnasında vajina içine yaklaşık 300 milyon sperm bırakılır.Spermlerin sadece %1'i yani 3 milyon kadarı rahim içine girebilir. Rahim içine giren spermler kadının üreme organları içinde ilerleyerek tüplere kadar ulaşırlar. 10 saat süren bu seyahat sonunda yumurta hücresine kadar gelen spermleri başka bir görev beklemektedir. Yumurta hücresinin kabuğunu kırarak içine girmek. Yumurta hücresi zona pellucida adı verilen bir zar ile çevrilirdir. Spermlerden sadece 1 tanesi bu zarı delerek yumurtanın içine girebilir. Penetrasyon adı verilen bu işlem 20 dakika kadar sürer ve bir sperm penetre olduktan sonra zona pellucida tamamen kapanarak başka bir spermin girişine izin vermez. Sperm ve yumurta hücrelerinin çekirdeklerinin birleşmesi ile zigot ortaya çıkar ve döllenme sona erer.

    Zona pellucida'nın içindeki tek hücreli zigot döllenmeden 1.5-3 gün sonra bölünmeye başlar. Bu ilk bölünmeye klivaj adı verilir. Ortaya çıkan hücrelere ise blastomerdir. Klivajı takiben hızlı bir bölünme süreci başlar. Yaklaşık her 20 saatte bir hücre sayısı ikiye katlanır ve her bölünme ile birlikte zona pellucida içinde bulunan blastomerlerin çapı küçülür. Hücre sayısı 16'ya ulaştığında artık zigot morula adını alır.Tüm bu olaylar gerçekleşirken zigot tüp içinde rahim boşluğuna doğru olan seyahatini devam ettirmektedir. 4. güne gelindiğinde morula uterus içine ulaşmıştır. Bu aşamada hücre bölünmesi hızla devam etmektedir ve morulanın merkezinde bir boşluk oluşmaya başlar. Bu aşamadaki oluşuma blastokist adı verilir. Zona pellucida boyutları sabit olmakla birlikte içindeki hücreler düzleşir ve yoğunlaşır. Blastokist aşamasında artık hücre faklılaşmasıda balşamaktadır. Hücrelerin bir kısmı embryoyu oluşturacak olan embryobalastlar iken geri kalan hücreler plasentayı yapmak üzere trofoblast olarak farklılaşır. Döllenmeden 5-6 gün sonra implantasyon yani rahim içine yerleşme başlar. Blastokist zona pellucida'yı yırtarak çıkar. Buna Hatching adı verilir. Bu esnada trafoblastlar bir enzim salgılayarak rahim içindeki hücre yapısını değiştirir ve blastokist için bir implantasyon alanı sağlar. Aynı anda trofoblastlardan hCG hormonu da salgılanmaya başlar. Bu hormon gebelik testlerinin pozitif olmasını sağlayan hormondur. İmplantasyonu takiben endometriumun (rahim iç zarı) o bölümünde kanlanma artar ve gebeliğin devamı için gerekli olan kan dolaşımı başlar. Döllenme anında bebeğin cinsiyeti bellidir. Eğer dölleyen sperm X kromozomu taşıyor ise bebek kız, Y kromozomu taşıyor ise erkek olacaktır. Dolayısı ile bebeğin cinsiyetini belirleyen erkek, yani babasıdır. Kadının bebek cinsiyetinde en ufak bir rolü yoktur. Bu devrede cinsiyeti saptamak ancak genetik inceleme ile mümkündür. Bu aşamada belli olan sadece cinsiyet değildir. 38 hafta sonra dünyaya merhaba diyecek olan bireyin göz renginden kan grubuna kadar bütün genetik yapısı bellidir ve değiştirilemez.

    Annedeki değişiklikler

    Bu aşamada anne adayında herhangi bir fiziksel ya da ruhsal değişiklik yoktur. Yanlız implantasyon esnasında hafif bir lekelenme şeklinde kanama olabilir.


    4. Hafta
    Bu haftanın sonunda tüm dünyaya anne olacağınızı ilan edebilirsiniz. Normalde adet görmeniz gerekirken adetiniz gecikti. Zaman zaman bu tür gecikmeler olabileceğini biliyorsunuz ama yine de heyecanlısınız. O halde neden daha fazla merakta kalacaksınız. Hemen eczaneden bir gebelik testi alıp evde yapın. Sonuç negatif çıkarsa hemen ümitsizliğe kapılmayın çünkü zaman zaman gebelik testleri negatif olabilir. Bu durumda yapılması gereken en akıllıca iş hemen doktorunuzdan randevu almakdır. Henüz bir doktorunuz yoksa hemen arkadaşlarınıza sormaya başlayın. Günümüzde bilinçli bir kadının düzenli görüştüğü ve aklına takılanları sorabildiği bir jinekoloğunun olmaması çok yazık. Doktorunuz sizi muayene edecektir. Bu dönemde yapılan ultrasonografide gebelik kesesini görmek genelde mümkün değildir. Ancak kanda yapılan gebelik testi %100'e yakın doğrulukla gebeliğin olup olmadığını tespit edebilir. Eğer gebelik varsa doktorunuz size önerilerde bulunacaktır.

    Gebelik yoksa ya da adet görürseniz fazla üzülmemeye çalışın. İlk denemede gebe kalma oranının sadece %25 olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Denemeye devam edin. Eğer adet gecikmesine rağmen gebe değilseniz doktorunuz size adet gördürecek bir tedavi verecektir.

    Gebe bir kadında bazı fizyolojik ve ruhsal değişiklikler olur. Bu aşamadaki belirtiler adet öncesi belirtilerle hemen hemen aynıdır. Halsizlik, yorgunluk ve göğüslerde hassasiyet bulunur.

    Bu arada içerilerde neler olduğuna bir göz atalım. Döllenmeden yaklaşık 1 hafta sonra impalantasyon gerçekleşmiştir ve trofoblast adı verilen hücreler endometrium hücrelerini hasarlayarak minik kan göllenmelerine neden olmaktadırlar. Bu göllenmeler yeni damar oluşumunu tetikler ve oluşacak olan plasentanın dolaşımı başlar. Embryoblast adı verilen hücre grubu ise hızla çoğalarak 2 tabakalı bir disk oluşturur. Bu tabakalardan üstte olanı amniyon zarı ve embryo olarak gelişimine devam ederken alt tabaka ise yolk sac adı verilen oluşumu meydana getirir.

    4. haftanın sonunda koriyonik villus adı verilen doku rahmin içine doğru ilerler ve embryoda kan damarları teşekkül etmeye başlar. Yolk sac ise kan sistemini meydana getiren hücreleri üretmeye başlamıştır. Bu haftanın sonunda embryo ile plasenta arasında connecting stalk adı verilen bir oluşum bulunur ve bu daha sonra göbek kordonunu meydana getirir.

    Yine embryonik disk üzerinde ince bir hücre tabakasının ortaya çıkması gastrulasyon adı verilen devreye gelindiğini belirler. Bu işlemin sonunda embryonun 3 katmanı; ektoderm, endoderm ve mesoderm oluşur.


    5. Hafta
    Salgılanan hormonların etkisi ile erken gebelik belirtilerini hissedeceksiniz. Memelerde dolgunluk ve hassasiyet bu haftada en sık karşılaşılan yakınmadır.Sürekli uyku hali ve halsizlik genelde görülen bulgulardandır. Uterusunuzdaki büyüme mesanenizin kapasitesini azalltığı için sık sık tuvalete gitme ihtiyacı duyabilirsiniz. Eğer hala daha doktorunuza gitmediyseniz biran önce gidin çünkü içinizdeki canlı ile tanışma zamanı geldi.Doktorunuz vajinal ultrasonografi ile gebelik kesesini uterus içinde size gösterecektir. Eğer ultrasonda kese görülemez ise bu bir dış gebelik olabilir.Dış gebelik hayati tehlike yaratabilen ciddi bir durumdur, bu nedenle ilk kontrolünüzü geciktirmemeniz kendi menfaatiniz icabıdır

    Döllenmeden sonraki 16. günde gelişim iyice hızlanır. Endoderm tabakasından akciğerleri çevreleyen zarlar, dil, bademcikler, ürethra, mesane ve sindirim sistemi gelişirken, mesodermden kaslar, kemikler, lenf sistemi, dalak, kan hücreleri, kalp, akciğerler ile üreme ve boşaltım sistemleri farklılaşır.Cilt, tırnaklar, saç, gözün lens tabakası, işitme sistemi, burun, sinüsler, ağız, anus, diş mineleri, hipofiz bezi, meme dokusu ve sinir sitemi ise ektoderm tabakasından farklılaşır. Döllenmeden 17-19 gün sonra embryonik alan bir armuta benzer. Kafa kısmı kuyruk kısmına oranla daha geniştir. Ektoderm tabakası nöral plakayı oluşturmak üzere kalınlaşır. Bu plakanın kenarları kıvrılır ve nöral oluk adını alır. Bu embryonun sinir sisteminin taslağıdır ve ilk gelişen organ sistemlerinden birisidir.

    Bu haftanın sonunda bebeğin kan hücreleri oluşmuştur ve epitel hücreler arasında kanallar oluşturmaya başlamıştır. 21. güne ulaşıldığında mesodermden köken alan somitler nöral oluğun her iki yanında ve kuyruk kısmından başlayarak belirmeye başlar. Endokardial hücreler ise erken embryodaki ilkel kalp tüplerini meydana getirmiştir.


    6. Hafta
    Belki de hala daha gebe olduğunuzu size fark ettirecek şikayetleriniz yok. Gebelik öncesi yaşantınız ile hiçbir fark göremiyorsunuz. Bilmelisiniz ki içinizde bir fabrika var ve hayal bile edemeyeceğiniz kadar hızlı çalışıyor. Embryonun tek tek her hücresi sürekli faaliyet halinde. Bu faliyetin sonucu olarak bazı şikayetlerde yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Pek çok kadın gibi sizde özelikle sabahları uyandığınızda midenizin bulandığını fark edebilir hatta kusabilirsiniz. Eskiden sizi cezbeden yemek kokuları artık size tiksinti veriyor ya da eşinizin o çok sevdiğiniz parfümünün birden bire aslında hiç de güzel olmadığını fark ettiniz. İş arkadaşınızın sigarası hiç sizi bu kadar rahatsız etmemişti. Aslında tüm bu kokular yine eskisi gibi. Değişen sizsiniz. Gebelik hormonlarının beyninizdeki bulantı merkezini uyarması neticesinde olan bu durum emesis gravidarum olarak adlandırılır. Eğer bulantı ve kusmalar sizin yaşantınızı ve beslenmenizi etkileyecek kadar şiddetli olur ise hiperemesis gravidarum tablosu gelişti demektir.Bu durumda ilaç kullanmanız gerekebilir.

    Bu dönem bebeğin organ gelişimi için kritik olduğundan alkol, sigara gibi bebeğe zararlı olabilecek maddelerden uzak durulmalıdır. Pek çok anne adayı bu dönemde gebe olduğunu sevdikleri ve dostları ile paylaşmak ister ve aileye yeni bir bireyin katılacağı müjdesi bu haftada verilir. Bazı anne adayları ise mutlu haberi paylaşmak için düşük riski olan dönemin geçmesini ve gebeliğin normal seyrettiğinden emin olmayı beklerler. Her iki davranış şekli de normaldir.

    Döllenmeden sonra 21-23 günlerde embryonun boyu 1.5-3 mm kadar olmuştur. Bu dönemde çok hızlı birbüyüme ve değişim söz konusudur. Somitlerin sayısı 4-12 çift kadardır. Göz ve kulak taslakları meydana gelmiştir. Nöral tüp yavaş yavaş kapanmaya başlar. Nöral taç adı verilen kısım ise kafatası ve kafayı oluşturmaya başlar.Oluşan 2 endokardial tüp birleşir ve S şeklinde tek bir tüp meydana getiriler. Bu asimetrik oluşum ilkel kalpdir ve bu dönemde kasılmaya başlar. Yani embryonun kalbi atmaya başlamıştır. Ancak damarlar tam anlamı ile gelişmediğinden tam bir dolaşım olmaz.

    Embryo connecting stalk ile gelişen plasentaya bağlıdır. En gelişmiş sistem merkezi sinir sistemidir ve önbeyin tamamen kapanmıştır.27. Günün sonunda embryo C şeklini almıştır. Yüz ve boyunu oluşturacak olan kıvrımlar belirgindir. Kalpde karıncık ve kulakcıkları ayıracak olan septalar belirir.Kapakçıklar gelişmeye başlar. Sindirim sitemini oluşturacak olan hücreler karaciğer, mide ve pankreas üretmek üzere farklılaşmaya başlar. Sindirim siteminde ilk farklılaşan hücre grubu karaciğer yapacak olan hücrelerdir. Embryo boyu 5 mm kadar olmuştur.


    7. Hafta
    Siz hala dışarıdan birşey fark etmesenizde embryonuzda hummalı faliyet devam etmektedir. Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu bir fasülye tanesi kadar olacaktır. Eğer rahimin içine direk olarak bakma ya da bir kamera yerleştirme şansınız olsa idi göreceğiniz tıpkı bir fasülye tanesi gibi bir cisim olacaktı.Bu fasülyenin tepe kısmına dikkat ettiğinizde iki küçük siyah noktacığı fark edebilecektiniz. İşte bu iki küçük nokta bebeğinizin gözleri olacaktır, hatta gözün ağ tabakası olan retina oluşmaya başlar.Biraz daha kenarda yer alan topluiğne başından küçük çukurluklar da kulaklar olarak gelişecektir.Bu organlar hem denge hem de işitmede görev alır. İlkel bir ağız ve dil fark edilebilir.Yine bu haftada kol ve bacak tomurcukları oluşmaya başlar. İnce bir tabaka halinde deri belirir. 30-40 somite ulaşılır.Beyin 3 ana kısmına ayrılır. Tiroid bezi gelişimini sürdürür, lenfatik sistem ilk defa oluşmaya başlar.Kalp kısımları plasma ve kan hücreleri ile dolar.Kan dolaşımı başlamıştır.Şimdilik iki bölümden oluşan kalp dakikada 150 defa atmaktadır. Doppler ultrason ile bebeğinizin kalp atımını doktorunuz size dinletebilir.Akciğer gelişimi devam etmektedir..Safra kesesi, mide, barsaklar ve pankreas gelişimini sürdürür. Plasentadan gelen kan karaciğere ulaşır. Amniyon connecting stalk'ı çevreler ve içine alır. Connecting stalk daha sonra erişkinde umbilikal vesicle adı verilen bir oluşum olarak kalır.Kol tomurcukları artık oldukça belirgindir buna karşılık bacak tomurcukları yeni oluşmaya başlar. Embryo artık tamamen amniyon kesesi içinde yerleşmiştir.Somitler kas ve kemikleri oluşturmak üzere farklılaşmaya başlar.

    Dışarıdan gebe olduğunuzu fark ettirecek hiçbir değişim yoktur. Bu dönemde 1-2 kilo alınabilir ya da verilebilir. Her iki durum da normaldir. Gebeliğin erken belirtileri yavaş yavaş azalmaya başlar, buna karşın bulantı ve kusmalar artabilir. Bu şikayetler özellikle sabah erken saatlerde daha fazla olur.


    8. Hafta
    Terminolojik açıdan bebeğiniz hala daha embryo olarak adlandırılmaktadır. Bunun nedeni alt kısmında kuyruğa benzer bir çıkıntının olmasıdır. Gelişmekte olan bebeğinizde küçülen tek bölüm bu çıkıntıdır. Diğer bölümler ise süratle büyümeye devam etmektedir.Özellikle beyin ve kafa hızla büyümeye devam eder.Göz kapakları kıvrım şeklinde ayırd edilebilir. Alt çene belirginleşmeye başlar.Omurilik gelişimini sürdürür.Üst damak farklılaşır. Burnun ucu oluşur. Dişetlerinin altında dişler gelişimini başlatır.Yemek borusu farklılaşır ve nefes borusundan ayrılır.Kalp içinde kapakçıklar fark edilmeye başlar.Kalbin 4 odacığı ayırdedilebilir. Akciğerler yemek borusunun iki yanında yer alırlar. Böbrek oluşmaya başlar.Kollar silindirik şekilde uzamaya başlarken uçlarında el ayaları belirmeye başlar. Kollarda sinir iletimi başlar.Yine kollar kıvrımlanır. Bu kıvrım gelecekdeki dirsekdir.

    Hala daha kendinizi gebe gibi hissetmiyor musunuz? Önemli değil. Önünüzde daha çok zaman ve yaşanacak şey var. Örneğin gebelik öncesinde kapalı bir yumruk kadar olan rahiminiz artkı neredeyse portakal kadar oldu bile. Rahimdeki bu büyümeler sizde zaman zaman hissedeceğiniz karın kramplarına neden olabilir. Bu arada kendinizi ergenlik döneminde gibi hissedebilirsiniz. Çünkü hormonal değişimlere bağlı olarak cilt değişiklikleri baş göstermeye başlayacaktır. Yağlı bir cilt ve sivilcelenme bunun en tipik göstergeleridir. Psikolojik durumunuz yavaş yavaş düzelmeye başlar ve gebelik kabullenilir. Artık gebeliğe alışmaya başlıyorsunuz.


    9. Hafta
    Embryonik kuyruk iyice kaybolmuştur. Kıkırdak ve kemik dokuları oluşmaya başlamıştır. Barsaklar göbek kordonu içinden karın boşluğuna doğru göç etmeye başlarlar.Beyin hala daha en büyük organdır. Yutak belli olmaya başlar.Ağız boşluğu oluşumu görülebilir. Kulak kepçesi farklılaşır. Gözde retina iyice belli olabilir. Göz kapakları fark edilebilir.Burun delikleri belirir.Koku almaya yarayan sinir oluşur.Yemek borusu uzar ve kalpden çıkan kan iki ayrı yönde pompalanmaya başlar.Meme uçları belirgindir.İnce barsaklar uzar, böbrek oluşumu tamamlanır ve ilk kez idrar üretmeye başlar.İlkel cinsiyet hücreleri oluşmaya başlar. Dış genital organların farklılaşması başlamıştır.Ancak hala daha kız yada erkek olduğu bellli değildir. El ve dirsek belirginleşir. Bacaklarda sinir iletimi başlar.Bebek içinde yüzdüğü suyun içinde hafif hafif hareket etmeye başlar.

    Sizde ise ikinci adet dönemi de gecikmiştir. Belirgin bir kilo artışı olmasa da memeler büyürler ve dolgunluk ve hassasiyet olur. Bu dönemde destekleyici sütyen giymeye başlamak gerekebilir. Mide içeriğinin yemek borusuna kaçması sonucu yanma hissi olabilir. Bu dönemde günlük kalori gereksiniminiz yaklaşık 300 kalori artmıştır. Yeterli kalsiyum alabilmek için bol bol süt içmelisiniz. Eğer süt içmeyi sevmiyor iseniz özel ilaçlar ya da daha iyisi yağsız peynir gibi süt ürünleri tüketebilirsiniz.


    10. Hafta
    Fertilizasyondan 47-48 gün sonra ilk kez beyin dalgaları üretilmeye başlar.Kafa dik durumdadır ve iç kulakda denge sağlayan kısımlar gelişir. Dudakların gelişimi tamamlanır. Gözler kapalıdır.Gonadlar gelişir ve testis ya da over olarak farklılaşır. Kalp gelişimini büyük ölçüde tamamlar. Gövdenin dışında gelişmiş olan barsaklar karın boşluğu içine doğru iyice hareket ederler.Diz ve ayak belirginleşir. Ayak parmakları ve tırnakları belli olur. Kaslar güç kazanmaya başlar.Kız bebeklerde klitoris erkek bebeklerde ise penis gelişir.Hemen hemen bütün eklemler ve kasların oluşumu tamamlandığı için bebek artık su kesesi içinde hareket etmeye başlar, ancak bu hareketler sizin hissetmeniz için yeterli değildir.Bu haftanın sonunda bebeğinizin organogenez adı verilen organ gelişimi dönemi tamamlanmıştır. Gebeliğin geri kalan kısmında bu organların olgunlaşması olacaktır.

    Bu dönemlerde anne adayının duygu durumunda dalgalanmalar çok sık görülür. Kendinizi zaman zaman melankolik zaman zaman da çok mutlu hissedebilirsiniz. Bu çok normal bir durumdur. hem gelişen bebeğinizin dişleri hem de kendi diş etlerinizin sağlığı için yeteri kadar flor aldığınızdan emin olmalısınız. Kan hacminiz arttığı için cildinize yakın toplardamarlarda koyulaşmalar fark edebilirsiniz. Bu durum özellikle bacaklar ve memelerde belirgindir. Kilonuz da artık artmaya başladı.Bulantı ve kusmalarınızın azalmaya başlaması bu dönemlerde beklenebilir.


    11. Hafta
    Bu haftadan başlayarak artık içinizdeki bebeğiniz embryo olarak adlandırılmaz. O artık kocaman bir FETUS ve boyu yaklaşık 3 santimetre.Gebeliğin en kritik dönemi artık sona erdi. Bu haftada beyin hızla büyümesini sürdürmektedir ve fetusun boyunun yarısını kafa oluşturmaktadır. Fetusun gözleri kapalıdır ve bu göz kapaklarının altında iris tabakası olgunlaşmasına devem etmektedir. Böbreklerde idrar üretimi başladığından içinde yüzdüğü amniyon sıvısının da miktarı artmaya başlar ve bu haftada yaklaşık 50 ml olur.

    Sizde ise rahim bir greyfurt büyüklüğüne ulaşmıştır ancak hala daha pelvis içinde yer alır. Bulantılar azaldığından iştahda bir artış görülür. Bu dönemde prenatal testlerden bazıları yapılabilir. Doktorunuz bu konuda size yol gösterecektir. Son günlerde giderek popülerite kazanan ilk trimester tarama testleri üçlü test kadar gerçekçi sonuçlar vermektedir


    12. Hafta
    Diş etlerinde 20 dişinde yerleri belli olmuştur. Yüz insan görünümündedir, ağız içinde ise üst damak birleşmeye başlamıştır. Yüz derisi içinde kıl kökleri belirmeye başlar. Fetusun gırtlağında ses telleri oluşumunu tamamlar ve teorik olarak fetus ses çıkartabilir. Karın boşluğunda ise barsaklar karın içine girmiştir ve hareketleri başlamıştır. Karaciğer safra salgılamaya başlar ve salgılanan safra safra kesesinde depolanır. Tiroid, ve pankreas gelişimini tamamlar. Pankreasdan insülin salgılanır. Her iki cinsde de dış genital organlar gelişimini tamamlamamıştır ancak kızlarda büyük ve küçük dudaklar, erkeklerde ise penis ve torbalar dikkatli gözlem ile ayırt edilebilir.Ellerde ve ayaklarda tırnaklar uzamaya başlar. Sinir sitemi biraz daha olgunlaşır ve fetusda refleksler gelişir. Bu dönemde cilt oldukça hassasdır. kemiklerden bazıları sertleşmeye başlamıştır. 12. haftaya gelindiğinde uterus yukarı doğru büyümeye devam eder ve pelvis dışına çıkarak karın boşluğuna girer. Artık mesane üzerine çok fazla baskı yapmadığından sık idrar yapma isteği bir miktar azalır. Bu durum son 3 aya kadar bu şekilde devam eder. Bu haftalarda başağrısı ve başdönmesi şikayetlerine sık olarak rastlanır. Düşük tehlikesi çok büyük ölçüde azalmıştır. Doktorunuzun size bunu belirtmesi ile her anne adayında olduğu gibi siz de psikolojik açıdan rahatladığınızı fark edeceksiniz. Diş etleri gebelikten olumsuz yönde etkilendiği için diş hekiminizden randevu almanızda ve muayene olmanızda büyük fayda olduğunu unutmayın. Bu haftalar diş kontrolü için oldukça uygun dönemdir.



    -------------
    bir sen varsın oğluşum, birde şarkılar..

    20.03.2008 17:50

    bebeğim teşrif ettiler


    Mesaji gonderen: bebegimm
    Mesaj Tarihi: 20-Eylül-2007 Saat 07:22
    İKİNCİ 3 AYLIK DÖNEM


    13. Hafta

    Fetus artık giderek daha fazla insana benzemektedir. Gözler kafanın yan taraflarından ortaya doğru kaymaya başlar. Kulaklar normal pozisyonuna doğru hareketlenir. Dışarıdan bakıldığında bebeğin cinsiyeti kolaylıkla saptanabilir. Ancak ultrasonografide cinsiyet tespiti için henüz erkendir.Çok nadiren ve kaliteli cihazlarla bu haftada da cinsiyet saptamak mümkün olmaktadır.Bebeğin boyu biraz daha uzar. Bu hafta ilk trimesterin son haftasıdır. Gebeliğin erken bulguları ve yarattığı şikayetler hemen hemen hiç kalmamıştır.Bu dönemde çok fazla yorulmamak ve mümkün olduğunca dinlenmek gerekir.Rahim büyüdükçe gerilir ve etrafını çevreleyen ve kendisini yerinde tutan zarları da gerer. Bu hafif bir kasık ağrısı şeklinde algılanabilir. Round ligaman ağrısı olarak adlandırılan bu durum gelip geçicidir ve önemli değildir. Herşeyi etkileyen hormonalar ciltte de değişikliklere neden olurlar. Özellikle yüz ve boyunda lekelenmeler olabilir. Buna gebelik maskesi ya da chloasma adı verilir. Geçici bir durumdur ve doğumdan sonra düzelir. Artık karnınız büyümeye başlamıştır. Eskiden olan kıyafetler dar gelmeye başlayabilir. Gebe kıyafetleri satın almanın vakti gelmiştir.


    14. Hafta
    Gebeliğin en rahat dönemi olan ikinci terimestar'a hoşgeldiniz. Artık bebeğiniz tamamen bir insan görünümünde. Kaslardaki güç gelişimine bağlı olarak kafası öne eğik değil. Zaman zaman kafasını dik tutabiliyor. Doktorunuz ultrason ile incelerken size bebeğinizin el salladığını gösterecektir. Evet bebeğiniz artık ellerini kullanabiliyor. Gerçi bu tamamen refleks bir hareket ama olsun. Size ilk defa merhaba demesi hoş bir duygu değil mi? Bu arada bebeğiniz artık diğerlerinden tamamen farklı. Çünkü artık ona hiç değişmeden ömrünün sonuna kadar eşlik edecek olan parmak izi var!...Şu anda kendileri yaklaşık 25 gram ağırlığında ve 10 santimetre boyunda. Artık tüm besin ve oksijenini plasentası yardımıyla sizden alıyor. Plasentasyonun tamamlanması ile sizdeki uyku ve yorgunluk halide ortadan kalkacak. Dışarıdan bakanlar eğer yeterince dikkat ederlerse gebe olduğunuzu anlayabilirler. Progesteron hormonunun etkisi ile bütün düz kaslarınızda gevşeme meydana gelmiştir. Bu bel ağrıları, kabızlık ve tansiyonda hafif düşme olarak size yansır. Bulantılar geçmiştir ama yine progesteronun gevşetici etkisi ile mide içeriği yemek borunuza kaçar ve yanma olabilir. Bulantılar geçtiği için beslenmeniz düzelir, enerjiniz artar. Pekçok kadın gebeliğin bu döneminde kaybettiği cinsel dürtülerine yeniden kavuşur. Bu hoş bir durumdur. Unutmayın herhangi bir komplikasyon yok ise gebelikte cinsel ilişki yasak değildir.


    15. Hafta
    Bu haftanın sürpriz haberi: Bebeğinizin saçı çıkıyor. Gelişmekte olan bebeğin kafası üzerinde lanugo adı verilen ince ve ipeksi tüyler belirmeye başlar. Bu ilkel saçlar doğumda kaybolurlar. İkinci önemli haber ise bebeğinizin parmağını emmeye başlamasıdır. Ultrason altında bebeğin parmağını ağzına görütüp emdiğini doktorunuz size gösterecektir. Korkmayın bu doğumdan sonra bebeğin parmak emme alışkanlığı olacağını göstermez. Sadece anne karnındaki bir refleksidir. Her bebek ane karnında parmak emer diye bir kural da yoktur, ama ultrason incelemeleri esnasında sıkça rastladığımız bir durumdur. Bu dönemde bebeğin cildi oldukça incedir ve deri altında damarlar görülebilir. Bu döneme ulaşıldığında karnınız oldukça büyümüştür. Elinizi karnınıza götürdüğünüzde uterusunuzu top gibi hissedebilirsiniz. Memelerden halk arasında ağız da denilen ve klostrum adı verilen sıvı gelebilir. Bu normal bir durumdur.


    16. Hafta
    Bu haftada gözler ve kulaklar bebek doğduğunda bulunacakları son lokalizasyonlarına gelirler. Göz kırpma gibi basit refleksler gelişmeye başlar.Benzer şekilde kulaklar da son pozisyonlarını almışlardır. Barsaklarda mekonyum adı verilen fetal dışkı birikmeye başlamıştır. Bu dışkı benzeri yapı fetusun yuttuğu amniyon sıvısı, dökülen hücreler ve sindirim sistemi salgılarından oluşur. Macun kıvamında koyu renkli bir yapıdır. Sinir lifleri onlara özelliklerini veren myelin ismindeki madde ile kaplanmaya başlar. Myelin sinir iletimi için son derece önemli bir maddedir. Dolaşım sistemi tam anlamı ile fonkisyonel olmuştur. Bebeğin plasentası yaklaşık fetus kadardır. Göbek kordonu sistemi olgunlaşmaya başlar. 120 gram olan bebek avucunuza sığacak kadar büyümüştür. Ultrason altında bebeğin hıçkırdığı saptanabilir. Bu solunumun başlama işaretlerinden biridir. Bu haftanın diğer bir ilki de bebekteki ışık refleksinin ortaya çıkışıdır. Artık beğiniz teorik olarak ışığa tepki verebilir. Bu hafta her açıdan oldukça önemlidir. Bir kere anne ve baba adaylarının en çok merak ettikleri konuların başında belki de ilk sırada gelen bebeğin cinsiyeti bu haftada açıklığa kavuşur. İyi bir ultrason cihazı ve deneyimli bir göz 16. haftada bebeğin cinsiyetini çok büyük bir olasılıkla saptar. Bazı durumlarda 12-14. haftalarda da cinsiyet görülebilir, ya da gebeliğin son dönemlerine kadar hiç görülemeyebilir fakat bu çok nadir bir durumdur. Bu haftalarda bebeğin cinsiyetinin saptanması asıl olarak incelemeyi yapan hekimin tecrübesine bağlıdır.Yine bu haftada down sendromu açısından son derece önemli olan üçlü tarama testi yapılabilir. Bu test için ideal zaman aralığı 16-20. haftalardır. Tecrübeli anne adayları bebeğin ilk hareketini bu haftada hissedebilirler. Ancak hareketin hissedilmemesi anormal bir durum olduğu anlamına gelmez. İlk gebeliğini yaşayanlarda bu 20 hafta civarında gerçekleşir.


    17. Hafta
    Onyedinci haftaya ulaşıldığında bebeğin cilt altındaki yağ depoları yavaş yavaş dolmaya başlar. Bu bebeğinizin hızlı büyüme evresine girdiğinin belirtisidir. Büyümeye bağlı olarak sizinde kilo artışınız bir miktar hızlanacaktır. Bu haftaya kadar 2-4 kilo arasında almış olmanız normaldir. Bebeğin tüm organ sistemleri fonksiyoneldir. Ayrıca içinde yüzdüğü amniyon sıvısını akciğerlerine çekmekte ve geri vermektedir. Bu ilkel solumadır. Bebeğin doğum sonrası normal nefes alıp verişini sağlayacak sistemlerin olgunlaşması için gereklidir. Kalbi ise inanılmaz bir eforlarla sürekli kan pompalamaktadır. İnanması güç olabilir ama bebeğinizin kalbi onun vücuduna günde yaklaşık 25-30 litre kan pompalıyor. Siz de karınızı elleyerek rahminizin ulaştığı boyutu hissedebilirsiniz. Bu haftada rahimin tepe noktası yani fundus göbek değiliğin 3-4 parmak altındadır. Pek çok anne adayı bu haftalarda bebekleri için endişe duyarlar. Doğumun nasıl olacağı, bebeğin sağlıklı olup olmayacağı endişeleri bu haftalarda yoğunluk kazanır. Yapılacak olan üçlü test bu endişeleri biraz giderebilir. Hala daha nerede doğum yapacağınız ve doğumu yaptıracak hekim hakkında karar veremediyseniz bu hafta bunun için iyi bir dönemdir.


    18. Hafta
    Şu ana kadar herşey yolunda gidiyor. Minik bebeğinizin kemiklerinin büyük bir kısmı hala daha lastik sertliğinde ancak giderek sertleşiyor ve doğumdaki halini alıyor. yeterli kalsyum almayı ihmal etmemeniz kemik olgunlaşması için çok önemli.Anne karnındaki bebeğin uyanık olma ve uyuma periyodları vardır. Bebek kendisine uygun ve sevdiği bir uyku pozisyonu seçebilir ve uyku döneminde bu pozisyonu alabilir.Gözlerin üzerinde kaşlar ortaya çıkmaya başlar. Kız bebeklerde pelvis içinde gelişen yumurtalıklarda ilkel yumurta hücreleri belirir. Bunlar daha sonra hayatı boyunca sahip olacağı ve menopoza kadar her adet döneminde tüketecekleri yumurta hücrelerine dönüşeceklerdir. Yine kız bebeklerde uterus tamamı ile oluşmuştur. Erkek bebeklerde ise prostat bezi gelişimini tamamlar.Cilt altında kahverengi yağ içeren doku meydana gelir. Deriyi kaplayan ve verniks caseosa adı verilen krem şeklindeki madde izlenebilir. Plasenta gelişimini tamamlamıştır ve bu haftadan sonra kalınlığı artmaz, sadece çap olarak büyür. Dışarıdan bakıldığında kişinin gebe olduğu artık çok rahat anlaşılabilir. Bebek hareketleri çoğu anne adayı tarafından hissedilebilir. Eğer hala daha hissetmediyseniz endişelenmeyin, önünüzde 1-2 hafta daha olabilir. Artmış kan hacmine bağlı olarak çeşitli şikayetler olabilir. Yine düzkas gevşemelerine bağlı olarak ani tansiyon düşmeleri görülebilir. Yatar pozisyondan ayağa kalkarken bu işi yavaş yavaş yapmaya özen gösterin. 35 yaşın üstündeki anne adaylarında ya da üçlü testte şüpheli durum saptananlarda amniyosentez bu haftalarda yapılır.


    19. Hafta
    Eğer hala daha gebeliğinizi hafta olarak değil de ay olarak hesaplıyorsanız bu haftadan itibaren beşinci ayınıza girdiğinizi söyleyebilirsiniz.Eski kıyafetlerinizin hemen hemen hiçbirinin üzerinize olmadığını fark edeceksiniz. Gebe kıyafetlerinin her kadına çok yakıştığını unutmayın. Fark edeceğiniz başka bir değişiklik ise memelerinizdeki kahverengi alanın gidrek büyümeye başlamasıdır. Areola adı verilen bu bölge memenin yarısını kaplayabilir. Bu normal bir durumdur ve doğumdan sonra onikinci aya kadar devam edebilir. Pekçok çalışan gebe kadın öğle aralarında yarım saat kadar yürmenin kendilerine çok iyi geldiğini söylemekte. Sizde bunu deneyebilirsiniz. Yürüyüş hem bünyeniz hem de psikolojik durumunuz için yararlıdır. İçinizde neler olduğuna bakacak olursak, bebeğinizin vücudu krem benzeri bir madde ile çevrilidir. Onun hassas cildini uzun süre suda kalmanın etkilerinden koruyacak olan bu maddenin adı vernix caseosa'dır. Ultrasonda ise bebeğinizin sürekli hareket halinde olduğunu görebilirsiniz. Bu hareketleri pekçok kadın ilk önceleri içinde sanki bir kelebeğin kanat çırpmasına benzetmektedirler. Ne yazık ki henüz eşiniz sizin bu heyecanınıza ortak olamayacak. Çünkü hareketler henüz dışarıdan elle hissedilebilecek kadar kuvvetli değil.


