SSS SSS  Forumda Ara   Uye Ol Uye Ol  Giris Giris


Gebelik (Hamilelik) Faydali Yazilar

 Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  <1 678910 16>
Yazar
  Baslik Ara Baslik Ara  Topic Options Topic Options
belma Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 12468
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti belma Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 09-Aralik-2007 Saat 17:03
Bebeğin Özürlü Dogmasina neden olabilecek 6 tehlike

Uzmanlar, hamilelik döneminde özürlü bebek doğumuna yol açan 6 tehlikeye karşı anne adaylarını uyardı.

Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek isteyen anne adayının gebelik öncesi bilinçli olmasının, ortaya çıkabilecek pek çok rahatsızlığı önlediğini belirten uzmanlar, özürlü bebek doğumuna yol açan tehlikeye karşı anneleri uyardı.

Yüksek ateş, kedi ve köpekle yakın temas, her gün yapılan ağır makyaj, stres, içki ve bozulmuş yemek yemenin bebeğin özürlü doğmasına neden olduğunu tespit eden uzmanlar, bu durama yol açan sebepleri şöyle sıraladı:

- Hamileliğin ilk günlerinde yüksek ateş: Hamileliğin ilk günlerinde geçirilen yüksek ateş, bebeğin dış görünüşünde bir anormalliğe neden olmazken, bebeğin beyin dokularının büyümesini olumsuz etkiler ve çocuğun zeka özürlü olmasına yol açabilir.

- Kedi ve köpekle yakın temas: Bakteri taşıyan kedilerin bebeğin özürlü olmasına neden olan bir bulaşıcı hastalığın kaynağı olduğu ve kedinin dışkısının da bu bulaşıcı hastalığın ana yayılma yollarından biri olduğu pek bilinmiyor. Ancak yapılan bir araştırmada, İngiltere'de her yıl yaklaşık 500 bebeğin, annelerinin kediyle yakın temasta bulunmasından dolayı özürlü kaldığı ortaya çıktı.

- Her gün ağır makyaj yapmak: Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen bir araştırma sonucuna göre, her gün ağır makyaj yapan kadınların makyaj yapmayanlara göre özürlü bebek doğurma riski 1.25 kat daha fazla. Bebeği olumsuz etkileyen ise, kozmetik ürünlerde bulunan arsenik, kurşun ve merkür gibi zehirli maddeler. Bu gibi maddeler hamile kadının cildinden bebeğin kan dolaşımına giriyor ve bebeğin normal büyümesini olumsuz etkiliyor.

- Stres: Hamileliğin ilk üç ayı içinde yaşanan stres, bebeğin "tavşan dudaklı" olması gibi çeşitli özürlere neden olabiliyor.

- İçki: Hamile kadın içki içtiği zaman, alkol plasentadan embriyoya geçer ve bebeğe ciddi zarar verir. Hamilelik döneminde günlük iki bardak ya da daha fazla alkollü içki, bebeğin özürlü olmasına neden olabilir.

- Bozulmuş yemek yemek: Uzmanlar, hamile kadının yediği bozulmuş yemeklerde bulunan küfün, plasentadan bebeğe geçtiğini, bunun da bebeğin kromozomlarında kötü etki yarattığını belirtiyorlar. Alıntı


Duzenleyen mystical - 05-Subat-2008 Saat 15:54
Basa don
burcumMm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 12-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 574
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti burcumMm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 15-Aralik-2007 Saat 13:53
Doğumun başladığı nasıl anlaşılır?

Nişan, kasılmalarla birlikte olan sancı ve/veya suyun gelmesi bize doğum eyleminin başladığını gösterir. Bu üç belirti sıra ile değildir. Her kadında ve bir kadının her doğumunda farklı sıralarla görülebilir.

Nişan:
Gebelik boyunca kapalı olan rahim ağzında rahmi ve bebeği enfeksyonlardan korumak amacıyla pelte gibi sümükümsü bir tıkaç oluşur. Bu tıkaca da nişan denir. Rahimdeki kasılmaların etkisiyle genişleyen rahim ağzından bu tıkaç düşer. Gebe kadın bunu akıntı şeklinde fark eder. Bu sümüksü tıkaç aynı zamanda hafif pembemsi kanla bulaşmış (ancak kanama olmayan) şeklindedir. Halk arasında buna belirti, nişan, iz de denir. Nişan geldiğinde hemen hastaneye gitmek gerekmez. Bu doğumun çok yaklaştığını bugün yarın doğumun gerçekleşeceğini gösterir. Hazırlıkları gözden geçirmek için zamanınız vardır.

Suyun gelmesi:
Bebeği koruyan su kesesi gerilmelerin ve kasılmaların etkisiyle yırtılabilir. Bu nedenle amniyon suyu rahimden dışarı akar.Su kesesi üst bölgeden ve sıyrık şeklinde yırtılmışsa amniyon suyu sızıntı şeklinde akabilir. Bu nedenle gebeler idrar kaçırdıklarını ya da akıntı nedeniyle ıslaklık olduğunu düşünebilirler. Amniyon sıvı akıntı gibi koyu, kıvamlı değil, su gibi akışkandır. Rengi açık sarı ya da ıhlamur çayı gibidir. çamaşırda akıntı gibi tabaka bırakmaz. Bu nedenle aksırma, öksürme gibi nedenle olan idrar kaçırmaya benzemez. Ayrıca kendine has bir kokusu da vardır. Bu farklılıkları dikkate alarak ıslaklığın kesenin açılmasıyla ilgili olup olmadığı gebe tarafından ayırt edilir.

Amniyon kesesi yırtıldıktan sonra bebeğin ve anne rahminin mikrop alması kolaylaşır. O nedenle su geldiğinde ya da şüphe edildiğinde hemen hastaneye gitmek gereklidir. Bazen kadınlar su gelse bile ağrılar başlamadı diye hastaneye gitmeyi geciktirirler. Bu durum anne ve bebeğin mikroplarla bulaşan bazı hastalıkları kapmasına neden olabilir.Doğumdan önce su keseleri yırtılan gebe kadınların çoğunluğu 12 saat içinde ilk kasılmaları hissederler; kalanların çoğu bunları 24 saat içinde hisseder. Bununla birlikte yaklaşık 10 kadından birinde doğumun başlaması daha uzun sürer. Zaman geçtikçe yırtılmış amniyon kesesinden bebek ve/veya annenin enfeksiyon kapma riski artacağı için çoğu hekim kese yırtıldıktan sonra eğer beklenen tarih yakınsa 24 saat içinde oksitosinle doğumu başlatır, az sayıda hekim 6 saat içinde başlatmayı yeğler. Son çalışmalar bu noktaya gelmiş bir gebelikte doğumu başlatmak için 24 saatten fazla beklemenin yararı olmadığını, tersine zararı olduğunu gösteriyor.

Vajinanızdan sızıntı veya akıntı geliyorsa hekiminizi veya ebenizi arayın. Bu arada enfeksiyondan korumak için vajina bölgesini olabildiğince temiz tutun; banyo yapmayın veya cinsel ilişkiye girmeyin; amniyon sıvısını emmesi için ped kullanın (tampon değil); kendi kendinizi içeriden muayene etmeye kalkışmayın; tuvalette önden arkaya doğru temizlenin.

Nadiren, bebeğin gelen parçası henüz pelvise yerleşmediğinde ve keseler erken yırtıldığında (en sık olarak bebeğin prematüre veya makat gelişi olduğu durumlarda) göbek bağı "kendi üstüne katlanır" rahim boynuna doğru itilir hatta amniyon sıvısının akmasıyla vajinaya bile inebilir. Vajinanızın çıkışında göbek bağı görebiliyorsanız veya vajinanızın içinde bir şey varmış gibi hissediyorsanız hemen hastaneye gidin.

Ağrı:
Doğumun başladığını gösteren bir diğer belirti de karında sertleşme ile birlikte ağrının hissedilmesidir. Başlangıçta hafif olan, kısa süren ve seyrek olan bu ağrılar gittikçe daha uzun, şiddetli ve sık hale gelir.

İlk kez anne olacak çoğu kadın (bunlarda doğum sancıları genellikle yavaş başlar ve kasılmalar kademeli olarak artar) güvenle ilk birkaç saati evinde geçirebilir. Ancak kasılmalarınız, çok güçlü başladıysa -en az 45 saniye süren ve 5 dakikadan daha sık gelen kasılmalar- ve/veya daha önce doğurmuşsanız ilk birkaç saat sancıların tamamı olabilir. Büyük olasılıkla doğumun ilk evresi sancısız geçmiştir ve rahim ağzınız bu sürede yeterince genişlemiştir. Hekiminizi aramamak -ve son dakikada hastaneye yetişmeye çalışmayı göze almak- şu an telefon etmekten daha kötü sonuçlar doğurabilir.

Bununla birlikte, ardışık birkaç kasılmayı saymış olmanız iyi olacaktır. Kasılmaları bildirirken sıklıkları süreleri ve güçleri konusunda emin olun. Sakin bir ses tonuyla konuşmak adına rahatsızlığınızı belli etmekten kaçınmayın. (Hekiminiz kasılma sırasında konuşmakta olan bir kadının sesinden doğumun hangi aşamada olduğunu anlama konusunda deneyimli olacaktır.)

Eğer siz hazır olduğunuzu hissediyorsanız, ancak hekiminiz aynı fikirde değilse, "bekle" yanıtıyla tatmin olmayın. Hastaneye gidip kontrol yaptırmak istediğinizi söyleyin. "Her ihtimale" karşı bavulunuzu yanınıza alabilirsiniz, ancak rahim ağzınız açılmaya yeni başlamışsa eve dönmeye de hazırlıklı olun.

Doğum sancıları başladığında hemen hastaneye gitmeniz gerekmez. Ancak sancılar yaklaşık 4-5 dakikada bir geliyorsa hastanede olmanız gerekir. Bazen gerçek doğum ağrılarını taklit eden yalancı doğum ağrıları gebe kadını ve eşini telaşlandırır ve hastaneye gitmesine neden olur. Böyle bir durumla karşılaşıldığında ağrıların gerçek mi, yalancı mı olduğunu ayırt etmek için izlemek ve bazı farklılıkları gözlemek gerekir.

Yalancı doğum ağrıları:
Sıklığı, şiddeti bakımından düzensizdir. Dolaşma, masaj ve istirahatle geçebilir. Ağrı bel, kasık ve karında hissedilir. Rahim ucunda yumuşama ve açılmaya neden olmaz.

Gerçek doğum ağrıları:
Düzenlidir. Her durumda devam eder, geçmez. Ağrı bel, kasık ve karında her noktada aynı hissedilir. Yumuşama ve açılmaya neden olur

Evde yapılabilecekler:
Dolaşabilir ya da istirahat edebilirsiniz. Duş alınabilir. Masaj yapılabilir. Belden kalçaya doğru ve elin topuğu ile bel ve kalça üzerine basınç uygulamaları rahatlatıcı olabilir. Valiz kontrol edilebilir. Sık sık tuvalete gidilerek idrar yapılır.

Yapılması sakıncalı olanlar:
Ağrılar başladığında bir şey yenilmemelidir. Yemek yemek ya da Fazla miktarda sıvı almak kusmaya yol açabilir. Gerekirse çok küçük miktarlarda sıvı alınabilir. Biraz enerji verecek, ağızda eriyen şeker, çikolata yenilebilir.

Nişan, kasılmalarla birlikte olan sancı ve/veya suyun gelmesi bize doğum eyleminin başladığını gösterir. Bu üç belirti sıra ile değildir. Her kadında ve bir kadının her doğumunda farklı sıralarla görülebilir.

Nişan:
Gebelik boyunca kapalı olan rahim ağzında rahmi ve bebeği enfeksyonlardan korumak amacıyla pelte gibi sümükümsü bir tıkaç oluşur. Bu tıkaca da nişan denir. Rahimdeki kasılmaların etkisiyle genişleyen rahim ağzından bu tıkaç düşer. Gebe kadın bunu akıntı şeklinde fark eder. Bu sümüksü tıkaç aynı zamanda hafif pembemsi kanla bulaşmış (ancak kanama olmayan) şeklindedir. Halk arasında buna belirti, nişan, iz de denir. Nişan geldiğinde hemen hastaneye gitmek gerekmez. Bu doğumun çok yaklaştığını bugün yarın doğumun gerçekleşeceğini gösterir. Hazırlıkları gözden geçirmek için zamanınız vardır.

Suyun gelmesi:
Bebeği koruyan su kesesi gerilmelerin ve kasılmaların etkisiyle yırtılabilir. Bu nedenle amniyon suyu rahimden dışarı akar.Su kesesi üst bölgeden ve sıyrık şeklinde yırtılmışsa amniyon suyu sızıntı şeklinde akabilir. Bu nedenle gebeler idrar kaçırdıklarını ya da akıntı nedeniyle ıslaklık olduğunu düşünebilirler. Amniyon sıvı akıntı gibi koyu, kıvamlı değil, su gibi akışkandır. Rengi açık sarı ya da ıhlamur çayı gibidir. çamaşırda akıntı gibi tabaka bırakmaz. Bu nedenle aksırma, öksürme gibi nedenle olan idrar kaçırmaya benzemez. Ayrıca kendine has bir kokusu da vardır. Bu farklılıkları dikkate alarak ıslaklığın kesenin açılmasıyla ilgili olup olmadığı gebe tarafından ayırt edilir.

Amniyon kesesi yırtıldıktan sonra bebeğin ve anne rahminin mikrop alması kolaylaşır. O nedenle su geldiğinde ya da şüphe edildiğinde hemen hastaneye gitmek gereklidir. Bazen kadınlar su gelse bile ağrılar başlamadı diye hastaneye gitmeyi geciktirirler. Bu durum anne ve bebeğin mikroplarla bulaşan bazı hastalıkları kapmasına neden olabilir.Doğumdan önce su keseleri yırtılan gebe kadınların çoğunluğu 12 saat içinde ilk kasılmaları hissederler; kalanların çoğu bunları 24 saat içinde hisseder. Bununla birlikte yaklaşık 10 kadından birinde doğumun başlaması daha uzun sürer. Zaman geçtikçe yırtılmış amniyon kesesinden bebek ve/veya annenin enfeksiyon kapma riski artacağı için çoğu hekim kese yırtıldıktan sonra eğer beklenen tarih yakınsa 24 saat içinde oksitosinle doğumu başlatır, az sayıda hekim 6 saat içinde başlatmayı yeğler. Son çalışmalar bu noktaya gelmiş bir gebelikte doğumu başlatmak için 24 saatten fazla beklemenin yararı olmadığını, tersine zararı olduğunu gösteriyor.

Vajinanızdan sızıntı veya akıntı geliyorsa hekiminizi veya ebenizi arayın. Bu arada enfeksiyondan korumak için vajina bölgesini olabildiğince temiz tutun; banyo yapmayın veya cinsel ilişkiye girmeyin; amniyon sıvısını emmesi için ped kullanın (tampon değil); kendi kendinizi içeriden muayene etmeye kalkışmayın; tuvalette önden arkaya doğru temizlenin.

Nadiren, bebeğin gelen parçası henüz pelvise yerleşmediğinde ve keseler erken yırtıldığında (en sık olarak bebeğin prematüre veya makat gelişi olduğu durumlarda) göbek bağı "kendi üstüne katlanır" rahim boynuna doğru itilir hatta amniyon sıvısının akmasıyla vajinaya bile inebilir. Vajinanızın çıkışında göbek bağı görebiliyorsanız veya vajinanızın içinde bir şey varmış gibi hissediyorsanız hemen hastaneye gidin.

Ağrı:
Doğumun başladığını gösteren bir diğer belirti de karında sertleşme ile birlikte ağrının hissedilmesidir. Başlangıçta hafif olan, kısa süren ve seyrek olan bu ağrılar gittikçe daha uzun, şiddetli ve sık hale gelir.

İlk kez anne olacak çoğu kadın (bunlarda doğum sancıları genellikle yavaş başlar ve kasılmalar kademeli olarak artar) güvenle ilk birkaç saati evinde geçirebilir. Ancak kasılmalarınız, çok güçlü başladıysa -en az 45 saniye süren ve 5 dakikadan daha sık gelen kasılmalar- ve/veya daha önce doğurmuşsanız ilk birkaç saat sancıların tamamı olabilir. Büyük olasılıkla doğumun ilk evresi sancısız geçmiştir ve rahim ağzınız bu sürede yeterince genişlemiştir. Hekiminizi aramamak -ve son dakikada hastaneye yetişmeye çalışmayı göze almak- şu an telefon etmekten daha kötü sonuçlar doğurabilir.

Bununla birlikte, ardışık birkaç kasılmayı saymış olmanız iyi olacaktır. Kasılmaları bildirirken sıklıkları süreleri ve güçleri konusunda emin olun. Sakin bir ses tonuyla konuşmak adına rahatsızlığınızı belli etmekten kaçınmayın. (Hekiminiz kasılma sırasında konuşmakta olan bir kadının sesinden doğumun hangi aşamada olduğunu anlama konusunda deneyimli olacaktır.)

Eğer siz hazır olduğunuzu hissediyorsanız, ancak hekiminiz aynı fikirde değilse, "bekle" yanıtıyla tatmin olmayın. Hastaneye gidip kontrol yaptırmak istediğinizi söyleyin. "Her ihtimale" karşı bavulunuzu yanınıza alabilirsiniz, ancak rahim ağzınız açılmaya yeni başlamışsa eve dönmeye de hazırlıklı olun.

Doğum sancıları başladığında hemen hastaneye gitmeniz gerekmez. Ancak sancılar yaklaşık 4-5 dakikada bir geliyorsa hastanede olmanız gerekir. Bazen gerçek doğum ağrılarını taklit eden yalancı doğum ağrıları gebe kadını ve eşini telaşlandırır ve hastaneye gitmesine neden olur. Böyle bir durumla karşılaşıldığında ağrıların gerçek mi, yalancı mı olduğunu ayırt etmek için izlemek ve bazı farklılıkları gözlemek gerekir.

Yalancı doğum ağrıları:
Sıklığı, şiddeti bakımından düzensizdir. Dolaşma, masaj ve istirahatle geçebilir. Ağrı bel, kasık ve karında hissedilir. Rahim ucunda yumuşama ve açılmaya neden olmaz.

Gerçek doğum ağrıları:
Düzenlidir. Her durumda devam eder, geçmez. Ağrı bel, kasık ve karında her noktada aynı hissedilir. Yumuşama ve açılmaya neden olur

Evde yapılabilecekler:
Dolaşabilir ya da istirahat edebilirsiniz. Duş alınabilir. Masaj yapılabilir. Belden kalçaya doğru ve elin topuğu ile bel ve kalça üzerine basınç uygulamaları rahatlatıcı olabilir. Valiz kontrol edilebilir. Sık sık tuvalete gidilerek idrar yapılır.

