SSS SSS  Forumda Ara   Uye Ol Uye Ol  Giris Giris


Gebelik (Hamilelik) Faydali Yazilar

 Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  <12345 16>
Yazar
  Baslik Ara Baslik Ara  Topic Options Topic Options
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Temmuz-2007 Saat 12:55

Bebeğinize vals dinletin

 

Hamilelik döneminde, annenin vals ve klasik müzik dinlemesi, bebeğin gelecekte duygusal ve sosyal hayatını olumlu yönde etkiliyor. Fakat bu müziğin dozunun çok iyi ayarlanması gerekiyor.

Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitimde Psikolojik Hizmetler Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Üre; müziğin insan üzerindeki etkilerinin anne karnındaki döneme kadar uzandığını söyledi. Bebeklerde ritim duygusunun gelişmesi ile başlayan müzik olgusunun çok önemli olduğunu ifade eden Üre, sağlıklı bir bebeğin bütün canlılarda olduğu gibi ritim duygusuna sahip olması gerektiğini vurguladı. Anne karnındaki bebekte bu duygunun annenin kalp atışlarını duymasıyla başladığını anlatan Üre, bebeklerin ritme karşı olan sevgilerinin mutlu olmaları ile yakından ilişkisinin bulunduğunu kaydetti.

Bebeklerin vals ve klasik müzik gibi ritme sahip soft müziklerden hoşlandığını ve gebeliği sırasında bu tür müzikleri dinleyen annelerin çocuklarının ruhsal ve sosyal gelişimlerini daha kolay tamamlayarak, sorunsuz bir kişiliğe sahip olabildiklerine dikkati çeken Üre, şöyle konuştu: "Yalnız bu müziğin dozunun çok iyi ayarlanması gerekiyor. Gebelikte, gerginliğin azaltılması ve bebek sağlığı açısından bu tür müziklerin dinlenmesi yararlı olabilir. Bu dönemde annenin klasik müzik ya da vals dinleyerek rahatlaması bebeğin gelecekte daha mutlu ve uyumlu olması üzerinde olumlu etki yaratıyor. Annenin hamileliğinde stres ve depresyon yaşaması da bebeği doğrudan etkileyerek, onun gelecekte karamsar, sıkıntılı ve güvensiz olmasını sağlayabiliyor."

Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Temmuz-2007 Saat 13:02

Gebe bir kadın nasıl yaşamalı? Çevresindekiler ona nasıl davranmalı?
Gebelik normal yaşantıyı değiştirmeyi gerektirmez. Ancak gebe kadın, mümkün olduğunca sakin, kaygı ve baskılardan uzak yaşamalı ve dengeli beslenmelidir.
Herşey normal olduğu sürece hareketliliği kısıtlamaya gerek yoktur. Hamile bir kadın günlük yaşamını ve çevresi ile ilişkilerini kısıtlamadan devam ettirmeye çalışmalıdır. Gebelik sırasında kesinlikle sigara içilmemelidir.
Sigaranın bebeğin düşük kiloda doğmasına ve huzursuz bir bebeklik geçirmesine neden olduğu bilinmektedir. Kocası da, sigarayı bırakmasa bile, eşinin yanında içmemelidir. Gebe, alkol kullanmaktan da kaçınmalıdır. Gebenin duygusal dünyasının ne kadar duyarlı olduğu yakın çevresi tarafından hiç unutulmamalıdır. Korku ve endişeleri, öncelikle eşi tarafından özen ve anlayışla karşılanmalıdır. Bu destek yalnızca gebelik sırasında değil, doğum ve doğumdan sonra bebekle birlikte yeni yaşantının düzenlenmesinde de devam etmelidir.

Gebe bir kadın hangi hareketleri ve işleri yapmamalı? Nelere dikkat etmelidir?
Gebe bir kadın vücudunun imkan tanıdığı pek çok işi yapabilir. Ancak zor işlerden, örneğin ağır yük taşımaktan kaçınması yararlıdır. Özetle, gebelikten önceki yaşam temposunu, gerekliyse bazı kısıtlamalarla sürdürebilir. Son aylarda alınan kilolar nedeniyle hareket kabiliyeti kendiliğinden sınırlanır. Bu dönemde kendini zorlamamalıdır. Gebenin sürekli oturarak ya da sürekli ayakta durarak iş yapması bacaklardaki kan dolaşımını bozabileceğinden sakıncalıdır. Sürekli oturarak çalışan gebeler, aralıklarla ayağa kalkarak, dolaşmalıdırlar. Sürekli ayakta durmak gerektiğinde tek ayağını 10 cm. yükseklikte bir desteğe dayamak ve aralıklarla değiştirmek yararlı olur.

Normal gebelerin sıklıkla şikayet ettikleri rahatsızlıklar nelerdir?
Normal bir gebelikte bile mide yanması, bulantı, kusma, bel, kasık ya da baş ağrısı ve yorgunluk hissi gibi şikayetler olabilir.
Bulantı ve kusmalar bazı gebelerde hiç görülmez, bazılarında da çok ciddi boyutlara ulaşabilir. Bu şikayetler genellikle dördüncü aydan sonra kendiliğinden geçer. Rahatsızlığı azaltmak için öncelikle sık, az miktarda ve istenenlerin yenmesi gibi önlemler alınır. Bebeğin yeterince beslenemeyeceği endişesiyle gebeyi istemediği şeyleri yemeye zorlamak doğru değildir. Ortam değişikliği de yararlı olabilir. Aşırı kusma olduğunda doktorun önereceği ilaçlar kullanılabilir.
Gebelikte dokuların gevşemesine ve büyüyen rahmin yaptığı baskıya bağlı olarak bel ağrısı olabilir. Uygun egzersizler ve yürüyüşlerle kaslar kuvvetlendirilirse ağrılar azalır. Normal bir gebelikte rahmin her iki yanındaki kordonlar gerilir. Barsakların hareketleri azalır ve gaz artar. Kasıklarda dolgunluk hissi ile zararsız kasık ve karın ağrıları oluşabilir.
Hafif baş ağrıları varsa, bu da genellikle gebeliğin ortalarına doğru, vücut yeni duruma uyum sağlayınca azalır.

Gebe bir kadın nasıl uyumalı? Yatakta dönmek zararlı mıdır?
Gebe nasıl rahat ediyorsa öyle uyumalıdır. Yatakta dönmenin hiçbir zararı yoktur. Genellikle sol yan tarafa yatınca daha rahat edilir. Uzun süre sırtüstü yatmak rahatsızlık verebilir.

Gebelik sırasında cinsel ilişkide bulunulabilir mi? Sıklığın ve pozisyonun önemi nedir?
Genellikle gebeyken cinsel yaşamı kısıtlamak için bir neden yoktur. Cinsel ilişki sıklığı ve pozisyonu konusunda çiftler kısıtlama olmaksızın özgürce davranabilirler. Ancak düşük tehlikesi, erken doğum tehdidi, kanama, su kesesinin açılmış olması, rahim ağzı yetersizliği, daha önce düşük ve erken doğum yapmış olma gibi özel durumlarda kısıtlama gerekebilir.

Gebelik kontrollerinde hangi nedenlerle ve hangi sıklıkla neler yapılmalıdır?
Anne adayı, gebelikten ilk şüphelendiğinde, doktoruna başvurmalıdır. Gebelik doğrulandıktan sonra ilk laboratuvar testleri istenir ve sonuçları incelenir. Bunlar her gebelikte istenen ve annede bir hastalık olup olmadığını anlamaya yarayan testlerdir (şeker hastalığı tarama testi, kansızlığı belirlemek için kan sayımı, kan grubu, idrarda albümin aranması, bebeğin ultrasonografik incelenmesi vb.) Kontrollerde kilo artışı da izlenmelidir. Özel durumlarda, annenin ve bebeğin sağlığını tehdit edebilecek durumları erkenden belirleyebilmek için doktor başka incelemeler (şeker yükleme testi gibi) de isteyebilir. Genelikle 18-20. haftadan sonra gerekirse ultrasonografik inceleme yapılabilir. Bunun bebeğe bir zararı yoktur. Bu haftadan sonra anne 32. haftaya kadar dörder hafta aralarla kontrol için gelmelidir. Gebe 34. ve 36. hafta kontrollerinden sonra doğuma kadar haftalık aralarla takip edilmelidir. Sorun varsa bu kontroller doktorun isteğine göre sıklaşabilir.

Gebelik sırasında ne kadar kilo alınır? Az ya da fazla alınmasının sakıncası var mıdır?
Normalde ortalama 11-16 kg arasında kilo artışı olur. İlk üç ayda 1-3 kg ve daha sonraki aylarda doğuma kadar en çok 10 kg daha alınması en uygundur. Gebelikte annenin kilosu, gebelik öncesi kilosu ile ilgilidir. Zayıf bir anne, 18 kg alabileceği gibi, şişman olan bir anne sadece toplam 6 kg aldığı halde sağlıklı bir bebek doğurabilir. Fazla kilo alınması aşırı enerji (kalori) alımını ya da vücutta su ve tuz tutulduğunu gösterir. Şişman kadınlarda doğum güçlüklerine daha sık rastlanır. Son bir haftada 1 kg'dan fazla ya da son dört haftada 4 kg'dan fazla kilo alınırsa bu durumun tansiyon yükselmesi açısından ciddi bir uyarı olabileceği akla gelmelidir. Az kilo alınması ise beslenme yetersizliğini gösterir. Böyle bir durumda bebekte gelişme geriliği olasılığı vardır. Aşırı ya da az kilo alınıyorsa mutlaka doktora danışılmalıdır.

Gebe bir kadın hangi durumlarda derhal doktora danışmalıdır?
Gebelikte hiçbir sorun olmasa da kesinlikle sağlık kontrolü gerekir. Gebelik süresinde ciddi sağlık problemlerine yol açabilecek bazı özel durumlar olabilir.
Aşağıda altı madde altında toplanan şikayetlerden birisi ile karşılaştığınızda bu durumu gebeliğinizi takip eden doktora mutlaka iletin.
1. Gebeliğin son aylarında görülen baş ağrısı, tansiyon yüksekliği ile ilgili önemli bir belirti olabilir.
2. Gebelikte akıntı olabilir. Ancak aşırı miktarda ya da kaşıntı ile birlikte görülen akıntı geneklikle mantara bağlıdır. Gebeyi çok rahatsız ediyorsa tedavi edilmelidir.
3. Gebelikte bacaklarda varisler ve dış üreme organlarında hemoroid (basur) ortaya çıkabilir veya eskiden olanlar artabilir. Gebelikte varis için ameliyatla tedavi tavsiye edilmez. Elastik çorap kullanılabilir. Hemoroid oluşur ve rahatsızlık verirse, uzun süre ayakta durmamakla şikayetler azalabilir. Varis ve hemoroid olduğunda, ayakları yukarı kaldırarak oturmak da yararlı olur. Hemoroid varlığında kabızlık olmamasına çalışılmalıdır.
4. Rahatsızlık veren kasık sancıları varsa idrar yolu ve idrar torbası iltihabı açısından kontrol gerekir. Düşük ve erken doğum riski olduğunda da kasık sancıları ortaya çıkabilir.
5. Vajinadan (hazne, döl yolu) su ya da kan gelmesi, erken doğum tehlikesi, erken doğum tehlikesi, düşük ya da eş (plasenta) ile ilgili acil müdahale gerektiren durumlardır.
6. Kilo kaybına yol açabilecek ağır bulantı ve kusma durumunda da doktora başvurulmalıdır. Bu durumda bazen hastane tedavisi gerekebilir.
Ayrıca el ve yüzde şişme, bebeğin hareketlerinde azalma, hızlı kilo alma ya da verme gibi durumlarda da doktora en kısa sürede haber vermek gerekir.

Gebelik sırasında nasıl beslenmeli neler yenmelidir?
Gebelikte beslenmenin ana ilkesi 'dengeli beslenme'dir.
Bebek için yararlı ya da zararlı olabilecek 'yenmesi gerekenler ve gerekmeyenler listesi' oluşturmak pratik ve yararlı değildir. Akılda tutulması gereken, bebeğin gereksinimlerinin çok da fazla olmadığıdır. Örneğin, anne adayının gebelik öncesi döneme göre enerji (günlük kalori) ihtiyacı çok fazla artmaz. Çevrenin gebeye gereğinden fazla yemesi için iyi niyetli baskı yapması, doğru olmayan ve sakıncaları bulunan bir tutumdur. Öte yandan gebelikte kilo almamak amacıyla özel bir diyet de uygulanmamalıdır. Gebe kalmadan önce alınan gıdaya ek olarak hergün fazladan 1 tabak etli yemek (kuru baklagil olabilir) ya da 2 yumurta, ayrıca 1 bardak süt, 1 dilim ekmek ve 1-2 tane meyve (elma, armut, muz, portakal gibi) yenmelidir.

Kansızlık nedir? Kansızlığın olmaması için neler yapmalıdır?
Gebelikte pek çok sebeple kansızlık görülebilir. Bunlardan en sık görüleni yetersiz beslenme sonucu oluşan demir eksikliğine bağlı kansızlıktır. Gebelikte gerek annenin gerekse bebeğin artan gereksinimi nedeni ile içinde demir bulunan hapların (kan hapı) kullanılması önerilir. Kan hapları gebeliğin beşinci ayından doğuma kadar ve doğumdan sonra 1 ay süreyle kullanılmalıdır. Kansızlık, vitamin eksikliğine bağlı kansızlık da olabilir. Bu durum yeşil çiğ sebzeleri ve eti yiyen kişilerde görülür. Bu tür kansızlık bir tür vitamin verilerek tedavi edilebilir.

Beklenen doğum tarihi nasıl hesaplanır?
Son adet tarihinin ilk gününden sonra geçen zaman hesaplanarak gebelik yaşı hafta olarak belirlenir. Gebelik süresi ortalama 40 haftadır ve beklenen doğum tarihi buna göre hesaplanır. Bu süreden iki hafta önce ya da sonra olan doğumlar miyadına diğer bir deyişle normal süreli doğumlar olarak tanımlanır. Daha fazla geciken doğumlara doktor müdahale eder ve bebeği doğurtur. Daha erken doğumlara 'prematüre' (eksik) doğum denir. Bu durumda bebeğe özel bakım gerekir.

Gebeyken oruç tutulabilir mi?
Gebelikte öğünlerin sık aralarla ve azar azar yenmesi uygundur. Bebeğin ve annenin ihtiyaçları bunu gerektirmektedir. Anne adayının bedeni uzun süreli açlığa karşı dirençli değildir. Ayrıca, gebelikte bulantı, kusma, mide ekşimesi ve mide yanması olabilir. Bu şikayetler uzun süren açlık dönemlerinde daha da artabilir. Bu nedenlerle anne ve bebek sağlığı açısından oruç tutulması doğru değildir. Oruç tuttuğu halde sağlıklı bir bebek dünyaya getiren anneler olabilirse de bu, her zaman geçerli değildir.

Bebek ne zaman hareket etmeye başlar? Bazen hiç kıpırdamamasının nedeni ne olabilir?
Gebeler bebeğin hareketlerini ilk gebeliklerinin 20. haftasında (4,5 - 5.ay) hissetmeye başlarlar. Sonraki gebeliklerde bundan iki hafta daha önce hissedilir (18.hafta). Bebek rahim içinde uyku ve uyanıklık dönemleri geçirir. Uykudaki bebek az oynar ya da hiç oynamaz. Bu nedenle zaman zaman hareketsiz dönemler olması normaldir. Ayrıca anne adayının hissedemediği hareketler olabilir. Anne günlük çalışma temposu içinde bu hareketlerin farkına varamayabilir. Akşam ve geceleri istirahat halindeyken daha fazla hareket hissedilebilir. Ancak, gebeliğin son iki ayında bebeğin her zaman alışkın olunandan daha az hareket ettiğinin fark edilmesi mutlaka doktora haber verilmesini gerektirir.