    20. Hafta
    Tebrikler. Gebelik maceranızın tam ortasındasınız. Bebek anne karnındaki yaşamının yarısını tamamladı. Bu haftada doğumdan sonra 5 yaşına kadar devam edecek olan hızlı beyin olgunlaşması başlar. Bebeğin koku, tat, işitme, görme ve dokunma duyuları iyice aktif olmaya başlar.Kaşlar ve saçlar iyice belirginleşir. Fetus sık sık göz kırpar. Lanugo adı verilen tüyler tüm vücudunu kaplar ancak yoğun olarak yüz ve boyun çevresinde bulunur. Kalp atımları hızlanır. Erkek bebekteki testisler karın boşluğundan torbalara doğru inmeye başlar. Eğer bebeğiniz bir kız ise yumurtalıklarında tam 6 milyon yumurta hücresi vardır. Bundan sonra yeni yumurta hücresi gelişmez. Mevcut olanların ise sayısı giderek azalır ve doğumda yaklaşık 1 milyona iner. Bebeğin hareketleri de hızlanır ve kuvvetlenir. Bebeğin ağırlığı yaklaşık 250-450 gram arasındadır. Bu haftadan sonra gebeliğin sona ermesi düşük olarak değil erken doğum olarak isimlendirilir. Bebeğin tüm organlarının ve kalbinin değerlendirildiği malformasyon ultrasonografisi ya da başka bir isimle ikinci düzey ultrason için ideal zaman 20. haftadır. Bu haftada rahimin tepe noktası göbek deliği hizasına kadar büyümüştür. Bu dönemden sonra 38. haftaya kadar her hafta yaklaşık 1 santimetre yükselir. 38. haftadan sonra ise bebeğin doğum kanalına doğru inmesi nedeni ile rahimin tepe noktası da aşağıya inmeye başlar. Orta hatta göbek deliği ile kasık arasında siyahlık belirmeye başlar. Buna linea nigra adı verilir ve doğumdan sonra kaybolur. Bu haftadan sonra gebelik çatlakları görülebileceğinden önlem almak yararlı olacaktır.Bebeğin hareketleri rahatça hissedilebilir. Normalde bir bebek saatte en az 2 kez hareket etmelidir. Ancak bu sayı gerçekte çok daha fazla olmasına rağmen sadece yeterince güçlü olan hareketler anne adayı tarafından hissedilebilir.


    21. Hafta
    Yirmibirinci haftaya ulaşıldığında bebekteki hızlı büyüme biraz yavaşlar. Bu haftada en önemli olay kalp kasının güçlenmesidir. Bebeğinizin kalbi, kanı çok daha etkili şekilde pompalamaya başlamıştır. Sizin dolaşımınızdaki kan miktarındaki artış nedeni ile özellikle tüm gün ayakta olan gebelerde akşamları ayaklarda ve ayak bileklerinde şişmeler olabilir. Bu tamamen normal bir durumdur. Gün içinde zaman zaman ayakları hafif yükselterek dinlenmek ve eğer mümkünse 2 saatten fazla ayakta kalmamak duruma yardımcı olabilir. Bol su içmek bu yakınmaları arttırmaz tam tersine azaltır. Bu nedenle gün içinde bol bol su içmeyi ihmal etmeyin. İhmal etmemeniz gereken bir başka konu ise artık en azından haftada bir kez tansiyonuzu ölçtürmenin faydalı olacağıdır. Karın boşluğu içerisinde büyüyen uterusun diğer organlar ile birlikte diyafram kasını da sıkıştırması sonucu pek çok gebe bu dönemde nefes darlığı ya da çabuk nefes nefese kalma sorunu yaşayabilir. Bu da gebeliğin normal sonuçlarından birisidir. Gebelik ilerledikçe bu sıkıntılar artabilir. Yine daha önce başlamadıysanız bu haftadan itibaren demir desteğine başlamanızda fayda var. Diet ile aldığınız demir gebelikte size yeterli gelmeyecektir. Bu nedenle mutlaka dışarıdan destek almalısınız.


    22. Hafta
    Bu haftaya ulaştığınızda bebeğinizle konuşabilir, ona birşeyler okuyabilir ya da şarkı söyleyebilirsiniz. Çünkü artık o sizi duyabilir. Hatta duymakla kalmaz seslere tepki de verebilir. Bu nedenle bebek gelişimi için yapılmış müzik CD'leri dinletebilirsiniz. Anne karnında klasik müzik dinlemenin ruhsal gelişime olumlu yönde etkisi olduğunu iddia eden çalışmalar mevcut. Bunlar doğru olmasa bile minik bebeğinizle birlikte biraz müzik dinlemenin, şarkı söylemenin ya da kitap okumanın ne zararı olabilir ki? Hatta bazı çalışmalar bebeğiniz doğmadan önce ona okuduğunuz kitapları, doğduktan sonra emzirirken yeniden okuduğunuzda minik yavrunuzun daha güçlü emeceğini iddia ediyorlar. Fantastik, değil mi? Bebeğinizde bu gelişmeler olurken siz de artık dengenizi sağlamakda zaman zaman güçlük çektiğinizi fark edebilirsiniz. Karnınızın büyümesine bağlı olarak bel kavisiniz de içeri doğru genişlediğinden vücudunuzun denge merkezi yer değiştirmektedir. Bünye buna aynı hızda uyum sağlayamadığından dengenizi sağlamakta güçlük yaşayabilirsiniz. Bu nedenle evde yanlızken banyo yapmamanız tavsiye edilir. Yine aynı nedenler ile dengeye dayalı sporlara da ara vermeniz gerekli. Gebelik hormonlarına bağlı olarak parmak eklemlerinize kadar tüm eklemlernizde gevşemeler olacaktır. Bu size bel ağrısı olarak yansıyabilir. Bu haftalar hem denge sorunları hem de bel ağrıları nedeni ile yüksek topuklu ayakkabılara veda edilmesi gereken dönemlerdir. Gebeliğinizi geri kalan kısmında ortopedik ayakkabılar giymeniz rahatsızlıklarınızı azaltacaktır.


    23. Hafta
    Bebeğiniz artık tamamen minyatür bir insan görünümündedir. Kulak içinde yer akan minik kemikler tamemen sertleştiği için bebek çok iyi duyabilir. Dudakları iyice belirginleşir, ultrasonografide gülümsemesi fark edilebilir. Boyu 17-18 santimetre kadar olmuştur, kilosu ise 600 gram civarındadır. Gözleri tamamen gelişmiş olmasına rağmen renkli kısmı olan iris daha pigmente değildir, yani göz rengi belli değildir. Pakreas tam manası ile olmasa bile insülin salgılamaya başlamıştır. Sizde ise yavaş ama sürekli bir kilo artışı söz konusudur. Bu dönemde aşerme adı verilen olay hızlanır. Fazla abartıya kaçmadan ufak tefek kaçamaklara izin verilebilir. Bacak krampları yirmili haftalarını yaşayan gebelerde nadir görülmeyen olaylardır. Kalsiyum ve magnezyum alımı şikayetleri ve krampların sıklığını azaltacaktır. Kramp girdiğinde bacağınızı düz uzatarak eşinizden masaj yapmasını isteyebilirsiniz. Bir başka güzel olay ise artık bebeğinizin hareketlerini eşinizinde hissedebilecek olmasıdır. Eşiniz elini karnınıza koyduğunda bebeğinizin hareketlerini çok rahat hissedebilir, hatta bu hareketler dışarıdan gözle bile fark edilebilir. Bunun nedeni bebeğin içinde bulunduğu amniyon svısının göreceli olarak fazla olmasıdır. Yani bebeğin hareket etmesi için çok geniş bir alan vardır. Bebeğiniz sanki içeride taklalar atarmışcasına özgürce hareket eder!..Hareketler bebeğin motor gelişimi yani kas güçlenmesi için çok önemlidir. Bu haftalarda yapılan ultrason incelemelerinde bebek makat gelişken çok kısa bir süre sonra baş gelişe dönebilir. Bebeğin ters durması fazlaca önemli değildir.


    24. Hafta
    Dikkat: Çok iyi hazırlanmış şartlarda ve yoğun bakım koşullarında bu haftada doğan bebekler yaşatılabilmektedir. 24. hafta gebelik süreci içindeki önemli dönemeçlerden birisidir. Çünkü bu hafta viabilite sınırı olarak kabul edilir. Viabilite annesine bağımlı olmadan, annesinin vücudu dışında yaşamını devam ettirebilme anlamında kullanılmaktadır. Ancak fetusun viabilitesi pratikde her zaman gerçek olmaz. Bunu hayata geçirebilmek için solunum, sindirim, vücut ısısını korumak gibi yaşamsal fonksiyonların çok iyi desteklenmesi ve bebeğin enfeksiyonlardan korunması gereklidir. 24 haftalık bir fetus 650-700 gram ağırlığa ulaşmıştır. Ülkemizde de belirli merkezlerde bu kadar küçük bebekler yaşatılabilmektedir. Ancak önemli olan bu bebekleri yaşatmak değildir. Görme, işitme gibi duyusal faaliyetlerinin yanı sıra zihinsel gelişimlerinin nasıl olacağı tam anlamı ile gösterilememiş olan bu tür bebeklerin tüm yaşamları boyunca yakın takip altında olmaları gerektiğine inanıyorum. Literatürde en erken doğan ve yaşatılan bebek Kenya'da 19 haftalıkken dünyaya gelen ve Kelly adı verilen bir bebektir. Bu haftada bebeğinin akciğer içinde yer alan damar yapıları olgunlaşır. Hemen hemen bütün organları artık fonksiyonel olarak görev yapabilmektedir. Sizde ise diş eti kanamaları görülebilir. Gebelik hormonları etkisi ile epulis gravidarum adı verilen diş eti hastalığı görülebilir. Dişinizi fırçalarken ve hatta ağzınızı çalkalarken bile kanamalar olabilir. Diş etleriniz çekilebilir. Hastalığın en ileri formunda dişlerde dökülmeler bildirilmektedir. Bu nedenle eğer benzer yakınmalarınız varsa ihmal etmeden diş hekiminiz ile görüşmelisiniz. Yine 24. haftada gebeliğer bağlı diabetin varlığını araştırmak için doktorunuz sizden 50 gramlık glukoz tarama testi isteyecektir. Bu test 28. haftaya kadar ertelenebilir. Yine bu haftalarda erken doğumun belirtilerine karşı dikkatli olmayı öğrenmelisiniz. Bunu başarabilmek için de erken doğum hakkında bigi sahibi olmanız gereklidir. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.



    -------------
    bir sen varsın oğluşum, birde şarkılar..

    20.03.2008 17:50

    bebeğim teşrif ettiler


    Mesaji gonderen: bebegimm
    Mesaj Tarihi: 20-Eylül-2007 Saat 07:24
    ÜÇÜNCÜ 3 AYLIK DÖNEM


    25. Hafta

    Bu haftanın en önemli olayı bebeğinizin tat duyusunun büyük ölçüde gelişmiş olması. Tat duyusu ile birlikte ister inanın ister inanmayın bebeğinizin süt dişleri de gelişiyor. Bebeğin cildi hala daha ince ve kırılgan. Ancak vücudu orantılı bir şekilde doluyor, cilt altı yağ dokuları olgunlaşıyor. Artık uterus içinde göreceli olarak kapladığı alan azalmaya başladı. Bu da hareket için kendisine kalan boş alanın giderek azalacağı anlamına geliyor. Sonuç ise hareketlerin daha sert hissedilmesi olacak. Bu haftalarda yorgunluk hissedebilirsiniz. Bu gebeliğin normal yakınmalarından birisidir. Aynı zamanda gözlerinizin ışığa karşı oldukça duyarlı olduğunu fark edebilirsiniz. Gebeliğe bağlı göz kuruluğu pekçok anne adayının ortak yakınmasıdır. Sorunun üstesinden gelebilmek için yapay gözyaşı preparatları kullanabilirsiniz. Büyüyen rahimin bası yapması ve dolaşımın bozulması nedeni ile bacaklarda ve belde ağrılar olabilir. Bazı gebelerde ise el parmaklarında dahi ağrılar olabilir. Bu gibi durumlarda soğuk tatbiki oldukça yararlı olmaktadır.Hala daha bebeğinizin ismine karar vermediyseniz bu haftalarda artık isim aramaya başlayabilirsiniz.


    26. Hafta
    Bebeğinizin akciğerlerinde hava kesecikleri oluşmaya başladı. Doğumdan hava solumayı sağlamak için akciğerler sürfaktan adı verilen bir madde üretirler. Bu madde, minik hava keseciklerinin çeperlerinin birbirine yapışmasına engel olur. Bu sayede her nefes alışda kesecikler hava ile dolar. Bu haftada bebeğinizin akciğerleri sürfaktan üretmeye başladı, ancak miktarları tabii ki yeterli değil. Erken doğum tehdidi yaşayan anne adaylarına yapılan bazı enjeksiyonlar ile bu maddenin yapımı hızlandırılmaya çalışılır. Amaç erken doğum olur ise bebeğin solunum problemi yaşamasını engellemeye çalışmakdır. Yapılan çalışmalarda 26 haftalık bebeklerin beyin dalgaları incelendiğinde dokunmaya beyin dalgaları ile cevap verdiği saptanmıştır. Ayrıca ilginç bir bulgu da karnınıza kuvvetli bir ışık kaynağı dayadığınızda bebeğin kafasını o yöne çevirmesidir. Bu haftalarda birden bire ve durup dururken karnızında bir sertleşme hissedebilirsiniz. Endişelenmeyin. Bu gebe rahimde, normalde görülen ve Braxton-Hicks olarak isimlendirilen kasılmalardır. Erken doğum tehtidinde ise kasılmalar sürekli ve belirli aralıklarla gelir. Düzenli kasılmaları saptamak için eşinizden yardım isteyebilirsiniz. Eşiniz, elinin ayasını uterusunuzun tam tepe noktasına yerleştirerek beklemeli. Bu haftada uterusun tepe noktası göbek deliğinin yaklaşık 5 santimetre yukarısındadır. Eşiniz 20 dakika kadar bu şekilde bekleyerek kasılmaların varlığını ve sıklığını saptayabilir. Bu işlemi kendiniz de yapabilirsiniz, ancak objektif olarak değerlendiremeyebileceğiniz için eşinizden istemenizde yarar var. Kasılmaları siz ağrı olarak hissetmeyebilirsiniz ya da çok hafif adet sancısı şeklinde fark edebilirsiniz. Eğer bunların sıklığı konusunda endişeleriniz varsa hemen doktorunuz ile temasa geçiniz.


    27. Hafta
    Eğer rahim içine bir kamera yerleştirmek ya da direk olarak gözlemek mümkün olabilseydi, bebeğinizin gözlerini görebilirdiniz. Çünkü o'nun göz rengi artık belli ve sıkı durun: size göz kırpabilir. Bu haftaya gelindiğinde bebeğiniz gözünü açıp kapamaya başlıyor. Beyin olgunlaşması hızla devam ediyor ve sese verdiği tepkiler iyice arttı. Boyu 25 santimetreye yaklaştı ve kilosu 1000 kilogram civarında. İkinci trimesterın sonu olan 27. haftada solunum ve uyku problemleri yaşayabilirsiniz. Özellikle yattığınız zamanlarda nefes darlığı ortaya çıkabilir. Bu durum bebeğinize herhangi bir zarar vermez ancak siz daha rahat edebilmek için, geceleri yatarken kullandığınız yastık sayısını arttırmalısınız. Çoğu anne adayı bu dönemlerde uykunun dinlenmeden çok sıkıntı yarattığını söylemekteler. Bilinç altında yaşanan endişeler uykuda kabus olarak kendini gösterebilir. Hatta uykuya dalmada büyük zorluklar yaşayabilirsiniz. Tecrübeli anne adayları yatmadan önce yarım saatlik bir yürüyüşün oldukça faydalı olduğunu iddia ediyorlar. Dikkat etmeniz gereken bir diğer nokta da kan basıncınız. Gerçi doktorunuz her kontrolünüzde tansiyonunuzu ölçüyor ancak siz de 3-4 günde bir bunu tekrarlasanız yararlı olur. Zira halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak da bilinen preeklempsi için riskli döneme girdiniz. Rutin kontrollerinizde yapılan ultrason incelemelerinde artık bebeğinizi bir bütün olarak göremediğinizi fark etmişsinizdir. Artık bebek bütün olarak değil kısım kısım incelenmekte. Yapılan ölçümler ile kilosu gerçeğe yakın ölçülerde tahmin edilebilmekte. Bu hafta ile birlikte gebeliğinizin ikinci trimester'ı sona erdi. Yolun büyük kısmı aşıldı.


    28. Hafta
    Bu hafta ile birlikte gebeliğin en zor dönemlerinden biri olan üçüncü trimester yani son üç aya girmiş oluyorsunuz. Bu haftada bebeğiniz hızla büyümeye devam edecek ve rahim içini mümkün olduğunca dolduracak. Rahim büyüklüğünüz neredeyse kaburgalarınzın seviyesine ulaştı. Bu haftada bacaklarınızdaki varislerde artış ve şişme fark edebilirsiniz. Yine hemoroid probleminiz varsa bu kötüleşebilir, ya da bacaklarınızda sık sık kramplar yaşayabilirsiniz. 28. haftada doktorunuz sizden glukoz yükleme testi isteyecektir. Bu testin amacı gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığını yani gestasyonel diabeti araştırmaktır. Yine bu haftada kan uyuşmazlığınız varsa doktorunuza bunu hatırlatın. 28. haftada dünyaya gelen bebeklerin yaklaşık %90'ı yaşatılmaktadır. Ancak bu bebeklerde yoğunbakım şartlarında solunum desteği gerekmektedir. Bebeğiniz sürekli uyuma ve uyanma dönemleri geçirmektedir. Zaman zaman gözlerini açıp kapayabilir. Kaşları gelişimini tamamlamıştır. Vücudu yağ depolamaya devam etmektedir. Bu yağlar doğduktan sonra kendi vücut ısısını ayarlamada oldukça önemlidir. Bu haftada bebeğinizle rahatça konuşabilirsiniz, çünkü artık sizin sesinizi tanıyor!


    29. Hafta
    Bebeğiniz doğum gününe hazırlanmaya devam ediyor. Artık kafası ve gövdesi arasındaki oran normale yakın. Artık kendi vücut ısısını ayarlayabilme yeteneğine sahip. Kemik iliğide sürekli kırmızı kan hücreleri yani alyuvar üretiyor. Gözleri ise hareket etmeye başladılar bile. Bu arada unutmadan zaman zaman içinizde aniden bir hareket hissederseniz sakın şaşırmayın ve korkmayın çünkü bebeğiniz hıçkırıyor! 29. haftaya gelindiğinde hamileliğinizi artık iyice hissetmeye başladığınız fark edeceksiniz. Bu haftalarda karın cildinizde kaşınmalar hissetmeniz normaldir. Bunun yanısıra karın içi basıncındaki ve dolaşım sistemindeki değişikliklerin sonucunda hemoroid (basur) problemi görülebilir. Ayrıca nefes darlığı, midede yanma, bacaklarda kramplar gibi yakınmalar ortaya çıkabilir. Bu yakınmaların sizi hamileliğinizden soğutmasına izin vermeyin. Bunların hepsi geçici ve tedavi ile üstesinden gelinebilecek şikayetleridir. Yakınmak yerine hamileliğinizin pozitif yönlerini görmeye ve keyfini çıkarmaya çalışın.


    30. Hafta
    Bebeğinizin cildini kaplayan ve lanugo adı verilen ince tüyler artık yavaş yavaş kaybolmaya başlarken el ve ayak tırnakları yavaş yavaş uzuyor. Kemik iliği kan hücresi üretimini tamamen karaciğerden devaraldı. Öte yandan bebek artık etrafının farkına varmaya başlar. Rahimin içi genellikte zifiri karanlık gibi düşünülse de anne adayının bulunduğu çevreye bağlı olarak aydınlık ya da karanlık olabilir ve bebek bunun ayrımını yapabilir. Erkek bebeklerde testisler torbaya iniş sürecini tamamlamak üzeredir. Bebeğin ağrılığı doğumda olacağı ağırlığın üçte ikisine ulaşmıştır. Bu haftalarda anne adayı artık hamilelikten iyice sıkılmaya başlar. Uyuyamamak ve mide yanmaları sık görülen problemlerdir. Zaman zaman kasıklarınızda bir ağrı ya da kasılma hissedebilirsiniz. Bunlar rahimin gerginliğini sağladığı küçük ve önemsiz kasılmalardır ve Braxton Hicks kontraksiyonları olarak adlandırılırlar.


    31. Hafta
    Bebeğinizin beyni hızla olgunlaşmasına devam ediyor. Hızla gelişen bir başka bölüm ise bebeğin kemikleri. Bebeğiniz bu haftalarda her zamankinden daha fazla kalsiyuma gereksinim duyuyor. Bu nedenle süt ve süt ürünlerini bolca tüketmeli ve doktorunuz gerek gördüğü taktirde kalsiyum ilaçları kullanmalısınız. Bebeğinizin göz bebeği ışığa reaksiyon vererek açılıp kapanmaya başladı bile. Büyüyen bebek ve rahim göğsünüzde sıkışmaya neden olabilir ve göğüs ağrsı ortaya çıkabilir.Bebek ile içinde yüzdüğü sıvı arasındaki oran bebek lehine bozulduğu için ona kalan alan daralmıştır. Bu nedenle bebeğinizin hareketlerini daha fazla hissedebilirsiniz. Daha önce fark etmediğiniz küçük hareketler bile sizi rahatsız edebilir.


    32. Hafta
    Cilt altı yağ dokusu gelişmeye devam ettikçe bebeğinizin rengi kırmızıdan pembeye doğru dönmeye başlar. Bu haftada bebeğinizin hareketlerinin iyice arttığını fark edebilirsiniz.Bebeğin hareketleri iyilik halinin bir göstergesidir bu nedenle hareketleri saymayı öğrenmenizde fayda var. Bu arda bebeğin tırnakları tamamen gelişti ve parmak uçlarına kadar uzadılar bile buna karşın bebeğin büyüme hızı azaldı. Bu haftadan sonra doktorunuz sizi 2 haftada bir görmek isteyebilir. Bu artık doğumun yaklaştığı anlamına da gelir. Erken doğum ile ilgili belirtileri öğrenip takip etmelisiniz. Sindirim sistemi ile ilgili sorunları azar azar ama sık sık yüksek lifli yiyecekler tüketerek ve bol sıvı içerek azaltabilirsiniz. Bacaklarda kramp çok sık ratlanılan bir bulgudur ve sizin kaslsiyum ihtiyacınızın bir belirtisi olabilir. Hamileliğinizin sonuna yaklaşmış olmanız vitamin alımını kesmenizi gerektirmez. Bu vitaminleri doğuma kadar kullanmanız gereklidir.


    33. Hafta
    Son haftalara hızla yaklaştıkça bebeğinizin beyninde oluşmuş olan ve nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresi de onun rahim içi yaşantısında etrafındakileri öğrenmesine yardımcı olur. Bebeğiniz duyabilir, hissedebilir ve görebilir. Bu haftalarda bebeğinizin baş çapı eskiye oranla daha hızlı büyümeye başlar. Bebeğinizin göz bebekleri tıpkı sizinkiler gibi ışıkta küçülüp karanlıkta büyüme yeteneğini kazanmıştır. Bebeğiniz bu sayede bulanık olarak görebilir. Yenidoğanlar gibi bebeğiniz zamanının büyük bir kısmını uyuyarak geçirir. Hatta erişkinlerdeki gibi derin uykuya dalar ve gözlerinde hızlı göz hareketleri (Rapid eye movements, REM) saptanabilir. Erişkinlerdeki REM uykusu rüya görülen anları temsil etmektedir. Bebeğinizin rüya görüp göremediğini bilemeyiz ama onun rüya gördüğünü hayalş etmek bile hoş bir düşünce olsa gerek. Bebeğinizin akciğerleri artık gelişimi ve olgunlaşmasını neredeyse tamamlamıştır. Koruma ve doğum sonrası vücut sıcaklığını koruma görevi yapan cilt altı yağ dokusu kalınlaşmaya devam etmektedir. Bebekler hamileliğin son dönemlerinde hızlı kilo alırlar. Bebeğiniz artık yavaş yavaş doğum pozisyonunu almaktadır. Eğer kafası yukarda ise büyük bir olasılıkla makat geliş nedeniyle sezaryen olmanız gerekecektir. Sonlara yaklaştıkça siz de daha hızlı kilo aldığınız fark edebilirsiniz. Ellerde ve ayaklarda hafif ödem olması normaldir ancak şiddetli başağrılarınız varsa, çakan ışıklar ya da noktacıklar görüyorsanız, şişliklerde ani bir artış varsa, karın ağrısı, bulantı ve kusmanız oluyor ise preeklempsi açısından dikkatli olmalı ve mutlaka zaman kaybetmeden doktorunuzla görüşmelisiniz. Eğer bebeğiniz çok iriyse ya da ikiz ya da üçüz bebek bekliyorsanız karnınızın içindeki aşırı şişlik nedeniyle midenize olan bası ve rahatsızlık hissi nedeniyle iştahınızda azalma olabilir. Bebeğinizin diz ve dirsek vurmalarını ayırt edebilirsiniz. Zaman zaman içerde bebeğin hopladığını hissettiğinizde telaşlanmayın. Bu bebeğinizin hıçkırmalarıdır ve tamemen normal bir durumdur.


    34. Hafta
    Bebeğinizin akciğerlerinde büyük bir olasılıkla artık surfaktan adı verilen madde vardır. Surfaktan, akciğerlerde havalanmayı sağlayan alveollerin içindeki havayı boşalttıktan sonra duvararının birbirine yapışmasını önleyen maddedir. Zamanından çok önce doğan bebeklerde yoğun bakımda surfaktan dışarıdan verilir. Bebeğinizin akciğerlerinde surfaktan olması doğum durumunda solunum problemi yaşama olasılığının çok azaldığı anlamına gelir. Bebeğinizin ağırılığı 2 kilo civarındadır. Boyu ise yaklaşık 42 santimetredir. Bebeğinizin böbrek üstü bezlerinden (adrenal) salgılanan hormonlar sizde süt üretimini başlatabilir. Bebeğiniz uyurken sizin gibi davranır. Yani artık gözlerini uyurken kapatıp uyanıkken açık tutar. Tırnakları parmak uçlarına kadar uzamıştır. Bebeğinizin bağışıklık sistemi gelişmektedir, basit ve hafif enfeksiyonlarla mücadele edebilecek yeteneği kazanmıştır


    35. Hafta
    Bu haftalarda halsizlik ve yorgunluk pek çok hamile kadının en önemli şikayet sebeplerinden birisidir. Uyuma güçlükleri, kilo artışı ve buna bağlı olarak hareket yeteneğinde azalma sorun yaşamanıza neden olacaktır. Bu dönemde cinsel isteksizlik yaşayabilirsiniz. Herhangi bir zararının olduğu gösterilmemiş olsa da eğer istemiyorsanız eşinizi anlayışlı olmak konusunda ikna etmelisiniz. Bu haftalarda yaşanan bir başka sorun da doğum ve doğuma ait konularla ilgili endişelerdir. Eşinizin ve doktorunuzun yaklaşımı son derece önemlidir. Dünyada hergün binlerce kadının doğum yaptığını ve bunların sadece çok az bir kısmının sorun yaşadığını aklınızdan çıkarmamaya çalışın. Siz bu yazıyı okurken bile binden fazla bebek ilk çığlıklarını attı.


    36. Hafta
    Bu haftadan sonra artık erken doğum sancılarınız başlasa bile doktorunuz durdurmaya çalışmayacaktır. Bebeğiniz doğum sonrası genelde sorunsuz ya da az bir bakım ile yaşamını kolaylıkla devam ettirebilir ve ağırlığı 2000 gramın üzerindedir. Bebeğinizin yağ depolaması devam ediyor. Bu haftada kol ve bacaklarda yağ tutulumu başlıyor. Tüm organ sistemleri gelişim ve olgunlaşmasını tamamladı. Artık son rütuşlar yapılıyor. Artık içinde yüzdüğü suya oranla rahim içinde daha fazla yer kaplamaya başladığından hereketleri de çok kolay olmayacaktır. Doktorunuz bu haftadan itibaren her kontrolde sizi muayene ederek rahim ağzınızın durumunu, açıklık olup olmadığını incelemek isteyebilir. Bu haftalara geldiğinizde uykusuzluk probleminiz artış gösterebilir. Uykusuzluğun bir nedeni de bebeğin yavaş yavaş aşağı inmesi nedeniyle mesaneye bası yapması ve sık aralıklarla tuvalete gitme gereksinimi duymanız olabilir. Gece yatmadan önce sıvı alımınızı kısıtlamanız bu konuda size yardımcı olabilir.



    -------------
    bir sen varsın oğluşum, birde şarkılar..

    20.03.2008 17:50

    bebeğim teşrif ettiler


    Mesaji gonderen: bebegimm
    Mesaj Tarihi: 20-Eylül-2007 Saat 07:26
    VE SON AYLAR...SAYILI GÜNLER :)


    37. Hafta
    Mutlu finale sadece 4 hafta kaldı (eğer sezaryen olacaksanız 2 hafta kadar daha zamanınınz var demektir). Bebek ise hemen hemen hazırlandı. Her an doğum kanalına girebilir. Bu haftada yağ birikimi diz ve dirseklerde hızlanıyor. Boyun ve bilekleri de unutmamak lazım. Bebeğinizin diş etleri de olgunlaşmasını tamamladı ve artık sert. Yanaklarında ise yağlar birikti ve artık sıkılacak hal aldı!.. Hamileliğinizin başında ultrasonda gördüğünüz o ufacık canlı artık tam anlamıyla yaklaşık 2750 gram ağırlığında bir insan yavrusu. Bu haftada bebeğiniz genelde son duruş pozisyonunu almıştır ve artık dönmesi çok nadir olarak görülür. Bu haftadan sonra doktorunuz sizi her hafta görmek ve sizin ve bebeğinizin durumunu değerlendirmek isteyebilir. Bu haftalarda kilo artışınız (hem bebeğin hem de sizin) çok hızlı olabilir. Doktorunuz vajinadan kültür alarak grup B Streptokok enfeksiyonu taşıyıp taşımadığınızı incelemek isteyebilir. Bu haftalarda karnınızın üst kısmında bir boşluk ve rahatlama hissedebilirsiniz. Bu bebeğinizin doğum kanalına doğru indiğini belirtir ve angajman olarak adlandırılır. Midenizdeki bası ortadan kalkacağı için iştahınız yeniden açılabilir. Benzer şekilde akciğerlerinizdeki baskı da olmayacağından soluk alıp vermeniz kolaylaşır. İdrara çıkma sıklığınız angajman sonrası tıpkı hamileliğinizin ilk başlarındaki gibi iyice artacaktır. Bebeğinizin hareketleri dışarıdan rahatlıkla izlenebilir. Zaman zaman karnızının bir bölgesinde aniden bir yükselti fark edebilirsiniz. Bebeğinizin hareketleri özellkle göğüs kafesinizin altında size acı verebilir, canınızı yakabilir.


    38. Hafta
    37. haftayı tamamladığınızda bebeğiniz ve hamileliğiniz miadını doldurmuş olarak kabul edilir. Ancak büyümesi daha durmamıştır. Vücudu yağ depolamaya devam eder ve günde yaklaşık 15-30 gram kadar alırlar. Genelde erkek bebekler kzı bebeklerden daha fazla yağ depolarlar ve bu nedenle daha ağır doğarlar. Bebeğiniz artık yeterli koordinasyonu sağlayacak kapasitededir ve elleri ile cisimleri rahatlıkla kavrayabilir. Eğer karnınıza çok kuvvetli bir ışık kaynağı dayarsanız yüzünü o tarafa doğru çevirecektir. Rahim içinde soluk alıp verme hareketleri yapar ve bunların ultrasonda izlenmesi bebeğinizin iyi durumda olduğunun göstergesidir. Amniyon sıvısına göre hacmi çok arttığından hareket etmesi zorlaşır ve bebek hareketlerinde azalma fark edebilirsiniz. Bu haftaya kadar rahmi ağzınız ve onu rahim içine bağlayan kanal sümüğümsü bir tıkaç tarafından doldurulmaktaydı. Bu mukus tıkacın amacı rahminizin içini ve bebeğinizi vajinadan gelebilecek mikrop ve enfeksiyonlara karşı korumaktır. Bu mukus tıkacın vajinanızdan gelmesi doğumun belirtilerinden biridir ve halk arasında "nişan gelmesi" olarak adlandırılır. Nişan doğumdan birkaç hafta önce gelebileceği gibi sadece bir kaç saat önce de gelebilir. Nişanı genelde kanlı sümüğümsü bir akıntı şeklinde hissedersiniz.


    39. Hafta
    Eğer planlı sezaryen olacaksanız bu haftadan sonra herhangi bir günde güvenle doğumunuzu yapabilirsiniz. Bazı durumlarda normal doğum planlanan gebelerde doktorunuz suni sancı vererek doğumunuzu gerçekleştirebilir. Bu haftada bebeğinizin kafa çevresi ile arın çevresi yaklaşık olarak birbirine eşittir.Yağ birikimi giderek yavaşladığından kilo alımı da yavaşlar. Aynı şekilde siz de daha az kilo almaya başlarsınız. Yanakları ve emme kasları tamamen geliştiğinden ve bebeğiniz sürekli içinde yüzdüğü amniyon sıvısını yutar. Bu sıvı ile birlikte sinirim sisteminden, cildinden dökülen hücreler ile tyler barsak içeriğini yani dışkısını oluşturur. Bu dışkıya "mekonyum" adı verilir. Mekonyum koyu yeşil-siyah renkli bir maddedir ve bebek herhangi bir nedenle sıkıntıya girdiğinde ilk olarak kakasını yapar. Zaman zaman bacaklarınızda elektrik çarpmasına benzer yakınmalar olabilir. Bunun nedeni bebeğiniz hareket ederken ve pelvis içinde yerleşirken rahimin etrafındaki sinirlere dokunmasıdır. Eşiniz doğuma girmek istemiyorsa onu size eşlik etmesi için ikna etmeye çalışmalısınız. Kadınların çoğu doğum sırasında eşleri yanlarında olduğunda kendilerini çok daha rahat hissederler. Ancak eşinizi çok fazla zorlamayın belki kendisini kan tutuyordur ve bunu size söylemekten çekiniyordur. Bazı kadınlar ise eşlerinin kendilerini o halde görmesi düşüncesinden rahatsız olurlar. Eğer eşiniz doğuma katılmak istiyorsa ancak siz bundan rahatsızlık duyacaksanız eşinize durumu açıkça anlatarak size anlayış göstermesini isteyebilirsiniz. Kendi onaylamadığı halde eşi herşeye rağmen doğuma girmek isteyen kadınlara küçük bir hile önerisi. Gizlice doktoruzla konuşun ve eşinizi içeri almamasını isteyin.


    40. Hafta
    Son haftaya girildiğinde oksijen ve besin maddelerini bebeğinize taşıyan göbek kordonunun uzunluğu yaklaşık 50 kalınlığı ise 1.3 santimetre civarındadır. Bebeğinizin ağırlığı 3000 gramın üzerindedir ve rahimin büyük bir kısmını doldurmaktadır. Bebeğinizin cildini kaplayan ve verniks adı verilen kremsi madde ortadan kaybolmaya başlar. Benzer şekilde lanugo adı verilen tüyler de büyük ölçüde dökülmüştür. Sizden geçen antikorlar bebeğinizin doğum sonrası en az 6 ay süreyle enfeksiyonlara karşı mücadelesinde yardımcı olacaktır. Son haftada amniyon zarı her an açılabilir ve sularınız gelebilir. Bazen bardaktan boşalırcasına hızlı ve fazla miktrada olan bu olay bazen de çok yavaş olabilir. Hatta kendinizi idrar kaçırırmış gibi hissedebilirsiniz. Miktarı ne olursa olsun sularınızın geldiğini düşünüyosanız zaman kaybetmeden doktorunuzu aramalı ya da hastaneye gitmelisiniz. Vücudunuzun denge merkezi iyice değiştiğinden dengenizi sağlamakta güçlük yaşayabilirsiniz.Özellikle ilk bebeğinizi bekliyorsanız eşinizle bir çift olarak yaşadığınız bu son günlerin kıymetini bilin. Bundan sonraki hayatınızı bir aile olarak devam ettireceksiniz.


