SSS SSS  Forumda Ara   Uye Ol Uye Ol  Giris Giris


Gebelik (Hamilelik) Faydali Yazilar

 Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  <1 23456 16>
Yazar
  Baslik Ara Baslik Ara  Topic Options Topic Options
bebegimm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4914
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 20-Eylül-2007 Saat 07:22
İKİNCİ 3 AYLIK DÖNEM


13. Hafta

Fetus artık giderek daha fazla insana benzemektedir. Gözler kafanın yan taraflarından ortaya doğru kaymaya başlar. Kulaklar normal pozisyonuna doğru hareketlenir. Dışarıdan bakıldığında bebeğin cinsiyeti kolaylıkla saptanabilir. Ancak ultrasonografide cinsiyet tespiti için henüz erkendir.Çok nadiren ve kaliteli cihazlarla bu haftada da cinsiyet saptamak mümkün olmaktadır.Bebeğin boyu biraz daha uzar. Bu hafta ilk trimesterin son haftasıdır. Gebeliğin erken bulguları ve yarattığı şikayetler hemen hemen hiç kalmamıştır.Bu dönemde çok fazla yorulmamak ve mümkün olduğunca dinlenmek gerekir.Rahim büyüdükçe gerilir ve etrafını çevreleyen ve kendisini yerinde tutan zarları da gerer. Bu hafif bir kasık ağrısı şeklinde algılanabilir. Round ligaman ağrısı olarak adlandırılan bu durum gelip geçicidir ve önemli değildir. Herşeyi etkileyen hormonalar ciltte de değişikliklere neden olurlar. Özellikle yüz ve boyunda lekelenmeler olabilir. Buna gebelik maskesi ya da chloasma adı verilir. Geçici bir durumdur ve doğumdan sonra düzelir. Artık karnınız büyümeye başlamıştır. Eskiden olan kıyafetler dar gelmeye başlayabilir. Gebe kıyafetleri satın almanın vakti gelmiştir.


14. Hafta
Gebeliğin en rahat dönemi olan ikinci terimestar'a hoşgeldiniz. Artık bebeğiniz tamamen bir insan görünümünde. Kaslardaki güç gelişimine bağlı olarak kafası öne eğik değil. Zaman zaman kafasını dik tutabiliyor. Doktorunuz ultrason ile incelerken size bebeğinizin el salladığını gösterecektir. Evet bebeğiniz artık ellerini kullanabiliyor. Gerçi bu tamamen refleks bir hareket ama olsun. Size ilk defa merhaba demesi hoş bir duygu değil mi? Bu arada bebeğiniz artık diğerlerinden tamamen farklı. Çünkü artık ona hiç değişmeden ömrünün sonuna kadar eşlik edecek olan parmak izi var!...Şu anda kendileri yaklaşık 25 gram ağırlığında ve 10 santimetre boyunda. Artık tüm besin ve oksijenini plasentası yardımıyla sizden alıyor. Plasentasyonun tamamlanması ile sizdeki uyku ve yorgunluk halide ortadan kalkacak. Dışarıdan bakanlar eğer yeterince dikkat ederlerse gebe olduğunuzu anlayabilirler. Progesteron hormonunun etkisi ile bütün düz kaslarınızda gevşeme meydana gelmiştir. Bu bel ağrıları, kabızlık ve tansiyonda hafif düşme olarak size yansır. Bulantılar geçmiştir ama yine progesteronun gevşetici etkisi ile mide içeriği yemek borunuza kaçar ve yanma olabilir. Bulantılar geçtiği için beslenmeniz düzelir, enerjiniz artar. Pekçok kadın gebeliğin bu döneminde kaybettiği cinsel dürtülerine yeniden kavuşur. Bu hoş bir durumdur. Unutmayın herhangi bir komplikasyon yok ise gebelikte cinsel ilişki yasak değildir.


15. Hafta
Bu haftanın sürpriz haberi: Bebeğinizin saçı çıkıyor. Gelişmekte olan bebeğin kafası üzerinde lanugo adı verilen ince ve ipeksi tüyler belirmeye başlar. Bu ilkel saçlar doğumda kaybolurlar. İkinci önemli haber ise bebeğinizin parmağını emmeye başlamasıdır. Ultrason altında bebeğin parmağını ağzına görütüp emdiğini doktorunuz size gösterecektir. Korkmayın bu doğumdan sonra bebeğin parmak emme alışkanlığı olacağını göstermez. Sadece anne karnındaki bir refleksidir. Her bebek ane karnında parmak emer diye bir kural da yoktur, ama ultrason incelemeleri esnasında sıkça rastladığımız bir durumdur. Bu dönemde bebeğin cildi oldukça incedir ve deri altında damarlar görülebilir. Bu döneme ulaşıldığında karnınız oldukça büyümüştür. Elinizi karnınıza götürdüğünüzde uterusunuzu top gibi hissedebilirsiniz. Memelerden halk arasında ağız da denilen ve klostrum adı verilen sıvı gelebilir. Bu normal bir durumdur.


16. Hafta
Bu haftada gözler ve kulaklar bebek doğduğunda bulunacakları son lokalizasyonlarına gelirler. Göz kırpma gibi basit refleksler gelişmeye başlar.Benzer şekilde kulaklar da son pozisyonlarını almışlardır. Barsaklarda mekonyum adı verilen fetal dışkı birikmeye başlamıştır. Bu dışkı benzeri yapı fetusun yuttuğu amniyon sıvısı, dökülen hücreler ve sindirim sistemi salgılarından oluşur. Macun kıvamında koyu renkli bir yapıdır. Sinir lifleri onlara özelliklerini veren myelin ismindeki madde ile kaplanmaya başlar. Myelin sinir iletimi için son derece önemli bir maddedir. Dolaşım sistemi tam anlamı ile fonkisyonel olmuştur. Bebeğin plasentası yaklaşık fetus kadardır. Göbek kordonu sistemi olgunlaşmaya başlar. 120 gram olan bebek avucunuza sığacak kadar büyümüştür. Ultrason altında bebeğin hıçkırdığı saptanabilir. Bu solunumun başlama işaretlerinden biridir. Bu haftanın diğer bir ilki de bebekteki ışık refleksinin ortaya çıkışıdır. Artık beğiniz teorik olarak ışığa tepki verebilir. Bu hafta her açıdan oldukça önemlidir. Bir kere anne ve baba adaylarının en çok merak ettikleri konuların başında belki de ilk sırada gelen bebeğin cinsiyeti bu haftada açıklığa kavuşur. İyi bir ultrason cihazı ve deneyimli bir göz 16. haftada bebeğin cinsiyetini çok büyük bir olasılıkla saptar. Bazı durumlarda 12-14. haftalarda da cinsiyet görülebilir, ya da gebeliğin son dönemlerine kadar hiç görülemeyebilir fakat bu çok nadir bir durumdur. Bu haftalarda bebeğin cinsiyetinin saptanması asıl olarak incelemeyi yapan hekimin tecrübesine bağlıdır.Yine bu haftada down sendromu açısından son derece önemli olan üçlü tarama testi yapılabilir. Bu test için ideal zaman aralığı 16-20. haftalardır. Tecrübeli anne adayları bebeğin ilk hareketini bu haftada hissedebilirler. Ancak hareketin hissedilmemesi anormal bir durum olduğu anlamına gelmez. İlk gebeliğini yaşayanlarda bu 20 hafta civarında gerçekleşir.


17. Hafta
Onyedinci haftaya ulaşıldığında bebeğin cilt altındaki yağ depoları yavaş yavaş dolmaya başlar. Bu bebeğinizin hızlı büyüme evresine girdiğinin belirtisidir. Büyümeye bağlı olarak sizinde kilo artışınız bir miktar hızlanacaktır. Bu haftaya kadar 2-4 kilo arasında almış olmanız normaldir. Bebeğin tüm organ sistemleri fonksiyoneldir. Ayrıca içinde yüzdüğü amniyon sıvısını akciğerlerine çekmekte ve geri vermektedir. Bu ilkel solumadır. Bebeğin doğum sonrası normal nefes alıp verişini sağlayacak sistemlerin olgunlaşması için gereklidir. Kalbi ise inanılmaz bir eforlarla sürekli kan pompalamaktadır. İnanması güç olabilir ama bebeğinizin kalbi onun vücuduna günde yaklaşık 25-30 litre kan pompalıyor. Siz de karınızı elleyerek rahminizin ulaştığı boyutu hissedebilirsiniz. Bu haftada rahimin tepe noktası yani fundus göbek değiliğin 3-4 parmak altındadır. Pek çok anne adayı bu haftalarda bebekleri için endişe duyarlar. Doğumun nasıl olacağı, bebeğin sağlıklı olup olmayacağı endişeleri bu haftalarda yoğunluk kazanır. Yapılacak olan üçlü test bu endişeleri biraz giderebilir. Hala daha nerede doğum yapacağınız ve doğumu yaptıracak hekim hakkında karar veremediyseniz bu hafta bunun için iyi bir dönemdir.


18. Hafta
Şu ana kadar herşey yolunda gidiyor. Minik bebeğinizin kemiklerinin büyük bir kısmı hala daha lastik sertliğinde ancak giderek sertleşiyor ve doğumdaki halini alıyor. yeterli kalsyum almayı ihmal etmemeniz kemik olgunlaşması için çok önemli.Anne karnındaki bebeğin uyanık olma ve uyuma periyodları vardır. Bebek kendisine uygun ve sevdiği bir uyku pozisyonu seçebilir ve uyku döneminde bu pozisyonu alabilir.Gözlerin üzerinde kaşlar ortaya çıkmaya başlar. Kız bebeklerde pelvis içinde gelişen yumurtalıklarda ilkel yumurta hücreleri belirir. Bunlar daha sonra hayatı boyunca sahip olacağı ve menopoza kadar her adet döneminde tüketecekleri yumurta hücrelerine dönüşeceklerdir. Yine kız bebeklerde uterus tamamı ile oluşmuştur. Erkek bebeklerde ise prostat bezi gelişimini tamamlar.Cilt altında kahverengi yağ içeren doku meydana gelir. Deriyi kaplayan ve verniks caseosa adı verilen krem şeklindeki madde izlenebilir. Plasenta gelişimini tamamlamıştır ve bu haftadan sonra kalınlığı artmaz, sadece çap olarak büyür. Dışarıdan bakıldığında kişinin gebe olduğu artık çok rahat anlaşılabilir. Bebek hareketleri çoğu anne adayı tarafından hissedilebilir. Eğer hala daha hissetmediyseniz endişelenmeyin, önünüzde 1-2 hafta daha olabilir. Artmış kan hacmine bağlı olarak çeşitli şikayetler olabilir. Yine düzkas gevşemelerine bağlı olarak ani tansiyon düşmeleri görülebilir. Yatar pozisyondan ayağa kalkarken bu işi yavaş yavaş yapmaya özen gösterin. 35 yaşın üstündeki anne adaylarında ya da üçlü testte şüpheli durum saptananlarda amniyosentez bu haftalarda yapılır.


19. Hafta
Eğer hala daha gebeliğinizi hafta olarak değil de ay olarak hesaplıyorsanız bu haftadan itibaren beşinci ayınıza girdiğinizi söyleyebilirsiniz.Eski kıyafetlerinizin hemen hemen hiçbirinin üzerinize olmadığını fark edeceksiniz. Gebe kıyafetlerinin her kadına çok yakıştığını unutmayın. Fark edeceğiniz başka bir değişiklik ise memelerinizdeki kahverengi alanın gidrek büyümeye başlamasıdır. Areola adı verilen bu bölge memenin yarısını kaplayabilir. Bu normal bir durumdur ve doğumdan sonra onikinci aya kadar devam edebilir. Pekçok çalışan gebe kadın öğle aralarında yarım saat kadar yürmenin kendilerine çok iyi geldiğini söylemekte. Sizde bunu deneyebilirsiniz. Yürüyüş hem bünyeniz hem de psikolojik durumunuz için yararlıdır. İçinizde neler olduğuna bakacak olursak, bebeğinizin vücudu krem benzeri bir madde ile çevrilidir. Onun hassas cildini uzun süre suda kalmanın etkilerinden koruyacak olan bu maddenin adı vernix caseosa'dır. Ultrasonda ise bebeğinizin sürekli hareket halinde olduğunu görebilirsiniz. Bu hareketleri pekçok kadın ilk önceleri içinde sanki bir kelebeğin kanat çırpmasına benzetmektedirler. Ne yazık ki henüz eşiniz sizin bu heyecanınıza ortak olamayacak. Çünkü hareketler henüz dışarıdan elle hissedilebilecek kadar kuvvetli değil.


20. Hafta
Tebrikler. Gebelik maceranızın tam ortasındasınız. Bebek anne karnındaki yaşamının yarısını tamamladı. Bu haftada doğumdan sonra 5 yaşına kadar devam edecek olan hızlı beyin olgunlaşması başlar. Bebeğin koku, tat, işitme, görme ve dokunma duyuları iyice aktif olmaya başlar.Kaşlar ve saçlar iyice belirginleşir. Fetus sık sık göz kırpar. Lanugo adı verilen tüyler tüm vücudunu kaplar ancak yoğun olarak yüz ve boyun çevresinde bulunur. Kalp atımları hızlanır. Erkek bebekteki testisler karın boşluğundan torbalara doğru inmeye başlar. Eğer bebeğiniz bir kız ise yumurtalıklarında tam 6 milyon yumurta hücresi vardır. Bundan sonra yeni yumurta hücresi gelişmez. Mevcut olanların ise sayısı giderek azalır ve doğumda yaklaşık 1 milyona iner. Bebeğin hareketleri de hızlanır ve kuvvetlenir. Bebeğin ağırlığı yaklaşık 250-450 gram arasındadır. Bu haftadan sonra gebeliğin sona ermesi düşük olarak değil erken doğum olarak isimlendirilir. Bebeğin tüm organlarının ve kalbinin değerlendirildiği malformasyon ultrasonografisi ya da başka bir isimle ikinci düzey ultrason için ideal zaman 20. haftadır. Bu haftada rahimin tepe noktası göbek deliği hizasına kadar büyümüştür. Bu dönemden sonra 38. haftaya kadar her hafta yaklaşık 1 santimetre yükselir. 38. haftadan sonra ise bebeğin doğum kanalına doğru inmesi nedeni ile rahimin tepe noktası da aşağıya inmeye başlar. Orta hatta göbek deliği ile kasık arasında siyahlık belirmeye başlar. Buna linea nigra adı verilir ve doğumdan sonra kaybolur. Bu haftadan sonra gebelik çatlakları görülebileceğinden önlem almak yararlı olacaktır.Bebeğin hareketleri rahatça hissedilebilir. Normalde bir bebek saatte en az 2 kez hareket etmelidir. Ancak bu sayı gerçekte çok daha fazla olmasına rağmen sadece yeterince güçlü olan hareketler anne adayı tarafından hissedilebilir.


21. Hafta
Yirmibirinci haftaya ulaşıldığında bebekteki hızlı büyüme biraz yavaşlar. Bu haftada en önemli olay kalp kasının güçlenmesidir. Bebeğinizin kalbi, kanı çok daha etkili şekilde pompalamaya başlamıştır. Sizin dolaşımınızdaki kan miktarındaki artış nedeni ile özellikle tüm gün ayakta olan gebelerde akşamları ayaklarda ve ayak bileklerinde şişmeler olabilir. Bu tamamen normal bir durumdur. Gün içinde zaman zaman ayakları hafif yükselterek dinlenmek ve eğer mümkünse 2 saatten fazla ayakta kalmamak duruma yardımcı olabilir. Bol su içmek bu yakınmaları arttırmaz tam tersine azaltır. Bu nedenle gün içinde bol bol su içmeyi ihmal etmeyin. İhmal etmemeniz gereken bir başka konu ise artık en azından haftada bir kez tansiyonuzu ölçtürmenin faydalı olacağıdır. Karın boşluğu içerisinde büyüyen uterusun diğer organlar ile birlikte diyafram kasını da sıkıştırması sonucu pek çok gebe bu dönemde nefes darlığı ya da çabuk nefes nefese kalma sorunu yaşayabilir. Bu da gebeliğin normal sonuçlarından birisidir. Gebelik ilerledikçe bu sıkıntılar artabilir. Yine daha önce başlamadıysanız bu haftadan itibaren demir desteğine başlamanızda fayda var. Diet ile aldığınız demir gebelikte size yeterli gelmeyecektir. Bu nedenle mutlaka dışarıdan destek almalısınız.


22. Hafta
Bu haftaya ulaştığınızda bebeğinizle konuşabilir, ona birşeyler okuyabilir ya da şarkı söyleyebilirsiniz. Çünkü artık o sizi duyabilir. Hatta duymakla kalmaz seslere tepki de verebilir. Bu nedenle bebek gelişimi için yapılmış müzik CD'leri dinletebilirsiniz. Anne karnında klasik müzik dinlemenin ruhsal gelişime olumlu yönde etkisi olduğunu iddia eden çalışmalar mevcut. Bunlar doğru olmasa bile minik bebeğinizle birlikte biraz müzik dinlemenin, şarkı söylemenin ya da kitap okumanın ne zararı olabilir ki? Hatta bazı çalışmalar bebeğiniz doğmadan önce ona okuduğunuz kitapları, doğduktan sonra emzirirken yeniden okuduğunuzda minik yavrunuzun daha güçlü emeceğini iddia ediyorlar. Fantastik, değil mi? Bebeğinizde bu gelişmeler olurken siz de artık dengenizi sağlamakda zaman zaman güçlük çektiğinizi fark edebilirsiniz. Karnınızın büyümesine bağlı olarak bel kavisiniz de içeri doğru genişlediğinden vücudunuzun denge merkezi yer değiştirmektedir. Bünye buna aynı hızda uyum sağlayamadığından dengenizi sağlamakta güçlük yaşayabilirsiniz. Bu nedenle evde yanlızken banyo yapmamanız tavsiye edilir. Yine aynı nedenler ile dengeye dayalı sporlara da ara vermeniz gerekli. Gebelik hormonlarına bağlı olarak parmak eklemlerinize kadar tüm eklemlernizde gevşemeler olacaktır. Bu size bel ağrısı olarak yansıyabilir. Bu haftalar hem denge sorunları hem de bel ağrıları nedeni ile yüksek topuklu ayakkabılara veda edilmesi gereken dönemlerdir. Gebeliğinizi geri kalan kısmında ortopedik ayakkabılar giymeniz rahatsızlıklarınızı azaltacaktır.


23. Hafta
Bebeğiniz artık tamamen minyatür bir insan görünümündedir. Kulak içinde yer akan minik kemikler tamemen sertleştiği için bebek çok iyi duyabilir. Dudakları iyice belirginleşir, ultrasonografide gülümsemesi fark edilebilir. Boyu 17-18 santimetre kadar olmuştur, kilosu ise 600 gram civarındadır. Gözleri tamamen gelişmiş olmasına rağmen renkli kısmı olan iris daha pigmente değildir, yani göz rengi belli değildir. Pakreas tam manası ile olmasa bile insülin salgılamaya başlamıştır. Sizde ise yavaş ama sürekli bir kilo artışı söz konusudur. Bu dönemde aşerme adı verilen olay hızlanır. Fazla abartıya kaçmadan ufak tefek kaçamaklara izin verilebilir. Bacak krampları yirmili haftalarını yaşayan gebelerde nadir görülmeyen olaylardır. Kalsiyum ve magnezyum alımı şikayetleri ve krampların sıklığını azaltacaktır. Kramp girdiğinde bacağınızı düz uzatarak eşinizden masaj yapmasını isteyebilirsiniz. Bir başka güzel olay ise artık bebeğinizin hareketlerini eşinizinde hissedebilecek olmasıdır. Eşiniz elini karnınıza koyduğunda bebeğinizin hareketlerini çok rahat hissedebilir, hatta bu hareketler dışarıdan gözle bile fark edilebilir. Bunun nedeni bebeğin içinde bulunduğu amniyon svısının göreceli olarak fazla olmasıdır. Yani bebeğin hareket etmesi için çok geniş bir alan vardır. Bebeğiniz sanki içeride taklalar atarmışcasına özgürce hareket eder!..Hareketler bebeğin motor gelişimi yani kas güçlenmesi için çok önemlidir. Bu haftalarda yapılan ultrason incelemelerinde bebek makat gelişken çok kısa bir süre sonra baş gelişe dönebilir. Bebeğin ters durması fazlaca önemli değildir.


24. Hafta
Dikkat: Çok iyi hazırlanmış şartlarda ve yoğun bakım koşullarında bu haftada doğan bebekler yaşatılabilmektedir. 24. hafta gebelik süreci içindeki önemli dönemeçlerden birisidir. Çünkü bu hafta viabilite sınırı olarak kabul edilir. Viabilite annesine bağımlı olmadan, annesinin vücudu dışında yaşamını devam ettirebilme anlamında kullanılmaktadır. Ancak fetusun viabilitesi pratikde her zaman gerçek olmaz. Bunu hayata geçirebilmek için solunum, sindirim, vücut ısısını korumak gibi yaşamsal fonksiyonların çok iyi desteklenmesi ve bebeğin enfeksiyonlardan korunması gereklidir. 24 haftalık bir fetus 650-700 gram ağırlığa ulaşmıştır. Ülkemizde de belirli merkezlerde bu kadar küçük bebekler yaşatılabilmektedir. Ancak önemli olan bu bebekleri yaşatmak değildir. Görme, işitme gibi duyusal faaliyetlerinin yanı sıra zihinsel gelişimlerinin nasıl olacağı tam anlamı ile gösterilememiş olan bu tür bebeklerin tüm yaşamları boyunca yakın takip altında olmaları gerektiğine inanıyorum. Literatürde en erken doğan ve yaşatılan bebek Kenya'da 19 haftalıkken dünyaya gelen ve Kelly adı verilen bir bebektir. Bu haftada bebeğinin akciğer içinde yer alan damar yapıları olgunlaşır. Hemen hemen bütün organları artık fonksiyonel olarak görev yapabilmektedir. Sizde ise diş eti kanamaları görülebilir. Gebelik hormonları etkisi ile epulis gravidarum adı verilen diş eti hastalığı görülebilir. Dişinizi fırçalarken ve hatta ağzınızı çalkalarken bile kanamalar olabilir. Diş etleriniz çekilebilir. Hastalığın en ileri formunda dişlerde dökülmeler bildirilmektedir. Bu nedenle eğer benzer yakınmalarınız varsa ihmal etmeden diş hekiminiz ile görüşmelisiniz. Yine 24. haftada gebeliğer bağlı diabetin varlığını araştırmak için doktorunuz sizden 50 gramlık glukoz tarama testi isteyecektir. Bu test 28. haftaya kadar ertelenebilir. Yine bu haftalarda erken doğumun belirtilerine karşı dikkatli olmayı öğrenmelisiniz. Bunu başarabilmek için de erken doğum hakkında bigi sahibi olmanız gereklidir. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.



Duzenleyen mystical - 30-Aralik-2007 Saat 17:47
Basa don
bebegimm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4914
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 20-Eylül-2007 Saat 07:24
ÜÇÜNCÜ 3 AYLIK DÖNEM


25. Hafta

Bu haftanın en önemli olayı bebeğinizin tat duyusunun büyük ölçüde gelişmiş olması. Tat duyusu ile birlikte ister inanın ister inanmayın bebeğinizin süt dişleri de gelişiyor. Bebeğin cildi hala daha ince ve kırılgan. Ancak vücudu orantılı bir şekilde doluyor, cilt altı yağ dokuları olgunlaşıyor. Artık uterus içinde göreceli olarak kapladığı alan azalmaya başladı. Bu da hareket için kendisine kalan boş alanın giderek azalacağı anlamına geliyor. Sonuç ise hareketlerin daha sert hissedilmesi olacak. Bu haftalarda yorgunluk hissedebilirsiniz. Bu gebeliğin normal yakınmalarından birisidir. Aynı zamanda gözlerinizin ışığa karşı oldukça duyarlı olduğunu fark edebilirsiniz. Gebeliğe bağlı göz kuruluğu pekçok anne adayının ortak yakınmasıdır. Sorunun üstesinden gelebilmek için yapay gözyaşı preparatları kullanabilirsiniz. Büyüyen rahimin bası yapması ve dolaşımın bozulması nedeni ile bacaklarda ve belde ağrılar olabilir. Bazı gebelerde ise el parmaklarında dahi ağrılar olabilir. Bu gibi durumlarda soğuk tatbiki oldukça yararlı olmaktadır.Hala daha bebeğinizin ismine karar vermediyseniz bu haftalarda artık isim aramaya başlayabilirsiniz.


26. Hafta
Bebeğinizin akciğerlerinde hava kesecikleri oluşmaya başladı. Doğumdan hava solumayı sağlamak için akciğerler sürfaktan adı verilen bir madde üretirler. Bu madde, minik hava keseciklerinin çeperlerinin birbirine yapışmasına engel olur. Bu sayede her nefes alışda kesecikler hava ile dolar. Bu haftada bebeğinizin akciğerleri sürfaktan üretmeye başladı, ancak miktarları tabii ki yeterli değil. Erken doğum tehdidi yaşayan anne adaylarına yapılan bazı enjeksiyonlar ile bu maddenin yapımı hızlandırılmaya çalışılır. Amaç erken doğum olur ise bebeğin solunum problemi yaşamasını engellemeye çalışmakdır. Yapılan çalışmalarda 26 haftalık bebeklerin beyin dalgaları incelendiğinde dokunmaya beyin dalgaları ile cevap verdiği saptanmıştır. Ayrıca ilginç bir bulgu da karnınıza kuvvetli bir ışık kaynağı dayadığınızda bebeğin kafasını o yöne çevirmesidir. Bu haftalarda birden bire ve durup dururken karnızında bir sertleşme hissedebilirsiniz. Endişelenmeyin. Bu gebe rahimde, normalde görülen ve Braxton-Hicks olarak isimlendirilen kasılmalardır. Erken doğum tehtidinde ise kasılmalar sürekli ve belirli aralıklarla gelir. Düzenli kasılmaları saptamak için eşinizden yardım isteyebilirsiniz. Eşiniz, elinin ayasını uterusunuzun tam tepe noktasına yerleştirerek beklemeli. Bu haftada uterusun tepe noktası göbek deliğinin yaklaşık 5 santimetre yukarısındadır. Eşiniz 20 dakika kadar bu şekilde bekleyerek kasılmaların varlığını ve sıklığını saptayabilir. Bu işlemi kendiniz de yapabilirsiniz, ancak objektif olarak değerlendiremeyebileceğiniz için eşinizden istemenizde yarar var. Kasılmaları siz ağrı olarak hissetmeyebilirsiniz ya da çok hafif adet sancısı şeklinde fark edebilirsiniz. Eğer bunların sıklığı konusunda endişeleriniz varsa hemen doktorunuz ile temasa geçiniz.


27. Hafta
Eğer rahim içine bir kamera yerleştirmek ya da direk olarak gözlemek mümkün olabilseydi, bebeğinizin gözlerini görebilirdiniz. Çünkü o'nun göz rengi artık belli ve sıkı durun: size göz kırpabilir. Bu haftaya gelindiğinde bebeğiniz gözünü açıp kapamaya başlıyor. Beyin olgunlaşması hızla devam ediyor ve sese verdiği tepkiler iyice arttı. Boyu 25 santimetreye yaklaştı ve kilosu 1000 kilogram civarında. İkinci trimesterın sonu olan 27. haftada solunum ve uyku problemleri yaşayabilirsiniz. Özellikle yattığınız zamanlarda nefes darlığı ortaya çıkabilir. Bu durum bebeğinize herhangi bir zarar vermez ancak siz daha rahat edebilmek için, geceleri yatarken kullandığınız yastık sayısını arttırmalısınız. Çoğu anne adayı bu dönemlerde uykunun dinlenmeden çok sıkıntı yarattığını söylemekteler. Bilinç altında yaşanan endişeler uykuda kabus olarak kendini gösterebilir. Hatta uykuya dalmada büyük zorluklar yaşayabilirsiniz. Tecrübeli anne adayları yatmadan önce yarım saatlik bir yürüyüşün oldukça faydalı olduğunu iddia ediyorlar. Dikkat etmeniz gereken bir diğer nokta da kan basıncınız. Gerçi doktorunuz her kontrolünüzde tansiyonunuzu ölçüyor ancak siz de 3-4 günde bir bunu tekrarlasanız yararlı olur. Zira halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak da bilinen preeklempsi için riskli döneme girdiniz. Rutin kontrollerinizde yapılan ultrason incelemelerinde artık bebeğinizi bir bütün olarak göremediğinizi fark etmişsinizdir. Artık bebek bütün olarak değil kısım kısım incelenmekte. Yapılan ölçümler ile kilosu gerçeğe yakın ölçülerde tahmin edilebilmekte. Bu hafta ile birlikte gebeliğinizin ikinci trimester'ı sona erdi. Yolun büyük kısmı aşıldı.


28. Hafta
Bu hafta ile birlikte gebeliğin en zor dönemlerinden biri olan üçüncü trimester yani son üç aya girmiş oluyorsunuz. Bu haftada bebeğiniz hızla büyümeye devam edecek ve rahim içini mümkün olduğunca dolduracak. Rahim büyüklüğünüz neredeyse kaburgalarınzın seviyesine ulaştı. Bu haftada bacaklarınızdaki varislerde artış ve şişme fark edebilirsiniz. Yine hemoroid probleminiz varsa bu kötüleşebilir, ya da bacaklarınızda sık sık kramplar yaşayabilirsiniz. 28. haftada doktorunuz sizden glukoz yükleme testi isteyecektir. Bu testin amacı gebelikte ortaya çıkan şeker hastalığını yani gestasyonel diabeti araştırmaktır. Yine bu haftada kan uyuşmazlığınız varsa doktorunuza bunu hatırlatın. 28. haftada dünyaya gelen bebeklerin yaklaşık %90'ı yaşatılmaktadır. Ancak bu bebeklerde yoğunbakım şartlarında solunum desteği gerekmektedir. Bebeğiniz sürekli uyuma ve uyanma dönemleri geçirmektedir. Zaman zaman gözlerini açıp kapayabilir. Kaşları gelişimini tamamlamıştır. Vücudu yağ depolamaya devam etmektedir. Bu yağlar doğduktan sonra kendi vücut ısısını ayarlamada oldukça önemlidir. Bu haftada bebeğinizle rahatça konuşabilirsiniz, çünkü artık sizin sesinizi tanıyor!


29. Hafta
Bebeğiniz doğum gününe hazırlanmaya devam ediyor. Artık kafası ve gövdesi arasındaki oran normale yakın. Artık kendi vücut ısısını ayarlayabilme yeteneğine sahip. Kemik iliğide sürekli kırmızı kan hücreleri yani alyuvar üretiyor. Gözleri ise hareket etmeye başladılar bile. Bu arada unutmadan zaman zaman içinizde aniden bir hareket hissederseniz sakın şaşırmayın ve korkmayın çünkü bebeğiniz hıçkırıyor! 29. haftaya gelindiğinde hamileliğinizi artık iyice hissetmeye başladığınız fark edeceksiniz. Bu haftalarda karın cildinizde kaşınmalar hissetmeniz normaldir. Bunun yanısıra karın içi basıncındaki ve dolaşım sistemindeki değişikliklerin sonucunda hemoroid (basur) problemi görülebilir. Ayrıca nefes darlığı, midede yanma, bacaklarda kramplar gibi yakınmalar ortaya çıkabilir. Bu yakınmaların sizi hamileliğinizden soğutmasına izin vermeyin. Bunların hepsi geçici ve tedavi ile üstesinden gelinebilecek şikayetleridir. Yakınmak yerine hamileliğinizin pozitif yönlerini görmeye ve keyfini çıkarmaya çalışın.


30. Hafta
Bebeğinizin cildini kaplayan ve lanugo adı verilen ince tüyler artık yavaş yavaş kaybolmaya başlarken el ve ayak tırnakları yavaş yavaş uzuyor. Kemik iliği kan hücresi üretimini tamamen karaciğerden devaraldı. Öte yandan bebek artık etrafının farkına varmaya başlar. Rahimin içi genellikte zifiri karanlık gibi düşünülse de anne adayının bulunduğu çevreye bağlı olarak aydınlık ya da karanlık olabilir ve bebek bunun ayrımını yapabilir. Erkek bebeklerde testisler torbaya iniş sürecini tamamlamak üzeredir. Bebeğin ağrılığı doğumda olacağı ağırlığın üçte ikisine ulaşmıştır. Bu haftalarda anne adayı artık hamilelikten iyice sıkılmaya başlar. Uyuyamamak ve mide yanmaları sık görülen problemlerdir. Zaman zaman kasıklarınızda bir ağrı ya da kasılma hissedebilirsiniz. Bunlar rahimin gerginliğini sağladığı küçük ve önemsiz kasılmalardır ve Braxton Hicks kontraksiyonları olarak adlandırılırlar.


31. Hafta
Bebeğinizin beyni hızla olgunlaşmasına devam ediyor. Hızla gelişen bir başka bölüm ise bebeğin kemikleri. Bebeğiniz bu haftalarda her zamankinden daha fazla kalsiyuma gereksinim duyuyor. Bu nedenle süt ve süt ürünlerini bolca tüketmeli ve doktorunuz gerek gördüğü taktirde kalsiyum ilaçları kullanmalısınız. Bebeğinizin göz bebeği ışığa reaksiyon vererek açılıp kapanmaya başladı bile. Büyüyen bebek ve rahim göğsünüzde sıkışmaya neden olabilir ve göğüs ağrsı ortaya çıkabilir.Bebek ile içinde yüzdüğü sıvı arasındaki oran bebek lehine bozulduğu için ona kalan alan daralmıştır. Bu nedenle bebeğinizin hareketlerini daha fazla hissedebilirsiniz. Daha önce fark etmediğiniz küçük hareketler bile sizi rahatsız edebilir.


32. Hafta
Cilt altı yağ dokusu gelişmeye devam ettikçe bebeğinizin rengi kırmızıdan pembeye doğru dönmeye başlar. Bu haftada bebeğinizin hareketlerinin iyice arttığını fark edebilirsiniz.Bebeğin hareketleri iyilik halinin bir göstergesidir bu nedenle hareketleri saymayı öğrenmenizde fayda var. Bu arda bebeğin tırnakları tamamen gelişti ve parmak uçlarına kadar uzadılar bile buna karşın bebeğin büyüme hızı azaldı. Bu haftadan sonra doktorunuz sizi 2 haftada bir görmek isteyebilir. Bu artık doğumun yaklaştığı anlamına da gelir. Erken doğum ile ilgili belirtileri öğrenip takip etmelisiniz. Sindirim sistemi ile ilgili sorunları azar azar ama sık sık yüksek lifli yiyecekler tüketerek ve bol sıvı içerek azaltabilirsiniz. Bacaklarda kramp çok sık ratlanılan bir bulgudur ve sizin kaslsiyum ihtiyacınızın bir belirtisi olabilir. Hamileliğinizin sonuna yaklaşmış olmanız vitamin alımını kesmenizi gerektirmez. Bu vitaminleri doğuma kadar kullanmanız gereklidir.