Gebelikte doğumu kolaylaştırıcı egzersiz olarak neler yapılabilir?
Gebelikte yürüyüş ve hafif beden hareketleri karın kaslarının kuvvetlenmesini sağlar. Ayrıca gebeliğin solunum kapasitesini de arttırır. Bütün bunlar doğum sırasında gebenin daha iyi ıkınmasına yardım eder. Bu egzersizler sırasında anne adayı kendini aşırı zorlamamaya dikkat etmelidir.
Gebenin sırt kasları, bel kasları ve doğum kanalı kasları güçlü olmalıdır. Böyle olursa gebelikte ağrılar azalır, doğum yapmak da daha kolay olur. Bu amaçla gebelik sırasında sırtın gergin ve dik olmasına, kambur durmamaya dikkat edilmelidir. Bir boy aynası karşısında duruşunuzu sık sık kontrol edin ve dik durun. Otururken de sırtın dik durmasına dikkat edilmelidir. Gebelik sırasında yapılabilecek hafif beden hareketleri aşağıda tarif edilmiştir:
(Önerilen hareketlerden her gün önceleri ikişer kez yapın. Daha sonra sayısını giderek arttırarak, hergün 30'ar kez yapar hale gelebilirsiniz. Bu hareketlerin hepsini birlikte yapamazsanız, hergün yalnızca bir hareketi yaparak da vücut kaslarınızı güçlendirebilirsiniz.)

1. Sırt kaslarınızı kuvvetlendirmek için kollarınızı öne doğru uzatın ve omuz hizasına kaldırın.
Dirseklerinizi bükerek hizayı bozmadan avuçlarınızı birbirine yapıştırın. Avuçlarınızı birbirinden ayırmadan kollarınızı başınızın üstünden sırtınıza doğru gerin ve içinizden 10'a kadar sayarak bu pozisyonda tutun.
2. Bel kaslarınızı kuvvetlendirmek için sırtüstü yere yatın ve dizlerinizi kırarak ayak tabanlarınızı yere basın. Ellerinizi beliniz ile yer arasına koyun. Kendinizi sıkarak belinizi yere bastırın ve 5'e kadar sayın. Bu hareket sırasında beliniz ile yer arasındaki mesafenin yok olması ya da iyice azalması gerekir.
3. Doğum kaslarınızı kuvvetlendirmek için ayaktayken kollarınızı öne uzatın ve sırtınızı dik tutarak, çömelip kalkın.
4. Ayakta dik durarak bir masaya ellerinizle dayanın. Bir gazetenin çeyrek sayfasını küçük bir top haline getirin ve yere atın. Çıplak ayağınızın parmaklarıyla bu topu kavrayın. Dizinizi kırarak topu ayağınızla aynı taraftaki elinize vermeye çalışın. Bu sırada sırtınızın dik pozisyonunu bozmayın. Daha sonra aynı hareketi diğer ayağınızla yapın.

Doğumun başlayacağı nasıl anlaşılır? Ne zaman hastaneye gidilir?
Doktorunuz beklenen doğum tarihini söyleyecektir ama yine de doğumun hangi gün ve saatte başlayacağını bilmek olanaksızdır. Doğumların ancak % 5 kadarı, olası doğum tarihi olarak saptanan günde gerçekleşir. Bu tarihin iki hafta öncesi ve sonrası normal doğum zamanıdır. Bu dönemde haftalık kontrollere gitmek çok önemlidir.
Doğumun başladığının habercileri; rahim ağzını kaplayan kanlı sümüksü bir madde olan 'doğum nişanı'nın gelmesi, bebeğin içinde bulunduğu su kesesinin açılarak 'suyun gelmesi' ve düzenli aralıklarla gelen ve giderek sıklaşan 'doğum sancıları'dır.
Bu belirtilerin hepsinin sırayla ve her kadında aynı şekilde olacağı düşünülmemelidir. Bazı kadınlar nişanı görmeyebilirler. Suyla birlikte geldiği için dikkatlerinden kaçabilir. Bazen hiç sancı olmadığı halde su kesesi açılabilir. Sancıyla hastaneye giden ve su kesesi doktor tarafından doğum anında açılan kadınlar da vardır. Doğum nişanı görüldüğünde hastaneye gelmek gerekmez. Ama doğumun çok yaklaştığını bilerek hazırlanmaya başlayabilirsiniz. Doğumun başlamasıyla gelen su, gebelik süresince var olabilen beyaz-sarı renkli akıntıdan farklıdır. Normal su kıvamındadır Genellikle renksiz ya da hafif sarımsı ve kokusuzdur. Bu sıvı bebeğin içinde yaşadığı su kesesinin açılması sonucu gelir. Miktarı genellikle iç çamaşırdan akabilecek ve bacakları ıslatacak kadar çoktur. Nadiren, suyun geldiği farkedilmeyebilir. Su az ya da çok geldiğinde sancılar başlamamış olsa bile iç çamaşırına bir hijyenik bağ ya da temiz bir havlu koyarak derhal hastaneye başvurmak gerekir. Gebeliğin son aylarında, düzensiz gelip geçici tarzda, kısa süreli, istirahat edilince azalan ve 'doğuma hazırlık ağrıları' denilen sancılar olabilir. Her sancıda telaşlanmak gereksizdir. Ama gerçek doğumun sancıları da başlangıçta düzensiz, süreleri farklı, istirahatle azalabilen niteliktedir. Bir süre sonra düzenli bir hale gelirler, daha uzun sürerler ve istirahatle azalmazlar. Sancılar beş dakikalık aralıklarda tekrarlayan bir sıklığa ulaştığında daha fazla gecikmeden doktorunuza haber vermek ya da hastaneye başvurmak gerekir. Ancak trafik problemini unutmayın!

Sancıların başladığında eşim ve ben ne yapabiliriz?
Öncelikle sakin olun. Sancıların başlaması ile doğumun gerçekleşmesi arasında belli bir zamana ihtiyaç vardır. Bu nedenle hemen değil, sancılar sıklaştığında daha önce yapılan tahlilleri ve aşağıda belirtilen eşyaları yanınıza alarak öncelikle kontrole gittiğiniz hastaneye başvurunuz. Yapılacak muayene sonucunda size durumunuz hakkında gerekli bilgi verilecektir.
ANNE İÇİN
Gecelik ya da pijama, Terlik, Çorap, Emzirme sütyeni, İç çamaşırı, Hijyenik kadın bağı, Kağıt peçete, Koyu renk havlu ve sabun, Diş fırçası ve macunu, Sütyen tamponları, Hırka, Yakınlarının telefon numaraları, Telefon jetonları/kart, Bardak, Çatal, Bıçak, Hastaneden çıkarken gerekli giyecekler.
BEBEK İÇİN
Bebek bezi, Zıbın-fanila, Tulum, Hırka, Başlık ve Battaniye.
Günümüzde, resmi kurumlarda ve pek çok özel kurumda eşler doğuma girememektedir. Yakın gelecekte bu uygulamalar değişebilir. Eşlerin doğuma girmesinin, doğum sancıları çeken bir anne adayı için önemli psikolojik yararı vardır.
Bugün doğumhaneye giremeyen baba adayları, yine de anne evde sancı çekerken, doğumdan hemen önce ve sonra özen ve sevgiyle, annenin tasasını ve kıvancını paylaşarak en güzel desteği verebilirler.

Doğum nasıl ilerler, nasıl sonuçlanır?
Düzenli aralıklarla, beş dakikada bir en az 30 saniye süren ve rahimde kasılmalarla birlikte olan kasıkbel sancıları doğumun başladığını gösterir. Rahim ağzı açıldıktan sonra ağrılar daha da şiddetlenir ve ıkınma hissi başlar. Bu durum bebeğin başının doğum kanalında ilerlediğini ve bebeğin doğmak üzere olduğunu gösterir. Bu sırada eğer hâlâ evdeyseniz hastaneye çok acil olarak başvurmanız gerekir.
Doğumda mesanenin dolu olması bebeğin ilerlemesini engeller. Bu nedenle boşaltılmalıdır. Barsakların dolu olması da doğum sırasında sorun yaratır. Bu nedenle barsaklar hastanede lavman yapılarak boşaltılır. Lavmanın doğumun ilerlemesi için uyarıcı etkisi de vardır. Doğumun başlangıcında ya da ilerlemesi sırasında su kesesi kendiliğinden açılmamışsa doğumu izleyen sağlık personeli tarafından su kesesinin açılması doğumun ilerlemesine yardım eden diğer bir işlemdir.
Doğum kanalı tam açılınca normalde önce bebeğin başı, yüzü aşağı bakacak şekilde doğar. Bebeğin çıkışı tamamlanınca annenin rahiminde bebeği eşe (plasenta) bağlayan ve içinde damarlar bulunan göbek kordonu kesilir ve bağlanır. Yenidoğan bebeğin sağlığı kontrol edilirken annenin doğum işlemi henüz tamamlanmamıştır. Yaklaşık 15 dakika içinde anne ile bebeğin birlikteliğini sağlayan plasenta, artık görevi kalmadığından doğumu yaptıran kişinin denetimiyle kendiliğinden doğar. Böylece doğum tamamlanır.

Nefes alıp verme alıştırmaları doğumu kolaylaştırır mı?
Sancı sırasında nefes alıp verme ağrıları daha az hissedilerek geçirilmesine yardımcı olur. Böylece anne daha az yorulur. Doğum eylemi sırasında sancı aralarında bebeğin daha bol oksijen alabilmesi, rahim kasının kasılma sırasında yorgunluğunun giderilmesi için anne rahat rahat nefes alıp vermeli, güzel şeyler düşünüp gevşemelidir. Sancı geldiğinde derin olmayan nefesler alarak, sık sık ve az az nefes vermeli, sancı geçene kadar nefes vermeyi sürdürmelidir. Nefes verirken ağız ıslık çalar gibi olursa kendinizi daha rahat hissedirsiniz. Sancı çekerken bebeğin doğacağı son ana kadar da ıkınmamak gerekir.

Neden dikişli doğum oluyor?
Bebek anne rahminden dışarıya doğru ilerlerken doğum kanalı başın çıkışı için yeterince gevşemeyebilir. Dokuların yırtılacak kadar gerilmesine yol açan bu durum en çok ilk doğumlarda görülür. Bu gerilme sonucu kendiliğinden oluşacak yırtıklar derin olabilir ve onarılması güçtür. Böyle istenmeyen bir yırtığa neden olmamak için doktorlar dokuyu korumak amacıyla çıkış bölgesini düzenli ve tamiri kolay olacak bir şekilde keserler sonra dikerler. Dikiş iplikleri kendiliğinden erir alınmaları gerekmez. Temiz tutulduğunda kesik yeri bir - iki hafta içinde iyileşir.

Sezaryen ya da vakumlu doğum neden yapılır? Bu işlemlerin yapılacağı ne zaman belli olur?
Sezaryen kararı iki ayrı dönemde verilebilir. Bunlardan biri doğum başlamadan önceki evredir. Anne ve bebek sağlığı nedeniyle sezaryen yapılmasını gerektirecek bir durum varsa, doktorunuz bazen doğumun başlamısını beklemeden erken doğum kararı verebilir. Bazı gebeliklerde ise doğum sancıları başlayana kadar herşey çok normal seyredebilir, ancak doğum sırasında sezaryen gerekebilir. Nadir olarak da uzun süre doğum sancısı çekildikten sonra normal doğum olamıyorsa sezaryen kararı verilmesi gerekebilir. Hiç bir neden yokken isteğe bağlı sezaryenle doğum yapılması doğru değildir. Vakumlu doğumda ise bebeği daha hızlı ve kolay çıkartmak için bebek doğarken başı pompa gibi vakumlu bir araçla çekilerek yardım edilir. Vakum uygulanan bebeklerin başında pompanın etkisine bağlı hematon denilen zararsız bir şişlik oluşabilir. Bu şişlik birkaç hafta içinde kendiliğinden düzelir.

Doğumun riski nedir? Neler olabilir?
Günümüzde gebelik ve doğumda anne ölümü nadirse de bebeklerin kaybı görülebilir. Annenin ve bebeğin sağlığı için gebeliğin ilk döneminden başlayarak gebelik kontrollerine gidilmesi, kontrollerin düzenli ve yeterli sayıda olması, doğumun iyi koşullarda yapılması ve yenidoğan bebek bakımının yeterli düzeyde olması gereklidir. Bu şekilde tehlikeler azaltılır, ancak yine de tümüyle ortadan kalkmaz. Anne açısından en önemli riskler; kanama, tansiyon yükselmesi ve mikrop bulaşmasına bağlı iltihaplanmadır. Doğum normal ilerlerken, meydana gelebilecek en ufak bir değişiklik bile ölümle sonuçlanmasa da anne için tehlike oluşturabilir. Bebek için ise en önemli tehlikeler; oksijensiz kalma, erken doğum ve mikrop bulaşmasıdır.
Hastanelerdeki doğumhanelerde istenmeyen durumlarla karşılaşmamak ve karşılaşıldığında gerekli girişimleri yapmak için araç ve gereçler ile bunları kullanacak eğitilmiş kişiler bulunduğundan, hastane doğumları daha güvencelidir.

Bebek nasıl beslenmeli?
Tüm bebekler ilk 4-6. ayda sadece anne sütü ile beslenmelidirler. Anne sütü ile bebeğin tüm besin gereksinimleri karşılanır. Bu dönemde su dahil hiçbir ek besin verilmemelidir.
Her anne bebeğini emzirebilir. Yaşamın ilk 4-6 ayında hiçbir mama anne sütünün yerini tutamaz. Her türlü koşullar zorlanarak bebek yalnızca anne sütü ile beslenmelidir. Ancak çok nadir koşullarda, sağlık personelinin önerisi ile bebeklere mama verilebilir. Bebeğin ayına göre uygun mamalar vardır. Mamalar çocuğun beslenmesi ve gelişimini sağlamak içindir, ama biberon kullanırken ve mama hazırlarken dikkatli olunmazsa bebeğe mikrop bulaşabilir. Bu durumda biberonun temizlenmesi iyice öğrenilmelidir. Anne sütü dışında hiç bir besinde, anne sütünde bulunan ve bebeği mikroplara karşı koruyan özel maddeler yoktur. Bu nedenle mama ile beslenen bebklerde bazı hastalıklar daha sık görülür ve sık hastalanmaya bağlı olarak bu bebeklerde gelişme geriliği ortaya çıkabilir.

Emzirmeye nasıl başlanır?
Bebekler doğduktan hemen sonra emmeye başlayabilirler. İlk yarım saat içinde annelerine verilerek emzirilmelidirler. Anne sütü ile beslenmede annenin bilmesi gereken en önemli nokta bebeğini memeye nasıl yerleştireceğidir. Bebek memeye iyi yerleşmiş ise etkin bir şekilde emebilir, annenin meme uçları da zedelenmez. Anne emzirirken değişik durumları deneyebilir. Ancak hangi durumda olursa olsun, bebeğin yüzü ve vücudu anneye dönük olmalı, burnu meme başı hizasında bulunmalı ve memeyi vermeden önce bebeğin ağzını iyice açması beklenmelidir. Emzirme sırasında annenin memesinde sürekli ağrı hissetmesi, bebeğin ağlaması, memeyi bırakması genellikle bebeğin yeterince meme dokusunu ağzına almadığını memeye uygun yerleşmediğini gösterir. Bebeğin memeyi kavraması için ilk günlerde bebeğini yatarak emzirmek anne için daha rahat olabilir. Bu durumda, bebek yan yatmış olan anneye dönük yatırılır. Anne serbest kalan kolu ve eli ile bebeği memesine yaklaştırabilir. Annenin ve bebeğin arkasının birer yastıkla desteklenmesi bebeğin yerleşmesine yardımcı olur.