    41. Hafta
    Eğer hala daha doğum yapmadıysanız iyice sıkılmaya ve sabırsızlanmaya başladınız demektir. Sizden salgılanan hormonların bebeğinizin dolaşımında da bulunması nedeniyle erkeklerde torbalar, kızlarda da labiumlar normalden daha büyük görünecektir. Hatta doğum sonrası memelerinden süt dahi gelebilir. Bu hem kız hem de erkek bebeklerde rastlanabilen bir durumdur ve bir kaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. Bu hafta size çok uzun gelebilir. Sabırlı olmaya açalışmalısınız. Siz herhangi bir ağrı hissetmeseniz bile rahim ağzınız yavaş yavaş açılmaya başlamış olabilir. Normal sancıların başlaması ile rahim ağzındaki açıklık ve incelme de artmaya başlar. Açıklık 10 santimetre olduğunda doğumun ilk evresi tamamlanmıştır. Daha sonra ikinci evre yaşanır ve bebeğiniz dünyaya ve size merhaba der. Vajinal doğumda kafa doğduktan hemen sonra doktorunuz bebeğinizin ağzını siler ve ilk ağlaması odada yankılanmaya başlar. Bu aşamada daha göbek kordonu kesilmeden bebeğinizin kucağınıza verilmesi ilk temasın daha sıcak yaşanmasını sağlar.



    -------------
    bir sen varsın oğluşum, birde şarkılar..

    20.03.2008 17:50

    bebeğim teşrif ettiler


    Mesaji gonderen: Misafir
    Mesaj Tarihi: 24-Eylül-2007 Saat 08:29

    Bebeğin altı nasıl değiştirilir?

    Bebeklerin bacak araları ve kalçaları, özellikle uzun süre ıslak kaldığından çabuk tahriş olur. Bu nedenle, bebeğin bezinin 3-4 saatte bir değiştirilmesi gerekir. Genel olarak bebeği emzirdikten sonra altını değiştirmek uygundur. Her değiştirmede bebeğin altı su ile de temizlenmeli ve kurulanmalıdır. Kızlarda bu temizliğin önden arkaya yapılması önemlidir. Bezi değiştirilirken bebeğin altının bir süre açık kalması iyi olur. Bebeğin altına bağlanmak için çeşitli bezler vardır. Anne kağıt bezleri daha pratik bulabilir. Pamuklu bezler de çok iyi durulanmak koşulu ile sorun yaratmadan kullanılabilir.
                
    göbek bakımı nasıl yapılmalıdır?
    ebeğin bağlanmış olan göbeği 5-10. günlerde kendiliğinden düşer. Bu süre bazen 4 haftaya kadar uzayabilir. Göbek düştükten sonra birkaç gün, günde 1-2 kez göbek yarasına alkol emdirilmiş bir gazlı bez ya da alkole batırılmış ucu pamuklu hazır çubukla dokunulmalıdır. Bebek bezinin kıvrılarak göbek altında kalmasına dikkat edilmelidir. Böylece göbek idrarları ıslanmayacak, hava ile temas etmesi sağlanacaktır. Göbek tozu, pudra ve benzeri maddeler kullanılmamalıdır. Göbeğin kuru tutulması, idrarla temas etmesinin engellenmesi önemlidir. Göbek çevresinde kızarıklık, göbekten kanama ya da akıntı gözlenirse mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.  

    Bebek nasıl giydirilmelidir?

    Bebek sıcak tutacak şekilde giydirilmelidir. Ama çok da kalın giydirilirse terler, cildi kızarır. Teri emen pamuklu kumaşlar, içinde naylon bulunan giyeceklerden daha iyidir. Bunlar cildin havalanmasına da yardımcı olur. Soğuk mevsimlerde, pamuklu iç giysilerin üzerine yünlü giysiler giydirilebilir. Bebek giysilerinin içinde rahat hareket edebilmelidir. Dar giyeceklerden kaçınılmalı ve üste giydirmemeye dikkat etmelidir. Bebeğin sıkı kundaklanması bebeğin nefes almasını, hareket etmesini ve kalça ekleminin gelişmesini engelleyebilir. Sıkı kundaklanmış bebeğin hastalık belirtileri yönünden de izlenmesi zordur. Bu nedenle kundaklama doğru değildir. Emzirirken tutmayı kolaylaştırmak için, bebek kolları örtülecek şekilde gevşekce sarılabilir.
     
     
    Bebek ilk günlerde nasıl yıkanmalıdır?
    Yenidoğanın derisi koruyucu, kaygan bir madde ile kaplıdır ve bunun tamamen temizlenmesi gerekli değildir. Yenidoğanı yıkamak için göbeğin düşmesi beklenebilir. Bu arada hergün yüzü ve vücudu silinerek temizlenir, iç çamaşırları değiştirilir. Göbek düştükten sonra bebeğin hergün banyo veya leğende yıkanması ile pişikler ve deri hastalıkları önlenir. Bebeği yıkarken bir kişi yardımcı olmalıdır. İlk 1-2 haftada yıkama için kullanılacak su önceden kaynatılmış ve ılıtılmış olmalıdır. Bebeği yıkarken yüzü aşağıya bakacak şekilde, göğüs ve karnından kavranarak tutulabilir. Sırtüstü tutuluyorsa, başını elle desteklemek gerekir. Bebek şampuanları ve sabunları ya da beyaz sabun kullanılabilir. Bebeğin iyice durulanması ve kurulanması önemlidir. Banyo yapılan odanın ısısı 24-25°C sıcaklıkta olmalıdır.
      

    Bebek soğuktan nasıl korunmalıdır?

    Bebek için en uygun ortam ısısı 22°C ile 26°C arasındaki odadır. Ortam çok sıcak (29°C'nin üzerinde) değilse bebeğe bir kaç kat giysi gildirilmesi uygundur. Bunun için zıbın, fanila ve bebek bezi üstüne giydirilmiş pijama ya da tulum yeterlidir. Böyle giyinmiş bir bebeğin yatarken üzerinin örtülmesi kucağa alındığında da örtüsüne sarılı olarak tutulması uygundur.
    Bebekler 2-3 aylık olana kadar çevredeki ısı değişikliklerinden çabuk etkilenirler. Açık kapı ve pencerelerden hava akımı olmamasına dikkat edilmelidir.
    Ayrıca bebek sobaya çok yakın yatırılmaz. Bebeğin yüzü kızarmışsa çok ısınmış olabilir. Soluk veya mor olması ise onun üşüdüğünü gösterir. Bebeğin ensesine dokunularak vücut ısısı değerlendirilebilir. Ortam sıcak ise bebeğin giysileri ve örtüleri hafifletilir. Serin ortamda ise başlık ve eldiven giydirilir.
      
      
      
      

    Bebek altı aylık olana kadar hangi aşılar yapılır?

    Bebek doğar doğmaz, ya da ilk 1-2 ay içinde verem aşısı yapılır. Eğer hastanede yapılmadıysa, bu aşı Verem Savaş Dispanserlerinde yaptırılabilir. Daha sonra 2. ayda difteri, boğmaca ve tetanozu içeren "Karma Aşı" ile "Çocuk Felci" aşısı yapılır ve bu aşılar en az 1, en geç 2 ay aralar ile 2 kez daha uygulanır. Üç doz karma aşı ile çocuk felci aşısının İlk 6 ayda tamamlanması gerekir. Bu aşılar bebeğin takip edildiği Sağlam Çocuk Polikliğinde, Ana Çocuk Sağlığı Merkezleri'nde ya da Sağlık Ocaklarında yaptırılabilir. Bu aşı programına B hepatiti aşısı ile hemofilus influenza B (Hib) aşısının da eklenmesi yararlıdır. Ancak bu iki aşı ücretsiz olarak yapılmamaktadır.
      

    Bebek geceleri çok sık uyanırsa ne yapmalıdır?

    Bebeğin geceleri çok fazla uyanması farklı nedenlerden olabilir. Bebek geceleri beslenmek için uyanmanın dışında ortam ısısından rahatsız olduğu için veya gündüz fazla uyumuş olduğundan uyanabilir. Bazen de uyanmanın nedeni belirlenemez. Bebeğin gece anneye yakın hatta aynı odada yatması iyi olur. Bu kendini güvende hissetmesi açısından önemlidir. Alışık olduğu yorgana sararak yatırma, yatırırken okşayarak konuşma, ışığı söndürmeden önce bebeğin yanında biraz kalıp ninni söylemek gibi yöntemler bebeğin uykuya dalmasını kolaylaştırabilir ve daha rahat uyumasına yardımcı olabilir. Gece boyunca bebekler sık sık gözlerini açarlar, el ve kollarını hareket ettirirler. Ağlamıyorsa bebeğe uyurken sıkça dokunmaktan kaçınılmalıdır. Bebek geceleri geç saatte uyuyor ve bunu bir saat öne almak istiyorsanız, her gece 5 dakika önce yatırarak istenen zamana ulaşabilirsiniz.
      
     

    Bebekler neden hep ağlar?

    Geleneksel iletişim yöntemi olan göz göze temas dışında bebeğin derdini tek anlatma yolu ağlamaktır. Aşırı sıcak veya soğuk, altının kirli olması, giysilerinin rahatsızlık vermesi, ağrı, bebeğin ağlamasına yol açar. Ev koşullarında ya da bakımda bir değişiklik de bebeği etkiler. Bebek annenin işte çalışmaya başlamasına alışamamış olabilir. Bebeğin bu tür değişikliklerle aniden karşılaşmamasına çalışılmalıdır. Bazı bebekler, hiçbir neden olmadan, genellikle akşam saatlerinde sürekli ağlarlar. "Üç ay koliği" denilen bu ağlama krizleri bebek 2-3 haftalık iken başlar, genellikle 3. ayda kesilir. Bebeğin sağlığını etkilemez ve tedavi gerektirmez. Bebeğinizin neden ağladığı ile ilgili şüpheleriniz varsa, kendinize şu soruları sorunuz: Bebek yorgun mu? O gün çok mu misafir geldi? Bebeğin altının değişmesi mi gerekiyor? Bebeğin beslenme zamanı mı gelmiş? Bebek çok sıcak ya da çok soğuk bir ortamda mı bulunuyor? Bebeği giysileri rahatsız mı ediyor? Evde huzursuzluk mu var? Öncelikle, bu durumlar varsa ortadan kaldırmak gerekir. Bebeğin ateşi mi var? Döküntüsü mü var? Dışkısı her zamankinden farklı mı? Sıçrar tarzda ya da yıldırım çarpmış gibi hareketler yapıyor mu? Bunlar hastalık belirtisi olabilir. Bunlardan hiçbiri yoksa sorun çoğu zaman "kolik"tir.
      
      

    Bebek kabız olunca ne yapılır?

    Anne sütü ile beslenen bebekler genellikle yumuşak kıvamda ve sık dışkı yaparlar. Normal bebekler ilk ayda günde 8-10 kez dışkı yapabilirler. Kaka, sarı-yeşil renkte ve biraz sulu olabilir. Kıvamlı parçalar içeriyorsa ve miktarı fazla değilse normaldir. Ancak anne sütü alan bazı bebekler ise 2-3 günde bir dışkı yaparlar. Dışkının kıvamı sert değilse bu bir sorun oluşturmaz. Bebeklerin dışkılama sırasında zorlanmaları, yüzlerinin kızarması da normaldir.
    Ancak, keçi kakası gibi sert ve tane tane dışkılama kabızlık işaretidir. Bu durum, bebeğin yeterli beslenmemesi ya da az sıvı alması gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Kabızlıkta dışkı yaparken zorlanma, makatta çatlaklara yol açabilir. Bu durumda dışkıda çizgi şeklinde kan görülür. Kabızlığın tedavisi için bebeğin sık aralarla beslenmesi gerekir. 4 aylıktan büyük, ek gıda almakta olan bebeklere "su" ve "posa bırakan sebze ve meyve pürelerini" bolca vermek gerekir. Makata yumuşatıcı veya ağrıyı azaltıcı kremlerin sürülmesi de yararlı olabilir. İnatçı kabızlık durumlarında zeytinyağı vb. ev ilaçlarını kullanmaya başlamadan önce sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
      

    Bebeklerde pişik neden olur, nasıl önlenir?

    Bebeklerin bacak araları ve kalçaları ne kadar dikkat edilirse edilsin tahriş olabilir. Pişikleri önlemek için bebeğin bezi 3-4 saatte bir değiştirilmeli, pamuklu bez kullanılmalı, bezler sabunla yıkanmalı ve çok iyi durulanmalıdır. Çoğu kez bu tahrişi kolay iyileşir. Pudra kesinlikle kullanılmamalıdır. Kağıt bezler pişik olduğunda kullanılmamalıdır. Çünkü tahriş bundan da ileri geliyor olabilir. Oda sıcaksa hergün 1-2 saat bebeğin altının açık tutulması bez tahrişini önler ve tahriş olmuş derinin çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Derinin plastik maddelerle teması engellenmelidir. Eğer pişik bu önlemlere rağmen geçmiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Bebeğin çamaşırları deterjan yerine sabun tozu ile yıkanmalı ve iyice durulanmalıdır. Bebeğin aşırı sıcak tutulması da pişiklere neden olabilir.
      
     
      

    Bebeğin ateşi nasıl ölçülür?

    Az sayıda bebek hiç ateşlenmeden büyür. Vücut ısısının normalin üstüne çıkması olarak tanımlanan ateş, genellikle bir hastalık belirtisidir. Ateş vücudun hastalık yapıcı etkenlere karşı savunma yaptığının bir göstergesidir ve bu anlamda iyi bir işarettir. Bebek bir aydan küçükse ateş çok önemli bir bulgu olabilir. Bu nedenle ayrıntılı değerlendirme gerektirir. Vücut ısısının 38-39 derece (38 - 39°C olarak da belirtilir) olduğu durumlarda bebek yakından izlenmeli, ateş 24 saatte düşmüyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Ateşin 39°C ya da daha fazla olduğu durumlarda vakit geçirmeden bir doktora başvurmalıdır. Bebeklerin vücut ısılarını kontrol etmek için kısa, yuvarlak uçlu civalı termometreler (dereceler) kullanılır. Termometrenin okunması kolay değildir. Bu nedenle ihtiyaç duymadan önce derecenin kullanılması öğrenilmelidir. Bunun için derece civalı ucu açıkta kalmak üzere baş ve işaret parmakları arasında tutulur ve yavaşça döndürülerek civa sütunun üst ucu görülmeye çalışılır. Civa sütununun ucundaki değer vücut ısısını gösterir.

    Bebeğin ateşini ölçmek için aşağıdaki adımlar izlenmelidir.

    1. Termometre silkelenerek civa kolonunun üst ucunun 35°C'nin altına gelmesi sağlanır. (Dikkat! Dereceyi çarpmayın kolayca kırılır ya da içindeki civa taşıyan ince kolon kısmı bozulur).
    2. Derecenin ucu sabunlu su ile yıkanır ve civa haznesi bulunan ucuna kaygan olması için az miktarda vazelin ya da yağlı bir krem sürülür.
    3. Bebek yüzükoyun sert bir zemin üzerine yatırılır. Bebek küçük ise kucakta aynı şekilde tutulur (Ateş ölçümü sırasında bebeğin hareket etmesi engellenmelidir).
    4. Bir elle bebeğin kalçasının üstünden sıkıca bastırılır.
    5. Diğer elle derece 2. ve 3. parmaklar arasında tutularak yavaşça civa haznesi bulunan ucu makattan içeri yaklaşık 1.5 santimetre itilir. 2 dakika beklenir ve derece yavaşça yerinden çıkarılır.
      

    İshal nedir, bebek ishal olunca ne yapmak gerekir?

    Bebeğin kakası yaşına ve beslenmesine göre değişmektedir. Genelde anne sütü ile beslenen bebekler ilk aylarda günde 8-10 kez püre kıvamında sarı renkli kaka yaparlar. İkinci ve üçüncü aylarda kaka sayısı azalır. Ek gıdalara başlandığında ise renginde ve kıvamında değişme olur.
    Bir kez su gibi dışkılama endişe yaratmamalıdır. Ancak bebeklerin her zamankinden daha fazla sayıda ve su gibi kaka yapmalarına ishal denir. Bu durum yakından izlem ve değerlendirme gerektirir. İshal barsak yüzeyinin zedelendiği durumlarda ortaya çıkar. Kaka su gibidir. Çünkü bebeğin aldığı besinler barsaklarda yeterince sindirilip emilmez. Ayrıca zedelenen barsak yüzeyinden sıvı kaybı olur. Tuz ve diğer madensel maddeler bu sıvı ile birlikte vücuttan kaybolur. Bu kayıplar bebeğe aşırı şekerli sıvılar verildiğinde daha da artabilir.
    İshalde en önemli tedavi vücuttan kaybedilen su ve tuzun yerine konmasıdır. Bunun için anne sütü alan bebeklerde emzirme sıklığı arttırılmalı, ek gıdalarla beslenen bebeklerin ise sulu gıda alımı arttırılmalıdır.
    İshal olan bebeklerde yukarıdaki önlemler alındıktan sonra zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
      

    Düzenli kontroller dışında bebeğin hemen doktora götürülmesini gerektiren durumlar nelerdir?

    Bakımları iyi yapılan bebekler de hasta olabilir. Bebeklerde görülen hastalıkların çoğu erken tanı ve tedavi ile düzelen hastalıklardır. Bunun için bazı belirtiler farkedildiğinde vakit geçirmeden bebek, bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Ateşli durumlar ve ishal bunların başında gelir. Ateş çok yüksek (39°C) olmasa da öksürük ve hızlı solunum ile birlikte ise hemen doktor muayenesi gerektirir. Havale (istemsiz hareketler), bayılma (şuur kaybı), aşırı kusma (günde 3-4 kereden fazla ve bol), sürekli şiddetli ağlama, morarma ya da aşırı solgunluk, idrar yapamama, dışkıda kan bebeklerde sık olmasa da rastlanabilen ve acil değerlendirme gerektiren durumlardır. 
     

    Lohusalıkta anne kendisine nasıl bakmalıdır?

    Doğum sonu kanamanın azalması için rahim, karından tutularak sıkıştırılmalı, karına masaj yapılmalıdır. Doğal olarak ilk günlerde kanlı, sonra pembe, daha sonra kahverengi akıntı olur. Birkaç haftadan sonra beyaz akıntı başlar. Doğumdan sonra olabilecek en erken zamanda ayağa kalkmak ve hareket etmek kan dolaşımı için olduğu kadar barsakların iyi çalışması için de yararlıdır. Ancak lohusa yine de çok yorulmamalıdır. İlk günlerde istirahat etmemek, kanamaya ve ağrıya yol açabilir. Doğumdan hemen sonra ağrı varsa, ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir. Ateşlenme hissedilirse derece ile ölçülmelidir. Yüksek ateşte (38 derece) kesinlikle doktora danışmak gerekir. İlk iki gün içinde dışkılama olabilir. Olmazsa kabızlığı önleyici yöntemlere başvurulmalıdır.
    Emzirme sırasında annenin rahat oturması için yardım edilmelidir. Oturmak istenmiyorsa yan yatarak da bebek emzirilebilir. Emzirmenin başlangıcında memeler acıyabilir. Bebek doğru emiyorsa bu acı giderek azalır ve bebek emdikçe tümüyle geçer. Bebek memelerdeki sütü boşaltacak şekilde sık sık emzirilirse, memelerde süt birikimine bağlı anneyi rahatsız edecek şişlikler kızarma ve ağrı olmaz. Olduğu takdirde sütü boşaltmak, emzirmeden önce sıcak su ile pansuman ya da banyo yapmak emzirdikten sonra memelere soğuk su ile pansuman yapmak şikayetleri azaltır.
      
      

    Doğum sonu dikişlerin bakımı nasıl yapılır?

    Dikişler için en iyi bakım temizliktir. Tuvalette taharetlenme her zaman ön taraftan (idrar yapılan yer) arka tarafa (makat) doğru yapılmalıdır. Makat çevresinde bulunabilecek dışkı mikropları dikişlere ya da idrar borusuna ulaşırsa iltihaplanmaya neden olur. İltihaplanan dikişler kaynayamaz ve yara açılır. Kızarıklık, şişlik ve aşırı ağrı dikişlerin atma belirtisidir. Dikişler atınca açılan yara temizlenmelidir. Açılan yara tekrar dikilebilir. En iyisi hiç açılmaması için dikişlerin temiz tutulmasıdır. Doğumdan sonra yıkanmanın dikişlere bir zararı olmaz. Sabunlanmış elle temizlik yapılabilir. Sonra, dikiş bölgesi su ile durulanmalı ve her zaman kurulanmalıdır. Kurulanma, temiz tuvalet kağıtları ile yapılmalı, kağıt atılmalıdır. Her seferde ayrı ve temiz bir bez kullanılamayacağı için bezle kurulama doğru değildir. Temizlik için rivanol ya da tavsiye edilen başka ilaçlı sular da kullanılabilir. Ancak nasıl temizlenirse temizlensin dikiş bölgesi her zaman kurulanmalı, ıslak kalmamalıdır. Önemli başka bir nokta da kullanılan hijyenik bağların çok sık değiştirilmesidir. Uzun süre kalan hijyenik bağlar da iltihaplanmaya neden olabilir. Kanama olmasa bile hijyenik bağlar da iltihaplanmaya neden olabilir. Kanama olmasa bile hijyenik bağ en fazla 6 saatte bir değiştirilmelidir. Bu dönemde hazır hijyenik bağların kullanılması daha kolay ve güvenlidir.
      
      
      
      
      

    Doğumdan sonra lohusa nasıl formuna dönebilir?

    Doğum sonu yapacağınız hafif hareketlerle en erken üç ay sonra eski formunuza dönebilirsiniz, ama karın kaslarının eski halini alması daha uzun süre alır. Sezaryen doğum yapanlar karın hareketlerine iki hafta sonra başlamalıdırlar.
    Aşağıdaki hareketleri her gün giderek artan sayıda tekrarlarsanız bedeniniz belirli bir forma ulaşacaktır. Ama hiçbir hareket için kendinizi zorlamayın. Yeterince istirahat ettikten ve bedeniniz gerekli güce eriştikten sonra daha önce rahatlıkla yapamadığınız beden hareketlerini yeniden deneyebilirsiniz.
    1. İlk günlerde: Her saat başı ayak bileğini öne ve arkaya doğru bükerek kan dolaşımınızı kolaylaştırın.
    2. Yine ilk günlerde: Dizleriniz bükük halde sırtüstü yere yatarak nefes alırken bütün gücünüzle karnınızı içeri çekin ve 10'a kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
    3. İlk haftanın sonunda: Sırtüstü uzanın, dizlerinizi bükün ve ayak tabanlarınızı yere basın. İdrara tutar gibi kaslarınızı sıkın ve içinize doğru çekin. Bu halde kalın ve 10'a kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
    4. İkinci haftanın sonunda: Sırtüstü yatıp dizlerinizi bükün. Ayaklarınız yerdeyken kollarınızı karnınızda kavuşturun ve ellerinizle karnınızı itin. Başınız ve omuzlarınızla vücudunuzu kaldırmaya çalışın. 10'a kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
    5. Üçüncü haftanın sonunda: Sırtüstü yatarken dizlerinizi bükün. Bacaklarınızı hafifçe ayırın. Kollarınızı öne uzatarak dik olarak oturun. Dengeyi bozmadan bacaklarınızı hafifçe uzatın. Sırtınızı geriye doğru kaydırın ve 10'a kadar sayın. Kollarınız öne doğru gergin dururken, rahatlayın ve hareketi tekrar yapın. Harekete alıştıktan sonra kollarınızı dizlerinize doğru uzatarak sırtınızı yere daha çok yaklaştırabilirsiniz
      
      
      

    Doğumdan sonra gebelikten korunmak gerekir mi?

    Hemen yeni bir gebelik istemeyen her çift uygun gördükleri en kısa zamanda korunmaya başlamalıdır. Her çiftte gebelik olasılığı farklıdır, ama doğum yapmış olmak, her an başka bir gebeliğin de olabileceğini düşündürür.
    Bu gebelik, kısırlık tedavisi sonunda güçlükle elde edilmiş de olsa, aynı sorunun devam edip etmediği belli olmaz. Hemen çocuk istense bile bir süre ara vermek gerekir. İki doğum arasında iki yıldan az olursa sağlık ve yaşam niteliği açısından iki çocuğun da olumsuz olarak etkilenebildiği, annenin de zorluklarla karşılaştığı bilinmektedir.
    Bu nedenle doğum ister sezaryen ister normal yolla olsun, çiftler en az bir yıl gebelikten korunmalıdır. Bu sürenin üst sınırı yoktur.

      

    Doğumdan sonra hangi yöntemlerle korunmak uygun olur?

    Doğum sonrası gebelikten korunmak için bütün yöntemler kullanılabilir. Kişinin ve yöntemin özellikleri bilinerek seçim yapılırsa istenmeyen etkiler en aza indirilebilir.
    Doğum kontrol yöntemleri zararlı olmamaları için uzun süren araştırmalar sonucu geliştirilmişlerdir. Ancak çeşitli özellikleri, kullanan kişiyi etkileyebilir. Pek çok yönteme ait, özellikle kullanmayanlar tarafından yayılan dedikodular vardır. Bunların çoğu yöntemin özelliklerine bağlı beklenen etkilerdir. Bazıları ise asılsız söylentilerdir. Bu söylenenlerin doğruluğunu uzmanlara sorup danışmak gerekir. Gebelikten korunmak için kullanılan hap, rahim içi araç, kılıf, diyafram, kola takılan çubuklar, kadında ve erkekte tüplerin bağlanması gibi yöntemlerin pek çok özelliği vardır.
    Rahim içi araç (spiral), hazneden yalnız ipliği hissedilebilecek şekilde rahime sağlık personelince yerleştirilen plastik, küçük bir araçtır.
    Prezervatif, (kılıf) ilişkide erkeğin sertleşen penisine takarak kullandığı ince lastikten bir kılıftır.
    Diyafram, ilişkiden önce kadının rahim ağzına taktığı küçük, yuvarlak, ince lastikten bir araçtır.
    Doğum kontrol hapları, kadınların cinsiyet hormonlarını içeren ve hergün yutulması gereken haplardır.
    Kadında tüplerin bağlanması, (tüp ligasyonu)
    Erkekte kanalların bağlanması, (Vazektomi) kalıcı yöntemlerdir ve kolay bir ameliyatla uygulanabilirler.
    Kola takılan çubuklar (Norplant) hormon içeren yeni bir yöntemdir ve beş yıl süreyle korur. Bu özellikler kadın ve erkek kullanacak kişilerin farklılığına göre sağlığı etkileyebilir. Örneğin bebeğini emziren annelerin kullanabileceği doğum kontrol hapı farklıdır. Bu durumda östrojen hormonu bulunmayan türde haplar kullanılmalıdır. Aksi halde süt azalalabilir. Doğru kullanılıp kullanılmadığına göre yöntemlerin koruyuculukları da değişir. Kim hangi yöntemi kullanmak istiyorsa özelliklerini ve nasıl kullanılacağını ayrıca öğrenmelidir. Birisi için uygun olan bir başkası için uygun olmayabilir. Ama tüm yöntemlerin en önemli yararları istenmeyen gebelikten korumaları, bu sayede de gebelik korkusu ortadan kaltığı için cinsel hayatı zevkli hale getirmeleri, kürtaj sorununu ortadan kaldırmaları ve yaşamı kolaylaştırmalarıdır.
      
      

    Hangi doğum kontrol yöntemi en güvenli yöntemdir?

    Kişi için hangi yöntem en iyi kullanılabilecekse o yöntem güvenlidir. Kullanırken dikkat edilirse tüm yöntemlerin güveninirliği artar. Ama yanlış kullanılırlarsa gebelikten koruyamazlar. Örneğin haplar, kadında ya da erkekte tüplerin bağlanması kadar güvenilir bir yöntemdir. Ancak kullanmayı unutunca hapın güvenilirliği azalır. Aynı şekilde kılıf ve diyafram her ilişkide kullanılmazsa gebelik olabilir. Rahim içi araçların kullanımında kişinin bir çaba sarfetmesi gerekmediğinden bu yöntemin gebeliğe karşı koruması kullanıcıya göre genellikle değişmez. Bu nedenle herkeste koruma etkisi fazladır. Ancak nasıl kullanılırlarsa kullanılsın unutulmamalıdır ki en az koruyan yöntemlerin başında "erkeğin kendini koruması" ya da "geri çekme" denilen yöntem gelmektedir.
      
     
    Tüm bebekler ilk 4-6. ayda sadece anne sütü ile beslenmelidirler. Anne sütü ile bebeğin tüm besin gereksinimleri karşılanır. Bu dönemde su dahil hiçbir ek besin verilmemelidir.
    Her anne bebeğini emzirebilir. Yaşamın ilk 4-6 ayında hiçbir mama anne sütünün yerini tutamaz. Her türlü koşullar zorlanarak bebek yalnızca anne sütü ile beslenmelidir. Ancak çok nadir koşullarda, sağlık personelinin önerisi ile bebeklere mama verilebilir. Bebeğin ayına göre uygun mamalar vardır. Mamalar çocuğun beslenmesi ve gelişimini sağlamak içindir, ama biberon kullanırken ve mama hazırlarken dikkatli olunmazsa bebeğe mikrop bulaşabilir. Bu durumda biberonun temizlenmesi iyice öğrenilmelidir. Anne sütü dışında hiç bir besinde, anne sütünde bulunan ve bebeği mikroplara karşı koruyan özel maddeler yoktur. Bu nedenle mama ile beslenen bebklerde bazı hastalıklar daha sık görülür ve sık hastalanmaya bağlı olarak bu bebeklerde gelişme geriliği ortaya çıkabilir. 
     
     
     
    Doğumundan sonra bebeğin göbek kordonu ve plasenta içinde kalan kana 'kordon kanı' denir. Genellikle biyolojik atık olarak değerlendirilen bu kan, çok zengin bir kök hücre kaynağıdır.
    Bebeğin doğumundan sonra göbek kordonu kesilir ve kordonun içindeki kan alınır. Genellikle 5-10 dakika süren bir işlemdir. Son derece kolay olan bu işlem doğum esnasında hastanın doktorları veya doğumda bulunan görevli hemşireler tarafından yapılır. Kordon kanının alınması anneye veya bebeğe herhangi bir acı vermez ve bir risk taşımaz.
    Kordon kanındaki kök hücrelerin, sağlıklı bir şekilde dondurulabilmesi için doğumdan sonra 72 saat içerisinde ilgili merkeze ulaşması gerekir.<br>Kordon kanını dondurup saklamanın pek çok amacı var. Bunlardan en önemlisi, bebeğin ilerde kemik iliği nakli gerektirecek lösemi, lenfoma gibi bir hastalığa yakalanması durumunda ilik uyumu olan verici aramaya gerek kalmadan kendine ait sağlıklı kök hücrelerle tedavi edilebilmesi. Günümüzde bu yeni yöntemden, kanser, Parkinson, Alzheimer gibi -şimdilik- 50'yi aşkın hastalığın tedavisinde faydalanılıyor. Dünya çapındaki yoğun araştırmalar yöntemin kullanım alanlarını hızla geliştiriyor. Kordon kanı bebeğin kendisi için 100% uyumlu olup kardeşler içinde genelikle 25% şans bulunuyor.
     
     


    Mesaji gonderen: yasemen05
    Mesaj Tarihi: 27-Eylül-2007 Saat 22:50
    Doğum İzni Konusunda Merak Ettikleriniz

     1. Anne adayı doğum izninde iken maaş ödemesine devam edilir mi? Yanıtınız evet ise ödeme işveren tarafından mı yoksa sosyal güvenlik kurumu tarafından mı ödenir?
    İş Kanununa göre doğum izni süresince çalışana ücret ödeme zorunluluğu yoktur. Bu süreye ilişkin ücret doğum izni süresi sonunda SSK’dan alınır. Ancak iş yeriniz mağdur olmamanız için bu sürede ödemenizi düzenli olarak yapmaya devam edebilir, ve daha sonra SSK dan almanız gereken doğum parasını aldığınıza işyerinize ödeyebilirsiniz. Öyle ki birçok işyeri çalışanının SSK dan aldığı bu ücreti de hediye olarak kendisine bırakabiliyor, tabi bu tarz durumlar zorunluluk değil tamamen işverenin inisiyatifine bağlı durumlardır. Eğer ödemenizi İl Sigorta Müdürlüğü’nden alacaksanız aşağıda belirtilen evrakları hazırlamanız gereklidir;

       a- Doğum öncesi istirahatinin başladığı tarihli vizite kağıdı. Bu tarihten geriye doğru son bir yıl içerisindeki 120 prim ödeme gün sayısı ile prime esas kazançların tek tek yazılması gerekmektedir.
       b- Doğum sonrası istirahatinin başladığı tarihli vizite kağıdı. Bu tarihten geriye doğru son bir yıl içerisindeki 120 prim ödeme gün sayısı ile prime esas kazançların tek tek yazılması gerekmektedir.
       c- Doğum sonrası 57. güne ait vizite kağıdı. Bu tarihten geriye doğru son bir yıl içerisindeki 120 prim ödeme gün sayısı ile prime esas kazançların tek tek yazılması gerekmektedir.
       d- Doğum raporunun aslı.
       e- Doğum öncesi ve doğum sonrası istirahatine ait para kağıdı. Bu belge doğum iznine ayrıldığınızda size verilen belgedir.
       f- Evlilik cüzdanı fotokopisi.
       g- Çalıştığınız son 4 aylık döneme ait bordro fotokopisi.

    Maaş ödemesi dışında doğum yardımı alabilir mi?
    Analık Sigortası kapsamında alınacak yardımlar şunlardır;

       A) Gebelik muayenesi yaptırılır ve gerekli sağlık yardımları sağlanır.

       B) Doğumda gerekli sağlık yardımları sağlanır:

    Doğum Yardımı, sigortalı kadının veya sigortalı erkeğin sigortalı olmayan karısının; doğum sırasında veya doğumdan sonra gerekli sağlık yardımlarıyla, ilaçların ve sağlık malzemesinin sağlanmasıdır.
    Doğum yardımının Kurumca bildirilen veya 123 ncü madde gereğince sözleşme yada protokol yapılmış sağlık tesislerinde aynen sağlanamadığı yer veya hallerde, bu yardım yerine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nca onanacak ve önceden bildirilecek tarifeye göre Kurumca maktu para yardımı yapılır.

    Birden fazla çocuk doğarsa, her çocuk için yapılacak maktu doğum yardımı, çocuk sayısına göre bir kat daha arttırılır.

    Doğum yardım parası alabilmek için; doğumun 3 ay içinde Kuruma bildirilmesi gereklidir.

    Bu bildirme; hekim veya diplomalı ebeden alınacak doğum kağıdı yahut onanmış nüfus kayıt örneği ile olur.

       C) Emzirme yardım parası ödenir.

    Emzirme yardımı; sigortalı kadının veya sigortalı erkeğin sigortalı olmayan karısı yada Kurumdan kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almakta olan kadın veya erkeğin sigortalı olmayan eşinin doğum yapması sebebiyle, doğan çocuğun beslenmesi için, doğumdan sonra yapılan para yardımına denilmektedir. Bu yardım, çocuğun canlı doğması halinde yapılır. Eğer, birden fazla çocuk doğmuşsa, yardım çocuk sayısına göre bir kat daha arttırılır.

       D) Sigortalı kadına, doğumdan önce ve sonra işinden kaldığı günler için ödenek verilir.

    Kendisi için doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 gün analık sigortası primi ödenmiş bulunan sigortalı kadının analığı halinde, doğumdan önceki ve sonraki sekizer haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise, doğumdan önceki sekiz haftaya iki haftalık süre ilave edilerek çalışmadığı her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Kadın sigortalının isteği ve doktorun onayı ile doğuma üç hafta kalıncaya kadar çalışılması halinde, çalışan süreler kadın sigortalının doğum sonrası sürelerine eklenir.