33. Hafta
Son haftalara hızla yaklaştıkça bebeğinizin beyninde oluşmuş olan ve nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresi de onun rahim içi yaşantısında etrafındakileri öğrenmesine yardımcı olur. Bebeğiniz duyabilir, hissedebilir ve görebilir. Bu haftalarda bebeğinizin baş çapı eskiye oranla daha hızlı büyümeye başlar. Bebeğinizin göz bebekleri tıpkı sizinkiler gibi ışıkta küçülüp karanlıkta büyüme yeteneğini kazanmıştır. Bebeğiniz bu sayede bulanık olarak görebilir. Yenidoğanlar gibi bebeğiniz zamanının büyük bir kısmını uyuyarak geçirir. Hatta erişkinlerdeki gibi derin uykuya dalar ve gözlerinde hızlı göz hareketleri (Rapid eye movements, REM) saptanabilir. Erişkinlerdeki REM uykusu rüya görülen anları temsil etmektedir. Bebeğinizin rüya görüp göremediğini bilemeyiz ama onun rüya gördüğünü hayalş etmek bile hoş bir düşünce olsa gerek. Bebeğinizin akciğerleri artık gelişimi ve olgunlaşmasını neredeyse tamamlamıştır. Koruma ve doğum sonrası vücut sıcaklığını koruma görevi yapan cilt altı yağ dokusu kalınlaşmaya devam etmektedir. Bebekler hamileliğin son dönemlerinde hızlı kilo alırlar. Bebeğiniz artık yavaş yavaş doğum pozisyonunu almaktadır. Eğer kafası yukarda ise büyük bir olasılıkla makat geliş nedeniyle sezaryen olmanız gerekecektir. Sonlara yaklaştıkça siz de daha hızlı kilo aldığınız fark edebilirsiniz. Ellerde ve ayaklarda hafif ödem olması normaldir ancak şiddetli başağrılarınız varsa, çakan ışıklar ya da noktacıklar görüyorsanız, şişliklerde ani bir artış varsa, karın ağrısı, bulantı ve kusmanız oluyor ise preeklempsi açısından dikkatli olmalı ve mutlaka zaman kaybetmeden doktorunuzla görüşmelisiniz. Eğer bebeğiniz çok iriyse ya da ikiz ya da üçüz bebek bekliyorsanız karnınızın içindeki aşırı şişlik nedeniyle midenize olan bası ve rahatsızlık hissi nedeniyle iştahınızda azalma olabilir. Bebeğinizin diz ve dirsek vurmalarını ayırt edebilirsiniz. Zaman zaman içerde bebeğin hopladığını hissettiğinizde telaşlanmayın. Bu bebeğinizin hıçkırmalarıdır ve tamemen normal bir durumdur.


34. Hafta
Bebeğinizin akciğerlerinde büyük bir olasılıkla artık surfaktan adı verilen madde vardır. Surfaktan, akciğerlerde havalanmayı sağlayan alveollerin içindeki havayı boşalttıktan sonra duvararının birbirine yapışmasını önleyen maddedir. Zamanından çok önce doğan bebeklerde yoğun bakımda surfaktan dışarıdan verilir. Bebeğinizin akciğerlerinde surfaktan olması doğum durumunda solunum problemi yaşama olasılığının çok azaldığı anlamına gelir. Bebeğinizin ağırılığı 2 kilo civarındadır. Boyu ise yaklaşık 42 santimetredir. Bebeğinizin böbrek üstü bezlerinden (adrenal) salgılanan hormonlar sizde süt üretimini başlatabilir. Bebeğiniz uyurken sizin gibi davranır. Yani artık gözlerini uyurken kapatıp uyanıkken açık tutar. Tırnakları parmak uçlarına kadar uzamıştır. Bebeğinizin bağışıklık sistemi gelişmektedir, basit ve hafif enfeksiyonlarla mücadele edebilecek yeteneği kazanmıştır


35. Hafta
Bu haftalarda halsizlik ve yorgunluk pek çok hamile kadının en önemli şikayet sebeplerinden birisidir. Uyuma güçlükleri, kilo artışı ve buna bağlı olarak hareket yeteneğinde azalma sorun yaşamanıza neden olacaktır. Bu dönemde cinsel isteksizlik yaşayabilirsiniz. Herhangi bir zararının olduğu gösterilmemiş olsa da eğer istemiyorsanız eşinizi anlayışlı olmak konusunda ikna etmelisiniz. Bu haftalarda yaşanan bir başka sorun da doğum ve doğuma ait konularla ilgili endişelerdir. Eşinizin ve doktorunuzun yaklaşımı son derece önemlidir. Dünyada hergün binlerce kadının doğum yaptığını ve bunların sadece çok az bir kısmının sorun yaşadığını aklınızdan çıkarmamaya çalışın. Siz bu yazıyı okurken bile binden fazla bebek ilk çığlıklarını attı.


36. Hafta
Bu haftadan sonra artık erken doğum sancılarınız başlasa bile doktorunuz durdurmaya çalışmayacaktır. Bebeğiniz doğum sonrası genelde sorunsuz ya da az bir bakım ile yaşamını kolaylıkla devam ettirebilir ve ağırlığı 2000 gramın üzerindedir. Bebeğinizin yağ depolaması devam ediyor. Bu haftada kol ve bacaklarda yağ tutulumu başlıyor. Tüm organ sistemleri gelişim ve olgunlaşmasını tamamladı. Artık son rütuşlar yapılıyor. Artık içinde yüzdüğü suya oranla rahim içinde daha fazla yer kaplamaya başladığından hereketleri de çok kolay olmayacaktır. Doktorunuz bu haftadan itibaren her kontrolde sizi muayene ederek rahim ağzınızın durumunu, açıklık olup olmadığını incelemek isteyebilir. Bu haftalara geldiğinizde uykusuzluk probleminiz artış gösterebilir. Uykusuzluğun bir nedeni de bebeğin yavaş yavaş aşağı inmesi nedeniyle mesaneye bası yapması ve sık aralıklarla tuvalete gitme gereksinimi duymanız olabilir. Gece yatmadan önce sıvı alımınızı kısıtlamanız bu konuda size yardımcı olabilir.



Duzenleyen mystical - 30-Aralik-2007 Saat 17:49
Basa don
bebegimm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4914
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 20-Eylül-2007 Saat 07:26
VE SON AYLAR...SAYILI GÜNLER :)


37. Hafta
Mutlu finale sadece 4 hafta kaldı (eğer sezaryen olacaksanız 2 hafta kadar daha zamanınınz var demektir). Bebek ise hemen hemen hazırlandı. Her an doğum kanalına girebilir. Bu haftada yağ birikimi diz ve dirseklerde hızlanıyor. Boyun ve bilekleri de unutmamak lazım. Bebeğinizin diş etleri de olgunlaşmasını tamamladı ve artık sert. Yanaklarında ise yağlar birikti ve artık sıkılacak hal aldı!.. Hamileliğinizin başında ultrasonda gördüğünüz o ufacık canlı artık tam anlamıyla yaklaşık 2750 gram ağırlığında bir insan yavrusu. Bu haftada bebeğiniz genelde son duruş pozisyonunu almıştır ve artık dönmesi çok nadir olarak görülür. Bu haftadan sonra doktorunuz sizi her hafta görmek ve sizin ve bebeğinizin durumunu değerlendirmek isteyebilir. Bu haftalarda kilo artışınız (hem bebeğin hem de sizin) çok hızlı olabilir. Doktorunuz vajinadan kültür alarak grup B Streptokok enfeksiyonu taşıyıp taşımadığınızı incelemek isteyebilir. Bu haftalarda karnınızın üst kısmında bir boşluk ve rahatlama hissedebilirsiniz. Bu bebeğinizin doğum kanalına doğru indiğini belirtir ve angajman olarak adlandırılır. Midenizdeki bası ortadan kalkacağı için iştahınız yeniden açılabilir. Benzer şekilde akciğerlerinizdeki baskı da olmayacağından soluk alıp vermeniz kolaylaşır. İdrara çıkma sıklığınız angajman sonrası tıpkı hamileliğinizin ilk başlarındaki gibi iyice artacaktır. Bebeğinizin hareketleri dışarıdan rahatlıkla izlenebilir. Zaman zaman karnızının bir bölgesinde aniden bir yükselti fark edebilirsiniz. Bebeğinizin hareketleri özellkle göğüs kafesinizin altında size acı verebilir, canınızı yakabilir.


38. Hafta
37. haftayı tamamladığınızda bebeğiniz ve hamileliğiniz miadını doldurmuş olarak kabul edilir. Ancak büyümesi daha durmamıştır. Vücudu yağ depolamaya devam eder ve günde yaklaşık 15-30 gram kadar alırlar. Genelde erkek bebekler kzı bebeklerden daha fazla yağ depolarlar ve bu nedenle daha ağır doğarlar. Bebeğiniz artık yeterli koordinasyonu sağlayacak kapasitededir ve elleri ile cisimleri rahatlıkla kavrayabilir. Eğer karnınıza çok kuvvetli bir ışık kaynağı dayarsanız yüzünü o tarafa doğru çevirecektir. Rahim içinde soluk alıp verme hareketleri yapar ve bunların ultrasonda izlenmesi bebeğinizin iyi durumda olduğunun göstergesidir. Amniyon sıvısına göre hacmi çok arttığından hareket etmesi zorlaşır ve bebek hareketlerinde azalma fark edebilirsiniz. Bu haftaya kadar rahmi ağzınız ve onu rahim içine bağlayan kanal sümüğümsü bir tıkaç tarafından doldurulmaktaydı. Bu mukus tıkacın amacı rahminizin içini ve bebeğinizi vajinadan gelebilecek mikrop ve enfeksiyonlara karşı korumaktır. Bu mukus tıkacın vajinanızdan gelmesi doğumun belirtilerinden biridir ve halk arasında "nişan gelmesi" olarak adlandırılır. Nişan doğumdan birkaç hafta önce gelebileceği gibi sadece bir kaç saat önce de gelebilir. Nişanı genelde kanlı sümüğümsü bir akıntı şeklinde hissedersiniz.


39. Hafta
Eğer planlı sezaryen olacaksanız bu haftadan sonra herhangi bir günde güvenle doğumunuzu yapabilirsiniz. Bazı durumlarda normal doğum planlanan gebelerde doktorunuz suni sancı vererek doğumunuzu gerçekleştirebilir. Bu haftada bebeğinizin kafa çevresi ile arın çevresi yaklaşık olarak birbirine eşittir.Yağ birikimi giderek yavaşladığından kilo alımı da yavaşlar. Aynı şekilde siz de daha az kilo almaya başlarsınız. Yanakları ve emme kasları tamamen geliştiğinden ve bebeğiniz sürekli içinde yüzdüğü amniyon sıvısını yutar. Bu sıvı ile birlikte sinirim sisteminden, cildinden dökülen hücreler ile tyler barsak içeriğini yani dışkısını oluşturur. Bu dışkıya "mekonyum" adı verilir. Mekonyum koyu yeşil-siyah renkli bir maddedir ve bebek herhangi bir nedenle sıkıntıya girdiğinde ilk olarak kakasını yapar. Zaman zaman bacaklarınızda elektrik çarpmasına benzer yakınmalar olabilir. Bunun nedeni bebeğiniz hareket ederken ve pelvis içinde yerleşirken rahimin etrafındaki sinirlere dokunmasıdır. Eşiniz doğuma girmek istemiyorsa onu size eşlik etmesi için ikna etmeye çalışmalısınız. Kadınların çoğu doğum sırasında eşleri yanlarında olduğunda kendilerini çok daha rahat hissederler. Ancak eşinizi çok fazla zorlamayın belki kendisini kan tutuyordur ve bunu size söylemekten çekiniyordur. Bazı kadınlar ise eşlerinin kendilerini o halde görmesi düşüncesinden rahatsız olurlar. Eğer eşiniz doğuma katılmak istiyorsa ancak siz bundan rahatsızlık duyacaksanız eşinize durumu açıkça anlatarak size anlayış göstermesini isteyebilirsiniz. Kendi onaylamadığı halde eşi herşeye rağmen doğuma girmek isteyen kadınlara küçük bir hile önerisi. Gizlice doktoruzla konuşun ve eşinizi içeri almamasını isteyin.


40. Hafta
Son haftaya girildiğinde oksijen ve besin maddelerini bebeğinize taşıyan göbek kordonunun uzunluğu yaklaşık 50 kalınlığı ise 1.3 santimetre civarındadır. Bebeğinizin ağırlığı 3000 gramın üzerindedir ve rahimin büyük bir kısmını doldurmaktadır. Bebeğinizin cildini kaplayan ve verniks adı verilen kremsi madde ortadan kaybolmaya başlar. Benzer şekilde lanugo adı verilen tüyler de büyük ölçüde dökülmüştür. Sizden geçen antikorlar bebeğinizin doğum sonrası en az 6 ay süreyle enfeksiyonlara karşı mücadelesinde yardımcı olacaktır. Son haftada amniyon zarı her an açılabilir ve sularınız gelebilir. Bazen bardaktan boşalırcasına hızlı ve fazla miktrada olan bu olay bazen de çok yavaş olabilir. Hatta kendinizi idrar kaçırırmış gibi hissedebilirsiniz. Miktarı ne olursa olsun sularınızın geldiğini düşünüyosanız zaman kaybetmeden doktorunuzu aramalı ya da hastaneye gitmelisiniz. Vücudunuzun denge merkezi iyice değiştiğinden dengenizi sağlamakta güçlük yaşayabilirsiniz.Özellikle ilk bebeğinizi bekliyorsanız eşinizle bir çift olarak yaşadığınız bu son günlerin kıymetini bilin. Bundan sonraki hayatınızı bir aile olarak devam ettireceksiniz.


41. Hafta
Eğer hala daha doğum yapmadıysanız iyice sıkılmaya ve sabırsızlanmaya başladınız demektir. Sizden salgılanan hormonların bebeğinizin dolaşımında da bulunması nedeniyle erkeklerde torbalar, kızlarda da labiumlar normalden daha büyük görünecektir. Hatta doğum sonrası memelerinden süt dahi gelebilir. Bu hem kız hem de erkek bebeklerde rastlanabilen bir durumdur ve bir kaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. Bu hafta size çok uzun gelebilir. Sabırlı olmaya açalışmalısınız. Siz herhangi bir ağrı hissetmeseniz bile rahim ağzınız yavaş yavaş açılmaya başlamış olabilir. Normal sancıların başlaması ile rahim ağzındaki açıklık ve incelme de artmaya başlar. Açıklık 10 santimetre olduğunda doğumun ilk evresi tamamlanmıştır. Daha sonra ikinci evre yaşanır ve bebeğiniz dünyaya ve size merhaba der. Vajinal doğumda kafa doğduktan hemen sonra doktorunuz bebeğinizin ağzını siler ve ilk ağlaması odada yankılanmaya başlar. Bu aşamada daha göbek kordonu kesilmeden bebeğinizin kucağınıza verilmesi ilk temasın daha sıcak yaşanmasını sağlar.



Duzenleyen mystical - 30-Aralik-2007 Saat 17:51
Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 24-Eylül-2007 Saat 08:29

Bebeğin altı nasıl değiştirilir?

Bebeklerin bacak araları ve kalçaları, özellikle uzun süre ıslak kaldığından çabuk tahriş olur. Bu nedenle, bebeğin bezinin 3-4 saatte bir değiştirilmesi gerekir. Genel olarak bebeği emzirdikten sonra altını değiştirmek uygundur. Her değiştirmede bebeğin altı su ile de temizlenmeli ve kurulanmalıdır. Kızlarda bu temizliğin önden arkaya yapılması önemlidir. Bezi değiştirilirken bebeğin altının bir süre açık kalması iyi olur. Bebeğin altına bağlanmak için çeşitli bezler vardır. Anne kağıt bezleri daha pratik bulabilir. Pamuklu bezler de çok iyi durulanmak koşulu ile sorun yaratmadan kullanılabilir.
            
göbek bakımı nasıl yapılmalıdır?
ebeğin bağlanmış olan göbeği 5-10. günlerde kendiliğinden düşer. Bu süre bazen 4 haftaya kadar uzayabilir. Göbek düştükten sonra birkaç gün, günde 1-2 kez göbek yarasına alkol emdirilmiş bir gazlı bez ya da alkole batırılmış ucu pamuklu hazır çubukla dokunulmalıdır. Bebek bezinin kıvrılarak göbek altında kalmasına dikkat edilmelidir. Böylece göbek idrarları ıslanmayacak, hava ile temas etmesi sağlanacaktır. Göbek tozu, pudra ve benzeri maddeler kullanılmamalıdır. Göbeğin kuru tutulması, idrarla temas etmesinin engellenmesi önemlidir. Göbek çevresinde kızarıklık, göbekten kanama ya da akıntı gözlenirse mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.  

Bebek nasıl giydirilmelidir?

Bebek sıcak tutacak şekilde giydirilmelidir. Ama çok da kalın giydirilirse terler, cildi kızarır. Teri emen pamuklu kumaşlar, içinde naylon bulunan giyeceklerden daha iyidir. Bunlar cildin havalanmasına da yardımcı olur. Soğuk mevsimlerde, pamuklu iç giysilerin üzerine yünlü giysiler giydirilebilir. Bebek giysilerinin içinde rahat hareket edebilmelidir. Dar giyeceklerden kaçınılmalı ve üste giydirmemeye dikkat etmelidir. Bebeğin sıkı kundaklanması bebeğin nefes almasını, hareket etmesini ve kalça ekleminin gelişmesini engelleyebilir. Sıkı kundaklanmış bebeğin hastalık belirtileri yönünden de izlenmesi zordur. Bu nedenle kundaklama doğru değildir. Emzirirken tutmayı kolaylaştırmak için, bebek kolları örtülecek şekilde gevşekce sarılabilir.
 
 
Bebek ilk günlerde nasıl yıkanmalıdır?
Yenidoğanın derisi koruyucu, kaygan bir madde ile kaplıdır ve bunun tamamen temizlenmesi gerekli değildir. Yenidoğanı yıkamak için göbeğin düşmesi beklenebilir. Bu arada hergün yüzü ve vücudu silinerek temizlenir, iç çamaşırları değiştirilir. Göbek düştükten sonra bebeğin hergün banyo veya leğende yıkanması ile pişikler ve deri hastalıkları önlenir. Bebeği yıkarken bir kişi yardımcı olmalıdır. İlk 1-2 haftada yıkama için kullanılacak su önceden kaynatılmış ve ılıtılmış olmalıdır. Bebeği yıkarken yüzü aşağıya bakacak şekilde, göğüs ve karnından kavranarak tutulabilir. Sırtüstü tutuluyorsa, başını elle desteklemek gerekir. Bebek şampuanları ve sabunları ya da beyaz sabun kullanılabilir. Bebeğin iyice durulanması ve kurulanması önemlidir. Banyo yapılan odanın ısısı 24-25°C sıcaklıkta olmalıdır.
  

Bebek soğuktan nasıl korunmalıdır?

Bebek için en uygun ortam ısısı 22°C ile 26°C arasındaki odadır. Ortam çok sıcak (29°C'nin üzerinde) değilse bebeğe bir kaç kat giysi gildirilmesi uygundur. Bunun için zıbın, fanila ve bebek bezi üstüne giydirilmiş pijama ya da tulum yeterlidir. Böyle giyinmiş bir bebeğin yatarken üzerinin örtülmesi kucağa alındığında da örtüsüne sarılı olarak tutulması uygundur.
Bebekler 2-3 aylık olana kadar çevredeki ısı değişikliklerinden çabuk etkilenirler. Açık kapı ve pencerelerden hava akımı olmamasına dikkat edilmelidir.
Ayrıca bebek sobaya çok yakın yatırılmaz. Bebeğin yüzü kızarmışsa çok ısınmış olabilir. Soluk veya mor olması ise onun üşüdüğünü gösterir. Bebeğin ensesine dokunularak vücut ısısı değerlendirilebilir. Ortam sıcak ise bebeğin giysileri ve örtüleri hafifletilir. Serin ortamda ise başlık ve eldiven giydirilir.
  

Bebeğin yatağı nasıl olmalı ve bebeği nasıl yatırmalıdır?

Bebeğin yatağını seçerken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Örneğin, yatak zemini sert olmalı, parmaklıklar arası mesafe 7 cm'den fazla olmamalıdır. Parmaklıklar arası geniş olursa bebeğin başı bunlar arasına sıkışabilir. Sert pamuklu veya yünlü döşekler yeğlenmelidir. Yastık kullanılmaz. Yorgan seçiminde elyaflı ya da kuştüyü ile doldurulmuş yorganlar yerine pamuklu ve yünlüler kullanılmalıdır. Bebekler yan ya da sırtüstü yatırılabilir. Beslendikten hemen sonra bir müddet yan yatması daha uygundur. Başın yatış pozisyonu sık sık değiştirilmelidir. Hep aynı tarafa yatarsa başta şekil bozukluğu oluşabilir.
  

Bebeğin yanında sigara içilmesi zararlı mı?

Bebeğin yanında sigara içilmesi zararlıdır. Yanında sigara içilen bebeklerde daha fazla solunum yolu hastalıkları olduğu saptanmıştır.
Yanlarında sigara içme, büyük çocuklar için de zararlıdır.
Çocukların yanında, hangi yaşta olurlarsa olsunlar, sigara içilmemelidir.

  

Sağlam çocuk kontrolleri nasıl ve ne zaman yapılır?

Bir bebeğin sağlıklı büyüyüp büyümediği vücut ağırlığı ve boyu ölçülerek kontrol edilmeli ve aşıları yapılmalıdır. Doğumdan sonra ilk 7 gün içinde kontrollere başlanması çok iyi olur.
En geç bir ay içinde her bebek kesinlikle ilk kontrole getirilmelidir. Ondan sonra 4. aya kadar ayda bir ve 6. aydan itibaren 1 yaşına kadar 3'er ay aralıklarla kontroller sürdürülür. Ancak doktoru gerekli görürse daha sık kontrole çağırabilir.
  

Bebek altı aylık olana kadar hangi aşılar yapılır?

Bebek doğar doğmaz, ya da ilk 1-2 ay içinde verem aşısı yapılır. Eğer hastanede yapılmadıysa, bu aşı Verem Savaş Dispanserlerinde yaptırılabilir. Daha sonra 2. ayda difteri, boğmaca ve tetanozu içeren "Karma Aşı" ile "Çocuk Felci" aşısı yapılır ve bu aşılar en az 1, en geç 2 ay aralar ile 2 kez daha uygulanır. Üç doz karma aşı ile çocuk felci aşısının İlk 6 ayda tamamlanması gerekir. Bu aşılar bebeğin takip edildiği Sağlam Çocuk Polikliğinde, Ana Çocuk Sağlığı Merkezleri'nde ya da Sağlık Ocaklarında yaptırılabilir. Bu aşı programına B hepatiti aşısı ile hemofilus influenza B (Hib) aşısının da eklenmesi yararlıdır. Ancak bu iki aşı ücretsiz olarak yapılmamaktadır.
  

Bebek geceleri çok sık uyanırsa ne yapmalıdır?

Bebeğin geceleri çok fazla uyanması farklı nedenlerden olabilir. Bebek geceleri beslenmek için uyanmanın dışında ortam ısısından rahatsız olduğu için veya gündüz fazla uyumuş olduğundan uyanabilir. Bazen de uyanmanın nedeni belirlenemez. Bebeğin gece anneye yakın hatta aynı odada yatması iyi olur. Bu kendini güvende hissetmesi açısından önemlidir. Alışık olduğu yorgana sararak yatırma, yatırırken okşayarak konuşma, ışığı söndürmeden önce bebeğin yanında biraz kalıp ninni söylemek gibi yöntemler bebeğin uykuya dalmasını kolaylaştırabilir ve daha rahat uyumasına yardımcı olabilir. Gece boyunca bebekler sık sık gözlerini açarlar, el ve kollarını hareket ettirirler. Ağlamıyorsa bebeğe uyurken sıkça dokunmaktan kaçınılmalıdır. Bebek geceleri geç saatte uyuyor ve bunu bir saat öne almak istiyorsanız, her gece 5 dakika önce yatırarak istenen zamana ulaşabilirsiniz.
  

Bebek çok fazla uyuyorsa normal midir?

Bebek yeni doğduğu dönemde beslenme süreleri dışında sürekli uyursa bu normaldir. Uykusu hafiftir. Uyurken yüzünde ve vücudunda sık olarak kendiliğinden olan hareketler gözlenir. Büyüdükçe uyanık kaldığı zamanlar uzar. Her bebeğin yapısı farklıdır. Bazı bebekler fazla, bazıları ise daha az uyurlar.
 

Bebekler neden hep ağlar?

Geleneksel iletişim yöntemi olan göz göze temas dışında bebeğin derdini tek anlatma yolu ağlamaktır. Aşırı sıcak veya soğuk, altının kirli olması, giysilerinin rahatsızlık vermesi, ağrı, bebeğin ağlamasına yol açar. Ev koşullarında ya da bakımda bir değişiklik de bebeği etkiler. Bebek annenin işte çalışmaya başlamasına alışamamış olabilir. Bebeğin bu tür değişikliklerle aniden karşılaşmamasına çalışılmalıdır. Bazı bebekler, hiçbir neden olmadan, genellikle akşam saatlerinde sürekli ağlarlar. "Üç ay koliği" denilen bu ağlama krizleri bebek 2-3 haftalık iken başlar, genellikle 3. ayda kesilir. Bebeğin sağlığını etkilemez ve tedavi gerektirmez. Bebeğinizin neden ağladığı ile ilgili şüpheleriniz varsa, kendinize şu soruları sorunuz: Bebek yorgun mu? O gün çok mu misafir geldi? Bebeğin altının değişmesi mi gerekiyor? Bebeğin beslenme zamanı mı gelmiş? Bebek çok sıcak ya da çok soğuk bir ortamda mı bulunuyor? Bebeği giysileri rahatsız mı ediyor? Evde huzursuzluk mu var? Öncelikle, bu durumlar varsa ortadan kaldırmak gerekir. Bebeğin ateşi mi var? Döküntüsü mü var? Dışkısı her zamankinden farklı mı? Sıçrar tarzda ya da yıldırım çarpmış gibi hareketler yapıyor mu? Bunlar hastalık belirtisi olabilir. Bunlardan hiçbiri yoksa sorun çoğu zaman "kolik"tir.
  

Bebek çok fazla ağlıyorsa ne yapmalıdır?

Bedeni açıklanamayan ve şiddetli ağlama her gün çoğunlukla aynı saatte meydana geliyorsa bebekte "kolik" ya da "gaz sancısı" diye bilinen bir durum olabilir. Koliğe tam olarak neyin sebep olduğu bilinmemektedir. Ancak bu durum genellikle bebek 3 aylık olduğunda kaybolur. "3 ay sancıları" da denilen bu durum ağlama kirizleri biçiminde ortaya çıkar. Kolik için etkili bir ilaç bilinmemektedir. Ancak bebeğe hergün banyo yaptırmak, ağlama krizi sırasında karnına sıcak havlu koymak, kucakta taşımak ve taşırken sakinleştirici ninni ve benzeri şarkılar mırıldanmak en etkili yöntemlerdir.
  

Bebek kabız olunca ne yapılır?

Anne sütü ile beslenen bebekler genellikle yumuşak kıvamda ve sık dışkı yaparlar. Normal bebekler ilk ayda günde 8-10 kez dışkı yapabilirler. Kaka, sarı-yeşil renkte ve biraz sulu olabilir. Kıvamlı parçalar içeriyorsa ve miktarı fazla değilse normaldir. Ancak anne sütü alan bazı bebekler ise 2-3 günde bir dışkı yaparlar. Dışkının kıvamı sert değilse bu bir sorun oluşturmaz. Bebeklerin dışkılama sırasında zorlanmaları, yüzlerinin kızarması da normaldir.
Ancak, keçi kakası gibi sert ve tane tane dışkılama kabızlık işaretidir. Bu durum, bebeğin yeterli beslenmemesi ya da az sıvı alması gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Kabızlıkta dışkı yaparken zorlanma, makatta çatlaklara yol açabilir. Bu durumda dışkıda çizgi şeklinde kan görülür. Kabızlığın tedavisi için bebeğin sık aralarla beslenmesi gerekir. 4 aylıktan büyük, ek gıda almakta olan bebeklere "su" ve "posa bırakan sebze ve meyve pürelerini" bolca vermek gerekir. Makata yumuşatıcı veya ağrıyı azaltıcı kremlerin sürülmesi de yararlı olabilir. İnatçı kabızlık durumlarında zeytinyağı vb. ev ilaçlarını kullanmaya başlamadan önce sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
  

Bebeklerde pişik neden olur, nasıl önlenir?

Bebeklerin bacak araları ve kalçaları ne kadar dikkat edilirse edilsin tahriş olabilir. Pişikleri önlemek için bebeğin bezi 3-4 saatte bir değiştirilmeli, pamuklu bez kullanılmalı, bezler sabunla yıkanmalı ve çok iyi durulanmalıdır. Çoğu kez bu tahrişi kolay iyileşir. Pudra kesinlikle kullanılmamalıdır. Kağıt bezler pişik olduğunda kullanılmamalıdır. Çünkü tahriş bundan da ileri geliyor olabilir. Oda sıcaksa hergün 1-2 saat bebeğin altının açık tutulması bez tahrişini önler ve tahriş olmuş derinin çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Derinin plastik maddelerle teması engellenmelidir. Eğer pişik bu önlemlere rağmen geçmiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Bebeğin çamaşırları deterjan yerine sabun tozu ile yıkanmalı ve iyice durulanmalıdır. Bebeğin aşırı sıcak tutulması da pişiklere neden olabilir.
  

Pamukçuk olan bebeklere ne yapmak gerekir?

Bebeklerde pamukçuk sık rastlanılan bir sorundur. Ağızda özellikle yanak içlerinde noktalar ya da tabaka şeklinde görülür. Anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az görülür. Ağrı olduğu için bebeğin beslenmesi bozulabilir. Bu durumda ağız içinin önceden kaynatılmış ılık su ve gazlı bez ile temizlenmesi önemlidir. İlaç kullanılması gerekebilir.

 

Yenidoğan bebeklerde sarılık neden olur, bu durumda ne yapmak gerekir?

Yenidoğan bebeklerin yaklaşık yarısında ilk 2 günden sonra sarılık gelişir. Çok hafif ve birkaç gün süren sarılık durumları dışında sarılıklı bebekler mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.
  

Bebeğin ateşi nasıl ölçülür?

Az sayıda bebek hiç ateşlenmeden büyür. Vücut ısısının normalin üstüne çıkması olarak tanımlanan ateş, genellikle bir hastalık belirtisidir. Ateş vücudun hastalık yapıcı etkenlere karşı savunma yaptığının bir göstergesidir ve bu anlamda iyi bir işarettir. Bebek bir aydan küçükse ateş çok önemli bir bulgu olabilir. Bu nedenle ayrıntılı değerlendirme gerektirir. Vücut ısısının 38-39 derece (38 - 39°C olarak da belirtilir) olduğu durumlarda bebek yakından izlenmeli, ateş 24 saatte düşmüyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Ateşin 39°C ya da daha fazla olduğu durumlarda vakit geçirmeden bir doktora başvurmalıdır. Bebeklerin vücut ısılarını kontrol etmek için kısa, yuvarlak uçlu civalı termometreler (dereceler) kullanılır. Termometrenin okunması kolay değildir. Bu nedenle ihtiyaç duymadan önce derecenin kullanılması öğrenilmelidir. Bunun için derece civalı ucu açıkta kalmak üzere baş ve işaret parmakları arasında tutulur ve yavaşça döndürülerek civa sütunun üst ucu görülmeye çalışılır. Civa sütununun ucundaki değer vücut ısısını gösterir.

Bebeğin ateşini ölçmek için aşağıdaki adımlar izlenmelidir.

  1. Termometre silkelenerek civa kolonunun üst ucunun 35°C'nin altına gelmesi sağlanır. (Dikkat! Dereceyi çarpmayın kolayca kırılır ya da içindeki civa taşıyan ince kolon kısmı bozulur).
  2. Derecenin ucu sabunlu su ile yıkanır ve civa haznesi bulunan ucuna kaygan olması için az miktarda vazelin ya da yağlı bir krem sürülür.
  3. Bebek yüzükoyun sert bir zemin üzerine yatırılır. Bebek küçük ise kucakta aynı şekilde tutulur (Ateş ölçümü sırasında bebeğin hareket etmesi engellenmelidir).
  4. Bir elle bebeğin kalçasının üstünden sıkıca bastırılır.
  5. Diğer elle derece 2. ve 3. parmaklar arasında tutularak yavaşça civa haznesi bulunan ucu makattan içeri yaklaşık 1.5 santimetre itilir. 2 dakika beklenir ve derece yavaşça yerinden çıkarılır.
  

İshal nedir, bebek ishal olunca ne yapmak gerekir?

Bebeğin kakası yaşına ve beslenmesine göre değişmektedir. Genelde anne sütü ile beslenen bebekler ilk aylarda günde 8-10 kez püre kıvamında sarı renkli kaka yaparlar. İkinci ve üçüncü aylarda kaka sayısı azalır. Ek gıdalara başlandığında ise renginde ve kıvamında değişme olur.
Bir kez su gibi dışkılama endişe yaratmamalıdır. Ancak bebeklerin her zamankinden daha fazla sayıda ve su gibi kaka yapmalarına ishal denir. Bu durum yakından izlem ve değerlendirme gerektirir. İshal barsak yüzeyinin zedelendiği durumlarda ortaya çıkar. Kaka su gibidir. Çünkü bebeğin aldığı besinler barsaklarda yeterince sindirilip emilmez. Ayrıca zedelenen barsak yüzeyinden sıvı kaybı olur. Tuz ve diğer madensel maddeler bu sıvı ile birlikte vücuttan kaybolur. Bu kayıplar bebeğe aşırı şekerli sıvılar verildiğinde daha da artabilir.
İshalde en önemli tedavi vücuttan kaybedilen su ve tuzun yerine konmasıdır. Bunun için anne sütü alan bebeklerde emzirme sıklığı arttırılmalı, ek gıdalarla beslenen bebeklerin ise sulu gıda alımı arttırılmalıdır.
İshal olan bebeklerde yukarıdaki önlemler alındıktan sonra zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
  

Düzenli kontroller dışında bebeğin hemen doktora götürülmesini gerektiren durumlar nelerdir?