Bebekler ne zamanlar ve hangi sıklıkta emzirilmelidir?
İlk 2-3 haftada bebek her istediğinde sık aralarla ve gece gündüz emzirilmelidir. Böylece hem annenin süt yapımı artacak hem de bebek yeterince anne sütü alacaktır. Daha sonraları emzirme araları kendiliğinden düzene girer. Beslenme sıklığı bebekten bebeğe değişir. Bebek ağzını açarak, aranarak, sonunda da ağlayarak açlığını belli eder. İlk aylarda bebek uyandığında genellikle açtır ve emzirilmek ister. İlk haftalarda emzirme aralıkları bir saat, iki saat gibi çok kısa olabilir. Her emzirme sonrası memede yapılan süt miktarı biraz daha artacağından, zamanla beslenme aralıkları uzayacaktır. Bebekler yenidoğan döneminde geceleri de emmek isterler. Gece öğünlerinin kesilme zamanı bebekten bebeğe çok farklılık gösterir. Genelde ilk 1-2 aydan sonra gece emzirme sıklığı azalır. Bebek annenin hemen yakınında ise geceleri emzirmek kolaylaşır ve anne için yorucu olmaz. Gece beslenmeleri sırasında bebeğin giysileri ıslak değilse, bebeğin altı değiştirilerek rahatsız edilmemelidir. Eğer bebek ses ve ışıkla rahatsız edilmeden emzirilirse beslenme sonunda hem anne hem de bebek kolayca uykularına devam edebilirler.

Neden bebek hiçbir ek besin verilmeden yalnız anne sütü almalıdır?
Anne sütü, ilk aylarda bebeğin tüm besin gereksinimlerini karşılayacak bileşimdedir. Sindirimi kolaydır. Anne sütü ile beslenen bebeklerin başka bir ek besine veya suya gereksinimleri yoktur. Anne sütü bebek için gerekli tüm besinleri ve suyu yeterli miktarda içerir. Çok sıcak havalarda bile anne sütü bebeğin susuzluğunu giderir. Bebeğe su verilecek olursa, bebeğin midesi su ile dolacağından anne sütü almak istemeyecektir. Bunun sonucu olarak da bebek memeyi daha az emecek, yeteril beslenemeyecek ve memede süt yapımı da azalacaktır. Ayrıca bebeğe su ile birlikte bazı hastalık yapıcı mikroplar bulaşabilir.

Bebek yeterli anne sütü alıyor mu?
Her anne, sütünün bebeği için yeterli olduğundan emin olmak ister. Bebeği çok ağlıyorsa, az uyuyorsa, huzursuzsa, anne sütünün yeterli olmadığını düşünür ve kaygılanır. Oysa bu belirtiler, başka nedenlerden de kaynaklanabilir. Böyle durumlarda anneler çoğu kez bu konuda bilgili bir kişiye danışmadan ek mamalar vermeye başlarlar. Böylece anne sütü ile beslenmeden uzaklaşılır.
Her anne doğru bir şekilde emziriyorsa, ilk haftalarda sık ve geceleri de emziriyorsa, aşırı yorulmuyorsa bebeği için yeterli süt üretebilir.
Anne sütü bazen geçici olarak azalabilir. Bu durumda anne doğru bir şekilde ve sık emzirirse süt üretimi hemen artar. Bebek günde 8-10 kez idrar yapıyorsa, ağırlığı haftada 150-200 g artıyorsa, 4.aya kadar yalnızca anne sütü yeterlidir. Bundan sonra kilo artışı devam ediyorsa, bebek 6. aya kadar yalnızca anne sütü ile beslenebilir. Ancak 6. aydan sonra mutlaka ek besin vermeye başlamak gerekecektir. Anne sütü 9 aylıktan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkar ve 12-15 ay arasında, en geç de 2 yaşında kesilmelidir. Bebeğe ek gıdalar vermeye başlarken bir sağlık kurumuna danışılmalıdır.

Meme bakımı gerekli mi?
Memeleri her emzirmeden önce temizlemeye gerek yoktur. Anne sütü bebeği hastalıklardan koruyucu o kadar çok madde içerir ki, bu yolla kolay kolay mikrop bulaşmaz. Ayrıca, anne sütünün içinde yağ ve koruyucu maddeler olduğundan meme başını temizlemek için anne kendi sütünü kullanabilir. Her emzirmeden sonra meme başına bir miktar anne sütü sürülmelidir.
Memeye karbonatlı su, sabun, krem gibi maddeler sürülmemelidir. Bu maddeler sürülürse meme başının etrafındaki koyu renk deriden salgılanan yağlı ve koruyucu doğal maddeler kaybolur ve meme başında çatlaklar daha kolay oluşur.
Meme bakımı için önemli olan her emzirmeden önce ELLERİN YIKANMASI'dır. Eller vücutta, evde, hastanede veya çevrede bulunan her türlü mikrobu taşır.

Emziren bir anne ne yemeli, ne içmeli?
Emziren annelerin besin gereksinimleri gebe olmayan ya da emzirmeyen kadınlardan daha fazladır. Ancak bunun bir kısmı gebelikten arta kalan kilolardan karşılanır. Bu nedenle, emziren annenin daha iyi besleneceğini ve sütünün artacağını düşünerek aşırı tatlı ve unlu gıda alması gerekli değildir. Yalnızca düzenli ve dengeli beslenmek yeterlidir. Düzenli ve dengeli beslenme için her besin grubundan bir yiyeceğin öğünlerde bulunmasına dikkat edilmelidir.
Bu besin grupları:
1. Unlu gıdalar: Ekmek, makarna, bulgur vb.
2. Et ve benzeri gıdalar: Et, yumurta, balık, mercimek vb.
3. Süt ve süt ürünleri: Süt, yoğurt, peynir, muhallebi vb.
4. Sebze ve meyveler: Ispanak, kabak, şeftali, portakal vb.
Emziren annenin kahve, çay ya da kola gibi içecekleri daha az tüketmesi gerekir. Emziren anneler sigara kullanmaktan kaçınmalıdır. Mutlaka içmek isterlerse, sigarayı emzirmeden önce ya da emzirirken değil, süt verdikten sonra içmeleri uygun olur. Alkol alımı da anne sütünün azalmasına neden olabilir. Emziren anne alkol kullanmaktan kaçınmalıdır.

Emziren anne zayıflama rejimi yapabilir mi?
Emziren anneler emzirmeyen annelere göre çok daha kolay zayıflarlar. Dolayısıyla rejim yapmasalar da doğumdan sonra ilk altı ay boyunca genellikle ayda yarım ya da bir kilogram kaybederler. Ancak, emziren her anne de zayıflamayabilir, hatta bazı anneler zayıflamak yerine kilo alabilir. Ne kadar şişman olursa olsun emziren bir kadının ayda iki kilogramdan fazla kaybetmesi doğru değildir. Uygun olan annenin dengeli beslenmesini bozmadan, aşırı yorulmamaya da dikkat ederek daha fazla hareket etmesi ve jimnastik yapmasıdır.

Bebeğin altı nasıl değiştirilir?
Bebeklerin bacak araları ve kalçaları, özellikle uzun süre ıslak kaldığından çabuk tahriş olur. Bu nedenle, bebeğin bezinin 3-4 saatte bir değiştirilmesi gerekir. Genel olarak bebeği emzirdikten sonra altını değiştirmek uygundur. Her değiştirmede bebeğin altı su ile de temizlenmeli ve kurulanmalıdır. Kızlarda bu temizliğin önden arkaya yapılması önemlidir. Bezi değiştirilirken bebeğin altının bir süre açık kalması iyi olur. Bebeğin altına bağlanmak için çeşitli bezler vardır. Anne kağıt bezleri daha pratik bulabilir. Pamuklu bezler de çok iyi durulanmak koşulu ile sorun yaratmadan kullanılabilir.

Göbek bakımı nasıl yapılmalıdır?
Bebeğin bağlanmış olan göbeği 5-10. günlerde kendiliğinden düşer. Bu süre bazen 4 haftaya kadar uzayabilir. Göbek düştükten sonra birkaç gün, günde 1-2 kez göbek yarasına alkol emdirilmiş bir gazlı bez ya da alkole batırılmış ucu pamuklu hazır çubukla dokunulmalıdır. Bebek bezinin kıvrılarak göbek altında kalmasına dikkat edilmelidir. Böylece göbek idrarları ıslanmayacak, hava ile temas etmesi sağlanacaktır. Göbek tozu, pudra ve benzeri maddeler kullanılmamalıdır. Göbeğin kuru tutulması, idrarla temas etmesinin engellenmesi önemlidir. Göbek çevresinde kızarıklık, göbekten kanama ya da akıntı gözlenirse mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Bebek nasıl giydirilmelidir?
Bebek sıcak tutacak şekilde giydirilmelidir. Ama çok da kalın giydirilirse terler, cildi kızarır. Teri emen pamuklu kumaşlar, içinde naylon bulunan giyeceklerden daha iyidir. Bunlar cildin havalanmasına da yardımcı olur. Soğuk mevsimlerde, pamuklu iç giysilerin üzerine yünlü giysiler giydirilebilir. Bebek giysilerinin içinde rahat hareket edebilmelidir. Dar giyeceklerden kaçınılmalı ve üste giydirmemeye dikkat etmelidir. Bebeğin sıkı kundaklanması bebeğin nefes almasını, hareket etmesini ve kalça ekleminin gelişmesini engelleyebilir. Sıkı kundaklanmış bebeğin hastalık belirtileri yönünden de izlenmesi zordur. Bu nedenle kundaklama doğru değildir. Emzirirken tutmayı kolaylaştırmak için, bebek kolları örtülecek şekilde gevşekce sarılabilir.

Bebek ilk günlerde nasıl yıkanmalıdır?
Yenidoğanın derisi koruyucu, kaygan bir madde ile kaplıdır ve bunun tamamen temizlenmesi gerekli değildir. Yenidoğanı yıkamak için göbeğin düşmesi beklenebilir. Bu arada hergün yüzü ve vücudu silinerek temizlenir, iç çamaşırları değiştirilir. Göbek düştükten sonra bebeğin hergün banyo veya leğende yıkanması ile pişikler ve deri hastalıkları önlenir. Bebeği yıkarken bir kişi yardımcı olmalıdır. İlk 1-2 haftada yıkama için kullanılacak su önceden kaynatılmış ve ılıtılmış olmalıdır. Bebeği yıkarken yüzü aşağıya bakacak şekilde, göğüs ve karnından kavranarak tutulabilir. Sırtüstü tutuluyorsa, başını elle desteklemek gerekir. Bebek şampuanları ve sabunları ya da beyaz sabun kullanılabilir. Bebeğin iyice durulanması ve kurulanması önemlidir. Banyo yapılan odanın ısısı 24-25°C sıcaklıkta olmalıdır.

Bebek soğuktan nasıl korunmalıdır?
Bebek için en uygun ortam ısısı 22°C ile 26°C arası odadır. Ortam çok sıcak (29°C'nin üzerinde) değilse bebeğe bir kaç kat giysi gildirilmesi uygundur. Bunun için zıbın, fanila ve bebek bezi üstüne giydirilmiş pijama ya da tulum yeterlidir. Böyle giyinmiş bir bebeğin yatarken üzerinin örtülmesi kucağa alındığında da örtüsüne sarılı olarak tutulması uygundur. Bebekler 2-3 aylık olana kadar çevredeki ısı değişikliklerinden çabuk etkilenirler. Açık kapı ve pencerelerden hava akımı olmamasına dikkat edilmelidir. Ayrıca bebek sobaya çok yakın yatırılmaz. Bebeğin yüzü kızarmışsa çok ısınmış olabilir. Soluk veya mor olması ise üşüdüğünü gösterir. Bebeğin ensesine dokunularak ısısı değerlendirilebilir. Ortam sıcak ise bebeğin giysileri ve örtüleri hafifletilir. Serin ortamda ise başlık ve eldiven giydirilir.

Bebeğin yatağı nasıl olmalı ve bebeği nasıl yatırmalıdır?
Bebeğin yatağını seçerken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Örneğin, yatak zemini sert olmalı, parmaklıklar arası mesafe 7 cmÕden fazla olmamalıdır. Parmaklıklar arası geniş olursa bebeğin başı bunlar arasına sıkışabilir. Sert pamuklu veya yünlü döşekler yeğlenmelidir. Yastık kullanılmaz. Yorgan seçiminde elyaflı ya da kuştüyü ile doldurulmuş yorganlar yerine pamuklu ve yünlüler kullanılmalıdır. Bebekler yan ya da sırtüstü yatırılabilir. Beslendikten hemen sonra bir müddet yan yatması daha uygundur. Başın yatış pozisyonu sık sık değiştirilmelidir. Hep aynı tarafa yatarsa başta şekil bozukluğu oluşabilir.

Bebeğin yanında sigara içilmesi zararlı mı?
Bebeğin yanında sigara içilmesi zararlıdır. Yanında sigara içilen bebeklerde daha fazla solunum yolu hastalıkları olduğu saptanmıştır.
Yanlarında sigara içme, büyük çocuklar için de zararlıdır. Çocukların yanında, hangi yaşta olurlarsa olsunlar, sigara içilmemelidir.

Sağlam çocuk kontrolleri nasıl ve ne zaman yapılır?
Bir bebeğin sağlıklı büyüyüp büyümediği vücut ağırlığı ve boyu ölçülerek kontrol edilmeli ve aşıları yapılmalıdır. Doğumdan sonra ilk 7 gün içinde kontrollere başlanması çok iyi olur.
En geç bir ay içinde her bebek kesinlikle ilk kontrole getirilmelidir. Ondan sonra 4. aya kadar ayda bir ve 6. aydan itibaren 1 yaşına kadar 3Õer ay aralıklarla kontroller sürdürülür. Ancak doktoru gerekli görürse daha sık kontrole çağırabilir.

Bebek altı aylık olana kadar hangi aşılar yapılır?
Bebek doğar doğmaz, ya da ilk 1-2 ay içinde verem aşısı yapılır. Eğer hastanede yapılmadıysa, bu aşı Verem Savaş Dispanserlerinde yaptırılabilir. Daha sonra 2. ayda difteri, boğmaca ve tetanozu içeren ÒKarma AşıÓ ile ÒÇocuk FelciÓ aşısı yapılır ve bu aşılar en az 1, en geç 2 ay aralar ile 2 kez daha uygulanır. Üç doz karma aşı ile çocuk felci aşısının İlk 6 ayda tamamlanması gerekir. Bu aşılar bebeğin takip edildiği Sağlam Çocuk Polikliğinde, Ana Çocuk Sağlığı MerkezleriÕnde ya da Sağlık Ocaklarında yaptırılabilir. Bu aşı programına B hepatiti aşısı ile hemofilus influenza B (Hib) aşısının da eklenmesi yararlıdır. Ancak bu iki aşı ücretsiz olarak yapılmamaktadır.

Bebek geceleri çok sık uyanırsa ne yapmalıdır?
Bebeğin geceleri çok fazla uyanması farklı nedenlerden olabilir. Bebek geceleri beslenmek için uyanmanın dışında ortam ısısından rahatsız olduğu için veya gündüz fazla uyumuş olduğundan uyanabilir. Bazen de uyanmanın nedeni belirlenemez. Bebeğin gece anneye yakın hatta aynı odada yatması iyi olur. Bu kendini güvende hissetmesi açısından önemlidir. Alışık olduğu yorgana sararak yatırma, yatırırken okşayarak konuşma, ışığı söndürmeden önce bebeğin yanında biraz kalıp ninni söylemek gibi yöntemler bebeğin uykuya dalmasını kolaylaştırabilir ve daha rahat uyumasına yardımcı olabilir. Gece boyunca bebekler sık sık gözlerini açarlar, el ve kollarını hareket ettirirler. Ağlamıyorsa bebeğe uyurken sıkça dokunmaktan kaçınılmalıdır. Bebek geceleri geç saatte uyuyor ve bunu bir saat öne almak istiyorsanız, her gece 5 dakika önce yatırarak istenen zamana ulaşabilirsiniz.