    Baba adayının ve babanın da sosyal hakları var mıdır?
    Bilindiği üzere, doğum yapan sigortalıların doğum öncesi sekiz hafta ve doğum sonrası sekiz hafta olmak üzere toplam 16 hafta ücretli doğum izinleri bulunmaktadır. Ancak, yasal düzenlemeler kapsamında, eşlerinin doğum yapması nedeniyle sigortalılara verilmesi gereken bir doğum izni hakkı bulunmamaktadır. Böylesi bir durumda izin verilip verilmemesi işverenin inisiyatifinde olacaktır.
    Süt izni süresi ne kadardır? Bu süreyi anne ne şekilde kullanma hakkında sahiptir?
    Doğum ile başlayan ve doğan çocuğun bir yaşına kadar süren döneminde, günlük bir buçuk saatlik sürelerle 'süt izni' verilir. Bunlar günlük çalışma sürelerinden sayılır ve ücretten kesilemez. Süt izninin işyerlerindeki yaygın uygulamalarına baktığımızda, pratik olarak uygulanabilmesi için bu sürelerin haftalık bazda birleştirilmesi ve bir güne tamamlanması daha uygun olur. Böylece haftada bir gün ücretli izin kullanmış olursunuz. İşyerinin zor durumda bırakılmaması için bu süt izin gününün belirlenip işyerine bildirilmesi gerekir. Özellikle saat ücreti ile çalışan işyerlerinde, puantaj hesaplamaları açısından bu sürelerin bildirilmesi önemlidir. İşyerlerine yakın mesafede oturan ve servis kullanmayan anneler için ise süt izninin çıkış saatine yakın ve saatlik olarak kullanılması daha uygun olur.

    İşveren doğum izni ya da süt izni vermeme hakkına sahip midir?
    İş Kanunu kadın işçiye doğumdan sonra çocuğunun bir yaşını doldurmasına kadar her gün için bir buçuk saat süre ile süt iznini kullanmasına da olanak sağlamıştır.

    Günlük bir buçuk saatlik süt izninin kaç bölümde ve hangi saatlerde kullanacağı kadın işçinin tercihine bağlıdır. İşverenin buna müdahalesi söz konusu değildir. Kadın işçi bir yıl süre ile kullanacağı günlük bir buçuk saatlik süt iznini nasıl kullanacaksa bunu belirleyerek işverene bildirmek zorundadır. İşveren süt iznini kadın işçi tarafından belirlendiği şekilde kullandırmak zorundadır.

    Yasal süre dışında ücretsiz izin kullanılabilir mi? Evet ise ne kadardır?
    Kişi doğum iznini müteakip altı aya kadar ücretsiz izin alabilir.

    İşveren ücretsiz izin vermeme ve işçiyi işten çıkarma hakkında sahip midir?
    Yasal düzenleme "...altı aya kadar ücretsiz izin verilir..." şeklinde kesin hüküm ihtiva edecek şekilde düzenlenmiştir. İşverenin takdirine bırakacak şekilde “…verilebilir…” denmemiştir. Kadın işçi doğum istirahatından sonra 6 aya kadar (6. ay dahil) ücretsiz izin kullanabilecektir.
    Kadın işçinin bu izni kullanmak istediğini işverene yazılı olarak bildirmesi şarttır.

    MADDE 74. - Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır

    MADDE 25. - Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir:

    (a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre 74 üncü maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez.

    74. Madde emredicidir. Doğum izni kullandırmak zorundadır.Ancak doğum işverene 74. maddeki sürelerin geçmesi ile fesih hakkı tanımıştır.
    A L I N T I D I R


    -------------
    ******ALPER'İM, KIŞ GÜNEŞİM,10 AYLIK OLDU******


    Mesaji gonderen: ılgın
    Mesaj Tarihi: 28-Eylül-2007 Saat 05:34
    GEBELERDE DOWN SENDROMU TARAMA TESTİ

    GEBELERDE DOWN SENDROMU TARAMA TESTİ YAPTIRMAK GEREKLİ MİDİR ?

     


    HANGİ TEST YAPTIRILMALIDIR ?


    1. Down Sendromu Nedir ?

    Doğuştan olan ve kromozomlardaki bozukluktan kaynaklanan bir anomalidir. Ortalama 700 doğumda bir görülmektedir.

     

    2. Annenin Yaşı Yükseldikçe, Down Sendromlu Bebek Doğurma Riski Artıyor mu ?

    Evet. Down Sendromlu doğum oranı, 25 yaşındaki bir gebeye göre, 35 yaşında 3.5 kat, 37 yaşında 5.5 kat, 40 yaşında  ise 12 kat daha fazladır.

    Son yıllarda, evlenme yaşının ve doğum yapma yaşının tüm dünyada geç yaşlara doğru kayması, Down Sendromlu doğum yapma riskini artırmaktadır.

     

    3. Henüz Hamilelik Döneminde İken, Down Sendromlu Bir Bebek Anlaşılabilir mi ?

    Evet. Bu durum, 11. hafta ile 22. hafta arasında alınan kandan yapılan tarama testleri, ultrasonografi (USG)  incelemesi ve anne karnında, bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan alınan amniosentez tetkiki ile anlaşılabilmektedir.

     

    4. Her Hamileye Amniosentez Yaptırmak Gerekir mi ?

    Hayır. Kan alınarak yapılan tarama testlerinde negatif sonuç bulunan gebelere amniosentez yapmanın gereği yoktur. Zaten amniosentez işlemi, düşük riski de taşıyan bir işlem olup, her 200 işlemden birinde düşük gerçekleştiği bildirilmektedir. Bu nedenle, olabildiğince az ve zorunlu kalmadan yapılmaması gereken bir girişim durumundadır. Ayrıca, hasta yönünden maliyetli bir işlemdir.

     

    5. Down Sendromu Yönünden Yapılan Tarama Testleri Gerekli midir?

    Yararlı ve gerekli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durumu araştıran, geniş incelemeler yapılmıştır. Bunlardan birinde, İngiltere’de Dr. Cuckle ve ekibi 100.000 gebeye tarama testleri yapmış, başka 100.000 gebeye ise tarama testleri yapmamıştır. Daha sonra, bu gebelerin doğumları takip edilmiştir. Takipler sonucu yapılan doğumlara göre : 

    Down Sendromu taraması için kan testi yapılan gebelerde, tarama testleri sayesinde 25 yaşındakilerde  4 kat, 35 yaşında 6 kat, 40 yaşında 12 kat daha az Down  Sendromlu bebek doğumu görülmektedir.

    Tarama testleri, Down Sendromlu bebek doğumunu çok önemli ölçülerde azaltmaktadır. Bu nedenle, yapılmaları yararlı ve gereklidir.

    Günümüzde, dünyada evlilik ve doğum yapma yaşı son yıllarda % 35 daha ileri yaşlara kaymıştır. Bu durum da Down Sendromlu doğum riskini artırdığı için, tarama testleri yapılması daha da önem kazanmaktadır.

     

    6. Dünya Ne Yapıyor ? Dünyada Durum Nedir ?

    Gelişmiş ülkelerde, gebelerde tarama testleri yapılması uygulaması yaygındır. Çünkü, insan hayatına daha fazla değer verilmekte ve yatırım yapılmaktadır.

    ABD’de gebelerin % 65’i,

    İngiltere’de gebelerin % 70’i tarama testlerinden geçirilmektedir.

    Ülkemizde de bu oran % 10 düzeyinde olup, ancak  tarama oranı hızla artmaktadır.

    Tarama testleri sayesinde, son yıllarda dünyada Down Sendromlu doğum oranının % 50 civarında azaldığı bildirilmektedir.

     

    7. Şu Anda Kullanılan Ne Tür Tarama Testleri Vardır ?

    Gebeliğin erken döneminde, 11.-14. hafta arasında yapılan birinci dönem ve 15.-22. haftalar arasında yapılan ikinci dönem testleri  vardır. İkili Test denilen bu yöntem için, 11.-14. haftalar arasında gebeden kan alınmakta, ultrasonografi ile de bakılarak, Down Sendromu riski hesaplanmaktadır. Ultrasonografi incelemesi yapmadan, tek başına kan testlerinin bu dönemde verimliliği azdır (% 60). İyi bir ultrasonografi incelemesi ile, bu verimlilik % 80-85’lere çıkmaktadır. Ancak, bu konuda ultrasonografi bilgisini net olarak ortaya koymak kolay olmayıp, dünyada USG standardizasyonu yönünden ciddi  güçlük ve sıkıntı yaşanmaktadır. Aynı hastaya, farklı uzmanların verdiği değerler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu durum da, İkili Test sonuçlarının güvenirliğini etkilemekte ve kuşkuda bırakmaktadır.

     

    8. İkinci Dönem Testlerinin Yararı Nedir ?

    Gebeliğin 14.-22. haftaları arasında yapılan Üçlü Test ve Dörtlü Test, tarama yönünden daha fazla kullanılmaktadır. Çünkü, 11.-14. haftalar arasında yapılan taramayla, yalnızca Down Sendromu araştırılabilmektedir. 14. haftadan sonra yapılan araştırmalarda ise, Down Sendromu yanında, Neural Tube Defekti (Belde açıklık), Edward Sendromu, Turner Sendromu gibi başka önemli bozukluklar da yakalanabilmektedir. Ayrıca, erken dönemde (11.-13. hafta) yapılan İkili Test’ten sonra bu bozukluklar yönünden de fikir edinmek istenirse, tekrardan test yaptırmak gerekmektedir.

    Bunun dışında güvenilir ultrasonografi bakılması yönünden erken dönemde (11.-14. haftalar) problem olduğu için, çoğu doktor, erken dönemde İkili Test baktırmak yerine, 15.-16.-17. haftalarda Dörtlü Test baktırmayı tercih etmektedir.

     

    9. Hangi Testi Yaptırmak Daha Uygundur ?

    Eğer hastadan tek bir tarama testi yapılacaksa, en iyisi  15.-16.-17. haftalarda Dörtlü Test yaptırmaktır. Çünkü Dörtlü Test, Üçlü Test’in verimliliğini % 14 daha artırmaktadır. Dörtlü Test varken, Üçlü Test yaptırmaya gerek yoktur. Üçlü Test’in belirleme değeri % 66-% 69 iken, Dörtlü Test’inki % 80-85’tir.

    11.-14. haftalarda İkili Test de yaptırılabilir. Ancak, İkili Test’in yukarıda belirtilen sakıncaları vardır. Tekrardan test yaptırma gereği ortaya çıkabilir.

    En yüksek verimliliğe sahip test Integre Test’tir (% 94). Ancak bunun için, hem 11.-14. haftalar arasında, hem de 14.-22. haftalar arasında, yani iki kez kan almak gereklidir.

     

    10. Tarama Testleriyle Amniosentez Arasında Bir İlişki Var mıdır ?

    Vardır. Verimliliği düşük tarama testlerinde daha çok yalancı pozitif sonuç çıkacağı için, daha çok amniosentez gereği ortaya çıkacaktır. Bu durum da, hasta için yeni bir risk oluşturacaktır.

    Dörtlü Test’in, Üçlü Test’e göre daha doğru belirleme değerine sahip olduğu için, daha fazla hastayı gereksiz amniosentez riskinden koruduğu belirtilmektedir.

     

    11. Kan Testleriyle Down Tarama Testi Sonucu Negatifse, Ne Yapmalıdır ?

    Herhangi bir işlem yapmak gerekmez. Ayrıca test yaptırmaya da gerek yoktur.

     

    12. Tarama Testi Pozitif Çıkarsa, Ne Yapmalıdır ?

    Bu durumda, gebeliğin yaşının son adet tarihine göre mi, yoksa ultasonografiye (USG) göre mi belirlendiğine bakmalıdır. Eğer USG’ye göre belirlenmişse, sonucu pozitif kabul etmelidir. USG’ye göre belirlenmemişse, yeni  bir USG çektirip,  gerçek yaşı tespit edip, buna göre bir test daha yaptırmalıdır. Sonuç yine pozitifse, amniosentez yaptırmak gereklidir.

     

    13. Down Tarama Testi Sonucu Negatif Veya Pozitif Ne Demektir ? Sonuçlar Kesin midir ?

    Hayır. Sonuçlar yüzde yüz kesin değildir. Sonuç negatif ise, büyük olasılıkla Down Sendromlu doğum olmayacaktır. Pozitif ise de, büyük olasılıkla Down Sendromlu doğum olacaktır. Kan testlerine ve USG’ye göre, bu ihtimaller en yüksek oranda belirlenmeye çalışılmaktadır. Ancak kesin değildir. Seçilen tarama testine göre, bu ihtimallerin doğruluk oranı da değişmektedir. Örneğin, Dörtlü Test, Üçlü Test’ten ve serum İkili Test’ten daha üstündür. İntegre Test de,  % 94 ile en yüksek doğrulukta bilgiyi vermektedir.

     

    14.Bu Testler Bütçe Uygulama Talimatı (BUT)’nda Yer Alıyor mu ?

    Evet. Bu testler, devletin ödeme listesi olan BUT’ta yer almaktadır. İstenildiği takdirde, SSK ve Emekli Sandığı mensupları için devlet tarafından belirli bir ödeme yapılmaktadır.

     


    -------------
    1 NİSAN ŞAKASI YAPTI YAVRUM BANA KAVUŞTUM CANIMIN CANINA
    EFEM BİTANEM SENİ ÇOK SEVİYORUM ANNEM.....


    Mesaji gonderen: gül_s
    Mesaj Tarihi: 01-Ekim-2007 Saat 06:58
    İlaç Adı : CYCLO-PROGYNOVA

    Üretici Firma : Schering Alman İlaç ve Ecza Tic. Ltd. Şti.
    Farmakolojik Sınıfı : Seks hormonu
    Endikasyonları :  Pre- ve postmenopoz semptomları (Perimenopoz sendromu), primer ve sekonder amenore, siklus tempo bozuklukları, karsinomatöz olmayan hastalıklar nedeniyle yapılan ovarektomi ya da ışın kastrasyonundan sonraki hormonal eksiklik belirtileri.

    Konreendikasyonları :  Gebelik, karaciğerin ağır fonksiyon bozuklukları, önceki gebeliklerde ortaya çıkan sarılık ya da sürekli kaşıntı, Dubin-Johnson ve Rotor sendromları, geçirilmiş ya da mevcut karaciğer tümörleri, aktif derin ven trombozu, tromboembolik bozukluklar veya bu şartların belirlendiği özgeçmişe sahip olan hastalar, orak hücreli anemi, uterus ya da memenin hormonal bağımlı tümörleri ya da bu tür tümör şüphesi, endometriosis, damar değişiklikleri ile birlikte ağır diabet, yağ metabolizması bozuklukları, anamnezde Her
    Uyarılar/Öneriler :  Cyclo-Progynova, gebelikten koruyucu bir ilaç değildir.


    Gerektiğinde kontrasepsiyon için, Knaus-Ogino’ya göre takvim metodu ya da temperatür metodu dışında hormonal olmayan yöntemler uygulanmalıdır. Tedavi sürecinde 28 günlük düzenli aralarla kanamalar olmazsa, diğer korunma yöntemlerine rağmen bir gebeliğin bahis konusu olabileceği düşünülmelidir. Bu gibi durumlarda tedaviye, kesin teşhise kadar ara verilir.


    Cyclo-Progynova’nın alındığı 3 hafta içerisinde sıra dışı bir kanamanın meydana g
    Yan Etkileri : Nadir olgularda, anksiyete, kardiyak semptomlar, göğüslerde gerginlik hissi, dispepsi, mide şikayetleri, deri döküntüleri, bulantı ve baş ağrıları, iştah artışı, vücut ağırlığının ve libidonun etkilenmesi ve ara kanamaları ortaya çıkabilir.


    BEKLENMEYEN BİR ETKİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ.
    Kullanım Şekli ve Miktarı :     Cyclo-Progynova alımına başlamadan önce, genel (memeleri ve serviksten sitolojik smear alınımını da içine alan) bir jinekolojik muayenenin yapılması ve hastanın gebe olmadığının saptanması gerekir.



    Önlem olarak, Cyclo-Progynova ile uzun süreli tedavilerde takriben 6 ay aralarla kontrol muayeneleri yapılır.

    Cyclo-Progynova ambalajı, bir çember biçiminde yerleştirilmiş 11 beyaz ve 10 açık kahverengi draje içerir.



    -------------
    Oğlum artık en iyi arkadaşım :)


    Mesaji gonderen: tatlibebisim
    Mesaj Tarihi: 07-Ekim-2007 Saat 06:12
    Epizyotomi

    Bebeğin daha kolay çıkmasını sağlamak için uygulanan cerrahi kesiye epizyotomi (doğum kesisi) adı verilir. Bu kesi her doğumda uygulanmamakla beraber gerekli durumlarda ve usulüne uygun uygulandığında hem kısa vadeli ve hem de uzun vadeli avantajlar getiren bir cerrahi müdahaledir.

    Epizyotominin amacı nedir?

    Epizyotominin amacı bebeğin başı (ya da makat kısmı) çıkarken perine bölgesinin aşırı gerilmesinin ve yırtılmasının engellenmesidir. Diğer bir amacı da perine tabanı kaslarının aşırı gerilmesinin önlenerek uzun vadede oluşabilecek estetik ve yapısal bozuklukların (sistosel, rektosel, desensus; yani mesane, kalınbarsak ve rahim sarkması) en aza indirilmeye çalışılmasıdır.

    Epizyotomi kimlerde uygulanır?

    Önceleri her doğum için rutin olarak epizyotomi açılması önerilmekte ve doktorlar tarafından da hem ilk doğumlara hem de sonraki tüm doğumlara epizyotomi uygulanmaktaydı. Son yıllarda ise önce ilk doğumdan sonraki doğumlarda rutin epizyotomi uygulayan doktorların sayısı azalmış ve bunu ilk doğum da dahil hiçbir doğumda rutin epizyotomi uygulamayan doktorlar takip etmiştir.

    Ancak yine de anne adayının perinesinin dar olduğu, perine kaslarının aşırı gerildiği, bebeğin başının perineden çıkarken zorlanacak kadar büyük olduğu durumlarda epizyotomi uygulaması perinenin aşırı yırtılmasını ve uzun vadede bölgede estetik bozukluklar oluşumunu önlemede oldukça önemli rol oynayan bir işlem olarak değerini korumaktadır.

    Vakum ve forseps gibi müdahaleli uygulamalarda, makat gelişi ile doğum gibi normalden farklı doğum şekillerinde ise epizyotomi açılmamasının yarardan çok zarar vereceği kesindir. Prematüre doğumlarda perinenin bebeğin miadında bebekten daha hassas olan başına baskı yapmasını engellemek için epizyotomi açmak oldukça etkili bir uygulamadır.

    Doğumun hızlı gerçekleşmesinin gerektiği durumlarda ise (fetal distres gibi) epizyotomi mutlaka açılır.

    Epizyotomi uygulanmadığı durumlarda ne olur?

    Epizyotomi açılmadığı durumlarda özellikle ilk doğumda büyük olasılıkla yırtık meydana gelir. Oluşan bu yırtığın büyüklüğü baş çıkarken doktor tarafından uygulanan perine koruma tekniğine, anne adayının doğum sayısına, perinenin yapısal özelliklerine ve bebeğin başının (ya da makatının) yapısal özelliklerine bağlıdır. Oluşan yırtıklar genellikle yüzeyeldir. Ancak bazı durumlarda, özellikle perine dokusunun sert olduğu ve/veya bebeğin başının nispeten büyük olduğu durumlarda epizyotomi açılmasının gecikmesi ya da hiç açılmaması vajinanın derinliklerine kadar giden, ya da anüs sfinkterinin (anüs sfinkteri istemsiz dışkılamayı engelleyen bir kas yapısıdır) ve hatta rektum (kalın barsağın son kısmı) duvarının yırtılmasına kadar varabilen yırtıklara neden olabilmektedir.

    Bu yüzden epizyotomi açılmasının gerekli olmadığı yönünde karar verilirken kar/zarar oranı hesaba katılır ve oluşacak yırtık açılacak kesiden daha kötü olacaksa epizyotomi açılır. Epizyotominin diğer bir amacı da perinenin estetik görüntüsünü mümkün olduğunca korumaktır. Bu yüzden perine kaslarının aşırı gerili olduğu durumlarda bölgedeki gerilmeyi önlemek için epizyotomi mutlaka açılır. Zira perine kasları aşırı gerildiklerinde eski şekillerine çok zor geri dönmekte ve bölgede yapısal ve işlevsel bozukluklar meydana gelebilmektedir.

    Epizyotomi iyileştiğinde iz kalır mı?


    Epizyotomi iyileşmesi sonrasında kesi usulüne uygun dikildiğinde, anne tarafından doktorun önerdiği şekilde bakımı yapıldığında bölgede kesi hattı boyunca çizgi şeklinde bir iz kalır. Bu izin derinliği bir yandan bireysel özelliklere öte yandan epizyotomi açılırken kullanılan teknik ve tamir esnasında kullanılan dikiş materyalinin kalitesine göre değişir. Bazı kadınlarda ne kadar iyi bir teknik uygulanırsa uygulansın bünyenin aşırı nedbe dokusu oluşturma özelliği nedeniyle derin bir iz kalabilir. Bazı kadınlarda ise neredeyse epizyotomi yapılmadığını düşündürecek kadar az iz kalır.

    Epizyotomi sonrası ne gibi istenmeyen durumlar oluşabilir?

    Epizyotominin tamiri sonrası en sık görülen yakınma ağrıdır. Ancak bu ağrı genellikle ağrı kesicilere iyi cevap verir. Bölgeye buz torbası tatbiki ya da sprey şeklinde anestezik ilaç uygulanması da faydalı olabilir. Ağrı kesicilere cevap vermeyecek kadar şiddetli olan ağrılarda ise bölgede hematom (kan birikmesi) söz konusu olabilir. Hematom epizyotomi dikilirken farkedilmeyen bir atardamarın açık kalması sonucu kanamanın devam etmesi ve epizyotomi bölgesinde hapsolması sonucu oluşur. Tedavi için epizyotomi kesisi yeniden açılarak damar bulunur ve bağlanarak epizyotomi yeniden kapatılır.

    Diğer istenmeyen durumlar arasında en önemlisi epizyotomi kesisinin dikişlerinin kendiliğinden açılmasıdır. Bunun da en sık nedenleri bölgede enfeksiyon oluşması ve bu enfeksiyonun kendiliğinden eriyen dikiş materyalini iyileşme meydana gelmeden eritmesi, bölgedeki kanama ve hematomun dikişleri zayıflatmasıdır. Bazen de doğum sonrası çok erken dönemde cinsel ilişkiye girilmesi de etken olabilmektedir. Tedavide epizyotomi bölgesi temizse yani bölgede enfeksiyon bulgusu yoksa dikişler tekrar atılabilir. Enfeksiyon olduğu durumlarda dikişler yeniden konmadan önce bölgenin enfeksiyondan arındırılması için antibiotik tedavisi, pansuman ve enfekte dokuların kesilip atılması gerekir. Yaklaşık bir hafta sonra uygun şartlar oluştuğunda ikinci kez dikiş konulabilir.

    Epizyotomi açılanlarda uzun dönemde oluşan istenmeyen durumlar arasında en önemlisi disparonidir (cinsel ilişki esnasında ağrı). Bu da özellikle usulüne uygun açılmayan ya da iyi dikilmeyen epizyotomilerde ve epizyotomi bölgesinde enfeksiyon geliştiğinde ortaya çıkan bir durumdur. Bölgenin açılarak tekrar tamir edilmesi gerekebi




    -------------
    "Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk


    Mesaji gonderen: ROSEE
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 04:22

    Sezaryan nedir?

    Sezaryan ile doğum Can'ın ve sonunun , Anne'nin karnından uterusu açarak çıkartılmasıdır. Can'ın ve Anne'nin sağlığını tehdit eden her durumda ya da vajinal yolla doğumun imkansız olduğu durumlarda sezaryan yapılır.

    Sezaryan ameliyatı dünyanın bildiği en eski ameliyatlardandır. Tıbbın ve teknolojinin ilerlemesiyle ameliyat tekniği çok gelişmiştir. Ameliyatların mikropsuz koşullarda yapılması, kan verilebilmesi, kuvvetli mikrop kırıcı ilaçlar, modern cerrahi malzeme ve genel anestezi vermeden belden yapılan uyuşturma sayesinde ameliyatın tehlikesi çok azalmış, nerdeyse normal doğum kadar tehlikesiz olmuştur.

    Normal koşullarda ameliyat 45 dakika kadar sürer. Can ameliyat başladıktan yaklaşık 10 dakika sonra çıkarılır. Sonra kesilen katlar dikilir. Can'a ulaşmak için cildden başlayarak 8 kat tabaka kesilmekte ve sonra dikilmektedir.

    Bu tabakalar sırasıyla...

    - Cilt,

    - Cilt altı yağ dokusu...

    - Kasların koruyucu kılıfı...

    - Kas tabakası...

    - Karın iç zarı...

    - Uterus zarı...

    - Uterus kası...

    - Amnion zarı...

     

    Sezaryan oranı neden artıyor?

    Son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde sezaryan ile doğan bebek oranı hızla artmaktadır. Bugün birçok gelişmiş ülkede sezaryan oranı %20-25 arasında seyretmektedir. Yani her 4 veya 5 bebekten biri artık sezaryan ile doğmaktadır. Halbuki oran 1970 de %5.5, 1980 de ise %16.5 idi. Bu da sezaryanın birçok hekim ve aile tarafından yaygın bir şekilde benimsendiğinin göstergesidir.

    Sezaryan oranının artışında bir başka neden hekimlerin eğitimlerindeki değişikliklerdir. Örneğin eskiden Can'ın ters gelişlerinde vajinal doğum daha çok uygulanan bir doğum şekli idi. Böyle olunca eğitim gören hekimler vajinal yoldan ters doğumları yapmakta ustalaşırdı. Ama yavaş yavaş sezaryan oranı arttıkça vajinal yoldan doğan Can sayısı azaldı. Uzmanlık eğitimi gören hekimler ters gelen bebeklerin vajinal doğumunu öğrenemeden uzman olmaya başladılar. Bu durumda bugün nerede ise hemen her ters doğum sezaryan ile doğurtulmaya başlandı.

    Aynı eğilim forseps doğum içinde geçerli oldu. Forsepsi eline bile almadan uzmanlık eğitimini tamamlayan bir hekim doğal olarak her zorlu doğumda sezaryan ile doğuma yöneldi.

    Artan her sezaryan sayısı daha sonraki doğumlarında sezaryan ile olmasına neden olur.

    Yani sezaryan sayısının artışı bir kötü daire şeklinde çalışır durur. Bu kötü daireyi kırmak için son yıllarda daha önce sezaryan ile doğum yapmış Annelerı daha sonraki doğumlarında vajinal yolla doğurtmak eğilimi artmaktadır.

    Aileler sezaryanı neden benimsiyor?

    Çağdaş aileler günümüzde küçük kalmak istiyor. En fazla iki çocuk düşünüyor. Bu nedenle daha garanti gördükleri sezaryanı tercih ediyor. ikinci operasyon esnasında da tüplerini bağlatarak bir daha gebe kalma korkusundan kurtulmuş oluyorlar.

    Sosyoekonomik koşulları iyi olan aileler sezaryanı daha fazla tercih ediyorlar. Çünkü bu ailelerin özel hastanelerde, özel hekimlerle doğum yapma şansları fazla. Tercihlerini daha iyi belirliyorlar. Ekonomik koşulları kötü olan aileler ise devlet ya da sigorta hastanelerinde doğum yapıyorlar. Bu hastanelerde çok gerekmedikçe sezaryana fazla başvurulmuyor. Bu eğilim sadece Ülkemizde değil, dünyada da böyle.

    Bu nedenle özel hastanelerde sezaryan oranı kat kat fazladır. 30 yaşın üstündeki Annelerde ve yüksek öğrenim görmüş Annelerde sezaryan tercihi çok daha fazladır

    Sezaryanın üstünlükleri...

    Birçok durumda sezaryan ile doğum tercih edilir. Bugün gelişmiş ülkelerde her 4 doğumdan biri sezaryan ile olmaktadır. Bunun nedenleri şunlardır.

    Sezaryan tehlikesiz bir doğum şekli haline gelmiştir.

    Normal doğum sırasında Can uzun süreler oksijensiz kalır. Sancılar sırasında olan bu durum uzun sürerse Can'da bazı hasarlar olabilir. Sezaryanda böyle bir tehlike yoktur.

    Normal doğum sırasında ıkınmalara ve zorlanmalara bağlı olarak rahim ve idrar kesesi sarkmaları olur. Uterus ağzı yırtıklara bağlı akıntı şikayetleri olabilir. Rahim ağzının genişlemesine bağlı olarak cinsel ilişkide eski zevk kalmayabilir. Sezaryan ile bu sakıncalar ortadan kalkmıştır.

    Çoğu zaman normal doğum sonrası çekilen sıkıntılar sezaryan'a göre daha fazla olur. Epizyotomi dikişleri şişer, mikrop kapabilir. Anne otururken ve dışkılarken siddetli sancı yapabilir. Dikişler iltihap kaparsa epizyotomi kesisi açılabilir ve aylarca süren sıkıntılar doğurur.

    Sezaryan esnasında uterus veya yumurtalıklarda mevcut myom, kist gibi oluşumları çıkarma şansı doğar, Anne ikinci bir ameliyat olasılığından kurtulur.

    Sezaryan ile daha zeki bebekler...

    Ancak sezaryan ile doğumun en büyük amacı doğacak çocukların zeka ve akıl yönünden geri kalmamasını sağlamaktır.

    Can anne karnında uterus içinde bulunmaktadır. Can Anne'ye göbek kordonu ve plasenta aracılığıyla bağlıdır.

    Doğum eylemi başladıktan sonra sancılar sırasında göbek kordonu sıkışabilir ve bebeğe giden kan ve oksijen miktarı azalabilir. Bu durumda Can'ın beynindeki hücreler ölmeye başlar. Bu olay zamanında farkedilmeyip gerekli önlem alınmazsa bebek tüm ömrü boyunca sakat ya da geri zekalı olabilir. Bu geri zekalılık çoğu zaman farkedilmeyecek kadar hafif olur. Ancak çocuk büyüyüp okula gitmeye başladıktan sonra zeka eksikliği belirmeye başlar. Derslerde, okullara giriş sınavlarında başarı gösteremez.

     

    Sezaryanın riskleri...

    Herşeye rağmen sezaryan bir operasyondur. Karın açılmaktadır. Karın içi iltihaplanma riski her zaman vardır. Dikişlerde, ciltaltında kanama ve iltihap ile karşılaşılabilir.

    Sezaryan ile kan kaybı normal doğuma göre daha fazladır. 2. veya 3. kez yapılan sezaryanlar 1. lere göre daha risklidir. Çünkü ilk sezaryandan yapışıklıklar kalmıştır. Idrar kesesi yukarı kaymış olabilir. Idrar kesesinin veya idrar yollarının zedelenme riski vardır.

    Sezaryan sonrası dikiş bölgesindeki sancılar 3-4 gün devam eder ve Anne'nin hareketlerini ve emzirmesini güçleştirir.

    Genel anestezi ile yapılan sezaryanlarda anesteziye bağlı sıkıntılar olabilir. Bu şekilde sezaryan ile doğum yapanlarda Anne ölüm oranı vajinal doğuma göre 3-4 kat fazladır.

     

    NEDEN SEZARYAN ILE DOĞUM?..

    Baş-Çatı uyumsuzluğu...

    En sık sezaryan nedeni Can'ın başı ile Anne'nin kemik çatısının birbirine uymamasıdır. Ya Can'ın başı çok büyük olmakta ya da Anne'nin kemik çatısı ileri derecede dar olmaktadır. Ya da baş ile çatı birbirine uyar büyüklüktedir. Ancak başın kemik çatıya oturuş şekli başın çatıdan geçişini engeller.

    Bazan doğum ilerler. Baş iyice kemik çatının içine yerleşir. Ama pozisyonu ters oturur. Bir türlü son hareketi yapıp dışarı çıkamaz. Bu durumda sancılar ne kadar güçlü olursa olsun Can'ın başı belli bir noktadan ileri geçemez. Sezaryan yapılmadığı takdirde hem Anne'nin hem de Can'ın yaşamı tehlikeye girer. Hamilelik sırasında yapılan kontrollerde bu uyuşmazlığı önceden saptayabilmekteyiz. Böylece gereksiz sancı çektirmeden planlı sezaryan ile doğum yaptırmaktayız.

    - Can Sıkıntı da...

    Ikinci sık neden Can'ın sancılar başladıktan sonra sıkıntıya girmesidir. Bu durum Can için bir çeşit nefes darlığıdır. Bu durum daha çok gelişmesi geri kalmış ve Anne karnında iyi beslenememiş Can'larda görülür. Ayrıca doğum gününün geçmesi, kordonun Can boynuna dolanması, ya da düğümlenmesi bu sıkıntıya neden olabilir. Bu durumun oluşabileceği düzgün ve dikkatli yapılan kontrollerle anlaşılabilir ve uygun zamanda Anne'yi normal doğuma bırakmadan sezaryanla doğurtmak gerekir.

    Gelişme geriliği olan, yeteri kadar Anne karnında beslenememiş Can'ların eylem sırasında sıkıntıya girme oranı yüksektir. Bu nedenle belirgin gelişme geriliği olan Canları fazla sıkıntıya sokmadan sezaryanla doğurtmak en uygun yol olur.

    Bazen Can sağlıklıdır ve doğum normal ilerlemektedir. Ama bir süre sonra Can'ın sıkıntıya girmeye başladığını gösteren belirtiler ortaya çıkar. Kalp sesleri bozulmaya, Can'ın dışkısı suyun içinde gözükmeye başlar. Bu durumda ya kordon sıkışmıştır, ya da plasentada ayrılmalar olmaktadır. Kordonu kısa olan Can, aşağı doğru hareket edince sıkıntıya girer. Böyle durumlarda doğum yakınsa Anne'ye oksijen vererek, pozisyonun değiştirerek ve doğuma aktif olarak yardım ederek vajinal yoldan doğurtma şansı değerlendirilebilir. Ama Anne uzun sürecek bir doğum sürecinin başında ise sezaryan yeğlenmelidir.

    Kanamalar...

    Üçüncü önemli sezaryan nedeni kanamadır. Eğer Can'ın sonu önde yerleşmişse ya da doğum bitmeden son ayrılmaya başlamışsa çok şiddetli kanamalar olur. Düzenli kontrole gelen Annelerde bu tehlikeler önceden farkedilebilir ve zamanında sezaryan yapılarak hiç bir tehlike yaşamadan hamilelik sonlandırılır. Yüksek tansiyonu olan veya son aylarda tansiyonu yükselmiş hamilelelerde son ayrılma riski daha fazladır. P>

    Ters Duruşlar...

    Dördüncü önemli neden Can'ın uterusta ters ya da yan durmasıdır. 100 hamilelikten %95'inde en geç son ayda Can'ın başı aşağı doğru dönerek kemik çatıya yerleşir. 100 hamileden 5'inde ise Can bu dönüşü yapamaz ve poposuyla kemik çatıya yerleşir. Burada ters geliş söz konusudur.

    Doğum eylemi sırasında baş önden ise doğum yolunu açar. Başın geçtiği her yerden gövde rahatlıkla geçer. Çünkü gövde başa göre daha esnektir. Bu nedenle popo önde giderken doğum yavaş ilerler. Poponun geçtiği yerden baş geçemeyebilir.

    Ters gelişte vajinal yoldan doğum yaptırmaya çalışmak, Can'ın geleceği ile kumar oynmaktır. Doğumun son anına kadar neler olacağı bilinemez. Can'ın vücudu doğup kafası içeride sıkışabilir. Can canlı bile doğsa ileride bir çok sakatlıklar ortaya çıkabilir. Onun için ters gelişlerde doğum sancılarını beklemeden sezaryan yapmak en uygunudur.

    Diğer nedenler...

    Can'ın çok iri olması, Anne'ye ait şeker, tansiyon gibi hastalıklar, sonun önde gelmesi, ikiz hamilelikler, erken doğumlar sayılabilir.

    - Eski Sezaryanlılar...