Bakımları iyi yapılan bebekler de hasta olabilir. Bebeklerde görülen hastalıkların çoğu erken tanı ve tedavi ile düzelen hastalıklardır. Bunun için bazı belirtiler farkedildiğinde vakit geçirmeden bebek, bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Ateşli durumlar ve ishal bunların başında gelir. Ateş çok yüksek (39°C) olmasa da öksürük ve hızlı solunum ile birlikte ise hemen doktor muayenesi gerektirir. Havale (istemsiz hareketler), bayılma (şuur kaybı), aşırı kusma (günde 3-4 kereden fazla ve bol), sürekli şiddetli ağlama, morarma ya da aşırı solgunluk, idrar yapamama, dışkıda kan bebeklerde sık olmasa da rastlanabilen ve acil değerlendirme gerektiren durumlardır. 
 

Lohusalıkta anne kendisine nasıl bakmalıdır?

Doğum sonu kanamanın azalması için rahim, karından tutularak sıkıştırılmalı, karına masaj yapılmalıdır. Doğal olarak ilk günlerde kanlı, sonra pembe, daha sonra kahverengi akıntı olur. Birkaç haftadan sonra beyaz akıntı başlar. Doğumdan sonra olabilecek en erken zamanda ayağa kalkmak ve hareket etmek kan dolaşımı için olduğu kadar barsakların iyi çalışması için de yararlıdır. Ancak lohusa yine de çok yorulmamalıdır. İlk günlerde istirahat etmemek, kanamaya ve ağrıya yol açabilir. Doğumdan hemen sonra ağrı varsa, ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir. Ateşlenme hissedilirse derece ile ölçülmelidir. Yüksek ateşte (38 derece) kesinlikle doktora danışmak gerekir. İlk iki gün içinde dışkılama olabilir. Olmazsa kabızlığı önleyici yöntemlere başvurulmalıdır.
Emzirme sırasında annenin rahat oturması için yardım edilmelidir. Oturmak istenmiyorsa yan yatarak da bebek emzirilebilir. Emzirmenin başlangıcında memeler acıyabilir. Bebek doğru emiyorsa bu acı giderek azalır ve bebek emdikçe tümüyle geçer. Bebek memelerdeki sütü boşaltacak şekilde sık sık emzirilirse, memelerde süt birikimine bağlı anneyi rahatsız edecek şişlikler kızarma ve ağrı olmaz. Olduğu takdirde sütü boşaltmak, emzirmeden önce sıcak su ile pansuman ya da banyo yapmak emzirdikten sonra memelere soğuk su ile pansuman yapmak şikayetleri azaltır.
  

Doğum sonu lohusanın kontrolu niçin önemlidir? Ne zaman yapılması gerekir?

Her annenin doğum yaptıktan sonra kendi sağlığı açısından kontrol edilmesi gerekir.
En az bebek kadar onu dünyaya getiren annenin sağlığı da önemlidir.
İlk iki ay (60 gün) içinde lohusanın doğum sonu kontrolü yapılmalıdır. Muayene yapılarak annenin sorularının cevaplanacağı bu doktor kontrolü ihmal edilmemeli olabildiği kadar erken zamanda yapılmalıdır.
  

Doğum sonu dikişlerin bakımı nasıl yapılır?

Dikişler için en iyi bakım temizliktir. Tuvalette taharetlenme her zaman ön taraftan (idrar yapılan yer) arka tarafa (makat) doğru yapılmalıdır. Makat çevresinde bulunabilecek dışkı mikropları dikişlere ya da idrar borusuna ulaşırsa iltihaplanmaya neden olur. İltihaplanan dikişler kaynayamaz ve yara açılır. Kızarıklık, şişlik ve aşırı ağrı dikişlerin atma belirtisidir. Dikişler atınca açılan yara temizlenmelidir. Açılan yara tekrar dikilebilir. En iyisi hiç açılmaması için dikişlerin temiz tutulmasıdır. Doğumdan sonra yıkanmanın dikişlere bir zararı olmaz. Sabunlanmış elle temizlik yapılabilir. Sonra, dikiş bölgesi su ile durulanmalı ve her zaman kurulanmalıdır. Kurulanma, temiz tuvalet kağıtları ile yapılmalı, kağıt atılmalıdır. Her seferde ayrı ve temiz bir bez kullanılamayacağı için bezle kurulama doğru değildir. Temizlik için rivanol ya da tavsiye edilen başka ilaçlı sular da kullanılabilir. Ancak nasıl temizlenirse temizlensin dikiş bölgesi her zaman kurulanmalı, ıslak kalmamalıdır. Önemli başka bir nokta da kullanılan hijyenik bağların çok sık değiştirilmesidir. Uzun süre kalan hijyenik bağlar da iltihaplanmaya neden olabilir. Kanama olmasa bile hijyenik bağlar da iltihaplanmaya neden olabilir. Kanama olmasa bile hijyenik bağ en fazla 6 saatte bir değiştirilmelidir. Bu dönemde hazır hijyenik bağların kullanılması daha kolay ve güvenlidir.
  

Doğumdan sonra anne ne zaman yıkanabilir?

Anne, kendini yıkanabilecek gibi hissettiği her an yıkanabilir. İlk yıkanmalar ayakta ve duş şeklinde ya da su dökünerek olmalıdır. Su dolu leğene ve küvete oturmadan sık sık yıkanabilir. Normal bir doğumdan 24 saat sonra da banyo yapılabilir. Sezaryen doğumdan sonra genellikle dördüncü günde dikişler alınır ve ertesi günü yıkanabilir.
  

Doğum sonrası dönemde anne nasıl beslenmelidir?

Doğumdan sonra anne bebeğini emzirirken gebelik öncesi döneme göre hergün en az 1 litre daha fazla su ve sulu gıdalar, 2 tane meyve ya da 2 tabak sebze yemeği, 3 dilim ekmek ya da 1 bardak süt ile beslenmesine ilave yapmalıdır. Gebelikte aldığı kan hapları doğumdan sonra bir ay daha kullanılır. Eski ağırlığa hemen dönmek için acele edilmemelidir. Annenin eski kilosuna kavuşması altı ay sürebilir. Anne şişmansa her ay iki kilogramlık bir ağırlık kaybı olabilir. Süt salgısı bundan etkilenmez. Ayda iki kilogramdan daha fazla zayıflama diyeti uygulanmamalıdır. Ancak unlu, yağlı besinlerden fazla yememeye dikkat edilmelidir.
  

Lohusa doğum sonu kabızlıktan nasıl kurtulabilir?

Kabızlığı ortadan kaldırmak için jimnastik yapmak yararlıdır. Ayrıca 3 - 4 porsiyon sebze ve meyve yemek, kabukları ile yenebilecek sebze ve meyvaları kabuklarını soymadan yemek kabızlıktan kurtulmak için faydalıdır. Kuru baklagil (mercimek, fasulye, nohut) ve kepekli ekmek yemek, aç karnına 1 bardak ılık su veya kayısı suyu içmek de yararlıdır. Beyaz ekmek, makarna, pirinç, az yağlı besinler, yeterince sıvı içilmemesi, dengesiz beslenme, fazla çay ve kahve tüketimi kabızlığı arttırdığı için bunlardan kaçınılmalıdır.
  

Doğum sonu bel ağrısı olursa neler yapılmalı?

Gebelik sırasında fazla hareket yapılmaması sonucu zayıflayan kaslar doğum sonu bel ağrısının bir nedenidir. Jimnastik yapmakla bu ağrılar ortadan kalkabilir. Ayrıca fazla kilolar da ağrı nedenidir. Gebelikte ve doğum sonrasında aşırı kilo almamaya ve dengeli beslenmeye dikkat etmek gerekir. Bel ağrısını önlemek için ağır yük taşımamaya, yerden birşey alırken beli dik tutup dizleri kırarak çömelmeye özen gösterilmelidir. Bebeği kucağa alırken veya altını değiştirirken belden eğilmemek bunun için bebeğin altını ya da çamaşırını değiştirmek için uygun yükseklikte masa kullanmak ya da babadan yardım istemek gereklidir.
  

Doğumdan sonra lohusa nasıl formuna dönebilir?

Doğum sonu yapacağınız hafif hareketlerle en erken üç ay sonra eski formunuza dönebilirsiniz, ama karın kaslarının eski halini alması daha uzun süre alır. Sezaryen doğum yapanlar karın hareketlerine iki hafta sonra başlamalıdırlar.
Aşağıdaki hareketleri her gün giderek artan sayıda tekrarlarsanız bedeniniz belirli bir forma ulaşacaktır. Ama hiçbir hareket için kendinizi zorlamayın. Yeterince istirahat ettikten ve bedeniniz gerekli güce eriştikten sonra daha önce rahatlıkla yapamadığınız beden hareketlerini yeniden deneyebilirsiniz.
  1. İlk günlerde: Her saat başı ayak bileğini öne ve arkaya doğru bükerek kan dolaşımınızı kolaylaştırın.
  2. Yine ilk günlerde: Dizleriniz bükük halde sırtüstü yere yatarak nefes alırken bütün gücünüzle karnınızı içeri çekin ve 10'a kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
  3. İlk haftanın sonunda: Sırtüstü uzanın, dizlerinizi bükün ve ayak tabanlarınızı yere basın. İdrara tutar gibi kaslarınızı sıkın ve içinize doğru çekin. Bu halde kalın ve 10'a kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
  4. İkinci haftanın sonunda: Sırtüstü yatıp dizlerinizi bükün. Ayaklarınız yerdeyken kollarınızı karnınızda kavuşturun ve ellerinizle karnınızı itin. Başınız ve omuzlarınızla vücudunuzu kaldırmaya çalışın. 10'a kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
  5. Üçüncü haftanın sonunda: Sırtüstü yatarken dizlerinizi bükün. Bacaklarınızı hafifçe ayırın. Kollarınızı öne uzatarak dik olarak oturun. Dengeyi bozmadan bacaklarınızı hafifçe uzatın. Sırtınızı geriye doğru kaydırın ve 10'a kadar sayın. Kollarınız öne doğru gergin dururken, rahatlayın ve hareketi tekrar yapın. Harekete alıştıktan sonra kollarınızı dizlerinize doğru uzatarak sırtınızı yere daha çok yaklaştırabilirsiniz
  

Doğumdan sonra ne zaman cinsel ilişkide bulunulabilir?

Sezaryenle olsun normal doğumla olsun doğum sonu kanaması tümüyle bitmeden ilişkide bulunmak doğru değildir. Genel olarak döl yolunun iltihaptan koruyucu ortamı kanama sırasında etkilenir, mikropların üremesi kolaylaşır. Doğumdan sonra rahim de kolay iltihaplanır.
Bu nedenle kanamanın bitmesini beklemek, iltihaplı hastalıklardan korunmak için doğru bir davaranıştır. Kanama ve doğum sonu kanlı akıntılar kesilmiş, doğum kanalı iyileşmişse ve ağrı hissedilmiyorsa cinsel ilişkinin genellikle sakıncası yoktur. Ancak emzirilmiyorsa ilk 25 günde yumurtlama olabileceği bu nedenle de gebelikten korunmak gerektiği unutulmamalıdır.
  

Doğumdan sonra ne zaman adet görülür? Düzensiz adet görülürse ne yapılmalıdır?

Doğumdan sonraki ilk bir iki ayda "kırk sonu" da denilen adet kanamasına benzer bir kanama olabilir. Bu kanamanın olması artık adetlerin mutlaka düzene gireceğini göstermez. Bebek yalnız anne sütü ile besleniyorsa genellikle ilk altı ayda adetlerin başlaması ve düzenli olması beklenmez. Bu durumda telaşlanmamak gerekir, zamanla düzene girecektir. Uzun bir süre, 18 aya kadar adet görülmediği de olabilir. Daha da gecikirse veya anne emzirmediği halde adetleri düzensiz olursa doktora başvurmak doğru olur.
  

Doğumdan sonra gebelikten korunmak gerekir mi?

Hemen yeni bir gebelik istemeyen her çift uygun gördükleri en kısa zamanda korunmaya başlamalıdır. Her çiftte gebelik olasılığı farklıdır, ama doğum yapmış olmak, her an başka bir gebeliğin de olabileceğini düşündürür.
Bu gebelik, kısırlık tedavisi sonunda güçlükle elde edilmiş de olsa, aynı sorunun devam edip etmediği belli olmaz. Hemen çocuk istense bile bir süre ara vermek gerekir. İki doğum arasında iki yıldan az olursa sağlık ve yaşam niteliği açısından iki çocuğun da olumsuz olarak etkilenebildiği, annenin de zorluklarla karşılaştığı bilinmektedir.
Bu nedenle doğum ister sezaryen ister normal yolla olsun, çiftler en az bir yıl gebelikten korunmalıdır. Bu sürenin üst sınırı yoktur.

  

Doğumdan sonra hangi yöntemlerle korunmak uygun olur?

Doğum sonrası gebelikten korunmak için bütün yöntemler kullanılabilir. Kişinin ve yöntemin özellikleri bilinerek seçim yapılırsa istenmeyen etkiler en aza indirilebilir.
Doğum kontrol yöntemleri zararlı olmamaları için uzun süren araştırmalar sonucu geliştirilmişlerdir. Ancak çeşitli özellikleri, kullanan kişiyi etkileyebilir. Pek çok yönteme ait, özellikle kullanmayanlar tarafından yayılan dedikodular vardır. Bunların çoğu yöntemin özelliklerine bağlı beklenen etkilerdir. Bazıları ise asılsız söylentilerdir. Bu söylenenlerin doğruluğunu uzmanlara sorup danışmak gerekir. Gebelikten korunmak için kullanılan hap, rahim içi araç, kılıf, diyafram, kola takılan çubuklar, kadında ve erkekte tüplerin bağlanması gibi yöntemlerin pek çok özelliği vardır.
Rahim içi araç (spiral), hazneden yalnız ipliği hissedilebilecek şekilde rahime sağlık personelince yerleştirilen plastik, küçük bir araçtır.
Prezervatif, (kılıf) ilişkide erkeğin sertleşen penisine takarak kullandığı ince lastikten bir kılıftır.
Diyafram, ilişkiden önce kadının rahim ağzına taktığı küçük, yuvarlak, ince lastikten bir araçtır.
Doğum kontrol hapları, kadınların cinsiyet hormonlarını içeren ve hergün yutulması gereken haplardır.
Kadında tüplerin bağlanması, (tüp ligasyonu)
Erkekte kanalların bağlanması, (Vazektomi) kalıcı yöntemlerdir ve kolay bir ameliyatla uygulanabilirler.
Kola takılan çubuklar (Norplant) hormon içeren yeni bir yöntemdir ve beş yıl süreyle korur. Bu özellikler kadın ve erkek kullanacak kişilerin farklılığına göre sağlığı etkileyebilir. Örneğin bebeğini emziren annelerin kullanabileceği doğum kontrol hapı farklıdır. Bu durumda östrojen hormonu bulunmayan türde haplar kullanılmalıdır. Aksi halde süt azalalabilir. Doğru kullanılıp kullanılmadığına göre yöntemlerin koruyuculukları da değişir. Kim hangi yöntemi kullanmak istiyorsa özelliklerini ve nasıl kullanılacağını ayrıca öğrenmelidir. Birisi için uygun olan bir başkası için uygun olmayabilir. Ama tüm yöntemlerin en önemli yararları istenmeyen gebelikten korumaları, bu sayede de gebelik korkusu ortadan kaltığı için cinsel hayatı zevkli hale getirmeleri, kürtaj sorununu ortadan kaldırmaları ve yaşamı kolaylaştırmalarıdır.
  

Doğumdan sonra ne zaman yöntem kullanmaya başlanabilir?

Doğumdan sonra bazı yöntemlerle hemen gebelikten korunmaya başlanabilir. Örneğin tüpler bağlanabilir, rahime araç takılabilir. Emzirmeyi engellemeyen özel bir hap kullanılmaya başlanabilir. Kılıf kullanılacaksa ilk ilişkide kullanılır. Doğumdan sonra, hastaneden çıkmadan rahim içi araç takılmamışsa, kırkıncı günde (6.hafta) kanama olsun ya da olmasın bu uygulama yaptırılabilir. Diyafram ve kola takılan çubuklar doğum sonu altıncı haftadan sonra kullanılabilir.
  

Hangi doğum kontrol yöntemi en güvenli yöntemdir?

Kişi için hangi yöntem en iyi kullanılabilecekse o yöntem güvenlidir. Kullanırken dikkat edilirse tüm yöntemlerin güveninirliği artar. Ama yanlış kullanılırlarsa gebelikten koruyamazlar. Örneğin haplar, kadında ya da erkekte tüplerin bağlanması kadar güvenilir bir yöntemdir. Ancak kullanmayı unutunca hapın güvenilirliği azalır. Aynı şekilde kılıf ve diyafram her ilişkide kullanılmazsa gebelik olabilir. Rahim içi araçların kullanımında kişinin bir çaba sarfetmesi gerekmediğinden bu yöntemin gebeliğe karşı koruması kullanıcıya göre genellikle değişmez. Bu nedenle herkeste koruma etkisi fazladır. Ancak nasıl kullanılırlarsa kullanılsın unutulmamalıdır ki en az koruyan yöntemlerin başında "erkeğin kendini koruması" ya da "geri çekme" denilen yöntem gelmektedir.
  

Emzirme gebelikten korur mu?

Doğumdan sonra ilk altı ayda, bebek anne sütünden başka bir besin ile doyurulmuyorsa, anne adet görmedikçe gebelik riski çok azdır. (İlk iki ayda olan kırk sonu kanaması, düzenli adet görmeye başlamak değildir.) Bu durum sürdükçe ilk altı ayda başka bir yöntemle korunmak için acele edilmeyebilir. Bu süre, çiftin başka yöntemle korunmaya başlamak için bir aile planlaması danışmanından bilgi alacağı geçiş dönemidir.
Emziren anne altı aydan önce adet görmeye başlarsa ya da bu sürede bebeğe anne sütünden başka besin verilirse hemen gebelikten korunmak gerektiği unutulmamalıdır. 
 
Tüm bebekler ilk 4-6. ayda sadece anne sütü ile beslenmelidirler. Anne sütü ile bebeğin tüm besin gereksinimleri karşılanır. Bu dönemde su dahil hiçbir ek besin verilmemelidir.
Her anne bebeğini emzirebilir. Yaşamın ilk 4-6 ayında hiçbir mama anne sütünün yerini tutamaz. Her türlü koşullar zorlanarak bebek yalnızca anne sütü ile beslenmelidir. Ancak çok nadir koşullarda, sağlık personelinin önerisi ile bebeklere mama verilebilir. Bebeğin ayına göre uygun mamalar vardır. Mamalar çocuğun beslenmesi ve gelişimini sağlamak içindir, ama biberon kullanırken ve mama hazırlarken dikkatli olunmazsa bebeğe mikrop bulaşabilir. Bu durumda biberonun temizlenmesi iyice öğrenilmelidir. Anne sütü dışında hiç bir besinde, anne sütünde bulunan ve bebeği mikroplara karşı koruyan özel maddeler yoktur. Bu nedenle mama ile beslenen bebklerde bazı hastalıklar daha sık görülür ve sık hastalanmaya bağlı olarak bu bebeklerde gelişme geriliği ortaya çıkabilir. 
 
 
 
Doğumundan sonra bebeğin göbek kordonu ve plasenta içinde kalan kana 'kordon kanı' denir. Genellikle biyolojik atık olarak değerlendirilen bu kan, çok zengin bir kök hücre kaynağıdır.
Bebeğin doğumundan sonra göbek kordonu kesilir ve kordonun içindeki kan alınır. Genellikle 5-10 dakika süren bir işlemdir. Son derece kolay olan bu işlem doğum esnasında hastanın doktorları veya doğumda bulunan görevli hemşireler tarafından yapılır. Kordon kanının alınması anneye veya bebeğe herhangi bir acı vermez ve bir risk taşımaz.
Kordon kanındaki kök hücrelerin, sağlıklı bir şekilde dondurulabilmesi için doğumdan sonra 72 saat içerisinde ilgili merkeze ulaşması gerekir.<br>Kordon kanını dondurup saklamanın pek çok amacı var. Bunlardan en önemlisi, bebeğin ilerde kemik iliği nakli gerektirecek lösemi, lenfoma gibi bir hastalığa yakalanması durumunda ilik uyumu olan verici aramaya gerek kalmadan kendine ait sağlıklı kök hücrelerle tedavi edilebilmesi. Günümüzde bu yeni yöntemden, kanser, Parkinson, Alzheimer gibi -şimdilik- 50'yi aşkın hastalığın tedavisinde faydalanılıyor. Dünya çapındaki yoğun araştırmalar yöntemin kullanım alanlarını hızla geliştiriyor. Kordon kanı bebeğin kendisi için 100% uyumlu olup kardeşler içinde genelikle 25% şans bulunuyor.
 
 


Duzenleyen ROSEE - 02-Aralik-2007 Saat 05:50
Basa don
yasemen05 Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Nisan-2007
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 1590
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti yasemen05 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 27-Eylül-2007 Saat 22:50
Doğum İzni Konusunda Merak Ettikleriniz

 1. Anne adayı doğum izninde iken maaş ödemesine devam edilir mi? Yanıtınız evet ise ödeme işveren tarafından mı yoksa sosyal güvenlik kurumu tarafından mı ödenir?
İş Kanununa göre doğum izni süresince çalışana ücret ödeme zorunluluğu yoktur. Bu süreye ilişkin ücret doğum izni süresi sonunda SSK’dan alınır. Ancak iş yeriniz mağdur olmamanız için bu sürede ödemenizi düzenli olarak yapmaya devam edebilir, ve daha sonra SSK dan almanız gereken doğum parasını aldığınıza işyerinize ödeyebilirsiniz. Öyle ki birçok işyeri çalışanının SSK dan aldığı bu ücreti de hediye olarak kendisine bırakabiliyor, tabi bu tarz durumlar zorunluluk değil tamamen işverenin inisiyatifine bağlı durumlardır. Eğer ödemenizi İl Sigorta Müdürlüğü’nden alacaksanız aşağıda belirtilen evrakları hazırlamanız gereklidir;

   a- Doğum öncesi istirahatinin başladığı tarihli vizite kağıdı. Bu tarihten geriye doğru son bir yıl içerisindeki 120 prim ödeme gün sayısı ile prime esas kazançların tek tek yazılması gerekmektedir.
   b- Doğum sonrası istirahatinin başladığı tarihli vizite kağıdı. Bu tarihten geriye doğru son bir yıl içerisindeki 120 prim ödeme gün sayısı ile prime esas kazançların tek tek yazılması gerekmektedir.
   c- Doğum sonrası 57. güne ait vizite kağıdı. Bu tarihten geriye doğru son bir yıl içerisindeki 120 prim ödeme gün sayısı ile prime esas kazançların tek tek yazılması gerekmektedir.
   d- Doğum raporunun aslı.
   e- Doğum öncesi ve doğum sonrası istirahatine ait para kağıdı. Bu belge doğum iznine ayrıldığınızda size verilen belgedir.
   f- Evlilik cüzdanı fotokopisi.
   g- Çalıştığınız son 4 aylık döneme ait bordro fotokopisi.

Maaş ödemesi dışında doğum yardımı alabilir mi?
Analık Sigortası kapsamında alınacak yardımlar şunlardır;

   A) Gebelik muayenesi yaptırılır ve gerekli sağlık yardımları sağlanır.

   B) Doğumda gerekli sağlık yardımları sağlanır:

Doğum Yardımı, sigortalı kadının veya sigortalı erkeğin sigortalı olmayan karısının; doğum sırasında veya doğumdan sonra gerekli sağlık yardımlarıyla, ilaçların ve sağlık malzemesinin sağlanmasıdır.
Doğum yardımının Kurumca bildirilen veya 123 ncü madde gereğince sözleşme yada protokol yapılmış sağlık tesislerinde aynen sağlanamadığı yer veya hallerde, bu yardım yerine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nca onanacak ve önceden bildirilecek tarifeye göre Kurumca maktu para yardımı yapılır.

Birden fazla çocuk doğarsa, her çocuk için yapılacak maktu doğum yardımı, çocuk sayısına göre bir kat daha arttırılır.

Doğum yardım parası alabilmek için; doğumun 3 ay içinde Kuruma bildirilmesi gereklidir.

Bu bildirme; hekim veya diplomalı ebeden alınacak doğum kağıdı yahut onanmış nüfus kayıt örneği ile olur.

   C) Emzirme yardım parası ödenir.

Emzirme yardımı; sigortalı kadının veya sigortalı erkeğin sigortalı olmayan karısı yada Kurumdan kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almakta olan kadın veya erkeğin sigortalı olmayan eşinin doğum yapması sebebiyle, doğan çocuğun beslenmesi için, doğumdan sonra yapılan para yardımına denilmektedir. Bu yardım, çocuğun canlı doğması halinde yapılır. Eğer, birden fazla çocuk doğmuşsa, yardım çocuk sayısına göre bir kat daha arttırılır.

   D) Sigortalı kadına, doğumdan önce ve sonra işinden kaldığı günler için ödenek verilir.

Kendisi için doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 gün analık sigortası primi ödenmiş bulunan sigortalı kadının analığı halinde, doğumdan önceki ve sonraki sekizer haftalık sürede, çoğul gebelik halinde ise, doğumdan önceki sekiz haftaya iki haftalık süre ilave edilerek çalışmadığı her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilir. Kadın sigortalının isteği ve doktorun onayı ile doğuma üç hafta kalıncaya kadar çalışılması halinde, çalışan süreler kadın sigortalının doğum sonrası sürelerine eklenir.

Baba adayının ve babanın da sosyal hakları var mıdır?
Bilindiği üzere, doğum yapan sigortalıların doğum öncesi sekiz hafta ve doğum sonrası sekiz hafta olmak üzere toplam 16 hafta ücretli doğum izinleri bulunmaktadır. Ancak, yasal düzenlemeler kapsamında, eşlerinin doğum yapması nedeniyle sigortalılara verilmesi gereken bir doğum izni hakkı bulunmamaktadır. Böylesi bir durumda izin verilip verilmemesi işverenin inisiyatifinde olacaktır.
Süt izni süresi ne kadardır? Bu süreyi anne ne şekilde kullanma hakkında sahiptir?
Doğum ile başlayan ve doğan çocuğun bir yaşına kadar süren döneminde, günlük bir buçuk saatlik sürelerle 'süt izni' verilir. Bunlar günlük çalışma sürelerinden sayılır ve ücretten kesilemez. Süt izninin işyerlerindeki yaygın uygulamalarına baktığımızda, pratik olarak uygulanabilmesi için bu sürelerin haftalık bazda birleştirilmesi ve bir güne tamamlanması daha uygun olur. Böylece haftada bir gün ücretli izin kullanmış olursunuz. İşyerinin zor durumda bırakılmaması için bu süt izin gününün belirlenip işyerine bildirilmesi gerekir. Özellikle saat ücreti ile çalışan işyerlerinde, puantaj hesaplamaları açısından bu sürelerin bildirilmesi önemlidir. İşyerlerine yakın mesafede oturan ve servis kullanmayan anneler için ise süt izninin çıkış saatine yakın ve saatlik olarak kullanılması daha uygun olur.

İşveren doğum izni ya da süt izni vermeme hakkına sahip midir?
İş Kanunu kadın işçiye doğumdan sonra çocuğunun bir yaşını doldurmasına kadar her gün için bir buçuk saat süre ile süt iznini kullanmasına da olanak sağlamıştır.

Günlük bir buçuk saatlik süt izninin kaç bölümde ve hangi saatlerde kullanacağı kadın işçinin tercihine bağlıdır. İşverenin buna müdahalesi söz konusu değildir. Kadın işçi bir yıl süre ile kullanacağı günlük bir buçuk saatlik süt iznini nasıl kullanacaksa bunu belirleyerek işverene bildirmek zorundadır. İşveren süt iznini kadın işçi tarafından belirlendiği şekilde kullandırmak zorundadır.

Yasal süre dışında ücretsiz izin kullanılabilir mi? Evet ise ne kadardır?
Kişi doğum iznini müteakip altı aya kadar ücretsiz izin alabilir.

İşveren ücretsiz izin vermeme ve işçiyi işten çıkarma hakkında sahip midir?
Yasal düzenleme "...altı aya kadar ücretsiz izin verilir..." şeklinde kesin hüküm ihtiva edecek şekilde düzenlenmiştir. İşverenin takdirine bırakacak şekilde “…verilebilir…” denmemiştir. Kadın işçi doğum istirahatından sonra 6 aya kadar (6. ay dahil) ücretsiz izin kullanabilecektir.
Kadın işçinin bu izni kullanmak istediğini işverene yazılı olarak bildirmesi şarttır.

MADDE 74. - Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır

MADDE 25. - Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir:

(a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre 74 üncü maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez.

74. Madde emredicidir. Doğum izni kullandırmak zorundadır.Ancak doğum işverene 74. maddeki sürelerin geçmesi ile fesih hakkı tanımıştır.
A L I N T I D I R


Duzenleyen mystical - 30-Aralik-2007 Saat 17:59
******ALPER'İM, KIŞ GÜNEŞİM,10 AYLIK OLDU******
Basa don
ılgın Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 26-Agustos-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 1889
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ılgın Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 28-Eylül-2007 Saat 05:34
GEBELERDE DOWN SENDROMU TARAMA TESTİ

GEBELERDE DOWN SENDROMU TARAMA TESTİ YAPTIRMAK GEREKLİ MİDİR ?

 


HANGİ TEST YAPTIRILMALIDIR ?


1. Down Sendromu Nedir ?

Doğuştan olan ve kromozomlardaki bozukluktan kaynaklanan bir anomalidir. Ortalama 700 doğumda bir görülmektedir.

 

2. Annenin Yaşı Yükseldikçe, Down Sendromlu Bebek Doğurma Riski Artıyor mu ?

Evet. Down Sendromlu doğum oranı, 25 yaşındaki bir gebeye göre, 35 yaşında 3.5 kat, 37 yaşında 5.5 kat, 40 yaşında  ise 12 kat daha fazladır.

Son yıllarda, evlenme yaşının ve doğum yapma yaşının tüm dünyada geç yaşlara doğru kayması, Down Sendromlu doğum yapma riskini artırmaktadır.

 

3. Henüz Hamilelik Döneminde İken, Down Sendromlu Bir Bebek Anlaşılabilir mi ?

Evet. Bu durum, 11. hafta ile 22. hafta arasında alınan kandan yapılan tarama testleri, ultrasonografi (USG)  incelemesi ve anne karnında, bebeğin içinde bulunduğu sıvıdan alınan amniosentez tetkiki ile anlaşılabilmektedir.

 

4. Her Hamileye Amniosentez Yaptırmak Gerekir mi ?

Hayır. Kan alınarak yapılan tarama testlerinde negatif sonuç bulunan gebelere amniosentez yapmanın gereği yoktur. Zaten amniosentez işlemi, düşük riski de taşıyan bir işlem olup, her 200 işlemden birinde düşük gerçekleştiği bildirilmektedir. Bu nedenle, olabildiğince az ve zorunlu kalmadan yapılmaması gereken bir girişim durumundadır. Ayrıca, hasta yönünden maliyetli bir işlemdir.

 

5. Down Sendromu Yönünden Yapılan Tarama Testleri Gerekli midir?

Yararlı ve gerekli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durumu araştıran, geniş incelemeler yapılmıştır. Bunlardan birinde, İngiltere’de Dr. Cuckle ve ekibi 100.000 gebeye tarama testleri yapmış, başka 100.000 gebeye ise tarama testleri yapmamıştır. Daha sonra, bu gebelerin doğumları takip edilmiştir. Takipler sonucu yapılan doğumlara göre : 

Down Sendromu taraması için kan testi yapılan gebelerde, tarama testleri sayesinde 25 yaşındakilerde  4 kat, 35 yaşında 6 kat, 40 yaşında 12 kat daha az Down  Sendromlu bebek doğumu görülmektedir.

Tarama testleri, Down Sendromlu bebek doğumunu çok önemli ölçülerde azaltmaktadır. Bu nedenle, yapılmaları yararlı ve gereklidir.

Günümüzde, dünyada evlilik ve doğum yapma yaşı son yıllarda % 35 daha ileri yaşlara kaymıştır. Bu durum da Down Sendromlu doğum riskini artırdığı için, tarama testleri yapılması daha da önem kazanmaktadır.

 

6. Dünya Ne Yapıyor ? Dünyada Durum Nedir ?

Gelişmiş ülkelerde, gebelerde tarama testleri yapılması uygulaması yaygındır. Çünkü, insan hayatına daha fazla değer verilmekte ve yatırım yapılmaktadır.

ABD’de gebelerin % 65’i,

İngiltere’de gebelerin % 70’i tarama testlerinden geçirilmektedir.

Ülkemizde de bu oran % 10 düzeyinde olup, ancak  tarama oranı hızla artmaktadır.

Tarama testleri sayesinde, son yıllarda dünyada Down Sendromlu doğum oranının % 50 civarında azaldığı bildirilmektedir.

 

7. Şu Anda Kullanılan Ne Tür Tarama Testleri Vardır ?

Gebeliğin erken döneminde, 11.-14. hafta arasında yapılan birinci dönem ve 15.-22. haftalar arasında yapılan ikinci dönem testleri  vardır. İkili Test denilen bu yöntem için, 11.-14. haftalar arasında gebeden kan alınmakta, ultrasonografi ile de bakılarak, Down Sendromu riski hesaplanmaktadır. Ultrasonografi incelemesi yapmadan, tek başına kan testlerinin bu dönemde verimliliği azdır (% 60). İyi bir ultrasonografi incelemesi ile, bu verimlilik % 80-85’lere çıkmaktadır. Ancak, bu konuda ultrasonografi bilgisini net olarak ortaya koymak kolay olmayıp, dünyada USG standardizasyonu yönünden ciddi  güçlük ve sıkıntı yaşanmaktadır. Aynı hastaya, farklı uzmanların verdiği değerler arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu durum da, İkili Test sonuçlarının güvenirliğini etkilemekte ve kuşkuda bırakmaktadır.

 

8. İkinci Dönem Testlerinin Yararı Nedir ?