Bebek çok fazla uyuyorsa normal midir?
Bebek yeni doğduğu dönemde beslenme süreleri dışında sürekli uyursa bu normaldir. Uykusu hafiftir. Uyurken yüzünde ve vücudunda sık olarak kendiliğinden olan hareketler gözlenir. Büyüdükçe uyanık kaldığı zamanlar uzar. Her bebeğin yapısı farklıdır. Bazı bebekler fazla, bazıları ise daha az uyurlar.

Bebekler neden hep ağlar?
Geleneksel iletişim yöntemi olan göz göze temas dışında bebeğin derdini tek anlatma yolu ağlamaktır. Aşırı sıcak veya soğuk, altının kirli olması, giysilerinin rahatsızlık vermesi, ağrı, bebeğin ağlamasına yol açar. Ev koşullarında ya da bakımda bir değişiklik de bebeği etkiler. Bebek annenin işte çalışmaya başlamasına alışamamış olabilir. Bebeğin bu tür değişikliklerle aniden karşılaşmamasına çalışılmalıdır. Bazı bebekler, hiçbir neden olmadan, genellikle akşam saatlerinde sürekli ağlarlar. ÒÜç ay koliğiÓ denilen bu ağlama krizleri bebek 2-3 haftalık iken başlar, genellikle 3. ayda kesilir. Bebeğin sağlığını etkilemez ve tedavi gerektirmez. Bebeğinizin neden ağladığı ile ilgili şüpheleriniz varsa, kendinize şu soruları sorunuz: Bebek yorgun mu? O gün çok mu misafir geldi? Bebeğin altının değişmesi mi gerekiyor? Bebeğin beslenme zamanı mı gelmiş? Bebek çok sıcak ya da çok soğuk bir ortamda mı bulunuyor? Bebeği giysileri rahatsız mı ediyor? Evde huzursuzluk mu var? Öncelikle, bu durumlar varsa ortadan kaldırmak gerekir. Bebeğin ateşi mi var? Döküntüsü mü var? Dışkısı her zamankinden farklı mı? Sıçrar tarzda ya da yıldırım çarpmış gibi hareketler yapıyor mu? Bunlar hastalık belirtisi olabilir. Bunlardan hiçbiri yoksa sorun çoğu zaman ÒkolikÓtir.

Bebek çok fazla ağlıyorsa ne yapmalıdır?
Şiddetli ve nedeni açıklanamayan ağlama her gün çoğunlukla aynı saatte meydana geliyorsa bebekte ÒkolikÓ ya da Ògaz sancısıÓ diye bilinen bir durum olabilir. Koliğe tam olarak neyin sebep olduğu bilinmemektedir. Ancak bu durum genellikle bebek 3 aylık olduğunda kaybolur. Ò3 ay sancılarıÓ da denilen bu durum ağlama kirizleri biçiminde ortaya çıkar. Kolik için etkili bir ilaç bilinmemektedir. Ancak bebeğe hergün banyo yaptırmak, ağlama krizi sırasında karnına sıcak havlu koymak, kucakta taşımak ve taşırken sakinleştirici ninni ve benzeri şarkılar mırıldanmak en etkili yöntemlerdir.

Bebek kabız olunca ne yapılır?
Anne sütü ile beslenen bebekler genellikle yumuşak kıvamda ve sık dışkı yaparlar. Normal bebekler ilk ayda günde 8-10 kez dışkı yapabilirler. Kaka, sarı-yeşil renkte ve biraz sulu olabilir. Kıvamlı parçalar içeriyorsa ve miktarı fazla değilse normaldir. Ancak anne sütü alan bazı bebekler ise 2-3 günde bir dışkı yaparlar. Dışkının kıvamı sert değilse bu bir sorun oluşturmaz. Bebeklerin dışkılama sırasında zorlanmaları, yüzlerinin kızarması da normaldir.
Ancak, keçi kakası gibi sert ve tane tane dışkılama kabızlık işaretidir. Bu durum, bebeğin yeterli beslenmemesi ya da az sıvı alması gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Kabızlıkta dışkı yaparken zorlanma, makatta çatlaklara yol açabilir. Bu durumda dışkıda çizgi şeklinde kan görülür. Kabızlığın tedavisi için bebeğin sık aralarla beslenmesi gerekir. 4 aylıktan büyük, ek gıda almakta olan bebeklere ÒsuÓ ve Òposa bırakan sebze ve meyve püreleriniÓ bolca vermek gerekir. Makata yumuşatıcı veya ağrıyı azaltıcı kremlerin sürülmesi de yararlı olabilir. İnatçı kabızlık durumlarında zeytinyağı vb. ev ilaçlarını kullanmaya başlamadan önce sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Bebeklerde pişik neden olur, nasıl önlenir?
Bebeklerin bacak araları ve kalçaları ne kadar dikkat edilirse edilsin tahriş olabilir. Pişikleri önlemek için bebeğin bezi 3-4 saatte bir değiştirilmeli, pamuklu bez kullanılmalı, bezler sabunla yıkanmalı ve çok iyi durulanmalıdır. Çoğu kez bu tahrişi kolay iyileşir. Pudra kesinlikle kullanılmamalıdır. Kağıt bezler pişik olduğunda kullanılmamalıdır. Çünkü tahriş bundan da ileri geliyor olabilir. Oda sıcaksa hergün 1-2 saat bebeğin altının açık tutulması bez tahrişini önler ve tahriş olmuş derinin çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Derinin plastik maddelerle teması engellenmelidir. Eğer pişik bu önlemlere rağmen geçmiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Bebeğin çamaşırları deterjan yerine sabun tozu ile yıkanmalı ve iyice durulanmalıdır. Bebeğin aşırı sıcak tutulması da pişiklere neden olabilir.

Pamukçuk olan bebeklere ne yapmak gerekir?
Bebeklerde pamukçuk sık rastlanılan bir sorundur. Ağızda özellikle yanak içlerinde noktalar ya da tabaka şeklinde görülür. Anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az görülür. Ağrı olduğu için bebeğin beslenmesi bozulabilir. Bu durumda ağız içinin önceden kaynatılmış ılık su ve gazlı bez ile temizlenmesi önemlidir. İlaç kullanılması gerekebilir.

Yenidoğan bebeklerde sarılık neden olur, bu durumda ne yapmak gerekir?
Yenidoğan bebeklerin yaklaşık yarısında ilk 2 günden sonra sarılık gelişir. Çok hafif ve birkaç gün süren sarılık durumları dışında sarılıklı bebekler mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.

Bebeğin ateşi nasıl ölçülür?
Çok az sayıda bebek hiç ateşlenmeden büyür. Vücut ısısının normalin üstüne çıkması olarak tanımlanan ateş, genellikle bir hastalık belirtisidir. Ateş vücudun hastalık yapıcı etkenlere karşı savunma yaptığının bir göstergesidir ve bu anlamda iyi bir işarettir. Bebek bir aydan küçükse ateş çok önemli bir bulgu olabilir. Bu nedenle ayrıntılı değerlendirme gerektirir. Vücut ısısının 38-39 derece (38 - 39°C olarak da belirtilir) olduğu durumlarda bebek yakından izlenmeli, ateş 24 saatte düşmüyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Ateşin 39°C ya da daha fazla olduğu durumlarda vakit geçirmeden bir doktora başvurmalıdır. Bebeklerin vücut ısılarını kontrol etmek için kısa, yuvarlak uçlu civalı termometreler (dereceler) kullanılır. Termometrenin okunması kolay değildir. Bu nedenle ihtiyaç duymadan önce derecenin kullanılması öğrenilmelidir. Bunun için derece civalı ucu açıkta kalmak üzere baş ve işaret parmakları arasında tutulur ve yavaşça döndürülerek civa sütunun üst ucu görülmeye çalışılır. Civa sütununun ucundaki değer vücut ısısını gösterir. Bebeğin ateşini ölçmek için aşağıdaki adımlar izlenmelidir.
1. Termometre silkelenerek civa kolonunun üst ucunun 35°CÕnin altına gelmesi sağlanır. (Dikkat! Dereceyi çarpmayın kolayca kırılır ya da içindeki civa taşıyan ince kolon kısmı bozulur).
2. Derecenin ucu sabunlu su ile yıkanır ve civa haznesi bulunan ucuna kaygan olması için az miktarda vazelin ya da yağlı bir krem sürülür.
3. Bebek yüzükoyun sert bir zemin üzerine yatırılır. Bebek küçük ise kucakta aynı şekilde tutulur (Ateş ölçümü sırasında bebeğin hareket etmesi engellenmelidir).
4. Bir elle bebeğin kalçasının üstünden sıkıca bastırılır.
5. Diğer elle derece 2. ve 3. parmaklar arasında tutularak yavaşça civa haznesi bulunan ucu makattan içeri yaklaşık 1.5 santimetre itilir. 2 dakika beklenir ve derece yavaşça yerinden çıkarılır.
İshal nedir, bebek ishal olunca ne yapmak gerekir?
Bebeğin kakası yaşına ve beslenmesine göre değişmektedir. Genelde anne sütü ile beslenen bebekler ilk aylarda günde 8-10 kez püre kıvamında sarı renkli kaka yaparlar. İkinci ve üçüncü aylarda kaka sayısı azalır. Ek gıdalara başlandığında ise renginde ve kıvamında değişme olur.
Bir kez su gibi dışkılama endişe yaratmamalıdır. Ancak bebeklerin her zamankinden daha fazla sayıda ve su gibi kaka yapmalarına ishal denir. Bu durum yakından izlem ve değerlendirme gerektirir. İshal barsak yüzeyinin zedelendiği durumlarda ortaya çıkar. Kaka su gibidir. Çünkü bebeğin aldığı besinler barsaklarda yeterince sindirilip emilmez. Ayrıca zedelenen barsak yüzeyinden sıvı kaybı olur. Tuz ve diğer madensel maddeler bu sıvı ile birlikte vücuttan kaybolur. Bu kayıplar bebeğe aşırı şekerli sıvılar verildiğinde daha da artabilir.
İshalde en önemli tedavi vücuttan kaybedilen su ve tuzun yerine konmasıdır. Bunun için anne sütü alan bebeklerde emzirme sıklığı arttırılmalı, ek gıdalarla beslenen bebeklerin ise sulu gıda alımı arttırılmalıdır.
İshal olan bebeklerde yukarıdaki önlemler alındıktan sonra zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Düzenli kontroller dışında bebeğin hemen doktora götürülmesini gerektiren durumlar nelerdir?
İyi bakılan bebekler de hasta olabilir. Bebeklerde görülen hastalıkların çoğu erken tanı ve tedavi ile düzelen hastalıklardır. Bunun için bazı belirtiler farkedildiğinde vakit geçirmeden bebek, bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Ateşli durumlar ve ishal bunların başında gelir. Ateş çok yüksek (39°C) olmasa da öksürük ve hızlı solunum ile birlikte ise hemen doktor muayenesi gerektirir. Havale (istemsiz hareketler), bayılma (şuur kaybı), aşırı kusma (günde 3-4 kereden fazla ve bol), sürekli şiddetli ağlama, morarma ya da aşırı solgunluk, idrar yapamama, dışkıda kan bebeklerde sık olmasa da rastlanabilen ve acil değerlendirme gerektiren durumlardır.

Lohusalıkta anne kendisine nasıl bakmalıdır?
Doğum sonu kanamanın azalması için rahim, karından tutularak sıkıştırılmalı, karına masaj yapılmalıdır. Doğal olarak ilk günlerde kanlı, sonra pembe, daha sonra kahverengi akıntı olur. Birkaç haftadan sonra beyaz akıntı başlar. Doğumdan sonra olabilecek en erken zamanda ayağa kalkmak ve hareket etmek kan dolaşımı için olduğu kadar barsakların iyi çalışması için de yararlıdır. Ancak lohusa yine de çok yorulmamalıdır. İlk günlerde istirahat etmemek, kanamaya ve ağrıya yol açabilir. Doğumdan hemen sonra ağrı varsa, ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir. Ateşlenme hissedilirse derece ile ölçülmelidir. Yüksek ateşte (38 derece) kesinlikle doktora danışmak gerekir. İlk iki gün içinde dışkılama olabilir. Olmazsa kabızlığı önleyici yöntemlere başvurulmalıdır.
Emzirme sırasında annenin rahat oturması için yardım edilmelidir. Oturmak istenmiyorsa yan yatarak da bebek emzirilebilir. Emzirmenin başlangıcında memeler acıyabilir. Bebek doğru emiyorsa bu acı giderek azalır ve bebek emdikçe tümüyle geçer. Bebek memelerdeki sütü boşaltacak şekilde sık sık emzirilirse, memelerde süt birikimine bağlı anneyi rahatsız edecek şişlikler kızarma ve ağrı olmaz. Olduğu takdirde sütü boşaltmak, emzirmeden önce sıcak su ile pansuman ya da banyo yapmak emzirdikten sonra memelere soğuk su ile pansuman yapmak şikayetleri azaltır.

Doğum sonu lohusanın kontrolu niçin önemlidir? Ne zaman yapılması gerekir?
Her annenin doğum yaptıktan sonra kendi sağlığı açısından kontrol edilmesi gerekir. En az bebek kadar onu dünyaya getiren annenin sağlığı da önemlidir.
İlk iki ay (60 gün) içinde lohusanın doğum sonu kontrolü yapılmalıdır. Muayene yapılarak annenin sorularının cevaplanacağı bu doktor kontrolü ihmal edilmemeli olabildiği kadar erken zamanda yapılmalıdır.

Doğum sonu dikişlerin bakımı nasıl yapılır?
Dikişler için en iyi bakım temizliktir. Tuvalette taharetlenme her zaman ön taraftan (idrar yapılan yer) arka tarafa (makat) doğru yapılmalıdır. Makat çevresinde bulunabilecek dışkı mikropları dikişlere ya da idrar borusuna ulaşırsa iltihaplanmaya neden olur. İltihaplanan dikişler kaynayamaz ve yara açılır. Kızarıklık, şişlik ve aşırı ağrı dikişlerin atma belirtisidir. Dikişler atınca açılan yara temizlenmelidir. Açılan yara tekrar dikilebilir. En iyisi hiç açılmaması için dikişlerin temiz tutulmasıdır. Doğumdan sonra yıkanmanın dikişlere bir zararı olmaz. Sabunlanmış elle temizlik yapılabilir. Sonra, dikiş bölgesi su ile durulanmalı ve her zaman kurulanmalıdır. Kurulanma, temiz tuvalet kağıtları ile yapılmalı, kağıt atılmalıdır. Her seferde ayrı ve temiz bir bez kullanılamayacağı için bezle kurulama doğru değildir. Temizlik için rivanol ya da tavsiye edilen başka ilaçlı sular da kullanılabilir. Ancak nasıl temizlenirse temizlensin dikiş bölgesi her zaman kurulanmalı, ıslak kalmamalıdır. Önemli başka bir nokta da kullanılan hijyenik bağların çok sık değiştirilmesidir. Uzun süre kalan hijyenik bağlar da iltihaplanmaya neden olabilir. Kanama olmasa bile hijyenik bağlar da iltihaplanmaya neden olabilir. Kanama olmasa bile hijyenik bağ en fazla 6 saatte bir değiştirilmelidir. Bu dönemde hazır hijyenik bağların kullanılması daha kolay ve güvenlidir.

Doğumdan sonra anne ne zaman yıkanabilir?
Anne, kendini yıkanabilecek gibi hissettiği her an yıkanabilir. İlk yıkanmalar ayakta ve duş şeklinde ya da su dökünerek olmalıdır. Su dolu leğene ve küvete oturmadan sık sık yıkanabilir. Normal bir doğumdan 24 saat sonra da banyo yapılabilir. Sezaryen doğumdan sonra genellikle dördüncü günde dikişler alınır ve ertesi günü yıkanabilir.