    Bu konudaki genel eğilim daha önce sezaryanla doğum yapmış Anneleri yine sezaryanla doğurtmaktır. Öncelikle ilk doğumda sezaryana yol açan neden sürüyorsa sezaryan kararı verilir. Bu neden ortadan kalkmış olsa bile eski dikiş yerlerinin zorlanmasından ve açılmasından korkulur. Bu nedenle yerleşmiş bir deyiş vardır."Bir kez sezaryan, daima sezaryan". Ancak bu yaklaşım son yıllarda değişmiştir. Gelişmiş ülkelerde sezaryanla doğumun maliyeti normal doğuma oranla çok fazladır. Bu nedenle özellikle özel sağlık sigortası yapan şirketlerin de zorlamasıyla daha önce sezaryanla doğum yapmış Annelere ikinci hamileliklerinde vajinal doğum denenmesi yaygınlaşmaktadır.

    Son yıllarda ABD'de eski sezaryanlıların %60 a yakını vajinal yoldan doğurtulmaya başlanmıştır. Iyi seçilmiş olgularda vajinal doğum şansı oldukça yüksektir. O korkulan rahim yırtılmasının görülme sıklığı da fazla değildir. Ancak ülkemizin koşulları henüz bu yaklaşımın çok uzağındadır. Çünkü bu hamilelerde doğum eyleminin çok dikkatli izlenmesi gerekirki bu özel hastanelerde bile mümkün değildir. Ayrıca Ülkemizde hastalara kendilerine yapılan işlemleri anlatan epikriz dediğimiz tıbbi raporun verilmesi yaygın değildir. Bu durumda ilk sezaryanın gerekçeleri bilinemez. Uterusa yapılan kesinin yeri önemlidir. Eğer kesi biraz yukarıdan yapılmış ise vajinal doğum sırasında yırtılma riski aşağıdan yapılmış kesilere göre daha fazladır.

     

    Isteğe Bağlı Sezaryan...

    Hiçbir tıbbi gereklilik yokken isteğe bağlı sezaryan yapılması ne kadar doğrudur? Bu oldukça tartışmalı bir konudur. Bazı hekimler keyfi sezaryana karşıdır. Gerekmedikçe sezaryan yapmazlar. Ama çoğu hekim keyfi sezaryanı benimsemiştir. Bana göre de bir ailenin sezaryan tercih etme hakkı olmalıdır. Bir kişi vücuduna ne gibi girişimlerde bulunulabileceği hakkında karar verebilir. Annede normal doğum yerine sezaryanı yeğleyebilir

    Epidural anestezi ile sezaryan,

    1) Anne uyumadığı için Can'ını çıktığı anda görebilir.

    2) Uyuşturucu verilmediği için Can çok sağlıklı doğar.

    3) Genel anestezide Can'ın az ilaç alması için çok hızlı çıkarılması gerekir. Bu nedenle kan kaybı fazla olur, dokular daha fazla zedelenir. Oysa epidural anestezide aceleye gerek yoktur. Böylece ameliyat sonrası iyileşme daha çabuk olur.

    4) Genel anestezi alındığında, alınan gazlara bağlı olarak Can çıktıktan sonra uterus iyi kasılamaz ve kan kaybı fazla olur. Epidural anestezide ise böyle bir risk yoktur.

    5) Ameliyat sonrası ağrı duyulmaz. Çünkü sadece kesilen yerler uyuşmuştur. Gaz sancısı oluşmaz.



    -------------
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20


    Mesaji gonderen: ROSEE
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 04:28

    NORMAL DOĞUM

     


    Normal doğum miadına ulaşmış bir bebeğin (37 haftadan büyük ) herhangi bir operatif müdahale olmaksızın vajinal yolla doğmasını anlıyoruz. Eğer vakum ya da forseps doğuma yardımcı olmak amacıyla kullanılmışsa buna müdahaleli doğum denir. Suni sancı verilmesi ve bebeği vajenden çıkışını kolaylaştırmak için epizyotomi dediğimiz kontrollü kesinin yapılması da müdahaleli doğum olarak değerlendirilir.

    Doğum eylemi ya da doğum doktorları arasında sıkça kullanıldığı adıyla “travay” servikste (rahim ağzı veya rahim boynu) açılma ile birlikte olan ve anne tarafından doğum sancısı olarak algılanan düzenli rahim kasılmalarının başlamasıdır. Gebeliğin özellikle son trimesterinde düzensiz, Braxton-Hicks (yalancı doğum ağrıları) adı verilen kasılmalar olabilir, ancak bunun doğum eylemi olarak adlandırılabilmesi için düzenli aralıklarla gelmesi, şiddetinin giderek artması, sancı aralarının kasılması ve beraberinde servikste (rahim boynu) açılmanın ve incelmenin başlaması gerekir.

    Doğumun aktif fazını 3 evrede inceleyebilir:

    1. evre, doğum eyleminin başlamasından serviksin tam açıklığa (10 cm) ulaşmasına kadar olan dönemdir.

    2. evre, serviksin tam açılmasından bebeğin doğumuna kadar geçen süredir.

    3. evre ise, bebeğin doğumundan plasenta ve zarların atılmasına kadar geçen süredir.

    Genelde doğumun yaklaştığının ilk belirtileri kasılmalar ve halk arasında "nişan gelmesi" olarak anılan durumdur. Rahim ağzı tüm gebelik boyunca sümüksü bir tıkaçla kapalıdır. Bu tıkaç bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğum eyleminin başlamasından hemen önce rahim ağzında hafif bir açılma olur ve bu tıkaç kanlı bir akıntı şeklinde vücut dışına atılır.

    Su kesilmesinin açılması genellikle aktif doğum eylemi başladıktan sonra olur. Ancak, bazen sancılar yani aktif eylem başlamadan da başlayabilir. Bu durumda eğer 6-12 saatte kendiliğinden başlamazsa suni sancıyla başlatmak gerekebilir. Çünkü zarlar enfeksiyondan koruyan bir bariyer görevi de yaparlar. Eğer, kese açıldıktan sonra belli sürede doğum olmazsa vajendeki mikropların enfeksiyon oluşturması riski de vardır. Zaman zaman da doğum doktorları eylemin bir safhasında (rahim ağzı açıklığı 4-5 cm’den fazla ise) su kesesini artifisyel olarak açarlar. Bu yaklaşım, doğumun hızlanmasına yardımcı olur.

    Doğumun gerçekleşmesinde rol oynayan 3 temel faktör vardır:

    1.İtici güçler (rahim kasılmaları ve doğumun 2. evresinde ıkınma)

    2.Doğum kanalı (kalça kemiklerinin durumu ve yumuşak dokular)

    3.Fetus

    Bu üç faktör doğumun normal olup olamayacağını belirler. Bunlardan herhangi birindeki anormallik doğumu güçleştirir ve hatta bezen imkansızlaştırır.

    Pelvis (ya da kalça) kemiklerinin yapısı kişiden kişiye değişebilir. En ideali jinekoid pelvis denen ovoid bir yapıda olmasıdır. Ancak, bu normal yapının varyasyonlarında pelviste darlık söz konusu olabilir.

    Normal bir pelviste doğum kanalını incelediğimizde girişte kanalın transvers (enine) çapının daha geniş olduğunu görürüz. Bebeğin başının da ön-arka çapı daha uzundur. Dolayısıyla doğum kanalına başın girebilmesi için bebek başının ön-arka çapının annenin doğum kanalı girişinde enine çapa uyması gerekir. Yani, bebeğin başı annenin sağ veya sol yanına bakacak şekilde yatay ya da hafif oblik (verev) olarak pelvise girer. Doğum kanalının çıkışında ise pelvisin ön-arka çapları daha uzundur. Bunun sonucunda doğumun olabilmesi için bebek doğum kanalında ilerlerken bir yandan da burgu hareketi ile başın en uzun olan ön-arka çapını pelvis çıkımının ön-arka çapına uydurması gerekir. Normalde, çıkıma geldiğinde başın arkası annenin ön tarafında olmalıdır. Bu durumda çıkıma gelen bebek rahmin kasılmaları ve annenin ıkınması ile başını geriye doğru atarak çıkımdan kurtulur. Baş çıktıktan sonra en geniş kısım olan omuzların çıkması için omuzlar da ön-arka çapa döner ve omuzlar doktorun da yapacağı manevralarla doğurtulur. Vücudun geri kalan kısmı çoğunlukla sorunsuz doğar.
                    
    Görüldüğü gibi, bebek doğum kanalından bir tünelden geçer gibi rahatlıkla geçememekte buna karşın kendini kanala uydurabilmek için birtakım manevralar yapmak zorundadır. Bu manevraları yapabilmesi için itici gücün yukarıdan bebeği aşağıya doğru zorlaması, bebeğin de bu itici güç karşısında doğru yolu ve pozisyonları kendiliğinden ister istemez bulur ve gereken manevraları yapar. İtici güç eylemin 1. evresinde sadece rahim kasılmaları iken, 2. evresinde annenin ıkınması da bu güce katkı da bulunur.

    Ikınma hareketi rahim ağzı tam açılmadan hiç bir zaman yapılmamalıdır.

    Bebek çıktıktan sonra sıra plasenta ve eklerinin çıkmasına gelmiştir ki bu evre eylemin 3. evresi veya “halas” olarak adlandırılır. Genellikle, kısa bir süre plasentanın kendiliğinden çıkması beklenir ve sonrasında gerekirse yardımcı manevralarla plasenta ve beraberinde zarların çıkması sağlanır. Bazen, plasenta kendiliğinden çıkmayabilir. Bu durumda, doktor elini uterusa sokup elle çıkartmak zorunda kalabilir. Nadiren, plasenta rahim duvarlarına iyice yapışık olabilir ki bu durumda plasenta tamamen çıkartılamayabilir. Plasenta yapışma anomalisi olarak adlandırılan bu durum riskli bir durumdur ve kanama kontrol edilemediği taktirde annenin rahminin alınmasına kadar gidebilir.

    Müdahaleli Doğum
    Vajinal doğum sırasında vakum ya da forseps (kaşık) doğuma yardımcı olmak amacıyla kullanılmışsa buna müdahaleli doğum denir. Suni sancı verilmesi ve bebeği vajenden çıkışını kolaylaştırmak için epizyotomi (dikişli doğum) dediğimiz kontrollü kesinin yapılması da müdahaleli doğum olarak değerlendirilir.

    Suni sancı nedir, ne zaman verilir?
    Bebek normal boyutlarda doğum kanalı ya da kalça kemikleri müsait olsa da annenin rahim kasılmaları yetersiz ise o zaman doğum süresinin uzamasına bağlı riskler ortaya çıkabilir. Bu durumda, annenin rahim kasılmalarını güçlendirmek amacıyla halk arasında “suni sancı” denilen oksitosin hormonu serumla verilir. Bazen de doğum eylemi beklenen doğum zamanı geçmesine rağmen başlamayabilir ya da gebeliğe ait risklerden dolayı doğum sancılarının kendiliğinden başlaması beklenmeden doğumun gerçekleşmesi gerekebilir. Bu durumda da oksitosin verilir. Yani, oksitosin ya da suni sancı; eylemi başlatmak ve yetersiz eyleme yardımcı olmak şeklinde 2 temel amaçla kullanılır.

    Oksitosin dışında su kesesinin doktor tarafından açılması da (amniyotomi) doğumun başlatılması ve eyleme yardım amacıyla kullanılır. Oksitosin, insan vücudunda yapılan bir hormondur ve birçok etkisi dışında en önemli fonksiyonu doğum sırasında rahimde kasılmaları sağlamaktır. Yanlış bir kanaat olarak suni sancının normal yolla başlayan sancılardan daha farklı olduğu düşünülür. Ancak, esasında mekanizma yetersiz olan doğal bir maddenin sentetik eşdeğerinin dışarıdan verilmesidir.

    Suni sancı esasen doğal bir hormonun kullanılmasıdır ancak kullanımı sırasında belirli riskler vardır. En önemli risk, kontrolsüz veya aşırı oksitosin verilmesine bağlı rahmin aşırı kasılması ve arada olması gereken gevşeme periyotlarının olmamasıdır. Bu durum, fetusa plasentadan kan akışını engelleyeceğinden risklidir. Bu nedenle, suni sancı verilirken doktor ve hemşirelerin yakın kontrolünde uygulanması gerekir. Ayrıca, oksitosin verilmesi planlanan hastada baş-pelvis uygunsuzluğu ya da anormal geliş şekli gibi normal doğuma engel bir durumun olmaması gereklidir.

         



    -------------
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20


    Mesaji gonderen: ROSEE
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 05:44


    HAMİLELİKTE BESLENME


    Gebelik döneminizde dengeli bir beslenme alışkanlığı edindiğinizde, sıvıyı bol miktarda aldığınızda, doktorunuzun verdiği demir içerikli preparatları düzenli olarak aldığınızda, normal sınırlar içinde kilo almak, sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmek, sağlıklı bir bebek doğurmak ve doğum sonrası formunuzu korumak için beslenmeyle ilgili size düşenleri tümüyle yerine getiriyorsunuz demektir.
    gebelik.org' un katkılarıyla hazırlanan aşağıdaki bölümü, doğacak bebeğinizin sağlığı açısından dikkatle okuyunuz... 

    Sağlıklı bir gebelik dönemi için iyi beslenme
    Gebelikte beslenme, anne adaylarının üzerinde önemle durmaları gereken bir konudur. Sağlıklı ve kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek, gebeliğe özgü belirtileri yaşamamak ya da daha az yaşamak, bebeğinizin potansiyeli olan kiloya ulaşmasını ve dünyaya yeterli besin depolarını oluşturmuş olarak gelmesini sağlamak, rahat bir lohusalık dönemi geçirmek, lohusalıkta bebeğinize vereceğiniz sütünüzün kaliteli olmasını sağlamak için gebelik öncesinden gelen beslenme alışkanlıklarınızı gebelikte tekrar gözden geçirmeniz önemlidir.. İlk bilmeniz gereken, bu yazıyı okuduğunuzda gebeliğinizin hangi döneminde bulunursanız bulunun geç kalmadığınızdır. Şu andan itibaren beslenme konusunda atacağınız her olumlu adım mutlaka hem size hem de bebeğinize yararlı olacaktır. Son aylarınızda olsanız bile beslenme konusunda yapacağınız iyileştirmeler en azından doğacak bebeğinizin doğum sonrası ilk altı aylık dönemde ihtiyacı olan demir ve vitamin depolarını oluşturmasını sağlar. Gebelik dönemi; günlük kalori, alınması gerekli sıvı, protein, vitamin, mineraller, temel ve eser elementlerin ihtiyacının arttığı bir dönemdir. Bu artmış olan ihtiyacı karşılamak için vücudunuz size çoğu durumda yol gösterecek ve açlık-tokluk merkezlerinin gebeliğe uyum sağlamak amacıyla değişen işlevleri sayesinde bu ihtiyaçlarınızı karşılamış olacaksınız. Gebelikte önerdiğimiz beslenme şekli, tüm temel besin maddelerinden herbirinin yeterince ve düzenli olarak alınması şeklindedir. Temel besin madddelerinin şekerler ve yağ miktarı yüksek gıdalar hariç her birinden hergün belli miktarlarda mutlaka alınmalıdır. Şekerler ve yağ miktarı yüksek gıdalar (yağların temel besin maddeleri içinde önemleri büyüktür, burada kastedilen aşırı "yağlı" yiyeceklerdir) ise besleyici özellikleri düşük ve kalorileri yüksek olan gıdalardır ve size ve bebeğinize yararları yoktur. 

    Hamilelikte farklı miktarlarda demir, folik asid, sodyum (tuz) ve şeker alma ihtiyacı duyulur.  Bu ihtiyaçlarını karşılamak için hemen her gün; süt ve süt ürünleri, yumurta (herhangi bir yemeğin içinde veya tek başına), et, tavuk veya balık, kuru baklagiller, peynir,lifli yeşil sebzeler, hububat, C vitamini kaynakları (portakal suyu, domates), yağ (sıvı yağ, tereyağ, mayonez gibi besinlerle), diğer meyveler ve sebzeler yenmelidir.

    Vitaminler...
    Gebelikte bazı özel durumlar hariç düzenli vitamin kullanımı gereksizdir. Gebelik dönemi boyunca ihtiyaç duyduğunuz vitaminlerin tümü düzenli beslenme yoluyla alınabilir ve doğru olanı da budur. Şu ana kadar varlığı saptanmış vitaminler dışında vücudun kullandığı çok sayıda vitamin vardır ve bunlar keşfedilmeyi beklemektedir. Düzensiz beslenip vitamin ilaçlarına güvendiğinizde gerekli olan ihtiyacınızın tümüyle karşılanmadığından emin olabilirsiniz. Ancak erken gebelik dönemindeki şiddetli bulantı ve kusmalarda ve ileri derecede beslenme yetersizliği gösteren anne adaylarında ise düzenli beslenmeye ek olarak vitamin tedavisi elbette vermekteyiz. 

    Demir...
    Kan yapımında önemli yeri olan demir için ise farklı şeyler söylenebilir: Ne kadar demir içeriği yüksek besinlerle beslenirseniz beslenin, gebelikte ihtiyaç duyduğunuz demiri alabilmek için belli bir gebelik haftasından sonra (genellikle gebeliğin ikinci yarısından itibaren) düzenli olarak demir içeren ilaçlar kullanmalısınız. Alacağınız demirin bebeğinizin demir depolarının oluşmasındaki önemini unutmayın. Tüm bu demir ihtiyacının besinlerden karşılanabilmesi için alınması gerekli besin miktarı normalden fazla kalori içerir ve bu yüzden uygun bir beslenme biçimi değildir. Demir sadece bebek için değil annenin % 30 oranında artan kan hacmi ile de ilgilidir. Demir sağlıklı kan hücrelerinin oluşumu için şarttır ve beslenme ile artan ihtiyacı karşılamak zordur. Eğer yeterli miktarda demir alınmazsa bebek annenin demirini alır ve annede anemi ve halsizlik gelişebilir. Ancak demir içeren  ilaçlar mutlaka bir doktor tavsiyesine göre ve kontrolunda alınmalıdır. İkiz ve çoğul gebelik taşıyan, kansızlık bulguları gösteren, ya da gebeliğin sonlarına gelmiş olmasına rağmen demir ilaçları kullanmamış anne adaylarında daha yüksek dozlarda demir tedavisi gerekebilir. 

    Genel kural olarak pek çok standart multivitamin preparatları yeterince folik asid, demir ve kalsiyum içerir. Bunlar içinde hamilelikte özellikle folik aside ihtiyaç vardır.

    Folik asit:
    Folik asit B vitaminidir ve vücutta yeni kan hücresi yapımında, aminoasit yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz olduğunda yapısal olarak normalden büyük ancak işlevleri düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri ortaya çıkar.

    Folik asit hakkında bilimsel olarak henüz kanıtlanmamasına karşın tıbbi çevrelerce kabul gören bir gerçek vardır: Hamileliğin erken dönemlerindeki folik asit eksikliği bebeklerde nöral tüp defektlerinin (NTD) oluşmasına neden olabilmektedir. Bu yüzden Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (Center for Disease Control) 1991 yılında yayınladığı bildirgede daha önce NTD'li bebek doğurmuş olan anne adaylarının hamile kalmadan en az bir ay önce başlayıp 3 ay boyunca günde 4 miligram folik asit kullanımını önermiştir. Bu öneri çoğu doktor tarafından halen uygulanmaya devam etmektedir.

    Demir içeren preparatların bir kısmında ek olarak folik asit de bulunur. Şu anda folik asit konusunda yukarıda anlatılan NTD gerçeği gözönüne alındığında demirle birlikte folikasit takviyesi yapmanın gerekli olduğunu düşünen ve bunu uygulayan çok sayıda doktor vardır.

    Sabahları bir kase mısır gevreği folik asid ihtiyacının büyük kısmını karşılar. Bol meyve, makarna , pirinç, ekmek, un (kepekli olanları tercih), folik asid içerir. Folik asid ayrıca karaciğer, böbrek, lifli yeşil sebzeler ve kuru bakla ve bezelyede bulunur.

    Nöral tüp defekti nedir?
    Hamile kalınan günden 17-30 gün sonra (yani kadının son adet tarihinden 4-6 hafta sonra) bebeğin nöral  tüpü yani sinir sistemini oluşturan bölümü gelişir ve kapanır. Nöral tüp daha ileri dönemde bebeğin omuriliğini, omurlarını, beynini ve kafatasını oluşturur. Eğer nöral tüp olması gerektiği gibi kapanamazsa bebeğin beyni ve omuriliği açıkta kalır. 

    Hangi hamile kadında nöral tüp defekti gelişeceğini tahmin etmek mümkün değildir. Ancak bazı riskler söz konusudur;
      - Bir önceki hamileliğinde nöral tüp defekti gelişen kadınlarda diğer hamileliğinde de gelişme ihtimali 20 kat artar.
      - Annede insüline bağımlı şeker hastalığı olması
      - Havale nöbeti için ilaçl kullanan kadınlar
      - Tıbbi olarak obez tanısı konmuş olan kadınlar
      - Erken hamilelikte yüksek sıcaklıklara maruz kalmak (örneğin uzun süren ateş, sıcak banyoda uzun süre kalmak gibi)

    Halen araştırmalar devam etmekle birlikte sigara içen kadınlar, ilaç kullananlar ve alkol alanların ve katı vejeteryanların vitamin kullanması önerilmektedir. Kadın doğum hekimleri özel bir tıbbi durum olmadıkça herkese rutin vitamin kullanımını önermemektedir.

    Vejeteryan mısınız?
    Vejeteryanlar protein alımını dengelemek için mutlaka süt ve süt ürünleri ve yumurta yemelidir. Aynı zamanda B12 vitamini takviyesi almaları gerekebilir. Çünkü bu vitamin sadece hayvansal ürünlerde bulunur.

    Çinko, magnezyum, kalsiyum, demir ve D vitamini yetersizlikleri anne ve bebek mortalitesinde önemlidir.

     Günlük öğün sayınızı en az beş olacak şekilde tekrar ayarlayın...
    Burada amaç midenin aşırı dolmasını ve size rahatsızlık vermesini engellemektir. Toplam alacağınız gıdayı üç öğün yerine beş ya da daha fazla öğünde yemek, erken gebelikte bulantı şikayetlerinizi engellemede, gebeliğin geç dönemlerinde de mide yanması ve şişkinlik şikayetlerinizi önlemede yardımcı olacaktır. 

    Su temel bir besin maddesidir
    Suyu ve sıvı içeren gıdaları gebelik öncesi döneme göre daha fazla miktarlarda almanız kabızlık yaşamanızı engellemeye yardımcı olacak ve özellikle yaz aylarında halsizlik şikayetlerinizin azalmasını sağlayacaktır. İdrar renginizin açık sarıdan daha koyu sarı bir renkte olması (idrar yolu enfeksiyonunuz yoksa) sıvı alımınızın yetersiz olduğunun habercisidir. Günlük aldığınız sıvıları yemekler arasında almanız, midenizin aşırı dolmasını engellemeye önemli katkılarda bulunur. 

    Kahve ve çaylar...
    Kahve içme alışkanlıklarınızı tekrar gözden geçirmelisiniz. Günde bir fincan ya da maksimum iki fincan kahvenin olumsuz bir etkisi olmamasına karşın daha fazla miktarlarda vücuda giren kafein, dolaşım sisteminizin olumsuz etkilenmesine ve uykusuz kalmanıza neden olabilir. Dahası, yüksek miktarlarda kafeinin (günde 10 fincan ya da daha fazla) düşük, erken doğum ya da bebekte gelişme geriliği yaptığına dair bazı çalışmalar bulunmaktadır. Kafein içeren diğer sıvılar (kolalar, çeşitli çaylar) için de aynı öneriler geçerlidir. Çay konusunda ise kahve konusunda söylenenlerden biraz daha fazla şeyler söylemek gerekir. Çay, kafein dışında teofilin denen bir madde ve niteliği tam olarak belirlenmemiş bazı maddeler içerir. Aşırı miktarlarda (günde 10 fincandan fazla) tüketildiğinde içerdiği kafeinin yaptığı olumsuz etkilere ek olarak, besinlerle alınan demirin emilimini de azalttığı bilinen bir içecektir. Bu yüzden gebelikte çay tüketimi tercihan günde iki fincan ile kısıtlanmalıdır. Suni tatlandırıcılar içlerinde genellikle aspartam adlı bir madde içerirler. Bu maddenin gebelikte kullanımında bir sakınca bulunmamıştır. Ancak fenilketonüri (doğumsal bir aminoasit metabolizma bozukluğu) tanısı konmuş anne adaylarının bu tatlandırıcıları doktorlarına danışarak kullanmaları gerekir. 

    Tuz...
    Yıllar boyu anne adaylarına hekimler tarafından tuzsuz diyet önerilmiştir. Bunun altında yatan düşünce de preeklampsi gelişiminde vücutta tuz ve su tutulmasının birincil mekanizma olduğu, tuz alımı durdurulduğunda bu normaldışı durumun gelişmeyeceği varsayımıydı. Günümüzde bu uygulama artık kabul görmemektedir. Gebelikte vücutta sıvı tutulması gebeliğin normal seyrinin bir parçasıdır ve bu sürecin kesintiye uğraması sakıncalıdır. Preeklampside ani kilo alımı ve sıvı tutulması tuz alımıyla ilgili değildir. Bu yüzden anne adaylarının yemeklerine yeterince tuz katmalarında bir sakınca yoktur. Preeklampsi gelişimini engellemek için önceleri anne adaylarına hekimler tarafından diüretik (idrar söktürücü) ilaçlar neredeyse rutin olarak verilmekteydi. Ancak bu ilaçlar da sıvı ve elektrolit dengesini bozduklarından gelişmesi muhtemel problemleri önlemek bir yana, tümüyle normal seyreden bir gebelikte bile sıvı-elektrolit dengesizlikleri oluşmasına neden olabilirler. Anne adaylarının gebelikte artmış iyot ihtiyacını karşılamak amacıyla iyotlu tuz kullanmaları önerilir. 

    Sıvılar...
    Gebelikte vücudun sıvı miktarı artar ve kan hacmi yaklaşık %50 oranında genişler. Amnios sıvısı da yaklaşık olarak üç saatte bir tümüyle yenilenir. Bu nedenle anne adayının vücudundaki sıvı dengesi çok önemlidir. Anne adaylarının günde en az iki litre sıvı almaları gerekir. 

    Hamilelikte alkol kullanımı
    Hamileliğiniz süresince alkol almayın. Alkol merkezi sinir sistemini baskılar ve vücuttaki pek çok organa zarar verir. Hamilelikte yoğun alkol kullanımı bebeğinizin hassas vücuduna zarar verecektir. Yapılan araştırmalar alkolün plasentayı geçip bebeğe ulaştığını göstermiştir. Bebeğinizin minik boyutları ve henüz gelişmekte olan sistemi, alkolün size verebileceği hasardan çok daha fazlasını bebeğe vermesine neden olur. Yoğun alkol kullanımı bebekte beyin hasarı ve zeka geriliğine neden olur. Bebeğin normal gelişimide bozulur ve daha zayıf ve küçük kalır.Yüzünde bozukluklar, kalp problemleri ve koordinasyon bozukluklarına neden olur. Günümüzde ne kadar alkol alımının “çok” sınıfında olduğunu bilmiyoruz. Bu yüzden hiç kullanmamanın risk almamak açısından en doğru yöntem olduğunu düşünüyoruz.

    Hamilelikte ilaç kullanımı
    Pek çok ilaç plasenta’yı geçip bebeğe ulaşabildiği için hamilelik süresince sadece hekiminizin önerdiği ilaçları kullanmanız doğru olur. Hekim önerisi olmadan eczaneden alabileceğiniz ilaçlar örneğin kabızlık ilaçları, uyku yapıcı ilaçlar, sakinleştiriciler, ağrı kesiciler ve aspirin kullanılmamalıdır. En doğrusu yine çok mecbur kalmadıkça hiç ilaç kullanmamaktır.

    Hamilelikte sigara kullanımı
    Yoğun sigara kullanımı sonucu sigaradan alınan nikotin ve karbonmonoksid gelişmekte olan bebeğe kan sunumunun kısıtlanmasına, azalmasına neden olur. Bu kısıtlanma bebeğe sunulması gereken besin miktarında azalmaya ve vücut atıklarının uzaklaştırılmasında yetersizliğe neden olur. Sigara kullanımı ile annede iştahsızlık olacağı için annenin beslenmesinde de yetersizlik ve hamilelik süresince alınması gereken kiloda eksiklik olur. Bunların tamamı bebeğe gelişme azlığı ve düşük doğum ağırlığı olarak geri döner. Bu durum bebeğinizde ciddi sağlık problemlerine neden olabilir.
    Asla hamileliğiniz süresince diyet yapmayın! Hamilelik öncesi şişmansanız hamilelik sırasında kilonuzu vermek ya da az kilo almaya çabalamak yanlıştır. Bebeğinizin yeterince gelişip büyüyememesine neden olursunuz.




    -------------
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20


    Mesaji gonderen: ROSEE
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 05:45
    Gebelikle birlikte, bebeğe bir zarar verme korkusu nedeniyle evli çiftlerin cinsel yaşamları oldukça etkileniyor.
    (Habersaglık-Istanbul) Güven Hastanesi Kadın Doğum ünitesinin “Mutlu ve Sağlıklı” bir gebelik için verdiği bilgiye göre; gebelikle birlikte, bebeğe bir zarar verme korkusu nedeniyle evli çiftlerin cinsel yaşamları oldukça etkileniyor. Bu düşünceye ilk ve son üç ay içerisinde sıkça rastlanıyor. Bu da çiftlerin cinsel hayatını etkileyen olumsuz bir faktör. Oysa bilinen risk faktörlerinin yokluğunda, gebelik sonuna kadar cinsel ilişkide hiçbir sakınca yok.

    Hamileliğinizi Eşinizle Paylaşın...
    Gebelikte kadın ve erkek cinsel açıdan stres altındadır. Psikolojik olarak gebelik endişeleri, çekiciliğin azaldığının hissedilmesi, bebeğe zarar verme korkusu, cinsel isteğin azalması olarak sıralanabilir. Burada yapılması gereken bu endişelerinizi ve hislerinizi eşinizle paylaşabilmeniz ve konuşabilmenizdir. Önemli olan çiftin bedensel ve duygusal birlikteliğini sürdürmesidir.
    Gebelikte yaşanan bir diğer cinsel sorunda doğum sonrası eşlerin birbirlerine olan ilgisizliğidir. Çiftlerin hayatına bir kez bebek girdikten sonra sürekli yorgunluk, uykusuz geceler, maddi zorluklar ve zaman darlığı gibi sorunlar eşler arasındaki ilişkiyi zedelemektedir. Burada önemli olan eşlerin birbirlerini unutmadan zaman ayırmalarıdır. Tekrarlayıcı gebelik kayıpları olan hastalarda cinsel ilişki konusunda ciddi endişeler olabilir. Bu durumlarda düşüklerin nedeni olarak başka bir faktör saptanmadıkça cinsel ilişkide kısıtlama getirilebilir. Burada bilinmesi gereken seksin düşüğe yol açmadığıdır. Ancak cinsel ilişki sonrası ortaya çıkan bir düşükte evli çiftler bir dereceye kadar endişe duyabilirler.

    Gebelikte Yaşanan Cinsellikte Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar;
    Bilinen risk faktörlerinin yokluğunda gebelik sonuna kadar cinsel ilişkide hiçbir sakınca yoktur.
    Ancak dikkat edilmesi gereken hususlar vardır:
    * Erken doğum tehdidi, tekrarlayıcı gebelik kayıpları
    * Sebebi belli olmayan vajinal kanamalar
    * Uzun süreli tekrarlayıcı vajinal akıntılar
    * Çoğul gebelikler
    * Genital bölgede varis, ödem gibi fiziki rahatsızlıklar
    Bu durumlarda gebelerin jinekologlarıyla görüşmeleri ve eğer doktorları müsaade ederse cinsel yaşamlarına devam etmeleri daha uygun olacaktır. Gebelikte cinsel ilişkilerde orgazma bağlı olarak rahimde kasılmalar ortaya çıkabilir. Bu kasılmalar orgazmın doğal bir parçasıdır. Eğer bu kasılmalar sürekli ve sık sık olursa gebenin jinekoloğu ile görüşmesi gerekir. Bu tür kasılmalar gebelerde meme ucu uyarılması sonrasında da görülebilr. Gebelikte cinsel ilişki sonrası lekelenme tarzı kanamalar beklenen bir durum değildir. Bu durumlarda plasenta (bebeğin eşi) ve bebeğin durumunun ultrasonografi ile saptanmasına kadar cinsel ilişki ertelenmelidir. Gebelikte cinsel istekte azalma olabilir ancak genellikle rastlanan artma şeklindedir. Bunun nedeni gebelikte genital bölgede kanlanmanın artışına paralel olarak uyaranlara hassasiyetin artmasıdır.



    -------------
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20


    Mesaji gonderen: ROSEE
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 05:47
    KIŞ GELİYOR KENDİMİZE DİKKAT EDELİM BAYANLAR
     

    Grip nedir?

    Grip her sene dünya nüfusunun %10-20’sinin hastalanmasına neden olan ve yüzlerce kişinin hastaneye yatmasına neden olabilmektedir. Grip virüsü hemen her yıl genetik yapısında meydana getirdiği ufak değişiklikler sayesinde her yıl yeniden hastalık yapabilmektedir. Grip virüsü esas olarak solunum yoluyla yayılmaktadır. Ancak hasta kişilerin ağız ve burun salgıları ile direkt temas yoluyla da bulaşabilmektedir. Solunumla bulaşan virüs öncelikle solunum yolunun yüzeyindeki hücrelere bağlanmakta ve 1-5 günlük bir kuluçka döneminden sonra hastalık tablosunu oluşturmaktadır. Virüsü alan kişiler 5-10 gün süreyle virüsü diğer insanlara bulaştırabilmektedir. Virüsün bulaştırılması hastalığın başlamasından önce de başlayabildiği için hastalığın yayılımını engellemek mümkün olmamaktadır.

     

    Gribin bulguları nelerdir?

    Gribin klasik bulguları olan yüksek ateş, kas ağrıları, öksürük ve baş ağrısı vakaların yaklaşık yarısında görülmektedir. Grip genellikle 3-5 gün sürmekle birlikte bazı kişilerde öksürük, ve halsizlik daha uzun süre devam edebilmektedir.

    ·          Gribin ani başlaması tipiktir. Hastalar genellikle gribin başlangıç zamanını söyleyebilmektedir.

    ·          Ateş hastadan hastaya değişebilmekle birlikte 40 dereceye kadar çıkabilmektedir. Hastalarda üşümeyle yükselen ateş görülmektedir.

    ·          Boğaz ağrısı ciddi olabilmekte ve 3-5 gün sürmektedir. Hastalar boğaz ağrısı nedeniyle doktora başvurabilmektedir.

    ·          Kas ağrıları gribin sık görülen bir bulgusudur ve orta ağır düzeyde görülmektedir.

    ·          Başta ve alında ağrı sıktır ve genellikle çok şiddetlidir. Bazı hastalarda ışığa hassasiyet, gözlerde yanma,

     

    Grip tehlikeli olabilir mi?

    Gribin sık görülmesinin yanında aynı zamanda ciddi seyretmesi ve ciddi tablolara, hatta ölüme yol açması mümkündür. Yaşlılar ve altta yatan hastalıkları (örneğin kalp, akciğer, şeker  hastalığı gibi) olan kişiler gribin devamında bakterilerin sebep olduğu zatürre gelişmesine yatkındırlar. Grip aynı zamanda altta yatan uzun süreli devam eden hastalığı olanlarda (kalp, akciğer, böbrek hastaları, diabetliler, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalığı olanlar gibi) bu hastalıklarının alevlenmesine neden olabilmektedir. Bu tablolardan daha nadir olmak üzere 18 yaşına kadar olan ve herhangi bir tıbbi nedenle sürekli aspirin kullanmak zorunda olan çocuk ve gençlerde ani karaciğer ve beyin harabiyetiyle seyreden Reye sendromu riskine ve kalp kasında hasara (miyokardit) neden olabilmektedir.

     

    Neden grip aşısı?

    Grip geçiren kişilerin kesin tedavisinin olmaması ve virüsün yayılımının durdurulamaması ve gribin özellikle hassas gruplarda (65 yaş ve üzeri kişiler, kalp, akciğer, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi uzun süreli hastalığı olanlar, küçük çocuklar gibi) gribin daha ağır seyredip hastaneye yatışlara ve ölüme kadar gidebilen ciddi sonuçlara yol açabilmesi nedeniyle, özellikle risk gruplarında bulunan kişilerin gribe karşı aşılanmaları ön plana çıkmaktadır.