Yapılması sakıncalı olanlar:
Ağrılar başladığında bir şey yenilmemelidir. Yemek yemek ya da Fazla miktarda sıvı almak kusmaya yol açabilir. Gerekirse çok küçük miktarlarda sıvı alınabilir. Biraz enerji verecek, ağızda eriyen şeker, çikolata yenilebilir.



Duzenleyen mystical - 05-Subat-2008 Saat 16:13
Annesi onu çoook
Babası onu çoook
Herkesler onu çoook severmiş severmiş,öpermiş,severmiş
Annesinin yavrusu
Kuzusu pamuğu
Annesi ninni söyler
Cankuşu dinlermiş

çileğimm geldiiiiiiiii =)))
Basa don
burcumMm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 12-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 574
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti burcumMm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 15-Aralik-2007 Saat 13:56

Doğumun birinci evresi

 

Gebelik boyunca kapalı olan rahim ağzının bebeğin doğabilmesi için kasılmaların yardımıyla tam açılmasına (10 cm) kadar geçen süredir. Bu evre doğumun en uzun evresidir (yaklaşık 8-10 saat). Ancak gebe kadının sancılarını fark etmesinden çok önce kasılmalar başladığından ve bazı gebelerin ağrı eşiği yüksek olduğundan, gebe sancısını fark ettiğinde bu evrenin bile sürmesini geçirmiş olur. Bu dönem pasif ve aktif dönem olarak ikiye ayrılır.

Pasif dönem:
Doğumun ve birinci evrenin en uzun süren dönemdir. Bu dönemde ağrılar seyrek ve daha hafiftir. Bu dönem ilk doğumu olan gebelerde daha uzun sürer. Birkaç saatten bir iki güne kadar sürebilir. Bu dönemde eğer başka bir belirti yoksa hastaneye gitmek gereksizdir.

Aktif dönem:
Rahim ağzı yaklaşık 3 cm açıklığa ulaştıktan sonra başlayan dönemdir. Bu dönemi kadın, ağrılarının sıklaşmaya ve şiddetinin artmaya başlamasıyla fark eder. Bu dönemde ağrılar yaklaşık 5 dakikada bir gelmeye başladıktan sonra hastaneye gidilmelidir. Ancak bu dönemde suyun fazla gelmesi, ne olursa olsun kanamanın olması ya da normal olmayan herhangi bir durum fark edildiğinde ağrıların sıklığına bakılmaksızın hemen hastaneye gidilmelidir.

Birinci evrenin sonuna doğru yani rahim ağzı 8-9 cm açıldığında sancılarla birlikte gebe kadın ıkınma da hisseder. Eğer doğumu yaptıracak hekim izin verirse kadın ıkınabilir. Vaktinden önce ıkınma doğumu uzatabilir.

Annesi onu çoook
Babası onu çoook
Herkesler onu çoook severmiş severmiş,öpermiş,severmiş
Annesinin yavrusu
Kuzusu pamuğu
Annesi ninni söyler
Cankuşu dinlermiş

çileğimm geldiiiiiiiii =)))
Basa don
burcumMm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 12-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 574
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti burcumMm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 15-Aralik-2007 Saat 13:56

Doğumun ikinci evresi ve ıkınma tekniği

 

Rahim ağzının tam açılmasından bebeğin doğumuna kadar geçen süredir. Bu süre yarım ile iki saat arasındadır. Bu dönemde kadının kuvvetle ıkınması süreyi kısaltır. Ikınma, tekniğe uygun olursa etkilidir. Aksi halde sadece annenin yorulmasına neden olur. doğumun bu dönemi annenin aktif olarak doğuma katıldığı bir dönemdir.

Ikınma Tekniği:
Ikıntılı ağrılarda ağrının en güçlü olduğu sırada gebe kadının derin bir nefes alarak bu havayı dışarı vermeden ağzını kapatarak kuvvetle ıkınır. Ikınırken kalça ve bel "C" pozisyonunda, çeneyi göğse dayayarak tüm gücüyle makatına doğru ıkınarak bebeği iter. Ikınma ağrı boyunca devam etmeli, ağrı geçince ıkınmamalı ve gevşemelidir. Bebeğin başı doğarken gebeye ıkınmaması söylenir, ancak ıkınma hissi devam etmektedir. Ikınmayı önlemek için ağız açılarak kuvvetli bir şekilde kısa nefesler alıp verilir.

Bebeğin başı doğduğunda doktor rahat nefes alabilmesi için bebeğin ağzını ve burnunu siler. Bebek başı doğduğunda yüzü yere doğrudur. Omuzların doğabilmesi için başını annenin sağ ya da sol bacağına doğru çevirir.

Bu dönüşten sonra doktor bebeğin başından tutup hafifçe çekerek bir omzunu, sonra diğer omzunu çıkarır ve vücudunun doğmasını sağlar. Bebekler normalde doğar doğmaz nefes almaya ve ağlamaya başlarlar. Bebek doğduktan sonra 2-3 cm'lik mesafeden göbek klempi takılır, göbek kesilir ve eğer uygunsa emzirmesi için anneye verilir. Emzirme sırasında salgılanan hormonlar nedeniyle plasentanın ayrılması da sağlanabilir. Bebeğe ve anneye kimlik tesbiti için kol bantları takılır, bebeğin ayak izi alınır. Bu esnada annelerde üşüme ve titreme olabilir, bu durum normaldir, birkaç dakika içinde geçer.
 

Annesi onu çoook
Babası onu çoook
Herkesler onu çoook severmiş severmiş,öpermiş,severmiş
Annesinin yavrusu
Kuzusu pamuğu
Annesi ninni söyler
Cankuşu dinlermiş

çileğimm geldiiiiiiiii =)))
Basa don
burcumMm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 12-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 574
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti burcumMm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 15-Aralik-2007 Saat 13:57

Doğumun üçüncü evresi

 

Bebeğin doğmasından sonra plasentanın doğmasına kadar geçen süredir (30 ile 45 dakika). Plasenta çıktıktan sonra tam olup olmadığı kontrol edilir. Rahim içinde plasenta parçası kalırsa kanama ve enfeksiyona sebep olur. Kesi yapılmışsa dikişi yapılır. Genellikle anneler bu evrede büyük bir rahatlık, mutluluk ve yorgunluk hissederler. Daha sonra annenin temizliği ve kanama kontrolü yapılır ve odasına çıkarılır. ılk birkaç saat kanama kontrolü, tansiyonu, nabzı ve diğer bulgularına bakılır. Bu esnada doğumhanede bebeğini emzirememişse odasında bebeğini sevebilir ve emzirebilir.

Annesi onu çoook
Babası onu çoook
Herkesler onu çoook severmiş severmiş,öpermiş,severmiş
Annesinin yavrusu
Kuzusu pamuğu
Annesi ninni söyler
Cankuşu dinlermiş

çileğimm geldiiiiiiiii =)))
Basa don
burcumMm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 12-Eylül-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 574
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti burcumMm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 15-Aralik-2007 Saat 14:06
Hastane çantamda neler olmalı?

Kendiniz için

40 haftalık doktor kontrol bilgileriniz ve test sonuçlarınız

Kalın ve emici pedler

Yatağınızın altına sermek için yatak koruyucu

Yedek atlet ve iç çamaşırlar
(Sürekli terleyebilirsiniz, kanamanız olabilir)

Lohusa sutyenleriniz

Göğüs pedleri

Ağrıyan göğüs uçlarınız için rahatlatıcı jel ve kremler
(Bebeğiniz ilk kez anne sütü alacağından ne olursa olsun ilk iki gün kullanmamanızı tavsiye ediyoruz)

Önden açılan pijamalar ve gecelikler

Bol bol çorap

Yelek, hırka vb. üşürseniz kullanabileceğiniz giysiler

Terlikleriniz

Tarak, toka ve aynanız, dudak nemlendiriciniz

Bol bol kayısı suyu (Kan yapar, süt yapar)

Pamuk

Islak mendil

Temiz havlular

Sabahlık

Mendil, kağıt havlu ve peçeteler

Atıştırmak için yağsız, baharatsız krakerler


Bebeğiniz için

5-6 adet bütün tulum (body)

En az 3 çift minik yumuşak çorap

Başlık, eldiven

Yelek gibi body üzerine giydireceğiniz giysi

Battaniye

Alt değiştirme örtüsü

Üzerine yatırabileceğiniz bir iki farklı bebek çarşafı veya örtüsü

Kucağınıza aldığınızda veya omzunuza koymak için temiz örtüler

Hastanede bebek yatağı olacağından yatak götürmenize gerek yoktur.

Ana kucağı, araba koltuğu gibi çıkışta taşımanız için gerekli olanlar.

Bebeğinizi anne sütü ile besleyeceksiniz bu yüzden yanınıza asla biberon ve emzik almayınız.


Alkolsüz, kokusuz ıslak mendil

Yeni doğan bebek bezleriniz

Bebe yağı, şampuan ve pudranız

Bebeğinizin ilk banyo havlusu

Bebek yağı ile birlikte kullanmanız için pamuk


Eşiniz için gerekenler

İçecek, yiyecek ve sakinleştirici bir arkadaşı

Fotoğraf makinesi, tüm pilleri dolu ve yedek pillerle birlikte

Video kamera, yedek memory veya kasetler ile

Yakın dost ve akrabalarınızın telefon numaralarının listesi



Duzenleyen mystical - 23-Subat-2008 Saat 16:00
Annesi onu çoook
Babası onu çoook
Herkesler onu çoook severmiş severmiş,öpermiş,severmiş
Annesinin yavrusu
Kuzusu pamuğu
Annesi ninni söyler
Cankuşu dinlermiş

çileğimm geldiiiiiiiii =)))
Basa don
bebegimm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4914
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 19-Aralik-2007 Saat 02:54

Anne karnındaki bebekte gelişme duraklaması

 Bebeğin anne karnındaki gelişimi hep merak edilen bir durumdur, çünkü genelde bebeğin sağlığını da yansıtan bir göstergedir. İlk 3 ayda meydana gelen gelişme eksikliği bebeğin kayıp riskini arttırmaktadır. İkinci 3 ayda, yani 5-6 aylarda baş gösteren gelişme geriliği ise ağır kromozom anomalileri ile birlikte olabilmektedir. Sıkça görülen gelişme duraklaması ise başta anneye ait damarsal sebeplere bağlıdır ve genelde 26. haftadan sonra kendini belli etmeye başlamaktadır. Asıl bugünkü konu da son aylarda meydana gelen gelişme duraklamasıdır. Doğduklarında da onlara yaşına göre küçük bebek(SGA=small for gestational age ) adı verilmektedir.

Gelişme duraklaması olarak değerlendirilen bebeklerin yaklaşık yüzde 40’ında anneye ait hastalıklar söz konusudur. Bu hastalıklar:

• Kronik hipertansiyon
• Gebelik hipertansiyonu
• Annede oksijen yetersizliğine neden olan kalp hastalıkları
• Protein eksikliği
• Hemoglobin hastalıkları ve anemiler
• Sigara içiciliği
• Madde bağımlılıkları
• Kronik alkol alımı
• Rahimdeki doğuştan şekil bozukluklarıdır.

Ayrıca plasenta ile ilgili sorunlar, ikiz gebeliklerde birinden diğerine anormal damar bağlantısı ve kordonun anormal yerleşimi sebep olarak gösterilebilir. Tüm bu problemlerde bebeğe taşınan oksijen azalmakta ve bebeğin gelişimi yavaşlamaktadır.

Gelişme duraklaması olarak değerlendirilen bebeklerin yüzde 40’ı ise aslında ailesel olarak küçük bebeklerdir. Küçük olmalarına rağmen sağlıklıdır ve yanlış değerlendirme ile bazen erkenden doğurtulabilirler. Geri kalan yüzde 20’sinde ise bebeğin hayatla bağdaşmayan kromozom ve diğer anomalileri oluşturmaktadır. Bu grupta önemli olan erken tanıdır. Çünkü bebeklerin maalesef yaşama şansları yoktur.

26. HAFTADAN SONRA
Gelişme duraklamasını saptayan en önemli yöntem ultrasonografidir. Düzenli takipte olan anne adayının takibinde bebeğin gelişme parametrelerinde istenen sürede beklenen gelişme olmuyorsa, gelişme duraklamasından şüphelenilir.

Tüm gelişme duraklaması olan bebekler, genelde 26 haftaya kadar normal ağırlıktaki bebekler gibi gelişir. Bu haftalardan sonra özellikle karın çevresi gelişmesi duraklar. Bunun yanında baş çevresi ve uzun kemiklerin gelişimi devam eder. Tanı konulduktan sonra en önemli amaç bebeğin mümkün olan en uzun süre anne karnında kalmasını sağlamak ve sıkıntıda olduğu anlaşıldığı anda da bebek yoğun bakım şartlarının iyi olduğu bir hastanede doğumunu gerçekleştirmektir. Doğum şekli ise tartışılmaz sezaryen olmalıdır.

Gelişme duraklaması olan bebeklerin takibi sık aralıklarla yapılmaktadır. Ultrasonografi ile biyofizik profil, NST ve doppler ile bebeğin sağlığı izlenmektedir. Bulgular bebeğin iyi olduğunu gösteriyorsa, 3 gün ve bazen haftalık aralıklarla izlenmektedir. Bebeğin sıvısında azalma, dopplerde kordon kanı akımındaki bozulmalar ve NST’ deki bulgular bebeğin doğumuna karar verdirmektedir. Önemli olan konu doğum zamanlamasının doğru yapılmasıdır. Erken doğurtulması gelişme duraklaması olan bebeğin sorunlarına prematürite sorunlarını da ilave ederken, geç kalındığında bebekte kalıcı hasarlara neden olan problemler görülebilmektedir.

BEBEK İÇERDE RAHAT MI?
Kısacası anne karnındaki bebeği izlerken biz hekimler bebeğe; “İçerde rahat mısın?” sorusunu sorarız ve “Rahatım” dediği sürece onun anne karnında kalmasına izin veririz. Fakat “Rahat değilim” cevabını aldığımız anda onu dış dünyaya çıkarmamız gerekmektedir. Tekrar vurgulamak gerekirse, gelişme duraklaması olan bebekler sonradan kolay toparlanan ve ileri yaşamlarında da girişken insanlardır. Yeter ki biz onları erken tanıyalım ve uygun zamanda uygun şartlarda dünyaya getirelim.

Kızım Maya Su da doğumundan 15 gün öncesine kadar normal kilo alırken, annenin rahim kasılmaları nedeniyle kilo alması durakladı. İçimizi rahatlatan şeyler ise hareketlerinin bol olması ve tüm testlerinden geçerli not almasıydı. Planlanan zamana daha 1 hafta olmasına rağmen doktorumuz bu durumu gözeterek doğumu erkene aldı. 1 hafta erken Maya’mıza kavuştuk. 1 ay geçti, hırsla ve inatla annesini emerek neredeyse normal kilosuna yaklaştı. Şimdi uyurken, her gün daha belirginleşen yanaklarına bakarak bu hafta bu konuyu sizlerle paylaşmak istedim.
 
 
Sağlık ve esenlik dolu günlere…



Duzenleyen mystical - 19-Aralik-2007 Saat 07:04
Basa don
bebegimm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4914
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 19-Aralik-2007 Saat 02:56

Hamilelikte deri kaşıntıları ve gebelik kolestazı

Hamilelikte sıkça rastlanan şikayetlerden biri de deri kaşıntılarıdır. Hamileliğin ilk aylarından itibaren deride kuruma ve ciltte kabuk şeklinde dökülmeler sıktır. Özellikle ilk 3 ayda progesteron hormonu etkisiyle meydana gelen bu durum ileri aylarda biraz azalsa da hamilelik sonuna kadar devam eder. Vücut nemlendiricileri cilt kuruluğuna oldukça faydalı olmaktadır. Ayrıca, her duştan sonra sürülen bebek yağları cildin daha nemli kalmasını ve rahatlamasını sağlar.

Özellikle son 3 ayda meydana gelen ve bazen dayanılmaz hale gelen kaşıntılar da vardır ki, mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Kaşıntıların sebebi hamilelik olmasına rağmen neyin sebep olduğu açıklanamamaktadır. Karın bölgesinden başlayıp döküntü ve kızarıklıklarla olan bu durum hamilelik kaşıntısıdır. Lokal kortizonlu kremler ile rahatlama gösterebilir.

Hamileliklerde 1/200 sıklıkta görülen ve bir tür karaciğer rahatsızlığı olan “Gebelik karaciğer kolestazı” ise erken dönemde kaşıntıyla kendini belli ederken ileri dönemlerde sarılıkla da beraber olabilmektedir. Kaşıntı ellerde ve ayaklarda sıklıkla görülür. Bazen bütün vücuda yayılabilir. Özellikle gece kaşıntıları hamilelerin uykusunu kaçırabilecek düzeyde bile olabilir. Sebebi belli değildir, ancak vakaların 2/3’ü hamileliğin son aylarında bu sorunla karşılaşır.

Safra yollarının hamilelikte yüksek östrojen hormonu etkisi ile daralması, safra asitlerinin karaciğerden atılamaması ve kana karışması ile ilgili olduğu düşünülmektedir. Bazı ailelerde sıklıkla görülmesi ve aynı kadının tekrarlayan hamileliklerde ortaya çıkması genetik geçiş olabileceğini düşündürmektedir. En sık şikayet vücudun kaşınması ve bazen anne adayları öyle kaşınmışlardır ki, kaşınan bölgeler kanamış ve yara olmuş olarak karşımıza gelir. Döküntü görülmemekle birlikte vücudun her yerinde kaşıma izleri vardır. Bebeğin doğumuyla birlikte bu şikayetler hızla kaybolmaktadır. Kaşıntı ile birlikte gözlerin aklarında sararma, idrarda koyulaşma ve büyük abdestte rengin açılması da görülebilmektedir. Halsizlik, yorgunluk ve iştahsızlık da olabilmektedir.

TEŞHİSİ KOLAY DEĞİLDİR
Gebelik karaciğer kolestazının teşhisi her zaman kolay olmamaktadır. Karaciğer fonksiyon testleri, hepatit testleri ve kanda safra asitlerinin bakılması tanıya götürmektedir.

Gebelik karaciğer kolestazı düşünülen anne adaylarında viral hepatitler ve safra yolu taşları da düşünülmesi gerekir. Çünkü bu hastalıklar hem anne hem de bebek açısından önemli olabilmektedir. Kesin teşhisi ise safra asitlerinin ölçümü koydurmaktadır.

Hamilelikteki kaşıntıların tedavisi sebebe yönelik ve bazen sebep yoksa genel ilkelere göre yapılmaktadır. Lokal kaşıntı giderici losyonlar ve pomatlar öncelikle tercih edilmelidir. Eğer şikayet devam ediyorsa, enjeksiyon tarzında kortizon türevi ilaçlar kullanılabilir. Bildiğiniz gibi kortizon türevi bu enjeksiyonları bebeğin akciğerlerinin olgunlaşmasını hızlandırmak için de yaptığımızdan bebeğe zararı olmamaktadır.