Gebeliğin 14.-22. haftaları arasında yapılan Üçlü Test ve Dörtlü Test, tarama yönünden daha fazla kullanılmaktadır. Çünkü, 11.-14. haftalar arasında yapılan taramayla, yalnızca Down Sendromu araştırılabilmektedir. 14. haftadan sonra yapılan araştırmalarda ise, Down Sendromu yanında, Neural Tube Defekti (Belde açıklık), Edward Sendromu, Turner Sendromu gibi başka önemli bozukluklar da yakalanabilmektedir. Ayrıca, erken dönemde (11.-13. hafta) yapılan İkili Test’ten sonra bu bozukluklar yönünden de fikir edinmek istenirse, tekrardan test yaptırmak gerekmektedir.

Bunun dışında güvenilir ultrasonografi bakılması yönünden erken dönemde (11.-14. haftalar) problem olduğu için, çoğu doktor, erken dönemde İkili Test baktırmak yerine, 15.-16.-17. haftalarda Dörtlü Test baktırmayı tercih etmektedir.

 

9. Hangi Testi Yaptırmak Daha Uygundur ?

Eğer hastadan tek bir tarama testi yapılacaksa, en iyisi  15.-16.-17. haftalarda Dörtlü Test yaptırmaktır. Çünkü Dörtlü Test, Üçlü Test’in verimliliğini % 14 daha artırmaktadır. Dörtlü Test varken, Üçlü Test yaptırmaya gerek yoktur. Üçlü Test’in belirleme değeri % 66-% 69 iken, Dörtlü Test’inki % 80-85’tir.

11.-14. haftalarda İkili Test de yaptırılabilir. Ancak, İkili Test’in yukarıda belirtilen sakıncaları vardır. Tekrardan test yaptırma gereği ortaya çıkabilir.

En yüksek verimliliğe sahip test Integre Test’tir (% 94). Ancak bunun için, hem 11.-14. haftalar arasında, hem de 14.-22. haftalar arasında, yani iki kez kan almak gereklidir.

 

10. Tarama Testleriyle Amniosentez Arasında Bir İlişki Var mıdır ?

Vardır. Verimliliği düşük tarama testlerinde daha çok yalancı pozitif sonuç çıkacağı için, daha çok amniosentez gereği ortaya çıkacaktır. Bu durum da, hasta için yeni bir risk oluşturacaktır.

Dörtlü Test’in, Üçlü Test’e göre daha doğru belirleme değerine sahip olduğu için, daha fazla hastayı gereksiz amniosentez riskinden koruduğu belirtilmektedir.

 

11. Kan Testleriyle Down Tarama Testi Sonucu Negatifse, Ne Yapmalıdır ?

Herhangi bir işlem yapmak gerekmez. Ayrıca test yaptırmaya da gerek yoktur.

 

12. Tarama Testi Pozitif Çıkarsa, Ne Yapmalıdır ?

Bu durumda, gebeliğin yaşının son adet tarihine göre mi, yoksa ultasonografiye (USG) göre mi belirlendiğine bakmalıdır. Eğer USG’ye göre belirlenmişse, sonucu pozitif kabul etmelidir. USG’ye göre belirlenmemişse, yeni  bir USG çektirip,  gerçek yaşı tespit edip, buna göre bir test daha yaptırmalıdır. Sonuç yine pozitifse, amniosentez yaptırmak gereklidir.

 

13. Down Tarama Testi Sonucu Negatif Veya Pozitif Ne Demektir ? Sonuçlar Kesin midir ?

Hayır. Sonuçlar yüzde yüz kesin değildir. Sonuç negatif ise, büyük olasılıkla Down Sendromlu doğum olmayacaktır. Pozitif ise de, büyük olasılıkla Down Sendromlu doğum olacaktır. Kan testlerine ve USG’ye göre, bu ihtimaller en yüksek oranda belirlenmeye çalışılmaktadır. Ancak kesin değildir. Seçilen tarama testine göre, bu ihtimallerin doğruluk oranı da değişmektedir. Örneğin, Dörtlü Test, Üçlü Test’ten ve serum İkili Test’ten daha üstündür. İntegre Test de,  % 94 ile en yüksek doğrulukta bilgiyi vermektedir.

 

14.Bu Testler Bütçe Uygulama Talimatı (BUT)’nda Yer Alıyor mu ?

Evet. Bu testler, devletin ödeme listesi olan BUT’ta yer almaktadır. İstenildiği takdirde, SSK ve Emekli Sandığı mensupları için devlet tarafından belirli bir ödeme yapılmaktadır.

 


Duzenleyen mystical - 05-Kasim-2007 Saat 15:22
1 NİSAN ŞAKASI YAPTI YAVRUM BANA KAVUŞTUM CANIMIN CANINA
EFEM BİTANEM SENİ ÇOK SEVİYORUM ANNEM.....
Basa don
gül_s Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 23-Eylül-2007
Konum: Manisa
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 2337
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti gül_s Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 01-Ekim-2007 Saat 06:58
İlaç Adı : CYCLO-PROGYNOVA

Üretici Firma : Schering Alman İlaç ve Ecza Tic. Ltd. Şti.
Farmakolojik Sınıfı : Seks hormonu
Endikasyonları :  Pre- ve postmenopoz semptomları (Perimenopoz sendromu), primer ve sekonder amenore, siklus tempo bozuklukları, karsinomatöz olmayan hastalıklar nedeniyle yapılan ovarektomi ya da ışın kastrasyonundan sonraki hormonal eksiklik belirtileri.

Konreendikasyonları :  Gebelik, karaciğerin ağır fonksiyon bozuklukları, önceki gebeliklerde ortaya çıkan sarılık ya da sürekli kaşıntı, Dubin-Johnson ve Rotor sendromları, geçirilmiş ya da mevcut karaciğer tümörleri, aktif derin ven trombozu, tromboembolik bozukluklar veya bu şartların belirlendiği özgeçmişe sahip olan hastalar, orak hücreli anemi, uterus ya da memenin hormonal bağımlı tümörleri ya da bu tür tümör şüphesi, endometriosis, damar değişiklikleri ile birlikte ağır diabet, yağ metabolizması bozuklukları, anamnezde Her
Uyarılar/Öneriler :  Cyclo-Progynova, gebelikten koruyucu bir ilaç değildir.


Gerektiğinde kontrasepsiyon için, Knaus-Ogino’ya göre takvim metodu ya da temperatür metodu dışında hormonal olmayan yöntemler uygulanmalıdır. Tedavi sürecinde 28 günlük düzenli aralarla kanamalar olmazsa, diğer korunma yöntemlerine rağmen bir gebeliğin bahis konusu olabileceği düşünülmelidir. Bu gibi durumlarda tedaviye, kesin teşhise kadar ara verilir.


Cyclo-Progynova’nın alındığı 3 hafta içerisinde sıra dışı bir kanamanın meydana g
Yan Etkileri : Nadir olgularda, anksiyete, kardiyak semptomlar, göğüslerde gerginlik hissi, dispepsi, mide şikayetleri, deri döküntüleri, bulantı ve baş ağrıları, iştah artışı, vücut ağırlığının ve libidonun etkilenmesi ve ara kanamaları ortaya çıkabilir.


BEKLENMEYEN BİR ETKİ GÖRÜLDÜĞÜNDE DOKTORUNUZA BAŞVURUNUZ.
Kullanım Şekli ve Miktarı :     Cyclo-Progynova alımına başlamadan önce, genel (memeleri ve serviksten sitolojik smear alınımını da içine alan) bir jinekolojik muayenenin yapılması ve hastanın gebe olmadığının saptanması gerekir.



Önlem olarak, Cyclo-Progynova ile uzun süreli tedavilerde takriben 6 ay aralarla kontrol muayeneleri yapılır.

Cyclo-Progynova ambalajı, bir çember biçiminde yerleştirilmiş 11 beyaz ve 10 açık kahverengi draje içerir.



Duzenleyen mystical - 05-Kasim-2007 Saat 15:36
Oğlum artık en iyi arkadaşım :)
Basa don
tatlibebisim Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 24-Haziran-2007
Konum: Denizli
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 982
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti tatlibebisim Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 07-Ekim-2007 Saat 06:12
Epizyotomi

Bebeğin daha kolay çıkmasını sağlamak için uygulanan cerrahi kesiye epizyotomi (doğum kesisi) adı verilir. Bu kesi her doğumda uygulanmamakla beraber gerekli durumlarda ve usulüne uygun uygulandığında hem kısa vadeli ve hem de uzun vadeli avantajlar getiren bir cerrahi müdahaledir.

Epizyotominin amacı nedir?

Epizyotominin amacı bebeğin başı (ya da makat kısmı) çıkarken perine bölgesinin aşırı gerilmesinin ve yırtılmasının engellenmesidir. Diğer bir amacı da perine tabanı kaslarının aşırı gerilmesinin önlenerek uzun vadede oluşabilecek estetik ve yapısal bozuklukların (sistosel, rektosel, desensus; yani mesane, kalınbarsak ve rahim sarkması) en aza indirilmeye çalışılmasıdır.

Epizyotomi kimlerde uygulanır?

Önceleri her doğum için rutin olarak epizyotomi açılması önerilmekte ve doktorlar tarafından da hem ilk doğumlara hem de sonraki tüm doğumlara epizyotomi uygulanmaktaydı. Son yıllarda ise önce ilk doğumdan sonraki doğumlarda rutin epizyotomi uygulayan doktorların sayısı azalmış ve bunu ilk doğum da dahil hiçbir doğumda rutin epizyotomi uygulamayan doktorlar takip etmiştir.

Ancak yine de anne adayının perinesinin dar olduğu, perine kaslarının aşırı gerildiği, bebeğin başının perineden çıkarken zorlanacak kadar büyük olduğu durumlarda epizyotomi uygulaması perinenin aşırı yırtılmasını ve uzun vadede bölgede estetik bozukluklar oluşumunu önlemede oldukça önemli rol oynayan bir işlem olarak değerini korumaktadır.

Vakum ve forseps gibi müdahaleli uygulamalarda, makat gelişi ile doğum gibi normalden farklı doğum şekillerinde ise epizyotomi açılmamasının yarardan çok zarar vereceği kesindir. Prematüre doğumlarda perinenin bebeğin miadında bebekten daha hassas olan başına baskı yapmasını engellemek için epizyotomi açmak oldukça etkili bir uygulamadır.

Doğumun hızlı gerçekleşmesinin gerektiği durumlarda ise (fetal distres gibi) epizyotomi mutlaka açılır.

Epizyotomi uygulanmadığı durumlarda ne olur?

Epizyotomi açılmadığı durumlarda özellikle ilk doğumda büyük olasılıkla yırtık meydana gelir. Oluşan bu yırtığın büyüklüğü baş çıkarken doktor tarafından uygulanan perine koruma tekniğine, anne adayının doğum sayısına, perinenin yapısal özelliklerine ve bebeğin başının (ya da makatının) yapısal özelliklerine bağlıdır. Oluşan yırtıklar genellikle yüzeyeldir. Ancak bazı durumlarda, özellikle perine dokusunun sert olduğu ve/veya bebeğin başının nispeten büyük olduğu durumlarda epizyotomi açılmasının gecikmesi ya da hiç açılmaması vajinanın derinliklerine kadar giden, ya da anüs sfinkterinin (anüs sfinkteri istemsiz dışkılamayı engelleyen bir kas yapısıdır) ve hatta rektum (kalın barsağın son kısmı) duvarının yırtılmasına kadar varabilen yırtıklara neden olabilmektedir.

Bu yüzden epizyotomi açılmasının gerekli olmadığı yönünde karar verilirken kar/zarar oranı hesaba katılır ve oluşacak yırtık açılacak kesiden daha kötü olacaksa epizyotomi açılır. Epizyotominin diğer bir amacı da perinenin estetik görüntüsünü mümkün olduğunca korumaktır. Bu yüzden perine kaslarının aşırı gerili olduğu durumlarda bölgedeki gerilmeyi önlemek için epizyotomi mutlaka açılır. Zira perine kasları aşırı gerildiklerinde eski şekillerine çok zor geri dönmekte ve bölgede yapısal ve işlevsel bozukluklar meydana gelebilmektedir.

Epizyotomi iyileştiğinde iz kalır mı?


Epizyotomi iyileşmesi sonrasında kesi usulüne uygun dikildiğinde, anne tarafından doktorun önerdiği şekilde bakımı yapıldığında bölgede kesi hattı boyunca çizgi şeklinde bir iz kalır. Bu izin derinliği bir yandan bireysel özelliklere öte yandan epizyotomi açılırken kullanılan teknik ve tamir esnasında kullanılan dikiş materyalinin kalitesine göre değişir. Bazı kadınlarda ne kadar iyi bir teknik uygulanırsa uygulansın bünyenin aşırı nedbe dokusu oluşturma özelliği nedeniyle derin bir iz kalabilir. Bazı kadınlarda ise neredeyse epizyotomi yapılmadığını düşündürecek kadar az iz kalır.

Epizyotomi sonrası ne gibi istenmeyen durumlar oluşabilir?

Epizyotominin tamiri sonrası en sık görülen yakınma ağrıdır. Ancak bu ağrı genellikle ağrı kesicilere iyi cevap verir. Bölgeye buz torbası tatbiki ya da sprey şeklinde anestezik ilaç uygulanması da faydalı olabilir. Ağrı kesicilere cevap vermeyecek kadar şiddetli olan ağrılarda ise bölgede hematom (kan birikmesi) söz konusu olabilir. Hematom epizyotomi dikilirken farkedilmeyen bir atardamarın açık kalması sonucu kanamanın devam etmesi ve epizyotomi bölgesinde hapsolması sonucu oluşur. Tedavi için epizyotomi kesisi yeniden açılarak damar bulunur ve bağlanarak epizyotomi yeniden kapatılır.

Diğer istenmeyen durumlar arasında en önemlisi epizyotomi kesisinin dikişlerinin kendiliğinden açılmasıdır. Bunun da en sık nedenleri bölgede enfeksiyon oluşması ve bu enfeksiyonun kendiliğinden eriyen dikiş materyalini iyileşme meydana gelmeden eritmesi, bölgedeki kanama ve hematomun dikişleri zayıflatmasıdır. Bazen de doğum sonrası çok erken dönemde cinsel ilişkiye girilmesi de etken olabilmektedir. Tedavide epizyotomi bölgesi temizse yani bölgede enfeksiyon bulgusu yoksa dikişler tekrar atılabilir. Enfeksiyon olduğu durumlarda dikişler yeniden konmadan önce bölgenin enfeksiyondan arındırılması için antibiotik tedavisi, pansuman ve enfekte dokuların kesilip atılması gerekir. Yaklaşık bir hafta sonra uygun şartlar oluştuğunda ikinci kez dikiş konulabilir.

Epizyotomi açılanlarda uzun dönemde oluşan istenmeyen durumlar arasında en önemlisi disparonidir (cinsel ilişki esnasında ağrı). Bu da özellikle usulüne uygun açılmayan ya da iyi dikilmeyen epizyotomilerde ve epizyotomi bölgesinde enfeksiyon geliştiğinde ortaya çıkan bir durumdur. Bölgenin açılarak tekrar tamir edilmesi gerekebi




Duzenleyen mystical - 08-Aralik-2007 Saat 10:06
"Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 04:22

Sezaryan nedir?

Sezaryan ile doğum Can'ın ve sonunun , Anne'nin karnından uterusu açarak çıkartılmasıdır. Can'ın ve Anne'nin sağlığını tehdit eden her durumda ya da vajinal yolla doğumun imkansız olduğu durumlarda sezaryan yapılır.

Sezaryan ameliyatı dünyanın bildiği en eski ameliyatlardandır. Tıbbın ve teknolojinin ilerlemesiyle ameliyat tekniği çok gelişmiştir. Ameliyatların mikropsuz koşullarda yapılması, kan verilebilmesi, kuvvetli mikrop kırıcı ilaçlar, modern cerrahi malzeme ve genel anestezi vermeden belden yapılan uyuşturma sayesinde ameliyatın tehlikesi çok azalmış, nerdeyse normal doğum kadar tehlikesiz olmuştur.

Normal koşullarda ameliyat 45 dakika kadar sürer. Can ameliyat başladıktan yaklaşık 10 dakika sonra çıkarılır. Sonra kesilen katlar dikilir. Can'a ulaşmak için cildden başlayarak 8 kat tabaka kesilmekte ve sonra dikilmektedir.

Bu tabakalar sırasıyla...

- Cilt,

- Cilt altı yağ dokusu...

- Kasların koruyucu kılıfı...

- Kas tabakası...

- Karın iç zarı...

- Uterus zarı...

- Uterus kası...

- Amnion zarı...

 

Sezaryan oranı neden artıyor?

Son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde sezaryan ile doğan bebek oranı hızla artmaktadır. Bugün birçok gelişmiş ülkede sezaryan oranı %20-25 arasında seyretmektedir. Yani her 4 veya 5 bebekten biri artık sezaryan ile doğmaktadır. Halbuki oran 1970 de %5.5, 1980 de ise %16.5 idi. Bu da sezaryanın birçok hekim ve aile tarafından yaygın bir şekilde benimsendiğinin göstergesidir.

Sezaryan oranının artışında bir başka neden hekimlerin eğitimlerindeki değişikliklerdir. Örneğin eskiden Can'ın ters gelişlerinde vajinal doğum daha çok uygulanan bir doğum şekli idi. Böyle olunca eğitim gören hekimler vajinal yoldan ters doğumları yapmakta ustalaşırdı. Ama yavaş yavaş sezaryan oranı arttıkça vajinal yoldan doğan Can sayısı azaldı. Uzmanlık eğitimi gören hekimler ters gelen bebeklerin vajinal doğumunu öğrenemeden uzman olmaya başladılar. Bu durumda bugün nerede ise hemen her ters doğum sezaryan ile doğurtulmaya başlandı.

Aynı eğilim forseps doğum içinde geçerli oldu. Forsepsi eline bile almadan uzmanlık eğitimini tamamlayan bir hekim doğal olarak her zorlu doğumda sezaryan ile doğuma yöneldi.

Artan her sezaryan sayısı daha sonraki doğumlarında sezaryan ile olmasına neden olur.

Yani sezaryan sayısının artışı bir kötü daire şeklinde çalışır durur. Bu kötü daireyi kırmak için son yıllarda daha önce sezaryan ile doğum yapmış Annelerı daha sonraki doğumlarında vajinal yolla doğurtmak eğilimi artmaktadır.

Aileler sezaryanı neden benimsiyor?

Çağdaş aileler günümüzde küçük kalmak istiyor. En fazla iki çocuk düşünüyor. Bu nedenle daha garanti gördükleri sezaryanı tercih ediyor. ikinci operasyon esnasında da tüplerini bağlatarak bir daha gebe kalma korkusundan kurtulmuş oluyorlar.

Sosyoekonomik koşulları iyi olan aileler sezaryanı daha fazla tercih ediyorlar. Çünkü bu ailelerin özel hastanelerde, özel hekimlerle doğum yapma şansları fazla. Tercihlerini daha iyi belirliyorlar. Ekonomik koşulları kötü olan aileler ise devlet ya da sigorta hastanelerinde doğum yapıyorlar. Bu hastanelerde çok gerekmedikçe sezaryana fazla başvurulmuyor. Bu eğilim sadece Ülkemizde değil, dünyada da böyle.

Bu nedenle özel hastanelerde sezaryan oranı kat kat fazladır. 30 yaşın üstündeki Annelerde ve yüksek öğrenim görmüş Annelerde sezaryan tercihi çok daha fazladır

Sezaryanın üstünlükleri...

Birçok durumda sezaryan ile doğum tercih edilir. Bugün gelişmiş ülkelerde her 4 doğumdan biri sezaryan ile olmaktadır. Bunun nedenleri şunlardır.

Sezaryan tehlikesiz bir doğum şekli haline gelmiştir.

Normal doğum sırasında Can uzun süreler oksijensiz kalır. Sancılar sırasında olan bu durum uzun sürerse Can'da bazı hasarlar olabilir. Sezaryanda böyle bir tehlike yoktur.

Normal doğum sırasında ıkınmalara ve zorlanmalara bağlı olarak rahim ve idrar kesesi sarkmaları olur. Uterus ağzı yırtıklara bağlı akıntı şikayetleri olabilir. Rahim ağzının genişlemesine bağlı olarak cinsel ilişkide eski zevk kalmayabilir. Sezaryan ile bu sakıncalar ortadan kalkmıştır.

Çoğu zaman normal doğum sonrası çekilen sıkıntılar sezaryan'a göre daha fazla olur. Epizyotomi dikişleri şişer, mikrop kapabilir. Anne otururken ve dışkılarken siddetli sancı yapabilir. Dikişler iltihap kaparsa epizyotomi kesisi açılabilir ve aylarca süren sıkıntılar doğurur.

Sezaryan esnasında uterus veya yumurtalıklarda mevcut myom, kist gibi oluşumları çıkarma şansı doğar, Anne ikinci bir ameliyat olasılığından kurtulur.

Sezaryan ile daha zeki bebekler...

Ancak sezaryan ile doğumun en büyük amacı doğacak çocukların zeka ve akıl yönünden geri kalmamasını sağlamaktır.

Can anne karnında uterus içinde bulunmaktadır. Can Anne'ye göbek kordonu ve plasenta aracılığıyla bağlıdır.

Doğum eylemi başladıktan sonra sancılar sırasında göbek kordonu sıkışabilir ve bebeğe giden kan ve oksijen miktarı azalabilir. Bu durumda Can'ın beynindeki hücreler ölmeye başlar. Bu olay zamanında farkedilmeyip gerekli önlem alınmazsa bebek tüm ömrü boyunca sakat ya da geri zekalı olabilir. Bu geri zekalılık çoğu zaman farkedilmeyecek kadar hafif olur. Ancak çocuk büyüyüp okula gitmeye başladıktan sonra zeka eksikliği belirmeye başlar. Derslerde, okullara giriş sınavlarında başarı gösteremez.

 

Sezaryanın riskleri...

Herşeye rağmen sezaryan bir operasyondur. Karın açılmaktadır. Karın içi iltihaplanma riski her zaman vardır. Dikişlerde, ciltaltında kanama ve iltihap ile karşılaşılabilir.

Sezaryan ile kan kaybı normal doğuma göre daha fazladır. 2. veya 3. kez yapılan sezaryanlar 1. lere göre daha risklidir. Çünkü ilk sezaryandan yapışıklıklar kalmıştır. Idrar kesesi yukarı kaymış olabilir. Idrar kesesinin veya idrar yollarının zedelenme riski vardır.

Sezaryan sonrası dikiş bölgesindeki sancılar 3-4 gün devam eder ve Anne'nin hareketlerini ve emzirmesini güçleştirir.

Genel anestezi ile yapılan sezaryanlarda anesteziye bağlı sıkıntılar olabilir. Bu şekilde sezaryan ile doğum yapanlarda Anne ölüm oranı vajinal doğuma göre 3-4 kat fazladır.

 

NEDEN SEZARYAN ILE DOĞUM?..

Baş-Çatı uyumsuzluğu...

En sık sezaryan nedeni Can'ın başı ile Anne'nin kemik çatısının birbirine uymamasıdır. Ya Can'ın başı çok büyük olmakta ya da Anne'nin kemik çatısı ileri derecede dar olmaktadır. Ya da baş ile çatı birbirine uyar büyüklüktedir. Ancak başın kemik çatıya oturuş şekli başın çatıdan geçişini engeller.

Bazan doğum ilerler. Baş iyice kemik çatının içine yerleşir. Ama pozisyonu ters oturur. Bir türlü son hareketi yapıp dışarı çıkamaz. Bu durumda sancılar ne kadar güçlü olursa olsun Can'ın başı belli bir noktadan ileri geçemez. Sezaryan yapılmadığı takdirde hem Anne'nin hem de Can'ın yaşamı tehlikeye girer. Hamilelik sırasında yapılan kontrollerde bu uyuşmazlığı önceden saptayabilmekteyiz. Böylece gereksiz sancı çektirmeden planlı sezaryan ile doğum yaptırmaktayız.

- Can Sıkıntı da...

Ikinci sık neden Can'ın sancılar başladıktan sonra sıkıntıya girmesidir. Bu durum Can için bir çeşit nefes darlığıdır. Bu durum daha çok gelişmesi geri kalmış ve Anne karnında iyi beslenememiş Can'larda görülür. Ayrıca doğum gününün geçmesi, kordonun Can boynuna dolanması, ya da düğümlenmesi bu sıkıntıya neden olabilir. Bu durumun oluşabileceği düzgün ve dikkatli yapılan kontrollerle anlaşılabilir ve uygun zamanda Anne'yi normal doğuma bırakmadan sezaryanla doğurtmak gerekir.

Gelişme geriliği olan, yeteri kadar Anne karnında beslenememiş Can'ların eylem sırasında sıkıntıya girme oranı yüksektir. Bu nedenle belirgin gelişme geriliği olan Canları fazla sıkıntıya sokmadan sezaryanla doğurtmak en uygun yol olur.

Bazen Can sağlıklıdır ve doğum normal ilerlemektedir. Ama bir süre sonra Can'ın sıkıntıya girmeye başladığını gösteren belirtiler ortaya çıkar. Kalp sesleri bozulmaya, Can'ın dışkısı suyun içinde gözükmeye başlar. Bu durumda ya kordon sıkışmıştır, ya da plasentada ayrılmalar olmaktadır. Kordonu kısa olan Can, aşağı doğru hareket edince sıkıntıya girer. Böyle durumlarda doğum yakınsa Anne'ye oksijen vererek, pozisyonun değiştirerek ve doğuma aktif olarak yardım ederek vajinal yoldan doğurtma şansı değerlendirilebilir. Ama Anne uzun sürecek bir doğum sürecinin başında ise sezaryan yeğlenmelidir.

Kanamalar...

Üçüncü önemli sezaryan nedeni kanamadır. Eğer Can'ın sonu önde yerleşmişse ya da doğum bitmeden son ayrılmaya başlamışsa çok şiddetli kanamalar olur. Düzenli kontrole gelen Annelerde bu tehlikeler önceden farkedilebilir ve zamanında sezaryan yapılarak hiç bir tehlike yaşamadan hamilelik sonlandırılır. Yüksek tansiyonu olan veya son aylarda tansiyonu yükselmiş hamilelelerde son ayrılma riski daha fazladır. P>

Ters Duruşlar...

Dördüncü önemli neden Can'ın uterusta ters ya da yan durmasıdır. 100 hamilelikten %95'inde en geç son ayda Can'ın başı aşağı doğru dönerek kemik çatıya yerleşir. 100 hamileden 5'inde ise Can bu dönüşü yapamaz ve poposuyla kemik çatıya yerleşir. Burada ters geliş söz konusudur.

Doğum eylemi sırasında baş önden ise doğum yolunu açar. Başın geçtiği her yerden gövde rahatlıkla geçer. Çünkü gövde başa göre daha esnektir. Bu nedenle popo önde giderken doğum yavaş ilerler. Poponun geçtiği yerden baş geçemeyebilir.

Ters gelişte vajinal yoldan doğum yaptırmaya çalışmak, Can'ın geleceği ile kumar oynmaktır. Doğumun son anına kadar neler olacağı bilinemez. Can'ın vücudu doğup kafası içeride sıkışabilir. Can canlı bile doğsa ileride bir çok sakatlıklar ortaya çıkabilir. Onun için ters gelişlerde doğum sancılarını beklemeden sezaryan yapmak en uygunudur.

Diğer nedenler...

Can'ın çok iri olması, Anne'ye ait şeker, tansiyon gibi hastalıklar, sonun önde gelmesi, ikiz hamilelikler, erken doğumlar sayılabilir.

- Eski Sezaryanlılar...

Bu konudaki genel eğilim daha önce sezaryanla doğum yapmış Anneleri yine sezaryanla doğurtmaktır. Öncelikle ilk doğumda sezaryana yol açan neden sürüyorsa sezaryan kararı verilir. Bu neden ortadan kalkmış olsa bile eski dikiş yerlerinin zorlanmasından ve açılmasından korkulur. Bu nedenle yerleşmiş bir deyiş vardır."Bir kez sezaryan, daima sezaryan". Ancak bu yaklaşım son yıllarda değişmiştir. Gelişmiş ülkelerde sezaryanla doğumun maliyeti normal doğuma oranla çok fazladır. Bu nedenle özellikle özel sağlık sigortası yapan şirketlerin de zorlamasıyla daha önce sezaryanla doğum yapmış Annelere ikinci hamileliklerinde vajinal doğum denenmesi yaygınlaşmaktadır.

Son yıllarda ABD'de eski sezaryanlıların %60 a yakını vajinal yoldan doğurtulmaya başlanmıştır. Iyi seçilmiş olgularda vajinal doğum şansı oldukça yüksektir. O korkulan rahim yırtılmasının görülme sıklığı da fazla değildir. Ancak ülkemizin koşulları henüz bu yaklaşımın çok uzağındadır. Çünkü bu hamilelerde doğum eyleminin çok dikkatli izlenmesi gerekirki bu özel hastanelerde bile mümkün değildir. Ayrıca Ülkemizde hastalara kendilerine yapılan işlemleri anlatan epikriz dediğimiz tıbbi raporun verilmesi yaygın değildir. Bu durumda ilk sezaryanın gerekçeleri bilinemez. Uterusa yapılan kesinin yeri önemlidir. Eğer kesi biraz yukarıdan yapılmış ise vajinal doğum sırasında yırtılma riski aşağıdan yapılmış kesilere göre daha fazladır.

 

Isteğe Bağlı Sezaryan...

Hiçbir tıbbi gereklilik yokken isteğe bağlı sezaryan yapılması ne kadar doğrudur? Bu oldukça tartışmalı bir konudur. Bazı hekimler keyfi sezaryana karşıdır. Gerekmedikçe sezaryan yapmazlar. Ama çoğu hekim keyfi sezaryanı benimsemiştir. Bana göre de bir ailenin sezaryan tercih etme hakkı olmalıdır. Bir kişi vücuduna ne gibi girişimlerde bulunulabileceği hakkında karar verebilir. Annede normal doğum yerine sezaryanı yeğleyebilir

Epidural anestezi ile sezaryan,

1) Anne uyumadığı için Can'ını çıktığı anda görebilir.

2) Uyuşturucu verilmediği için Can çok sağlıklı doğar.

3) Genel anestezide Can'ın az ilaç alması için çok hızlı çıkarılması gerekir. Bu nedenle kan kaybı fazla olur, dokular daha fazla zedelenir. Oysa epidural anestezide aceleye gerek yoktur. Böylece ameliyat sonrası iyileşme daha çabuk olur.

4) Genel anestezi alındığında, alınan gazlara bağlı olarak Can çıktıktan sonra uterus iyi kasılamaz ve kan kaybı fazla olur. Epidural anestezide ise böyle bir risk yoktur.

5) Ameliyat sonrası ağrı duyulmaz. Çünkü sadece kesilen yerler uyuşmuştur. Gaz sancısı oluşmaz.

aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 04:28

NORMAL DOĞUM

 


Normal doğum miadına ulaşmış bir bebeğin (37 haftadan büyük ) herhangi bir operatif müdahale olmaksızın vajinal yolla doğmasını anlıyoruz. Eğer vakum ya da forseps doğuma yardımcı olmak amacıyla kullanılmışsa buna müdahaleli doğum denir. Suni sancı verilmesi ve bebeği vajenden çıkışını kolaylaştırmak için epizyotomi dediğimiz kontrollü kesinin yapılması da müdahaleli doğum olarak değerlendirilir.

Doğum eylemi ya da doğum doktorları arasında sıkça kullanıldığı adıyla “travay” servikste (rahim ağzı veya rahim boynu) açılma ile birlikte olan ve anne tarafından doğum sancısı olarak algılanan düzenli rahim kasılmalarının başlamasıdır. Gebeliğin özellikle son trimesterinde düzensiz, Braxton-Hicks (yalancı doğum ağrıları) adı verilen kasılmalar olabilir, ancak bunun doğum eylemi olarak adlandırılabilmesi için düzenli aralıklarla gelmesi, şiddetinin giderek artması, sancı aralarının kasılması ve beraberinde servikste (rahim boynu) açılmanın ve incelmenin başlaması gerekir.

Doğumun aktif fazını 3 evrede inceleyebilir:

1. evre, doğum eyleminin başlamasından serviksin tam açıklığa (10 cm) ulaşmasına kadar olan dönemdir.

2. evre, serviksin tam açılmasından bebeğin doğumuna kadar geçen süredir.

3. evre ise, bebeğin doğumundan plasenta ve zarların atılmasına kadar geçen süredir.

Genelde doğumun yaklaştığının ilk belirtileri kasılmalar ve halk arasında "nişan gelmesi" olarak anılan durumdur. Rahim ağzı tüm gebelik boyunca sümüksü bir tıkaçla kapalıdır. Bu tıkaç bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğum eyleminin başlamasından hemen önce rahim ağzında hafif bir açılma olur ve bu tıkaç kanlı bir akıntı şeklinde vücut dışına atılır.

Su kesilmesinin açılması genellikle aktif doğum eylemi başladıktan sonra olur. Ancak, bazen sancılar yani aktif eylem başlamadan da başlayabilir. Bu durumda eğer 6-12 saatte kendiliğinden başlamazsa suni sancıyla başlatmak gerekebilir. Çünkü zarlar enfeksiyondan koruyan bir bariyer görevi de yaparlar. Eğer, kese açıldıktan sonra belli sürede doğum olmazsa vajendeki mikropların enfeksiyon oluşturması riski de vardır. Zaman zaman da doğum doktorları eylemin bir safhasında (rahim ağzı açıklığı 4-5 cm’den fazla ise) su kesesini artifisyel olarak açarlar. Bu yaklaşım, doğumun hızlanmasına yardımcı olur.

Doğumun gerçekleşmesinde rol oynayan 3 temel faktör vardır:

1.İtici güçler (rahim kasılmaları ve doğumun 2. evresinde ıkınma)

2.Doğum kanalı (kalça kemiklerinin durumu ve yumuşak dokular)

3.Fetus

Bu üç faktör doğumun normal olup olamayacağını belirler. Bunlardan herhangi birindeki anormallik doğumu güçleştirir ve hatta bezen imkansızlaştırır.

Pelvis (ya da kalça) kemiklerinin yapısı kişiden kişiye değişebilir. En ideali jinekoid pelvis denen ovoid bir yapıda olmasıdır. Ancak, bu normal yapının varyasyonlarında pelviste darlık söz konusu olabilir.