     

    Grip aşısı ne kadar etkindir?

    Grip aşısı bağışıklık sistemi sağlam kişilerde gribi önlemede %90’ın üzerinde etkindir. Yaşlılarda hastaneye yatışları önlemede yaklaşık %60 etkilidir.

     

    Grip aşısının yan etkisi var mıdır?

    Grip aşısına bağlı yan etkiler genellikle azdır. Aşı uygulanan yerde ağrı veya kızarıklık ile sınırlıdır ve ateş, kas ağrısı, baş ağrısı veya halsizlik gibi reaksiyonlar nadirdir. Aşı sonrası yan etkiler genellikle ilk kez aşılananlarda daha sıktır ve sadece 1-2 gün kadar devam eder ve kendiliğinden düzelir.

     

    Hamileler de grip açısından risk altında mıdır?

    Hastaneye yatışların %4-50’si ve ölümlerin %90’ı 65 yaş üzerindeki kişilerde oluşurken, yapılan çalışmalar uzun süreli bakım ünitelerinde kalan gençlerin ve erişkinlerin, astım gibi uzun süreli altta yatan hastalığı olanların ve hamilelerin de gribin komplikasyonları açısından risk altında olduğunu göstermektedir.

     

    Özellikle hamileliklerinin ileri dönemlerinde olan hamileler, tamamen sağlıklı dahi olsalar grip ve gribin neden olduğu komplikasyonlar açısından risk altındadırlar.

     

    Hamileliklerinin 4. ayından sonrasında olan hamileler, zatürre ve 4 kat daha fazla hastaneye yatış gibi gribin komplikasyonları açısından risk altındadır. Hamilelerdeki bu hastaneye yatış oranları, aynı yaşlarda olan ve altta yatan bir hastalığı olan hamile olmayan kişilerle benzer oranda olduğu için Amerika Hastalıkları kontrol merkezi hem normal hamileleri, hem de hamile olmayan ancak altta yatan hastalığı olan kişileri aynı sınıfta kabul etmekte ve hamileliklerinin 2. veya 3. üç ayı içinde olan hamileleri grip aşısı olması gereken risk gruplarının içinde sınıflandırmaktadır. Astım, diabet veya kalp hastalığı olan hamilelerin hamileliklerinin hangi döneminde olursa olsun grip aşısı olmaları önerilmektedir.

     

    Hamilelik sırasında grip ve grip benzeri hastalık ile ilgili bir çalışma yapılmış ve 17 grip sezonu boyunca gribin hamile kadınlar üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu çalışmada hamileliğinin 6. ayından sonrasında olan hamilelerin kalp  veya akciğer problemleri nedeniyle hastaneye yatma oranının, hamile olmayan ancak ciddi, altta yatan hastalığı olan kadınlar kadar olduğunu göstermiştir. Hamileliğin ileri dönemlerinde risk daha da artmaktadır. 37-42 haftalık gebe kadınlar, doğum sonrası 1-6 ay geçmiş kadınlara kıyasla, kalp veya akciğer problemleri nedeniyle 5 kat daha fazla hastaneye yatma riski taşımaktadır.

    Hamile olan ve aynı zamanda astımı olan kadınlar grip sezonunda özellikle hastaneye yatma açısından yüksek risk altındadır.

     

    Hamileliğin ilk 3 ayında grip aşısı uygulanması önerilmemektedir. Hamileliğin ilk 3 ayı gribe bağlı komplikasyonlar açısından, hamileliğin daha sonraki aylarında olduğu gibi daha yüksek risk oluşturmamaktadır ve ilk 3 ayda grip aşısı önerilmemektedir. Hamileliğin ilk 3 ayında grip aşısı önerilmemesinin diğer bir nedeni de hamileliğin ilk 3 ayı içerisinde düşük olma ihtimalinin diğer aylara kıyasla daha yüksek olması ve bunun aşıya bağlanması ihtimali oluşmaması nedeniyledir.

     

    Hamilelik neden grip açısından risk oluşturmaktadır?

    Hamilelikte gribin ağır ve ciddi seyredebilmesi aşağıdaki nedenlere bağlanmaktadır;

    ·          Hamilelikte kalp hızının artması, kalp atım hacminin artması ve oksijen tüketiminin artması

    ·          Akciğer kapasitesinin azalması

    ·          Hamilelik süresince bağışıklık sisteminin fonksiyonunda değişme

     

    Grip aşısı hamilelerde güvenli midir?

    Grip aşısı ölü bir aşıdır (inaktivedir) ve canlı grip virüsü içermemektedir ve bu nedenle uzmanlar tarafından güvenli olarak kabul edilmektedir. Bu konuda 2000 hamile kadında yapılan bir çalışmada bebekte bir sorun görülmemektedir. Yine daha küçük bir çalışma ile de grip aşısının anne ve bebekte risk oluşturmadığı gösterilmiştir.

     

    Hamileyim, grip aşısı ile aşılanmalı mıyım?

    Hamilelik döneminde kullanılması düşünülen tüm ilaçlar ve biyolojik ürünler gibi grip aşısı da hekime danışmadan uygulanmamalıdır. Grip sezonunda hamileliklerinin 3. ayını tamamlamış olan hamilelerin grip aşısı olmak konusunda mutlaka hekimlerine danışmaları gerekmektedir.




    -------------
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20


    Mesaji gonderen: ROSEE
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 05:59
    HAMİLELİKTE BESİN

    Hamilelikte ve doğum sonrasında annelerin beslenmelerine dikkat etmeleri çok önemlidir. Vücut için gerekli olan besin öğelerini içeren, dengeli, sağlıklı ve en önemlisi doğal besin kaynaklarına ağırlık verilmiş bir diyet, annelerin ve dolayısıyla bebeklerin sağlığı için önem taşır.
         

    İyi ve doğru beslenme annenin vücudunu korur ve kilo kontrolünü sağlar. Bebek için de daha fazla ve kaliteli süt üretimine yardımcı olur. Bu nedenle özellikle yenmesi gereken yiyeceklerden bir kaçı şunlar:

    Süt
    Sadece bir bardak süt ya da süt içeren besinler, günlük kalsiyum ihtiyacınızın üçte birini karşılamaktadır. Kuvvetli dişler ve kemiklere sahip olmak için kalsiyum açısından zengin bir diyet önemlidir. Alınan kalsiyum sayesinde, hipertansiyon, kalın bağırsak ve göğüs kanseri gibi hastalıklara yakalanma riski azalır. Süt ayrıca; B12, B2, D, E ve A gibi vitaminler açısından oldukça zengin bir besin kaynağıdır. Dolayısıyla, anne karnındaki bebeklerin sinir ve sindirim sisteminin düzenlenmesini, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağladığı gibi, göz ve diş sağlığı için de büyük önem taşımaktadır. Ayrıca saç ve tırnak oluşumunda da yer alır, hücreleri onarır.

    Muz
    Lifler, C ve B6 vitamini açısından iyi bir besin kaynağıdır. Ayrıca potasyum deposudur ve bu da vücuttaki kan basıncını düzenleyen önemli bir mineraldir. Birçok hastalığın tedavisinde faydalı olduğu gibi özellikle de, ateş, sindirim bozuklukları, kas krampları ve kas gevşekliği gibi durumlarda tavsiye edilir. Bunun yanında muz, alerji tedavisinde de kullanılır. İçindeki potasyum, sodyum ile birlikte çalışarak özellikle hamilelik döneminde önem kazanan hücre ve kas gelişimini sağlar, vücudun su dengesini ayarlar ve kalp atışlarının normale dönmesini sağlar. Ayrıca beynin normal fonksiyonlarını gerçekleştirmesine yardımcı olur. Kırmızı kan hücrelerinin oluşmasını destekler. Bunun yanında vücut sıvıları arasındaki kimyasal dengenin sürekliliğini sağlar. Enerji üretimine yardımcı olur ve strese karşı dayanıklılık sağlar. Doğum sonrası kilo vermek isteyen anneler mısır gevreği, süt ve muzu karıştırarak yiyebilirler.

    Portakal Suyu
    Sabah kahvaltısını mutlaka taze sıkılmış 1 bardak portakal suyu ile tamamlayın. İçeriğinde bulunan A vitamini cildi güçlendirerek nemlendirip besliyor ve elastikiyetini artırıyor. Portakal suyu aynı zamanda potasyum ve folik asit içeriyor. Folik asit doğumda oluşabilecek kusurları ve kalın bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olur. C vitamini deposu olduğundan, bir bardak portakal suyu ile günlük C vitamini ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. C vitamini ise, bozulan hücreleri onarıp cildin savunma mekanizmasını güçlendirerek olumsuz dış etkenlerden koruyor.

    Elma
    Elma, zengin vitamin ve mineral kaynağı olup bağışıklık sistemini güçlendirir. İçeriğindeki C vitamini ile cildi zararlı dış etkenlerden korur. A vitamini ile ciltteki nem kaybının azalmasına dolayısıyla kırışıklıkların giderilmesine yol açar. Özellikle kirli hava ve kapalı ortamlara maruz kaldığımız kış günlerinde günde bir elma tüketmek oldukça faydalı. Hazmı kolaylaştırıp dişleri temizliyor. Hamilelik döneminde yaşanan kabızlık problemini giderir. Yemekten önce yenen bir elma, bağırsakta bakterilerin çoğalıp azalmasını ayarlamada rol oynar ve bu sayede kabızlığı önler. Hamilelik sonrasında ise zayıflamak için mükemmel bir meyvedir. Çünkü, elmada sadece 50 kalori bulunuyor ve içinde bulunan petkinden dolayı doyurucudur. Düşük kalorili olduğu için şişmanlığı önler, kan şekeri düzeyini ve yüksek tansiyonu olumlu bir şekilde etkiler. Demir, C vitamini ile birleştiğinde vücut tarafından mümkün olduğunca iyi şekilde alınır. Elmada her ikisi de vardır.

    Salata
    Marul, domates, havuç, maydanoz ve salatalıktan oluşmuş lezzetli bir salata hem hamilelik döneminde hem de hamilelik sonrasında iyi bir besin kaynağı. Hergün yenen bu karışım; sizi kalp, kanser ve şeker hastalığı riskinden korur. Marul; sinirleri yatıştırır, uykusuzluğu giderir, kabızlığı önler ve hazmı kolaylaştırır. Ayrıca kandaki şeker miktarını düşürür ve kanı temizler. Bu hem bebek hem de anne için faydalıdır. Sütten bile daha fazla kalsiyum içeren bu sebze, kemikleri güçlendirmesi açısından bir numaradır. Havuç; mide ve bağırsak kanamalarını önler, kansızlığı giderir, anne sütünü arttırır, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir, idrar ve bağırsak gazlarını söktürür, ülserdeki şikayetleri giderir. Havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Bunun temel sebebi betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur. Domates; kanserden koruyucu ve yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebzedir. Domates zengin bir potasyum kaynağıdır ve çok az miktarda tuz bulunur. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olur ve vücudun su tutmasını engeller. Salatalık; kabızlığı önler, böbrek ve kalp hastalıklarında vücutta biriken suyun atılmasına yardımcıdır. Kükürt içeriyor ve bu madde vücudun enfeksiyonlara karşı dayanıklılığını artırdığı gibi, kolestrolü de düşürüyor. Maydanoz; bir demir deposudur. Demir ise hamilelik öncesi ve sonrası vücut için en gerekli maddedir. A ve C vitamini ile kükürt, fosfos ve mangan elementleri deposu olan maydanoz sindirimi kolaylaştırıyor, böbrek taşlarını düşürüyor, görme gücünü ve anne sütünü artırıyor. Genellikle taze yenmesi önerilir. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar. Vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar. Salata hamilelik döneminde iyice yıkanmış olarak tüketilmelidir.

    Patates
    Kızarmış yenmediği taktirde kilo aldırmaz. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler. Özellikle hamilelik döneminde yorgunluğa karşı birebirdir. Vücuda enerji veren madde olan karbonhidrat içeren patates, C ve E vitaminleri ve beta karotin açısından en zenginidir. Patatesin besin değerinin büyük kısmı kabuğunda olduğundan soymak yerine özel bıçağı ile kazımak daha iyidir. Kabukları soyularak pişirilen patates C vitaminin yüzde 25’ini kaybeder. Bu nedenle patatesi fırında kabuğuyla veya buharda ya da az suda pişirmek gerekir.

    Kereviz
    Kerevizde B vitamini, demir ve kireç vardır. Kereviz giderir. Kan ve süt yaptığı için doğum sonrasında faydalıdır. Karaciğeri temizler. Şeker, yüksek tansiyon ve romatizmada da faydalıdır. Uzmanlar, kerevizin, iç salgı bezlerini ve özellikle vücutta çok çeşitli vazifesi olan böbrek üstü bezlerini çalıştırdığını, unutkanlığı ve sinir yorgunluğunu da önlediğini ifade ediyor. Ayrıca, kanı temizliyor ve sivilcelerin geçmesine, yüzün pembe bir hal almasına yarıyor. Sarılığı gideriyor, böbrekleri çalıştırıyor, fazla suyu dışarı atıyor ve zayıflatıyor.

    Lahana
    Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Bol miktarda B, C, E vitamini, potasyum içerir ve kalorisi düşüktür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astıma faydalıdır.

    Karnabahar
    Fosfat ve potasyum ihtiva eden ve içeriğinde kadınları göğüs kanserine karşı koruyan ‘indol-3 karbonal’ bulunan karnabahar, lahanadaki besin değerinin çoğuna sahiptir. Zihin yorgunluğunu giderir. Afrodizyak özelliği vardır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür ve dalak hastalıklarına iyi gelir.

    Brokoli
    Brokolide havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunuyor ve bu nedenle suyu içilebilecek en iyi besinlerden biridir. Beta karoten, güçlü bir kanser savaşçısıdır ve özellikle yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azaltır. Yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerir. Doğum sonrasında mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli vitamin deposudur ve havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesi de ayrıca faydalıdır.

    Fasulye
    Taze fasulye, düşük kalorili bir sebze olduğundan rahatlıkla tüketilebilir. Vücudun çalışmasını, gelişmesini ve tamirini sağladığından hamilelik döneminde ve hamilelik sonrasında mutlaka tüketilmelidir. Lif açısından zengin olduğundan bağırsakları çalıştırır. Hamilelik döneminde kabızlığa iyi gelir. Ayrıca taze fasulye; pankreas, böbrekler, karaciğer ve kalbi kuvvetlendirir. Kolesterol seviyesinin düşmesine de yardımcı olur.

    Somon Balığı
    Bu balık çeşidi omega-3 yağ asitleri açısından zengindir. Somon tüketmek kötü kolesterol seviyesini düşürür ve kalp hastalıkları riskini azaltır. Hamilelikte tüketilen somondaki yağ asitleri, bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimini destekler. Hem akıl hem de beden sağlığını koruyan ve fazla kilo aldırmayan somon balığı besin kalitesi yüksek bir yiyecek.Yapılan bir araştırma hamileliklerinde balık yağı açısından zengin bir diyet uygulayan kadınların çocuklarının daha zeki, daha çevik olduklarını ortaya koymuştur. Ayrıca, içinde sağlık için önemli olan omega-3 yağı bulunmasına karşın, balıklar genel olarak daha az yağlıdır, kilo aldırmazlar.

    Yağsız Kırmızı Et
    Doğum yapmış kadınlarda, vücutlarındaki demir seviyesi düşüktür ve kırmızı et mükkemmel bir demir kaynağıdır. Vücut tarafından iyi emilir. Haftada 3-4 kez yağsız et yemek hamileler için de gereklidir. Ancak hamilelik döneminde yenen etler iyi pişmiş olmalıdır. Genelde sulu yemeklerin içinde ya da köfte olarak veya küçük parçalar şeklinde doğranıp iyi pişirilmiş tüketmek daha iyidir.

    Yumurta
    Yumurta birçok değişik şekilde tüketilebilir. Sadece hamilelik döneminde iyi pişmiş olarak yenmesi önemlidir. Annelerin zayıf kaslarını yeniden kuvvetlendirecek olan gerekli proteini içerir. Ayrıca, yumurtalar vücudun kalsiyumu emmesine yardımcı olan D vitaminini de bulundurmaktadır. Uzmanlara göre, kahvaltıda yumurta tüketmek vücut yağlarının yakılmasında da önemli rol oynuyor.



    -------------
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20


    Mesaji gonderen: ROSEE
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 07:33

    GEBELİKTE YAPILMASI GEREKEN AŞILAR

     Eğer bir sağlık ocağı tarafından takibiniz yapılıyorsa, size 4.aydan itibaren, 2 doz tetanos aşısı önerilecektir. Doğumun steril koşullarda yapılması, tetanoz riskini büyük ölçüde ortadan kaldırır. Ama bu hizmet ayağınıza kadar gelmişken, değerlendirmeniz faydalı olur.Ayrıca oluşan bağışıklık, doğum sonrasında bebeğiniz için de koruyucu olacaktır. Bu aşıyı yaptırmanızı tavsiye ederim.

    Hepatit B aşısı için de benzer şeyler söylenebilir.Bu mikrobun taşıyıcılığı ülkemiz koşullarında çok yüksek olmakla birlikte,steril şartlarda yapılacak doğum Hepatit B mikrobu ile karşılaşma riskinizi büyük oranda ortadan kaldırır.Şu an rutin aşı programında olmamakla birlikte,doğumunuzu genel hastanelerde gerçekleştirmeyi düşünüyorsanız, bu aşıyı yaptırmanızı tavsiye ederiz.Toplam 3 dozda yapılır.

    Gebelik esnasında antijen aşıları yapılabilir, ama canlı aşılar kontrendikedir, yani yapılması sakıncalıdır. Tetanoz ve Hepatit B haricinde, yapılması planlanan aşılar hakkında mutlaka önceden bilgi alınız.

     



    -------------
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20


    Mesaji gonderen: ROSEE
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 07:36
     :: HAMİLELİK VE AŞILAR ::

    Hamilelikte aşılamanın riskleri genelde teoriktir. Genelde hamileyi aşılamanın getireceği risk eğer;

    a) hastalığa yakalanma riski fazla,
    b) enfeksiyonun anne ve bebek üzerinde yaratabileceği risk yüksek ve
    c) aşının zarar verme ihtimali düşükse

    çok daha azdır.

    Gebelik döneminde aşı uygulanmadan önce şu sorular sorulmalıdır;
    - Gebe kadının o aşıya ihtiyacı var mı ve aşı onun için faydalı olacak mı?
    - Gebelik döneminde aşı olmanın gebe için riski var mı?
    - Gebe kadının aşılanması bebek için gerekli ve faydalı mı?
    - Gebelik döneminde aşı yapılmasının bebek için getirdiği risk var mı?

    Hastalık yapabilme yetenekleri azaltılan ancak yapıları orijinal hali ile aynı olan virüs veya bakterilerden yapılan canlı aşılar (örneğin kızamık, kızamıkçık, kabakulak, su çiçeği aşıları gibi) hamilelere veya aşıdan sonraki üç ay içinde hamile kalmayı planlayanlara fetusa yapabileceği muhtemel yan etkilerinden dolayı önerilmez. Canlı aşılardaki aşı virüsünün bebeğe geçme riski olduğu ve bebeğe zarar verebileceği düşünülür. Canlı aşılar farkında olmadan hamileye uygulanırsa veya canlı aşı yapıldıktan sonraki üç ay içinde hamile kalınırsa aşının fetus üzerindeki potansiyel riskleri değerlendirilir. Ancak bu nadiren hamileliğin sonlanmasına neden olur.

    RUTİN AŞILAR İÇİN DEĞERLENDİRME

    AŞI AŞI UYGULANMASINDA KİŞİYE ÖZEL BİR ENGEL YOKSA DİKKATE ALINMALIDIR HAMİLELİKTE UYGULANMAMALI
    Hepatit  B                                                X
    Grip                                     X
    Kızamık                                    X
    Kabakulak                     X
    Kızamıkçık                     X
    Tetanoz /
     Difteri    
                                        X
    Su Çiçeği                     X













    HAMİLELİKTE PASİF İMMÜNİZASYON
    İmmün globulin kullanması gereken hamile kadınlarda bu uygulamanın bebek için bilinen bir riski yoktur.

    HAMİLE KADINLARI AŞILAMA KRİTERLERİ

    Hepatit A: Hepatit A aşısının hamilelerdeki güvenilirliği henüz bilinmemektedir; bununla birlikte hepatit A aşısı inaktif hepatit A virüsü kullanılarak hazırlandığı için gelişmekte olan bebeğe getirebileceği riskin teorik olarak düşük olması beklenmektedir. Hepatit A virüsü ile karşılaşma riski yüksek olan hamilelerde hepatit A aşılamasının riski ile hepatit A riski kıyaslanmalıdır.

    Hepatit B: Kısıtlı sayıdaki deneyimlere dayanarak; hamile kadınlara hepatit B aşısı uygulanması ile gelişmekte olan bebeğe açık bir yan etki riski yoktur.  Hepatit B aşısı enfeksiyöz olmayan HbsAg partikülleri içerir ve bebekte bir riske sebep olmamalıdır. Hamile kadında hepatit B enfeksiyonu,  anne için ciddi hastalık riski ve bebek için kronik enfeksiyon riski ile sonuçlanabilir. Bu yüzden ne hamilelik ne de emzirme hepatit B aşısının  uygulanması için engel olarak kabul edilmemelidir. 

    İnfluenza (Grip): İnfluenza enfeksiyonunun ikinci veya üçüncü üç ayı içinde olan hamile kadınlarda hastalığın artışına neden olduğunu gösteren bilgiler ışığında, influenza sezonu içinde hamileliğinin ilk üç ayını geçirmiş (14 haftalık veya daha fazla) olan kadınlara grip aşısı uygulanması önerilmektedir.

    İnfluenza enfeksiyonunun komplikasyonları açısından riski arttıracak bir medikal durumu olan hamile kadınlar hamileliklerinin durumuna bakılmaksızın grip sezonu öncesinde aşılanmalıdır.

    Kızamık: 
    Kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya her birinin ayrı ayrı bulunduğu aşılar hamile olduğu bilinen kadınlara uygulanmamalıdır! Canlı aşıların uygulanması ile bebekte gelişebilecek risk teorik olarak gözardı edilemez ve kızamık veya kabakulak aşısı olan kadınlar ve kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya tek kızamıkçık aşısı olan kadınlar 28 gün süreyle hamile kalmamalıdır.

    Eğer hamile kadın aşılanırsa veya aşıdan sonraki 3 ay içinde hamile kalırsa bebekte olası muhtemel teorik riskler açısından konsulte edilmelidir ancak hamilelik sırasında KKK aşılaması hamileliği sonlandırmak için bir sebep olmamalıdır.

    Kabakulak: Kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya her birinin ayrı ayrı bulunduğu aşılar hamile olduğu bilinen kadınlara uygulanmamalıdır! Canlı aşıların uygulanması ile bebekte gelişebilecek risk teorik olarak gözardı edilemez ve kızamık veya kabakulak aşısı olan kadınlar ve kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya tek kızamıkçık aşısı olan kadınlar 28 gün süreyle hamile kalmamalıdır.

    Eğer hamile kadın aşılanırsa veya aşıdan sonraki 3 ay içinde hamile kalırsa bebekte olası muhtemel teorik riskler açısından konsulte edilmelidir ancak hamilelik sırasında KKK aşılaması hamileliği sonlandırmak için bir sebep olmamalıdır.

    Pnömokok: Hamile olduğundan haberdar olmadan pnömokok aşısı yapılan kadınların bebeklerinde herhangi bir yan etki rapor edilmemişse de, hamileliğin ilk üç ayı içindeki hamilelerde pnömokok aşısının güvenilirliği değerlendirilmemiştir.

    Çocuk felci: Hamile kadınlarda veya bebeklerinde herhangi bir yan etkileri olduğu dökümante edilmemişse de  hamilelere çocuk felci aşısı yapmaktan kaçınılmalıdır. Bununla birlikte hamile kadının çocuk felcine karşı hızlı korunmaya ihtiyacı olduğu durumlarda yetiştin aşılama şemasına göre hamile kadın aşılanabilir.

    Kızamıkçık: Kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya her birinin ayrı ayrı bulunduğu aşılar hamile olduğu bilinen kadınlara uygulanmamalıdır! Canlı aşıların uygulanması ile bebekte gelişebilecek risk teorik olarak gözardı edilemez ve kızamık veya kabakulak aşısı olan kadınlar ve kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya tek kızamıkçık aşısı olan kadınlar 28 gün süreyle hamile kalmamalıdır.

    Hamileliklerinin ilk üç ayı içinde farkında olmadan kızamıkçık aşısı olan kadınların bebeklerinde doğumsal kızamıkçık sendromu görülmediği pek çok kaynaktan bildirildiği için bu kaynaklara dayanarak ACIP aşıdan sonra hamile kalmaktan kaçınılması gereken süreyi 3 aydan 28 güne indirmiştir.

    Kızamıkçık enfeksiyonuna yakalanma riski olan ve hamile olduğu için veya hamile olabilme ihtimali olduğu için aşılanmamış kadınlar potansiyel konjenital kızamıkçık sendromu riski açısından değerlendirilmeli ve hamilelik durumu ortadan kalktığında hemen aşılanmalıdır.

    Tetanoz ve Difteri: Kombine tetanoz ve difteri toksoid aşısı hastalığa yakalanma riski olan hamile kadınlarda rutin olarak endikedir. Daha önce aşılanmış ancak son 10 yılda Td aşısı olmamış kadınlar tekrar doz aşı olmalıdır.
    Daha önce tetanoza karşı aşılanmamış veya kısmen aşılanmış kadınlar primer seriyi tamamlamalıdır.
    Tetanoz ve difteri toksoidlerinin teratojenik olduğuna dair hiçbir kanıt yoksa da, Td aşısının hamileliğin ikinci ayından sonrasını beklemek, teorik olarak mevcut reaksiyon riskinden kaçınmak için akıllıca bir önlemdir.

    Su çiçeği: Su çiçeği aşısının bebek üzerindeki etkileri bilinmemektedir; bu yüzden hamile kadın su çiçeği aşısı ile aşılanmamalıdır!  Su çiçeği aşısı olan kadınlar  her aşıdan sonra 1 ay süreyle hamile kalmaktan kaçınmalıdır. Hastalığa yakalanma riski altındaki  kişiler için aynı evde yaşayan bir hamile olması aşı yapılması için engel teşkil etmez.
    Eğer hamile kadın aşılanırsa veya aşıdan sonra bir ay içinde hamile kalırsa bebek üzerindeki potansiyel etkiler açısından değerledirilmelidir.
    Zayıflatılmış virüsün hastalık yapma yeteneği gerçek virüsünkinden daha az olduğu için bebek üzerindeki risk (eğer varsa) daha da az olmalıdır.
    Çoğunlukla, hamileliği sonlandırma kararı hamilelik sırasında aşının uygulanıp uygulanmamasına bağlı olmamalıdır.
    VZIG(varisella zoster immünglobulini) virüsle karşılaşan ve hastalığa yakalanma riski olan kadınlarda önemle düşünülmelidir.

    BCG: BCG aşısının bebeğe zararlı herhangi bir etkisi gösterilememiş olmasına rağmen, hamilelikte kullanımı önerilmemektedir!

    Kolera: Hamilelikte kolera aşısı uygulamasının güvenilirliği ile ilgili bir bilgi yoktur. Kullanımı gerçek ihtiyaca göre bireysel olarak değerlendirilmelidir.

    Meningokok: Çalışmalar aşının hamilelerde kullanımının güvenli ve etkili olduğunu göstermiştir. Hamilelikteki aşılamayı takiben kordon kanında yüksek antikor seviyeleri bulunmasına rağmen doğumdan sonraki birkaç ay içinde  bebekteki antikor seviyeleri düşer. Takip eden meningokok aşılamasına cevap  etkilenmez.
    Hamilelikte meningokok aşılaması ile ilgili çalışmalar baz alınarak, hamilelik sırasında meningokokal aşılama ile ilgili önerilerin değiştirilmesi gerekmemektedir.

    Kuduz: Kuduz virüsü ile karşılaşma sonrası yetersiz tedavi edilmenin potansiyel sonuçları nedeniyle ve kuduz aşısı ile aşılamanın bebekte anormallik yaratması arasında ilişki kurulamaması nedeniyle, hamilelik kuduz virüsü ile karşılaşma sonrası aşılama için kontrendikasyon olarak dikkate alınmamalıdır.
    Eğer kuduz virüsü ile karşılaşma riski fazla ise hamilelikte kuduz virüsü ile karşılaşma öncesi profilaksi de endikedir.

    Tifo: Hamilelerde her üç tifo aşısının da uygulanabilirliğine dair veri yoktur.

    Vaccinia: Hamilelere uygulanmamalıdır.

    Sarı humma: Sarı humma aşısının gelişmekte olan bebek üzerindeki yan etkisi hakkında spesifik bir bilgi olmamasına rağmen teorik olarak hamile kadın aşılanmamalıdır ve sarı humma’nın görüldüğü bölgelere seyahat hamilelik sonrasına ertelenmelidir.
    Sarı humma riskinin yüksek olduğu bölgelere seyahat etmek zorunda olan hamile kadınlar aşılanmalıdır. Bu durumda hem anne hemde bebek için aşılamaya bağlı küçük teorik risk sarı humma enfeksiyonunun riskinden çok daha azdır.



    -------------
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20


    Mesaji gonderen: gizmo
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 11:25
    HAMİLELİKTE BİRİNCİ AY ::

    Hamileliğe merhaba dediğiniz,hayatınızın en heyecanlı ve özel deneyimlerinizin başlangıcına hoş geldiniz . Zor ama benzersiz bir duyguyu yaşamaya karar verdiniz, bedeninizde ve düşüncelerinizde...


    - Sizdeki değişiklikler
    - Bebeğinizdeki değişiklikler
    - Muayene ve Laboratuar tetkikleri


    Sizdeki değişiklikler :

    - Periyodik adetinizi olmadınız ve sabah bulantınız başlamış olabilir. Bunlar genellikle hamileliğin ilk belirtileridir. Adetinizin ilk olarak olmadığı şu dönemde yaklaşık 2 haftalık hamilesiniz demektir.Bulantı, kusmanın yanında tükrük salgısında artış olabilir.

    - Plasenta oluşmuş ve hormon yapmaya başlamıştır. Plasenta , bebeğinizin beslenmesini ve gelişmesini sağlayacak kordondur. Bebek gelişirken,bebeğinizi koruma görevi olan amniyotik sıvı da oluşmaya başlar.

    - Göğüslerinizde hassasiyet, şişkinlik hissetmeğe başlarsınız.

    - Rahminiz büyümeğe başlamıştır , ancak siz hissetmezsiniz.

    - Kendinizi yorgun hissedebilirsiniz,uyku düzensizliği , midede hazımsızlık sık idrara gitme gibi şikayetleriniz olabilir.

    - Yiyeceklere veya sadece bazılarına karşı aşırı istek duyma veya isteksizlik olabilir.

    - Annede mizaç değişiklikleri olabilir.İlk 3 ay bu değişiklikler görülebilir. Zaman zaman iyi hissederken ,zaman zaman sinirli, aksi,dargın ağlamaklı davranabilirsiniz. Bu duyguları birarada ve içiçe yaşayabilir, özellikle babanın destek olması hamileliği anne açısından kolaylaştırır.

    -Korku , kaygı,neşe , stres yaşayabilirsiniz.

    Bebeğinizdeki değişiklikler :

    Yumurta ve sperm birleşmiş , döllenme oluşmuştur. Babanın spermi , bebeğin cinsiyetini belirler. Bebeğiniz embriyo denen bir hücreden gelişir, bu dönemde bir baş ve vücuda sahiptir.

    Bebek amniyotik sıvının içinde bir kesede büyür. Beyni , gözleri , ağzı, iç kulakları ve sindirim sistemi gelişmeğe başlar. Sinir sistemi, beyni, kalbi ve akciğerleri şekillenmeğe başlar. Kulakları küçücük nokta şeklindedir, gözleri ve burnu oluşmuştur. Kol ve bacakları şekillenmeye başlamıştır. Bu ayın sonunda embriyo elma çekirdeği kadar, yaklaşık 6 mm büyüklüğündedir.

    Muayene ve Laboratuar Tetkikleri :

    - Ayrıntılı bir fiziksel muayeneniz yapılmalı, kontrolünüzde doktorunuz yapacaktır.

    - Aile öykünüzü doktorunuza aktarmalısınız.

    - Tansiyonunuz ölçülmeli ve kaydedilmesi uygun olur.

    - Kan grubu , kan sayımı, kan şekeri, karaciger testleri vb. testler yapılmalıdır.

    - İdrar tahlili yapılmalı.

    - Pap – smear testi yapılmalı.

    - Bel soğukluğu, sarılık, frengi, AIDS, klamidya, herpes gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yönelik inceleme yaptırmalısınız.

    - Orak hücreli anemi ( kansızlık ) , talasemi, akdeniz anemisi ve tay-sachs hastalıklarına ilişkin testler yaptırmalısınız.


    :: HAMİLELİKTE iKİNCİ AY ::

    Vücudunuzdaki değişikliklerin biraz daha artmaya başladığı bu ay , kilo artışı ve bulantı nöbetleriniz fazlalaşabilir. Hamileliğin sabah bulantıları, halsizlik ve vücudunuzun uyumu açısından zor bir dönemindesiniz, ancak moralinizi bozmayın, hamileliğiniz hep bu şekilde geçmeyecek, çok keyif alacağınız günlerde gelecek....


    Sizdeki değişiklikler :

    - Göğüslerinizde dolgunluk, şişlik , hassasiyet ,göğüs ucunda koyulaşma görülür.

    - Plasenta gelişir ve daha fazla hormon salgılamaya başlar.

    - Vagina civarındaki dokularda bebeğin beslenmesine yardımcı olan damarlar mavimsi görünür.

    - Kendinizi daha yorgun ve enerjisiz hissedebilirsiniz.

    - Rahatsız edecek düzeyde kusma ile birlikte veya tek başına sabah bulantılarınız olabilir.

    - Kabızlık, idrara sık gitme midede yanma, hazımsızlık, yiyeceklere aşırı istek veya isteksizlik, uykusuzluk şikayetleriniz olabilir.

    - Kan hacminiz biraz artmıştır, hamilelik sonunda bebeğin ihtiyacını karşılamak için % 45- 50 fazla kana sahip olacaksınız.

    - Arasıra baş ağrıları, baş dönmesi veya fenalaşma hissi yaşayabilirsiniz.

    - Karın görünür derecede büyür, ancak belirgin kilo artışı olmaz. Rahim sıkılmış bir yumruk büyüklüğündeyken greyfurt büyüklüğüne ulaşır. Bu büyüme sırasında karın krampları, sancılar hissedebilirsiniz.

    - Sinirlilik, ağlama isteği, duygusal değişiklikler, korku, neşe, kaygı duyabilir, mantıksız davranışlarda bulunabilirsiniz.


    Bebeğinizdeki değişiklikler :

    - Böbrek, kalp, sinir sistemi gelişmeye başlar, kalbi dakikada 150 kez çarpmaya başlar. Beyin,omurilik bağlantısı oluşur. Hipofiz bezi şekillenir. Esas organ ve sistemleri tamamen olmasada gelişir. Organ gelişimi nedeniyle kritik bir dönemdir.

    - El ve ayak parmakları, dizleri ve dirsekleri gelişmeye başlar, bacakları uzamaya, kolları gelişmeye ve elleri bilekten esnek hal almaya başlar.

    - Kemikleri sertleşmeye , kıkırdak dokuları oluşmaya başlar.

    - Yüz özellikleri daha belirginleşir. Gözleri, göz kapakları ve burun delikleri şekillenmeye başlar.

    - Embriyo bu ayın sonlarına doğru fetus adını alır. Fetus sürekli yer değiştirir, hareket eder ancak siz henüz hissetmezsiniz.

    - Yaklaşık çilek büyüklüğünde 2,5 cm kadardır. Ağırlığı 10g civarındadır, vücudun 1/3 ünü baş oluşturur.