Hamilelikte gebelik karaciğer kolestazı tanısı konmuşsa, özel bir tedavinin mevcut olduğu bilinmelidir. Ursodezoksikolikasit içeren preparatlar ile kaşıntı şikayetleri ve sarılık hızla gerileyebilmektedir.

BEBEĞİ DE OLUMSUZ ETKİLEYEBİLİR
Gebelik karaciğer kolestazı anneye verdiği rahatsızlıktan çok anne karnındaki bebeği de etkileyebilmesi açısından önemlidir. Bu problemi yaşayan anne adaylarında anne karnında bebek ölümleri ve bebeğin asfiktik (bebeğin oksijensiz kalması) olması sıklıkla görülebilmektedir. Erken doğumlar ve fetal distress (anne karnıda bebeğin sıkıntılı olması)  adı verilen bebeğin sıkıntıda olması de görülebilmektedir. Bu nedenle “Gebelik karaciğer kolestazı” tanısı konulan hamilelerin “Yüksek Riskli Hamilelik Grubu” olarak değerlendirilmesi ve haftalık NST, doppler ve ultrasonografi ile yakından izlenmesi gerekir. Gebelik karaciğer kolestazı annede diğer tıkanma sarılıkları gibi pıhtılaşma zamanını etkiyebildiğinden doğumda mutlaka kanama-pıhtılaşma testleri yapılmalı ve yeni doğanın korunması için doğumdan sonra K vitamini yapılması önerilmektedir.


Anne adayları unutmayın, hamilelik keyifli bir süreçtir. Farkında ve bilinçli bir hamile olarak bu anın tadını çıkarın.

Sağlık ve mutluluk dolu bir hamilelik dilerim.



Duzenleyen mystical - 19-Aralik-2007 Saat 07:03
Basa don
bebegimm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4914
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 19-Aralik-2007 Saat 03:11

DOĞUM KORKUSUNU EN AZA İNDİRMEK İÇİN ÖNERİLER…


Hamile her kadın bu süreçte az ya da çok doğum korkusu yaşar… En azından endişeleri vardır… Hangi doğum şeklini seçeceğinden tutun da bu seçiminin kendisinin ve bebeğinin sağlığını nasıl etkileyeceğine kadar… Sonra canım çok yanacak mı, doğumdan sonra beni nasıl bir fizik ve ruh sağlığı bekliyor, gibi düşünceler anne adayını rahat bırakmaz. Doğum korkunuzu en aza indirmek üzere, Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nden Psikiyatrist Berfu Akbaş’ın önerilerini okumadan doğuma girmeyin…

 

Büyük gün gitgide yaklaşmaktadır. Belki de yıllardır hayalinizde canlandırdığınız, size benzeyen tatlı, güzel kızınız ya da babasına benzeyen yakışıklı, cesur oğlunuz yakında kucağınızda olacaktır, ama bu dünyaya ne şekilde merhaba demelidir? Minik bebeğinizin sağlığını tehlikeye atmayacak, size de fazla acı ve sıkıntı yaşatmayacak en uygun doğum yöntemi hangisidir? Şimdiye kadar onlarca acılı-acısız hikaye dinlemiş, bir o kadar da yazı okumuşsunuzdur. Kafanız o kadar karışmıştır ki! Evet, kadınlar binlerce yıldır doğurmaktadır ama bu sizin doğumunuzdur ve bugüne kadar yaşayacağınız en önemli olaydır. Peki ama, sizi en çok korkutan nedir, bu korkuya sebep olan özel nedenler acaba nelerdir?


Hamilelik ve doğumla ilgili korkular kadınların yüzde 90’nında bulunmaktadır. Açıkçası bizler hekim olarak bir anne adayının bu konuda hiçbir sıkıntısı yoksa daha çok endişeleniriz. Ancak bu korkular gereğinden fazla abartılıyor ve anlamsız boyutlara ulaşıyorsa buna sebep olan faktörleri araştırmak gerekir.


İlk gençliğimizden itibaren, akrabalarımızın ve komşu teyzelerin travmatik doğum hikayeleriyle yoğruluruz. Günlerce çekilen sancılar, iç dikişler, dış dikişler, sonrasında yaşanan sıkıntılar, televizyon ekranında korkunç doğum sahneleri, ortalık kan revan, kadının sanki bedeni parçalanıyor, büyük bir kısmında da ölüyor zaten… Ve  geceleri uykunuzu kaçıran kabuslar! Sonrasında da ;“Aaaa, ne gerek var ameliyata, normal doğur!” diyenler…


BU İŞTE BİR TERSLİK VAR!
Normal doğum denen vajinal doğumun, çoğumuzun kafasında yer etmiş bu felaket görüntülerine alternatif olan sezaryen operasyonu ise, başka korkuları beraberinde getirmektedir. “Ya bayılıp tekrar ayılamazsam?”, “ Sonuçta bu bir ameliyat ve her ameliyatın riskleri vardır!”, “Kontrolü tamamen kaybedeceğim ve bebeğimi herkesten sonra ben göreceğim!” gibi düşünceler birer birer kafanızdan geçer. Öte yandan, kimi kadınlar doğal yol olduğu için vajinal doğumu, kimileri ise bebeklerinin doğum gününü özel bir güne denk getirmek  için sezaryen operasyonunu tercih edebilmektedir.


Aslında insan bilmediği şeyden korkar. Bu nedenle, korkuyla başa çıkmada ilk adım yeterli bilgi edinme olmalıdır. Bilgiyi doğru kaynaktan almak kadar, bilginin veriliş tarzı da önemlidir. Vajinal doğumla ilgili en çok yaşanan korku ve endişeler; öncelikle doğum esnasında çekilecek ağrının şiddetine dayanamama korkusu, yabancı bir ortamda yalnız ve çaresiz kalma, bebeğin başına kötü bir şey gelme riski, doktora ya da hastaneye ulaşamama ve doğum sonrası cinsel hayatın olumsuz etkilenme olasılığı şeklinde sayılabilir.

Sezaryenle ilgili korkular ise, anestezi korkusu, bilinci kaybettikten sonra kontrolün tamamen başkalarının elinde olması, ameliyat esnasında ve de sonrasındaki ağrılar, operasyon sonrası iyileşme döneminin uzun olması şeklinde çerçevelenebilir.
En önemli nokta ise,  kişinin doktoruyla bu korkularını paylaşabilmesi ve doktorunun hastasını özenle dinleyip onu endişeleri konusunda aydınlatabilmesidir. Doğum öncesi kursların da bu konudaki faydaları yadsınamaz. Bu kurslarda hamile kadınların duygu ve endişelerini dile getirip paylaşabilmeleri, doğum eylemi hakkında bilgilenme ve nefes alma ve gevşeme egzersizleri gibi yöntemlerle doğuma katılma ve kolaylaştırma konularında bilgilenmeleri söz konusudur. Bu kurslar sayesinde, isteğe bağlı sezaryenlerde yüzde 50 oranında azalma olduğu bilinmektedir.


Şüphesiz, ne şekilde doğum yapmış olursa olsun, her kadın doğum sırasında bir miktar ağrı çekecektir. Kimse doğumun kolay olacağını yüzde yüz garanti edemez. Yine de epidural anestezi gibi modern yöntemlerle günümüzde özellikle ağrıyla başa çıkma konusunda annelere oldukça yardımcı olunuyor. Bu yöntemle, anne doğumuna aktif olarak katılabilmekte ve daha az ağrı çektiği için daha az yorulup, doğum sonrası da daha çabuk toparlanabilmektedir.


DOĞUM AĞRISININ PSİKOLOJİK BOYUTU DA VAR!
Ağrının anlamı kültürden kültüre değişir, sosyal ve duygusal boyutları vardır. Ağrı çekmek anneliğe geçişin ilk kuralı gibi görülür. Ama her kadın bu ağrıyı aynı düzeyde yaşamaz. Öncelikle her insanın “ağrı eşiği” dediğimiz fizyolojik bir ağrıya dayanabilme sınırı vardır. Bu kimi insanda yüksek, kimi insanda düşüktür. Bunun yanında doğum ağrısının bir de  psikolojik boyutu vardır ki, bu birçok konuyla alakalıdır. Kadınlık kimliği ile ilgili çatışmalar, karı-koca ilişkileri, gebeliğin isteğe bağlı olup olmadığı, travmatize edici eski tecrübeler, hatta anne adayının kendi annesiyle olan ilişkileri bile bu duyguyu etkilemektedir. Her kadının doğumuyla ilgili bir cesaret hikayesi vardır, ancak abartılı hikayelerin çoğunun altında kadının kendini önemli bir noktaya çıkarma  ve dikkati üzerinde toplama ihtiyacı görülür.

Özetlemek gerekirse, doğum korkusuyla başa çıkmada ilk adım anne adayının kendisini en çok endişelendiren konuyu iyi bilmesi, bunu doktoruyla ya da doğum öncesi kurslara katılarak çözmeye çalışması ve çabalar yetersiz kaldığında da bireysel bir psikolojik destek alması şeklinde olmalıdır. Doğuma eşin katılımı, özellikle yabancı bir ortamda (doğumhane) yalnız kalma korkusuna yardımcı olmaktadır. Bunun yanında doğum personelinin doğum sırasındaki pozitif ve destekleyici tutumları, anneyi doğum süresince bilgilendirmek ve bir sonraki aşamanın ne olduğunu anlatıp doğuma onun da katılımını sağlamak, annenin kontrol duygusunu güçlendirecek ve korkusunu azaltacaktır. Korku azaldığında ağrı kesici ihtiyacı da azalmakta ve doğum süresi kısalmaktadır.

Annelik kimliğinin yerleşmesinde doğum tecrübelerinin yeri büyüktür. Doktor ve ebelerle işbirliği içerisinde, ağrıya ya da paniğe yenik düşüp kontrolü kaybetmeksizin gerçekleşen başarılı bir doğum sonrasında, kadının kendine güven duygusu artar. Bu da beraberinde, kadının annelik yetenekleri konusundaki özgüvenini arttırır.
Ne şekilde doğum yapmış, ne kadar acı çekmiş olursanız olun, aklınızda kalacak tek şey bebeğinizi kucağınıza aldığınız andaki heyecan ve mutluluğunuz olacaktır.

Basa don
bebegimm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4914
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 19-Aralik-2007 Saat 03:15
DOĞUM SONRASI CİNSELLİK MESELESİ…

Hamilelik, doğum travması ve bebekli yaşama geçiş süreci, size, “Daha önce bir seks yaşantım var mıydı?” bile dedirtebilir. Bu süreçte nelerin doğal olduğunu öğrenmenizde fayda var. Bırakın, eskilerin deyimiyle 40’ınız çıksın. Doğumdan sonra ruhen ve bedenen kendinize gelin. Sonra mı? Birkaç küçük ipucuyla seks periniz yine yanınızda. Unutmadan, bu süreçte erkeklere çok iş düşüyor!

Evet, artık yuvanızı paylaştığınız bir yabancı var ve ilişkiniz, -buna cinsel yaşamınız da dahil- üçüncü kişinin (bu ilk çocuğunuz değilse daha fazlasının) gölgesinde devam edecek. “Romantizm kayboldu” diye trip yapacak, “Benimle eskisi kadar ilgilenmiyor zaten” diye takacak, “Yoksa beni artık beğenip, istemiyor mu?” diye paniğe kapılacaksınız. Ve muhtemelen, en azından bir süre -bu uzun bir süre olabilir-  başka bir şey hissedemeyecek kadar kendinizi yorgun hissedeceksiniz. Üstelik bütün bunlar, doğum yapan siz olsanız bile kocanız için de geçerli olacak. Fakat hisleriniz ve istekleriniz hangi yönde olursa olsun, gerçekleri bilirseniz, yaşamınızın ve elbet seksinizin de, nasıl ve ne zaman normale döneceğini bilirsiniz. İşte, doğumdan sonra doyurucu bir cinsel yaşam için size ve eşinize kılavuzluk edecek bilgiler...

BUNLAR ÇOK DOĞAL!

- Geçici fizyolojik değişiklikler cinsel hayatınızın yoğunluğunda azalmaya yol açabilir.
- Doğum sonrası hormonlarınızın düzenlenmesi sırasında, hatta süt verme döneminde cinsel istekte azalma olabilir.
- Yorucu günler, uykusuz geceler ve bebeğinizin bitmeyen ihtiyaçları her ikinizin de libidosunu ister istemez düşürür.
- Doğumdan sonraki ilk cinsel deneyiminizde acı ya da ağrı hissetmeniz gözünüzü korkutabilir. Fakat bu tür ağrılar perine iyileştikten sonra bir süre daha devam edebilir.
- Cinsel ilişkiye ilk dönüşünüz mükemmel bir orgazmla sonuçlanmayabilir. Doğumdan sonra kadınların çoğu haftalarca orgazm olamazlar.
- Emziren annelerde hormonal değişimlerin sonucu olarak, vajinal kayganlığın azalması nedeniyle duyulan rahatsızlık da cinsel isteği azaltabilir. Bu sorun, süt vermeyen kadınlarda da altı ay kadar sürebilir.
- Ön sevişme sırasında göğüslerinizden süt gelmesi sizi ya da eşinizi fiziksel ve psikolojik olarak rahatsız edebilir.
- Annelik ve emzirmek hem sevgi, hem de cinsel ihtiyaçlarınızı doyurabilir. Bu nedenle eşinize istediği yakınlığı gösteremeyebilirsiniz.
- Bebek hayatınıza girdiğinden beri yapmanız gereken o kadar çok şey vardır ki, boş bir zaman diliminde seks yapmak ilk tercihiniz olmayabilir.

NELER YAPABİLİRSİNİZ?

- Hormonal değişimleriniz vajinanızda kuruluk yaptığından, salgılarınız normale dönene kadar, kayganlaştırıcı bir ürün kullanabilirsiniz.
- Doktorunuzdan, vajinanızdaki ağrı ve hassasiyeti azaltması için yüzeysel bir östrojen kremi yazmasını isteyebilirsiniz.
- Kegel egzersizleri, pelvis kaslarınızı güçlendirmenize yardım edeceğinden çok işinize yarayabilir.
- Seks sırasında yan yana ya da kadının yukarıda olduğu pozisyonları tercih etmek yeni doğum yapan kadının lehinedir. Çünkü bu pozisyonlar sırasında hassas perineye daha az basınç uygulanır.

ERKEKTEN BEKLENEN!

- Tabii ki, erkekten ilk beklenen eşine duyduğu sevgiyi ve ilgiyi taze tutarak bu geçiş döneminde sabır ve hoşgörü göstermesidir. Zamanla eski heyecan geri dönecektir ve seks eskisi kadar doyurucu olacaktır. Telaşa mahal vermeyin, verdirmeyin.
- Doğumdan sonraki geçiş dönemi sırasında, aşkınızı cinsel ilişki kurmaksızın da ifade etmenin yollarını bulun. Kadının cinsel güveninin canlanması için buna ihtiyacı vardır.
- Bebeğiniz her uyuduğunda, eşinizle geçirebileceğiniz özel zamanlardır. Romantik planlarınızı bu zaman dilimlerine denk getirin.
- Kendinize ve eşinize güvenin. Gerekiyorsa, ilişkiniz ve cinselliğiniz hakkında konuşun. Ama eşinizin cinsel isteksizliğinin devam edeceği, artık seks istemeyeceği konusunda endişelenmeyin. Endişelenmeniz ve bunu ona yansıtmanız sadece süreyi uzatacaktır. Siz, romantizmi elden bırakmayın yeter...
- Her zaman sevgiyi sevişmekten ön planda tutun. Ve cinsel ilişkinin sayısının değil niteliğinin önemli olduğunu göz ardı etmeyin. Öpüşmek, masaj, yatakta film seyrederek bir şeyler içmek, birlikte banyo yapmak, bebeği büyükanneye bırakabilirseniz bir akşam yemeği kaçamağı... İşte bu ve benzeri, anne-baba olmayı öğrenme sırasında yapılan sevgililik antrenmanlarının, size iyi bir cinsel yaşam olarak geri döneceğini bilin.

Acıbadem Cinsel İşlev Bozuklukları Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Özay Özdemir:


“CİNSEL TERAPİ ÖNERİYORUZ”
 “Doğum sonrasındaki değişimler en çok kadını etkiliyor. Doğum, başta cinsel isteksizlik olmak üzere, disparoni ve vajinismus gibi önemli pek çok soruna yol açabiliyor. Aslında bu durumdan kadınlar kadar olmasa da erkekler de etkileniyor. Cinsel isteksizlik ve ereksiyon kaybı, doğum sonrasında erkekler arasında en sık görülen cinsel sorunları oluşturuyor. Doğumun ardından geçirilen uykusuz geceler, iki-üç saatte bir tekrarlanan emzirme işlemi, bebeğin sık sık hastalanması derken, ailenin yaşantısı tam anlamıyla altüst olabiliyor. Bununla birlikte o güne dek sadece birbirine odaklanan çiftler, doğumun ardından neredeyse tüm ilgiyi çocuğa yöneltiyor. Bir yandan yeni bir yaşama uyum sağlamaya çalışmanın gerginliği, bir yandan da eşinden eskisi kadar ilgi görememenin yarattığı sıkıntı cinsel isteksizliğin oluşmasına yol açıyor. Doğum sonrasında daha fazla salgılanan ve bebeğin emzirilmesinde büyük rol oynayan ‘prolaktin’ hormonu da cinsel isteksizlik ve vajinal kuruluğuna neden oluyor. Kadında doğal olarak bu hormonun aşırı salgılandığı emzirme dönemi boyunca cinsel isteksizlik sorunu baş gösteriyor. Bebeğin doğumuyla birlikte cinsel partner imajına bir de aile kavramının eklendiği düşünülürse, özellikle kadınlar annelik rolünü gereğinden fazla kutsallaştırabiliyor ve doğumdan sonra cinselliğe karşı daha mesafeli yaklaşabiliyorlar. Doğum sonrasında ortaya çıkan cinsel isteksizlik sorunlarında estetik kaygılar da son derece önemli rol oynayabiliyor.


Cinsel sorunların tedavisi, altta yatan nedene göre değişiyor. Kimi zaman kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile psikiyatristin birlikte çalışması yarar sağlıyor. Erkekte bir sorun varsa, devreye ürolog da girebiliyor. Önce kadın ve erkeğin iç dünyasında ne tür sorunlar yaşadığı saptanıyor. Cinsel soruna yol açan faktörler tespit edildikten sonra çifte cinsel terapi uygulanabiliyor, nefes ve gevşeme egzersizleriyle bazı cinsel egzersizler veriliyor. Genellikle 6-12 hafta sonrasında tedaviden başarılı sonuçlar alınabiliyor. Bunların yanı sıra, kadın ya da erkeğin iç dünyasında bastırılmış olan ruhsal çatışmalar ön planda ise tıbbi tedaviyle birlikte yoğun bireysel psikoterapi öneriliyor.”


Opr. Dr. Yasemin YAKUT
Kadıköy Şifa Ataşehir Tıp Merkezi Başhekimi:

“4 İLA 6 HAFTA SEKS YOK!”