Doğum sonrası dönemde anne nasıl beslenmelidir?
Doğumdan sonra anne bebeğini emzirirken gebelik öncesi döneme göre hergün en az 1 litre daha fazla su ve sulu gıdalar, 2 tane meyve ya da 2 tabak sebze yemeği, 3 dilim ekmek ya da 1 bardak süt ile beslenmesine ilave yapmalıdır. Gebelikte aldığı kan hapları doğumdan sonra bir ay daha kullanılır. Eski ağırlığa hemen dönmek için acele edilmemelidir. Annenin eski kilosuna kavuşması altı ay sürebilir. Anne şişmansa her ay iki kilogramlık bir ağırlık kaybı olabilir. Süt salgısı bundan etkilenmez. Ayda iki kilogramdan daha fazla zayıflama diyeti uygulanmamalıdır. Ancak unlu, yağlı besinlerden fazla yememeye dikkat edilmelidir.

Lohusa doğum sonu kabızlıktan nasıl kurtulabilir?
Kabızlığı ortadan kaldırmak için jimnastik yapmak yararlıdır. Ayrıca 3 - 4 porsiyon sebze ve meyve yemek, kabukları ile yenebilecek sebze ve meyvaları kabuklarını soymadan yemek kabızlıktan kurtulmak için faydalıdır. Kuru baklagil (mercimek, fasulye, nohut) ve kepekli ekmek yemek, aç karnına 1 bardak ılık su veya kayısı suyu içmek de yararlıdır. Beyaz ekmek, makarna, pirinç, az yağlı besinler, yeterince sıvı içilmemesi, dengesiz beslenme, fazla çay ve kahve tüketimi kabızlığı arttırdığı için bunlardan kaçınılmalıdır.

Doğum sonu bel ağrısı olursa neler yapılmalı?
Gebelik sırasında fazla hareket yapılmaması sonucu zayıflayan kaslar doğum sonu bel ağrısının bir nedenidir. Jimnastik yapmakla bu ağrılar ortadan kalkabilir. Ayrıca fazla kilolar da ağrı nedenidir. Gebelikte ve doğum sonrasında aşırı kilo almamaya ve dengeli beslenmeye dikkat etmek gerekir. Bel ağrısını önlemek için ağır yük taşımamaya, yerden birşey alırken beli dik tutup dizleri kırarak çömelmeye özen gösterilmelidir. Bebeği kucağa alırken veya altını değiştirirken belden eğilmemek bunun için bebeğin altını ya da çamaşırını değiştirmek için uygun yükseklikte masa kullanmak ya da babadan yardım istemek gereklidir.

Doğumdan sonra lohusa nasıl formuna dönebilir?
Doğum sonu yapacağınız hafif hareketlerle en erken üç ay sonra eski formunuza dönebilirsiniz, ama karın kaslarının eski halini alması daha uzun süre alır. Sezaryen doğum yapanlar karın hareketlerine iki hafta sonra başlamalıdırlar.
Aşağıdaki hareketleri her gün giderek artan sayıda tekrarlarsanız bedeniniz belirli bir forma ulaşacaktır. Ama hiçbir hareket için kendinizi zorlamayın. Yeterince istirahat ettikten ve bedeniniz gerekli güce eriştikten sonra daha önce rahatlıkla yapamadığınız beden hareketlerini yeniden deneyebilirsiniz.
1. İlk günlerde: Her saat başı ayak bileğini öne ve arkaya doğru bükerek kan dolaşımınızı kolaylaştırın.
2. Yine ilk günlerde: Dizleriniz bükük halde sırtüstü yere yatarak nefes alırken bütün gücünüzle karnınızı içeri çekin ve 10Õa kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
3. İlk haftanın sonunda: Sırtüstü uzanın, dizlerinizi bükün ve ayak tabanlarınızı yere basın. İdrara tutar gibi kaslarınızı sıkın ve içinize doğru çekin. Bu halde kalın ve 10Õa kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
4. İkinci haftanın sonunda: Sırtüstü yatıp dizlerinizi bükün. Ayaklarınız yerdeyken kollarınızı karnınızda kavuşturun ve ellerinizle karnınızı itin. Başınız ve omuzlarınızla vücudunuzu kaldırmaya çalışın. 10Õa kadar sayın. Rahatlayın. Tekrar yapın.
5. Üçüncü haftanın sonunda: Sırtüstü yatarken dizlerinizi bükün. Bacaklarınızı hafifçe ayırın. Kollarınızı öne uzatarak dik olarak oturun. Dengeyi bozmadan bacaklarınızı hafifçe uzatın. Sırtınızı geriye doğru kaydırın ve 10Õa kadar sayın. Kollarınız öne doğru gergin dururken, rahatlayın ve hareketi tekrar yapın. Harekete alıştıktan sonra kollarınızı dizlerinize doğru uzatarak sırtınızı yere daha çok yaklaştırabilirsiniz.

Doğumdan sonra ne zaman cinsel ilişkide bulunulabilir?
Sezaryenle olsun normal doğumla olsun doğum sonu kanaması tümüyle bitmeden ilişkide bulunmak doğru değildir. Genel olarak döl yolunun iltihaptan koruyucu ortamı kanama sırasında etkilenir, mikropların üremesi kolaylaşır. Doğumdan sonra rahim de kolay iltihaplanır.
Bu nedenle kanamanın bitmesini beklemek, iltihaplı hastalıklardan korunmak için doğru bir davaranıştır. Kanama ve doğum sonu kanlı akıntılar kesilmiş, doğum kanalı iyileşmişse ve ağrı hissedilmiyorsa cinsel ilişkinin genellikle sakıncası yoktur. Ancak emzirilmiyorsa ilk 25 günde yumurtlama olabileceği bu nedenle de gebelikten korunmak gerektiği unutulmamalıdır.

Doğumdan sonra ne zaman adet görülür? Düzensiz adet görülürse ne yapılmalıdır?
Doğumdan sonraki ilk bir iki ayda Òkırk sonuÓ da denilen adet kanamasına benzer bir kanama olabilir. Bu kanamanın olması artık adetlerin mutlaka düzene gireceğini göstermez. Bebek yalnız anne sütü ile besleniyorsa genellikle ilk altı ayda adetlerin başlaması ve düzenli olması beklenmez. Bu durumda telaşlanmamak gerekir, zamanla düzene girecektir. Uzun bir süre, 18 aya kadar adet görülmediği de olabilir. Daha da gecikirse veya anne emzirmediği halde adetleri düzensiz olursa doktora başvurmak doğru olur.

Doğumdan sonra gebelikten korunmak gerekir mi?
Hemen yeni bir gebelik istemeyen her çift uygun gördükleri en kısa zamanda korunmaya başlamalıdır. Her çiftte gebelik olasılığı farklıdır, ama doğum yapmış olmak, her an başka bir gebeliğin de olabileceğini düşündürür.
Bu gebelik, kısırlık tedavisi sonunda güçlükle elde edilmiş de olsa, aynı sorunun devam edip etmediği belli olmaz. Hemen çocuk istense bile bir süre ara vermek gerekir. İki doğum arasında iki yıldan az olursa sağlık ve yaşam niteliği açısından iki çocuğun da olumsuz olarak etkilenebildiği, annenin de zorluklarla karşılaştığı bilinmektedir.
Bu nedenle doğum ister sezaryen ister normal yolla olsun, çiftler en az bir yıl gebelikten korunmalıdır. Bu sürenin üst sınırı yoktur.

Doğumdan sonra hangi yöntemlerle korunmak uygun olur?
Doğum sonrası gebelikten korunmak için bütün yöntemler kullanılabilir. Kişinin ve yöntemin özellikleri bilinerek seçim yapılırsa istenmeyen etkiler en aza indirilebilir.
Doğum kontrol yöntemleri zararlı olmamaları için uzun süren araştırmalar sonucu geliştirilmişlerdir. Ancak çeşitli özellikleri, kullanan kişiyi etkileyebilir. Pek çok yönteme ait, özellikle kullanmayanlar tarafından yayılan dedikodular vardır. Bunların çoğu yöntemin özelliklerine bağlı beklenen etkilerdir. Bazıları ise asılsız söylentilerdir. Bu söylenenlerin doğruluğunu uzmanlara sorup danışmak gerekir. Gebelikten korunmak için kullanılan hap, rahim içi araç, kılıf, diyafram, kola takılan çubuklar, kadında ve erkekte tüplerin bağlanması gibi yöntemlerin pek çok özelliği vardır.
Rahim içi araç (spiral), hazneden yalnız ipliği hissedilebilecek şekilde rahime sağlık personelince yerleştirilen plastik, küçük bir araçtır.
Prezervatif, (kılıf) ilişkide erkeğin sertleşen penisine takarak kullandığı ince lastikten bir kılıftır.
Diyafram, ilişkiden önce kadının rahim ağzına taktığı küçük, yuvarlak, ince lastikten bir araçtır.
Doğum kontrol hapları, kadınların cinsiyet hormonlarını içeren ve hergün yutulması gereken haplardır.
Kadında tüplerin bağlanması, (tüp ligasyonu)
Erkekte kanalların bağlanması, (Vazektomi) kalıcı yöntemlerdir ve kolay bir ameliyatla uygulanabilirler.
Kola takılan çubuklar (Norplant) hormon içeren yeni bir yöntemdir ve beş yıl süreyle korur. Bu özellikler kadın ve erkek kullanacak kişilerin farklılığına göre sağlığı etkileyebilir. Örneğin bebeğini emziren annelerin kullanabileceği doğum kontrol hapı farklıdır. Bu durumda östrojen hormonu bulunmayan türde haplar kullanılmalıdır. Aksi halde süt azalalabilir. Doğru kullanılıp kullanılmadığına göre yöntemlerin koruyuculukları da değişir. Kim hangi yöntemi kullanmak istiyorsa özelliklerini ve nasıl kullanılacağını ayrıca öğrenmelidir. Birisi için uygun olan bir başkası için uygun olmayabilir. Ama tüm yöntemlerin en önemli yararları istenmeyen gebelikten korumaları, bu sayede de gebelik korkusu ortadan kaltığı için cinsel hayatı zevkli hale getirmeleri, kürtaj sorununu ortadan kaldırmaları ve yaşamı kolaylaştırmalarıdır.

Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Temmuz-2007 Saat 13:08
  :: HAMİLELİKTE SEYAHAT  ::
Seyahatte dikkat etmeniz gerekenler...

Seyahat genellikle bir sorun oluşturmaz ancak uzun seyahatler yorucu olabileceği gibi, ilk üç ay içinde mide bulantısı, kusma, sık idrara gitme, yorgunluk gibi şikayetler nedeniyle rahatsız olabilirsiniz. Uzun seyahat düşünüyorsanız, ikinci trimestr denen 4.-5.-6. Aylar uygunsa tercih edebilirsiniz. Çünkü bu dönem fiziksel olarak daha rahat olduğunuz, kendinizi iyi hissettiğiniz bir dönemdir.Yolculuk sırasında,

  • Sizi rahatsız etmeyecek kıyafetler giyin.
  • Yanınıza hafif, sağlıklı yiyecek ve içecekler alın.
  • Elinizi yıkayamayabileceğiniz için antibakteriyel el bezleri, kolonyalı mendil bulundurun.
  • Uzun yolculuklarda sık sık kısa molalar verin, kısa yürüyüşler yapın.
  • Rahat ayakkabılar giyin.
  • Yurtdışına çıkacaksanız, doktorunuzla görüşün, aşı yaptırmanız gerekiyorsa yaptırın. Sıtma. Kolera, tifo, sarılık gibi bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu ülkelere gitmeyi hamilelik sonrasına erteleyin.

     Uçak yolculuğunda:

     Uçak yolculuğu için hamileliğinizin son dönemlerine kadar herhangi bir sakınca yoktur. Doktorunuz uygun görüyorsa uçakla seyahat edebilirsiniz. Pek çok havayolu şirketi, 8. Ay hamilelikten sonra uçak yolculuğuna sınırlama getirmektedir, doktor raporuna ihtiyacınız olabilir.Uçak yolculuğu yapacak olursanız, hareketsiz oturmayın, uçakta zaman zaman yürüyün. Aşağıdaki durumlarda uçak yolculuğu önerilmez;

    - İkiz ya da çoğul hamileliklerde
    - Daha önce düşük yapmış hamilelerde
    - Kalp-damar hastalığı olan hamilelerde

    Hamilelik sırasında tromboz riski artmıştır. Bu nedenle uçak seyahati sırasında tromboza karşı önlemler alınmalıdır. Doğumdan sonra da en az bir hafta uçağa binilmemesi gerekir.

    15.09.2003
    Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Hamit Hancı, yaptığı yazılı açıklamada, uçak yolculuğuna çıkacak hamilelerin, “tıbbi raporlarının bir kopyasını ve doktorlarına acil durumda ulaşılabilecek telefon numarasını” yanlarında bulundurmaları gerektiğini hatırlattı. Hamilelerin uçakta koridor tarafında oturmasının hareket kolaylığı sağlayacağını belirten Prof. Dr. Hancı, rahat ve bol kıyafetlerle topuksuz ayakkabı giyilmesinin, yolculuk süresince kadınları rahatlatacağını ifade etti. Prof. Dr. Hancı, hamilelere şu önerilerde bulundu:

    - Uçakta verilen yemeği beğenmeme olasılığına karşı, yanınızda yiyecek bir şeyler götürün.

    - Tıbbi raporlarınızın bir kopyasını ve doktorunuza acil durumda ulaşabileceğiniz telefon numarasını alın. Gerektiğinde çıkarabileceğiniz şekilde kat kat giyinin. Emniyet kemerinizi göbeğinizin üstünde değil altında tutun.

    - Bel ağrısına karşı yanınıza yastık alın. Uçuş heyecanı için, yanınızda sakinleştiren zencefil çayı veya nane çayı bulundurun. Uçuş sırasında, her 2 saatte 1 litre su içmeye çalışın.

    Akciğerlerdeki hava kesecikleri henüz yeterince genişlememiş olan yeni doğan bebeklerin de uçağa binmeleri doğru değildir.

  • Basa don
    Misafir Drop Down Menu
    Misafir
    Misafir
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Temmuz-2007 Saat 13:26
    Ağrısız Doğum Nedir ?


    Doğum yapanlara sorarsanız doğum ağrısı bilinen en berbat ağrılardan birisidir derler...Gerçekten de anlatılan öykülerden ve bir de bazı filmlerdeki doğum ağrısı çeken kadın görüntülerinden etkilenerek olsa gerek; normal doğumdan korkan pek çok kadın vardır.. Hele bir de doğum yapma fikrine psikolojik ve fiziksel olarak hazırlanmayan bir anne adayının ruh halini düşünün..

    Aslında ne kadar ağrı duyulacağını doğumu yaşamadan önce tahmin etmek güçtür. Bazı kadınlar dayanabilecek, kontrol edilebilecek düzeyde ağrı duyarken, bazıları da çeşitli ağrı kesme yöntemlerine ihtiyaç duyar.

    Nefes alma, rahatlama teknikleri, ılık duş, masaj, destekleyici hemşire bakımı, pozisyon değişiklikleri (ayakta durmak, oturmak, yürümek, sallanmak), doğum topu kullanmak gibi doğum ağrısına yardımcı olan pek çok medikal olmayan yöntemler bulunmaktadır. Ancak bazı kadınlar için tüm bu yöntemler yeterli olmayabilir..

    Dolayısıyla bu ağrının, doğum eyleminin fizyolojisini (rahmin kasılması, gebenin ıkınması gibi) etkilemeksizin kısmen veya tamamen giderilmesi çok önemlidir. Bunu sağlayacak aslında birçok medikal yöntem vardır. Bunlar anneye kas veya damar içinden enjeksiyon yoluyla güçlü ağrı kesiciler vermek, doğum anında bebeğin çıktığı bölgeyi uyuşturmak, anneye anestezik gaz solutmak, akupunktur ve hipnoz sayılabilir.

    Doğumda verilen ilaçların bebeğe bir zararı var mıdır ?