    Muayene ve laboratuar tetkikleri :

    - El veya ayaklardaki ödem , varisler için bacak muayenesini de kapsayan ayrıntılı fizik muayene ve pelvik muayene yapılmalı.
    Leğen kemiğinizin yapısı , ölçüleri için pelvik muayene önemlidir.

    - Kan tetkikleri; kan sayımı, kızamık, kızamıkcık ölçümü, frengi için serolojik test, hepatit B bakılmalı.

    - Kan basıncı, kilonuz ölçülmeli

    - İdrarda şeker, protein, bakteri miktarlarına bakılmalı.

    - Pap smear yapılmalı

    - Bel soğukluğu kültürü yapılmalı



    İhtiyacınız olanlar :

    - Dengeli bir diyet ,uygun egzersiz, dinlenme, düzenli doktor kontrolü , aile desteği sağlıklı bir hamileliğe yardımcı olur.

    - Doktor kontrollerini aksatmayın.

    - Düzenli ancak güvenli egzersiz yapın, egzersiz programını doktorunuza danışın.

    - Hamileliğinizde diyetiniz uygun miktarda süt, yoğurt, peynir, kepekli ekmek sebze , meyve, et, tavuk, balık, pirinç, makarna, kuru baklagiller, yumurta ve kuruyemiş içermelidir.

    - Doktorunuzun önerdiği prenatal vitaminlerinizi ve ekstra demir vitamini alın.

    - İhtiyaç duydukça dinlenmeye çalışın, fırsat buldukça ayaklarınızı yükseğe koyun veya bir yere uzanın.

    - Sigara, alkol kullanmayın, doktorunuzun bilgisi dışında ilaç kullanmayın. Bebeğinize zararlı olabilir.Bitki çayları ,meyve suları ve bol sıvı içmeniz önerilir.

    - İş ve çevrenizde kurşun, radyasyon vb. alınabilecek ortamlardan uzak durun, röntgen ışınlarından kaçının.

    - Doktorunuzla hamileliğinizde işinizin devamı ile ilgili problemleri, riskleri, çalışma saatlerinizi, ne zaman izine ayrılmanız gerektiğini konuşun.



    Sabah bulantılarınız için çözüm ve öneriler:

    - Sabah bulantılarınız için uyandığınızda birkaç kraker yiyin, bir süre yatakta bu hissin geçmesini bekleyin. Derin nefes alıp verin ve düşünmemeye çalışın .

    - Bazen aşırı miktarda yemek yerine az miktarda yemekte yardımcı olabilir.

    - Yanınızda kraker, ekmek dilimi bulundurabilirsiniz.

    - Tecrübelilerin önerilerinden, suda ıslatılmış yumuşamış salatalığı azar azar ısırın.

    - Ciddi ve sık veya uzayan kusmalarınız oluyorsa doktorunuza bildirin.


    :: HAMİLELİKTE ÜÇÜNCÜ AY ::

    Bu ayın bitiminde , ilk trimestr denilen dönemi bitireceksiniz, tebrik ederiz. Bu , sabah bulantılarınızın bitmesi veya çok azalması, rahata kavuşmanız anlamına gelmektedir. Bundan sonraki trimestr, hamileliğin en keyifli ve en çok zevk alacağınız dönemidir.....


    Sizdeki değişiklikler :

    - Göğüslerde dolgunluk, hassasiyet, göğüs ucunda koyulaşma görülür ve mavi damarlar görünür hale gelir.

    - Rahminizi küçük bir yumru gibi pubik kemiğin üzerinde hissedebilirsiniz, yumuşak , dolgun ve daha büyüktür. Büyüklüğü leğen kemiğini dolduracak kadardır. İdrar kesesini sıkıştıracağı için daha sık idrara çıkabilirsiniz.

    - Plasenta gelişiyor ve daha fazla hormon üretir.

    - Vaginal akıntı beyaz renkte, daha yoğun ve yapışkan hale gelir.

    - Kendinizi biraz daha yorgun ve enerjisiz hissedebilirsiniz. Uykusuzluk, mide şikayetleriniz devam edebilir.

    - Sabah hastalığı olarak bilinen bulantılar bu ayda devam eder.

    - Hamilelikte barsak hareketleri yavaşladığı için kabızlık görülebilir.

    - Vücudunuzdaki kan miktarı hamilelikte arttığından, akciğerler, kalp, böbrekler daha çok çalışır, karın bölgesi ve bacaklarda kan desteğinin artması nedeniyle toplar damarlar daha görünür duruma gelir, yani varisler oluşabilir.

    - Zaman zaman başağrısı , başdönmesi ve fenalaşma hissi yaşayabilirsiniz.

    - Yemeklerden iğrenme ve aşerme görülebilir.

    - Bel ve göğüs bölgesi büyüdüğünden kıyafetlerinizi dar hissetmeye başlarsınız.

    - Bazı kadınlarda , yüz ve boyunda düzensiz, değişik şekillerde kahverengi lekeler görülebilir. Hamilelik maskesi (kloazma) denen bu lekelerin hamileliğin sonunda tamamen ya rengi açılır yada kaybolur.

    - Kısa süre için , göbeğinizin üstünden aşağıya doğru uzanan vertikal koyu çizgi oluşması beklenir. Cildinizdeki gerilme nedeni ile rahatsızlık duyarsınız , göğüs , karın, kalça bölümlerine yumuşatıcı losyon sürerek ovabilirsiniz.

    - Vücut görünümünüz pek fazla değişmemiştir.

    - Fiziksel olarak hala hamile gibi görünmeseniz de duygusal olarak hızlı iniş çıkışlarınız olabilir. Mizaç değişiklikleri bu dönem sıktır. Aile olma ile ilgili dalgalanmalar, neşelenme, kaygı, huzursuzluk hissetmeniz tamamen normaldir. Sinirli, alıngan, gergin, ağlamaklı duygusal dönemleriniz hamileliğiniz süresince devam edebilir, ancak bebek doğumundan sonra düzelir.



    Bebeğinizdeki değişiklikler :

    - Bebeğinizin yüzü daha çok insana benzemeye başlar. Eğik olan baş dikleşmiştir.

    - Embriyodan fetusa dönüştüğü bu periyotta organlar ve dokular hemen hemen şekillenmiş ve yaşamsal organlar tamamen gelişmiştir. Bu ayın sonunda organlar çalışmaya başlar.

    - Böbrekler çalışmaya başlamıştır, idrar kesesi bir torba şeklinde oluşmuş ve idrarını yapabilmektedir.

    - Daha fazla detaylar görünmeye başlar. Gözler tam şeklini almış, dudakları , 20 adet diş tohumu , tırnakları, şeftali tüyü gibi saçları belirmeye başlamıştır. Parmakları ayrılmaya, bazı kemikleri sertleşmeye başlar.

    - Yutmaya ve tekme atmaya başlar.

    - Kız veya erkek olduğunu gösterecek dış cinsel organları gelişmeye başlar.

    - Kalp atışları stetoskop ile duyulabilir.

    - Boyu bu ay 2 katına çıkarak yaklaşık 6 cm, 15 g ağırlığındadır.



    Muayene ve laboratuar tetkikleri :

    - Doktor kontrolü ve check-up yaptırın. Vücudunuzdaki sizi kaygılandıran değişiklikleri doktorunuza sorabilirsiniz.

    - Kan basıncı, kilonuz ölçülmeli.

    - İdrar tetkiki yapılmalı.

    - El veya ayaklarda ödem, varisler için bacakların muayenesi yapılmalı.

    - Bebeğin kalp atışları stetoskopla duyulabilir, ultrasonografi yapılabilir.

    - Fundus yüksekliği ( rahimin en yüksek kısmı ) ölçülmeli.



    İhtiyacınız olanlar :

    - Dengeli beslenmeniz çok önemlidir. Günde en az 8 bardak su içmeli , lifli besinler yemelisiniz. Yediklerinizin taze ve bol çeşitli olmasına özen gösterin.

    - Sigara , alkol, kafeinli içeceklerden ve sigara içilen ortamlardan kaçının.

    - Boya kullanmaktan, böcek ilaçlarından, spreylerden kaçının.

    - Her gün düzenli egzersizinizi yapın. Yürüyüş, bisiklete binme, yüzme en az 15 dakika yapabilirsiniz. Bu egzersizler bel ve sırt kaslarınızı güçlendirecek, hamileliğin ilerleyen dönemlerinde daha az ağrı duymanıza neden olacak, doğum için de hazırlık olacaktır.

    - Bebeğinize ilişkin iyi ve kötü hislerinizi yakın arkadaşlarınız ve aileniz ile paylaşabilirsiniz.














    -------------
    Mis kokulu melek kızım ARTIK 4 YAŞINDA

    Dünya güzeli kızım koynumda 27 Eylül 08 / 07:35


    Mesaji gonderen: gizmo
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 12:00
    Hamile iken Psikolojik Durumlar

    Bir yandan dünyaya bir çocuk getirmenin heyecanı, diğer yandan doğacak çocuğun normal olup olmadığının kaygısı... İşte pek çok hamile kadının yaşadığı psikolojik değişiklikler,aynı zamanda yoğun bir stresin oluşumuna da etken.Kişiden kişiye farklılık gösteren bu dönemdeki psikoloji,bazen ciddi tedavi gerektirecek boyutlarada varabilir.
                                

    Aslında keyifli bir süreç olan hamilelik,aynı zamanda stresli bir dönem olarak da geçebilir.Kararsızlıkla beraber artan strese karşı verilen tepkiler,kişiden kişiye farklılıklar gösterir.Bazı kadınlar için;neşe,olgunluk,kendini gerçekleştirme olarak algılanabilen hamilelik,bazı kadınlar için;endişe, kaygılı bekleyiş,yüklenme olarakta yaşanabilir.Örneğin çoğu kadın için bu stres,bebeğin “normal”olup olmadığı için yaşanır ve kadın çevresine de bu stresi yansıtır.Yapılan çalışmalar bu kadınların bebeklerinin diğerlerine göre daha fazla strese maruz kaldığını ve riskli gebelik yaşama oranlarının arttığını göstermektedir.Gebelikle birlikte başlayan planlar,özellikle doğuma yaklaştıkça;doğacak çocuğun bakımına,yaşam değişikliklerine ve doğum sonrası olabilecek değişikliklere doğru kayar.Çoğu kadın doğumu,ağrılı bir olay gibi algılar.Bu nedenle,hamilelikte yaşanan sorunlar,doğumunda zor olacağının bir habercisi gibi kabul edilir ve yaşanan stres daha da artar.


    Hamilelikteki her ay,kendine özgü psikolojik kaygılar ve beklentiler doğurur.Hamile kadın özellikle ilk ayda;bir dizi psikolojik ve fizyolojik değişiklik yaşar.Bu dönemde yorgunluk ,bulantı ve kusma gibi fizyolojik belirti ve depresif bir ruh hali ortaya çıkar.Kadının yeni duruma adaptasyonu ve hamile olmasıyla ilgili kaygı ve beklentileri süreci belirler.İstenen bir gebelikte, mutluluk ve doyum duygusu yaşanır.Ayrıca kadının ailesi ile ilişkisi, iş durumu,hamileliğin yaratacağı beklenti ve stresler, sürecin nasıl yaşanacağını etkiler.Yani hemen her anne adayında,kendi durumuyla ilgili olarak hamileliğin ilk ayında duygu ve mizaç değişiklikleri gözlenir.Fizyolojik belirti ve depresif ruh halinin ikinci ve üçüncü aylarda kesildiği görülmektedir.Burada kadının karnındaki bebeekle ilişkisi, geçmişte annesiyle yaşadığı duyguları ortaya çıkarmaktadır.Kişinin,bir yandan annelik rolüne uyum sağlerken,diğer yandan annesiyle özdeşleştiği görülmektedir. Örneğin ikinci ve üçüncü ayda kusması halen devam eden anne adayının psikolojik yapısı mutlaka etkilenir.Bu kadınların çocuksu oldukları,eşiyle arasında belirgin kültür farklılıklarının olduğu bilinmektedir.Eğer kusma,kişinin normal yaşantısını devam ettirmesini engelleyecek düzeyde ise,kadına psikolojik destek,hatta ilaç desteği gerekir.Ayrıca bu dönemde yapılacak, gevşeme çalışmaları da faydalıdır.Hamileliğin üçüncü ayında,doğacak bebek,annenin bütün sistemlerini etkiler.Bu dönemde doğuma ait beklentiler ön plana çıkar.Doğum korkusu yaşayan kadınların kendini kontrol edememe,beden ve duygusal denetimle ilgili kaygılarının olduğu izlenmektedir.Bu dönemde,hamile kadının bilgilendirilmesi,açıklamalarla yönlendirilmesi yararlıdır.Ayrıca eşin desteği de önemlidir.Bu kaygıların yoğun yaşandığı durumlarda ise psikolojik destek mutlaka gereklidir.Eşin de katılımı ile yapılan gevşeme çalışmaları,doğum ve sonrası konusunda bilgilendirme,kişinin kendi denetiminisağlayabileceği duygusunu arttırırken,korku ve kaygıyı azaltır.Bununla birlikte daha önceden bulunan veya hamilelikte oluşan psikolojik bozukluklar,doğum komplikasyonlarını arttırmaktadır.Bu nedenle eğer böyle bir durum var ise,anne adayının psikolojik açıdan yakın takibi ve desteklenmesi zorunludur.Hamileliğin son dönemlerinde doğum ve bebeğin sağlığına ait kaygılarla oluşacak yaşam değişikliklere ve bunlara uyum ön plana çıkmaktadır.Hamileliğin kadın rolu dışında anne rolüne ait tüm duygusal,ruhsal yaşantıları etkilediği ve bu durumla ilgili çatışmaları ya da beklentileri tetiklediği görülmektedir.Anne adayının yaşadığı psikolojik kaygı ve beklentileri hamilelik dönemini etkilemektedir.Bazı kadında kaygıyı arttırangebelik süreci,bazı kadınlarda da önceki yaşamına ilişkin beklenti ve kaygılarında azalma da gösterebilir.Bazen de gebelik kadınlarda,kendine güven,kendini gerçekleştirme,seçkinlik duygusu da verebilir.Burada tabiki kişilik yapısı son derece önemlidir.Kişilikyapısı problemli ve yetersiz, ya da çocuksu yapıdaki kadınların bu dönemi daha zor geçirdikleri görülmektedir.



    -------------
    Mis kokulu melek kızım ARTIK 4 YAŞINDA

    Dünya güzeli kızım koynumda 27 Eylül 08 / 07:35


    Mesaji gonderen: gizmo
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 12:13
    Kanla yapılan gebelik testleri

    Gebelik oluştuktan yani sperm hücresi yumurtayı dölledikten sonra bu gebelik ürünü bhCG adı verilen bir hormon salgılamaya başlar. bhCG düzeyleri döllenmeden yaklaşık 1 hafta sonra kanda normalde olduğu seviyelerin üstüne çıkmaya başlar. Gebe olmayan bir kadında kandaki bhCG seviyesi 0-10 mIU/ml'dir. Seviyenin 10 dan yüksek olması gebelik lehinedir. Kan bhCG seviyesi belirli bir miktarın üstüne çıkınca idrarda da saptanabilir. İşte gebelik testlerinde aslında bu hormonun seviyeleri ölçülür. gebelik dışında bazı hormon salgılayan tümörler de bu hormonun kan seviyelerini yükseltebilir. Gebeliğin takibi esnasında bhCG artışları gebelik ürününün sağlığı hakkında bilgi verir. Yine ektopik gebeliğin tanısında son derece önemlidir. Mol gebeliklerde de gebelik sonlandırıldıktan sonra tam bir iyileşmenin elde edilip edilmediği seri halde yapılan bhCG ölçümleri ile sağlanır. Normal bir gebelikteki bhCG değişimleri tabloda gösterilmiştir.Burada iki ayrı otörün kabul ettiği normal değerler bir arada gösterilmiştir.


    Son adet tarihinden itibaren geçen hafta sayısı HCG (mIU/ml)
    (INCIID) HCG in mIU/ml
    (Quest)
    3 hafta 5 - 50 9 - 130
    4 hafta 3 - 426 75 - 2,600
    5 hafta 19 - 7,340 850 - 20,800
    6 hafta 1,080 - 56,500 4,000 - 100,200
    7 - 12 hafta 7,650 - 288,000 11,500 - 289,000
    13 - 16 hafta 13,300 - 254,000 18,300 - 137,000
    17 - 24 hafta 4,060 - 165,400 1,400 - 53,000
    25 - 40 hafta 3,640 - 117,000 940 - 60,000



    İdrarla yapılan gebelik testleri

    Hamile olduğundan şüphelenen ve adet gecikmesi yaşayan pek çok kadın eczaneden kolayca temin ettiği gebelik testi ile hamile olup olmadığını öğrenmeye çalışır. Bu hem son derece ucuz, hem kolay hem de özel bir yöntemdir. Özeldir çünkü testi uygulayan kadından başka kimse sonucu bilemez. Pek çok kadın için bu önemli bir özelliktir. Kadın hamile olup olmadığını herkesten önce öğrenmek ve bu özel anı doyasıya yaşamak ister. Tam tersi şekilde istenmeyen bir gebelikten korkan kadın da hamile olup olmadığını başkalarının bilmesini istemeyebilir.

    Her yıl tüm dünyada milyonlarca gebelik testi satılmaktadır. Evde yapılan gebelik testi anlamında "home pregnancy test" (HPT) olarak adlandırılan bu yararlı kitler her zaman doğru sonuç vermeyebilir. Hatalı pozitif ya da hatalı negatif sonuçlar kişide hem psikolojik hem de fiziksel travmaya neden olabilir. Bu nedenle gebelik testi kitlerini kullanırken çok dikkatli olmak gerekir.

    HPT gebeliği nasıl saptar?

    Bir gebelik oluştuğunda herhangi bir testin bu gebeliği saptayabilmesi için hCG adı verilen hormonun varlığı temel şarttır. hCG yalnızca gebelikte salgılanan bir hormondur ve salgılanabilmesi için döllenmiş yumurtanın blastokist aşamasına ulaşıp rahim içine yerleşmesi gerekir. Bu genelde yumurtlamayı takiben 6-10 gün içinde meydana gelen bir olaydır. Teorik olarak hCG döllenmeyi takip eden 9. gün civarında salgılanmaya başlar. Hormonun kanda yeterli düzeye ulaşıp idrarla da atılması için ek zamana gerek vardır. Çok erken dönemlerde hormon kanda yükselmeye başlamasına rağmen idrarl atılması gecikebilir. Normalde gebe olmayan bir kadında kandaki hCG düzeyi mililitrede 10 milienternasyonel üniteden (mIU) daha düşüktür

    HPT'nin hassasiyeti ne demektir?

    HPT'nin hassasiyeti idrarda saptayabildiği en düşük miktardaki hCG değeri anlamına gelir. Bugün piyasada satılan pek çok gebelik testinin hassasiyeti 20-50 mIU/mL arasındadır. Yani hCG değeri 20-50 mIU/mL'nin altındaysa test sonuç vermez. Oysa kan testi hCG değerini tam olarak yansıtır. Bu nedenle kan testi daha adet gecikmesi ortaya çıkmadan sonuç verebilir.

    Testin duyarlılığı yani hassasiyeti ne kadar yüksekse yani ölçebildiği hCG düzeyi ne kadar düşükse gebeliği erken dönemde gösterme olasılığı da o kadar yüksektir.

    HPT nasıl yapılır?

    Her gebelik testinin kendine ait özellikleri olabilir. Bu nedenle eczaneden test aldığınızda kullanma talimatını mutlaka okuyunuz.

    Test için en uygun örnek orta akım idrarıdır. Yani idrar yapmaya başlayıp biraz idrarı boşa akıttıktan sonra idrar örneği almanız daha uygundur. Testin özelliğine göre idrarınızı bir kaba alıp damlalık ile damlatmanız, idrar kabına batırmanız ya da direkt olarak idrarınızı yaparken testi akan idrara tutmanız uygulanabilecek yöntemlerdir.

    HPT en erken ne zaman sonuç verir?


    Gebelik testinde gebeliğin saptanabilmesi için embryonun rahim içine yerleşmiş olması gerekir. Bu nedenle test en erken yumurtlamadan sonraki 8-9. günde saptanabilir. Ancak yumurtlamanın geç olması, embryonun beklenenden daha geç yerleşmesi gibi nedenler ile bu dönemde yapılan idrar testi genelde negatif çıkar. Bu dönemde yapılan gebelik testinin negatif çıkması hatalı negatif anlamına gelmez ve hamile olmadığınızı göstermez. En akılcı ve ekonomik yaklaşım adet kanamasını beklemek eğer gecikme olursa test yapmaktır.

    2001 Ekim ayında JAMA dergisinde yayınlanan geniş kapsamlı bir araştırmada adet gecikmesinin olduğu günde yapılan idrarda gebelik testinin duyarlılığının %90 olduğu saptanmıştır (JAMA. 2001;286-1759-1761). Geriye kalan %10 olguda daha henüz embryo rahime bile yerleşmemiştir. Yine aynı çalışmaya göre bu testlerin duyarlılığı en fazla adet gecikmesinden 1 hafta sonra olmakta ve %97'ye kadar çıkmaktadır.

    Bu nedenle adet gecikmesinin takip eden 1-2 günde yapılan test negatif çıktığında mutlaka 1 hafta sonra test yeniden yapılmalıdır.

    Testi yapmadan önce idrar ne süre ile tutulmalıdır?

    Testi yaptığınız gün ne kadar geçse idrar tutmanız gereken süre o kadar azdır. Örneğin beklediğiniz adet kanaması 1 hafta geçmiş ise idrar tutmadan herhangi bir zamanda testi yapabilirsiniz. Öte yandan adet kanamasını beklediğiniz gündeyseniz ya da adet kanamanız 1-2 gün geciktiyse bu durumda 4 saat idrar yapmayıp daha sonra testi yapmalısınız.

    Test nasıl yorumlanır?

    Piyasada satılan değişik markalardaki idrar testleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle kullandığınız testin kullanma talimatını mutlaka dikkatlice okuyunuz.

    Genelde idrar testlerinde 3 tane pencere bulunur. Bunlardan birine idrar örneği damlatılırken yan yana bulunan iki pencereye bakılarak test yorumlanır. Bu pencerelerden birisi testin doğru şekilde yapılıp yapılmadığınız gösterir (kontrol penceresi). Diğer pencere ise pozitif ya da negatif sonucu verir. Pozitif sonuç varlığında bu penceresinde ya bir çizgi ya da artı işareti çıkar. Sonuç penceresindeki çizginin renginin açık ya da koyu olması anlamını değiştirmez. Bu her durumda pozitif sonuç demektir. Bazı testlerde ise sonuç penceresinde artı ya da eksi işareti belirir. Artı pozitif sonucu yani gebeliği, eksi ise gebelik olmadığını gösterir.



    Gebelik testinin sonucu okunurken testin kullanma kılavuzunda belirtilen zaman süresince beklenmelidir. Bazı durumlarda test negatif olmasına rağmen bir süre daha beklendiğinde hafif bir çizgi ortaya çıkabilir. Bu şüpheli sonucu belirtir. Ya hamile olmanıza rağmen hCG değeri testin saptayabileceği düzeylere ulaşmamıştır ya da hamile değilsinizdir ancak test reaksiyon vermektedir. Her iki durumda da testin 1-2 gün sonra tekrar edilmesi ya da kanda gebelik testi yapılması uygundur. İdeal olan testin kullanma kılavuzunda belirtilen zaman sonrasında sonucu yorumlamaktır.

    Test neden hatalı sonuç verir?

    Testin hatalı negatif sonuç vermesinin temel nedeni duyarlılığının kandaki düşük düzeydeki hCG değerlerini saptamaya yetmemesidir. Testin erken yapılması bunda en önemli faktördür. Testin bozuk ya da son kullanım tarihinin geçmiş olması da bir diğer etkendir.

    Hatalı pozitif sonuçlar ise daha nadir görülür. Bu gibi durumlarda bazen idrardaki başka bir hormona (örneğin LH) çapraz reaksiyon gelişebilir. Bir başka neden de kimyasal gebeliklerdir. Çok erken dönemde test pozitif çıkmasına rağmen daha sonra klinik olarak gebelik fark edilemeden embryo canlılığını yitirir ve kan hCG değerleri düşmeye başlar.

    İnfertilite tedavilerinde yumurta çatlatmak amacıyla yapılan hCG enjeksiyonları sonrasında da hatalı pozitif sonuçlar görülebilir. Bu nedenle test son hCG enjeksiyonundan 10-14 gün sonra yapılmalıdır.

    Testin hatalı pozitif sonuç vermesi oldukça nadirdir. Bu nedenle pozitif sonuç varlığında ek incelemeye gerek duyulmazken negatif olması mutlaka gebe olunmadığı anlamına gelmez

    Kullanılan ilaçlar ya da enfeksiyonlar hatalı sonuçlara neden olabilir mi?

    İçinde hCG içermeyen ilaçlar hatalı sonuca neden olmaz. Kısırlık tedavisinde kullanılan yumurtlama uyarıcı ilaçlar da dahil olmak üzere hiç bir antibiyotik, ağrı kesici, doğum kontrol hapı testin hatalı sonuç vermesine neden olmaz ya da gebelik varlığında testin pozitifleşme sürecini geciktirmez. Benzer şekilde tütün ürünleri ve alkol de HPT'lerin doğru sonuç vermesini engellemez.

    Uyarılar
    Her türlü adet gecikmesi mutlaka değerlendirilmesi gereken önemli bir sağlık sorunudur. Testin negatif çıkması durumunda eğer adet kanamanız hala daha başlamadıysa mutlaka jinekoloğunuzla görüşmelisiniz.

    Testin pozitif olması normal bir gebelik olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle gebeliğin varlığını teyit etmek ve dış gebelik başta olmak üzere bazı erken gebelik komplikasyonlarına yenik düşmemek için kontrol şarttır. Öte yandan adet gecikmesi olan bir kadında testin negatif sonuç vermesi gebeliğin ilerlemesine neden olacaktır. Bu sırada gebelikte kullanılmaması gereken maddeleri kullanmanız ya da gebelik için uygun olmayan davranışlarda bulunmanız bebeğinize zarar verebilir. Bunun istenmeyen bir gebelik olması durumunda ise sonlandırılması için yasal sınır aşılabilir.

    Her adet gecikmesi durumunda test pozitif ya da negatif olsun mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.


        


    -------------
    Mis kokulu melek kızım ARTIK 4 YAŞINDA

    Dünya güzeli kızım koynumda 27 Eylül 08 / 07:35


    Mesaji gonderen: bebegimm
    Mesaj Tarihi: 08-Ekim-2007 Saat 15:59
    GEBELİK VE BİLGİSAYAR KULLANIMI 

    1970'lerin 2. yarısından itibaren video display terminal adı verilen monitörler yaygın olarak kullanılmaya başlandı. İnternet ve bilgisayarların kullanımındaki son 5 yıldaki inanılması güç artış bu teknolojik cihazları neredeyse yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline soktu. Şu anda sedece A.B.D'de 50 milyon bilgisayar kullanıcısı olduğu, ve bunların en az yarısının üreme çağındaki kadınlardan oluştuğu tahmin ediliyor. Gelecekte hemen herşeyin bilgisayar yardımı ile yapılacağı düşünülürse konunun önemi daha belirginleşiyor.
       
    1980'lerin başlarında yapılan çalışmalarda VDT'lerin ölçülebilir miktarlarda X-ışını yaymadığı tespit edildi. VDTler X-ışını üretse bile bu ışının doğumsal defek yaratacak kadar yüksek olmadığı, ve ışının terminal tarafından absorbe edildiği fark edildi.

    Daha sonraları gebelikleri esnasında VDT kullanan kadınlarda düşük ve doğum defekleri bildirilmesi üzerine, bu terminallerin bazı eski televizyon cihazları gibi zararlı olabilecek ışınlar yaydığı iddiaları ortalığı karıştırdı.

    Günümüzde bu tartışma hala daha devam etmektedir. Geçen yıllar içerisinde teknoloji ve bilgilerdeki değişiklikler radyasyonun yanısıra elektromanyetik alan (EMA) kavramını literatüre kazandırmıştır. Elektrik kabloları ve elektrikli cihazlar EMA yaratırlar. Radyasyondan farklı olarak EMA hücrelerde ölüme yol açmaz, genlere hasar vermez ve uzunca bir süredir güvenli olarak kabul edilirler.

    Nielsen ve arkadaşları 6000'den fazla kadın üzerinde yaptıkları araştırmada bilgisayar kullanımı ile düşük doğum ağırlığı, erken doğum, ölüdoğum ve yenidoğan döneminde ölüm arasında herhangi bir ilişki olmadığını ortaya koymuşlardır Yazarlar ayrıca bilgisayar kullanımı ile infertilite arasında da bir ilişki olmadığı sonucuna varmışlardır .Grajewski ise telefon santrali operatörlerini incelemiş ve yine benzer bulgular elde etmiştir. Ayrıca bu çalışmada bilgisayar karşısında geçirilen süre ile de riskde artış olmadığı ortay konmuştur. Bütün mesaisini bilgisayar ekranı karşısında geçiren kadınlarda bile olumsuz bir etki saptayamamışlardır . Brandt ve arkadaşları ise Danimarkada konjenital anomalili bebek dünyaya getiren anneleri incelediklerinde monitör kullanımının konjenital anomali riskini arttırmadığı sonucuna varmışlardır .Huuskonen ve arkadaşları ise gebe fareleri VDT'lerin yaydığı miktarda elektromanyetik alana maruz bırakarak yaptıkları çalışmalarında konjenital anomali oranlarında hiçbir artış olmadığını tespit etmişlerdir .

    Bilgisayar ve düşük
    1991 yılında A.B.D. Ulusal Meslek Güvenliği ve Sağlığı Enstitüsü tarafından yapılan oldukça geniş kapsamlı bir çalışma tüm gün boyunca VDT ile çalışan kadınların, VDT ile temas etmeyen kadınlara göre düşük risklerinin daha yüksek olmadığını ortaya koymuştur. Bu konuda yapılan diğer çalışmaların çoğuda benzer sonuçlar vermiştir.

    Yine bu çalışma VDT kullanıcıların evlerdekinden daha fazla elektromanyetik enerjiye maruz kalmadıkları sonucunu çıkarmıştır. Şu an elimizde olan veriler gebelikte bilgisayar monitörü kullanımının düşük riskini arttırmadığı ve güvenli olduğu yönündedir.

    VDT'e bağlı risk artışı olmamasına rağmen, bilgisayar kullanıcılarının çoğunda ense, bilek, el ve omuz ağrıları mevcuttur. Yine bu kişilerde gözlerde problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu durum çoğu kişide stres yaratmaktadır ve stres gebelik üzerinde olumsuz etkiye sahiptir.

    Önlemler
    VDT'lerin olumsuz etkileri saptanmamış olmakla birlikte, konunun spekülatif olması önlem almayı uygun kılmaktadır. Bilgisayar kullanan gebe kadınların hem x-ışınlarından hem de EMA'dan korunmak için ekrandan en az bir kol boyu uzaklıkta çalışmaları önerilmektedir. Bu mesafe yaklaşık 50 santimetre kadardır ve EMF ile radyasyonun gücü 50 santimden sonra kaybolmaktadır.

    Bilgisayar ile çalışmaya bağlı psikolojik ve fizyolojik stres uygun şekilde ayarlanan çalışma saatleri ve molalar ile azaltılabilir. Yine çalışma ortamı ve masasının dizaynı stres azaltmakta etkilidir. Rahat koltuklar ve masalar, belden destekleyici yastıklar yararlı olur.

    Uzun süre mola vermeden çalışmak kaslarda gerginlik, tendonlarda ve bağlarda inflamasyon ve dolaşımda bozukluğa yol açar. Bütün bunlar gebe kadında huzursuzluk yaratır. Uygun zamanlarda mola vermek şarttır. Bunun için 2 saatte bir 15 dakika ara vermek yeterlidir. Ayağa kalkıp biraz dolaşmak ve gerinmek çoğu gebeye iyi gelir. Bu amaçla yapılan baş ve boyun hareketleri ile omuzlar ve ayakları çevirmek dolaşımı destekler.Sonuç olarak bütün bu bilimsel verilerin ışığında, meslekleri gereği bilgisayar kullanmak zorunda olan kadınların yukarıdaki önlemleri almak kaydı ile gebelikleri süresince güvenle monitör karşısında çalışabileceklerini ve bununla ilgili endişe duymalarının gereksiz olduğunu söyleyebiliriz.



    -------------
    bir sen varsın oğluşum, birde şarkılar..

    20.03.2008 17:50

    bebeğim teşrif ettiler


    Mesaji gonderen: Misafir
    Mesaj Tarihi: 09-Ekim-2007 Saat 19:01
    Anne Sütünü Arttırmak için bazi oneriler:

    Süt için huzur, uyku ve su
    Yanlış inanışlar hayatımızın her döneminde olduğu gibi annelikte de yaygın. Birçok anne, sütü artsın diye gereksiz yere tatlı ve komposto yiyerek kilo alıyor. Emzirme, anne sütü ve bebek bakımı konusunda sorularımızı yanıtlayan Dr. Kadir Tuğcu ise "Annenin sütü su içerek, uyuyarak ve yüksek moralle artıyor" diyor.

    Annenin sütü olması için ne yapması gerekir?
    İnsan memesi inek memesi yapısında değildir, bu nedenle uzun süreli süt biriktirmez. Çocuk emmeye başladığı anda süt yapılır. Nasıl gözyaşı ağladığımız zaman akıyorsa, yani bir yerde toplanmıyorsa süt de böyledir. Süt hücrelerinden anında süt yapılır ve bebek emdikçe de gelir. Süt olayı tamamen psikolojiktir.
    Kadının yerli yersiz üzüntülerle dolmamış olması gerekir. Niyet de önemli. Annenin bebeğini emzirmek istemesi önem taşır.

    Birçok anne lohusalık döneminde komposto, bol şekerli meyve suları içerek veya tatlıyla süt miktarını artırmaya çalışıyor.

    Bu mümkün mü? Süt yapan yiyecek var mı?
    Süt yapıcı gıda diye bir şey olmaz. Süt yapıcı diye annelere zorla içirdikleri veya yedirdikleri şeylere dikkat ederseniz, hepsi susama isteği uyandıran maddelerdir. Anne bunları yiyince bol bol su içme arzusu hisseder. Bol bol su içince de süt miktarı artar.

    Yani keramet helva, tatlı, soğan, pekmez veya kompostoda değil bunları yedikten sonra hararetten dolayı içtiği sudadır.

    Küçük göğüs ve süt
    'Küçük göğüslü kadının sütü olmaz' deniyor, doğru mu?
    Bu da yalandır. Göğüsün büyüklüğü, memenin ucu veya şekliyle sütün akışı ve gelişi değişmez. Memesi küçük kadından gürül gürül süt gelebilir.

    Sütün kalitesi yemeğe göre değişir mi? Et, karides, meyve, sebze yiyenle ekmek ve çorbayla beslenen anne arasında süt farkı olur mu?
    Sütün kalitesi hiçbir zaman değişmez. İyi beslenen anne ile kötü beslenen anne arasında süt kalitesi açısından fark olmaz. Ancak iyi beslenen anne kendisine fayda sağlar, kötü beslenen annenin zararı kendisinedir. Çünkü süt yapmak için belli miktarda mineral vücuttan alınır. Bu minarellerin vücutta az ya da çok olması, kalan miktarın anneye yetip yetmediği meselesine bakılmadan vücut aynı miktar minerali anneden süt için alır. Yani zarar anneye olur.

    Ancak sütün kalitesi aylara göre değişir. İlk aylarda gelen süt farklıdır, bir ay sonra, iki ay sonra, altı ay sonra gelen süt farklıdır. İşte bu nedenle mamaların da bir ay, iki ay, üç ay ve sonrası için farklı tipleri yapılmıştır.

    Mesela prematüre doğum yapmış bir kadının sütü ancak prematüre bebeğe iyi gelir. Onların sütü normal doğum yapmış bir annenin sütünden çok farklıdır. Yoksa annenin yediği içtiği ile hiçbir ilgisi yoktur. Fakir kadının da zengin kadının da sütü aynıdır.