“Doğumun sonuçlanması ile başlayan ve gebelikte meydana gelen anatomik ve fizyolojik değişikliklerin ortadan kalktığı sürece loğusalık denir. Gebelikte meydana gelen değişikliklerin geriye dönmesi için gereken süre 6-8 haftadır. Bu dönemde miktarı giderek azalan, rengi ve kıvamı açılan, loşi adı verilen vaginal kanama olur.

Normal doğum sonrası, vagen dokusu ödemlidir. Doğum sırasında vagende yırtıklar oluşmuş ise pelvis tabanında da zayıflık söz konusudur. Doğumdan yaklaşık 6 hafta (40gün) sonra bu dokular kendini toplar ve cinsel yaşam başlayabilir. Sezaryen ile doğumda ise vagen dokusunda herhangi bir hasar oluşmamıştır. Bu nedenle cinsel yaşam vaginal doğum ve dikişli doğuma göre biraz daha erken başlayabilir. Loğusalık kanamasının aktifliğini yitirdiği 3. haftadan sonra, cinsel birleşme çiftlerin isteğine bağlı olarak sakıncasızdır. Beslenme ve hijyenine dikkat eden yeni anne, vücudundaki değişikliklerin yavaş yavaş toparlandığını gördükçe, kendine güveni gelecektir.”

Basa don
mystical Drop Down Menu
Yönetici
Yönetici
Avatar

Kayit tarihi: 16-Subat-2007
Konum: -- Yurtdışı --
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 8525
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti mystical Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 21-Aralik-2007 Saat 07:23
Hamilelikte Olusan Cilt Catlaklari

Anne adaylarının hamilelik döneminde yapacakları basit uygulamalarla önüne geçebileceği cilt çatlaklarının oluştuktan sonra tedavisi mümkün olmuyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Sn. Op. Dr. Figen Taşer Güney ise konuyla ilgili olarak şunları söyledi; “Hamilelik sırasında, özellikle karın, kalça, basen ve göğüs bölgesinde, cildin aşırı gerilmesi nedeniyle, kaşıntılar ve bir süre sonra da çatlaklar oluşur. Bu çatlaklara “stria” denir ve strialar bir kez oluştuktan sonra, tedavileri artık çok zordur.”

Özellikle, gebeliğin 3. ayından itibaren, bebeğin gelişimi ve kilo alımı nedeniyle karın bölgesinin gerilip, belirginleşmeye başlaması belirli bölgelerde elastikiyet ve kollajen kaybına neden oluyor. Cildin aşırı gerilmesi kaşıntılara ve bir süre sonra da çatlaklara dönüşüyor. Bu nedenle oluşan cilt çatlakları; doğum sonrası birçok annenin rahatsızlık duyduğu konular arasında.

Güney’e göre basit önlemlerle gebelikte oluşan cilt çatlaklarını en aza indirmek mümkün. Bu yöntemler arasında;

• Cilde, masaj fırçası yardımıyla masaj yaparak, bu bölgelerdeki kan dolaşımını hızlandırmak,

• E ve C vitamini açısından zengin olan, cilt için yararlı meyve, sebze ve fındık gibi besinleri tüketmek,

• Bol bol su içmek,

• Yeterli uyku almaya özen göstermek ve

• Cildi yumuşak ve esnek tutacak, gerilme ile oluşan izleri önleyen, hamileler için özel olarak üretilmiş bir kremi her gün etkin bölgelere uygulamak yer alıyor.

Anne adayları uygulayacakları bu yöntemlerle hamilelik sonrasında da ciltlerinin esnek ve sağlıklı görünmesini sağlayabilir.


E-Kolay.net
Basa don
mystical Drop Down Menu
Yönetici
Yönetici
Avatar

Kayit tarihi: 16-Subat-2007
Konum: -- Yurtdışı --
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 8525
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti mystical Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 21-Aralik-2007 Saat 07:24
Hamilelikte Ilac Kullanimi

Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Halil Ertuğ, doğuştan kalp hastalıklarının sadece yüzde 5'lik kısmının nedeninin bilindiğini, hastalığın, çok faktörlü hastalıklar grubuna girdiğini söyledi.

Gereksiz ilaç kullanmayın!
Doğuştan kalp rahatsızlıklarında annenin hamilelik döneminde karşılaştığı sorunların da etkili olduğunu vurgulayan Ertuğ, gereksiz ilaç kullanımının anne karnındaki bebeğin kalp gelişimi üzerinde olumsuz etkileri bulunduğuna dikkat çekti.

Bu etkilerin oluşmasında epilepsi ilaçlarının başta geldiğini belirten Halil Ertuğ, gebelik kusmaları için kullanılan bazı ilaçların da doğuştan kalp hastalıklarının oluşmasında etkisinin olduğunun ortaya çıktığını söyledi.

İlk üç ay önemli
Özellikle hamileliğin ilk üç ayının bebeğin kalp gelişimi açısından çok önemli olduğunu vurgulayan Ertuğ, bu ayda ilaç alımı, röntgen çekilmesi gibi çevresel etkilerin anne karnındaki bebeğin kalp gelişimini olumsuz etkilediğine işaret etti.

Annenin geçirdiği hastalıklar
Prof. Dr. Ertuğ, annenin geçirdiği bazı hastalıkların da anne karnındaki bebek üzerinde diğer vücut gelişimi bozukluklarıyla birlikte kalp yönünden anormalliklere yol açabildiğini belirtti.

Ertuğ, annenin döküntülü hastalık geçirmesinin bebekte doğuştan kalp hastalığı oluşmasında etkisinin olabileceğine dikkat çekti:

Kızamıkçığa gebelikte yakalanabilir
"Bunların arasında en iyi bildiğimiz annenin kızamıkçığa yakalanması. Kızamıkçık bir çocukluk hastalığı olmasına rağmen eğer anne çocukluk döneminde geçirmemişse, tesadüfen gebelikte de buna yakalanabilir.

Oldukça riskli bir hastalık. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında yakalanırsa, bebeğinde, yüzde 100'e yakın oranda diğer organların gelişim bozukluğuyla birlikte kalp anomalisi ortaya çıkıyor.

Kalp rahatsızlığına neden olabilir
Kalpte akciğer damarıyla şah damarı arasında bağlantı olabiliyor. Akciğer damarının çıkışında koroner darlık dediğimiz kalp rahatsızlığı olabiliyor. Anne hastalığa gebeliğin ne kadar erken evresinde yakalanırsa risk artıyor."

E-Kolay.net
Basa don
mystical Drop Down Menu
Yönetici
Yönetici
Avatar

Kayit tarihi: 16-Subat-2007
Konum: -- Yurtdışı --
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 8525
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti mystical Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 21-Aralik-2007 Saat 07:27
Gebelikte Cinsel Iliski

Son üç ayda bazı kadınlarda görülen erken doğum tehlikesi yani rahmin kontrolsüz olarak erkenden kasılmaya başlaması bir risktir. Erken doğum tehdidi diye adlandırdığımız bu grup kadınlarda cinsel ilişki yine özellikle orgazm ile sonlanırsa yine rahim kasılmaları yaparak erken doğum tehdidini arttırabiliyor. Böyle durumlarda doktorların önerisiyle cinsel ilişkiye kısıtlama getirilebiliyor.

Gebelikte cinsel ilişki ne zaman kesilmeli?

Normal devam eden bir gebelikte de biz son iki haftada cinsel ilişkinin kesilmesinin uygun olduğu düşüncesindeyiz. Bu haftalarda zaten kadın cinsel ilişki sırasında rahatsızlık hissediyor. Bir de bu dönemde az da olsa, bebeğin içinde yüzdüğü su kesesinin ilişki esnasında patlaması riski bulunuyor. Bu konudaki tek sözü hastanın hekiminin söylemesi gerekiyor.

Hamilelik cinsel isteği olumsuz etkiler mi?
Hamilelikte cinsel yaşam pek çok çift için son iki haftaya kadar kesintisiz sürdürülebilir. Ne var ki gebeliğin getirdiği özel rahatsızlıklar ve gebelik hormonlarının yaptığı bazı etkilerden dolayı kadınlarda gebelikte cinsel arzunun azalıyor. Kadındaki cinsel ilişkiden zevk alma azalınca cinsel ilişki bir vazife gibi bir görev gibi çok istenmeden yapılıyor.

Bu durumlar karı-kocanın kendi aralarında konuşacağı açıkça tartışacağı, paylaşacağı durumlardır ki karşılıklı anlayışın geçerli olduğu konuşma gibi ortak bir anlayışla çözülebilir.

Kadınlar gebelikte büyüyen karınlarıyla, ödemli yüzleriyle, karındaki bazı çatlaklarıyla, vücuttaki meme etrafı yüz, karın ve göbekten aşağı doğru inen bir kahverengi bir çizginin de katkısıyla kendilerini biraz daha çirkinleşmiş bulabiliyorlar. Kocasına eskisi kadar güzel görünmediğini zannedebiliyorlar. Ayrıca, gebelikte döneminde görülen ciltteki yağlanma, yüzdeki sivilcelenme ve bazı tüylerin sertleşip büyümesi de yine bu düşünceye yol açabiliyor.

E-Kolay.net
Basa don
bebekistiyorumm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 06-Aralik-2007
Konum: Bursa
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 518
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebekistiyorumm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 24-Aralik-2007 Saat 11:25
BESLENME İÇİN İPUÇLARI

Öğünleriniz sık ve az az porsiyonlar halinde olmalıdır. Ne uzun süre aç kalın, ne de yediğinizde tıka basa midenizi doldurun.

Aldığınız gıdaların taze olmasına dikkat edin. Konserve, beklemiş gıdalar ve içinde katkı maddeleri bulunarak saklanan gıdalar yerine taze ve doğal maddeleri tüketmeye özen gösterin.

Yediğiniz gıdalarda “çeşitliliğe” önem verin. Bu şekilde pek çok vitamin ve minerali almanız mümkün olacaktır.

Aşırı yağlı, tatlı, baharatlı ve kalorili gıdalar yerine protein ve karbonhidrattan zengin, yağ oranı düşük besin öğelerine yönelin.
Unutmayın ki önemli olan sizin kilo almanız değil bebeğin içeride yeterli şekilde beslenebilmesidir.

Preeklampsi durumu veya riski varsa protein alımınızı arttırmanız gerekebilir veya gebeliğe bağlı şeker hastalığı (gestasyonel diabet) söz konusu ise diyetisyeninizin önereceği şekilde kalori kısıtlamasına gitmeniz gerekebilir.

Gebelikte dışarıdan hap olarak alınması gereken iki madde folik asit ve demirdir. Dengeli beslenebilen bir gebede bunlar harici vitamin veya mineral alımı gereksizdir.

Piyasada pek çok “multivitamin” adı verilen ve içinde pek çok vitamin ve mineralleri barındıran ilaçlar vardır. Bunlar çoğu hekim tarafından reçete de edilmektedir.

Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar; gebelikte dışarıdan hap olarak alınan A, C, E vitaminleri ile magnezyum, kalsiyum, çinko, selenyum, bakır, flor gibi eser elementlerin, düzenli beslenenlerde gebelik üzerine her hangi bir olumlu etkilerinin olmadığını göstermiştir.

Eğer gebeliğe bağlı bacak kramplarınız oluyorsa “Magnezyum”, preeklampsi riskiniz varsa “kalsiyum”u ilave olarak doktorunuz size reçete edebilir.

Sentetik multivitamin hapları, dengeli beslenemeyen gebelerde destekleyici olarak verilebilse de doğal gıdaların hiçbir zaman yerini tutmayacaktır.

Gebeliğin ilk aylarında yapılan “Toxoplasma testleri” sonucunda vücudunuz bu parazitle önceden hiç karşılaşmamışsa bazı önlemleri almanız şarttır. Özellikle kedi ve köpek dışkılarıyla bulaşan bu rahatsızlık gebelik döneminde ortaya çıkarsa bebekte ölümcül veya sakatlıklara yol açan problemlere neden olabilir.
Toxoplasma özellikle iyi yıkanmamış sebze ve meyveler ile iyi pişmemiş çiğ etlerden geçer.

Toxoplasma ülkemizde özellikle çiğ etlerin yoğun olarak tüketildiği doğu ve güneydoğu Anadolu bölgelerinde sık olarak görülmektedir.

Toxoplasma’dan korunmak için;

Ellerinizi öğün önceleri düzgün şekilde yıkayınız
Sebze ve meyveleri de tüketmeden önce uzun süreli yıkayınız.
Evinizde kedi veya köpek besliyorsanız aşılarını ihmal etmeyin, onlara da çiğ et vermeyin ve yakın temastan kaçının.
Çiğ veya iyi pişmemiş et ve et ürünlerinden (sucuk, salam, sosis, çiğ köfte gibi) kaçının.

Beslenmede suyu asla ihmal etmeyin. Günde en az 8-10 bardak su için.  Yaz aylarında bu miktar 15 bardağa kadar çıkılabilir.

Özellikle ileri aylarda kabızlık şikayeti varsa bol su içerek, kabuğu ile yenen meyveleri tüketerek, her öğünde sebze ile salataya yer vererek ve yürüyüş yaparak bu sorunun önüne geçebilirsiniz.

Günde 1-2 bardak süt içmeniz gebelikte ortaya çıkan kalsiyum kayıplarını yerine koymak içindir.
Süt içemiyorsanız yoğurt veya ayran tüketiniz. Peynir veya çökelek de tüketebilirsiniz. Süt ve süt ürünlerinin pastörize olmasına dikkat edin.

Yemeklerde iyotlu tuz kullanınız. Yüksek tansiyon (hipertansiyon) varsa yemekleri az tuzlu pişirin. Özellikle son aylarda olan ödemlerin azaltılması amacıyla bu dönemlerde tuzu azaltın.

Genelde sabahları yataktan kalkınca başlayan bulantılarda bir dilim peynir, bir iki grissini rahatlık sağlayabilir.
Özellikle gebeliğin ilk üç ayında olan bu bulantı ve kusmalardan kendinizi korumak için bu dönemde katı, kuru ve yağsız gıdaları tercih edin. Mutfak kokularından ve ağır parfümlerden uzak durun.

Bu dönemde tuzlu kraker, patates haşlaması, leblebi ve bisküvi türü gıdaları alarak şikayetinizle baş edebilirsiniz. Az ve de sık yemeyi unutmayın.

 Son yıllarda yapılan bir çalışmaya göre gebelik sırasında Mc Donald's veya benzeri fastfoodlarda aşırı ısıda kızartılarak yapılan patates kızartmaları ile marketlerde benzer şekilde üretilerek pazarlanan cipsler anne karnındaki bebekler için "teratojendir" yani zehirli bir takım maddeler içermektedir. Bu nedenle bu tür maddeleri gebelik sırasında tüketmekten kaçınmak gerekir. Evlerde yapılan patates kızarmaları düşük ısıda kızartıldığı için böyle bir olumsuz etkiye sahip değildir. 
Basa don
bebekistiyorumm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 06-Aralik-2007
Konum: Bursa
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 518
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebekistiyorumm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 24-Aralik-2007 Saat 11:31
GEBELİKTE SAÇ BOYATMAK

Bu soru klinik uygulamalarda en sık karşılaştığımız soruların başında gelmektedir. Sorunun cevabını vermek yalnızca ülkemizde değil tüm dünyada çok zordur. Çünkü hemen hemen tüm toplumlarda toplumun bir kısmı bunun gelişmekte olan bebek için zararlı olacağını düşünürken,diğer kısmında tam tersi düşünce hakimdir. Ne yazık ki bu fikir ayrılığı kadın doğum hekimleri arasında da mevcuttur. Bazı hekimler daha seçici davranmakta ve ilk trimesterdan sonra saç boyatmaya izin vermektedir.

Yapılan çalışmaların hiçbirinde hamilelikte saç boyatmanın zararlı olabileceğine yönelik herhangi bir bulgu elde edilememiştir.

Saç boyaları hakkında en çok araştırma yapılan kozmetik ürünleridir. Kadınların ayda 1 yada 2 kez saçlarını boyattıklarında kullanılandan çok daha fazlası ile yapılan hayvan deneylerinde gelişmekte olan fetusta herhangi bir teratojen (anomaliye sebebiyet verici) etki saptanamamıştır.

Bilinen bir başka gerçek ise saç boyalarındaki kimyasal maddelerin hemen hepsinin yüksek düzeyde toksik olmadığıdır.

Konu hakkında dünyadaki en saygın kurumlardan biri olan ve üreme sistemi üzerindeki potansiyel riskleri inceleyen Amerikan Teratoloji Enformasyon Servisi, "eldeki veriler sınırlı olmasına rağmen çok büyük bir olasılıkla hamilelikte saç boyatmak güvenlidir" şeklinde görüş bildirmektedir.

Benzer şekilde Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar Cemiyeti (ACOG) da hamilelikte saç boyatma ve permanın sakıncalı olmadığını yayınladığı bültenlerde duyurmuştur.

Bazı doktorlar hastalarına bitkisel özlü saç boylarını kullanmalarını önermektedirler. Piyasada bu türden çok sayıda ürün bulunmaktadır. Ancak bu ürünlerin içerikleri incelendiğinde tıpkı kimyasal boyalarda olduğu gibi pek çok katkı maddesinin bulunduğu kolaylıkla görülebilir.

Sonuç olarak hamilelikte saçlarımı boyatabilir miyim sorusunun cevabı EVETtir.