Normal bir pelviste doğum kanalını incelediğimizde girişte kanalın transvers (enine) çapının daha geniş olduğunu görürüz. Bebeğin başının da ön-arka çapı daha uzundur. Dolayısıyla doğum kanalına başın girebilmesi için bebek başının ön-arka çapının annenin doğum kanalı girişinde enine çapa uyması gerekir. Yani, bebeğin başı annenin sağ veya sol yanına bakacak şekilde yatay ya da hafif oblik (verev) olarak pelvise girer. Doğum kanalının çıkışında ise pelvisin ön-arka çapları daha uzundur. Bunun sonucunda doğumun olabilmesi için bebek doğum kanalında ilerlerken bir yandan da burgu hareketi ile başın en uzun olan ön-arka çapını pelvis çıkımının ön-arka çapına uydurması gerekir. Normalde, çıkıma geldiğinde başın arkası annenin ön tarafında olmalıdır. Bu durumda çıkıma gelen bebek rahmin kasılmaları ve annenin ıkınması ile başını geriye doğru atarak çıkımdan kurtulur. Baş çıktıktan sonra en geniş kısım olan omuzların çıkması için omuzlar da ön-arka çapa döner ve omuzlar doktorun da yapacağı manevralarla doğurtulur. Vücudun geri kalan kısmı çoğunlukla sorunsuz doğar.
                
Görüldüğü gibi, bebek doğum kanalından bir tünelden geçer gibi rahatlıkla geçememekte buna karşın kendini kanala uydurabilmek için birtakım manevralar yapmak zorundadır. Bu manevraları yapabilmesi için itici gücün yukarıdan bebeği aşağıya doğru zorlaması, bebeğin de bu itici güç karşısında doğru yolu ve pozisyonları kendiliğinden ister istemez bulur ve gereken manevraları yapar. İtici güç eylemin 1. evresinde sadece rahim kasılmaları iken, 2. evresinde annenin ıkınması da bu güce katkı da bulunur.

Ikınma hareketi rahim ağzı tam açılmadan hiç bir zaman yapılmamalıdır.

Bebek çıktıktan sonra sıra plasenta ve eklerinin çıkmasına gelmiştir ki bu evre eylemin 3. evresi veya “halas” olarak adlandırılır. Genellikle, kısa bir süre plasentanın kendiliğinden çıkması beklenir ve sonrasında gerekirse yardımcı manevralarla plasenta ve beraberinde zarların çıkması sağlanır. Bazen, plasenta kendiliğinden çıkmayabilir. Bu durumda, doktor elini uterusa sokup elle çıkartmak zorunda kalabilir. Nadiren, plasenta rahim duvarlarına iyice yapışık olabilir ki bu durumda plasenta tamamen çıkartılamayabilir. Plasenta yapışma anomalisi olarak adlandırılan bu durum riskli bir durumdur ve kanama kontrol edilemediği taktirde annenin rahminin alınmasına kadar gidebilir.

Müdahaleli Doğum
Vajinal doğum sırasında vakum ya da forseps (kaşık) doğuma yardımcı olmak amacıyla kullanılmışsa buna müdahaleli doğum denir. Suni sancı verilmesi ve bebeği vajenden çıkışını kolaylaştırmak için epizyotomi (dikişli doğum) dediğimiz kontrollü kesinin yapılması da müdahaleli doğum olarak değerlendirilir.

Suni sancı nedir, ne zaman verilir?
Bebek normal boyutlarda doğum kanalı ya da kalça kemikleri müsait olsa da annenin rahim kasılmaları yetersiz ise o zaman doğum süresinin uzamasına bağlı riskler ortaya çıkabilir. Bu durumda, annenin rahim kasılmalarını güçlendirmek amacıyla halk arasında “suni sancı” denilen oksitosin hormonu serumla verilir. Bazen de doğum eylemi beklenen doğum zamanı geçmesine rağmen başlamayabilir ya da gebeliğe ait risklerden dolayı doğum sancılarının kendiliğinden başlaması beklenmeden doğumun gerçekleşmesi gerekebilir. Bu durumda da oksitosin verilir. Yani, oksitosin ya da suni sancı; eylemi başlatmak ve yetersiz eyleme yardımcı olmak şeklinde 2 temel amaçla kullanılır.

Oksitosin dışında su kesesinin doktor tarafından açılması da (amniyotomi) doğumun başlatılması ve eyleme yardım amacıyla kullanılır. Oksitosin, insan vücudunda yapılan bir hormondur ve birçok etkisi dışında en önemli fonksiyonu doğum sırasında rahimde kasılmaları sağlamaktır. Yanlış bir kanaat olarak suni sancının normal yolla başlayan sancılardan daha farklı olduğu düşünülür. Ancak, esasında mekanizma yetersiz olan doğal bir maddenin sentetik eşdeğerinin dışarıdan verilmesidir.

Suni sancı esasen doğal bir hormonun kullanılmasıdır ancak kullanımı sırasında belirli riskler vardır. En önemli risk, kontrolsüz veya aşırı oksitosin verilmesine bağlı rahmin aşırı kasılması ve arada olması gereken gevşeme periyotlarının olmamasıdır. Bu durum, fetusa plasentadan kan akışını engelleyeceğinden risklidir. Bu nedenle, suni sancı verilirken doktor ve hemşirelerin yakın kontrolünde uygulanması gerekir. Ayrıca, oksitosin verilmesi planlanan hastada baş-pelvis uygunsuzluğu ya da anormal geliş şekli gibi normal doğuma engel bir durumun olmaması gereklidir.

     



Duzenleyen ROSEE - 08-Ekim-2007 Saat 04:28
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 05:44


HAMİLELİKTE BESLENME


Gebelik döneminizde dengeli bir beslenme alışkanlığı edindiğinizde, sıvıyı bol miktarda aldığınızda, doktorunuzun verdiği demir içerikli preparatları düzenli olarak aldığınızda, normal sınırlar içinde kilo almak, sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmek, sağlıklı bir bebek doğurmak ve doğum sonrası formunuzu korumak için beslenmeyle ilgili size düşenleri tümüyle yerine getiriyorsunuz demektir.
gebelik.org' un katkılarıyla hazırlanan aşağıdaki bölümü, doğacak bebeğinizin sağlığı açısından dikkatle okuyunuz... 

Sağlıklı bir gebelik dönemi için iyi beslenme
Gebelikte beslenme, anne adaylarının üzerinde önemle durmaları gereken bir konudur. Sağlıklı ve kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek, gebeliğe özgü belirtileri yaşamamak ya da daha az yaşamak, bebeğinizin potansiyeli olan kiloya ulaşmasını ve dünyaya yeterli besin depolarını oluşturmuş olarak gelmesini sağlamak, rahat bir lohusalık dönemi geçirmek, lohusalıkta bebeğinize vereceğiniz sütünüzün kaliteli olmasını sağlamak için gebelik öncesinden gelen beslenme alışkanlıklarınızı gebelikte tekrar gözden geçirmeniz önemlidir.. İlk bilmeniz gereken, bu yazıyı okuduğunuzda gebeliğinizin hangi döneminde bulunursanız bulunun geç kalmadığınızdır. Şu andan itibaren beslenme konusunda atacağınız her olumlu adım mutlaka hem size hem de bebeğinize yararlı olacaktır. Son aylarınızda olsanız bile beslenme konusunda yapacağınız iyileştirmeler en azından doğacak bebeğinizin doğum sonrası ilk altı aylık dönemde ihtiyacı olan demir ve vitamin depolarını oluşturmasını sağlar. Gebelik dönemi; günlük kalori, alınması gerekli sıvı, protein, vitamin, mineraller, temel ve eser elementlerin ihtiyacının arttığı bir dönemdir. Bu artmış olan ihtiyacı karşılamak için vücudunuz size çoğu durumda yol gösterecek ve açlık-tokluk merkezlerinin gebeliğe uyum sağlamak amacıyla değişen işlevleri sayesinde bu ihtiyaçlarınızı karşılamış olacaksınız. Gebelikte önerdiğimiz beslenme şekli, tüm temel besin maddelerinden herbirinin yeterince ve düzenli olarak alınması şeklindedir. Temel besin madddelerinin şekerler ve yağ miktarı yüksek gıdalar hariç her birinden hergün belli miktarlarda mutlaka alınmalıdır. Şekerler ve yağ miktarı yüksek gıdalar (yağların temel besin maddeleri içinde önemleri büyüktür, burada kastedilen aşırı "yağlı" yiyeceklerdir) ise besleyici özellikleri düşük ve kalorileri yüksek olan gıdalardır ve size ve bebeğinize yararları yoktur. 

Hamilelikte farklı miktarlarda demir, folik asid, sodyum (tuz) ve şeker alma ihtiyacı duyulur.  Bu ihtiyaçlarını karşılamak için hemen her gün; süt ve süt ürünleri, yumurta (herhangi bir yemeğin içinde veya tek başına), et, tavuk veya balık, kuru baklagiller, peynir,lifli yeşil sebzeler, hububat, C vitamini kaynakları (portakal suyu, domates), yağ (sıvı yağ, tereyağ, mayonez gibi besinlerle), diğer meyveler ve sebzeler yenmelidir.

Vitaminler...
Gebelikte bazı özel durumlar hariç düzenli vitamin kullanımı gereksizdir. Gebelik dönemi boyunca ihtiyaç duyduğunuz vitaminlerin tümü düzenli beslenme yoluyla alınabilir ve doğru olanı da budur. Şu ana kadar varlığı saptanmış vitaminler dışında vücudun kullandığı çok sayıda vitamin vardır ve bunlar keşfedilmeyi beklemektedir. Düzensiz beslenip vitamin ilaçlarına güvendiğinizde gerekli olan ihtiyacınızın tümüyle karşılanmadığından emin olabilirsiniz. Ancak erken gebelik dönemindeki şiddetli bulantı ve kusmalarda ve ileri derecede beslenme yetersizliği gösteren anne adaylarında ise düzenli beslenmeye ek olarak vitamin tedavisi elbette vermekteyiz. 

Demir...
Kan yapımında önemli yeri olan demir için ise farklı şeyler söylenebilir: Ne kadar demir içeriği yüksek besinlerle beslenirseniz beslenin, gebelikte ihtiyaç duyduğunuz demiri alabilmek için belli bir gebelik haftasından sonra (genellikle gebeliğin ikinci yarısından itibaren) düzenli olarak demir içeren ilaçlar kullanmalısınız. Alacağınız demirin bebeğinizin demir depolarının oluşmasındaki önemini unutmayın. Tüm bu demir ihtiyacının besinlerden karşılanabilmesi için alınması gerekli besin miktarı normalden fazla kalori içerir ve bu yüzden uygun bir beslenme biçimi değildir. Demir sadece bebek için değil annenin % 30 oranında artan kan hacmi ile de ilgilidir. Demir sağlıklı kan hücrelerinin oluşumu için şarttır ve beslenme ile artan ihtiyacı karşılamak zordur. Eğer yeterli miktarda demir alınmazsa bebek annenin demirini alır ve annede anemi ve halsizlik gelişebilir. Ancak demir içeren  ilaçlar mutlaka bir doktor tavsiyesine göre ve kontrolunda alınmalıdır. İkiz ve çoğul gebelik taşıyan, kansızlık bulguları gösteren, ya da gebeliğin sonlarına gelmiş olmasına rağmen demir ilaçları kullanmamış anne adaylarında daha yüksek dozlarda demir tedavisi gerekebilir. 

Genel kural olarak pek çok standart multivitamin preparatları yeterince folik asid, demir ve kalsiyum içerir. Bunlar içinde hamilelikte özellikle folik aside ihtiyaç vardır.

Folik asit:
Folik asit B vitaminidir ve vücutta yeni kan hücresi yapımında, aminoasit yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz olduğunda yapısal olarak normalden büyük ancak işlevleri düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri ortaya çıkar.

Folik asit hakkında bilimsel olarak henüz kanıtlanmamasına karşın tıbbi çevrelerce kabul gören bir gerçek vardır: Hamileliğin erken dönemlerindeki folik asit eksikliği bebeklerde nöral tüp defektlerinin (NTD) oluşmasına neden olabilmektedir. Bu yüzden Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (Center for Disease Control) 1991 yılında yayınladığı bildirgede daha önce NTD'li bebek doğurmuş olan anne adaylarının hamile kalmadan en az bir ay önce başlayıp 3 ay boyunca günde 4 miligram folik asit kullanımını önermiştir. Bu öneri çoğu doktor tarafından halen uygulanmaya devam etmektedir.

Demir içeren preparatların bir kısmında ek olarak folik asit de bulunur. Şu anda folik asit konusunda yukarıda anlatılan NTD gerçeği gözönüne alındığında demirle birlikte folikasit takviyesi yapmanın gerekli olduğunu düşünen ve bunu uygulayan çok sayıda doktor vardır.

Sabahları bir kase mısır gevreği folik asid ihtiyacının büyük kısmını karşılar. Bol meyve, makarna , pirinç, ekmek, un (kepekli olanları tercih), folik asid içerir. Folik asid ayrıca karaciğer, böbrek, lifli yeşil sebzeler ve kuru bakla ve bezelyede bulunur.

Nöral tüp defekti nedir?
Hamile kalınan günden 17-30 gün sonra (yani kadının son adet tarihinden 4-6 hafta sonra) bebeğin nöral  tüpü yani sinir sistemini oluşturan bölümü gelişir ve kapanır. Nöral tüp daha ileri dönemde bebeğin omuriliğini, omurlarını, beynini ve kafatasını oluşturur. Eğer nöral tüp olması gerektiği gibi kapanamazsa bebeğin beyni ve omuriliği açıkta kalır. 

Hangi hamile kadında nöral tüp defekti gelişeceğini tahmin etmek mümkün değildir. Ancak bazı riskler söz konusudur;
  - Bir önceki hamileliğinde nöral tüp defekti gelişen kadınlarda diğer hamileliğinde de gelişme ihtimali 20 kat artar.
  - Annede insüline bağımlı şeker hastalığı olması
  - Havale nöbeti için ilaçl kullanan kadınlar
  - Tıbbi olarak obez tanısı konmuş olan kadınlar
  - Erken hamilelikte yüksek sıcaklıklara maruz kalmak (örneğin uzun süren ateş, sıcak banyoda uzun süre kalmak gibi)

Halen araştırmalar devam etmekle birlikte sigara içen kadınlar, ilaç kullananlar ve alkol alanların ve katı vejeteryanların vitamin kullanması önerilmektedir. Kadın doğum hekimleri özel bir tıbbi durum olmadıkça herkese rutin vitamin kullanımını önermemektedir.

Vejeteryan mısınız?
Vejeteryanlar protein alımını dengelemek için mutlaka süt ve süt ürünleri ve yumurta yemelidir. Aynı zamanda B12 vitamini takviyesi almaları gerekebilir. Çünkü bu vitamin sadece hayvansal ürünlerde bulunur.

Çinko, magnezyum, kalsiyum, demir ve D vitamini yetersizlikleri anne ve bebek mortalitesinde önemlidir.

 Günlük öğün sayınızı en az beş olacak şekilde tekrar ayarlayın...
Burada amaç midenin aşırı dolmasını ve size rahatsızlık vermesini engellemektir. Toplam alacağınız gıdayı üç öğün yerine beş ya da daha fazla öğünde yemek, erken gebelikte bulantı şikayetlerinizi engellemede, gebeliğin geç dönemlerinde de mide yanması ve şişkinlik şikayetlerinizi önlemede yardımcı olacaktır. 

Su temel bir besin maddesidir
Suyu ve sıvı içeren gıdaları gebelik öncesi döneme göre daha fazla miktarlarda almanız kabızlık yaşamanızı engellemeye yardımcı olacak ve özellikle yaz aylarında halsizlik şikayetlerinizin azalmasını sağlayacaktır. İdrar renginizin açık sarıdan daha koyu sarı bir renkte olması (idrar yolu enfeksiyonunuz yoksa) sıvı alımınızın yetersiz olduğunun habercisidir. Günlük aldığınız sıvıları yemekler arasında almanız, midenizin aşırı dolmasını engellemeye önemli katkılarda bulunur. 

Kahve ve çaylar...
Kahve içme alışkanlıklarınızı tekrar gözden geçirmelisiniz. Günde bir fincan ya da maksimum iki fincan kahvenin olumsuz bir etkisi olmamasına karşın daha fazla miktarlarda vücuda giren kafein, dolaşım sisteminizin olumsuz etkilenmesine ve uykusuz kalmanıza neden olabilir. Dahası, yüksek miktarlarda kafeinin (günde 10 fincan ya da daha fazla) düşük, erken doğum ya da bebekte gelişme geriliği yaptığına dair bazı çalışmalar bulunmaktadır. Kafein içeren diğer sıvılar (kolalar, çeşitli çaylar) için de aynı öneriler geçerlidir. Çay konusunda ise kahve konusunda söylenenlerden biraz daha fazla şeyler söylemek gerekir. Çay, kafein dışında teofilin denen bir madde ve niteliği tam olarak belirlenmemiş bazı maddeler içerir. Aşırı miktarlarda (günde 10 fincandan fazla) tüketildiğinde içerdiği kafeinin yaptığı olumsuz etkilere ek olarak, besinlerle alınan demirin emilimini de azalttığı bilinen bir içecektir. Bu yüzden gebelikte çay tüketimi tercihan günde iki fincan ile kısıtlanmalıdır. Suni tatlandırıcılar içlerinde genellikle aspartam adlı bir madde içerirler. Bu maddenin gebelikte kullanımında bir sakınca bulunmamıştır. Ancak fenilketonüri (doğumsal bir aminoasit metabolizma bozukluğu) tanısı konmuş anne adaylarının bu tatlandırıcıları doktorlarına danışarak kullanmaları gerekir. 

Tuz...
Yıllar boyu anne adaylarına hekimler tarafından tuzsuz diyet önerilmiştir. Bunun altında yatan düşünce de preeklampsi gelişiminde vücutta tuz ve su tutulmasının birincil mekanizma olduğu, tuz alımı durdurulduğunda bu normaldışı durumun gelişmeyeceği varsayımıydı. Günümüzde bu uygulama artık kabul görmemektedir. Gebelikte vücutta sıvı tutulması gebeliğin normal seyrinin bir parçasıdır ve bu sürecin kesintiye uğraması sakıncalıdır. Preeklampside ani kilo alımı ve sıvı tutulması tuz alımıyla ilgili değildir. Bu yüzden anne adaylarının yemeklerine yeterince tuz katmalarında bir sakınca yoktur. Preeklampsi gelişimini engellemek için önceleri anne adaylarına hekimler tarafından diüretik (idrar söktürücü) ilaçlar neredeyse rutin olarak verilmekteydi. Ancak bu ilaçlar da sıvı ve elektrolit dengesini bozduklarından gelişmesi muhtemel problemleri önlemek bir yana, tümüyle normal seyreden bir gebelikte bile sıvı-elektrolit dengesizlikleri oluşmasına neden olabilirler. Anne adaylarının gebelikte artmış iyot ihtiyacını karşılamak amacıyla iyotlu tuz kullanmaları önerilir. 

Sıvılar...
Gebelikte vücudun sıvı miktarı artar ve kan hacmi yaklaşık %50 oranında genişler. Amnios sıvısı da yaklaşık olarak üç saatte bir tümüyle yenilenir. Bu nedenle anne adayının vücudundaki sıvı dengesi çok önemlidir. Anne adaylarının günde en az iki litre sıvı almaları gerekir. 

Hamilelikte alkol kullanımı
Hamileliğiniz süresince alkol almayın. Alkol merkezi sinir sistemini baskılar ve vücuttaki pek çok organa zarar verir. Hamilelikte yoğun alkol kullanımı bebeğinizin hassas vücuduna zarar verecektir. Yapılan araştırmalar alkolün plasentayı geçip bebeğe ulaştığını göstermiştir. Bebeğinizin minik boyutları ve henüz gelişmekte olan sistemi, alkolün size verebileceği hasardan çok daha fazlasını bebeğe vermesine neden olur. Yoğun alkol kullanımı bebekte beyin hasarı ve zeka geriliğine neden olur. Bebeğin normal gelişimide bozulur ve daha zayıf ve küçük kalır.Yüzünde bozukluklar, kalp problemleri ve koordinasyon bozukluklarına neden olur. Günümüzde ne kadar alkol alımının “çok” sınıfında olduğunu bilmiyoruz. Bu yüzden hiç kullanmamanın risk almamak açısından en doğru yöntem olduğunu düşünüyoruz.

Hamilelikte ilaç kullanımı
Pek çok ilaç plasenta’yı geçip bebeğe ulaşabildiği için hamilelik süresince sadece hekiminizin önerdiği ilaçları kullanmanız doğru olur. Hekim önerisi olmadan eczaneden alabileceğiniz ilaçlar örneğin kabızlık ilaçları, uyku yapıcı ilaçlar, sakinleştiriciler, ağrı kesiciler ve aspirin kullanılmamalıdır. En doğrusu yine çok mecbur kalmadıkça hiç ilaç kullanmamaktır.

Hamilelikte sigara kullanımı
Yoğun sigara kullanımı sonucu sigaradan alınan nikotin ve karbonmonoksid gelişmekte olan bebeğe kan sunumunun kısıtlanmasına, azalmasına neden olur. Bu kısıtlanma bebeğe sunulması gereken besin miktarında azalmaya ve vücut atıklarının uzaklaştırılmasında yetersizliğe neden olur. Sigara kullanımı ile annede iştahsızlık olacağı için annenin beslenmesinde de yetersizlik ve hamilelik süresince alınması gereken kiloda eksiklik olur. Bunların tamamı bebeğe gelişme azlığı ve düşük doğum ağırlığı olarak geri döner. Bu durum bebeğinizde ciddi sağlık problemlerine neden olabilir.
Asla hamileliğiniz süresince diyet yapmayın! Hamilelik öncesi şişmansanız hamilelik sırasında kilonuzu vermek ya da az kilo almaya çabalamak yanlıştır. Bebeğinizin yeterince gelişip büyüyememesine neden olursunuz.




Duzenleyen mystical - 02-Ocak-2008 Saat 18:33
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 05:45
Gebelikle birlikte, bebeğe bir zarar verme korkusu nedeniyle evli çiftlerin cinsel yaşamları oldukça etkileniyor.
(Habersaglık-Istanbul) Güven Hastanesi Kadın Doğum ünitesinin “Mutlu ve Sağlıklı” bir gebelik için verdiği bilgiye göre; gebelikle birlikte, bebeğe bir zarar verme korkusu nedeniyle evli çiftlerin cinsel yaşamları oldukça etkileniyor. Bu düşünceye ilk ve son üç ay içerisinde sıkça rastlanıyor. Bu da çiftlerin cinsel hayatını etkileyen olumsuz bir faktör. Oysa bilinen risk faktörlerinin yokluğunda, gebelik sonuna kadar cinsel ilişkide hiçbir sakınca yok.

Hamileliğinizi Eşinizle Paylaşın...
Gebelikte kadın ve erkek cinsel açıdan stres altındadır. Psikolojik olarak gebelik endişeleri, çekiciliğin azaldığının hissedilmesi, bebeğe zarar verme korkusu, cinsel isteğin azalması olarak sıralanabilir. Burada yapılması gereken bu endişelerinizi ve hislerinizi eşinizle paylaşabilmeniz ve konuşabilmenizdir. Önemli olan çiftin bedensel ve duygusal birlikteliğini sürdürmesidir.
Gebelikte yaşanan bir diğer cinsel sorunda doğum sonrası eşlerin birbirlerine olan ilgisizliğidir. Çiftlerin hayatına bir kez bebek girdikten sonra sürekli yorgunluk, uykusuz geceler, maddi zorluklar ve zaman darlığı gibi sorunlar eşler arasındaki ilişkiyi zedelemektedir. Burada önemli olan eşlerin birbirlerini unutmadan zaman ayırmalarıdır. Tekrarlayıcı gebelik kayıpları olan hastalarda cinsel ilişki konusunda ciddi endişeler olabilir. Bu durumlarda düşüklerin nedeni olarak başka bir faktör saptanmadıkça cinsel ilişkide kısıtlama getirilebilir. Burada bilinmesi gereken seksin düşüğe yol açmadığıdır. Ancak cinsel ilişki sonrası ortaya çıkan bir düşükte evli çiftler bir dereceye kadar endişe duyabilirler.

Gebelikte Yaşanan Cinsellikte Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar;
Bilinen risk faktörlerinin yokluğunda gebelik sonuna kadar cinsel ilişkide hiçbir sakınca yoktur.
Ancak dikkat edilmesi gereken hususlar vardır:
* Erken doğum tehdidi, tekrarlayıcı gebelik kayıpları
* Sebebi belli olmayan vajinal kanamalar
* Uzun süreli tekrarlayıcı vajinal akıntılar
* Çoğul gebelikler
* Genital bölgede varis, ödem gibi fiziki rahatsızlıklar
Bu durumlarda gebelerin jinekologlarıyla görüşmeleri ve eğer doktorları müsaade ederse cinsel yaşamlarına devam etmeleri daha uygun olacaktır. Gebelikte cinsel ilişkilerde orgazma bağlı olarak rahimde kasılmalar ortaya çıkabilir. Bu kasılmalar orgazmın doğal bir parçasıdır. Eğer bu kasılmalar sürekli ve sık sık olursa gebenin jinekoloğu ile görüşmesi gerekir. Bu tür kasılmalar gebelerde meme ucu uyarılması sonrasında da görülebilr. Gebelikte cinsel ilişki sonrası lekelenme tarzı kanamalar beklenen bir durum değildir. Bu durumlarda plasenta (bebeğin eşi) ve bebeğin durumunun ultrasonografi ile saptanmasına kadar cinsel ilişki ertelenmelidir. Gebelikte cinsel istekte azalma olabilir ancak genellikle rastlanan artma şeklindedir. Bunun nedeni gebelikte genital bölgede kanlanmanın artışına paralel olarak uyaranlara hassasiyetin artmasıdır.

aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 05:47
KIŞ GELİYOR KENDİMİZE DİKKAT EDELİM BAYANLAR
 

Grip nedir?

Grip her sene dünya nüfusunun %10-20’sinin hastalanmasına neden olan ve yüzlerce kişinin hastaneye yatmasına neden olabilmektedir. Grip virüsü hemen her yıl genetik yapısında meydana getirdiği ufak değişiklikler sayesinde her yıl yeniden hastalık yapabilmektedir. Grip virüsü esas olarak solunum yoluyla yayılmaktadır. Ancak hasta kişilerin ağız ve burun salgıları ile direkt temas yoluyla da bulaşabilmektedir. Solunumla bulaşan virüs öncelikle solunum yolunun yüzeyindeki hücrelere bağlanmakta ve 1-5 günlük bir kuluçka döneminden sonra hastalık tablosunu oluşturmaktadır. Virüsü alan kişiler 5-10 gün süreyle virüsü diğer insanlara bulaştırabilmektedir. Virüsün bulaştırılması hastalığın başlamasından önce de başlayabildiği için hastalığın yayılımını engellemek mümkün olmamaktadır.

 

Gribin bulguları nelerdir?

Gribin klasik bulguları olan yüksek ateş, kas ağrıları, öksürük ve baş ağrısı vakaların yaklaşık yarısında görülmektedir. Grip genellikle 3-5 gün sürmekle birlikte bazı kişilerde öksürük, ve halsizlik daha uzun süre devam edebilmektedir.

·          Gribin ani başlaması tipiktir. Hastalar genellikle gribin başlangıç zamanını söyleyebilmektedir.

·          Ateş hastadan hastaya değişebilmekle birlikte 40 dereceye kadar çıkabilmektedir. Hastalarda üşümeyle yükselen ateş görülmektedir.

·          Boğaz ağrısı ciddi olabilmekte ve 3-5 gün sürmektedir. Hastalar boğaz ağrısı nedeniyle doktora başvurabilmektedir.

·          Kas ağrıları gribin sık görülen bir bulgusudur ve orta ağır düzeyde görülmektedir.

·          Başta ve alında ağrı sıktır ve genellikle çok şiddetlidir. Bazı hastalarda ışığa hassasiyet, gözlerde yanma,

 

Grip tehlikeli olabilir mi?

Gribin sık görülmesinin yanında aynı zamanda ciddi seyretmesi ve ciddi tablolara, hatta ölüme yol açması mümkündür. Yaşlılar ve altta yatan hastalıkları (örneğin kalp, akciğer, şeker  hastalığı gibi) olan kişiler gribin devamında bakterilerin sebep olduğu zatürre gelişmesine yatkındırlar. Grip aynı zamanda altta yatan uzun süreli devam eden hastalığı olanlarda (kalp, akciğer, böbrek hastaları, diabetliler, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalığı olanlar gibi) bu hastalıklarının alevlenmesine neden olabilmektedir. Bu tablolardan daha nadir olmak üzere 18 yaşına kadar olan ve herhangi bir tıbbi nedenle sürekli aspirin kullanmak zorunda olan çocuk ve gençlerde ani karaciğer ve beyin harabiyetiyle seyreden Reye sendromu riskine ve kalp kasında hasara (miyokardit) neden olabilmektedir.

 

Neden grip aşısı?

Grip geçiren kişilerin kesin tedavisinin olmaması ve virüsün yayılımının durdurulamaması ve gribin özellikle hassas gruplarda (65 yaş ve üzeri kişiler, kalp, akciğer, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi uzun süreli hastalığı olanlar, küçük çocuklar gibi) gribin daha ağır seyredip hastaneye yatışlara ve ölüme kadar gidebilen ciddi sonuçlara yol açabilmesi nedeniyle, özellikle risk gruplarında bulunan kişilerin gribe karşı aşılanmaları ön plana çıkmaktadır.

 

Grip aşısı ne kadar etkindir?

Grip aşısı bağışıklık sistemi sağlam kişilerde gribi önlemede %90’ın üzerinde etkindir. Yaşlılarda hastaneye yatışları önlemede yaklaşık %60 etkilidir.

 

Grip aşısının yan etkisi var mıdır?

Grip aşısına bağlı yan etkiler genellikle azdır. Aşı uygulanan yerde ağrı veya kızarıklık ile sınırlıdır ve ateş, kas ağrısı, baş ağrısı veya halsizlik gibi reaksiyonlar nadirdir. Aşı sonrası yan etkiler genellikle ilk kez aşılananlarda daha sıktır ve sadece 1-2 gün kadar devam eder ve kendiliğinden düzelir.

 

Hamileler de grip açısından risk altında mıdır?

Hastaneye yatışların %4-50’si ve ölümlerin %90’ı 65 yaş üzerindeki kişilerde oluşurken, yapılan çalışmalar uzun süreli bakım ünitelerinde kalan gençlerin ve erişkinlerin, astım gibi uzun süreli altta yatan hastalığı olanların ve hamilelerin de gribin komplikasyonları açısından risk altında olduğunu göstermektedir.

 

Özellikle hamileliklerinin ileri dönemlerinde olan hamileler, tamamen sağlıklı dahi olsalar grip ve gribin neden olduğu komplikasyonlar açısından risk altındadırlar.

 

Hamileliklerinin 4. ayından sonrasında olan hamileler, zatürre ve 4 kat daha fazla hastaneye yatış gibi gribin komplikasyonları açısından risk altındadır. Hamilelerdeki bu hastaneye yatış oranları, aynı yaşlarda olan ve altta yatan bir hastalığı olan hamile olmayan kişilerle benzer oranda olduğu için Amerika Hastalıkları kontrol merkezi hem normal hamileleri, hem de hamile olmayan ancak altta yatan hastalığı olan kişileri aynı sınıfta kabul etmekte ve hamileliklerinin 2. veya 3. üç ayı içinde olan hamileleri grip aşısı olması gereken risk gruplarının içinde sınıflandırmaktadır. Astım, diabet veya kalp hastalığı olan hamilelerin hamileliklerinin hangi döneminde olursa olsun grip aşısı olmaları önerilmektedir.

 

Hamilelik sırasında grip ve grip benzeri hastalık ile ilgili bir çalışma yapılmış ve 17 grip sezonu boyunca gribin hamile kadınlar üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Bu çalışmada hamileliğinin 6. ayından sonrasında olan hamilelerin kalp  veya akciğer problemleri nedeniyle hastaneye yatma oranının, hamile olmayan ancak ciddi, altta yatan hastalığı olan kadınlar kadar olduğunu göstermiştir. Hamileliğin ileri dönemlerinde risk daha da artmaktadır. 37-42 haftalık gebe kadınlar, doğum sonrası 1-6 ay geçmiş kadınlara kıyasla, kalp veya akciğer problemleri nedeniyle 5 kat daha fazla hastaneye yatma riski taşımaktadır.

Hamile olan ve aynı zamanda astımı olan kadınlar grip sezonunda özellikle hastaneye yatma açısından yüksek risk altındadır.

 

Hamileliğin ilk 3 ayında grip aşısı uygulanması önerilmemektedir. Hamileliğin ilk 3 ayı gribe bağlı komplikasyonlar açısından, hamileliğin daha sonraki aylarında olduğu gibi daha yüksek risk oluşturmamaktadır ve ilk 3 ayda grip aşısı önerilmemektedir. Hamileliğin ilk 3 ayında grip aşısı önerilmemesinin diğer bir nedeni de hamileliğin ilk 3 ayı içerisinde düşük olma ihtimalinin diğer aylara kıyasla daha yüksek olması ve bunun aşıya bağlanması ihtimali oluşmaması nedeniyledir.

 

Hamilelik neden grip açısından risk oluşturmaktadır?

Hamilelikte gribin ağır ve ciddi seyredebilmesi aşağıdaki nedenlere bağlanmaktadır;

·          Hamilelikte kalp hızının artması, kalp atım hacminin artması ve oksijen tüketiminin artması

·          Akciğer kapasitesinin azalması

·          Hamilelik süresince bağışıklık sisteminin fonksiyonunda değişme

 

Grip aşısı hamilelerde güvenli midir?

Grip aşısı ölü bir aşıdır (inaktivedir) ve canlı grip virüsü içermemektedir ve bu nedenle uzmanlar tarafından güvenli olarak kabul edilmektedir. Bu konuda 2000 hamile kadında yapılan bir çalışmada bebekte bir sorun görülmemektedir. Yine daha küçük bir çalışma ile de grip aşısının anne ve bebekte risk oluşturmadığı gösterilmiştir.

 

Hamileyim, grip aşısı ile aşılanmalı mıyım?

Hamilelik döneminde kullanılması düşünülen tüm ilaçlar ve biyolojik ürünler gibi grip aşısı da hekime danışmadan uygulanmamalıdır. Grip sezonunda hamileliklerinin 3. ayını tamamlamış olan hamilelerin grip aşısı olmak konusunda mutlaka hekimlerine danışmaları gerekmektedir.


aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 05:59
HAMİLELİKTE BESİN

Hamilelikte ve doğum sonrasında annelerin beslenmelerine dikkat etmeleri çok önemlidir. Vücut için gerekli olan besin öğelerini içeren, dengeli, sağlıklı ve en önemlisi doğal besin kaynaklarına ağırlık verilmiş bir diyet, annelerin ve dolayısıyla bebeklerin sağlığı için önem taşır.
     