    Narkotik maddelerin (güçlü uyuşturucular) bir diğer yan etkisi de hepsinin plasentayı (çocuğun besin maddeleri ve oksijen aldığı organ) geçip bebeğin dolaşımına katılmasıdır. Bunun sonucu olarak bebekte de bazı etkiler görülebilir.

    Örneğin Rahim içinde bebeğin kalp kızı hafif oranda değişebilir. Bu kalp hızındaki değişikliğe bağlı bebeğe bilinen ciddi bir yan etki yoktur.

    Bebeğin anneden yavaş olmakla beraber bu ilaçları yıkma kabiliyeti de vardır. Bebek doğduktan sonra hafif uykulu olabilir. Bebekte anneye verilen ilaçların etkisini görme şansı, doğum zamanına göre ilaçların verilmesine bağlı olabilir. Bebeğin ilaçları yıkmak için yeterli zamanı varsa çok az etki görülür. Pek çok doktor anneye ağrı için verilen bu güçlü ağrı kesicilerin bebek açısından güvenli olduğunu düşünmektedir.

    Bir de bunlar içinde en çok tercih edilen yöntem vardır ki bu da bir bölgesel anestezi yöntemi olan epidural anestezi dir. Günümüzde ağrısız doğum dendiğinde aslında kastedilen budur.

    EPİDURAL ANESTEZİ NEDİR ?

    Epidural anestezi, değişik amaçlarla uygulanabilen bölgesel anestezinin bir şeklidir. Bunun için bir anestezist, bel hizasında omurgaların arasına lokal anestezi ilacını verir. Bu yöntem ile o seviyeden omurilikten çıkan sinirler uyuşturularak vücudun alt yarısından ağrı sinyali alınamaz ve doğum ağrılarının kaynaklandığı bölgede de ağrı duyulmaz.

    Kateter denilen yumuşak bir plastik borucuk belden yapılan iğnenin içinden ilerletilir ve doğum süresince burada bırakılır. Böylece ağrı kesici gereksinimi oldukça anestezi uzmanı ilaç vererek tüm doğum süresince etkili bir analjezi (ağrı giderilmesi) sağlar.

    Anne adayı yan yatar ya da oturur pozisyondayken kateterin takılacağı alan antiseptik solüsyonlar ile temizlendikten sonra steril örtüler ile örtülür. Kateter bel bölgesindeki omurgaların arasından girilerek yerleştirilir.

    Epidural anestezi uygulamasının detayları :

    Önce bu bölgedeki cildi uyuşturmak için lokal anestezi yapılır. Ardından ince bir iğne ile iki omurga arasından geçilerek epidural zara ulaşılır. Eğer spinal anestezi de uygulanacaksa çok ince bir iğne ile bu zar da geçilerek subaraknoid boşluğa girilir ve beyin omurilik sıvısının geldiği gözlendikten sonra ilaç verilir.

    Epiduralde ise iğnenin arkasından çok ince bir kateter (boru, tüp) girilerek uygun mesafeye kadar itilir ve bu kateter dura zarı çevresindeki epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkartılır ve kateterin dışarıda kalan ucu flasterler ile hastanın sırtı boyunca sabitlenir. Dışarıda kalan uçtan enjektör yardımıyla ilaç verilebileceği gibi sürekli belirli dozda ilaç pompalayan otomatik cihazlar da kullanılabilir.

    Kateter yerleştirildikten sonra ilk önce az miktarda ilaç test dozu olarak verilir. Burada amaç olası bir alerjik ya da aşırı reaksiyonun olup olmayacağını gözlemektir. Bu tür bir reaksiyonun olmadığı gözlendikten sonra tedavi dozu verilir. Vajinal doğumlarda genelde spinal anestezi uygulanmaz. Bu nedenle kateter yerleştirilip tedavi dozu verildikten 15-20 dakika sonra anne adayı kasılmaları hissetmesine rağmen ağrı duymamaya başlar.

    Doğum uzadığında ve ilacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında ek dozlar verilir. Bu şekilde doğum gerçekleştirildikten sonra epizyotomi de (vajina girişinin kesilmesi) ek bir anesteziye gerek kalmadan kolaylıkla dikilebilir.

    Vajinal doğumu takiben hemen, sezaryeni takiben ise 24 saat sonra kateter çıkartılarak uygulamaya son verilir. Kateterin çıkartılması sırasında hasta hiçbir rahatsızlık duymaz.

    Epidural kateter takılması hasta açısından kolay tolere edilebilir, acısız ve rahat bir uygulamadır. Kateterin epidural boşluğu girdiği anda bacakta elektrik çarpmasına benzer bir his oluşması dışında hastaya ratahsızlık vermez. Epidural anestezi uygulamasında en önemli nokta işlemi yapan anestezi uzmanının tecrübesidir.

    Genellikle normal doğumlarda doğumun başında değil de rahim ağzı yaklaşık olarak 2-3 cm açıldıktan sonra epidural anestezi uygulaması tercih edilir. Ayrıca ilacın etkili olması için de 20-30 dakika geçmesi gerekir. Dolayısıyla normal doğum yapacak bayanlarda epidural anestezi yapılmadan önce ilk sancıların çekileceği bilinmelidir.

    Sezeryan operasyonu için epidural anestezi uygulanacak ise ameliyat sonrasında da bu kataterden ilaç verilerek ağrısız bir ameliyat sonrası lohusalık dönemi geçirilmesi sağlanabilir.

    Epidural anestezi uygulandığında herhangi bir bilinç kaybı olmaksızın tam ağrı kontrolü sağlanır. Bu şekilde hem normal doğum hem de, eğer gerek olursa, ilaç dozunu ayarlayarak sezeryanla doğum da yapabilirsiniz. Ayrıca doğum sırasında herhangi bir ek müdahele uygulanması veya dikiş atılması gerektiğinde bunlar da rahatlıkla hekim tarafından uygulanabilir ve ağrısını duymazsınız.

    Epidural anestezi ile gebeler kaslarını hareket de ettirebilir ve ıkınabilirler. Bu şekilde doğum olayına da aktif olarak katılmış olursunuz. Böylece bebeğinizi doğar doğmaz görebilir ve kucağınıza alabilirsiniz

    Anestezi amacıyla enjeksiyon veya solunum yolu ile verilen ilaçlar bebeğe de geçip onu etkileyebilirken, epidural anestezide kullanılan ilacın kan ile direkt ilişkisi olmadığından bu ihtimal çok azdır.

    Size uygulanacak anestezi tipi, genel sağlık durumunuz ve uygulanacak olan işlemin cinsine göre belirlenir. Ve elbette sizin tercihiniz de mutlaka göz önünde bulundurulur. Örneğin kimi bayanlar sezeryan olacak iseler epidural anestezi yerine uyumayı tercih edebilirler.


    EPİDURAL ANESTEZİNİN YAN ETKİLERİ VAR MIDIR?

    Aslında istenmeyen yan etkiler çok nadirdir. Ancak elbette her tip anestezi uygulamasında olduğu gibi epidural anestezide de bazı yan etkiler görülebilir. Bunların arasında en sık görülenleri başağrısı, kas ağrıları ve tansiyon düşmesidir. Çoğunlukla hafif düzeyde ve kısa sürelidirler. Çok nadiren baş ağrıları birkaç gün kadar uzun sürebilir.

    Anestezistiniz epidural anestezinin risklerini, faydalarını ve istenmeyen etkileri zaten size tüm detaylarıyla açıklayacak ve onayınızı aldıktan sonra işlemi uygulayacaktır.

    Sonuçta birçok gebe kadın ve doğum doktoru için epidural anestezi, anne ve bebeğe sağladığı rahatlık ve güvenilir olması nedeniyle sıklıkla uygulanmaktadır.
    Basa don
    Misafir Drop Down Menu
    Misafir
    Misafir
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Temmuz-2007 Saat 15:00

    Stres, doğacak bebeğin zekasını etkiliyor

    İngiliz bilim adamlarının yaptığı bir araştırmaya göre, hamilelikte stres, doğacak bebeğin zekasını olumsuz etkiliyor.

    Yapılan deneylerde, hamilelikte yoğun stres yaşayan kadınların çocuklarının IQ’sunun, ortalamanın yüzde 10 altında kaldığı gözlendi.

    Anne karnında strese maruz kalan çocuklarda ayrıca davranış bozuklukları tespit edildi.

    Bilim adamları, annenin yaşadığı stresin hangi mekanizma ile çocuğun zeka ve davranış gelişimini etkilediğini ise henüz tespit edemedi.

     

    Basa don
    reyhan Drop Down Menu
    Devamli Üye
    Devamli Üye
    Avatar

    Kayit tarihi: 06-Haziran-2007
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 207
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti reyhan Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 12-Temmuz-2007 Saat 19:23
    HANIMLAR MUTLAKA BAKIN

    GEBELİKTE İLAÇ KULLANIMI


    Plesenta, maternal ve fötal dolaşımlar arasındaki lipit bir engeldir. Plasentadan ilaç geçişi, pasif difüzyon yoluyla olmaktadır. Yağda çözünen, iyonize olmayan ve düşük molekül ağırlığına sahip ilaçlar, plasentadan kolayca geçerler. Yeterli zaman verildiğinde, hemen bütün ilaçlar, plasentanın her iki yanında da (maternal ve fötal) aşağı yukarı aynı konsantrasyona erişebilirler. Bu kuralın tek istisnası, çok büyük ve çok polar bir molekül olan heparindir.
    Pre-embriyonik faz : Gebe kalınan andan başlayarak 17. güne kadar devam eder. Bu fazda, olumsuz bir dış etkenin (ilaçlar da dahil) sonucu, ya ölüm ve düşük (ya da resorpsiyon) dur veya gelişme hiç etkilenmez.
    Embriyonik faz : Gebe kalındıktan sonraki 18. günden 55. güne kadar sürer. Organojenez olayının temel aşamalarının görüldüğü fazdır. Dokuların hızla farklılaşması ve doku hasarının giderilmesinin olanaksızlığı nedeniyle, teratojenite açısından en kritik dönemdir.
    Fötal faz : Gebeliğin 56. gününden miyadına (38. hafta) kadar devam eden bu fazda ilaçların etkisi genellikle büyüme defektleri ve fonksiyonel kayıplarla sınırlıdır.

    PLASENTADAN GEÇEN ETKEN MADDELER
     

    Acethophenitidin
    Alimerazin
    Alphaprodine
    Amethopterin
    Amfetamin
    Amfoterisin B
    Amikasin
    Anileridin
    Amino Kaproik Asit
    Aminopterin
    Amitriptilin
    Ammonium Chloride
    Amobarbital
    Aspirin
    BCG
    Bendroflumetiazid
    Benztiazid
    Beta-Histidin
    Betanidin
    Bisakodil
    Bishydroxicoumarin
    Bromide'ler
    Busulfan
    Butalbital
    Butorfanol
    Canlı Aşılar
    Chloral Hydrate
    Chlorambucil
    Chloramphenicol
    Chloraquine
    Chlorpromazine
    Chlorpropamide
    Civa
    Cortisone
    Cyclophosphamide
    Cyclopropane
    Daktinomisin
    Dantron
    Debrisokin
    Dekstropropoksifen
    Demoksisiklin
    Dextroamphetamine sulfate
    Dienestrol
    Dietilstilbestrol
    Difenadion
    Dihidrokodein Bitartarat
    Dikumarol
    Disopramid
    Doksepin
    Doksisiklin
    Ergot Deriveleri (Ergotamin)
    Estradiol
    Estron
    Etakrinik Asit
    Etanol
    Ether
    Ethylbiscoumacatate
    Etinil Estradiol
    Etisteron
    Etosüksimid
    Etratinat
    Fenazosin
    Fenilbutazon
    Fenindion
    Fenitoin
    Fenolftalein
    Fenprofen
    Fenprokumon
    Fentanil
    Fluktosin
    Ftalilsülfasetamid
    Ftalilsülfatiazol
    furasemid
    Gentamisin
    Griseofulvin
    Guanetidin
    Heroin
    Hexamethonium Bromide
    Hidroflumetiazid
    Hidroklortiazid
    Hidrokodon
    Hidromorfon
    Hint Yağı
    İbuprofen
    İndometazin
    İnfluenza Aşısı
    İodide'ler
    İophenoxic Asit
    İothiouracil
    İsoniazid
    İzotretionin
    Kanamisin
    Kasantranol
    Kaskara Sagrada
    Katakonazol
    Kızamıkçık Aşısı
    Kinetazon
    Kinidin
    Klofibrat
    Klomifen
    Klomipramin
    Klomosiklin
    Klorambusil
    Kloramfenikol
    Klorotrianisen
    Klorpropamid
    Klortalidon
    Klortetrasiklin
    Klortiazid
    Kodein
    Kolin Salisilat
    Kolistin
    Kumarin Deriveleri
    Kurşun
    Laktuloz
    Levallorfan
    Levorphanol
    Lithium
    Lithium Carbonate
    Lysergic acid diethylamide (LSD)
    Mafenid
    Magnezyum
    Mecamylamine
    Meclofenamat
    Mekloretamin
    Meperidin
    Mepivacaine
    Meprobamat
    Merkaptopürin
    Mestranol
    Metadon
    Metarbital
    Metasiklin
    Methimazole
    Methadone
    Methotrexate
    Metilklotiazid
    Metilprednizolon
    Metolazon
    Magnezyum Salisilat
    Minosiklin
    Morphine
    Nalbufin
    Nalidiksik Asid
    Naproksen
    Neomisin
    Nicotine
    Nifedipin
    Nitrofurantoin
    Nitrous Oxide
    Noretindron
    Noretinodrel
    Novobiocin
    Oksifenbutazon
    Oksikodon
    Oksimorfan
    Oksitetrasiklin
    Oksolinik Asit
    Opium
    Oral Kontroseptifler
    Östrojen
    Paraldehyde
    Parametadion
    Parametazon
    Paregorik
    Penisilamine
    Pentazosin
    Perhiksilin Maleat
    Phenmetrazine
    Phenobarbital
    Phenylbutazone
    Pipermidik Asit
    Podophyllum
    Polimiksin B
    Politiazid
    Potassium İodide
    Prenilamine
    Probukol
    Proklorperazin
    Prometazin
    Propranolol
    Propylthiouracil
    Psedoefedrin + Triprolidin
    Quinine
    Radyoaktif İyot
    Reserpine
    Rifampin
    Salsalat
    Serotonin
    Siklazosin
    Siklofosfamid
    Siklopentiazid
    Siklotiazid
    Sinoksakin
    Sitarabin
    Sodyum Salisilat
    Sodyum Tiosalisilat
    Sodyum Warfarin
    Spironolakton
    Sterptokinaz
    Sterptomycin
    Sulfonamide
    Sulfonylurea
    Sulindak
    Suksinilsülfatiazol
    Sülfadiazin
    Sülfadimetoksin
    Sülfadoksin
    Sülfaethidol
    Sülfaguanidin
    Sülfaklorpridazin
    Sülfafenazol
    Sülfamerazin
    Sülfametiazin
    Sülfametiazol
    Sülfametoksazol
    Sülfametoksidiazin
    Sülfanilamid
    Sülfanil Karbamid
    Sülfapiridin
    Sülfasalazin
    Sülfasetamid
    Sülfasimerazin
    Sülfasistin
    Sülfatiazol
    Sülfaksisazol
    Terapotik Radyasyon
    Tetracycline
    Thalidomide
    Thiazide
    Thiouracil
    Tiamfenikol + Asetilsistein
    Tobramisin
    Tolbutamid
    Tolmetin
    Triamkinolon
    Tribromoethanol
    Triklormetiazid
    Trimetadion
    Trimetoprim
    Tütün
    Valproik Asit
    Vankomisin
    Verapamil
    Vinblastin
    Vinkristin
    Vitamin A
    Vitamin D
    Vitamin K analogları
    Warfarin

    Not : Herhangi bir ilaç yada etken maddenin bu tabloda yer almaması, gebelikte rahatlıkla kullanılabileceği anlamına gelmez.