Eğer doktorunuz saçlarınızı boyatmanıza izin vermiyorsa yada boya için ilk tirmesterin bitmesini beklemenizi öneriyorsa Ona hangi gerekçeyle ve hangi bilimsel veriye dayanarak izin vermediğini sorun.
Basa don
bebekistiyorumm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 06-Aralik-2007
Konum: Bursa
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 518
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebekistiyorumm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 24-Aralik-2007 Saat 11:33
GEBELİKTE BİLGİSAYAR KULLANIMI

Günümüzde bilgisayar hayatımızın her noktasında yer almaktadır ve birçok gebeliğe hazırlanan veya gebe olan kadın bilgisayar kullanmaktadır. Bilgisayar ile çalışmaya bağlı psikolojik ve fizyolojik stres uygun şekilde ayarlanan çalışma saatleri ve molalar ile azaltılabilir. Yine çalışma ortamı ve masasının dizaynı stres azaltmakta etkilidir. Rahat koltuklar ve masalar, belden destekleyici yastıklar yararlı olur.Uzun süre mola vermeden çalışmak kaslarda gerginlik, tendonlarda ve bağlarda inflamasyon ve dolaşımda bozukluğa yol açar. Bütün bunlar gebe kadında huzursuzluk yaratır. Uygun zamanlarda mola vermek şarttır. Bunun için 2 saatte bir 15 dakika ara vermek yeterlidir. Ayağa kalkıp biraz dolaşmak ve gerinmek çoğu gebeye iyi gelir. Bu amaçla yapılan baş ve boyun hareketleri ile omuzlar ve ayakları çevirmek dolaşımı destekler.Sonuç olarak bütün bu bilimsel verilerin ışığında, meslekleri gereği bilgisayar kullanmak zorunda olan kadınların yukarıdaki önlemleri almak kaydı ile gebelikleri süresince güvenle monitör karşısında çalışabileceklerini ve bununla ilgili endişe duymalarının gereksiz olduğunu söyleyebiliriz.
Basa don
bebekistiyorumm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 06-Aralik-2007
Konum: Bursa
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 518
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebekistiyorumm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 24-Aralik-2007 Saat 11:38

GEBELİKTE BEL VE SIRT AĞRILARI HAKKINDA

Gebeliklerin ağrı ve sızıları sizi mutsuz etmek için değildir. Bunlar vücudunuzun doğuma hazırlanmasının yan etkileridir. Bel ve sırt ağrıları da böyledir. Genellikle hareketsiz olan kasık bölgesi eklemleri, doğumda bebeğin geçişini kolaylaştırmak amacıyla gebelik süresince, gevşemeye başlar. Bu, karnınızın iyice büyümesiyle birlikte vücudunuzun, kas-iskelet sisteminin dengesini bozar. Başınızı ve omuzlarınızı geriye atarak dengelemeye çalışırsınız. Gebe olduğunuzu fark etmeyen kimse kalmasın diye göbeğinizi ileri doğru çıkarmanız sorunu daha da karmaşıklaştırır. Sonuç, belinizdeki yay şeklinin daha da belirgin hale gelmesi, sırt kaslarının gerilmesi ve ağrıdır.

Ağrıyla uğraşmak yerine onu azaltabilirsiniz. Her zamanki gibi en iyi yaklaşım baştan önlem almaktır: gebeliği güçlü karın kasları, iyi bir vücut duruşu ve vücut mekaniğini bilerek karşılamaktır. Gebeliğin yol açtığı sırt arılarını en aza indirecek olan vücut mekaniklerini öğrenmek için henüz çok geç değil.

Kilo artışınızı önerilen sınırlar içinde tutmaya çalışın. Fazla kilolar, sırtınıza yalnızca ezici bir yük yükler.

Çok yüksek topuklu veya çok düz ayakkabılar giymeyin. Bazı doktorlar ideal bir vücut dengesi için 5 cm.'lik topuk önerirler. Gebelikteki bacak ve sırt sorunlarını azaltmak üzere üretilmiş ayakkabı ve ayakkabı enstrümanları vardır. Bunları hekiminize veya ayakkabı mağazanızdaki satıcıya sorun.

Ağır yük (paket, çocuk, çamaşır, kitap vb.) kaldırmanın uygun yöntemini öğrenin. Birdenbire kaldırmayın. Ayaklarınızla omuzlarınız arasındaki uzaklık olabildiğince büyük olacak şekilde durun. Dizleri bükün, sırtınızı bükmeyin ağırlığı belinizle değil bacak ve kollarınızla kaldırın. Eğer sırt ağrısı sizin için sorunsa, taşıdığınız yük miktarını azaltın. Eğer alışverişten dönerken ağır bir paketi taşımak zorunda kalırsanız kucağınızda ağır bir yük taşımak yerine bu paketleri iki torbaya bölün ve her iki elinizde birer torba taşıyın.

Çok uzun süre ayakta durmamaya çalışın. Eğer çok uzun süre ayakta durmak zorundaysanız, bir ayağınızı sırtın alt bölgesinin gerilmesini önlemek için, ufak bir taburenin üstüne koyarak dizinizi bükün. Yemek pişirirken veya bulaşık yıkarken olduğu gibi, sert yüzeyli bir zeminde ayakta dururken, ayağınızın altına ufak bir tabure koyun. Sırt ağrısını önleyici pozisyon alın.

Nazikçe oturun. Oturmak, omurgaya başka bir faaliyetten çok daha fazla basınç uygulanmasına neden olur, öyleyse doğru yapmak için özen göstermeye değer. Mümkünse, içine çökmeyen sert bir döşemesi olan, düzgün arkalığı ve kollarıyla (kollarını kalkmanıza yardımcı olması için kullanın) yeterli destek sağlayan bir sandalyede oturmanızdır. Arkalıksız bir tabure ya da banka hiç oturmayın. Ne zaman olursa olsun, asla bacak bacak üstüne atmayın. Bacak bacak üstüne atmak yalnızca dolaşım sorununuzu artırmakla kalmaz, kalçanızın sırt ağrılarınızı artıracak şekilde ileri doğru itilmesine de yol açar. Mümkünse bacaklarınız biraz yüksekte duracak şekilde oturun. Araba kullanırken koltuğunuzu öne çekin ki diziniz bükülebilsin.

Çok uzun süre oturmak yanlış oturmak kadar sakıncalıdır. Arada yürüme veya gerinme molası olmaksızın bir saatten fazla oturmamaya çalışın, hatta bunu yarım saatle kısıtlamanız daha iyi olur.

Sert bir yatakta uyuyun, yumuşak bir yatağınız varsa, altına tahta koyun. Rahat bir yatış biçimi uyandığınızda hissedeceğiniz ağrıyı azaltır. Sabahları yataktan zıplayarak kalkmak yerine, önce bacaklarınızı yatağın kenarından sarkıtarak oturun. Sonra kalkın.

Hekiminize gebelik korsesinin size yardımcı olup olamayacağını sorun.

Tabakları rafa yerleştirmeye veya bir tabloyu duvara asmaya çalışırken sırtınızın gerilmesine izin vermeyin. Başınızın üzerindeki bir yere ulaşmaya çalışmak sırt kaslarınızı gerer.

Kas ağrılarınızı dindirmek için ısıtma pedi (havluyla sarılmış şekilde) kullanın veya ılık duş alın.

Gevşemesini öğrenin. Pek çok sırt sorunu stresle artar. Eğer sizin için de böyleyse, ağrı atakları sırasında gevşeme alıştırmaları yapın.

Karın kaslarınızı güçlendirecek basit alıştırmalar yapın.



Duzenleyen mystical - 24-Aralik-2007 Saat 16:32
07.08.08 ANNEN SENİ ÇOK SEVİYO MELEĞİM...KURBAN OLURUM SANA, SENİ YARADANA...
Basa don
bebekistiyorumm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 06-Aralik-2007
Konum: Bursa
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 518
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebekistiyorumm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 24-Aralik-2007 Saat 11:47

GEBELİKTE KAN UYUŞMAZLIĞI


Gebelikte kan uyuşmazlığı; anne kan grubunun Rh(-), baba kan grubunun ise Rh(+) olduğu durumlarda meydana gelir.Rh uygunsuzluğu da denilen bu durumun olması bebekte her zaman problem olacağı anlamına gelmez. Problem oluşması için öncelikle bebek kan grubunun Rh(+) olması, gebelik veya doğum sırasında bebek kanının anne kanına karışması ve bu durumda yabancı bir kan grubu ile karşılaşan annenin bağışıklık sisteminin devreye girip yabancı kana karşı antikor üretmesi gerekir. Antikorlar antijeni ortadan kaldırmak için vücut tarafından oluşturulan silahlardır. Daha önceden yanlış kan nakli veya düşük gibi durumlarla vücut tarafından antikor oluşmadığı takdirde genellikle ilk gebeliklerde bebekte problem olmaz. Çünkü uyarılma olup antikor oluşuncaya kadar gebelik sonlanır. Çoğunlukla da uyarılma doğumda bebekten anneye kan geçişi ile olur. Doğumdan sonra bu uyarılma önlenemezse daha sonraki gebeliklerde vücut bu yabancı kanı görünce hatırlar ve hemen savunma silahını devreye sokarak bebek kan hücrelerini tahrip etmeye başlar.

Kan grupları temel olarak A ve B adı verilen iki grubun varlığı ya da yokluğuna göre belirlenir. Her birey A,B, AB ve 0 gruplarından birine sahiptir. Kan grupları,kırmızı kan hücrelerinin üzerinde bulunan antijenlere göre belirlenip adlandırılır. Antijenler, savunma sistemini harekete geçiren proteinlerdir. A grubu sadece A antijenlerine, B grubu sadece B antijenlerine,AB grubu ise her iki (A ve B ) antijene sahiptir."0" grubunda ise ne A ne de B antijeni bulunmaktadır. Ardından Rh faktörünün varlığı ve yokluğuna göre de alt sınıflara ayrılır. Eğer kanınızda Rh antijeni yoksa Rh negatif (-) , Rh antijeni varsa Rh pozitif (+) olarak tanımlanırsınız.İnsanların % 85'inden fazlası Rh pozitifdir. Doğum öncesi takipte annenin kan grubunun bilinmesi gereklidir.

Rh uygunsuzluğu varlığında eğer bebek de pozitif ise doğum esnasında anne kanı ile bebeğin kanı temas eder ve anne kanına Rh faktörü geçer. Anne buna anti Rh(antikor) üreterek cevap verir. Bir sonraki bebek eğer Rh (+) olur ise annenin oluşturduğu antikorlar ikinci gebelikte, bebek dolaşımına çocuk eşinden (plasenta) geçerek kan hücrelerini öldürmeye başlar. Geçen antikor miktarı ile doğru orantılı olarak , bebekte anne karnında iken, kansızlık yani anemi gelişir. Buna bağlı olarak ultrasonda bebekte hidrops adı verilen vücut boşluklarında sıvı birikmesi durum tespit edilir. Bebekteki anemi sonucu kalp yetmezliği ve hidrops tablosunun nedenidir. Hastalığın şiddetine ve yok edilen kan hücrelerinin miktarına bağlı olarak bebekte anne karnında ölüm de dahil olmak üzere bir çok sorun görülür. Annenin bağışıklık sistemi bir kez antikor üretmeye başladıktan sonra artık geri dönüşüm yoktur. Önemli olan vücut antikor üretmeden devreye girebilmektir.


Amniyosentez - Kordosentez, düşük, dış gebelik, yanlış kan nakli,gebelik sırasında görülen fazla miktarda kanamalar sonucunda da anne ve bebek kanı doğumdan önce de temas edebilir.


Bazen Rh(-) bir kadına hata ile Rh(+) kan verilebilir. Bu durumda ortada gebelik yokken bile kadının kanında anti-Rh antikorlar bulunabilir ve ilk bebek uygunsuzluktan etkilenebilir.


Bu yüzden Rh (-) olan her anne, gebeliğin hemen başında anti-Rh antikorlar açısından araştırılmalıdır. İNDİREKT COOMBS TESTİ denilen bu test ile gebe kanında dolaşan hücrelere fikse olmamış antikorlar saptanır. DİREKT COOMBS testi ise bebeğin kanına bakılarak tespit edilir. Bu nedenle gebeliğin başında, gebeliğin ortalarında ve sonlarına doğru annede indirekt coombs testi bakılarak, annenin Rh uygunsuzluğundan etkilenip etkilenmediği araştırılır.


Tedavi
Kan uyuşmazlığında amaç annenin Rh pozitiflere karşı antikor oluşturmasını engellemektir. Bu tür bir hastalıktan kurtulmanın temel kuralı korunma olduğundan aşağıdaki kurallara uyulmalıdır:


Gebeliğin başında eşlerin kan grupları tespit edilmelidir.
Eğer Rh uyuşmazlığı varsa indirekt coombs testi uygun aralıklarla tekrarlanmalıdır.


İlk gebelikte 28.haftada erken korunma iğnesi (Rh hiperimmün globulin=anti-D) yapılabilir.


Doğumdan sonra bebek kan grubu Rh pozitif bulunursa; sonraki bebekleri korumak için antikor üretimini engelleyecek anti-D enjeksiyonu 72 saat içinde yaptırılmalıdır. Eğer anne duyarlı hale gelmişse bebek risk altındadır.Gebelik ilerledikçe; kandaki antikor düzeyleri kontrol edilir.Eğer yüksek düzeylere çıkarsa, özel testlerle bebeğin sağlığı mutlaka bir perinatoloji kliniğinde takip edilmeli ve uygun tedavi yapılmalıdır.


Düşüklerde gebelik 3 aydan büyükse anti-D uygulaması tam doz yapılmalıdır. İlk 3 ay içinde 6-8 haftadan sonra ceninde kırmızı kan hücreleri oluşmaya başladığından düşük doz anti-D (koruyucu iğne) yapılması uygun olur.
Kürtajlarda anti-D müdahaleden önce uygulanmalı, operasyon mümkünse vakum ile yapılmalıdır.


Benzer şekilde dış gebelikde de müdahaleden hemen sonra anti-D yapılmalıdır.
Tanısal amaçlı girişimler olan amniyosentez, kordosentez, CVS gibi işlemler sonrasında anti-D yapılması gebeliğin sağlıklı devamı açısından son derece önemlidir.

Basa don
bebegimm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4914
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 26-Aralik-2007 Saat 02:34
Anne sütü nasıl üretilir?
 
Anne sütü, anne memesinde bazı hormon ve reflekslerin yardımıyla üretilir. Gebelik süreci içinde gelişen hormon değişiklikleri ile meme dokusu, süt üretmeye hazır hale gelir. Bu süreç içinde, süt üretiminden sorumlu başlıca hormon olan “süt hormonu” (prolaktin) annenin kanında artar. Gebelik başlangıcında 10 birim iken sonunda 200 birime yükselmiştir. Bu 20 kat artışa rağmen, memede sadece çok az miktarda süt yapılır. Daha fazla süt yapılmasına, yine gebelikte artan diğer hormonlar (“östrojen” ve “progesteron”) engel olur. Doğumdan sonra bu hormonların düzeyi aniden düşer. Bu nedenle süt hormonu üzerindeki baskılanma ortadan kalkar ve doğumdan hemen sonra gelişen bu hormon değişiklikleri ile meme, süt yapmaya başlar.
 
Bebek anne memesini emdiğinde, iki refleks (refleks: vücutta istem dışı gelişen biyolojik tepki, olay) memeye süt dolmasını mümkün kılar. Bu iki refleks, “süt salgılama refleksi”  ve “süt fışkırtma refleksi”  olarak adlandırılır…


SÜT SALGILAMA REFLEKSİ NEDİR ?
Anne memesinde süt üretiminden sorumlu olan reflekslerden biri  “süt salgılama refleksi”dir. Bu refleks, bebeğin anne memesini emmesiyle gelişir ve sonuçta memede süt üretilir. Bu reflekste görev  alan hormon,  “süt hormonu” adı verilen “prolaktin”dir.

Prolaktin, beyinden (hipofiz bezinden) salgılanan bir hormondur ve memenin yapısında bulunan bez hücrelerinde süt yapılmasından sorumludur. Bebeğin anne memesini emmesiyle, meme içindeki sinir uçları uyarılır. Sinir bu uyarıyı beyindeki hipofiz bezine taşır. Hipofizde yapılan prolaktin, kan yoluyla memeye gelir ve bez hücrelerinin süt yapmasını ve salgılamasını sağlar. Bu reflekse “süt salgılama refleksi”  (“milk secreting reflex – prolactin reflex”) adı verilir. Bebek çok emerse bu refleks çok çalışır, memede çok süt üretilir. Eğer bebek emmezse süt yapımı ve salgılanması azalır.

Bebek iştahlı bir bebekse veya bebekler ikiz ise, annenin memesi daha güçlü ve daha çok emilir. Böylece meme de bebeğin ihtiyacı olan daha çok sütü üretir. Buna “arz ve talep” (“supply and demand”) adı verilir. Anne, sütü daha bol olsun isterse, bebeğini daha çok emzirmelidir.

 SÜT FIŞKIRTMA REFLEKSİ NEDİR ?
“Süt fışkırtma refleksi” annelerin bebeklerini emzirmesini mümkün kılan reflekslerden biridir (“milk ejection reflex - oxitocin reflex – let down reflex”). Emziren pek çok annenin zaman zaman gözlemlediği bir olay vardır. Süt meme ucundan ince çizgiler-iplikçikler halinde fışkırır. Her iplikçik, meme ucundan dışarı açılan bir süt kanalından gelir. 

Memedeki süt bezlerinin etrafında ince kas hücreleri vardır. İşte bu kas hücreleri kasılınca süt, süt kanallarına doğru ilerler. Sonuçta meme ucundan dışarı fışkırır. Söz edilen kas hücrelerinin kasılmasını “oksitosin” hormonu sağlar. Pek çok kadın emzirmenin başında, memedeki bu kas hücrelerindeki sıkışmayı, kasılmayı hisseder. Bu, sütün akmaya başlayacağının işaretidir.

Bebeğin emmesiyle, meme başından kalkan uyarılar sinir uçları ile beyindeki hipofiz bezine taşınır. Bu uyarıyla hipofiz bezinden oksitosin salınır. Kanla meme dokusuna taşınan oksitosin kas hücrelerinin kasılmasını sağlar. Bu olaya “süt fışkırtma refleksi” adı verilir.  Bu refleks iyi çalışmazsa memeden yeteri kadar süt akamaz.

Süt fışkırtma refleksinin etkinleşmesi, süt salgılama refleksinden daha karışıktır. Annenin duygu ve düşünceleri de bu refleks üzerinde etkilidir. Eğer anne bebeğini sevdiğini,  bebeğinin acıktığını düşünürse bebek daha emmeye başlamadan, oksitosin salgılanmaya başlar. Memede bir sıkışma hissedilir ve süt dışarı akar.

Üzüntüler, korkular, ağrı (özellikle memedeki ağrı), utanma bu refleksi olumsuz etkiler. Annenin bebeğini anne sütüyle besleyemediğini düşünmesi, üzülmesi bile refleksin normal koşullarda çalışmasına engel olur.

Basa don
mavi_boncuk Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 19-Mayis-2007
Konum: Kırıkkale
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 3989
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti mavi_boncuk Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 03-Ocak-2008 Saat 23:17

8 ay çılgınlığı
Formunu korumak isteyen anne adaylarının normal gebelik süresinin tamamlanmasını beklemeden, 8. ayda sezaryenle bebeklerini dünyaya getirdikleri iddiaları hızla yayılıyor.

Formunu korumak isteyen anne adaylarının normal gebelik süresinin tamamlanmasını beklemeden sezaryenle bebeklerini dünyaya getirdikleri iddiaları son zamanlarda sıkça duyulur oldu. Bazı okurların Anne adayları daha fazla kilo almamak için 8. ayda sezaryenle bebeklerini aldırıyorlarmış. Doğru olabilir mi bu? şeklindeki soruları da Form Sante dergisinin yazı işlerini harekete geçirdi. Konu, derginin Temmuz sayısına taşıdı.

Yaşama şansı olsa da...

Hamilelik, son regl tarihinden itibaren 40, döllenme oluşumunun ardından ise 38 hafta sürüyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 37. hamilelik haftasından önce gerçekleşen doğumları erken doğum olarak tanımlıyor. 37. haftasını tamamlamadan önce doğan bebeklere prematüre bebek deniyor.