İyi ve doğru beslenme annenin vücudunu korur ve kilo kontrolünü sağlar. Bebek için de daha fazla ve kaliteli süt üretimine yardımcı olur. Bu nedenle özellikle yenmesi gereken yiyeceklerden bir kaçı şunlar:

Süt
Sadece bir bardak süt ya da süt içeren besinler, günlük kalsiyum ihtiyacınızın üçte birini karşılamaktadır. Kuvvetli dişler ve kemiklere sahip olmak için kalsiyum açısından zengin bir diyet önemlidir. Alınan kalsiyum sayesinde, hipertansiyon, kalın bağırsak ve göğüs kanseri gibi hastalıklara yakalanma riski azalır. Süt ayrıca; B12, B2, D, E ve A gibi vitaminler açısından oldukça zengin bir besin kaynağıdır. Dolayısıyla, anne karnındaki bebeklerin sinir ve sindirim sisteminin düzenlenmesini, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağladığı gibi, göz ve diş sağlığı için de büyük önem taşımaktadır. Ayrıca saç ve tırnak oluşumunda da yer alır, hücreleri onarır.

Muz
Lifler, C ve B6 vitamini açısından iyi bir besin kaynağıdır. Ayrıca potasyum deposudur ve bu da vücuttaki kan basıncını düzenleyen önemli bir mineraldir. Birçok hastalığın tedavisinde faydalı olduğu gibi özellikle de, ateş, sindirim bozuklukları, kas krampları ve kas gevşekliği gibi durumlarda tavsiye edilir. Bunun yanında muz, alerji tedavisinde de kullanılır. İçindeki potasyum, sodyum ile birlikte çalışarak özellikle hamilelik döneminde önem kazanan hücre ve kas gelişimini sağlar, vücudun su dengesini ayarlar ve kalp atışlarının normale dönmesini sağlar. Ayrıca beynin normal fonksiyonlarını gerçekleştirmesine yardımcı olur. Kırmızı kan hücrelerinin oluşmasını destekler. Bunun yanında vücut sıvıları arasındaki kimyasal dengenin sürekliliğini sağlar. Enerji üretimine yardımcı olur ve strese karşı dayanıklılık sağlar. Doğum sonrası kilo vermek isteyen anneler mısır gevreği, süt ve muzu karıştırarak yiyebilirler.

Portakal Suyu
Sabah kahvaltısını mutlaka taze sıkılmış 1 bardak portakal suyu ile tamamlayın. İçeriğinde bulunan A vitamini cildi güçlendirerek nemlendirip besliyor ve elastikiyetini artırıyor. Portakal suyu aynı zamanda potasyum ve folik asit içeriyor. Folik asit doğumda oluşabilecek kusurları ve kalın bağırsak kanserini önlemeye yardımcı olur. C vitamini deposu olduğundan, bir bardak portakal suyu ile günlük C vitamini ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. C vitamini ise, bozulan hücreleri onarıp cildin savunma mekanizmasını güçlendirerek olumsuz dış etkenlerden koruyor.

Elma
Elma, zengin vitamin ve mineral kaynağı olup bağışıklık sistemini güçlendirir. İçeriğindeki C vitamini ile cildi zararlı dış etkenlerden korur. A vitamini ile ciltteki nem kaybının azalmasına dolayısıyla kırışıklıkların giderilmesine yol açar. Özellikle kirli hava ve kapalı ortamlara maruz kaldığımız kış günlerinde günde bir elma tüketmek oldukça faydalı. Hazmı kolaylaştırıp dişleri temizliyor. Hamilelik döneminde yaşanan kabızlık problemini giderir. Yemekten önce yenen bir elma, bağırsakta bakterilerin çoğalıp azalmasını ayarlamada rol oynar ve bu sayede kabızlığı önler. Hamilelik sonrasında ise zayıflamak için mükemmel bir meyvedir. Çünkü, elmada sadece 50 kalori bulunuyor ve içinde bulunan petkinden dolayı doyurucudur. Düşük kalorili olduğu için şişmanlığı önler, kan şekeri düzeyini ve yüksek tansiyonu olumlu bir şekilde etkiler. Demir, C vitamini ile birleştiğinde vücut tarafından mümkün olduğunca iyi şekilde alınır. Elmada her ikisi de vardır.

Salata
Marul, domates, havuç, maydanoz ve salatalıktan oluşmuş lezzetli bir salata hem hamilelik döneminde hem de hamilelik sonrasında iyi bir besin kaynağı. Hergün yenen bu karışım; sizi kalp, kanser ve şeker hastalığı riskinden korur. Marul; sinirleri yatıştırır, uykusuzluğu giderir, kabızlığı önler ve hazmı kolaylaştırır. Ayrıca kandaki şeker miktarını düşürür ve kanı temizler. Bu hem bebek hem de anne için faydalıdır. Sütten bile daha fazla kalsiyum içeren bu sebze, kemikleri güçlendirmesi açısından bir numaradır. Havuç; mide ve bağırsak kanamalarını önler, kansızlığı giderir, anne sütünü arttırır, yüz ve boyun kırışıklıklarını giderir, idrar ve bağırsak gazlarını söktürür, ülserdeki şikayetleri giderir. Havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Bunun temel sebebi betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur. Domates; kanserden koruyucu ve yaşlanmayı zihinsel ve bedensel olarak yavaşlatıcı bir sebzedir. Domates zengin bir potasyum kaynağıdır ve çok az miktarda tuz bulunur. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardımcı olur ve vücudun su tutmasını engeller. Salatalık; kabızlığı önler, böbrek ve kalp hastalıklarında vücutta biriken suyun atılmasına yardımcıdır. Kükürt içeriyor ve bu madde vücudun enfeksiyonlara karşı dayanıklılığını artırdığı gibi, kolestrolü de düşürüyor. Maydanoz; bir demir deposudur. Demir ise hamilelik öncesi ve sonrası vücut için en gerekli maddedir. A ve C vitamini ile kükürt, fosfos ve mangan elementleri deposu olan maydanoz sindirimi kolaylaştırıyor, böbrek taşlarını düşürüyor, görme gücünü ve anne sütünü artırıyor. Genellikle taze yenmesi önerilir. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar. Vücuttaki zehirli maddeleri dışarı atar. Salata hamilelik döneminde iyice yıkanmış olarak tüketilmelidir.

Patates
Kızarmış yenmediği taktirde kilo aldırmaz. Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı önler. Özellikle hamilelik döneminde yorgunluğa karşı birebirdir. Vücuda enerji veren madde olan karbonhidrat içeren patates, C ve E vitaminleri ve beta karotin açısından en zenginidir. Patatesin besin değerinin büyük kısmı kabuğunda olduğundan soymak yerine özel bıçağı ile kazımak daha iyidir. Kabukları soyularak pişirilen patates C vitaminin yüzde 25’ini kaybeder. Bu nedenle patatesi fırında kabuğuyla veya buharda ya da az suda pişirmek gerekir.

Kereviz
Kerevizde B vitamini, demir ve kireç vardır. Kereviz giderir. Kan ve süt yaptığı için doğum sonrasında faydalıdır. Karaciğeri temizler. Şeker, yüksek tansiyon ve romatizmada da faydalıdır. Uzmanlar, kerevizin, iç salgı bezlerini ve özellikle vücutta çok çeşitli vazifesi olan böbrek üstü bezlerini çalıştırdığını, unutkanlığı ve sinir yorgunluğunu da önlediğini ifade ediyor. Ayrıca, kanı temizliyor ve sivilcelerin geçmesine, yüzün pembe bir hal almasına yarıyor. Sarılığı gideriyor, böbrekleri çalıştırıyor, fazla suyu dışarı atıyor ve zayıflatıyor.

Lahana
Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Bol miktarda B, C, E vitamini, potasyum içerir ve kalorisi düşüktür. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astıma faydalıdır.

Karnabahar
Fosfat ve potasyum ihtiva eden ve içeriğinde kadınları göğüs kanserine karşı koruyan ‘indol-3 karbonal’ bulunan karnabahar, lahanadaki besin değerinin çoğuna sahiptir. Zihin yorgunluğunu giderir. Afrodizyak özelliği vardır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür ve dalak hastalıklarına iyi gelir.

Brokoli
Brokolide havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunuyor ve bu nedenle suyu içilebilecek en iyi besinlerden biridir. Beta karoten, güçlü bir kanser savaşçısıdır ve özellikle yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azaltır. Yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerir. Doğum sonrasında mineral ve demir eksikliğini gideren brokoli vitamin deposudur ve havuç veya elma suyu ile karıştırılarak içilmesi de ayrıca faydalıdır.

Fasulye
Taze fasulye, düşük kalorili bir sebze olduğundan rahatlıkla tüketilebilir. Vücudun çalışmasını, gelişmesini ve tamirini sağladığından hamilelik döneminde ve hamilelik sonrasında mutlaka tüketilmelidir. Lif açısından zengin olduğundan bağırsakları çalıştırır. Hamilelik döneminde kabızlığa iyi gelir. Ayrıca taze fasulye; pankreas, böbrekler, karaciğer ve kalbi kuvvetlendirir. Kolesterol seviyesinin düşmesine de yardımcı olur.

Somon Balığı
Bu balık çeşidi omega-3 yağ asitleri açısından zengindir. Somon tüketmek kötü kolesterol seviyesini düşürür ve kalp hastalıkları riskini azaltır. Hamilelikte tüketilen somondaki yağ asitleri, bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimini destekler. Hem akıl hem de beden sağlığını koruyan ve fazla kilo aldırmayan somon balığı besin kalitesi yüksek bir yiyecek.Yapılan bir araştırma hamileliklerinde balık yağı açısından zengin bir diyet uygulayan kadınların çocuklarının daha zeki, daha çevik olduklarını ortaya koymuştur. Ayrıca, içinde sağlık için önemli olan omega-3 yağı bulunmasına karşın, balıklar genel olarak daha az yağlıdır, kilo aldırmazlar.

Yağsız Kırmızı Et
Doğum yapmış kadınlarda, vücutlarındaki demir seviyesi düşüktür ve kırmızı et mükkemmel bir demir kaynağıdır. Vücut tarafından iyi emilir. Haftada 3-4 kez yağsız et yemek hamileler için de gereklidir. Ancak hamilelik döneminde yenen etler iyi pişmiş olmalıdır. Genelde sulu yemeklerin içinde ya da köfte olarak veya küçük parçalar şeklinde doğranıp iyi pişirilmiş tüketmek daha iyidir.

Yumurta
Yumurta birçok değişik şekilde tüketilebilir. Sadece hamilelik döneminde iyi pişmiş olarak yenmesi önemlidir. Annelerin zayıf kaslarını yeniden kuvvetlendirecek olan gerekli proteini içerir. Ayrıca, yumurtalar vücudun kalsiyumu emmesine yardımcı olan D vitaminini de bulundurmaktadır. Uzmanlara göre, kahvaltıda yumurta tüketmek vücut yağlarının yakılmasında da önemli rol oynuyor.



Duzenleyen mystical - 08-Aralik-2007 Saat 10:47
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 07:33

GEBELİKTE YAPILMASI GEREKEN AŞILAR

 Eğer bir sağlık ocağı tarafından takibiniz yapılıyorsa, size 4.aydan itibaren, 2 doz tetanos aşısı önerilecektir. Doğumun steril koşullarda yapılması, tetanoz riskini büyük ölçüde ortadan kaldırır. Ama bu hizmet ayağınıza kadar gelmişken, değerlendirmeniz faydalı olur.Ayrıca oluşan bağışıklık, doğum sonrasında bebeğiniz için de koruyucu olacaktır. Bu aşıyı yaptırmanızı tavsiye ederim.

Hepatit B aşısı için de benzer şeyler söylenebilir.Bu mikrobun taşıyıcılığı ülkemiz koşullarında çok yüksek olmakla birlikte,steril şartlarda yapılacak doğum Hepatit B mikrobu ile karşılaşma riskinizi büyük oranda ortadan kaldırır.Şu an rutin aşı programında olmamakla birlikte,doğumunuzu genel hastanelerde gerçekleştirmeyi düşünüyorsanız, bu aşıyı yaptırmanızı tavsiye ederiz.Toplam 3 dozda yapılır.

Gebelik esnasında antijen aşıları yapılabilir, ama canlı aşılar kontrendikedir, yani yapılması sakıncalıdır. Tetanoz ve Hepatit B haricinde, yapılması planlanan aşılar hakkında mutlaka önceden bilgi alınız.

 

aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 07:36
 :: HAMİLELİK VE AŞILAR ::

Hamilelikte aşılamanın riskleri genelde teoriktir. Genelde hamileyi aşılamanın getireceği risk eğer;

a) hastalığa yakalanma riski fazla,
b) enfeksiyonun anne ve bebek üzerinde yaratabileceği risk yüksek ve
c) aşının zarar verme ihtimali düşükse

çok daha azdır.

Gebelik döneminde aşı uygulanmadan önce şu sorular sorulmalıdır;
- Gebe kadının o aşıya ihtiyacı var mı ve aşı onun için faydalı olacak mı?
- Gebelik döneminde aşı olmanın gebe için riski var mı?
- Gebe kadının aşılanması bebek için gerekli ve faydalı mı?
- Gebelik döneminde aşı yapılmasının bebek için getirdiği risk var mı?

Hastalık yapabilme yetenekleri azaltılan ancak yapıları orijinal hali ile aynı olan virüs veya bakterilerden yapılan canlı aşılar (örneğin kızamık, kızamıkçık, kabakulak, su çiçeği aşıları gibi) hamilelere veya aşıdan sonraki üç ay içinde hamile kalmayı planlayanlara fetusa yapabileceği muhtemel yan etkilerinden dolayı önerilmez. Canlı aşılardaki aşı virüsünün bebeğe geçme riski olduğu ve bebeğe zarar verebileceği düşünülür. Canlı aşılar farkında olmadan hamileye uygulanırsa veya canlı aşı yapıldıktan sonraki üç ay içinde hamile kalınırsa aşının fetus üzerindeki potansiyel riskleri değerlendirilir. Ancak bu nadiren hamileliğin sonlanmasına neden olur.

RUTİN AŞILAR İÇİN DEĞERLENDİRME

AŞI AŞI UYGULANMASINDA KİŞİYE ÖZEL BİR ENGEL YOKSA DİKKATE ALINMALIDIR HAMİLELİKTE UYGULANMAMALI
Hepatit  B                                                X
Grip                                     X
Kızamık                                    X
Kabakulak                     X
Kızamıkçık                     X
Tetanoz /
 Difteri    
                                    X
Su Çiçeği                     X













HAMİLELİKTE PASİF İMMÜNİZASYON
İmmün globulin kullanması gereken hamile kadınlarda bu uygulamanın bebek için bilinen bir riski yoktur.

HAMİLE KADINLARI AŞILAMA KRİTERLERİ

Hepatit A: Hepatit A aşısının hamilelerdeki güvenilirliği henüz bilinmemektedir; bununla birlikte hepatit A aşısı inaktif hepatit A virüsü kullanılarak hazırlandığı için gelişmekte olan bebeğe getirebileceği riskin teorik olarak düşük olması beklenmektedir. Hepatit A virüsü ile karşılaşma riski yüksek olan hamilelerde hepatit A aşılamasının riski ile hepatit A riski kıyaslanmalıdır.

Hepatit B: Kısıtlı sayıdaki deneyimlere dayanarak; hamile kadınlara hepatit B aşısı uygulanması ile gelişmekte olan bebeğe açık bir yan etki riski yoktur.  Hepatit B aşısı enfeksiyöz olmayan HbsAg partikülleri içerir ve bebekte bir riske sebep olmamalıdır. Hamile kadında hepatit B enfeksiyonu,  anne için ciddi hastalık riski ve bebek için kronik enfeksiyon riski ile sonuçlanabilir. Bu yüzden ne hamilelik ne de emzirme hepatit B aşısının  uygulanması için engel olarak kabul edilmemelidir. 

İnfluenza (Grip): İnfluenza enfeksiyonunun ikinci veya üçüncü üç ayı içinde olan hamile kadınlarda hastalığın artışına neden olduğunu gösteren bilgiler ışığında, influenza sezonu içinde hamileliğinin ilk üç ayını geçirmiş (14 haftalık veya daha fazla) olan kadınlara grip aşısı uygulanması önerilmektedir.

İnfluenza enfeksiyonunun komplikasyonları açısından riski arttıracak bir medikal durumu olan hamile kadınlar hamileliklerinin durumuna bakılmaksızın grip sezonu öncesinde aşılanmalıdır.

Kızamık: 
Kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya her birinin ayrı ayrı bulunduğu aşılar hamile olduğu bilinen kadınlara uygulanmamalıdır! Canlı aşıların uygulanması ile bebekte gelişebilecek risk teorik olarak gözardı edilemez ve kızamık veya kabakulak aşısı olan kadınlar ve kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya tek kızamıkçık aşısı olan kadınlar 28 gün süreyle hamile kalmamalıdır.

Eğer hamile kadın aşılanırsa veya aşıdan sonraki 3 ay içinde hamile kalırsa bebekte olası muhtemel teorik riskler açısından konsulte edilmelidir ancak hamilelik sırasında KKK aşılaması hamileliği sonlandırmak için bir sebep olmamalıdır.

Kabakulak: Kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya her birinin ayrı ayrı bulunduğu aşılar hamile olduğu bilinen kadınlara uygulanmamalıdır! Canlı aşıların uygulanması ile bebekte gelişebilecek risk teorik olarak gözardı edilemez ve kızamık veya kabakulak aşısı olan kadınlar ve kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya tek kızamıkçık aşısı olan kadınlar 28 gün süreyle hamile kalmamalıdır.

Eğer hamile kadın aşılanırsa veya aşıdan sonraki 3 ay içinde hamile kalırsa bebekte olası muhtemel teorik riskler açısından konsulte edilmelidir ancak hamilelik sırasında KKK aşılaması hamileliği sonlandırmak için bir sebep olmamalıdır.

Pnömokok: Hamile olduğundan haberdar olmadan pnömokok aşısı yapılan kadınların bebeklerinde herhangi bir yan etki rapor edilmemişse de, hamileliğin ilk üç ayı içindeki hamilelerde pnömokok aşısının güvenilirliği değerlendirilmemiştir.

Çocuk felci: Hamile kadınlarda veya bebeklerinde herhangi bir yan etkileri olduğu dökümante edilmemişse de  hamilelere çocuk felci aşısı yapmaktan kaçınılmalıdır. Bununla birlikte hamile kadının çocuk felcine karşı hızlı korunmaya ihtiyacı olduğu durumlarda yetiştin aşılama şemasına göre hamile kadın aşılanabilir.

Kızamıkçık: Kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya her birinin ayrı ayrı bulunduğu aşılar hamile olduğu bilinen kadınlara uygulanmamalıdır! Canlı aşıların uygulanması ile bebekte gelişebilecek risk teorik olarak gözardı edilemez ve kızamık veya kabakulak aşısı olan kadınlar ve kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşısı veya tek kızamıkçık aşısı olan kadınlar 28 gün süreyle hamile kalmamalıdır.

Hamileliklerinin ilk üç ayı içinde farkında olmadan kızamıkçık aşısı olan kadınların bebeklerinde doğumsal kızamıkçık sendromu görülmediği pek çok kaynaktan bildirildiği için bu kaynaklara dayanarak ACIP aşıdan sonra hamile kalmaktan kaçınılması gereken süreyi 3 aydan 28 güne indirmiştir.

Kızamıkçık enfeksiyonuna yakalanma riski olan ve hamile olduğu için veya hamile olabilme ihtimali olduğu için aşılanmamış kadınlar potansiyel konjenital kızamıkçık sendromu riski açısından değerlendirilmeli ve hamilelik durumu ortadan kalktığında hemen aşılanmalıdır.

Tetanoz ve Difteri: Kombine tetanoz ve difteri toksoid aşısı hastalığa yakalanma riski olan hamile kadınlarda rutin olarak endikedir. Daha önce aşılanmış ancak son 10 yılda Td aşısı olmamış kadınlar tekrar doz aşı olmalıdır.
Daha önce tetanoza karşı aşılanmamış veya kısmen aşılanmış kadınlar primer seriyi tamamlamalıdır.
Tetanoz ve difteri toksoidlerinin teratojenik olduğuna dair hiçbir kanıt yoksa da, Td aşısının hamileliğin ikinci ayından sonrasını beklemek, teorik olarak mevcut reaksiyon riskinden kaçınmak için akıllıca bir önlemdir.

Su çiçeği: Su çiçeği aşısının bebek üzerindeki etkileri bilinmemektedir; bu yüzden hamile kadın su çiçeği aşısı ile aşılanmamalıdır!  Su çiçeği aşısı olan kadınlar  her aşıdan sonra 1 ay süreyle hamile kalmaktan kaçınmalıdır. Hastalığa yakalanma riski altındaki  kişiler için aynı evde yaşayan bir hamile olması aşı yapılması için engel teşkil etmez.
Eğer hamile kadın aşılanırsa veya aşıdan sonra bir ay içinde hamile kalırsa bebek üzerindeki potansiyel etkiler açısından değerledirilmelidir.
Zayıflatılmış virüsün hastalık yapma yeteneği gerçek virüsünkinden daha az olduğu için bebek üzerindeki risk (eğer varsa) daha da az olmalıdır.
Çoğunlukla, hamileliği sonlandırma kararı hamilelik sırasında aşının uygulanıp uygulanmamasına bağlı olmamalıdır.
VZIG(varisella zoster immünglobulini) virüsle karşılaşan ve hastalığa yakalanma riski olan kadınlarda önemle düşünülmelidir.

BCG: BCG aşısının bebeğe zararlı herhangi bir etkisi gösterilememiş olmasına rağmen, hamilelikte kullanımı önerilmemektedir!

Kolera: Hamilelikte kolera aşısı uygulamasının güvenilirliği ile ilgili bir bilgi yoktur. Kullanımı gerçek ihtiyaca göre bireysel olarak değerlendirilmelidir.

Meningokok: Çalışmalar aşının hamilelerde kullanımının güvenli ve etkili olduğunu göstermiştir. Hamilelikteki aşılamayı takiben kordon kanında yüksek antikor seviyeleri bulunmasına rağmen doğumdan sonraki birkaç ay içinde  bebekteki antikor seviyeleri düşer. Takip eden meningokok aşılamasına cevap  etkilenmez.
Hamilelikte meningokok aşılaması ile ilgili çalışmalar baz alınarak, hamilelik sırasında meningokokal aşılama ile ilgili önerilerin değiştirilmesi gerekmemektedir.

Kuduz: Kuduz virüsü ile karşılaşma sonrası yetersiz tedavi edilmenin potansiyel sonuçları nedeniyle ve kuduz aşısı ile aşılamanın bebekte anormallik yaratması arasında ilişki kurulamaması nedeniyle, hamilelik kuduz virüsü ile karşılaşma sonrası aşılama için kontrendikasyon olarak dikkate alınmamalıdır.
Eğer kuduz virüsü ile karşılaşma riski fazla ise hamilelikte kuduz virüsü ile karşılaşma öncesi profilaksi de endikedir.

Tifo: Hamilelerde her üç tifo aşısının da uygulanabilirliğine dair veri yoktur.

Vaccinia: Hamilelere uygulanmamalıdır.

Sarı humma: Sarı humma aşısının gelişmekte olan bebek üzerindeki yan etkisi hakkında spesifik bir bilgi olmamasına rağmen teorik olarak hamile kadın aşılanmamalıdır ve sarı humma’nın görüldüğü bölgelere seyahat hamilelik sonrasına ertelenmelidir.
Sarı humma riskinin yüksek olduğu bölgelere seyahat etmek zorunda olan hamile kadınlar aşılanmalıdır. Bu durumda hem anne hemde bebek için aşılamaya bağlı küçük teorik risk sarı humma enfeksiyonunun riskinden çok daha azdır.



Duzenleyen ROSEE - 08-Ekim-2007 Saat 07:36
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
gizmo Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 13-Haziran-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 12065
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti gizmo Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 11:25
HAMİLELİKTE BİRİNCİ AY ::

Hamileliğe merhaba dediğiniz,hayatınızın en heyecanlı ve özel deneyimlerinizin başlangıcına hoş geldiniz . Zor ama benzersiz bir duyguyu yaşamaya karar verdiniz, bedeninizde ve düşüncelerinizde...


- Sizdeki değişiklikler
- Bebeğinizdeki değişiklikler
- Muayene ve Laboratuar tetkikleri


Sizdeki değişiklikler :

- Periyodik adetinizi olmadınız ve sabah bulantınız başlamış olabilir. Bunlar genellikle hamileliğin ilk belirtileridir. Adetinizin ilk olarak olmadığı şu dönemde yaklaşık 2 haftalık hamilesiniz demektir.Bulantı, kusmanın yanında tükrük salgısında artış olabilir.

- Plasenta oluşmuş ve hormon yapmaya başlamıştır. Plasenta , bebeğinizin beslenmesini ve gelişmesini sağlayacak kordondur. Bebek gelişirken,bebeğinizi koruma görevi olan amniyotik sıvı da oluşmaya başlar.

- Göğüslerinizde hassasiyet, şişkinlik hissetmeğe başlarsınız.

- Rahminiz büyümeğe başlamıştır , ancak siz hissetmezsiniz.

- Kendinizi yorgun hissedebilirsiniz,uyku düzensizliği , midede hazımsızlık sık idrara gitme gibi şikayetleriniz olabilir.

- Yiyeceklere veya sadece bazılarına karşı aşırı istek duyma veya isteksizlik olabilir.

- Annede mizaç değişiklikleri olabilir.İlk 3 ay bu değişiklikler görülebilir. Zaman zaman iyi hissederken ,zaman zaman sinirli, aksi,dargın ağlamaklı davranabilirsiniz. Bu duyguları birarada ve içiçe yaşayabilir, özellikle babanın destek olması hamileliği anne açısından kolaylaştırır.

-Korku , kaygı,neşe , stres yaşayabilirsiniz.

Bebeğinizdeki değişiklikler :

Yumurta ve sperm birleşmiş , döllenme oluşmuştur. Babanın spermi , bebeğin cinsiyetini belirler. Bebeğiniz embriyo denen bir hücreden gelişir, bu dönemde bir baş ve vücuda sahiptir.

Bebek amniyotik sıvının içinde bir kesede büyür. Beyni , gözleri , ağzı, iç kulakları ve sindirim sistemi gelişmeğe başlar. Sinir sistemi, beyni, kalbi ve akciğerleri şekillenmeğe başlar. Kulakları küçücük nokta şeklindedir, gözleri ve burnu oluşmuştur. Kol ve bacakları şekillenmeye başlamıştır. Bu ayın sonunda embriyo elma çekirdeği kadar, yaklaşık 6 mm büyüklüğündedir.

Muayene ve Laboratuar Tetkikleri :

- Ayrıntılı bir fiziksel muayeneniz yapılmalı, kontrolünüzde doktorunuz yapacaktır.

- Aile öykünüzü doktorunuza aktarmalısınız.

- Tansiyonunuz ölçülmeli ve kaydedilmesi uygun olur.

- Kan grubu , kan sayımı, kan şekeri, karaciger testleri vb. testler yapılmalıdır.

- İdrar tahlili yapılmalı.

- Pap – smear testi yapılmalı.

- Bel soğukluğu, sarılık, frengi, AIDS, klamidya, herpes gibi cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara yönelik inceleme yaptırmalısınız.

- Orak hücreli anemi ( kansızlık ) , talasemi, akdeniz anemisi ve tay-sachs hastalıklarına ilişkin testler yaptırmalısınız.


:: HAMİLELİKTE iKİNCİ AY ::

Vücudunuzdaki değişikliklerin biraz daha artmaya başladığı bu ay , kilo artışı ve bulantı nöbetleriniz fazlalaşabilir. Hamileliğin sabah bulantıları, halsizlik ve vücudunuzun uyumu açısından zor bir dönemindesiniz, ancak moralinizi bozmayın, hamileliğiniz hep bu şekilde geçmeyecek, çok keyif alacağınız günlerde gelecek....


Sizdeki değişiklikler :

- Göğüslerinizde dolgunluk, şişlik , hassasiyet ,göğüs ucunda koyulaşma görülür.

- Plasenta gelişir ve daha fazla hormon salgılamaya başlar.

- Vagina civarındaki dokularda bebeğin beslenmesine yardımcı olan damarlar mavimsi görünür.

- Kendinizi daha yorgun ve enerjisiz hissedebilirsiniz.

- Rahatsız edecek düzeyde kusma ile birlikte veya tek başına sabah bulantılarınız olabilir.

- Kabızlık, idrara sık gitme midede yanma, hazımsızlık, yiyeceklere aşırı istek veya isteksizlik, uykusuzluk şikayetleriniz olabilir.

- Kan hacminiz biraz artmıştır, hamilelik sonunda bebeğin ihtiyacını karşılamak için % 45- 50 fazla kana sahip olacaksınız.

- Arasıra baş ağrıları, baş dönmesi veya fenalaşma hissi yaşayabilirsiniz.

- Karın görünür derecede büyür, ancak belirgin kilo artışı olmaz. Rahim sıkılmış bir yumruk büyüklüğündeyken greyfurt büyüklüğüne ulaşır. Bu büyüme sırasında karın krampları, sancılar hissedebilirsiniz.

- Sinirlilik, ağlama isteği, duygusal değişiklikler, korku, neşe, kaygı duyabilir, mantıksız davranışlarda bulunabilirsiniz.


Bebeğinizdeki değişiklikler :

- Böbrek, kalp, sinir sistemi gelişmeye başlar, kalbi dakikada 150 kez çarpmaya başlar. Beyin,omurilik bağlantısı oluşur. Hipofiz bezi şekillenir. Esas organ ve sistemleri tamamen olmasada gelişir. Organ gelişimi nedeniyle kritik bir dönemdir.

- El ve ayak parmakları, dizleri ve dirsekleri gelişmeye başlar, bacakları uzamaya, kolları gelişmeye ve elleri bilekten esnek hal almaya başlar.

- Kemikleri sertleşmeye , kıkırdak dokuları oluşmaya başlar.

- Yüz özellikleri daha belirginleşir. Gözleri, göz kapakları ve burun delikleri şekillenmeye başlar.

- Embriyo bu ayın sonlarına doğru fetus adını alır. Fetus sürekli yer değiştirir, hareket eder ancak siz henüz hissetmezsiniz.

- Yaklaşık çilek büyüklüğünde 2,5 cm kadardır. Ağırlığı 10g civarındadır, vücudun 1/3 ünü baş oluşturur.



Muayene ve laboratuar tetkikleri :

- El veya ayaklardaki ödem , varisler için bacak muayenesini de kapsayan ayrıntılı fizik muayene ve pelvik muayene yapılmalı.
Leğen kemiğinizin yapısı , ölçüleri için pelvik muayene önemlidir.

- Kan tetkikleri; kan sayımı, kızamık, kızamıkcık ölçümü, frengi için serolojik test, hepatit B bakılmalı.

- Kan basıncı, kilonuz ölçülmeli

- İdrarda şeker, protein, bakteri miktarlarına bakılmalı.

- Pap smear yapılmalı

- Bel soğukluğu kültürü yapılmalı



İhtiyacınız olanlar :

- Dengeli bir diyet ,uygun egzersiz, dinlenme, düzenli doktor kontrolü , aile desteği sağlıklı bir hamileliğe yardımcı olur.

- Doktor kontrollerini aksatmayın.

- Düzenli ancak güvenli egzersiz yapın, egzersiz programını doktorunuza danışın.

- Hamileliğinizde diyetiniz uygun miktarda süt, yoğurt, peynir, kepekli ekmek sebze , meyve, et, tavuk, balık, pirinç, makarna, kuru baklagiller, yumurta ve kuruyemiş içermelidir.

- Doktorunuzun önerdiği prenatal vitaminlerinizi ve ekstra demir vitamini alın.

- İhtiyaç duydukça dinlenmeye çalışın, fırsat buldukça ayaklarınızı yükseğe koyun veya bir yere uzanın.

- Sigara, alkol kullanmayın, doktorunuzun bilgisi dışında ilaç kullanmayın. Bebeğinize zararlı olabilir.Bitki çayları ,meyve suları ve bol sıvı içmeniz önerilir.

- İş ve çevrenizde kurşun, radyasyon vb. alınabilecek ortamlardan uzak durun, röntgen ışınlarından kaçının.

- Doktorunuzla hamileliğinizde işinizin devamı ile ilgili problemleri, riskleri, çalışma saatlerinizi, ne zaman izine ayrılmanız gerektiğini konuşun.



Sabah bulantılarınız için çözüm ve öneriler:

- Sabah bulantılarınız için uyandığınızda birkaç kraker yiyin, bir süre yatakta bu hissin geçmesini bekleyin. Derin nefes alıp verin ve düşünmemeye çalışın .

- Bazen aşırı miktarda yemek yerine az miktarda yemekte yardımcı olabilir.

- Yanınızda kraker, ekmek dilimi bulundurabilirsiniz.

- Tecrübelilerin önerilerinden, suda ıslatılmış yumuşamış salatalığı azar azar ısırın.

- Ciddi ve sık veya uzayan kusmalarınız oluyorsa doktorunuza bildirin.


:: HAMİLELİKTE ÜÇÜNCÜ AY ::

Bu ayın bitiminde , ilk trimestr denilen dönemi bitireceksiniz, tebrik ederiz. Bu , sabah bulantılarınızın bitmesi veya çok azalması, rahata kavuşmanız anlamına gelmektedir. Bundan sonraki trimestr, hamileliğin en keyifli ve en çok zevk alacağınız dönemidir.....


Sizdeki değişiklikler :

- Göğüslerde dolgunluk, hassasiyet, göğüs ucunda koyulaşma görülür ve mavi damarlar görünür hale gelir.

- Rahminizi küçük bir yumru gibi pubik kemiğin üzerinde hissedebilirsiniz, yumuşak , dolgun ve daha büyüktür. Büyüklüğü leğen kemiğini dolduracak kadardır. İdrar kesesini sıkıştıracağı için daha sık idrara çıkabilirsiniz.

- Plasenta gelişiyor ve daha fazla hormon üretir.

- Vaginal akıntı beyaz renkte, daha yoğun ve yapışkan hale gelir.