    Duzenleyen mystical - 12-Temmuz-2007 Saat 19:44
    Basa don
    Misafir Drop Down Menu
    Misafir
    Misafir
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 19-Temmuz-2007 Saat 03:42
    Hamilelikte Diş Çekilir mi?


    Hamilelik tüm vücudun fiziksel ve psikolojik yönden pek çok değişikliklere uğradığı bir dönemdir. Ağzımız ise vücudun bu tür değişikliklerine karşı çok hassas olan bir bölgesidir.

    Anne adayı hamilelik süresince ister istemez devamlı bebeğini düşündüğü için kendi kişisel bakımını ihmal edebilir. Mide bulantıları ve kusmalar ağız içinde zararlı etkilere neden olur. Bazı yiyecek ve içeceklere karşı aşırı ilgi veya aşırı tiksinme duyulması sonucu ağız da bundan etkilenir.

    Hormonal etkiler sonucunda ağız içinde bazı değişimler olur. Örneğin kandaki ve tükrükteki asit miktarı arttığı için dişlerin çürümesi kolaylaşır.Çünkü en basit anlatımıyla , dişin çürümesi demek , bakterilerin salgıladığı asitlerle yumuşaması demektir.Diş eti rahatsızlıkları da eskisinden daha kolay ve daha sık oluşacaktır.

    Hamile olmayı düşünen veya hamile olan her kadın mutlaka bir diş hekimi kontrolünden geçmeli , ağız sağlığı için neler yapması veya yapmaması gerektiğini öğrenmeli ve gereken tedavilerini yaptırmalıdır. Bu hem annenin hem de çocuğunun sağlığı için çok önemlidir.

    Hamilelik kabaca üç dönemde incelenir:

    İlk üç aylık dönem:

    Bu dönem bebeğin çok hassas olduğu bir dönemdir.Gereksiz müdahaleler düşüğe sebep olabilir.Fakat ağrıya sebep olmuş ve/veya müdahale edilmediği taktirde daha çok zarara neden olabilecek durumdaki dişlerin çekim, kanal tedavisi gibi acil olarak tedavi edilmesi gereken durumlarında, çekinmeden diş hekimine gidilmelidir. Diş hekimi , bebeğe zarar vermeyen ilaçlarla tedaviyi sağlayacaktır.

    İkinci üç aylık dönem:

    Bu dönem , hamilelik sonuna kadar ertelenmesi uygun olmayan diş çekimi, dolgular, kanal tedavilerivb. pek çok tedavinin yapılması için en uygun olan dönemdir.

    Üçüncü üç aylık dönem:

    Bu dönemde bebek anne karnında oldukça büyümüştür ve doğum yaklaşmıştır.Aynen ilk üç aylık dönemde olduğu gibi, acil tedaviler dışında diş hekimi müdahale etmeyecektir
    Basa don
    Misafir Drop Down Menu
    Misafir
    Misafir
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 19-Temmuz-2007 Saat 16:52
    LOHUSALIK DÖNEMİ
    Lohusalık; doğumdan sonraki 6 hafta (42 gün) sonunda gebeliğin kadında yarattığı fizyolojik ve psikolojik değişimlerin gebelik önceki haline dönmesidir. Bu süreç her organ ve sistem için farklı zamanlar alır.

    Halk arasında "lohusanın mezarı 40 gün açık kalır" sözü yaygın olarak kullanılır. Bu söz bir yerde gerçekleri yansıtmaktadır. Çünkü doğum ve lohusalık döneminde ortaya çıkan hastalıklar hayatı tehdit edici boyutlarda olabilir.

    Çok erken lohusalık doğumdan sonraki ilk 24 saati, erken lohusalık ilk 1 haftayı, geç lohusalık da geri kalan süreyi temsil eder. Üreme organları 6 haftada normal haline döner ve emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye başlar. Emzirenlerde ise adetlerin normale dönmesi 6 ayı bulabilir, hatta bu süreyi bir miktar daha aşabilir.

    Doğum sonrası belirgin olarak fark edilebilen ilk değişiklik rahmin eski haline dönmesi yani küçülmesidir (involusyon).

    Rahim (Uterus) involüsyonu
    Rahim involüsyonu; rahimin doğumdan sonra gebelik öncesi durumuna dönmesine verilen isimdir.

    Gebelik süresince rahim ağırlık olarak yaklaşık 20 kat büyür, ancak doğumdan sonra hızla küçülmeye başlar. Bebek doğduktan hemen sonra yaklaşık 20. gebelik haftasında olduğu boyuta iner. Bu evrede ağırlığı yaklaşık 1 kg kadardır. Birinci haftanın sonunda 12. gebelik haftasındaki büyüklüğüne dönen rahimin hacmi 6 hafta sonunda gebelik öncesi büyüklüğündedir.

    Vücudumuzda ağırlık ve hacmi bu kadar çok büyüyüp sonrasında küçülen ikinci bir organımız bulunmamaktadır. Uterusun bu özelliği bilim dünyasını günümüzde dahi şaşkınlığa uğratmaya devam etmekte ve halen bilimsel yönden tam olarak açıklanamamaktadır.

    Doğumdan hemen sonra rahim kasılmalarının gücü doğum sırasındaki güçlerden çok daha fazladır. Bunlara “takip eden ağrılar (afterpains)” adı verilir. Bu ağrılar 2-3 gün kadar devam edebilir. Daha önce doğum yapmışlarda (multiparlarda) daha fazla hissedilir. İlk 12 saatte sıklıkları daha fazladır, bu saatten sonra gerek sıklığı gerekse şiddeti giderek azalır.

    Özellikle lohusanın bebeğini emzirmesi sırasında, uyarıyla beyinden salgılanan “oksitosin” hormonuna bağlı olarak rahim kasılması sonucu kasık ve karın bölgelerinde ağrılar hissedilebilir.

    Doğumda plasentanın ayrılmasından hemen sonra, plasentanın uterusa yapıştığı alan yarı yarıya küçülür. Bu küçülme sayesinde açıkta olan damar uçları kapanır ve kanama azalır. Rahmin içini döşeyen ve "endometrium" adı verilen zar tabakasının normale dönmesi 3 haftayı bulurken plasentanın yerleştiği alan 6 haftada iyileşir. İyileşmenin tam olamadığı durumlarda ise kanamalar görülebilir.

    Doğum sonrası vajinal akıntılar (Löşi, Lochia)
    Doğumdan sonra rahim içinden gelen akıntıya "Löşi (lochia)" adı verilir. İlk gelen taze kırmızı kan "löşi rubra" olarak adlandırılır. Bu sıvının içinde kan ve doku parçacıkları bulunur. Birkaç gün içinde miktarı azalır, rengi açılır ve yani "löşi seroza" ya dönüşür. 2. haftadan sonra ise daha koyu kıvamlı ve açık renkli "löşi alba" gelmeye başlar. Doğumdan yaklaşık 4 hafta sonra bu tüm bu vajinal akıntılar kesilir.

    Löşi içeriği açısından enfeksiyona çok müsait bir ortamdır. Bu nedenle hijyene çok dikkat edilmelidir.

    Doğum sonrası serviks (rahim ağzı), vajen ve diğer değişiklikler
    Doğum esnasında 10 cm açılan ve tamamen incelip kağıt gibi olan serviks (rahim ağzı) açıklığı bir hafta sonunda yaklaşık 1 cm'ye iner. Rahim ağzı normal doğum yapmışlarda artık yuvarlak değil yassı bir görünüm alarak doğum yapmayanlardan ayrılır. Serviksin tamamen iyileşmesi yine 6 haftalık bir zaman alır.

    Doğum sırasında çok fazla zorlanan ve esneyen vajina dokusu yavaş yavaş iyileşmeye başlar ve 3 hafta bitiminde son halini alır, ancak asla doğum yapmadan önceki gerginliğine gelemez.

    Gebelik boyunca genişleyen ve esneyen karın kasları ve pelvik kaslar 6 hafta sonra toparlanır ve bu dönemden sonra egzersiz önerilir. Dolaşım, boşaltım, endokrin gibi diğer sistemlerde olan değişiklikler de 6 hafta sonunda normal haline döner.


    LOHUSALIK PROBLEMLERİ

    Doğumdan hemen sonra ciddi ve ani problemler görülebilir. Bu yüzden lohusa en az 24 saat gözlem altında tutulmalıdır. Sık aralıklarla tansiyon ölçümleri yapılmalı, kanama kontrol edilmelidir.

    Kanama
    Erken lohusalığın en önemli komplikasyonu kanamadır. Normal doğumdan sonra 500 mililitreden fazla kanama olması anormal olarak kabul edilir. En önemli ve ciddi nedeni "atoni"dir.

    Atoni doğumdan sonra rahmin kasılmaması ve dolayısı ile açıkta olan damarların kapanamamasıdır. Son derece acil ve hayatı tehdit eden bir durum olup, çok kısa zamanda aşırı miktarda kanama ile karakterizedir.

    Uygun ortamlarda yapılmayan doğumlarda, atoni gelişirse ve acil ameliyat şartları yoksa anne kaybedilebilir. Bu nedenle evde yapılan doğumlar son derece risklidir.

    Tedavide önce elle rahim masajı yapılır ve damar yolu ile rahim kasılmasını sağlayan ilaçlar verilir. Eğer tedavi sonuç vermez ise acil bir operasyon gerekebilir.

    Emboli
    Anne hayatını tehdit eden başka bir durumda amniyon mayii embolisidir. Burada bebeğin amniyon sıvısı annenin kan dolaşımına geçerek akciğerler, beyin gibi organlara giden damarlarda tıkanıklığa yol açar. Anne çok kısa bir sürede hayatını yitirir.

    Maalesef tanı ve tedavisi çok güçtür. Modern obstetrideki en önemli anne ölüm nedeni amniyon mayii embolisidir.

    Enfeksiyonlar
    "Lohusalık humması" olarak adlandırılan durum doğumdan sonraki ilk 24 saatten sonra ortaya çıkan ve yüksek ateşle seyreden bir durumudur. En sık nedenler üreme, idrar yolları ve memelerin enfeksiyonudur. Doğum eyleminin uzaması, zarların erken açılması gibi durumlar enfeksiyon riskini arttırır.

    En sık görülen enfeksiyon rahim içinin iltihaplanmasıdır ("endometrit"). Genelde 3. gün ortaya çıkar ve ateş 40 dereceye kadar yükselebilir. Löşi oldukça kötü kokuludur. Olay karın boşluğuna kadar yayılabilir ("peritonit").

    Muayenede rahim oldukça hassas ve ağrılıdır. Enfeksiyonun kan yolu ile yayılması meydana gelir ise hayatı tehdit eder.

    Tedavide yatak istirahati, sıvı desteği ve uygun antibiyotik kullanımı önerilir.

    İdrar yolları enfeksiyonu
    % 5 vakada ise idrar yaparken yanma, kasık ve bel ağrıları, yüksek ateş şikayetlerinin eşlik ettiği idrar yolu enfeksiyonu (İYE) ortaya çıkabilir. Genelde 2. veya 3. günde belirti verir.

    Vajinada olan yaralanmalar İYE riskini arttırır. Tedavide uygun antibiyotikler önerilir.

    Gebelik öncesi var olan her türlü sistemik hastalık lohusalık döneminden olumsuz yönde etkilenebilir. Bu nedenle lohusalıkta son derece dikkatli olunmalıdır.


    PERİNE BAKIMI NEDİR?
    Normal doğum esnasında bölgede kontrolsüz yırtıkların olmaması için doktor tarafından bir kesi yapılır. Bu kesiye "epizyotomi" adı verilir.

    "Perine bölgesi" denildiğinde ise vajina girişi ile makat arasında kalan bölge anlaşılır. Doğum esnasında ve doğumdan sonra büyük öneme sahiptir.

    Doğum sonrası perine bakımı, epizyotomi alanının daha kolay iyileşmesi ve enfeksiyon kapmaması için yapılması gerekenlerin tümünü kapsar. Bakım yaklaşık 1-3 hafta sürer.

    Perinede problem belirtileri
    Perinede en sık karşılaşılan problem ağrı ve şişliktir. Doğum sırasında bebeğin başının sıkıştırması nedeni ile perine ve vajen etrafında ödem olur. Yine doğum esnasında epizyotomi (vajene kesi) yapılmış olsa bile vajinada fark edilmeyen yırtıklar veya sıyrıklar oluşmuş olabilir. Bu yırtıklar farkedilip dikilmediğinde kanayabilir veya enfeksiyon kapabilir.

    Eğer kanamalar dışarıya olmaz ve doku aralığında birikirse vajinada dolgunluk hissi ile beraber şiddetli bir ağrı olabilir. Bu durumda bir "hematom" dan (içe kanama) şüphelenilir.

    Yine doğum sırasında ıkınmalara bağlı olarak makat etrafında hemoroidler oluşabilir. Bu hemoroidler otururken ağrıya neden olabilir hatta bazen kanayabilir. Oturma banyoları ve ilaç tedavilerine cevap vermeyen hemoroidlerde cerrahi tedavi gerekebilir.

    Perine Bakımında Yapılması Gerekenler
    Doğumdan sonra ağrı ve kanamayı azaltmak için perine bölgesine buz tatbiki veya oturma banyoları zaman zaman önerilmektedir. Ağrı için doktorunuzun yazdığı ağrı kesici hapları kullanabilirsiniz. Kabızlık veya hemoroid problemleriniz varsa zorlanmayı önlemek için gaita yumuşatıcı ilaçları kullanabilirsiniz.

    Bölgeyi temizlemek için sadece temiz su yeterli olmakla birlikte çoğu zaman antiseptik maddeler içeren solüsyonlar önerilir. Ayrıca akıntı ve kanamalar için günlük ped kullanılması hijyen açısından önemlidir.

    Doğum sonrası normalden fazla ve pıhtılı taze kanama olursa mutlaka doktorunuza haber verin.

    Ayrıca şu önlemleri alın:
    Perine bölgenizi mümkün olduğunca kuru tutmaya özen gösteriniz. Hijyenik pedlerinizi sık olarak değiştirin.
    Vajinal akıntı ile kanamanızın durumunu arada bir kontrol ediniz. Bu bölgede aşırı ağrı veya gerginlik hissi durumunda mutlaka doktorunuza danışın.
    Tuvalet sonrası en az iki dakika temiz su veya tercihen antiseptikli solüsyon (savlon veya iyotlu solusyonlar gibi) ile temizlik yapınız. Bu esnada temizliği arkadan öne doğru değil önden arkaya doğru yapmaya dikkat ediniz. Tuvaletlerinizde bu bölgenin gaita ile bulaşmasını önleyiniz.
    Evinizde yeterli miktarda hijyenik ped, temizlik malzemesi ve ağrı kesiciler bulundurunuz.
    Bu bölgeye uygulanan "buz kalıpları" ödem veya küçük hematomlara bağlı ağrıları azaltabilir. Buz kalıpları hazılamak için bir eldivenin içine su konulup buz dolabının buzluk kısmında dondurulur. Daha sonra oluşan bu kalıplar yumuşak bir bezle sarılır ve perine bölgesine tatbik edilir. Uygulama 48 saatte bir 20 dakika şeklinde önerilmektedir.
    Perine bölgesine ılık veya sıcak su oturma banyoları önerilmemektedir.

    Eğer kanamanızın miktarı fazlalaşıyorsa (örneğin 2 saatte 1 pedden fazla kirletiyorsanız), kanamanız kırmızı renk alıyorsa, kötü bir koku belirirse, ateşiniz yükselirse, karında ağrı ortaya çıkarsa hemen doktorunuzu arayın.