Prematüre bebeklerin yaşayabilme şansı tıp dünyasındaki gelişmeler sayesinde artıyor. Ülkemizde hastanelerde yeni doğan ünitelerinin sayısının çoğalması da bu şansın yükselmesini sağlıyor. Ancak süresini doldurmadan doğan bebeklerin hepsi aynı seyri gösteremiyor, çünkü prematürelik derecesi arttıkça sorunlar da derinleşiyor. Örneğin zamanından 1-2 hafta önce doğanlar, yüksek riskli değiller. 34. haftadan erken doğanlar ise ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşabiliyorlar. Bunun sonucunda bebeğin sağlığına kavuşabilmesi için yeni doğan ünitesinde geçireceği süre de artıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceyda Ekiz, gelişen tıp sayesinde prematüre doğan bebeklerin yaşama şanslarının oldukça yükseldiğini belirtiyor. Ancak bu, 8. ayda doğan bebeklerin ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşmayacağı anlamına da gelmiyor. Dr. Ekiz, akciğer yetmezliğinin prematüre bebeklerde en sık görülen sağlık sorununu oluşturduğuna dikkat çekiyor. Akciğer elastiki bir yapıya sahip. Nefes alındığında hava kesecikleri şişiyor, nefes verildiğinde ise iniyor. Hava keseciklerinin şişip inmesini sağlayan surfaktan adlı maddenin oluşumu ortalama 35 haftada tamamlanıyor. Bu süreden önce gerçekleşen doğumlarda akciğer gelişimini tamamlasa bile, yapım eksikliğine göre değişen derecelerde sorunlar oluşuyor. Örneğin solunum yetmezliği tablosu gelişebiliyor. Bu bebeklerde, organların gelişimi tamamlanmadığı için kan şekeri düşüklüğü gibi metabolik problemler, enfeksiyonlar, kanama problemleri, kalp dolaşım problemleri, uzamış sarılık, oksijen tedavilerine de bağlı olabilen körlük, bağırsak sorunları, beyin ve omurilik sıvısı içinde kanama gibi ciddi sağlık sorunları görülebiliyor. Tabii işin en can alıcı yanı bu talepte bulunan anne adayları var mı ve doktorlar ne diyor?

Uzmanlar tartışıyor

Konunun uzmanlarına 8. ayda doğum talebiyle ilgili aklımıza takılan 3 soru sorduk. İşte sorular ve yanıtları...

Formlarını korumak için erken doğum talep eden anne adayları oldu mu?

Erken doğum bebekte hangi sağlık sorunlarına yol açıyor?

Kilo almamak için 8. ayda doğum yapılması doğru mu?

Prof. Dr. Teksen Çamlıbel Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Talep geldi ama kabul etmedik

1- Bu yönde bir-iki talep olsa da, hem tıbbi hem de etik açıdan uygun olmadığı için erken doğumu kabul etmedik.

2- Günümüzde modern tıptaki gelişmeler sayesinde 2 kilo üzerinde doğan bebekler yeni doğan bakımına neredeyse hiç ihtiyaç duymadan yaşamını sürdürebiliyor. Yeni doğan ünitelerindeki gelişmeler sayesinde 1 kilo 200 gram ağırlığında doğan prematüre bebeklerin bile yaşama şansı yüzde 80'lere kadar yükseldi. Ancak tıp her ne kadar gelişmiş olsa da, erken doğum özellikle prematüre bebeklerin akciğerlerinde ciddi sorunlar yaratabiliyor. Bu nedenle biz isteğe göre gerçekleştirilen sezaryenleri bile normal hamilelik süresinden sadece bir hafta önce uyguluyoruz. Bunun nedeni de anne karnında geçirilen her günün bebeğin sağlığı açısından son derece önemli olması.

3- Formlarını korumak için bize böyle bir talep geldiğinde, bebek iki kilo ağırlığına ulaşmış olsa bile kabul etmemiz mümkün değil. Daha önce bu taleple gelen bir-iki vaka oldu ama kesinlikle kabul etmedik. Ayrıca etik kuralları gereğince hiçbir doktorun da bunu kabul edeceğini sanmıyorum.

Prof. Dr. Bülent Tıraş Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Ciddi sağlık sorunları gelişebiliyor

1- Bugüne dek formlarını korumak amacıyla erken doğum yapmak isteyen anne adayı olmadı.

2- Erken doğumun pek çok sakıncaları mevcut. Özellikle akciğerler bebeklerin en geç oluşan organlarından biri. Bu nedenle 34. hamilelik haftasından önce doğan bebeklerde ciddi solunum sıkıntısı oluşabiliyor. Bu bebeklerde, organların gelişimi tamamlanmadığı için enfeksiyonlar, kanama problemleri, uzamış sarılık, oksijen tedavilerine bağlı körlük, bağırsaklarda sıkıntılar, beyin ve omurilik sıvısı içinde kanama gibi ciddi sağlık sorunları gelişebiliyor. Tüm bunlar, erken doğumun bebeğin sağlığını ne denli tehlikeye attığını ortaya koyuyor.

3- Formun korunması için erken doğum yapılması hem tıbbi hem de etik anlamda son derece yanlış bir uygulamadır.

Op. Dr. Alper Mumcu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Tıbbi ve etik açıdan doğru değil

1- Bugüne kadar kliniğimize Daha fazla kilo alarak vücudumun bozulmasını istemiyorum gibi estetik kaygılar nedeniyle hamileliğin zamanından önce sonlandırılmasına yönelik bir taleple gelen olmadı. Açıkçası bebeğin sağlığını düşünen hiçbir bilinçli anne adayının böyle bir talepte bulunabileceğini de düşünmüyorum.

2- Günümüzde değişik nedenlerle pek çok bebek zamanından önce dünyaya geliyor. Geçmişte çoğu kaybedilen bu bebeklerin önemli bir kısmı günümüzde gelişmiş merkezlerdeki iyi yoğun bakım şartlarında, sorunsuz bir şekilde yaşatılabiliyor. Ancak bu doğumların hepsi anne ya da bebeğin hayatını korumak amacıyla kaçınılmaz olarak gerçekleştiriliyor.

3- Herhangi tıbbi bir gereklilik olmaksızın hamileliğin anne adayının isteği ile prematür olarak sonlandırılmasını hem tıbbi, hem de etik açıdan kesinlikle doğru bulmuyorum. Böyle bir uygulama ile talebini de asla onaylamıyorum.

Op. Dr. Burçak Erzik Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı

Keyfe bağlı doğum olmaz

1- Bugüne dek hiçbir anne adayımız formlarını korumak adına bizden böyle bir talepte bulunmadı.

2- Fetusun organ ve nörolojik gelişimi, 37. haftadan sonra tam oluşuyor. Günümüzde yeni doğan yoğun bakım ünitelerindeki gelişmeler, 28. hamilelik haftasından sonra yaşama olasılığını yüzde 95'lere taşımış olsa da, 8. ayda doğum pek çok sağlık sorununa yol açabilir. Yetersiz akciğer gelişimine bağlı solunum sıkıntısı, kafa içi kanama, sarılık, hipoglisemi, enfeksiyon ve kalp damar problemleri, prematüre doğan bebeklerin en sık karşılaştığı sağlık sorunları. Dolayısıyla ideal bir doğum için hamilelik haftasının tamamlanması gerekiyor.

3- Anne adayının keyfine bağlı olarak erken doğum söz konusu olamaz. Biz bu tür bir girişimi doğru bulmuyor ve hiçbir zaman da önermiyoruz. Zaten 8. ayda doğumla 9. ayda doğum arasında annenin fiziğinde çok büyük bir değişim olması söz konusu değil. Yani son ayda aşırı kilo alımı anneye ait bir sorun. Ayrıca karın bölgesindeki ciltte oluşan deformasyonlar, hamilelin son haftalarında sıklıkla görülmekle beraber, erken dönemde de oluşabiliyor. Anne bilinçli olduğu takdirde hamilelik süreci bu tür problemleri de yaratmaz. Aksine aşırı beslenen, hızlı kilo alan, egzersiz yapmayan hamilelerde bu tür estetik problemler çok daha erken başlayabiliyor. Dolayısıyla annenin formunu koruması için yaşam tarzına, beslenme düzenine dikkat etmesi gerekiyor.

Ünlü anneler bu konuda ne diyor?

Neşe Erberk (Ajans sahibi)

Annenin vücudu deformasyona uğramasın diye bebeği 8. ayda almak anlamsız ve tuhaf. Doğum yapmış anneler, bilinçli beslenme programı ve sporla aldıkları kilolardan kurtulabilirler. Sezaryenle doğumda zaten 38. haftada alıyorlar. Bu süreyi erkene çekmenin hem anneye hem de bebeğe zararlı olup olmadığı iyi araştırılmalı. Bu kararı verecek kişi doktordur. Bilinçsiz uygulamalar riskli bence. Çevremde keyfi şekilde 8. ayda doğum yapmış kimse yok. Ben tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi oldum, bana böyle bir yöntem önerilseydi, reddederdim.

Ebru Şallı (Manken)

Doktorumla doğumu sezaryen yöntemiyle yapmaya karar vermiştik. Ancak bebeğim 36. haftada aşağı indi. Böyle olmasaydı, 38. haftada sezaryen ile alınacaktı. Doktor uygun gördüğü sürece 8. ayda doğum yapmaya karşı değilim. Yurtdışında birçok örneği var. Ancak anne ve bebeğin sağlığını riske atmamak da gerek. Hamilelikte en çok kilo alımının, deformasyonun ve ödemlerin 8. aydan sonra ortaya çıktığı bir gerçek. Ama estetik kaygılar bebeğin sağlığından önemli değil. Son aylara kadar bende hiç deformasyon yoktu. Sadece doğal olarak karnım şişmişti.

Nora Romi (Gazeteci)

Aklı başında hiçbir anne adayının böyle bir yöntemle doğum yapacağını zannetmiyorum. 8. ayda, kilo alacağım, vücudum deforme olacak diye, bebeği ve kendini riske atmaya değmez. Bu ancak işi gücü olmayan, sorumluluk ve kaygı taşımayan kişilerin moda diye uygulattığı bir yöntem gibi geliyor bana. Bebek hazır olmadan doğum gerçekleşirse, o anda sorun olmasa da ileriki yaşlarda sağlıklı kalacağının garantisini kim veriyor? Ayrıca erken doğumda solunum yollarıyla ilgili sorunlar, zeka geriliği gibi komplikasyonlar başgösterebilir. Yanlış bir uygulama.

Deniz Pulaş (Manken)

Form için 8. ayda doğum yapıldığını duymuştum. Özellikle yurtdışında Cindy Crawford gibi ünlü mankenler sanırım bu yönteme başvuruyorlar. Eğer bebeğin fizyolojik gelişimini tamamladığını doktorlar onaylıyorsa, bu yönteme karşı değilim. Ama bana pek doğru gelmiyor. Hamilelere, bu özel süreci sonuna kadar yaşamalarını tavsiye ederim. Formda kalmak için 8. ayda erken doğum yapmaktan daha doğal yöntemler var. Mesela, ben zaten çok kilo almamıştım ama spor yaparak ve vakitsizlikten fazla yemek yemeyerek eski formuma kavuştum.
ShockedShockedShocked bence formumu koruycam diye böyle bişey yapılmaz,Doğumdan sonra biraz dikkat edip formumuza geri dönmek en doğrusu...


Duzenleyen mystical - 04-Ocak-2008 Saat 05:17
Basa don
gülünhüznüyüm Drop Down Menu
Moderatör
Moderatör
Avatar

Kayit tarihi: 13-Eylül-2007
Konum: Ağrı
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11246
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti gülünhüznüyüm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 26-Ocak-2008 Saat 08:27
çatlakları önleyin

Araştırmalar, anne adaylarının % 66’sının, ciltteki gerilme nedeniyle oluşan izlerden rahatsızlık duyduklarını göstermektedir. Bu nedenle, özellikle bu vakalarda kullanıma uygun, özel bir nemlendiricinin kullanılması büyük önem taşır.

Özellikle, gebeliğin 3. ayından itibaren, kilo alımı ve bebeğin gelişimi nedeniyle özellikle karın, kalça, basen ve göğüs bölgesinde, cildin aşırı gerilmesi nedeniyle, kaşıntılar ve bir süre sonra da çatlakların oluştuğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Figen Güney Taşer, anne adaylarının yaşadığı sıkıntılardan biri olan bu cilt çatlaklarının, gebelik döneminde yapılacak basit uygulamalarla önüne geçilebileceğini de sözlerine ekledi.

Hamilelikte oluşan çatlaklarla mücadelede dengeli beslenmenin önemini vurgulayan Op. Dr. Figen Güney Taşer, “Bol su içmek, C, E vitamini zengin besinleri tüketmek, cilt çatlaklarının önüne geçmede etkili. Bunun yanısıra cildi yumuşak ve esnek tutacak bir kremin her gün etkin bölgelere uygulanmasıyla da gebelikte oluşan cilt çatlaklarını en aza indirmek mümkün” dedi.

Çatlaklar oluştuktan sonra, tedavi edilmeleri oldukça zor.
Dr. Taşer’e göre basit önlemlerle gebelikte yaşanan cilt çatlaklarını en aza indirmek mümkün. Bu yöntemler arasında;
Cilde, masaj fırçası yardımıyla masaj yaparak, bu bölgelerdeki kan dolaşımını hızlandırmak,
C ve E vitamini açısından zengin olan, cilt için yararlı meyve, sebze ve fındık gibi besinleri tüketmek,
Bol bol su içmek
Yeterli uyku almaya özen göstermek ve
Cildi yumuşak ve esnek tutacak, gerilme ile oluşan izleri önleyen, hamileler için özel olarak üretilmiş bir kremi her gün etkin bölgelere uygulamak yer alıyor.


Duzenleyen mystical - 16-Mart-2008 Saat 09:07


    Aslında hayatın hiçbir evresinde kötü insan yoktur. Her insan huzur verir; kimi geldiğinde, kimi gittiğinde..
Basa don
gülünhüznüyüm Drop Down Menu
Moderatör
Moderatör
Avatar

Kayit tarihi: 13-Eylül-2007
Konum: Ağrı
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11246
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti gülünhüznüyüm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 29-Ocak-2008 Saat 02:00
Hamile Annenin Beslenmesi
Içinizde gelismekte olan küçük bir varlik vardir, ve onun saglikli gelismesi için agziniza koydugunuz her lokma önemlidir. Amerika Harvard üniversitesinde yapilan bir arastirma, bebegin sagliginin, annenin hamileligi sirasindaki beslenmeyle nasil yakindan iliskili oldugunu göstermistir. Arastirmaya alinan kadinlardan diyeti iyi olanlarin %95’inin çok saglikli bebekleri olurken, diyetine dikkat etmeyenlerin (genellikle abur cubur ve fast food ile beslenenlerin) %8’inin saglikli bebekleri, %65’inin ölü dogum, prematüre ve dogustan kusurlari olan bebekleri olmustur.
Baska çalismalarda da hamile kadinlarin yediklerinin veya yemediklerinin bebek üzerine olan etkileri gösterilmistir. Örnegin döllenmeden hemen önce ve erken hamilelik döneminde folik asit eksikligi, omurilik kanali kusuru ve damak dudak yarikligi riskini arttirirken, son üç ayda protein ve kalori eksikligi beyin gelisimini kötü etkiler.Yetersiz ve yalnis besin alimi bebekle ilgili gelisimi geciktirebilir.
Ayrica beslenme hamileligin seyrine; rahat geçmesine, doguma, duygusal duruma ve dogum sonrasi iyilesmeye etki eder. Iyi beslenen kadinlarda erken dogum daha azdir, özellikle çinko eksikligi prematüre dogum riskini arttirir. Hamileliginiz boyunca dikkat etmeniz gereken önemli konular sunlardir:

Yediginiz her lokmaya özen göstermek: Her yemekte çatalinizi agziniza götürmeden önce "bu yedigim bebegim için iyi mi?” diye bir düsünün, eger yanit “evet” ise çigneyin. Düskün oldugunuz tatlilardan ve abur cuburlardan uzak durun.

Tüm kaloriler birbirine esit degildir: 150 kalorilik bir tatli kurabiyedeki kalori, kepekli undan yapilmis, meyve suyu ile tatlandirilmis diyet kurabiyedeki 150 kaloriye esit degildir. Bu nedenle aldiginiz kalorinin miktarinin yani sira, niteliginede özen gösterin.

Kendinizi aç birakirsaniz bebeginizide aç birakirsiniz: Nasil bebeginizi dogduktan sonra aç birakmayi düsünemiyorsaniz, anne karnindayken de bunu yapmamalisiniz. Bebeginizin düzenli aralarla düzenli beslenmeye ihtiyaci vardir. Hiç bir zaman ögün atlamayin. Siz aç olmasanizda bebeginiz açtir. Eger mide yakinmalariniz istahinizi kapatiyorsa, gereksiniminizi 3 ögün yerine 6 küçük ögün ile karsilayin.

Karbonhidrat alimi: Hamilelik sirasinda kilo almaktan korkan bazi kadinlar karbonhidratlari tamamen diyetlerinden çikarirlar. Saf ve basit karbonhidratlarin (beyaz ekmek, pirinç, seker, kek, kurabiye) besin degeri az ama kalorileri çoktur. Sa? olmay?n karbonhidrat† kouplekslerinin ise (kepekli tkme?, kahverengu pirinç, kurufasul?e, bezeUye ve özellikle uabugu ile pisirilen patates) gerekli B vitaminleri, mineraller, protein ve lifler açisindan gerekli oldugu bir gerçektir. Bunlar bulanti ve kabizligin kontrol altina alinmasinda yardimci olur ve sismanlatici degillerdir.

Tatlilar sorundan baska birsey degillerdir: Hiçbir kalori sekerin verdigi kalori kadar bos degildir. Ayrica arastirmalar sekerin yalnizca yararsiz degil zararli da oldugunu göstermislerdir. Sekerin dis çürümesine yol açmasinin yani sira, seker ve kalp hastaligi, depresyon ve bazi vakalarda hiperaktivite ile iliskisinin oldugu düsünülmektedir. Seker ile ilgili belkide en kötü sey hiçbir besin degeri olmamasidir. Lezzetli ve besleyici tatlilar için, seker yerine meyve ve meyve suyu kullanin.

Iyi besinlerin nereden geldigi bellidir: Pisirdiginiz yiyecekler konserve ve haslanip dondurulmus ise besleyiciliginin çogunu kaybetmistir. Mevsiminde taze sebze ve meyve, eger bulunmuyorsa taze dondurulmus olanlari tercih edin. Her gün çig sebze ve meyve yemeye çalisin. Sebzeleri ya buharda yada az pismis hazirlayarak vitamin ve minerallerin korunmasini saglayin.

Kötü aliskanliklar iyi bir diyeti sabote edebilir: Yeryüzündeki en iyi dogum öncesi diyet bile eger anne alkol, tütün ve benzeri maddelerden uzak durmuyorsa, ise yaramaz. Artik aliskanliklarinizin degismesinin tam zamanidir.