- Kendinizi biraz daha yorgun ve enerjisiz hissedebilirsiniz. Uykusuzluk, mide şikayetleriniz devam edebilir.

- Sabah hastalığı olarak bilinen bulantılar bu ayda devam eder.

- Hamilelikte barsak hareketleri yavaşladığı için kabızlık görülebilir.

- Vücudunuzdaki kan miktarı hamilelikte arttığından, akciğerler, kalp, böbrekler daha çok çalışır, karın bölgesi ve bacaklarda kan desteğinin artması nedeniyle toplar damarlar daha görünür duruma gelir, yani varisler oluşabilir.

- Zaman zaman başağrısı , başdönmesi ve fenalaşma hissi yaşayabilirsiniz.

- Yemeklerden iğrenme ve aşerme görülebilir.

- Bel ve göğüs bölgesi büyüdüğünden kıyafetlerinizi dar hissetmeye başlarsınız.

- Bazı kadınlarda , yüz ve boyunda düzensiz, değişik şekillerde kahverengi lekeler görülebilir. Hamilelik maskesi (kloazma) denen bu lekelerin hamileliğin sonunda tamamen ya rengi açılır yada kaybolur.

- Kısa süre için , göbeğinizin üstünden aşağıya doğru uzanan vertikal koyu çizgi oluşması beklenir. Cildinizdeki gerilme nedeni ile rahatsızlık duyarsınız , göğüs , karın, kalça bölümlerine yumuşatıcı losyon sürerek ovabilirsiniz.

- Vücut görünümünüz pek fazla değişmemiştir.

- Fiziksel olarak hala hamile gibi görünmeseniz de duygusal olarak hızlı iniş çıkışlarınız olabilir. Mizaç değişiklikleri bu dönem sıktır. Aile olma ile ilgili dalgalanmalar, neşelenme, kaygı, huzursuzluk hissetmeniz tamamen normaldir. Sinirli, alıngan, gergin, ağlamaklı duygusal dönemleriniz hamileliğiniz süresince devam edebilir, ancak bebek doğumundan sonra düzelir.



Bebeğinizdeki değişiklikler :

- Bebeğinizin yüzü daha çok insana benzemeye başlar. Eğik olan baş dikleşmiştir.

- Embriyodan fetusa dönüştüğü bu periyotta organlar ve dokular hemen hemen şekillenmiş ve yaşamsal organlar tamamen gelişmiştir. Bu ayın sonunda organlar çalışmaya başlar.

- Böbrekler çalışmaya başlamıştır, idrar kesesi bir torba şeklinde oluşmuş ve idrarını yapabilmektedir.

- Daha fazla detaylar görünmeye başlar. Gözler tam şeklini almış, dudakları , 20 adet diş tohumu , tırnakları, şeftali tüyü gibi saçları belirmeye başlamıştır. Parmakları ayrılmaya, bazı kemikleri sertleşmeye başlar.

- Yutmaya ve tekme atmaya başlar.

- Kız veya erkek olduğunu gösterecek dış cinsel organları gelişmeye başlar.

- Kalp atışları stetoskop ile duyulabilir.

- Boyu bu ay 2 katına çıkarak yaklaşık 6 cm, 15 g ağırlığındadır.



Muayene ve laboratuar tetkikleri :

- Doktor kontrolü ve check-up yaptırın. Vücudunuzdaki sizi kaygılandıran değişiklikleri doktorunuza sorabilirsiniz.

- Kan basıncı, kilonuz ölçülmeli.

- İdrar tetkiki yapılmalı.

- El veya ayaklarda ödem, varisler için bacakların muayenesi yapılmalı.

- Bebeğin kalp atışları stetoskopla duyulabilir, ultrasonografi yapılabilir.

- Fundus yüksekliği ( rahimin en yüksek kısmı ) ölçülmeli.



İhtiyacınız olanlar :

- Dengeli beslenmeniz çok önemlidir. Günde en az 8 bardak su içmeli , lifli besinler yemelisiniz. Yediklerinizin taze ve bol çeşitli olmasına özen gösterin.

- Sigara , alkol, kafeinli içeceklerden ve sigara içilen ortamlardan kaçının.

- Boya kullanmaktan, böcek ilaçlarından, spreylerden kaçının.

- Her gün düzenli egzersizinizi yapın. Yürüyüş, bisiklete binme, yüzme en az 15 dakika yapabilirsiniz. Bu egzersizler bel ve sırt kaslarınızı güçlendirecek, hamileliğin ilerleyen dönemlerinde daha az ağrı duymanıza neden olacak, doğum için de hazırlık olacaktır.

- Bebeğinize ilişkin iyi ve kötü hislerinizi yakın arkadaşlarınız ve aileniz ile paylaşabilirsiniz.












Mis kokulu melek kızım ARTIK 4 YAŞINDA

Dünya güzeli kızım koynumda 27 Eylül 08 / 07:35
Basa don
gizmo Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 13-Haziran-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 12065
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti gizmo Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 12:00
Hamile iken Psikolojik Durumlar

Bir yandan dünyaya bir çocuk getirmenin heyecanı, diğer yandan doğacak çocuğun normal olup olmadığının kaygısı... İşte pek çok hamile kadının yaşadığı psikolojik değişiklikler,aynı zamanda yoğun bir stresin oluşumuna da etken.Kişiden kişiye farklılık gösteren bu dönemdeki psikoloji,bazen ciddi tedavi gerektirecek boyutlarada varabilir.
                            

Aslında keyifli bir süreç olan hamilelik,aynı zamanda stresli bir dönem olarak da geçebilir.Kararsızlıkla beraber artan strese karşı verilen tepkiler,kişiden kişiye farklılıklar gösterir.Bazı kadınlar için;neşe,olgunluk,kendini gerçekleştirme olarak algılanabilen hamilelik,bazı kadınlar için;endişe, kaygılı bekleyiş,yüklenme olarakta yaşanabilir.Örneğin çoğu kadın için bu stres,bebeğin “normal”olup olmadığı için yaşanır ve kadın çevresine de bu stresi yansıtır.Yapılan çalışmalar bu kadınların bebeklerinin diğerlerine göre daha fazla strese maruz kaldığını ve riskli gebelik yaşama oranlarının arttığını göstermektedir.Gebelikle birlikte başlayan planlar,özellikle doğuma yaklaştıkça;doğacak çocuğun bakımına,yaşam değişikliklerine ve doğum sonrası olabilecek değişikliklere doğru kayar.Çoğu kadın doğumu,ağrılı bir olay gibi algılar.Bu nedenle,hamilelikte yaşanan sorunlar,doğumunda zor olacağının bir habercisi gibi kabul edilir ve yaşanan stres daha da artar.


Hamilelikteki her ay,kendine özgü psikolojik kaygılar ve beklentiler doğurur.Hamile kadın özellikle ilk ayda;bir dizi psikolojik ve fizyolojik değişiklik yaşar.Bu dönemde yorgunluk ,bulantı ve kusma gibi fizyolojik belirti ve depresif bir ruh hali ortaya çıkar.Kadının yeni duruma adaptasyonu ve hamile olmasıyla ilgili kaygı ve beklentileri süreci belirler.İstenen bir gebelikte, mutluluk ve doyum duygusu yaşanır.Ayrıca kadının ailesi ile ilişkisi, iş durumu,hamileliğin yaratacağı beklenti ve stresler, sürecin nasıl yaşanacağını etkiler.Yani hemen her anne adayında,kendi durumuyla ilgili olarak hamileliğin ilk ayında duygu ve mizaç değişiklikleri gözlenir.Fizyolojik belirti ve depresif ruh halinin ikinci ve üçüncü aylarda kesildiği görülmektedir.Burada kadının karnındaki bebeekle ilişkisi, geçmişte annesiyle yaşadığı duyguları ortaya çıkarmaktadır.Kişinin,bir yandan annelik rolüne uyum sağlerken,diğer yandan annesiyle özdeşleştiği görülmektedir. Örneğin ikinci ve üçüncü ayda kusması halen devam eden anne adayının psikolojik yapısı mutlaka etkilenir.Bu kadınların çocuksu oldukları,eşiyle arasında belirgin kültür farklılıklarının olduğu bilinmektedir.Eğer kusma,kişinin normal yaşantısını devam ettirmesini engelleyecek düzeyde ise,kadına psikolojik destek,hatta ilaç desteği gerekir.Ayrıca bu dönemde yapılacak, gevşeme çalışmaları da faydalıdır.Hamileliğin üçüncü ayında,doğacak bebek,annenin bütün sistemlerini etkiler.Bu dönemde doğuma ait beklentiler ön plana çıkar.Doğum korkusu yaşayan kadınların kendini kontrol edememe,beden ve duygusal denetimle ilgili kaygılarının olduğu izlenmektedir.Bu dönemde,hamile kadının bilgilendirilmesi,açıklamalarla yönlendirilmesi yararlıdır.Ayrıca eşin desteği de önemlidir.Bu kaygıların yoğun yaşandığı durumlarda ise psikolojik destek mutlaka gereklidir.Eşin de katılımı ile yapılan gevşeme çalışmaları,doğum ve sonrası konusunda bilgilendirme,kişinin kendi denetiminisağlayabileceği duygusunu arttırırken,korku ve kaygıyı azaltır.Bununla birlikte daha önceden bulunan veya hamilelikte oluşan psikolojik bozukluklar,doğum komplikasyonlarını arttırmaktadır.Bu nedenle eğer böyle bir durum var ise,anne adayının psikolojik açıdan yakın takibi ve desteklenmesi zorunludur.Hamileliğin son dönemlerinde doğum ve bebeğin sağlığına ait kaygılarla oluşacak yaşam değişikliklere ve bunlara uyum ön plana çıkmaktadır.Hamileliğin kadın rolu dışında anne rolüne ait tüm duygusal,ruhsal yaşantıları etkilediği ve bu durumla ilgili çatışmaları ya da beklentileri tetiklediği görülmektedir.Anne adayının yaşadığı psikolojik kaygı ve beklentileri hamilelik dönemini etkilemektedir.Bazı kadında kaygıyı arttırangebelik süreci,bazı kadınlarda da önceki yaşamına ilişkin beklenti ve kaygılarında azalma da gösterebilir.Bazen de gebelik kadınlarda,kendine güven,kendini gerçekleştirme,seçkinlik duygusu da verebilir.Burada tabiki kişilik yapısı son derece önemlidir.Kişilikyapısı problemli ve yetersiz, ya da çocuksu yapıdaki kadınların bu dönemi daha zor geçirdikleri görülmektedir.



Duzenleyen mystical - 02-Ocak-2008 Saat 19:27
Mis kokulu melek kızım ARTIK 4 YAŞINDA

Dünya güzeli kızım koynumda 27 Eylül 08 / 07:35
Basa don
gizmo Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 13-Haziran-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 12065
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti gizmo Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 12:13
Kanla yapılan gebelik testleri

Gebelik oluştuktan yani sperm hücresi yumurtayı dölledikten sonra bu gebelik ürünü bhCG adı verilen bir hormon salgılamaya başlar. bhCG düzeyleri döllenmeden yaklaşık 1 hafta sonra kanda normalde olduğu seviyelerin üstüne çıkmaya başlar. Gebe olmayan bir kadında kandaki bhCG seviyesi 0-10 mIU/ml'dir. Seviyenin 10 dan yüksek olması gebelik lehinedir. Kan bhCG seviyesi belirli bir miktarın üstüne çıkınca idrarda da saptanabilir. İşte gebelik testlerinde aslında bu hormonun seviyeleri ölçülür. gebelik dışında bazı hormon salgılayan tümörler de bu hormonun kan seviyelerini yükseltebilir. Gebeliğin takibi esnasında bhCG artışları gebelik ürününün sağlığı hakkında bilgi verir. Yine ektopik gebeliğin tanısında son derece önemlidir. Mol gebeliklerde de gebelik sonlandırıldıktan sonra tam bir iyileşmenin elde edilip edilmediği seri halde yapılan bhCG ölçümleri ile sağlanır. Normal bir gebelikteki bhCG değişimleri tabloda gösterilmiştir.Burada iki ayrı otörün kabul ettiği normal değerler bir arada gösterilmiştir.


Son adet tarihinden itibaren geçen hafta sayısı HCG (mIU/ml)
(INCIID) HCG in mIU/ml
(Quest)
3 hafta 5 - 50 9 - 130
4 hafta 3 - 426 75 - 2,600
5 hafta 19 - 7,340 850 - 20,800
6 hafta 1,080 - 56,500 4,000 - 100,200
7 - 12 hafta 7,650 - 288,000 11,500 - 289,000
13 - 16 hafta 13,300 - 254,000 18,300 - 137,000
17 - 24 hafta 4,060 - 165,400 1,400 - 53,000
25 - 40 hafta 3,640 - 117,000 940 - 60,000



İdrarla yapılan gebelik testleri

Hamile olduğundan şüphelenen ve adet gecikmesi yaşayan pek çok kadın eczaneden kolayca temin ettiği gebelik testi ile hamile olup olmadığını öğrenmeye çalışır. Bu hem son derece ucuz, hem kolay hem de özel bir yöntemdir. Özeldir çünkü testi uygulayan kadından başka kimse sonucu bilemez. Pek çok kadın için bu önemli bir özelliktir. Kadın hamile olup olmadığını herkesten önce öğrenmek ve bu özel anı doyasıya yaşamak ister. Tam tersi şekilde istenmeyen bir gebelikten korkan kadın da hamile olup olmadığını başkalarının bilmesini istemeyebilir.

Her yıl tüm dünyada milyonlarca gebelik testi satılmaktadır. Evde yapılan gebelik testi anlamında "home pregnancy test" (HPT) olarak adlandırılan bu yararlı kitler her zaman doğru sonuç vermeyebilir. Hatalı pozitif ya da hatalı negatif sonuçlar kişide hem psikolojik hem de fiziksel travmaya neden olabilir. Bu nedenle gebelik testi kitlerini kullanırken çok dikkatli olmak gerekir.

HPT gebeliği nasıl saptar?

Bir gebelik oluştuğunda herhangi bir testin bu gebeliği saptayabilmesi için hCG adı verilen hormonun varlığı temel şarttır. hCG yalnızca gebelikte salgılanan bir hormondur ve salgılanabilmesi için döllenmiş yumurtanın blastokist aşamasına ulaşıp rahim içine yerleşmesi gerekir. Bu genelde yumurtlamayı takiben 6-10 gün içinde meydana gelen bir olaydır. Teorik olarak hCG döllenmeyi takip eden 9. gün civarında salgılanmaya başlar. Hormonun kanda yeterli düzeye ulaşıp idrarla da atılması için ek zamana gerek vardır. Çok erken dönemlerde hormon kanda yükselmeye başlamasına rağmen idrarl atılması gecikebilir. Normalde gebe olmayan bir kadında kandaki hCG düzeyi mililitrede 10 milienternasyonel üniteden (mIU) daha düşüktür

HPT'nin hassasiyeti ne demektir?

HPT'nin hassasiyeti idrarda saptayabildiği en düşük miktardaki hCG değeri anlamına gelir. Bugün piyasada satılan pek çok gebelik testinin hassasiyeti 20-50 mIU/mL arasındadır. Yani hCG değeri 20-50 mIU/mL'nin altındaysa test sonuç vermez. Oysa kan testi hCG değerini tam olarak yansıtır. Bu nedenle kan testi daha adet gecikmesi ortaya çıkmadan sonuç verebilir.

Testin duyarlılığı yani hassasiyeti ne kadar yüksekse yani ölçebildiği hCG düzeyi ne kadar düşükse gebeliği erken dönemde gösterme olasılığı da o kadar yüksektir.

HPT nasıl yapılır?

Her gebelik testinin kendine ait özellikleri olabilir. Bu nedenle eczaneden test aldığınızda kullanma talimatını mutlaka okuyunuz.

Test için en uygun örnek orta akım idrarıdır. Yani idrar yapmaya başlayıp biraz idrarı boşa akıttıktan sonra idrar örneği almanız daha uygundur. Testin özelliğine göre idrarınızı bir kaba alıp damlalık ile damlatmanız, idrar kabına batırmanız ya da direkt olarak idrarınızı yaparken testi akan idrara tutmanız uygulanabilecek yöntemlerdir.

HPT en erken ne zaman sonuç verir?


Gebelik testinde gebeliğin saptanabilmesi için embryonun rahim içine yerleşmiş olması gerekir. Bu nedenle test en erken yumurtlamadan sonraki 8-9. günde saptanabilir. Ancak yumurtlamanın geç olması, embryonun beklenenden daha geç yerleşmesi gibi nedenler ile bu dönemde yapılan idrar testi genelde negatif çıkar. Bu dönemde yapılan gebelik testinin negatif çıkması hatalı negatif anlamına gelmez ve hamile olmadığınızı göstermez. En akılcı ve ekonomik yaklaşım adet kanamasını beklemek eğer gecikme olursa test yapmaktır.

2001 Ekim ayında JAMA dergisinde yayınlanan geniş kapsamlı bir araştırmada adet gecikmesinin olduğu günde yapılan idrarda gebelik testinin duyarlılığının %90 olduğu saptanmıştır (JAMA. 2001;286-1759-1761). Geriye kalan %10 olguda daha henüz embryo rahime bile yerleşmemiştir. Yine aynı çalışmaya göre bu testlerin duyarlılığı en fazla adet gecikmesinden 1 hafta sonra olmakta ve %97'ye kadar çıkmaktadır.

Bu nedenle adet gecikmesinin takip eden 1-2 günde yapılan test negatif çıktığında mutlaka 1 hafta sonra test yeniden yapılmalıdır.

Testi yapmadan önce idrar ne süre ile tutulmalıdır?

Testi yaptığınız gün ne kadar geçse idrar tutmanız gereken süre o kadar azdır. Örneğin beklediğiniz adet kanaması 1 hafta geçmiş ise idrar tutmadan herhangi bir zamanda testi yapabilirsiniz. Öte yandan adet kanamasını beklediğiniz gündeyseniz ya da adet kanamanız 1-2 gün geciktiyse bu durumda 4 saat idrar yapmayıp daha sonra testi yapmalısınız.

Test nasıl yorumlanır?

Piyasada satılan değişik markalardaki idrar testleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle kullandığınız testin kullanma talimatını mutlaka dikkatlice okuyunuz.

Genelde idrar testlerinde 3 tane pencere bulunur. Bunlardan birine idrar örneği damlatılırken yan yana bulunan iki pencereye bakılarak test yorumlanır. Bu pencerelerden birisi testin doğru şekilde yapılıp yapılmadığınız gösterir (kontrol penceresi). Diğer pencere ise pozitif ya da negatif sonucu verir. Pozitif sonuç varlığında bu penceresinde ya bir çizgi ya da artı işareti çıkar. Sonuç penceresindeki çizginin renginin açık ya da koyu olması anlamını değiştirmez. Bu her durumda pozitif sonuç demektir. Bazı testlerde ise sonuç penceresinde artı ya da eksi işareti belirir. Artı pozitif sonucu yani gebeliği, eksi ise gebelik olmadığını gösterir.



Gebelik testinin sonucu okunurken testin kullanma kılavuzunda belirtilen zaman süresince beklenmelidir. Bazı durumlarda test negatif olmasına rağmen bir süre daha beklendiğinde hafif bir çizgi ortaya çıkabilir. Bu şüpheli sonucu belirtir. Ya hamile olmanıza rağmen hCG değeri testin saptayabileceği düzeylere ulaşmamıştır ya da hamile değilsinizdir ancak test reaksiyon vermektedir. Her iki durumda da testin 1-2 gün sonra tekrar edilmesi ya da kanda gebelik testi yapılması uygundur. İdeal olan testin kullanma kılavuzunda belirtilen zaman sonrasında sonucu yorumlamaktır.

Test neden hatalı sonuç verir?

Testin hatalı negatif sonuç vermesinin temel nedeni duyarlılığının kandaki düşük düzeydeki hCG değerlerini saptamaya yetmemesidir. Testin erken yapılması bunda en önemli faktördür. Testin bozuk ya da son kullanım tarihinin geçmiş olması da bir diğer etkendir.

Hatalı pozitif sonuçlar ise daha nadir görülür. Bu gibi durumlarda bazen idrardaki başka bir hormona (örneğin LH) çapraz reaksiyon gelişebilir. Bir başka neden de kimyasal gebeliklerdir. Çok erken dönemde test pozitif çıkmasına rağmen daha sonra klinik olarak gebelik fark edilemeden embryo canlılığını yitirir ve kan hCG değerleri düşmeye başlar.

İnfertilite tedavilerinde yumurta çatlatmak amacıyla yapılan hCG enjeksiyonları sonrasında da hatalı pozitif sonuçlar görülebilir. Bu nedenle test son hCG enjeksiyonundan 10-14 gün sonra yapılmalıdır.

Testin hatalı pozitif sonuç vermesi oldukça nadirdir. Bu nedenle pozitif sonuç varlığında ek incelemeye gerek duyulmazken negatif olması mutlaka gebe olunmadığı anlamına gelmez

Kullanılan ilaçlar ya da enfeksiyonlar hatalı sonuçlara neden olabilir mi?

İçinde hCG içermeyen ilaçlar hatalı sonuca neden olmaz. Kısırlık tedavisinde kullanılan yumurtlama uyarıcı ilaçlar da dahil olmak üzere hiç bir antibiyotik, ağrı kesici, doğum kontrol hapı testin hatalı sonuç vermesine neden olmaz ya da gebelik varlığında testin pozitifleşme sürecini geciktirmez. Benzer şekilde tütün ürünleri ve alkol de HPT'lerin doğru sonuç vermesini engellemez.

Uyarılar
Her türlü adet gecikmesi mutlaka değerlendirilmesi gereken önemli bir sağlık sorunudur. Testin negatif çıkması durumunda eğer adet kanamanız hala daha başlamadıysa mutlaka jinekoloğunuzla görüşmelisiniz.

Testin pozitif olması normal bir gebelik olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle gebeliğin varlığını teyit etmek ve dış gebelik başta olmak üzere bazı erken gebelik komplikasyonlarına yenik düşmemek için kontrol şarttır. Öte yandan adet gecikmesi olan bir kadında testin negatif sonuç vermesi gebeliğin ilerlemesine neden olacaktır. Bu sırada gebelikte kullanılmaması gereken maddeleri kullanmanız ya da gebelik için uygun olmayan davranışlarda bulunmanız bebeğinize zarar verebilir. Bunun istenmeyen bir gebelik olması durumunda ise sonlandırılması için yasal sınır aşılabilir.

Her adet gecikmesi durumunda test pozitif ya da negatif olsun mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz.


    


Duzenleyen mystical - 09-Ekim-2007 Saat 04:14
Mis kokulu melek kızım ARTIK 4 YAŞINDA

Dünya güzeli kızım koynumda 27 Eylül 08 / 07:35
Basa don
bebegimm Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 18-Temmuz-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4914
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Ekim-2007 Saat 15:59
GEBELİK VE BİLGİSAYAR KULLANIMI 

1970'lerin 2. yarısından itibaren video display terminal adı verilen monitörler yaygın olarak kullanılmaya başlandı. İnternet ve bilgisayarların kullanımındaki son 5 yıldaki inanılması güç artış bu teknolojik cihazları neredeyse yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline soktu. Şu anda sedece A.B.D'de 50 milyon bilgisayar kullanıcısı olduğu, ve bunların en az yarısının üreme çağındaki kadınlardan oluştuğu tahmin ediliyor. Gelecekte hemen herşeyin bilgisayar yardımı ile yapılacağı düşünülürse konunun önemi daha belirginleşiyor.
   
1980'lerin başlarında yapılan çalışmalarda VDT'lerin ölçülebilir miktarlarda X-ışını yaymadığı tespit edildi. VDTler X-ışını üretse bile bu ışının doğumsal defek yaratacak kadar yüksek olmadığı, ve ışının terminal tarafından absorbe edildiği fark edildi.

Daha sonraları gebelikleri esnasında VDT kullanan kadınlarda düşük ve doğum defekleri bildirilmesi üzerine, bu terminallerin bazı eski televizyon cihazları gibi zararlı olabilecek ışınlar yaydığı iddiaları ortalığı karıştırdı.

Günümüzde bu tartışma hala daha devam etmektedir. Geçen yıllar içerisinde teknoloji ve bilgilerdeki değişiklikler radyasyonun yanısıra elektromanyetik alan (EMA) kavramını literatüre kazandırmıştır. Elektrik kabloları ve elektrikli cihazlar EMA yaratırlar. Radyasyondan farklı olarak EMA hücrelerde ölüme yol açmaz, genlere hasar vermez ve uzunca bir süredir güvenli olarak kabul edilirler.

Nielsen ve arkadaşları 6000'den fazla kadın üzerinde yaptıkları araştırmada bilgisayar kullanımı ile düşük doğum ağırlığı, erken doğum, ölüdoğum ve yenidoğan döneminde ölüm arasında herhangi bir ilişki olmadığını ortaya koymuşlardır Yazarlar ayrıca bilgisayar kullanımı ile infertilite arasında da bir ilişki olmadığı sonucuna varmışlardır .Grajewski ise telefon santrali operatörlerini incelemiş ve yine benzer bulgular elde etmiştir. Ayrıca bu çalışmada bilgisayar karşısında geçirilen süre ile de riskde artış olmadığı ortay konmuştur. Bütün mesaisini bilgisayar ekranı karşısında geçiren kadınlarda bile olumsuz bir etki saptayamamışlardır . Brandt ve arkadaşları ise Danimarkada konjenital anomalili bebek dünyaya getiren anneleri incelediklerinde monitör kullanımının konjenital anomali riskini arttırmadığı sonucuna varmışlardır .Huuskonen ve arkadaşları ise gebe fareleri VDT'lerin yaydığı miktarda elektromanyetik alana maruz bırakarak yaptıkları çalışmalarında konjenital anomali oranlarında hiçbir artış olmadığını tespit etmişlerdir .

Bilgisayar ve düşük
1991 yılında A.B.D. Ulusal Meslek Güvenliği ve Sağlığı Enstitüsü tarafından yapılan oldukça geniş kapsamlı bir çalışma tüm gün boyunca VDT ile çalışan kadınların, VDT ile temas etmeyen kadınlara göre düşük risklerinin daha yüksek olmadığını ortaya koymuştur. Bu konuda yapılan diğer çalışmaların çoğuda benzer sonuçlar vermiştir.

Yine bu çalışma VDT kullanıcıların evlerdekinden daha fazla elektromanyetik enerjiye maruz kalmadıkları sonucunu çıkarmıştır. Şu an elimizde olan veriler gebelikte bilgisayar monitörü kullanımının düşük riskini arttırmadığı ve güvenli olduğu yönündedir.

VDT'e bağlı risk artışı olmamasına rağmen, bilgisayar kullanıcılarının çoğunda ense, bilek, el ve omuz ağrıları mevcuttur. Yine bu kişilerde gözlerde problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu durum çoğu kişide stres yaratmaktadır ve stres gebelik üzerinde olumsuz etkiye sahiptir.

Önlemler
VDT'lerin olumsuz etkileri saptanmamış olmakla birlikte, konunun spekülatif olması önlem almayı uygun kılmaktadır. Bilgisayar kullanan gebe kadınların hem x-ışınlarından hem de EMA'dan korunmak için ekrandan en az bir kol boyu uzaklıkta çalışmaları önerilmektedir. Bu mesafe yaklaşık 50 santimetre kadardır ve EMF ile radyasyonun gücü 50 santimden sonra kaybolmaktadır.

Bilgisayar ile çalışmaya bağlı psikolojik ve fizyolojik stres uygun şekilde ayarlanan çalışma saatleri ve molalar ile azaltılabilir. Yine çalışma ortamı ve masasının dizaynı stres azaltmakta etkilidir. Rahat koltuklar ve masalar, belden destekleyici yastıklar yararlı olur.

Uzun süre mola vermeden çalışmak kaslarda gerginlik, tendonlarda ve bağlarda inflamasyon ve dolaşımda bozukluğa yol açar. Bütün bunlar gebe kadında huzursuzluk yaratır. Uygun zamanlarda mola vermek şarttır. Bunun için 2 saatte bir 15 dakika ara vermek yeterlidir. Ayağa kalkıp biraz dolaşmak ve gerinmek çoğu gebeye iyi gelir. Bu amaçla yapılan baş ve boyun hareketleri ile omuzlar ve ayakları çevirmek dolaşımı destekler.Sonuç olarak bütün bu bilimsel verilerin ışığında, meslekleri gereği bilgisayar kullanmak zorunda olan kadınların yukarıdaki önlemleri almak kaydı ile gebelikleri süresince güvenle monitör karşısında çalışabileceklerini ve bununla ilgili endişe duymalarının gereksiz olduğunu söyleyebiliriz.



Duzenleyen mystical - 08-Aralik-2007 Saat 10:04
Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 09-Ekim-2007 Saat 19:01
Anne Sütünü Arttırmak için bazi oneriler:

Süt için huzur, uyku ve su
Yanlış inanışlar hayatımızın her döneminde olduğu gibi annelikte de yaygın. Birçok anne, sütü artsın diye gereksiz yere tatlı ve komposto yiyerek kilo alıyor. Emzirme, anne sütü ve bebek bakımı konusunda sorularımızı yanıtlayan Dr. Kadir Tuğcu ise "Annenin sütü su içerek, uyuyarak ve yüksek moralle artıyor" diyor.

Annenin sütü olması için ne yapması gerekir?
İnsan memesi inek memesi yapısında değildir, bu nedenle uzun süreli süt biriktirmez. Çocuk emmeye başladığı anda süt yapılır. Nasıl gözyaşı ağladığımız zaman akıyorsa, yani bir yerde toplanmıyorsa süt de böyledir. Süt hücrelerinden anında süt yapılır ve bebek emdikçe de gelir. Süt olayı tamamen psikolojiktir.
Kadının yerli yersiz üzüntülerle dolmamış olması gerekir. Niyet de önemli. Annenin bebeğini emzirmek istemesi önem taşır.

Birçok anne lohusalık döneminde komposto, bol şekerli meyve suları içerek veya tatlıyla süt miktarını artırmaya çalışıyor.

Bu mümkün mü? Süt yapan yiyecek var mı?
Süt yapıcı gıda diye bir şey olmaz. Süt yapıcı diye annelere zorla içirdikleri veya yedirdikleri şeylere dikkat ederseniz, hepsi susama isteği uyandıran maddelerdir. Anne bunları yiyince bol bol su içme arzusu hisseder. Bol bol su içince de süt miktarı artar.

Yani keramet helva, tatlı, soğan, pekmez veya kompostoda değil bunları yedikten sonra hararetten dolayı içtiği sudadır.

Küçük göğüs ve süt
'Küçük göğüslü kadının sütü olmaz' deniyor, doğru mu?
Bu da yalandır. Göğüsün büyüklüğü, memenin ucu veya şekliyle sütün akışı ve gelişi değişmez. Memesi küçük kadından gürül gürül süt gelebilir.

Sütün kalitesi yemeğe göre değişir mi? Et, karides, meyve, sebze yiyenle ekmek ve çorbayla beslenen anne arasında süt farkı olur mu?
Sütün kalitesi hiçbir zaman değişmez. İyi beslenen anne ile kötü beslenen anne arasında süt kalitesi açısından fark olmaz. Ancak iyi beslenen anne kendisine fayda sağlar, kötü beslenen annenin zararı kendisinedir. Çünkü süt yapmak için belli miktarda mineral vücuttan alınır. Bu minarellerin vücutta az ya da çok olması, kalan miktarın anneye yetip yetmediği meselesine bakılmadan vücut aynı miktar minerali anneden süt için alır. Yani zarar anneye olur.

Ancak sütün kalitesi aylara göre değişir. İlk aylarda gelen süt farklıdır, bir ay sonra, iki ay sonra, altı ay sonra gelen süt farklıdır. İşte bu nedenle mamaların da bir ay, iki ay, üç ay ve sonrası için farklı tipleri yapılmıştır.

Mesela prematüre doğum yapmış bir kadının sütü ancak prematüre bebeğe iyi gelir. Onların sütü normal doğum yapmış bir annenin sütünden çok farklıdır. Yoksa annenin yediği içtiği ile hiçbir ilgisi yoktur. Fakir kadının da zengin kadının da sütü aynıdır.

Gazın ilacı hareket
Annelerin diğer bir korkulu rüyası da gaz yapıcı gıdalar. Annenin yediği şeylerden gaz bebeğe geçer mi?
Gaz yapıcı gıdalar annenin bağırsağında gaz yapar. Hiçbir zaman annenin bağırsağında oluşan gaz, kana karışıp, kanla memeye gidip, memeden de çocuğa geçmez. Bu tamamıyla bir uydurmadır ve hurafedir.

Peki gaz neden olur?
Gaz, çocuğun sütü emerken yuttuğu havadır. Gazın az olması için memenin siyah kısmının olduğu gibi bebeğin ağzına girmesi gerekir. Biz yetişkinler de yemek yerken hava yutarız, ama biz hareket ettiğimiz için gazımızı rahat çıkarırız. Bebekler gazlarını hareket edemedikleri için çıkaramazlar.

Gaz çocuğun doğduğu gün değil, yaklaşık 20'inci günde başlar ve dördüncü, beşinci ayına kadar yani dönme hareketleri başladığı zaman da biter.

Eğer çocuğu çok kucağa alırsanız, hareket ettirirseniz çocukta gaz olmayacaktır. Ameliyat sonrası hastayı yataktan kaldırıp yürütmelerinin nedeni de işte budur. Hasta vücut hareket kazanınca gazı çıkar. Çünkü kişi kalıp gibi yatarsa gaz olacaktır.

Aynı şey çocukta da yaşanır. Gaz hadisesi kalıp gibi yatmaktan oluşur. Eski insanlar bunu salıncak ve beşikle çözümlemişler. Yani çocuğa hereket kazandırmışlar. Çocuğu kucağa alacaksınız, yürüyeceksiniz veya masaj yapacaksınız ki gazı çıksın.
Bir de halk arasında sıkça söylenen; 'Emziren kadın ayağını üşütürse sütü de üşür, gaz olur' sözü vardır...

Böyle bir şey yoktur. Bunlar tamamen hurafedir.

Peki gazı iyi çıkmayan çocuk ne yapar?
Gazı çıkmayan çocuk annesine üç tane haberci gönderir. Çok hıçkırık tutar, emerken karnından gurul gurul sesler gelir ve aşağıdan çok gaz çıkarır. Rahatsız olan bebek, ağlayarak annesinden intikamını alır.