    Gazın ilacı hareket
    Annelerin diğer bir korkulu rüyası da gaz yapıcı gıdalar. Annenin yediği şeylerden gaz bebeğe geçer mi?
    Gaz yapıcı gıdalar annenin bağırsağında gaz yapar. Hiçbir zaman annenin bağırsağında oluşan gaz, kana karışıp, kanla memeye gidip, memeden de çocuğa geçmez. Bu tamamıyla bir uydurmadır ve hurafedir.

    Peki gaz neden olur?
    Gaz, çocuğun sütü emerken yuttuğu havadır. Gazın az olması için memenin siyah kısmının olduğu gibi bebeğin ağzına girmesi gerekir. Biz yetişkinler de yemek yerken hava yutarız, ama biz hareket ettiğimiz için gazımızı rahat çıkarırız. Bebekler gazlarını hareket edemedikleri için çıkaramazlar.

    Gaz çocuğun doğduğu gün değil, yaklaşık 20'inci günde başlar ve dördüncü, beşinci ayına kadar yani dönme hareketleri başladığı zaman da biter.

    Eğer çocuğu çok kucağa alırsanız, hareket ettirirseniz çocukta gaz olmayacaktır. Ameliyat sonrası hastayı yataktan kaldırıp yürütmelerinin nedeni de işte budur. Hasta vücut hareket kazanınca gazı çıkar. Çünkü kişi kalıp gibi yatarsa gaz olacaktır.

    Aynı şey çocukta da yaşanır. Gaz hadisesi kalıp gibi yatmaktan oluşur. Eski insanlar bunu salıncak ve beşikle çözümlemişler. Yani çocuğa hereket kazandırmışlar. Çocuğu kucağa alacaksınız, yürüyeceksiniz veya masaj yapacaksınız ki gazı çıksın.
    Bir de halk arasında sıkça söylenen; 'Emziren kadın ayağını üşütürse sütü de üşür, gaz olur' sözü vardır...

    Böyle bir şey yoktur. Bunlar tamamen hurafedir.

    Peki gazı iyi çıkmayan çocuk ne yapar?
    Gazı çıkmayan çocuk annesine üç tane haberci gönderir. Çok hıçkırık tutar, emerken karnından gurul gurul sesler gelir ve aşağıdan çok gaz çıkarır. Rahatsız olan bebek, ağlayarak annesinden intikamını alır.

    Gazı önleyen ilaçlar var mı?
    Midede bağırsakta oluşmuş havayı yok edecek bir ilaç yeryüzünde henüz bulunmamıştır. Bu iş için rezene ve benzeri pek çok otlar kullanılır. Bunların en büyük özelliği potasyum elementinden zengin olmalarıdır. Potasyum da bağırsak hareketlerini artırır. Bağırsak hareketleri artınca da çocuğun gazını alttan çıkarması kolay olur. Ama oraya gelene kadar gaz yine ağrısını ve sancısını çocuğa yapmış olur.

    Nasıl gaz çıkarılır?
    Çocuğun gazını çıkarmak için poposunun hemen üzerine belinin altına elle masaj yapmak ve rutin hareketlerle vurmak gerekir. Çocuğun canının acımaması için elin iç kısmının kullanılmaması, ele yay şekli verilerek içeride hava biriktirip yastık görevi yapılması önemlidir.

    Bebek doydu mu?
    Doyduğunu nasıl anlarsınız, ağlama açlık işareti mi?
    Doyan çocuk, su içmesini sevmez, su verdiğiniz zaman iğrenir gibi yapacaktır ve içmeyecektir.

    İkincisi idrar sayısı günde dörtten fazla olacaktır. Üçüncüsü ise kakasının sarı hardal rengi ve cıvık olmasıdır. Bunlar varsa çocuk iyi besleniyor demektir.
    Az yiyen çocuk kestane kestane, top top sert kakalar yapacaktır. Lüzumundan fazla yedirilirse de yeşil renkte kaka yapacaktır. Eskilerin dediği gibi yeşil kaka yapan çocuk, ayaklarını üşütmüş anlamına gelmez.

    İshal harici yeşil kaka yapan çocuk 'çok yemek yiyor' anlamına gelir. Bu durumda ishal sancısı gibi bir hazımsızlık sancısı oluşacak ve bebek ağlayacaktır. Bu durumu çözmek çok daha zordur. Çünkü gaz çıkarmak iyi gelmeyecektir.

    Emzirmenin süresi var mı?
    Yeni doğan bir bebek genellikle bir memedeki sütün yarısını üç dakikada, diğer yarısını da yorulduğu için beş dakikada içer. Yani sekiz dakikada bir memedeki sütü bitirir. Diğer yarısına da 10 dakika dersek arada bir gaz çıkardıktan sonra ikinci memeye geçersek bu çocuk için yeterli.

    Fakat zamanla anneler bir öğün bir göğüsten diğer öğün diğer göğüsten meme verebilir.

    Ama bu herkes için geçerli değildir. Anne ile bebeği arasında farklı zamanlamalar oluşabilir.

    Kucağa alınan çocuk hep kucak ister mi?
    Bu da eskilerden gelen bir hurafedir. Bebek kucağa tabii ki alınacaktır. Özellikle de ilk aylarda hem gaz sorunu hem bebeğin duygusal gelişimi açısından bebeğin buna ihtiyacı vardır.

    Kucağa almanın alışkanlık yaratıcı hikâyesinin kökeni Osmanlılara kadar uzanır. Gelinle kaynana o dönemlerde aynı evi paylaşırdı. Gelin sürekli çocuğu kucağına alıp dolaşınca da işler kaynanaya kalırdı. İşte bu nedenle de, gelin çocuğu kucağına alıp işleri aksatmasın işler de kaynanaya kalmasın diye kaynanalar bu yalanı uydurdu! Bir de 'Çocuk sonra kucağa alışır' sözü eklenip olay süslenince bu yanlış kanı yıllar boyunca sürüp gitti.



    Mesaji gonderen: Misafir
    Mesaj Tarihi: 10-Ekim-2007 Saat 17:35
    Anne adayları değişen hormonların da etkisiyle, hamilelik döneminde oldukça hassaslaşıyor. Hem hormonların etkisine hem de ailenin genişleyeceği fikrine alışmaya çalışırken, küçük de olsa hamileliğiyle ilgili birçok ayrıntıyı sorun yapabiliyor ya da ciddi bir problemi anlayamıyor. Bu da çoğu zaman doğruyu bilmemekten veya yanlış bilgilenmekten kaynaklanıyor. İşte sorular ve cevapları;

    Hamileliğim sırasında güneşlenebilir miyim?

    Çok kısa süreli ve koruyucu kremler kullanarak güneşlenebilirsiniz. Ancak, güneş ışınlarının derideki lekelenmeleri arttırdığı unutulmamalı.

    Hamilelikte sakıncalı sporlar var mı?

    Dengenin önemli olduğu jimnastik, dağcılık ve benzeri sporlardan kaçınmalısınız. Rahminizin büyümesine bağlı olarak vücudunuzun ağırlık merkezi değişir ve dengenizi kaybedebilirsiniz. Çarpışma riski olan her tür spordan kaçının.

    Tükürüğümün arttığını hissediyorum. Bu normal mi?

    Fitalizm olarak adlandırılan bu durum artmış tükürük salgısından, azalmış mide hareketlerinden ve mide bulantısına bağlı görülen yutma güçlüğünden kaynaklanabilir. Gebeliğin ilk döneminde daha sık görülür ve gebelik ilerledikçe azalır.

    Doktor kontrolüne daha sık gitmeye ne zaman başlamalıyım?

    28. haftadan sonra doktor kontrolleri sıklaşır. Her 2-3 haftada bir kontrole gitmek gerekir. 36. haftadan itibaren de her hafta gitmek gerekir.

    Bazen kasıklarımda çok şiddetli ağrılar hissediyorum, neden?

    Dış gebelik ihtimali olmadığı zaman bu ağrıların round ligament adı verilen bağın gerilemesinden kaynaklandığı düşünülür. Ağrı genellikle sol tarafta daha çoktur, çünkü rahim sağa doğru hareket ederek soldaki ligamentin gerilemesine neden olur. Ağrı dinlenince azalır. Hamilelikte görülen ağrıların nedeni mutlaka hekim tarafından araştırılmalıdır. Apandist, yumurtalıkların dönmesi ve plasentanın ayrılması da ağrıya yol açar.

    Hamilelik sırasında aşı yaptırabilir miyim?

    Özellikle hamileliğin ilk üç ayında tüm aşılardan kaçınmak gerekir. Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak gibi canlı virüs aşılarından, hamile kalmadan üç ay öncesinden itibaren ve hamilelik döneminde kaçınılmalıdır. Ölü bakteri aşıları salgınlarda ve gerekli olduğu zaman yapılabilir. Kuduz riski veya hepatit riski olan durumlarda gebeler aşılanmalıdır.

    Ara sıra çarpıntı ve nefes darlığı hissediyorum, normal mi?

    Büyüyen rahim derin nefes almayı güçleştirir. Kalp atım hızı da gebelik döneminde artar. Kahve içilmesi, pozisyon değişikliği ve yorgunluk çarpıntıya neden olabilir. Bu şikayetler genelde dinlenince kısa sürede geçer.

    Bacaklarımda oluşan mor çizgilerin anlamı nedir?

    Örümcek görünümündeki mor lekeler varistir. Varislerin sebebi artmış östrojen düzeyleri ve artmış damar içi basınçtır. Hamilelerin birçoğunda görülür. Bazı hamilelerde ayak ve bacaklardaki damarlarda şişlik ve ağrı oluşabilir.

    Hamileliğim sırasında tırnaklarıma oje sürebilir miyim?

    Ojelerde sabitleştirici olarak formaldehid denilen kimyasal kullanılır, bu maddenin tırnaklarda emilimi fazla olmaz, fakat ojenin iyi havalanan bir odada sürülmesi önerilir.

    Ara sıra burnum kanıyor, dişlerimi fırçalarken de sıklıkla diş etlerim kanıyor. Ne yapmalıyım?

    Damarlanmadaki artış ve artan kan miktarına bağlı olarak bu belirtiler görülebilir. Kanama bozukluğu olmayan hastalarda bu belirtiler önemli değildir.

    Geceleri çok sık rüya ve kabuslar görüyorum. Bunlar normal mi?

    Hamilelikte artan hormon düzeylerine ve bebekle ilgili kaygılara bağlı olarak kabusların görülmesi normaldir.

    Ellerimde şişlik ve karıncalanma oluyor, normal mi?

    Ellerdeki ödeme (su toplaması) bağlı olarak karıncalanma hissedilir. Ellerin yukarı kaldırılması ve suya sokulması ile bu yakınmalar azalabilir.

    Doktorum bebeğimin hareketlerini saymamı istedi. Bebeğimin hareketlerini her saat saymalı mıyım?

    Her bebeğin kendine göre bir günlük ritmi vardır. Günün belli saatlerinde bebek daha aktif olabilir. Hamileler bebeklerinin daha çok hareket ettiği zamanları bilir. Bu saatlerde bebeğin hareketlerine dikkat edilerek her zamankinden farklı bir durum varsa doktora haber verilmesi gerekir.

    Hangi tarafıma yatarak uyuduğum önemli mi?

    Hamilelik döneminde sol tarafın üzerine yatılması önerilir. Birçok kadın sabah uyandığında sırtüstü yatar durumda olduğunu ve bunun bebeğe zararlı olup olmadığını merak eder. Yatarken arkanızı bir yastıkla desteklemeniz, sırtüstü pozisyona gelmenizi engeller. Bazı kadınlar sırtüstü pozisyonda yattıklarında karındaki damarların sıkışmasına bağlı olarak ani kan basıncı düşmesi ile kendilerini bayılacakmış gibi hissederler, tekrar yana yatıldığında bu yakınmalar geçer.

    İlk hamileliğim sırasında tansiyonum yükselmişti, bu durum ikincisinde de tekrarlar mı?

    Hamilelikte tansiyon yükselmesinin çeşitli nedenleri vardır. Gebelik zehirlenmesi denilen durumda tansiyon yüksekliğinin yanında; özellikle ellerde, bacaklarda ve yüzde ödem (şişlik) de vardır. İdrarda protein tespit edilebilir. Bu durum doğum sonrasında düzelir. İlk gebeliğiniz sırasında gebelik zehirlenmesi geliştiyse sonraki gebeliklerde gelişme riski yüzde 10-15’dir.


    Mesaji gonderen: ROSEE
    Mesaj Tarihi: 10-Ekim-2007 Saat 23:26
                  DOĞUM AĞRISI NEDİR ?

     Doğum eylemi sırasında uterus (rahim) kasıldığında, ağrı duyusu uterustan sinirler aracılığıyla omuriliğe, oradan da beyine ulaşarak rahatsızlık hissi oluşturur. Ağrının şiddeti her annede farklı olabilmektedir.

    Ağrının şiddeti; bebeğin iriliği, bebeğin pozisyonu, pelvis genişliği, kasılmaların gücü, geçmiş deneyimlere ve hatta ön yargılı şartlanmalara bağlı olduğu düşünülmektedir.

    Bu yüzden hastanın ne kadar ağrı duyacağını doğumu yaşamadan önce tahmin etmek güçtür. Bazen dayanılabilecek, kontrol altına alınabilecek düzeyde ağrı duyulurken, bazen de çeşitli olup, ağrı kesme yöntemlerine ihtiyaç duyulur.

    Nefes alma, rahatlama teknikleri, ılık duş, masaj, destekleyici hemşire bakımı, pozisyon değişiklikleri (ayakta durmak, oturmak, yürümek, sallanmak), doğum topu kullanmak gibi doğum ağrısına yardımcı olan pek çok tıbbi olmayan yöntemler bulunmaktadır. Ancak bazı kadınlar için bu yöntemler yeterli olmayabilir.



    -------------
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20


    Mesaji gonderen: ROSEE
    Mesaj Tarihi: 10-Ekim-2007 Saat 23:32
    Egzersizin oluşturacağı faydalar şu şekilde özetlenebilir: Kan dolaşımını ve iştahı düzenler, yiyeceklerin iyi sindirilmesini, zararlı maddelerin atılmasını, bağırsakların daha iyi çalışmasını sağlar, daha dinlendirici bir uyku oluşturur ve zihnen rahatlama sağlar.

    Bir gebenin yapabileceği en kolay ve en yararlı egzersiz yürüyüştür. Rahat giysiler giyerek, günde 30 dakikanızı yürüyüşe ayırınız (yaklaşık 3-3.5 km).Bu kadarına zaman ayıramıyorsanız bile, en azından günaşırı 20 dakika yürüyünüz. Eğer ev işleri veya başka nedenlerle çok yorgunsanız, o gün yürüyüş yapmayabilirsiniz. Yürüyüş için günün sıcak saatlerini tercih etmeyin ve yorulursanız kısa molalarla dinlenin.

    Yaz aylarında imkanınız elveriyorsa, yüzme en güzel egzersizdir. Ama kramplara karşı hazırlıklı olun, derin yerlerde yüzmeyin ve daima yanınızda biri olsun.

    Ayrıca evde yapabileceğiniz bazı pozisyon ve hafif aerobik egzersizleri de vardır. Bu egzersizler kan dolaşımınızı artırır, bel ve sırt ağrılarınızı hafifletir ve vücudunuzu doğuma hazırlar. Eklemlerinizin ve bacaklarınızın elastikiyetini artırarak ve bazı kasları güçlendirerek, doğumunuzun kolaylaşmasına, doğum ağrılarına dayanıklılığınızın ve doğum olayına konsantrasyonunuzun artmasını sağlar. Bu hareketlere gebeliğin 28-32. haftasından itibaren başlamak en idealidir. Gebeliğinizin artık sonuna yaklaşmışsanız da henüz geç kalmış sayılmazsınız, başlayabilirsiniz.

    Egzersizleri yaparken bazı hususlara dikkat etmeniz faydalı olur: Kendinizi zorlamayın ve aşırı yorulmayın. Herhangi bir ağrı veya zorlanma hissettiğinizde derhal hareketi bırakın. Egzersiz esnasında rahat giysiler giyin ve öncesinde mesanenizi boşaltın. İlk başlarda 5-10 dakika yeterli olup, sonra bu süreyi 15-20 dakikaya çıkarabilirsiniz. Ayrıca bu egzersizleri gün içinde fırsat buldukça yapabilirsiniz, hepsini aynı anda yapmanız şart değildir. Yani bunu bir yaşam şekline dönüştürmeniz mümkündür. Örneğin, tv izlerken, hatta otobüs-dolmuş beklerken kegel egzersizlerini yapabilirsiniz. Sandalyeye otururken kendinizi bırakmak yerine, bacak kaslarınızı kullanarak, kalçanızı kontrollü bir şekilde bırakmanız ve kalkarken de önce kalçanızı öne kaydırıp, bacak kaslarınızı kullanarak kalkmanız iyi birer egzersiz olacaktır.

    Gevşeme Egzersizi: Düz bir zemin üzerine uzanıp, kollarınızı ve bacaklarınızı yana açın. Nefesinizi içinizde tutup, kollarınızı ve bacaklarınızı çekiliyormuş gibi 8-10 sn süreyle ileri doğru itin (gerinme hareketi). Sonra yavaş yavaş nefes verirken, tüm konsantrasyonunuzla gevşeyin. Tüm uzuvlarınızı adeta cansızmış gibi hissedene kadar gevşeyin. Bu egzersizi kendinizi gergin ve sinirli hissettiğiniz zamanlarda da yapabilirsiniz.

    Kegel Egzersizi: Bazen tuvaletiniz gelir ve tutmak zorunda olduğunuz durumlar vardır. İşte, o esnada yaptığınız kasma hareketleri bu egzersizin esasını teşkil eder. Bu egzersizi her pozisyonda yapabilirsiniz (ayakta dururken, otururken). Sanki idrarınızı ve büyük tuvaletinizi tutar gibi makat, vajina ve idrar borusu civarındaki kaslarınızı sıkıp, 5-10 sn sonra gevşeyin.

    SOLUNUM EGZERSİZLERİ

    Solunum egzersizleri size doğum esnasında yapmanız gereken solunum hareketlerini öğretmeyi amaçlar. Bu sayede, doğum ağrıları esnasında panikleyip, kontrolsuz hareketler yapmak ya da bağırmak yerine, bilinçli olarak nasıl davranacağınızı bilebilirsiniz. Normal doğum yerine sezeryanla doğum yapacaksanız bu bölümü geçebilirsiniz.Solunum hareketlerini uygun bir şekilde yapmanızın birkaç önemli faydası olacaktır:

    • Doğum ağrılarını çok daha az hissedersiniz.

    • Bebeğinize daha çok oksijen gitmesini sağlar, dolayısıyla doğum sancıları esnasında sıkıntıya girmesini önlemiş olursunuz.

    • Doğum korkunuz büyük ölçüde ortadan kalkar.

    • Bilinçsizce yapılan solunum hareketleri vücudun oksijen-karbondioksit dengesini bozacağı için baş dönmesi, ellerde kasılma ve gözde yıldız uçuşmalarına neden olur.

    • Doktor-hasta ilişkisinde iyi bir ekip çalışması ortaya çıkar.

    Solunum egzersizlerine geçmeden önce, doğum olayı hakkında kısaca bilgi vermek yerinde olacaktır.

    Doğum esnasında rahim ağzında açıklık oluşturan ve bebeğinizi doğum kanalına doğru iten güç, rahim kasılmalarıdır. Rahim kasılmaları doğumun ilk başladığı aşamalarda 5 dakika arayla gelir ve 30-40 sn sürer. Bu esnada kasılmalarla birlikte bir miktar ağrı hissederseniz de bunlar fazla şiddetli değildir.

    Doğumun ilerleyen saatlerinde ağrılar sıklaşır ve 10 dakika içinde en az 3 kasılma hissedersiniz ve bu kasılmalar yaklaşık 45-90 sn sürer. Bu uzun kasılmaların başında ağrılar hafif başlar, gittikçe şiddetlenir ve daha sonra azalarak kaybolur. Birkaç dakika sonra aynı olay tekrarlar. Yani kasılmalar, dalgalar halinde gelir.

    Rahim ağzı açıklığı 10 cm'ye ulaştığında, bebeğin başı kalın bağırsağa baskı yaptığı için ıkınma ihtiyacı hissedersiniz. Bu aşamadan sonra ıkınmanız gerekir. Bazen henüz tam açıklık olmadan da bu ıkıntı hissi duyulabilir. Böyle zamanlarda ıkınmak fayda yerine zarar getireceği için, ıkınmayı önleyici solunum haraketlerini yapmanız gerekir.

    Solunum egzersizlerine gebeliğin son trimestrde başlanmalıdır. Yapacağınız solunum egzersizleri, doğum sırasında uygulamanız gereken hareketlerin provası olacaktır. Bu egzersizler esnasında eşinizden yardım isteyebilirsiniz. Egzersizleri yaparken, gözleriniz açık ve sabit bir noktaya bakar şekilde yapılmalıdır, bu gerçeği yansıtır. Şimdi, bu evrelere göre solunum egzersizlerini nasıl yapacağınızı birlikte görelim.

    Erken Aşama: Bu dönemde kasılmalar seyrek olup, hafif şiddetlidir. Bu evrede solunum hareketleri çok gerekli olmamakla birlikte, ileri evrelere hazırlık ve konsantrasyon amacını taşır.

    Bir sandalye üzerine oturun veya yumuşak bir zemin üzerine uzanın. Egzersizler sırasında eşiniz size eşlik ediyorsa, eşinizin “Ağrı başlıyor” komutu ile derin bir nefes alın ve daha sonra nefesin tümünü dışarı verin. Buna nefes temizleme hareketi denir. Daha sonra göğüs hareketi ile burundan yavaşça nefes alıp, ağızdan verin. Bu hareketi dakikada 6-9 defa olacak bir ritmde yapmalısınız (herbir solunum hareketi için 7-10 sn). Bu ritmi kavradıktan sonra, solunum hareketlerinizle parelel bir şekilde avuç içi ile karın alt kısımlarına masaj yapınız. Nefes alırken ellerinizi karnınızın üst kısımlarına kaydırırken, nefes verme esnasında kasıklarınıza doğru masaj yapınız. “Ağrı bitti” komutu ile içinizdeki nefesi verip, normal nefese geçiniz. Ağrının başlaması ve bitmesi arasında geçen süre 30-40 sn olacaktır.

    Kuvvetli Sancı Dönemi: Bu evrede ağrılar hem daha sık hem de daha şiddetlidir.

    Eşinizin “Ağrı başlıyor” komutu ile nefes temizleme hareketini yapın ve yukarıda bahsedilen şekilde, derin ve yavaş ritmli solunum hareketleri yapın. Bu ağrının başlangıcını ifade eder. Ağrının şiddeti artınca bu ritm yetersiz kalacaktır. Eşinizin “Ağrı şiddetlendi” komutu ile hızlı solunuma (Köpek soluması) geçeceksiniz. Bu solunumda yüzeyel ve sık sık nefes alıp veriyorsunuz, nefes daha ziyade boğaz seviyesinde olmalı ve göğsünüz çok az hareket etmelidir. 20-30 sn sonra eşinizin “Ağrı hafifledi” komutu ile tekrar yavaş ritmli solunuma, “Ağrı bitti” komutu ile normal solunuma geçin. Hareketi kavrayıncaya dek köpek solumasını ayrı çalışabilirsiniz, daha sonra buna karın masajını ekleyin.

    Doğum Eyleminin Sonuna Doğru: Bebeğin başının kalın bağırsak üzerine yaptığı baskı ıkınma hissi uyandırır. Ancak rahim ağzı tam açıklığa ulaşmamışsa, ıkınmamanız gerekir.

    “Ağrı başlıyor” komutu ile nefes temizleme hareketini yapın. Şimdi sık ve yüzeyel solumalara (köpek soluması) başlayın ve her 4-6 yüzeyel solunumu takibeniçinizdeki havayı, kuvvetle dışarı boşaltın. Aynı hareketleri yineleyin. “Ağrı bitti” komutu ile normal solunuma geçin.

    Aynı hareketi doğumun en sonunda, bebeğinizin başı çıkarken de yapmanız gerekecektir. Bebeğinizin başının doğumu esnasında, genital bölgede yırtık olmaması için, sizden ıkınmamanız istenecektir. İşte bu esnada yine bu solunumu yapmanız faydalı olur.

    Ikınma Aşaması: Rahim ağzı tamamen açıldıktan sonra, bebeğinizin doğabilmesi için sizin ıkınma gücünüz gereklidir. Doğumun bu aşaması sizin göstereceğiniz performansla yakından alakalıdır. İyi ıkınma ile rahim ağzı tam açıldıktan sonra 15-30 dakika içinde doğumunuz olabilirken, yetersiz ve yanlış ıkınma bu evrenin 2 saate kadar uzamasına neden olur. Gerçek ıkınma işlemini ancak doğum sırasında yapacaksınız. Gebelik döneminde ise şu solunum hareketini yapınız:

    Ayaklar yere basmak şartı ile bir sandalyeye rahatça oturun. Normal hızda solurken, nefes verme işlemi sonunda, akciğerlerinizde yine de kalan havayı zorla dışarı atın. Bu pozisyonda birkaç saniye kalın, bu esnada karın kaslarınızın kasıldığını hissedersiniz. Daha sonra nefes temizleyip gevşeyin.

    Doğumda gerçekleştireceğiniz ıkınma ise şu şekilde gerçekleştirilir:

    Ağrı ile birlikte derin derin nefes alıp vererek ağrının şiddetlenmesini bekleyin. Ağrı şiddetlenince derin bir nefes alıp, nefesinizi içinizde tutun. Her iki bacağınızı dizlerinizden kendinize çekerek, tüm gücünüzle, bebeğinizi doğum yoluna doğru ittirir şekilde (büyük tuvaletinizi yapıyormuş gibi) ıkının. Bu sırada başınızı göğsünüze doğru yaklaştırın. Ağrı hafifleyinceye kadar nefesinizi kaçırmadan, ıkınmayı kesintisiz olarak sürdürün. İhtiyaç hissederseniz, başınızı geriye atıp, tuttuğunuz nefesi dışarı verin ve çabucak tekrar nefes alıp harekete kaldığınız yerden devam edin. Ikınma esnasında nefesinizi bırakmanız, bağırmanız ya da ses çıkarmanız veya gücünüzü bebeği itmek yerine karnınızı şişirmek şeklinde kullanmanız ıkınmanın etkisini azaltır.

    Bunları doğru yaptığınızda kendinizle gurur duyacaksınız.

    Doktorun onayını alarak gebeliğin 4. ayından itibaren doğuma kadar yapılan gebelik jimnastiklerinin ve düzenli yapılan gevşeme ve nefes alıp verme egzersizlerinin doğum sırasında ve daha sonra yararı büyüktür.Jimnastikler kaslara esneklik kazandırdığı için gebelikte gerilmelerin ve basıncın neden olduğu rahatsızlıkların azaltılmasında ve doğum sırasında kasılmaların daha etkili olmasında yararlıdır. Kasılmalara uyumlu nefes alıp vermek ve gevşemek de gebenin doğumda ekiple işbirliği yapabilmesini, ağrılarla baş edebilmesini ve ağrıları daha az hissetmesini sağlar. Ayrıca plasentaya (çocuğun eşi) giden kan miktarını arttırır ve günlük streslerin yenilmesine yardım eder.

    Gebeliğim sırasında egzersiz yapmam doğru mu?

    Gebelikte egzersiz genellikle zararlı değildir ancak bunu önce doktorunuzla konuşmanız daha doğru olacaktır. Gebelikte egzersizin etkileri konusunda bazı tereddütler olsa bile hafif egzersizin bebek üzerinde kötü etkileri olduğu gösterilmemiştir. Ayni şekilde iyi etkileri olduğu da gösterilmemiştir. Fakat hafif egzersiz kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabilir. Eğer ciddi tıbbi bir probleminiz yoksa ve gebeliğiniz sorunsuz geçiyorsa egzersiz yapmak sizin için iyi olabilir.

    Egzersiz programına nasıl başlayabilirim?

    İlk önce doktorunuzla bu durumu görüşmeniz gerekir. Bazı durumlarda egzersiz yapmak size veya bebeğinize zarar verebilir. Eğer doktorunuz da onaylarsa ağrı, nefes darlığı veya aşırı yorgunluğa sebep olmayacak bir egzersiz programına başlayabilirsiniz. Nefes darlığı, aşırı yorgunluk veya huzursuzluk hissetmeniz halinde daha hafif egzersizler yapmanız iyi olacaktır. Daha önceden düzenli olarak egzersiz yapan biri iseniz gebelikte de buna devam etmeniz kolay olacaktır. Eğer önceden düzenli olarak spor yapmıyorsanız çok hafif egzersizlerle ise başlamalısınız. Pek çok hanim gebelikte daha hafif egzersizleri tercih ederler.

    Hangi çeşit egzersizler iyidir?

    En rahat yapılabilecek egzersizler vücudunuzun ek ağırlık taşımasının gerekli olmadığı türden olanlardır. Yüzme ve durağan çevirme türü egzersizler bunlardandır. Yürüme ve hafif aerobik hareketler de iyi tolere edilirler. Koşmak ise gebeliğin erken dönemlerinde iyi tolere edilebilirken, daha ileri gebelik haftalarında pek çok gebe kendilerini iyi hissetmedikleri için ya koşunun dozunu azaltmak ya da tamamen kesmek zorunda kalırlar.

    Nelere dikkat etmeliyim?

    Ağır raket sporları gibi düşmenize veya yaralanmanıza sebep olabilecek sporlardan kaçınmalısınız. Karın bölgenize gelebilecek hafif darbeler bile gebelikte ciddi sonuçlar yaratabilir. Gebeliğin ilk üç ayından sonra sırt üstü yatarak yapacağınız egzersizlerden kaçınmalısınız. Bu bebeğinize gidecek kan miktarını azaltabilir. Uzun süreler ayakta kalmaktan da kaçınılmalıdır. Havanın sıcak olduğu dönemlerde aşırı terlemeyi önlemek amacıyla günün erken saatlerinde ya da geç saatlerinde egzersiz yapılmalıdır. Odada egzersiz yapıyorsanız ortamın iyi havalanmasına özen göstermelisiniz. Bir fan yardımıyla serinleyebilirsiniz. Susuz hissetmeseniz bile bol sıvı almak da diğer önlemler arasındadır. Dengeli beslendiğinizden emin olun. Normal olarak gebeler egzersiz yapmasalar bile günlük olarak 300 kalorilik ek besine gereksinim duyarlar.

    Hangi durumlarda doktorumu aramalıyım?

    Aniden başlayan veya aşırı karin ağrınız olduğunda, vaginal kanama veya lekelenmeleriniz başladığında ve egzersiz bittikten yarim saat sonra bile geçmeyen kasılmalarınız olması halinde hemen doktorunuzu aramalısınız. Göğüs ağrınız veya ağır nefes darlığı olması halinde de hemen tıbbi yardim istemelisiniz.

    Nefes Alma Egzersizleri:

    Nefes alma egzersizleri için gebeliğin dördüncü ayından itibaren doğuma kadar günde en az bir kez 15-20 dakika ayırmak yeterlidir. Bunun için; Rahat bir yere oturup bağdaş kurabilirsiniz. Otururken kuyruk kemiğini zedelememek ve kalça, bel ağrılarını önlemek için kalçanızın altını bir yastıkla destekleyebilirsiniz. Yapılacak egzersizleri bu konuda uzman birinden öğrenebilirsiniz. Nefes egzersizini nasıl yapacaksınız? Bunun için;
    Burundan nefes alıp ağızdan verin.
    Dudaklarınızı hafif büzerek üfler tarzda nefesinizi verin. Üflediğiniz nefesin sesini duymalısınız.
    Nefes alıp verme işlemi sırasında içinizden yavaşça dörde kadar sayın ( bu işi sizin için eşiniz de yüksek sesle yapabilir). Egzersizler ilerledikçe nefes alma kapasiteniz artacağından sayma işlemini artırabilirsiniz (beş, altı, yedi...).
    Nefes alırken önce karnınızı sonra ciğerlerinizi nefesle doldurun. Karın solunumu yaparken nefesinizin karın duvarlarını gerdiğini hissedin. Karın solunumu gebelikte oluşan kabızlık sorununuzu çözmenize faydalı olur.
    Nefes verirken karnınızdan dizinize kadar olan bölgedeki kasların çişinizi yapıyormuş gibi gevşemesini sağlayın.
    Nefes alma egzersizleri sırasında ortam gürültüden uzak olmalı; ayrıca gözleriniz kapalı ve sadece yaptığınız işe konsantre olmalısınız.

    Gevşeme Egzersizleri:

    Jimnastik ve nefes egzersizleri arasında ve bitirirken mutlaka gevşeme egzersizi yapılmalıdır. Gevşeme yorulan kasların dinlenmesini, dolaşımının artması ve düzene girmesini sağlar. Bunun için;
    Nefes alma ya da jimnastik egzersizinden sonra rahat bir yere uzanın.
    Gözlerini kapayın.
    Ayak bileğinizden, kafa derinize kadar bütün eklemlerinizi ve kaslarınızı gevşetin. Bunun için isterseniz eşiniz size komut verebilir. (Örneğin sırasıyla ayak parmaklarınızı, ayak bileğinizi, dizinizi, bacağınızı, kalçanızı, poponuzu, belinizi, omuzlarınızı, dirseğinizi, el bileğinizi, parmaklarınızı, kolunuzu, boynunuzu, ağzınızı, yanaklarınız ve kulaklarınızı, kaşlarınız ve göz kapaklarınızı, alnınızı, kafanızı gevşetin) Her noktanın gevşediğini hissedin. Gevşeme hissi uykuda olmak gibidir.
    Bu işi sessiz, sakin bir ortamda, başka şeyler düşünmeden, yaptığınız işe konsantre olarak yapın.
    Sonra derin bir nefes alarak gözlerinizi açın. Kendinizi dinlenmiş ve çok rahatlamış hissedeceksiniz.
    Nefes alıp verme ve gevşeme sizin doğal tepkiniz haline gelinceye kadar sık sık tekrarlayın.

    Boyun Hareketliliğini Koruma:

    Bağdaş kurularak oturulur, baş her iki yana öne ve arkaya eğilir.. Hareket 10 kez tekrarlanır.

    Boyun Arka Grup Kaslarını Germe:

    Bağdaş kurularak oturulur, her iki el başın arkasında birleştirilir..ellerin yardımı ile baş göğüs'e değdirilir..bu pozisyonda 10 a kadar sayılır..böylece boynun arka ve üst kısmındaki kaslar gerilir..hareket 5 kez tekrarlanır..

    Göğüs Kaslarını Germe:

    Bağdaş kurularak oturulur her iki el ensede birleştirilir..dirsekler geriye çekilerek göğüs kasları gerilir.. 10a kadar sayılır..hareket 5 kez tekrarlanır..

    Omuz Ve Göğüs Kaslarını Güçlendirme:

    Bağdaş kurulur..eller burun hizasında birleştirilir..10 a kadar sayılır..5 kez tekrarlanır.

    Sırt Kaslarını Germe:

    Oturularak bir omuz karşı dize değdirilmeye çalışılır..10 kadar sayılır..5 kez tekrarlanır.

    Karın Ve Bacak Kaslarını Güçlendirme:

    Duvara yaslanılır, bacaklar birbirinin yanında ve duvardan 25 cm uzaktadırlar..karın içeri çekilerek duvara yaslanılır..bu pozisyonda yavaşça duvarda kayılır ve dizler çömelir..sonra yavaşça doğrulunur..bu sırada nefes tutulmaz..5 kez tekrarlanır..

    Karın Kaslarını Güçlendirme:

    Sırtüstü yatılır..dizler kıvrılarak ayaklar yere basar..her iki el öne doğru uzanarak kürek kemikleri yerden kalkacak şekilde doğrulunur..5 e kadar sayılır..5 kez tekrarlanır.



    -------------
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20


    Mesaji gonderen: ROSEE
    Mesaj Tarihi: 10-Ekim-2007 Saat 23:32

    GEBELİKTE UYGULANAN EGZERSİZLER

     

     

     

                    

                                         

                                         

                     

                     

                    

                                        

                      

                                             



    -------------
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20



    Sayfayi Yazdir | Pencereyi Kapat

    Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.17 - http://www.webwizforums.com
    Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd. - http://www.webwiz.co.uk