Hamilelikte Tatil Ve Seyahat
Hamilelik sirasinda bir mola vermek harika bir fikir,bulundugunuz yerden uzakta geçireceginiz birkaç gün sizi çok rahatlatacaktir. Tek yapmaniz gereken bu seyahate çikmadan önce doktorunuz ile görüsüp güvenliginiz için neler yapmaniz gerektigini ögrenmek. Seyahate karar verdiginizde bulundugunuz yere en yakin hastanenin nerede oldugunu ögrenin. Ayrica tibbi dosyanizin bir fotokopisini yaninizda bulundurmak iyi bir fikirdir.

Uzun turlar ve farkli bölgeler (çok sicak veya soguk) sizi yorabilir. Hamileligin zaten fiziksel aktivitenizi azaltacagini düsünerek, sizi daha az yoracak daha dinlendirici yerler seçin. Bazi hekimler hamileligin erken dönemlerinde düsük tehlikesi olabileceginden, ve hamileligin son haftalarinda dogum yaklastigindan seyahati önermeyebilirler.

*Araba veya uçak seyahati
Araba seyahatlerinizde sik mola vererek, tren seyahatlerinizde oturdugunuz yerden sik kalkip kisa bir yürüyüs yaparak kan dolasiminizin düzenlenmesine yardimci olmalisiniz.Yolculuklarinizda sik tuvalet ihtiyacinizi hatirlayarak tuvalete yakin yerleri tercih edin. Bu yolculuklarda emniyet kemerinizi takmayi unutmayin.Bu sarsintilarda bebeginize gelebilecek zararlari önleyecektir.

*Uçak ile seyahat
Eger uçak yolculugu yapacaksaniz, uçak sirketinin hamile yolcular için olan tüm uygulamalarini ögrenin. Hamileliginizin 28-36 haftalarinda bu yolculuk için doktorunuzdan bir sakinca olmadigina dair belge almaniz gerekecektir. 36. haftadan sonra ise muhtemelen uçusunuza izin verilmeyecektir. Hamile kadinlar için basiçsiz kabinleri olan küçük uçaklarla uçmak uygun degildir. Çünkü basinç degisiklikleri su keselerinin erken patlamasina neden olabilir. Uçak yolculuklarinda bol sivi alin. Uçarken vücudunuz daha kolay su kaybedip dehidrate olabilir.

*Tropik bölgelere seyahat
Genelde malarya (sitma) açisindan risk tasiyan tropik bölgelere gidilmesine izin verilmez. Bu hem anne hem çocuk için riskli olur. Annenin ölü dogum yapma riski artar.Ayrica hamilelikte sitma ilaçlari zararlidir.

*Asilama
Hamilelere özellikle canli virus asilari önerilmez. Agizdan alinan ölü polyo (çocuk felci) asisi uygulanabilir. Duktorunuz ile asilamanin tüm ayrintilarini konusmalisiniz.


Emzirme Kurslari
Anne adaylarini en çok endiselendiren konularin basinda çok yakinda dogacak bebeginin beslenme sekli gelir. Dogal ve saglikli olmasi bakimindan anne sütünü tercih etmek isteyenlerin sayisi ise hiç de az degil. Ancak tercihini bu yönde kullananlarin aklina su soru takilir, kalir : ``Acaba emzirmeyi basarabilir miyim ve sütüm yeterli olacak mi ?'''' Endiselerinizde haklisiniz. Ne de olsa ilk kez emzirmek gibi bir olgu ile karsilasiyorsunuz. Yine de paniklemenize gerek yok. Türkiye çapindaki Bebek Dostu hastanelerin pek çogunda ücretsiz olarak anne adaylarina yönelik emzirme kurslari var. Akliniza takilan bir çok soruyu bu kurslarda alacaginiz yanitlarla dagitabilirsiniz. Ancak dilerseniz önce anne sütü neden bu kadar önemli sorusunun yanitini ögrenelim. Iste ana sütünün bebeginize getirdigi faydalar:

- Sindirim sistemini olgunlastiriyor
- En dengeli biçimde bebegin besin ihtiyacini karsiliyor.
- Bebegin anneye daha yakin olmasi nedeniyle psikolojik açidan olumlu etkiliyor.
- Bebegin daha erken ve saglikli olarak gelismesini sagliyor.
- Zeka gelisimine hazir mamadan daha olumlu etkileri bulunuyor.

Tüm dünyada 1970''li yillara kadar anne sütü tercih edilmesine ragmen, bu tarihten itibaren emzirmenin dogalligindan uzaklasildigi görülür. Özellikle gelismis ülkelerde hazir mamalarin daha saglikli ve yararli oldugunun açiklanmasi nedeniyle anne sütü ikinci plana atildi. Ancak, 1980''li yillarda ``Anne sütü bebege uygun mu?'''' ve ``Ne kadar süre ile emzirmek gerekir'''' gibi birçok soruyu kapsayan arastirmalar yapildi. Iste bu arastirmalarin sonucunda her yönden anne sütünün yararli oldugunun görülmesiyle bu yöne dönüs basladi ve anne sütünü tercih eden kadinlarin sayisinda bir artis gözlendi. Iste bu noktada devreye Unicef ve Dünya Saglik Örgütü isbirligi ile ``Bebek Dostu'''' hastanelerinde ``Emzirme Kurslari'''' programi girer. Tamamen ücretsiz olan kurslar hakkinda kisaca bilgi edinmeye ne dersiniz? Iste kisa basliklar:

- Bu kurslar dogum öncesinde verilir.
- Bu kurslardaki amaç emzirecek annenin, dogum öncesinde hazirlikli olmasini saglamaktir. Emzirmek kadin açisindan degisik bir rol. Ayrica hayatinda hiç kullanmadigi bir organini bebegini beslemek , büyütmek amaciyla kullanacagi için hazirlanmasi gerekir. Emzirme kurslari bu noktada devreye girer.
- Kendi çevresinden emzirme ile ilgili olarak dogru ya da yanlis bir çok bilgi alan anne adaylarini bu kurslarda en dogru ve gerekli bilgiler verilir.

Zaten yapilan arastirmalar emzirmeye hazirlik dogum öncesinden itibaren verilmeye baslanirsa, dogum sonrasinda çok daha saglikli bir sekilde ve uzun bir süre annelerin bebeklerini emzirebildigini gösteriyor. Türkiye''de basta kentsel kesimde olmak üzere tüm anneler bebeklerini emzirmek istiyorlar. Ancak, emzirmenin içinde onlari nelerin bekledigini bilmiyorlar. Çevresindekilerin yönlendirmesi ile emzirme baslasa bile 1 ay sonra yavas yavas bitiyor. '''' Bebegin dogumundan sonraki ilk bir ay içinde emzirme orani yüzde 90 iken, dördüncü ayda yüzde 20''lere düsüyor. Neden mi? Dünya Saglik Örgütü ve Unicef''in çalismalarinda bunun dogru tekniklerin bilinmemesinden kaynaklandigini görülür ve bunun üzerine '''' Bebek Dostu Hastane'''' kavrami yaratilir. Bebek dostlugunun sartlarindan biri de dogum öncesi emzirme kurslari verilmesi olarak belirlenir. Peki bu kurslara katilmak size ne gibi bir fayda saglar? Her seyden önce paraniz ile alabileceginiz bir mama yerine bedava olan bir seyin daha faydali oldugu bu kurslarda ögretilir. Hiç fena sayilmaz degil mi?! Ayrica, bebegin yeterli derecede emmesi halinde annelerin yüzde 95''inin sütünün yeterli oldugu anlatilir. Zaten unutmayin ki emzirirseniz bebeginize çok daha saglikli bir gelecek saglamis olursunuz. Bunun birincil adimi da dogru beslemeyi ögretmeniz için emzirme kurslarina gitmek olabilir. Bizden önermesi.


Hamilelikte Güzellik
Hamile kadin güzeldir...

Hamilelik tüm sorunlarina ragmen kadinlarin hayatlari boyunca yasayabilecekleri en özel dönemlerden biri. Size tavsiyemiz, belki biraz zor olsa da, sagliginizin yaninda güzelliginizi de ihmal etmeyerek bu dönemin tadini sonuna kadar çikarmak! Anne adayinin fazla birkaç kilo alma, yüz lekeleri, cilt tipinin degismesi, saçlarin kalinlasmasi ya da incelmesi gibi çok da istenmeyen durumlar yasamasi kaçinilmazdir. Ama tüm bunlar hamile kadinlarin güzel olamayacagi anlamina gelmez; önemli olan hamileliklerini bahane edip günlük bakimlarini ihmal etmemeleri.

Hamile bir kadinin makyaji nasil olmali?

Dogru ve bilinçli yapilan makyaj hamilelikte mucizeler yaratabilir. Hem bakimli görünmek anne adayinin kendisini çok daha iyi hissetmesini saglayacagi için psikolojik açidan da oldukça faydalidir. Peki hamile bir kadin makyaj yaparken nelere dikkat etmeli? Hamilelikte makyaj yaparken dikkat edilmesi gereken baslica nokta makyajin hafif ve abartiya kaçilmadan yapilmis olmasi. Hamile kadinlarin makyaj çantalarindan eksik etmemeleri gereken ürünlerin basinda kapaticilar geliyor. Göz altlarinda olusan koyu renk halkalari ve hamileligin bir sonucu olan cilt lekelerini gizlemenin en güzel yolu bunlari kullanmak. Tüm cilt tipleri için çok uygun olan sari tonlarinda bir fondöten, pembe bir allik ve uygun renkte bir ruj hamile makyajini tamamlamak için gereken diger ürünler. En iyi sonucu almak için kapatici (fondötenden bir ton daha açik), gereken yerlere fondötenden önce uygulanmali. Peki hamilelikten dolayi sis olan ve normalden çok daha yuvarlak ve dolgun görünen yüz için ne yapilabilir? Yüzü inceltmek için en iyisi allikla yapilan hilelere basvurmak. Tüm yanaga bronz renkli bir allik sürüp ardindan gülünce belirginlesen elmacik kemiklerine pembe tonlar uygulamak bu is için yeterli. Hafif ve çiçekli bir parfüm kullanmak da hamile kadinin kendisini iyi hissetmesi için birebir olan bir yöntem. Hem bilindigi gibi hamilelikte koku alma duyusu güçleniyor.

Hamile kadinlar nasil giyinmeli?

Herkesin bildigi gibi hamileler için en uygunun hamile kiyafetleri giymek oldugu düsünülür. Oysa bazi anneler rahat ve vücutlarina uyumlu olmak kaydiyla günlük kiyafetler içinde de çok rahat ettiklerini söylüyorlar. Bu dönemde eslerinin dolabini karistirip bir kaç gömlege el koyanlarda yok degil! Aslinda en önemli olan kisinin kendisi için en dogru stili bulmasi ve öyle giyinmesi. Ve tabii bunlarin içinde kendisini çok çok iyi hissetmesi. Kendine güvenli olan kisiler ne giyerlerse giysinler ve nasil görünürlerse görünsünler mutlu oluyorlar ve bunu disariya yansitabiliyorlar.

Çok sik sorulan bir soru: saçlari boyamak zararli mi?

Hamilelik sirasinda saçlari boyamanin sakincali olup olmadigi hamile kadinlar tarafindan en sik sorulan sorulardan biri. Ama maalesef bu sorunun çok kolay ve kesin bir yaniti yok. Doktorlar genellikle ilk üç ay beklenmesi ve saçlara bu konuyla ilgili hiçbir müdahale yapilmamasinda hemfikirler. Saç boyalarinin yapimda kullanilan kimyasal maddelerin anne ve bebek sagligi için zararli olduguyla ilgili kesin bir kanit olmasa da anne adaylarina saçlarinizi gönül rahatliyla boyatabilirsiniz sözünü de hiçbir doktor ya da uzman veremiyor. Geçici ve kalici saç boyalari toksik maddeler içermezler ancak burada söz konusu olabilecek tehlike kimyasal maddelerin kafa derisi tarafindan emilmesi ve annenin dolayisiyla bebeginde sistemine geçmesidir. Bunun da riskli olabilecegi düsünülmektedir. Kafa derisine degil de saç tellerine - gölge gibi- yapilan uygulamalar bu açidan bakildiginda çok daha az risk tasirlar. Ama yine de kimyasal maddelerle yapilan tüm islemlerin süresini çok uzun tutmamak gerekir.

Naturel maddelerle hazirlanan boyalar da bu dönem için bir alternatif olabilir. Yalniz bunlarin pek çogunun bazi sentetik maddeler içerebilecegini de unutmamak lazim.

Oysa anne adayinin kendisini güzel hissetmesi de çok önemli; boyasi gelmis bir diger yarisi digerinden farkli renkte saçlarla da bunu yapamayacaklari bir gerçek. Peki ne yapmali? Uzmanlar en iyisinin kadinlarin hamile kalmadan önce saçlarini kendi renklerine boyatmalarini ve bu dönemi böyle geçirmelerini söylüyorlar.

Hamileligin tatli sürprizleri

- Hamilelik boyunca saçlar, güzellesir, saç telleri kalinlasir ve dokuz aylik bu periyod boyunca dökülme hemen hemen hiç olmaz.
- Pek çok hamile kadin son derece saglikli görünürler. Bunu hormonlarin ve hizlanan kan dolasiminin etkisiyle çok güzel bir renk alan ciltlerine borçlular.
- Pek çok erkek esinin hamile görüntüsüne bayilir.

Hamileyken aklinizdan çikarmamaniz gerekenler

- Unutmayin siz sisman degilsiniz sadece hamilesiniz
- Hamileliginizi ortaya çikaran kiyafetler giyebilirsiniz çünkü bu gizlenecek degil övünülecek bir durum.
- Çok yakinda dünyaya bir bebek getireceksiniz, yani kendinizi sonuna kadar simartmaya hakkiniz var; manikür, pedikür ve güzel iç çamasirlariyla mesela!
- Egzersiz yapmayi sakin ihmal etmeyin. Bu hem doguma yardimci olacak hem de dogumdan soruda tekrar normal formunuza dönmenizi kolaylastiracaktir.

Sutyen seçimine dikkat!

Anne adaylari, hamileligin ilk aylarindan itibaren gögüslerinde meydana gelecek degisiklikleri göz önünde bulundurarak gerekli destegi saglayan sutyenlerin kullanimina bu aylardan baslayarak özen göstermeliler. En uygun ve sik sutyeni bulmak alis-veris isleminin yarisi. Bu nedenle sutyen satin alirken "ölçü" konusunda çok hassas davranmali ve bu dönem için yengi sutyenler alinmali.

Çatlaklar; can sikabiliyor!

Gebelik boyunca, vücudunuzun her bölgesinde oldugu gibi cildinizde de bazi degisiklikler ve sorunlar olmasi maalesef kaçinilmaz. Ancak gerekli önlemler alinarak bu sorunlar minimum zararla atlatilabilir. Yapilan arastirmalar, gebelik döneminde kadinlarin en çok sikayet ettigi estetik sorunlarin basinda çatlaklarin geldigini gösteriyor.

Aslinda insan cildinin çok esnek bir yapisi var. Ancak bu yapi, kendi kapasitesinin üzerinde esnerse o zaman cilt altinda bulunan kolajen lifleri yirtilabiliyor. Bunun sonucunda da çatlaklar olusuyor. Peki bu çatlaklar dogumdan sonra yok oluyor mu? Bu konuda söylenebilecek en dogru sey, dogumdan sonra çatlaklari yok etmenin henüz kesin olarak mümkün olmadigi. O yüzden en mükemmeli uygun ürünleri kullanarak hiç olusmamalarini saglamak.

Çatlak riskini azaltabilmek için alinabilecek bir çok önlem var. Bunun için öncelikle gebelik dönemi boyunca asiri kilo almamaya dikkat etmelisiniz. Çünkü çatlak olusumuna yol açan en büyük neden, ani ve asiri kilo alimi. Bu yüzden, gebeliginiz süresince dengeli beslenmeli, cildinizi nemlendirmek için bol su içmeli ve sonuç olarak gebeligin üçüncü ayindan sonra düzenli olarak çatlaklari önleyici krem kullanmalisiniz. Bu önerilerimize dogumu izleyen iki ay boyunca da devam ederseniz, dogumdan sonra da ortaya çikabilecek bu tip sorunlari önlemis olursunuz.

Sabahlari, çabuk etki eden ve cildi yaglandirmayan, çatlak önleyici sütleri tercih edebilirsiniz. Geceleri ise daha yogun ve nemlendirici etkisi daha fazla olan kremleri kullanmalisiniz. Bu ürünleri uygularken hafif dokunuslarla yapacaginiz bir masaj da cildiniz için yararli olacak ve masajin verdigi hafif sicaklik, ürünün daha kolay etki etmesini saglayacaktir.


Rahat Uyumanin Püf Noktalari
Hamileligin baslangicinda anne karnindaki minik bebek, çogu kadin için uyku getirici bir etki yaratiyor. Eminiz ki siz de bu ilk günlerde kendinizi her zamankinden yorgun ve uyusuk hissediyorsunuz. Bunun temel nedeninin gebelikteki hormonal degisimler. Ancak gebeligin ilerleyen dönemlerinde bebegin büyümesine bagli olarak anne adayi uyumak için rahat bir pozisyon bulamiyor. Bunun için de gebeligin son aylarinda uykusuzluk büyük bir sorun haline gelmeye basliyor.

Gebeligin ilk aylarinda ortaya çikan yorgunluk ve uyku egilime paralel olarak bagirsak hareketlerinde azalma, kabizlik, bulanti ve kusma da gebelik sikayetlerine ekleniyor. Bebek, anne karninda büyüdükçe uykusuzluk da ortaya çikmaya basliyor. Gebelik, büyüyen karin, içindeki bebek, anne adayinin uyumasini zorlastiriyor degil mi? Bu durum hiç kusku yok ki bazi temel nedenlere dayaniyor. Iste sebepler:

* Karnin agirlasmasi: Karin büyük oldugu için anne adayi her pozisyonda rahat edemiyor. Bu yüzden de sürekli yatis seklini degistiriyor. Dolayisiyla da uykusu sürekli bölünüyor. Normalde karin üstü yatan bir anne dayi iseniz bu aylarda kendinize uygun olan bir pozisyon bulmakta güçlük çekmeniz çok dogal.

* Sürekli idrara çikma: Büyüyen rahim, idrar kesesine baski yaptigi için anne adaylari geceleri sik sik tuvalete gitmek zorunda kaliyor. Bu da uykularinin bölünmesine yol açiyor.

* Anne karnindaki bebegin hareketlenmesi: Tipki dogduktan sonra oldugu gibi dogmadan önce de bebek, anne karnindaki zamanin çogunu uyuyarak geçiriyor. Ancak uyumadigi zamanlarda sürekli hareket ediyor, tekmeler atiyor.