Gazı önleyen ilaçlar var mı?
Midede bağırsakta oluşmuş havayı yok edecek bir ilaç yeryüzünde henüz bulunmamıştır. Bu iş için rezene ve benzeri pek çok otlar kullanılır. Bunların en büyük özelliği potasyum elementinden zengin olmalarıdır. Potasyum da bağırsak hareketlerini artırır. Bağırsak hareketleri artınca da çocuğun gazını alttan çıkarması kolay olur. Ama oraya gelene kadar gaz yine ağrısını ve sancısını çocuğa yapmış olur.

Nasıl gaz çıkarılır?
Çocuğun gazını çıkarmak için poposunun hemen üzerine belinin altına elle masaj yapmak ve rutin hareketlerle vurmak gerekir. Çocuğun canının acımaması için elin iç kısmının kullanılmaması, ele yay şekli verilerek içeride hava biriktirip yastık görevi yapılması önemlidir.

Bebek doydu mu?
Doyduğunu nasıl anlarsınız, ağlama açlık işareti mi?
Doyan çocuk, su içmesini sevmez, su verdiğiniz zaman iğrenir gibi yapacaktır ve içmeyecektir.

İkincisi idrar sayısı günde dörtten fazla olacaktır. Üçüncüsü ise kakasının sarı hardal rengi ve cıvık olmasıdır. Bunlar varsa çocuk iyi besleniyor demektir.
Az yiyen çocuk kestane kestane, top top sert kakalar yapacaktır. Lüzumundan fazla yedirilirse de yeşil renkte kaka yapacaktır. Eskilerin dediği gibi yeşil kaka yapan çocuk, ayaklarını üşütmüş anlamına gelmez.

İshal harici yeşil kaka yapan çocuk 'çok yemek yiyor' anlamına gelir. Bu durumda ishal sancısı gibi bir hazımsızlık sancısı oluşacak ve bebek ağlayacaktır. Bu durumu çözmek çok daha zordur. Çünkü gaz çıkarmak iyi gelmeyecektir.

Emzirmenin süresi var mı?
Yeni doğan bir bebek genellikle bir memedeki sütün yarısını üç dakikada, diğer yarısını da yorulduğu için beş dakikada içer. Yani sekiz dakikada bir memedeki sütü bitirir. Diğer yarısına da 10 dakika dersek arada bir gaz çıkardıktan sonra ikinci memeye geçersek bu çocuk için yeterli.

Fakat zamanla anneler bir öğün bir göğüsten diğer öğün diğer göğüsten meme verebilir.

Ama bu herkes için geçerli değildir. Anne ile bebeği arasında farklı zamanlamalar oluşabilir.

Kucağa alınan çocuk hep kucak ister mi?
Bu da eskilerden gelen bir hurafedir. Bebek kucağa tabii ki alınacaktır. Özellikle de ilk aylarda hem gaz sorunu hem bebeğin duygusal gelişimi açısından bebeğin buna ihtiyacı vardır.

Kucağa almanın alışkanlık yaratıcı hikâyesinin kökeni Osmanlılara kadar uzanır. Gelinle kaynana o dönemlerde aynı evi paylaşırdı. Gelin sürekli çocuğu kucağına alıp dolaşınca da işler kaynanaya kalırdı. İşte bu nedenle de, gelin çocuğu kucağına alıp işleri aksatmasın işler de kaynanaya kalmasın diye kaynanalar bu yalanı uydurdu! Bir de 'Çocuk sonra kucağa alışır' sözü eklenip olay süslenince bu yanlış kanı yıllar boyunca sürüp gitti.



Duzenleyen mystical - 08-Aralik-2007 Saat 10:11
Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Ekim-2007 Saat 17:35
Anne adayları değişen hormonların da etkisiyle, hamilelik döneminde oldukça hassaslaşıyor. Hem hormonların etkisine hem de ailenin genişleyeceği fikrine alışmaya çalışırken, küçük de olsa hamileliğiyle ilgili birçok ayrıntıyı sorun yapabiliyor ya da ciddi bir problemi anlayamıyor. Bu da çoğu zaman doğruyu bilmemekten veya yanlış bilgilenmekten kaynaklanıyor. İşte sorular ve cevapları;

Hamileliğim sırasında güneşlenebilir miyim?

Çok kısa süreli ve koruyucu kremler kullanarak güneşlenebilirsiniz. Ancak, güneş ışınlarının derideki lekelenmeleri arttırdığı unutulmamalı.

Hamilelikte sakıncalı sporlar var mı?

Dengenin önemli olduğu jimnastik, dağcılık ve benzeri sporlardan kaçınmalısınız. Rahminizin büyümesine bağlı olarak vücudunuzun ağırlık merkezi değişir ve dengenizi kaybedebilirsiniz. Çarpışma riski olan her tür spordan kaçının.

Tükürüğümün arttığını hissediyorum. Bu normal mi?

Fitalizm olarak adlandırılan bu durum artmış tükürük salgısından, azalmış mide hareketlerinden ve mide bulantısına bağlı görülen yutma güçlüğünden kaynaklanabilir. Gebeliğin ilk döneminde daha sık görülür ve gebelik ilerledikçe azalır.

Doktor kontrolüne daha sık gitmeye ne zaman başlamalıyım?

28. haftadan sonra doktor kontrolleri sıklaşır. Her 2-3 haftada bir kontrole gitmek gerekir. 36. haftadan itibaren de her hafta gitmek gerekir.

Bazen kasıklarımda çok şiddetli ağrılar hissediyorum, neden?

Dış gebelik ihtimali olmadığı zaman bu ağrıların round ligament adı verilen bağın gerilemesinden kaynaklandığı düşünülür. Ağrı genellikle sol tarafta daha çoktur, çünkü rahim sağa doğru hareket ederek soldaki ligamentin gerilemesine neden olur. Ağrı dinlenince azalır. Hamilelikte görülen ağrıların nedeni mutlaka hekim tarafından araştırılmalıdır. Apandist, yumurtalıkların dönmesi ve plasentanın ayrılması da ağrıya yol açar.

Hamilelik sırasında aşı yaptırabilir miyim?

Özellikle hamileliğin ilk üç ayında tüm aşılardan kaçınmak gerekir. Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak gibi canlı virüs aşılarından, hamile kalmadan üç ay öncesinden itibaren ve hamilelik döneminde kaçınılmalıdır. Ölü bakteri aşıları salgınlarda ve gerekli olduğu zaman yapılabilir. Kuduz riski veya hepatit riski olan durumlarda gebeler aşılanmalıdır.

Ara sıra çarpıntı ve nefes darlığı hissediyorum, normal mi?

Büyüyen rahim derin nefes almayı güçleştirir. Kalp atım hızı da gebelik döneminde artar. Kahve içilmesi, pozisyon değişikliği ve yorgunluk çarpıntıya neden olabilir. Bu şikayetler genelde dinlenince kısa sürede geçer.

Bacaklarımda oluşan mor çizgilerin anlamı nedir?

Örümcek görünümündeki mor lekeler varistir. Varislerin sebebi artmış östrojen düzeyleri ve artmış damar içi basınçtır. Hamilelerin birçoğunda görülür. Bazı hamilelerde ayak ve bacaklardaki damarlarda şişlik ve ağrı oluşabilir.

Hamileliğim sırasında tırnaklarıma oje sürebilir miyim?

Ojelerde sabitleştirici olarak formaldehid denilen kimyasal kullanılır, bu maddenin tırnaklarda emilimi fazla olmaz, fakat ojenin iyi havalanan bir odada sürülmesi önerilir.

Ara sıra burnum kanıyor, dişlerimi fırçalarken de sıklıkla diş etlerim kanıyor. Ne yapmalıyım?

Damarlanmadaki artış ve artan kan miktarına bağlı olarak bu belirtiler görülebilir. Kanama bozukluğu olmayan hastalarda bu belirtiler önemli değildir.

Geceleri çok sık rüya ve kabuslar görüyorum. Bunlar normal mi?

Hamilelikte artan hormon düzeylerine ve bebekle ilgili kaygılara bağlı olarak kabusların görülmesi normaldir.

Ellerimde şişlik ve karıncalanma oluyor, normal mi?

Ellerdeki ödeme (su toplaması) bağlı olarak karıncalanma hissedilir. Ellerin yukarı kaldırılması ve suya sokulması ile bu yakınmalar azalabilir.

Doktorum bebeğimin hareketlerini saymamı istedi. Bebeğimin hareketlerini her saat saymalı mıyım?

Her bebeğin kendine göre bir günlük ritmi vardır. Günün belli saatlerinde bebek daha aktif olabilir. Hamileler bebeklerinin daha çok hareket ettiği zamanları bilir. Bu saatlerde bebeğin hareketlerine dikkat edilerek her zamankinden farklı bir durum varsa doktora haber verilmesi gerekir.

Hangi tarafıma yatarak uyuduğum önemli mi?

Hamilelik döneminde sol tarafın üzerine yatılması önerilir. Birçok kadın sabah uyandığında sırtüstü yatar durumda olduğunu ve bunun bebeğe zararlı olup olmadığını merak eder. Yatarken arkanızı bir yastıkla desteklemeniz, sırtüstü pozisyona gelmenizi engeller. Bazı kadınlar sırtüstü pozisyonda yattıklarında karındaki damarların sıkışmasına bağlı olarak ani kan basıncı düşmesi ile kendilerini bayılacakmış gibi hissederler, tekrar yana yatıldığında bu yakınmalar geçer.

İlk hamileliğim sırasında tansiyonum yükselmişti, bu durum ikincisinde de tekrarlar mı?

Hamilelikte tansiyon yükselmesinin çeşitli nedenleri vardır. Gebelik zehirlenmesi denilen durumda tansiyon yüksekliğinin yanında; özellikle ellerde, bacaklarda ve yüzde ödem (şişlik) de vardır. İdrarda protein tespit edilebilir. Bu durum doğum sonrasında düzelir. İlk gebeliğiniz sırasında gebelik zehirlenmesi geliştiyse sonraki gebeliklerde gelişme riski yüzde 10-15’dir.
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Ekim-2007 Saat 23:26
              DOĞUM AĞRISI NEDİR ?

 Doğum eylemi sırasında uterus (rahim) kasıldığında, ağrı duyusu uterustan sinirler aracılığıyla omuriliğe, oradan da beyine ulaşarak rahatsızlık hissi oluşturur. Ağrının şiddeti her annede farklı olabilmektedir.

Ağrının şiddeti; bebeğin iriliği, bebeğin pozisyonu, pelvis genişliği, kasılmaların gücü, geçmiş deneyimlere ve hatta ön yargılı şartlanmalara bağlı olduğu düşünülmektedir.

Bu yüzden hastanın ne kadar ağrı duyacağını doğumu yaşamadan önce tahmin etmek güçtür. Bazen dayanılabilecek, kontrol altına alınabilecek düzeyde ağrı duyulurken, bazen de çeşitli olup, ağrı kesme yöntemlerine ihtiyaç duyulur.

Nefes alma, rahatlama teknikleri, ılık duş, masaj, destekleyici hemşire bakımı, pozisyon değişiklikleri (ayakta durmak, oturmak, yürümek, sallanmak), doğum topu kullanmak gibi doğum ağrısına yardımcı olan pek çok tıbbi olmayan yöntemler bulunmaktadır. Ancak bazı kadınlar için bu yöntemler yeterli olmayabilir.



Duzenleyen ROSEE - 10-Ekim-2007 Saat 23:27
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Ekim-2007 Saat 23:32
Egzersizin oluşturacağı faydalar şu şekilde özetlenebilir: Kan dolaşımını ve iştahı düzenler, yiyeceklerin iyi sindirilmesini, zararlı maddelerin atılmasını, bağırsakların daha iyi çalışmasını sağlar, daha dinlendirici bir uyku oluşturur ve zihnen rahatlama sağlar.

Bir gebenin yapabileceği en kolay ve en yararlı egzersiz yürüyüştür. Rahat giysiler giyerek, günde 30 dakikanızı yürüyüşe ayırınız (yaklaşık 3-3.5 km).Bu kadarına zaman ayıramıyorsanız bile, en azından günaşırı 20 dakika yürüyünüz. Eğer ev işleri veya başka nedenlerle çok yorgunsanız, o gün yürüyüş yapmayabilirsiniz. Yürüyüş için günün sıcak saatlerini tercih etmeyin ve yorulursanız kısa molalarla dinlenin.

Yaz aylarında imkanınız elveriyorsa, yüzme en güzel egzersizdir. Ama kramplara karşı hazırlıklı olun, derin yerlerde yüzmeyin ve daima yanınızda biri olsun.

Ayrıca evde yapabileceğiniz bazı pozisyon ve hafif aerobik egzersizleri de vardır. Bu egzersizler kan dolaşımınızı artırır, bel ve sırt ağrılarınızı hafifletir ve vücudunuzu doğuma hazırlar. Eklemlerinizin ve bacaklarınızın elastikiyetini artırarak ve bazı kasları güçlendirerek, doğumunuzun kolaylaşmasına, doğum ağrılarına dayanıklılığınızın ve doğum olayına konsantrasyonunuzun artmasını sağlar. Bu hareketlere gebeliğin 28-32. haftasından itibaren başlamak en idealidir. Gebeliğinizin artık sonuna yaklaşmışsanız da henüz geç kalmış sayılmazsınız, başlayabilirsiniz.

Egzersizleri yaparken bazı hususlara dikkat etmeniz faydalı olur: Kendinizi zorlamayın ve aşırı yorulmayın. Herhangi bir ağrı veya zorlanma hissettiğinizde derhal hareketi bırakın. Egzersiz esnasında rahat giysiler giyin ve öncesinde mesanenizi boşaltın. İlk başlarda 5-10 dakika yeterli olup, sonra bu süreyi 15-20 dakikaya çıkarabilirsiniz. Ayrıca bu egzersizleri gün içinde fırsat buldukça yapabilirsiniz, hepsini aynı anda yapmanız şart değildir. Yani bunu bir yaşam şekline dönüştürmeniz mümkündür. Örneğin, tv izlerken, hatta otobüs-dolmuş beklerken kegel egzersizlerini yapabilirsiniz. Sandalyeye otururken kendinizi bırakmak yerine, bacak kaslarınızı kullanarak, kalçanızı kontrollü bir şekilde bırakmanız ve kalkarken de önce kalçanızı öne kaydırıp, bacak kaslarınızı kullanarak kalkmanız iyi birer egzersiz olacaktır.

Gevşeme Egzersizi: Düz bir zemin üzerine uzanıp, kollarınızı ve bacaklarınızı yana açın. Nefesinizi içinizde tutup, kollarınızı ve bacaklarınızı çekiliyormuş gibi 8-10 sn süreyle ileri doğru itin (gerinme hareketi). Sonra yavaş yavaş nefes verirken, tüm konsantrasyonunuzla gevşeyin. Tüm uzuvlarınızı adeta cansızmış gibi hissedene kadar gevşeyin. Bu egzersizi kendinizi gergin ve sinirli hissettiğiniz zamanlarda da yapabilirsiniz.

Kegel Egzersizi: Bazen tuvaletiniz gelir ve tutmak zorunda olduğunuz durumlar vardır. İşte, o esnada yaptığınız kasma hareketleri bu egzersizin esasını teşkil eder. Bu egzersizi her pozisyonda yapabilirsiniz (ayakta dururken, otururken). Sanki idrarınızı ve büyük tuvaletinizi tutar gibi makat, vajina ve idrar borusu civarındaki kaslarınızı sıkıp, 5-10 sn sonra gevşeyin.

SOLUNUM EGZERSİZLERİ

Solunum egzersizleri size doğum esnasında yapmanız gereken solunum hareketlerini öğretmeyi amaçlar. Bu sayede, doğum ağrıları esnasında panikleyip, kontrolsuz hareketler yapmak ya da bağırmak yerine, bilinçli olarak nasıl davranacağınızı bilebilirsiniz. Normal doğum yerine sezeryanla doğum yapacaksanız bu bölümü geçebilirsiniz.Solunum hareketlerini uygun bir şekilde yapmanızın birkaç önemli faydası olacaktır:

• Doğum ağrılarını çok daha az hissedersiniz.

• Bebeğinize daha çok oksijen gitmesini sağlar, dolayısıyla doğum sancıları esnasında sıkıntıya girmesini önlemiş olursunuz.

• Doğum korkunuz büyük ölçüde ortadan kalkar.

• Bilinçsizce yapılan solunum hareketleri vücudun oksijen-karbondioksit dengesini bozacağı için baş dönmesi, ellerde kasılma ve gözde yıldız uçuşmalarına neden olur.

• Doktor-hasta ilişkisinde iyi bir ekip çalışması ortaya çıkar.

Solunum egzersizlerine geçmeden önce, doğum olayı hakkında kısaca bilgi vermek yerinde olacaktır.

Doğum esnasında rahim ağzında açıklık oluşturan ve bebeğinizi doğum kanalına doğru iten güç, rahim kasılmalarıdır. Rahim kasılmaları doğumun ilk başladığı aşamalarda 5 dakika arayla gelir ve 30-40 sn sürer. Bu esnada kasılmalarla birlikte bir miktar ağrı hissederseniz de bunlar fazla şiddetli değildir.

Doğumun ilerleyen saatlerinde ağrılar sıklaşır ve 10 dakika içinde en az 3 kasılma hissedersiniz ve bu kasılmalar yaklaşık 45-90 sn sürer. Bu uzun kasılmaların başında ağrılar hafif başlar, gittikçe şiddetlenir ve daha sonra azalarak kaybolur. Birkaç dakika sonra aynı olay tekrarlar. Yani kasılmalar, dalgalar halinde gelir.

Rahim ağzı açıklığı 10 cm'ye ulaştığında, bebeğin başı kalın bağırsağa baskı yaptığı için ıkınma ihtiyacı hissedersiniz. Bu aşamadan sonra ıkınmanız gerekir. Bazen henüz tam açıklık olmadan da bu ıkıntı hissi duyulabilir. Böyle zamanlarda ıkınmak fayda yerine zarar getireceği için, ıkınmayı önleyici solunum haraketlerini yapmanız gerekir.

Solunum egzersizlerine gebeliğin son trimestrde başlanmalıdır. Yapacağınız solunum egzersizleri, doğum sırasında uygulamanız gereken hareketlerin provası olacaktır. Bu egzersizler esnasında eşinizden yardım isteyebilirsiniz. Egzersizleri yaparken, gözleriniz açık ve sabit bir noktaya bakar şekilde yapılmalıdır, bu gerçeği yansıtır. Şimdi, bu evrelere göre solunum egzersizlerini nasıl yapacağınızı birlikte görelim.

Erken Aşama: Bu dönemde kasılmalar seyrek olup, hafif şiddetlidir. Bu evrede solunum hareketleri çok gerekli olmamakla birlikte, ileri evrelere hazırlık ve konsantrasyon amacını taşır.

Bir sandalye üzerine oturun veya yumuşak bir zemin üzerine uzanın. Egzersizler sırasında eşiniz size eşlik ediyorsa, eşinizin “Ağrı başlıyor” komutu ile derin bir nefes alın ve daha sonra nefesin tümünü dışarı verin. Buna nefes temizleme hareketi denir. Daha sonra göğüs hareketi ile burundan yavaşça nefes alıp, ağızdan verin. Bu hareketi dakikada 6-9 defa olacak bir ritmde yapmalısınız (herbir solunum hareketi için 7-10 sn). Bu ritmi kavradıktan sonra, solunum hareketlerinizle parelel bir şekilde avuç içi ile karın alt kısımlarına masaj yapınız. Nefes alırken ellerinizi karnınızın üst kısımlarına kaydırırken, nefes verme esnasında kasıklarınıza doğru masaj yapınız. “Ağrı bitti” komutu ile içinizdeki nefesi verip, normal nefese geçiniz. Ağrının başlaması ve bitmesi arasında geçen süre 30-40 sn olacaktır.

Kuvvetli Sancı Dönemi: Bu evrede ağrılar hem daha sık hem de daha şiddetlidir.

Eşinizin “Ağrı başlıyor” komutu ile nefes temizleme hareketini yapın ve yukarıda bahsedilen şekilde, derin ve yavaş ritmli solunum hareketleri yapın. Bu ağrının başlangıcını ifade eder. Ağrının şiddeti artınca bu ritm yetersiz kalacaktır. Eşinizin “Ağrı şiddetlendi” komutu ile hızlı solunuma (Köpek soluması) geçeceksiniz. Bu solunumda yüzeyel ve sık sık nefes alıp veriyorsunuz, nefes daha ziyade boğaz seviyesinde olmalı ve göğsünüz çok az hareket etmelidir. 20-30 sn sonra eşinizin “Ağrı hafifledi” komutu ile tekrar yavaş ritmli solunuma, “Ağrı bitti” komutu ile normal solunuma geçin. Hareketi kavrayıncaya dek köpek solumasını ayrı çalışabilirsiniz, daha sonra buna karın masajını ekleyin.

Doğum Eyleminin Sonuna Doğru: Bebeğin başının kalın bağırsak üzerine yaptığı baskı ıkınma hissi uyandırır. Ancak rahim ağzı tam açıklığa ulaşmamışsa, ıkınmamanız gerekir.

“Ağrı başlıyor” komutu ile nefes temizleme hareketini yapın. Şimdi sık ve yüzeyel solumalara (köpek soluması) başlayın ve her 4-6 yüzeyel solunumu takibeniçinizdeki havayı, kuvvetle dışarı boşaltın. Aynı hareketleri yineleyin. “Ağrı bitti” komutu ile normal solunuma geçin.

Aynı hareketi doğumun en sonunda, bebeğinizin başı çıkarken de yapmanız gerekecektir. Bebeğinizin başının doğumu esnasında, genital bölgede yırtık olmaması için, sizden ıkınmamanız istenecektir. İşte bu esnada yine bu solunumu yapmanız faydalı olur.

Ikınma Aşaması: Rahim ağzı tamamen açıldıktan sonra, bebeğinizin doğabilmesi için sizin ıkınma gücünüz gereklidir. Doğumun bu aşaması sizin göstereceğiniz performansla yakından alakalıdır. İyi ıkınma ile rahim ağzı tam açıldıktan sonra 15-30 dakika içinde doğumunuz olabilirken, yetersiz ve yanlış ıkınma bu evrenin 2 saate kadar uzamasına neden olur. Gerçek ıkınma işlemini ancak doğum sırasında yapacaksınız. Gebelik döneminde ise şu solunum hareketini yapınız:

Ayaklar yere basmak şartı ile bir sandalyeye rahatça oturun. Normal hızda solurken, nefes verme işlemi sonunda, akciğerlerinizde yine de kalan havayı zorla dışarı atın. Bu pozisyonda birkaç saniye kalın, bu esnada karın kaslarınızın kasıldığını hissedersiniz. Daha sonra nefes temizleyip gevşeyin.

Doğumda gerçekleştireceğiniz ıkınma ise şu şekilde gerçekleştirilir:

Ağrı ile birlikte derin derin nefes alıp vererek ağrının şiddetlenmesini bekleyin. Ağrı şiddetlenince derin bir nefes alıp, nefesinizi içinizde tutun. Her iki bacağınızı dizlerinizden kendinize çekerek, tüm gücünüzle, bebeğinizi doğum yoluna doğru ittirir şekilde (büyük tuvaletinizi yapıyormuş gibi) ıkının. Bu sırada başınızı göğsünüze doğru yaklaştırın. Ağrı hafifleyinceye kadar nefesinizi kaçırmadan, ıkınmayı kesintisiz olarak sürdürün. İhtiyaç hissederseniz, başınızı geriye atıp, tuttuğunuz nefesi dışarı verin ve çabucak tekrar nefes alıp harekete kaldığınız yerden devam edin. Ikınma esnasında nefesinizi bırakmanız, bağırmanız ya da ses çıkarmanız veya gücünüzü bebeği itmek yerine karnınızı şişirmek şeklinde kullanmanız ıkınmanın etkisini azaltır.

Bunları doğru yaptığınızda kendinizle gurur duyacaksınız.

Doktorun onayını alarak gebeliğin 4. ayından itibaren doğuma kadar yapılan gebelik jimnastiklerinin ve düzenli yapılan gevşeme ve nefes alıp verme egzersizlerinin doğum sırasında ve daha sonra yararı büyüktür.Jimnastikler kaslara esneklik kazandırdığı için gebelikte gerilmelerin ve basıncın neden olduğu rahatsızlıkların azaltılmasında ve doğum sırasında kasılmaların daha etkili olmasında yararlıdır. Kasılmalara uyumlu nefes alıp vermek ve gevşemek de gebenin doğumda ekiple işbirliği yapabilmesini, ağrılarla baş edebilmesini ve ağrıları daha az hissetmesini sağlar. Ayrıca plasentaya (çocuğun eşi) giden kan miktarını arttırır ve günlük streslerin yenilmesine yardım eder.

Gebeliğim sırasında egzersiz yapmam doğru mu?

Gebelikte egzersiz genellikle zararlı değildir ancak bunu önce doktorunuzla konuşmanız daha doğru olacaktır. Gebelikte egzersizin etkileri konusunda bazı tereddütler olsa bile hafif egzersizin bebek üzerinde kötü etkileri olduğu gösterilmemiştir. Ayni şekilde iyi etkileri olduğu da gösterilmemiştir. Fakat hafif egzersiz kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayabilir. Eğer ciddi tıbbi bir probleminiz yoksa ve gebeliğiniz sorunsuz geçiyorsa egzersiz yapmak sizin için iyi olabilir.

Egzersiz programına nasıl başlayabilirim?

İlk önce doktorunuzla bu durumu görüşmeniz gerekir. Bazı durumlarda egzersiz yapmak size veya bebeğinize zarar verebilir. Eğer doktorunuz da onaylarsa ağrı, nefes darlığı veya aşırı yorgunluğa sebep olmayacak bir egzersiz programına başlayabilirsiniz. Nefes darlığı, aşırı yorgunluk veya huzursuzluk hissetmeniz halinde daha hafif egzersizler yapmanız iyi olacaktır. Daha önceden düzenli olarak egzersiz yapan biri iseniz gebelikte de buna devam etmeniz kolay olacaktır. Eğer önceden düzenli olarak spor yapmıyorsanız çok hafif egzersizlerle ise başlamalısınız. Pek çok hanim gebelikte daha hafif egzersizleri tercih ederler.

Hangi çeşit egzersizler iyidir?

En rahat yapılabilecek egzersizler vücudunuzun ek ağırlık taşımasının gerekli olmadığı türden olanlardır. Yüzme ve durağan çevirme türü egzersizler bunlardandır. Yürüme ve hafif aerobik hareketler de iyi tolere edilirler. Koşmak ise gebeliğin erken dönemlerinde iyi tolere edilebilirken, daha ileri gebelik haftalarında pek çok gebe kendilerini iyi hissetmedikleri için ya koşunun dozunu azaltmak ya da tamamen kesmek zorunda kalırlar.

Nelere dikkat etmeliyim?

Ağır raket sporları gibi düşmenize veya yaralanmanıza sebep olabilecek sporlardan kaçınmalısınız. Karın bölgenize gelebilecek hafif darbeler bile gebelikte ciddi sonuçlar yaratabilir. Gebeliğin ilk üç ayından sonra sırt üstü yatarak yapacağınız egzersizlerden kaçınmalısınız. Bu bebeğinize gidecek kan miktarını azaltabilir. Uzun süreler ayakta kalmaktan da kaçınılmalıdır. Havanın sıcak olduğu dönemlerde aşırı terlemeyi önlemek amacıyla günün erken saatlerinde ya da geç saatlerinde egzersiz yapılmalıdır. Odada egzersiz yapıyorsanız ortamın iyi havalanmasına özen göstermelisiniz. Bir fan yardımıyla serinleyebilirsiniz. Susuz hissetmeseniz bile bol sıvı almak da diğer önlemler arasındadır. Dengeli beslendiğinizden emin olun. Normal olarak gebeler egzersiz yapmasalar bile günlük olarak 300 kalorilik ek besine gereksinim duyarlar.

Hangi durumlarda doktorumu aramalıyım?

Aniden başlayan veya aşırı karin ağrınız olduğunda, vaginal kanama veya lekelenmeleriniz başladığında ve egzersiz bittikten yarim saat sonra bile geçmeyen kasılmalarınız olması halinde hemen doktorunuzu aramalısınız. Göğüs ağrınız veya ağır nefes darlığı olması halinde de hemen tıbbi yardim istemelisiniz.

Nefes Alma Egzersizleri:

Nefes alma egzersizleri için gebeliğin dördüncü ayından itibaren doğuma kadar günde en az bir kez 15-20 dakika ayırmak yeterlidir. Bunun için; Rahat bir yere oturup bağdaş kurabilirsiniz. Otururken kuyruk kemiğini zedelememek ve kalça, bel ağrılarını önlemek için kalçanızın altını bir yastıkla destekleyebilirsiniz. Yapılacak egzersizleri bu konuda uzman birinden öğrenebilirsiniz. Nefes egzersizini nasıl yapacaksınız? Bunun için;
Burundan nefes alıp ağızdan verin.
Dudaklarınızı hafif büzerek üfler tarzda nefesinizi verin. Üflediğiniz nefesin sesini duymalısınız.
Nefes alıp verme işlemi sırasında içinizden yavaşça dörde kadar sayın ( bu işi sizin için eşiniz de yüksek sesle yapabilir). Egzersizler ilerledikçe nefes alma kapasiteniz artacağından sayma işlemini artırabilirsiniz (beş, altı, yedi...).
Nefes alırken önce karnınızı sonra ciğerlerinizi nefesle doldurun. Karın solunumu yaparken nefesinizin karın duvarlarını gerdiğini hissedin. Karın solunumu gebelikte oluşan kabızlık sorununuzu çözmenize faydalı olur.
Nefes verirken karnınızdan dizinize kadar olan bölgedeki kasların çişinizi yapıyormuş gibi gevşemesini sağlayın.
Nefes alma egzersizleri sırasında ortam gürültüden uzak olmalı; ayrıca gözleriniz kapalı ve sadece yaptığınız işe konsantre olmalısınız.

Gevşeme Egzersizleri:

Jimnastik ve nefes egzersizleri arasında ve bitirirken mutlaka gevşeme egzersizi yapılmalıdır. Gevşeme yorulan kasların dinlenmesini, dolaşımının artması ve düzene girmesini sağlar. Bunun için;
Nefes alma ya da jimnastik egzersizinden sonra rahat bir yere uzanın.
Gözlerini kapayın.
Ayak bileğinizden, kafa derinize kadar bütün eklemlerinizi ve kaslarınızı gevşetin. Bunun için isterseniz eşiniz size komut verebilir. (Örneğin sırasıyla ayak parmaklarınızı, ayak bileğinizi, dizinizi, bacağınızı, kalçanızı, poponuzu, belinizi, omuzlarınızı, dirseğinizi, el bileğinizi, parmaklarınızı, kolunuzu, boynunuzu, ağzınızı, yanaklarınız ve kulaklarınızı, kaşlarınız ve göz kapaklarınızı, alnınızı, kafanızı gevşetin) Her noktanın gevşediğini hissedin. Gevşeme hissi uykuda olmak gibidir.
Bu işi sessiz, sakin bir ortamda, başka şeyler düşünmeden, yaptığınız işe konsantre olarak yapın.
Sonra derin bir nefes alarak gözlerinizi açın. Kendinizi dinlenmiş ve çok rahatlamış hissedeceksiniz.
Nefes alıp verme ve gevşeme sizin doğal tepkiniz haline gelinceye kadar sık sık tekrarlayın.

Boyun Hareketliliğini Koruma:

Bağdaş kurularak oturulur, baş her iki yana öne ve arkaya eğilir.. Hareket 10 kez tekrarlanır.

Boyun Arka Grup Kaslarını Germe:

Bağdaş kurularak oturulur, her iki el başın arkasında birleştirilir..ellerin yardımı ile baş göğüs'e değdirilir..bu pozisyonda 10 a kadar sayılır..böylece boynun arka ve üst kısmındaki kaslar gerilir..hareket 5 kez tekrarlanır..

Göğüs Kaslarını Germe:

Bağdaş kurularak oturulur her iki el ensede birleştirilir..dirsekler geriye çekilerek göğüs kasları gerilir.. 10a kadar sayılır..hareket 5 kez tekrarlanır..

Omuz Ve Göğüs Kaslarını Güçlendirme:

Bağdaş kurulur..eller burun hizasında birleştirilir..10 a kadar sayılır..5 kez tekrarlanır.

Sırt Kaslarını Germe:

Oturularak bir omuz karşı dize değdirilmeye çalışılır..10 kadar sayılır..5 kez tekrarlanır.

Karın Ve Bacak Kaslarını Güçlendirme:

Duvara yaslanılır, bacaklar birbirinin yanında ve duvardan 25 cm uzaktadırlar..karın içeri çekilerek duvara yaslanılır..bu pozisyonda yavaşça duvarda kayılır ve dizler çömelir..sonra yavaşça doğrulunur..bu sırada nefes tutulmaz..5 kez tekrarlanır..

Karın Kaslarını Güçlendirme:

Sırtüstü yatılır..dizler kıvrılarak ayaklar yere basar..her iki el öne doğru uzanarak kürek kemikleri yerden kalkacak şekilde doğrulunur..5 e kadar sayılır..5 kez tekrarlanır.

aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Ekim-2007 Saat 23:32

GEBELİKTE UYGULANAN EGZERSİZLER

 

 

 

                

                                     

                                     

                 

                 

                

                                    

                  

                                         



Duzenleyen ROSEE - 10-Ekim-2007 Saat 23:34
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
 Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  <1 23456 16>
  Konuyu Paylas   

Foruma Atla Forum Izinleri Drop Down Menu

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.17
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.



GebelikveAnnelik.net uyelerimizin yapmis olduklari paylasimda ucuncu kisilerin telif hakki sahibi bulundugu her turlu paylasim (yazi, resim vb) materyallerinin kullanilmasi durumunda dogacak hukuki ve cezai sorumluluk paylasimi yapan uyeye ait olacaktir. Sozkonusu haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.net'in hicbir hukuki sorumlulugu bulunmamakta olup haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.net'in ucuncu kisilere odemek zorunda kalabilecegi her turlu tazminat ve idari/adli para cezalari GebelikveAnnelik.net kullanicilarina rucu edilecektir. Forumumuza uyelerimiz tarafindan eklenen tum paylasimin ticari kaydi gudulen, telif hakki ihlaline neden olabilecek materyaller olup olmadiklari en ust duzeyde incelenmektedir. Ancak her yazinin veya resim dosyasinin orijinal kaynagi tespit edilemediginden, bu iceriklerle ilgili gerekli duzenlemeleri bize ulasmaniz durumunda derhal gerceklestirebiliriz.

Gizlilik Sözleşmesi - Facebook - Twitter - Instagram - Pinterest - Google +