Her ne kadar uykusuzluktan sikayet etseniz de kesinlikle uyku hapi almayin. Hamilelikten önce aliyor olsaniz bile. Bütün ilaçlar gibi bunlar da kan yoluyla plasentaya buradan da bebege ulasip beyin ve karacigerde depolanarak problem yaratiyor. Örnegin bebegin asiri uyumasi, dogduktan sonra solunum depresyonu geçirmesi gibi. Sürekli alindiginda ise gelisme bozukluklari görülebiliyor.

Rahat uykunun sirri

Peki rahat bir uyku çekmek için ne yapmak gerekiyor? Öncelikle yatakta kendinize hosluklar yaratin ve yatakta lükse izin verin. Yataginizin; kadin, erkek ve büyüyen karin için yeterince genis olmasina dikkat edin. 4. aydan itibaren kendinize daha genis bir yatak almanizda yarar var. Hem unutmayin ki anne adayi olarak biraz lükse de hakkiniz var. Kendiniz için birkaç tane yumusak yastik alin. Bunlarla karninizi , bacaginizi destekleyebiliyor ve rahatsiz baskilari önleyebiliyorsunuz.

Tabii ki önerilerimiz bununla sinirli degil! Geceyi sessiz ve sakin geçirmek için aksam gezintilerine çikin. Disari çikip dolasmak hem anne adayinin sinirlerini yatistiriyor hem de anne karnindaki bebegi sakinlestiriyor. Ayrica yatmadan önce sizi heyecanlandiran filmler izlemekten ya da kitaplar okumaktan kaçinin. Savas ve siddet resimleri, uykunun kaçmasi için yeterli oluyor. Bunun yerine yatmadan önce sakinlestirici etkisi olan müzikler dinleyin. Eger esiniz bundan rahatsiz oluyorsa kulaklik takin. Yapilan arastirmalar müzigin anne karindaki bebek üzerine rahatlatici bir etkisi oldugunu gösteriyor.

Banyonun size sakinlestirici bir etkisi varsa, yatmadan önce bir banyo ya da ayak banyosu yapin. Banyo suyuna lavanta ya da gül yagi katin. Bu hem sizi sakinlestiriyor hem de cildinizi yumusatiyor. Yüksek tansiyonu olan veya erken dogum riski tasiyan kadinlar, kan dolasimi problemlerini artiracagi için banyo yapmaktan kaçinmali, aklinizda olsun.



    Aslında hayatın hiçbir evresinde kötü insan yoktur. Her insan huzur verir; kimi geldiğinde, kimi gittiğinde..
Basa don
gizmo Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 13-Haziran-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 12065
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti gizmo Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 31-Ocak-2008 Saat 13:46
Kanda beta  HCG ölçümü yaptırılarak henüz adet gecikmeniz olmadığı dönemde gebeliğinizi saptayabilirsiniz.Ancak başlayan gebeliklerin %60 nın kadın haberdar olmadan(yani adet gecikmesi olmadan)doğa tarafından mükemmel olmadığı gerekçesiyle iptal edildiğini aklınızda bulundurun.. zaten yüksek olan bu olasılık size denk geldiğinde ve hatta arka arkaya birkaç kez bu durumu yaşadığınızda gereksiz bir stres yaşayabilir "tekrarlayan düşükler nedeni" ile dr. koşturabilirsiniz kanda sadece kimyasal beta HGC ölçümü ile saptanan ve kimyasal gebelik adını verdiğimiz bu tür gebeliklerin kaybedilmesi tam anlamı ile düşük kabul edilemez..Confused
 
 
çoğu arkadaşımızın yaşadığı bir durum olmasından sizlerle paylaşmak istedim hakkımızda hayırlısı canlarım..
Mis kokulu melek kızım ARTIK 4 YAŞINDA

Dünya güzeli kızım koynumda 27 Eylül 08 / 07:35
Basa don
bebegimm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4914
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 04-Subat-2008 Saat 04:45

Bebeğiniz%20Dünyaya%20Gelmeden%20Önce

Bebeğiniz dünyaya gelmeden önce yeni bir deneyime, yeni arkadaşlara, yeni duygulara, yeni bir vücuda ve markette bakacağınız yeni eşyalara hazır olun.

Bebeğiniz doğduğunda onun cildini korumak çok önemli. Doğal kumaşlardan yapılmış giysiler, örneğin pamuklu, havlular ve yatak takımı seçmek en iyisi.

Eve%20neşe%20kaynağınız%20gelmeden%20önce%20tenine%20değecek%20çamaşırlarının%20hepsini%20OMO%20Baby%20ile%20yıkadığınızdan%20emin%20olun.

Bebeğinizin cildine değecek her kumaşı yıkamak çok iyi bir fikir olacaktır çünkü yeni giysiler toz ve kir barındırabilir. Eve neşe kaynağınız gelmeden önce tenine değecek çamaşırlarının hepsini OMO Baby ile yıkadığınızdan emin olun. Bu çamaşırlar;

Yıkanacak%20Kumaş%20Türleri
  • Giysiler
  • T-shirt, body, çorap, külot, pijama gibi iç çamaşırları
  • Havlular / banyo havlusu
  • Mama önlüğü
  • Çarşaflar, battaniye gibi yatak eşyaları
  • Örtüler
  • Araba koltuğu, puset, oyun alanındaki kumaşlar
  • Annenin bluzu
  • Bebeğinizin cildine temas eden HERŞEY

*******************

Bebek%20Giysileri%20Alırken%20-%20Rahatlık%20ve%20pratiklik%20her%20zaman%20kazanır:%20kullanımı%20kolay%20%20ve%20pratik%20bebek%20kıyafetleri%20seçmenizi%20tavsiye%20ederiz.

  • Giysiler makinede yıkanabilir olmalı - elde yıkamak için ne zamanınız ne de sarfedeceğiniz gücünüz var.
  • Yumuşak, doğal kumaşlar bebeğinizin cildi için birebirdir.
  • Body'ler bebeğinizin bezinin kaymasını engeller ve bebeğinizi daha sıcak tutar. Bebeğinizin bezini değiştirmek kolaylaşır.
  • Birçok bebek yüzlerinin örtülmesinden nefret eder, geniş yüzü kapatmayan tarzda kıyafetler almaya dikkat edin.
  • Parmaklı Eldivenler, elleri parmak için yapılan boşlukların içinde sıkışabileceği için elverişli değildir. Parmaksız eldiven tercih edin.
  • Çorap, tayt ve botlarının hafif bol olmasına, dar olmamasına dikkat edin.
  • Yeni doğan bebeğiniz için 0-3 yaş arası satılan bebek giysileri alın, yenidoğan giysileri almaktan daha pratiktir.
  • Bebekler çok çabuk büyürler. Kullanılmış veya arkadaşlarınızdan ödünç aldığınız giysiler daha az para harcamanızı sağlar.

**************

Yemek Lekelerini Çıkarmak

Lekeleri çıkarmakta zorlandığınız durumlarda, ilaç, meyve suyu, salya, bebek maması ve diğer lekeleri yenmek ve başarıyla temizlemek için işte size bir şans;

  • Giysilerdeki lekeleri temizlemeden önce mutlaka etiketi okumayı unutmayın.
  • Renkli çamaşırlarda giysinin görünmeyen bir yerinde renk verip vermediğinin kontrol edilmesi gerekir.
  • Lekeyi sulandırmak için mümkün olan en kısa zamanda soğuk suyla durulayın.
  • OMO Baby ile bastırma yapabilirsiniz, OMO Baby elde yıkama içinde kullanılabilir.
  • Giysi üzerindeki etiketin izin verdiği en yüksek sıcaklıkta OMO Baby ile çamaşır makinesinde yıkayın.
*********
 

Yağlı Lekeleri Çıkarmak

Lekeleri çıkarmakta zorlandığınız durumlarda, bebek losyonu, bebek yağı, sıvı vitaminler gibi lekeleri yenmek ve başarıyla temizlemek için işte size bir şans;

  • Giysilerdeki lekeleri temizlemeden önce mutlaka etiketi okumayı unutmayın.
  • Renkli çamaşırlarda giysinin görünmeyen bir yerinde renk verip vermediğinin kontrol edilmesi gerekir.
  • Çamaşır makinesinde yıkamadan önce lekeyi OMO Baby ile çitileyin.
  • Etiketin izin verdiği en yüksek sıcaklıkta OMO Baby ile çamaşır makinesinde yıkayın

*********

Bebek Bezindeki Lekeleri Çıkarmak

Lekeleri çıkarmakta zorlandığınız durumlarda, bebek bezindekiler gibi lekeleri yenmek ve başarıyla temizlemek için işte size bir şans;

  • Kullandıktan sonra bezi hemen soğuk suyla durulayın.
  • OMO Baby ile yarım saat kadar suda bastırın.
  • Yüksek sıcaklıkta OMO Baby ile yıkayın.


Duzenleyen manolya80 - 04-Subat-2008 Saat 06:05
Basa don
bebegimm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4914
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 04-Subat-2008 Saat 05:33
Hamilelikte En Çok Merak Edilen Sorular

Hamilelik bir kadının hayatındaki en özel dönemlerin başında geliyor. Anne olacağı günlerin heyecanını taşıyan kadın aynı zamanda bebeği ile ilgili endişeler de taşıyor. Biz de hamilelik boyunca anne adaylarının akıllarına en çok takılan soruları sizler için derledik. Ferti - Jin Kadın Sağlığı Merkezi''nden Op. Dr. Murat Taşdemir sizler için yanıtladı.

Tahmini doğum tarihi nasıl hesaplanır?
Op. Dr. Murat Taşdemir :Gebelik son adet tarihinden itibaren 40 haftadır. Son adet tarihine 7 gün ekleyip 3 ay geri gidildiğinde tahmini doğum tarihi bulunabilir. Son adet tarihi 5 Mart 2001 olan bir hamilenin tahmini doğum tarihi 12 Aralık 2001''dir. Ancak adetleri düzensiz olan hastalarda yumurtlama ve döllenmenin ne zaman olduğunu tahmin etmek zordur. Gebeliğin büyüklüğü ve tahmini doğum tarihi son adet tarihine göre değil de ultrasonografik ölçümlere göre belirlenir.

Bebeğin kalp atışları ilk kez ne zaman duyulur?
Op. Dr. Murat Taşdemir :Bebeğin ilk kalp atışları 10. - 12. haftalar arasında duyulmaya başlanır. Bebeğinizin kalp atışlarını hekiminiz Doppler cihazı ya da doppler ultrasonografi ile size dinletebilir.

Düşüğün bulguları nelerdir?
Op. Dr. Murat Taşdemir :Vajinal kanama ve takiben kasıklardaki kramplar düşük habercisi olabilir. Uzun süren kanama ve kramplar çoğunlukla düşükle sonuçlanır. Bu bulgular saptandığında derhal doktorunuza başvurmanız gerekir. İstirahat ve doktorunuzun önereceği ilaçlar düşüğü önleyebilir.

İlk gebeliğin düşükle sonuçlanması durumunda tekrar düşük yapma ihtimali var mıdır?
Op. Dr. Murat Taşdemir :Gebeliklerin % 20''si düşükle sonuçlanır. Hamileliğin ilk dönemlerinde görülen düşükler genellikle genetik bozukluklara bağlı olur ve bunların önlenmesi mümkün değildir. Ayrıca bazı enfeksiyonlar, progesteron adı verilen hormonun eksikliği ve bağışıklık sistemindeki bozukluklar da düşüğe neden olabilir. Önceki gebeliği düşükle sonuçlanan kişilere gerekli incelemeler yapılmalı ve hamileler gebelikleri süresince doktor kontrolü altında olmalıdır.

Anne adayının kan grubunun RH negatif olması bir problem yaratır mı?
Op. Dr. Murat Taşdemir :Kan grubu Rh negatif olan bir kadın kan grubu Rh pozitif olan bir erkek ile evli ise ve RH pozitif bir bebek taşıyorsa kan uyuşmazlığı görülebilir. Kan grubu RH negatif olan bir gebenin kan dolaşımına RH pozitif kan karışırsa bağışıklık sistemi uyarılır ve oluşan antikorlar plasentaya geçer. Varolan gebelikte ve sonraki gebeliklerde bebeğe zarar verir. Bu durumun engellenmesi için gebelere 28. haftada RhoGAM adı verilen immünglobulin preparatı uygulanır. Düşüklerde de sonraki gebeliklerin sağlıklı olabilmesi için RhoGAM uygulanmalıdır.

Hamilelikteki bulantılar ne zaman son bulur?
Op. Dr. Murat Taşdemir :Gebeliğin 8. haftasında başlayan bulantılar 16. haftaya kadar sürebilir. Gebelikte yükselen beta - HCG hormonuna bağlı oluşan bulantı çoğul gebeliklerde daha çok olur. Sık sık ve az yemek ile önlenebilen bulantılar sağlıklı bir gebeliğin göstergesidir.

Hamilelik döneminde kaç kilo alınması gerekir?
Op. Dr. Murat Taşdemir :Tüm hamilelik boyunca 8 - 10 kg alınması sağlıklıdır.Bunun ilk üç aya düşen kısmı yaklaşık 2 kilogramdır. Hamileliğin ilk üç ayında fazla kilo alan kadınlar genellikle gebeliğin sonuna dek istenenin üzerinde kilo alırlar.

Hangi laboratuar testleri kesinlikle yapılmalıdır?
Op. Dr. Murat Taşdemir :Hamilelik döneminde idrar testi, kan grubu tayini, kansızlığın tesbiti için kan sayımı, Hepatit B, Rubella ( kızamıkçık ), sifiliz ( Frengi ) toksoplazma, herpes vb. gibi bazı enfeksiyonları araştıran testler yapılmalıdır.
 
Adetleri düzensiz olan birinin yaklaşık doğum tarihi nasıl hesaplanır?
Op. Dr. Murat Taşdemir Adetleri düzensiz olan anne adaylarında yumurtlama ve döllenmenin ne zaman olduğunu tahmin etmek çok zordur. Gebeliğin büyüklüğü ve tahmini doğum tarihi son adet tarihine göre değil de ultrasonografik ölçümlere göre belirlenir.

İlk ultrasonografi ne zaman yapılmalı?
Op. Dr. Murat Taşdemir Beklenen adet günü geçtikten yaklaşık iki hafta sonra gebelik ultrasonografik olarak tespit edilir ve bebeğin gelişimi izlenir.

Doğum kontrol hapı kullanırken hamile kamanın bebeğe bir zararı olur mu?
Op. Dr. Murat Taşdemir Doğum kontrol hapları düzenli olarak kullanıldığında gebelik oluşmaz. Çok nadir görülen bu durumda bebek için bazı riskler olsa da yapılan çalışmalar bu gebeliklerin diğer gebeliklere göre daha yüksek oranda anormal bebek doğumu veya düşük ile sonlanmadığını gösteriyor. Ancak gebelik farkedildiği anda doğum kontrol hapı derhal kesilmelidir.

Hamileyken bilgisayar kullanmak zarar verir mi?
Op. Dr. Murat Taşdemir Hayır. Ancak belli noktalara dikkat etmeniz gerekir. Bilgisayar kullanırken yayılan ışınlardan etkilenmemek için 40 – 50 cm uzakta oturmak gerekir.

Hamilelik sırasında evde kedi beslemek problem yaratır mı?
Op. Dr. Murat Taşdemir Kediler toksoplazma gondi olarak adlandırılan ve toksoplazmozis hastalığına yol açan bir paraziti taşır. Hamilelik döneminde bu parazit alınır ve bebekte enfeksiyon oluşursa; zeka geriliğine, körlüğe ve diğer bazı anormalliklere yol açar. Bu parazit kedi dışkısı ve iyi pişmemiş etler ile bulaşır. Bu parazitle karşılaşılan kişiler genelde enfeksiyonu fark etmeden hafif bir grip gibi atlatırlar. Çiğ etmek yemekten kaçınmak, çiğ etle temas ettikten sonra ağzı ve gözleri ellememek, sebze ve meyveleri çok iyi yıkamak, kedi dışkısı ile temas edileceğinde eldiven kullanmak gibi basit önlemler ile bu enfeksiyondan korunabilir.

Hamilelik sırasında tırnaklara oje sürmek sakıncalı mıdır?
Op. Dr. Murat Taşdemir Ojelerde sabitleştirici olarak formaldehid denen kimyasal kullanılır, bu maddenin tırnaklardan emilimi fazla olmaz. Fakat ojenin iyi havalandırılan bir odada sürülmesi önerilir.

Hamilelik sırasında aşı yaptırılabilir mi?
Op. Dr. Murat Taşdemir Özellikle hamileliğin ilk üç ayında tüm aşılardan kaçınmak gerekir. Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak gibi canlı virüs aşılarından hamile kalmadan üç ay öncesinden itibaren ve hamilelik döneminde kaçınılmalıdır. Ölü bakteri aşıları salgınlarda ve gerekli olduğu zaman yapılabilir. Kuduz riski veya hepatit riski olan durumlarda gebeler aşılanmalıdır. Gelişmekte olan ülkelerde tetanus aşısının uygulanması önerilir.

28 haftalıktan itibaren bazı anne adaylarında süt geliyor. Bu durum normal midir?
Op. Dr. Murat Taşdemir Bu gebelikte sık görülen bir durumdur. Memeleri emzirmeye hazırlayan hormonlar doğumdan önce süt salınmasına ve göğüslerden süt gelmesine neden olabilir. Bu ilk önce sadece cinsel ilişki sırasında olabilir. Sıvı beyaz renkli ve temiz görünümlüdür. Kanlı ve koyu renkli akıntılar hemen değerlendirilmelidir. Doğumdan önce göğüslerinden süt gelen gebelerin bu sütü sağmaması gerekir. Çünkü bu işlem erken doğuma neden olabilir.



Duzenleyen mystical - 04-Subat-2008 Saat 14:51
Basa don
 Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  <1 678910 16>
  Konuyu Paylas   

Foruma Atla Forum Izinleri Drop Down Menu

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.17
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.



GebelikveAnnelik.net uyelerimizin yapmis olduklari paylasimda ucuncu kisilerin telif hakki sahibi bulundugu her turlu paylasim (yazi, resim vb) materyallerinin kullanilmasi durumunda dogacak hukuki ve cezai sorumluluk paylasimi yapan uyeye ait olacaktir. Sozkonusu haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.net'in hicbir hukuki sorumlulugu bulunmamakta olup haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.net'in ucuncu kisilere odemek zorunda kalabilecegi her turlu tazminat ve idari/adli para cezalari GebelikveAnnelik.net kullanicilarina rucu edilecektir. Forumumuza uyelerimiz tarafindan eklenen tum paylasimin ticari kaydi gudulen, telif hakki ihlaline neden olabilecek materyaller olup olmadiklari en ust duzeyde incelenmektedir. Ancak her yazinin veya resim dosyasinin orijinal kaynagi tespit edilemediginden, bu iceriklerle ilgili gerekli duzenlemeleri bize ulasmaniz durumunda derhal gerceklestirebiliriz.

Gizlilik Sözleşmesi - Facebook - Twitter - Instagram - Pinterest - Google +