    Basa don
    mystical Drop Down Menu
    Yönetici
    Yönetici
    Avatar

    Kayit tarihi: 15-Subat-2007
    Konum: -- Yurtdışı --
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 8529
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti mystical Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 31-Temmuz-2007 Saat 06:17
    Hamilelik oncesi ve sonrasinda sizlere yararli olabilecek yazilari bu bolumde topluyoruz.
    Basa don
    güldane Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 09-Temmuz-2007
    Konum: Manisa
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 2768
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti güldane Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 31-Temmuz-2007 Saat 10:51
    HEPİNİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM.BENDE ANNE OLABİLİRSEM İNŞALLAH ÇOK İŞİME YARAYACAKLAR.SAĞOLUN KIZLAR

    HAYATIMIZIN ANLAMLARI MİNİK KELEBEKLERİM HAYATIMIZA HOŞGELDİNİZ

    23.07.08/11.25 DURU NİLHAN
    09.09.09/14.35 ALİ ÇINAR




    Basa don
    barosum Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 04-Nisan-2007
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 9083
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti barosum Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 05-Agustos-2007 Saat 01:09

    Doğum Sancısı Nedir?

    Gerçekte sancı rahim duvarlarının rahim boynunu bebeğin geçebileceği genişliğe ulaştırması için açılmaya zorlamasıdır. Rahim kasları rahmin dibinden aşağıya doğru kasılarak rahmin boyunu kısaltmaya çalışır. Yani rahmin aşağısı ve yukarısı birbirine yaklaşmaya çalışır. Bu yaklaşma sırasında rahim boynu açılmaya zorlanmış olur.

    Bu kasılmalar o kadar güçlüdür ki sonuç sancıdır. Kasılmalar düzenli bir ritmle gelirler. Başlangıçta 10 dk. arayla gelen kasılmalar gittikçe ritmlerini artırırlar ve kasılma süresi uzar. Sancının en yoğun olduğu zamanlarda sancı iki ile üç dakika arayla gelir ve ortalama 40 saniye sürer. Boynun açılma süresi kadından kadına değişkenlik gösterir. Bu süre kasların esnekliğine bağlı olduğu gibi kadının sancıya karşı tutunduğu tavırla da direk ilişkilidir. Eğer anne tam bir gevşeme gerçekleştirirse yani gelen sancıyı direnmeden karşılarsa genişleme daha hızlı olur.

    Genel olarak ilk doğumda genişleme çok daha uzun sürer. (Doğum yaklaşık 12 saat sürer.) Doğum sancıları bebeği dışarı çıkarana kadar devam eder ve şiddetleri artar. Ancak bebek doğum kanalına girdikten sonra doğuma aktif olarak katılacağınız için ve bu evre yarım saat gibi kısa bir süre alacağından sancıların şiddetinden korkmanız gerekmez. Bir anlamda sancı çabanızın ardına gömülür.

    İkinci ve daha sonraki doğumlar daha kısa sürer. Rahim boynu daha önce genişlediği için eskisi gibi değildir. Ve Genişlemesi daha kolay olur. Ancak Sancının şiddeti değişmez yalnızca daha kısa sürede bebeğinizi dünyaya getirirsiniz.

    Sancının bir kadına verdiği acı çok değişkendir. Kimi kadınlar bunu dayanılmaz bulurlar kimi kadınlar ise sadece yüzlerini buruştururlar. Bu bebeğin annenin karnında duruşuyla da ilgilidir. Bazı bebekler bele baskı yaparlar ve bu bel ağrılarına yol açar. Ancak temel olarak doğuma gevşek ve rahat girerseniz daha az sancı duyarsınız. Ama doğumdan aşırı korkuyorsanız veya o gün çok gergin bir gün geçirdiyseniz, sancıyla başedemiyorsanız çok daha fazla acı çekersiniz.

    Bugün artık anne adayları sancısız doğum yapmanın yollarını arıyorlar. Bu iki şekilde mümkün. Birincisi ilaçlarla (ağrısız doğum), ikincisi kendinizi doğuma hazırlayarak. Gerçekten de çok az sancı duyarak doğum yapmak mümkün..

    Basa don
    barosum Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 04-Nisan-2007
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 9083
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti barosum Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 05-Agustos-2007 Saat 01:45
     
    Doğuma Hazırlanarak Doğum Korkusunu Yenin...

    Bebeğinizi elinize almanın heyecanını tek gölgeleyen şey varsa o da doğum korkusudur. Doğum yapmak her anne adayının fazlasıyla korktuğu bir olaydır. Ancak insan bilinmeyenden korkar ve bazı inanışlar bu korkuları artırır. Doğum sancısının ne kadar dayanılmaz bir sancı olduğunun yüzyıllardır beynimize kazınması gibi. Gerçekten büyük acılar içinde doğum yapan kadınlar olduğu gibi çok az sancıyla doğum yapan kadınlar da mevcuttur. Doğum korkusunu yenmek için doğuma hazırlanmalısınız. Bunu nasıl yapacaksınız:
     

    • Doğum ve sancı hakkkında yeterli teknik bilgiye sahip olun.

    • Hamileliğinizin dördüncü ayından itibaren nefes ve kas egzersizleri yapmaya başlayın.

    • Vücudunuzu nasıl gevşeteceğinizi öğrenin.

    • Doğumu gözünüzde büyütmeyin. Çok az sancıyla doğum yapan pek çok kadın var. Siz de onlardan biri olabilirsiniz. Onlar bunu bedenlerini gevşetmeyi çok iyi bildikleri için başardılar. 

    • Ülkemizde de son zamanlarda başlayan hamile eğitim ve hazırlık kurslarına katılabilirsiniz. Bu kurslarda genel olarak yukarıda bahsi geçen konular hakkında yeterli bilgilendirme yapıldığı gibi egzersizler de öğretiliyor. Ayrıca kafanıza takılan her türlü soruyu bu kurslarda cevaplandırabilirsiniz.

    • Son olarak doğum olayını fazla kafanıza takmayın. Kendinize inanın. Korkunuzun sizi normal doğum yapmaktan alıkoymasına izin vermeyin. En başından beri normal doğum yapmakta kararlı olduğunuzu doktorunuza hissettirin. Fakat son söz doktorunuzun olsun. Unutmayın eğer doğum o kadar korkunç bir şey olsaydı anneler ikinci bebek yapmayı hiç düşünün..

     



    Duzenleyen mystical - 05-Agustos-2007 Saat 06:15
    Basa don
    barosum Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 04-Nisan-2007
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 9083
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti barosum Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 05-Agustos-2007 Saat 01:46

    Sancıyla Başa Çıkmak...

    Neden bazı kadınlar daha az sancı çekerken bazıları dayanılmaz acılar içinde doğurur? Neden acının algılanışı kişiden kişiye değişir? Bu soruların cevabı sancıyla başa çıkmanın anahtarıdır. Yıllardan beri gelen bir söylemle acı içinde doğuracağınız kafanıza kazınmıştır. Sancı eşittir dayanılmaz acı demektir.

    Ancak bu söylemin gerçekliği artık tartışılmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda bazı kadınların acı çekmeden doğurduğu gözlemlenmiştir. Bu kadınların ortak özellikleri çok gevşek ve rahat olmalarıdır. Vücutlarındaki kaslar kontrol edildiğinde oldukça gevşek oldukları görülmüştür.

    Sancıyı yenebilmek için vücudunuzu tamamiyle gevşetebilmeniz gerekir. Bu gevşekliği sağlamak için korkunuzu yenmelisiniz. Çünkü korku kaslarda gerginliğe sebep olur. Doğumdan ne kadar çok korkarsanız ve panik içinde doğuma girerseniz o kadar çok acı çekmeniz olasıdır.

    Korkunuzu nasıl yeneceksiniz? İnsan bilinmeyenden korkar. Eğer doğumun nasıl gerçekleştiğini bilirseniz korkunuzu yenebilirsiniz. Doğuma huzur içinde acı çekmeyeceğinize inanarak girerseniz gevşek kalabilirsiniz. Doğumda kullanacağınız kasları güçlendirirseniz, nefes egzersizlerini öğrenirseniz doğumunuz inanamayacağınız kadar kolay olabilir.

    Basa don
    manolya80 Drop Down Menu
    Moderatör
    Moderatör
    Avatar

    Kayit tarihi: 11-Nisan-2007
    Konum: Muğla
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 26982
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti manolya80 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 18-Agustos-2007 Saat 14:56


    Gebelikte ayaklarda ve ellerde şişme!!


    Neden? Gebelik ilerledikçe hücrelerarası sahada sıvı miktarı artar ve bu da dokuların daha "şiş" hale gelmesine neden olur. Özellikle ayak bilekleri gibi uterus basısı nedeniyle oluşan dolaşım yavaşlamasından çok etkilenen bölgelerde ödem adı verilen şişlikler ortaya çıkar. Ödemli bölgeye parmakla basıldığında bu bölgenin kolayca içe göçtüğü ve bir çukurluk oluştuğu, bu çukurluğun bir süre değişmeden kaldığı gözlenir. Ödemler çalışanlarda özellikle akşam saatlerinde daha belirgindir ve istirahatle hafifler.

    Öneri: Ayaklardaki şişmeleri etkili bir şekilde önleyecek bir tedavi yöntemi yoktur. Eskiden uygulanan tuz kısıtlaması, idrar söktürücü ilaç kullanımı gibi öneriler artık çağdışı olarak kabul edilmektedir. Zira ayaklardaki ödem gebeliğin fizyolojik değişiklikleridirler. Ancak ellerde, yüzde ve diğer bölgelerde oluşan şişliklerin preeklampsi habercisi olabileceğini unutmayın.

    Gebelikte eelrde ve ayaklarda şişme problemleri genellikle önemli bir probleme bağlı olmayabilir protein eksikliğine bağlı olarak özellikle ayaklarda şişlikler oluşur protein takviyesi ile bu sıkıntılar azaltılabilir fakat öncelikle gebelik hipertansiyonu ve böbrek rahatsızlıkları gibi gebelikte hayati tehlike yaratabilecek rahatsızlıklar ekarte edildikten sonra semptomatik tedavi yöntemleri uygulanabilir

    Eller ve ayaklardaki şişlikler aşırı kilo alımı ile beraber seyrediyors gebelik diyabeti ve gebelik hipretansiyonu mutlaka araştırılması gereken hastalıklar olarak araştırılması gerekir



    Duzenleyen mystical - 27-Ekim-2007 Saat 21:18
    06/04/2003(13:15) İlk gözağrım MELİH'İM

    06/11/2008(22:05) Minikkuşum ARDA'M

    Canözlerim benim,tekvarlıklarım
    Basa don
    manolya80 Drop Down Menu
    Moderatör
    Moderatör
    Avatar

    Kayit tarihi: 11-Nisan-2007
    Konum: Muğla
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 26982
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti manolya80 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 18-Agustos-2007 Saat 14:58

    Gebelik ve bel ağrıları

    Gebelik ilerledikçe büyüyen uterusun etkisiyle vücudun ağırlık merkezi değişir. Buna bağlı olarak belde bulunan tüm kasların yükü artar. Bunun yanında başta pelvis kemiklerinde yer alan eklemler olmak üzere tüm eklemlerde hormonların etkisiyle doğuma hazırlık yapmak üzere gevşeme meydana gelir. Tüm bunlar anne adaylarında bel ağrısı şikayetlerinin sık yaşanmasına neden olur.

    Bel ağrısı şikayetlerini daha az yaşamak için sizin kendi kendinize alabileceğiniz çok etkili önlemler var:

    Ayakkabı kullanımı: Tüm gebelik döneminiz boyunca alçak topuklu ayakkabılar tercih etmelisiniz. Hem yüksek topuklu, hem de topuksuz ayakkabılar bel kemiklerini birbirine bağlayan ligamentlerin (bağların) üzerine binen yükü artırarak bel ağrısı şikayetlerini artırabilirler.

    Doğru bir postür ("duruş şekli") ve kaslarınız: Vücudunuza "doğru" şekil vermek, omurga ve belde yer alan kemiklere, kaslara ve ligamentlere (bağlara) ağırlığın eşit bir şekilde dağıtılması açısından çok önemlidir. Doğru bir duruş şekli, kamburunuzu çıkarmadan, ya da omuzlarınızı gereğinden fazla yükseltmeden ve arkaya atmadan oluşan doğal duruş şeklidir. Bu duruş şeklinde "göbeğinizin" çıkmasına serbestlik tanımalı ve vücudunuzdaki tüm kaslara ve özellikle belden yukarıda yer alan kaslarınızın gereksiz yere kasılmasını engelleyecek bir şekil vermelisiniz. Şu andan itibaren günün belli saatlerinde ayakta dururken, yürürken, otururken ya da yatarken tüm vücut kaslarınızı teker teker bilinçli olarak gözden geçirin ve hangilerinin gereksiz yere kasılı olduğunu anlamaya çalışın. Gereksiz yere kasılı duran kaslar bel ağrısı dışında yorgunluk, gerginlik hissi, sırt ağrıları ve uykusuzluğa da neden olabilirler.

    Bedeninizin taşıyabileceğinden daha ağır nesneler kaldırmamalı, yerden bir nesne alırken vücudunuzu belinizden değil dizlerinizden bükmelisiniz.

    Bel kaslarınızı güçlendirmek ve bel ağrısını azaltmak için yapabileceğiniz egzersizler:

    bullet

    Çömelme egzersizleri: bu egzersizler hem bel ve bacak kaslarınızı hem de doğum yaparken kullanacağınız kasları güçlendirmenize yardımcı olur.


     

    Resimde gördüğünüz gibi ayaktayken bir sandalye ya da başka bir sabit nesneden ellerinizle destek alın. Topuklarınızın üzerinde yavaş yavaş çömelin ve çömelme esnasında bacaklarınızı birbirinden hafifçe ayırın. Bu esnada ayak tabanınızın yere tümüyle basmasına dikkat edin. Daha önceden yere koyduğunuz bir nesneyi bu şekilde eğilerek yerden alın ve yine yavaşça doğrularak başlangıçtaki pozisyona dönün. Bu egzersizi her seferinde yorulduğunuzu hissedene kadar (örnek: her seferinde 6-10 kez), günde üç kez uygulayabilirsiniz.

    Bel ve kalça yükseltme egzersizleri: Aşağıdaki egzersizler belinizde bulunan kas ve ligamentlerin (bağların) esnekliğini artırmak yanında karın kaslarınızı da güçlendirir. Bu da bel ağrınızı gidermesi yanında, vücut şeklinizin "düzelmesine" önemli katkılarda bulunur.

    bullet

    Ayakta bel ve kalça yükseltme: sağlam bir yerden (koltuk, sandalye) destek alın. Destek aldığınız yerin yarım metre gerisinde durun ve şekilde görüldüğü gibi dirseklerinizi dik tutarak egzersize başlayın. Kalçanızı kademeli bir şekilde arkaya doğru hareket ettirirken dizlerinizi hafifçe bükün ve karın kaslarınızı gevşetin. Bu konumda birkaç saniye kaldıktan sonra şimdi de belinizi öne doğru almaya başlayın ve sanki biri sizi aşağıdan (kalçalarınızdan) yukarıya kaldırmaya çalışıyormuş gibi kalçanızı yükseltin. Bu pozisyonda da birkaç saniye kaldıktan sonra egzersizin başına dönün.

    bullet

    Yatar konumda bel ve kalça yükseltme: Bu egzersizi şimdi de yatar konumdayken uygulayın. Yere uzandıktan sonra dizlerinizi şekildeki gibi bükün ve bel ve karın kaslarınızı kullanarak belinizi yerden yükseltin, bu konumda birkaç saniye kalın ve tekrar istirahat konumuna dönün.

    bullet

    Diz-dirsek pozisyonunda bel ve kalça yükseltme: Kollarınız ve bacaklarınızı üzerinde şekildeki gibi çömelin. Bu esnada dirsekleriniz bükülmemeli ve bacaklarınız hafifçe aralanmış olmalıdır. Nefes alırken karın kaslarınızın yardımıyla belinizi şekildeki gibi aşağı çekerek bir kavis verin. Nefesinizi birkaç saniye tuttuktan sonra nefesinizi verirken belinizi yeniden orijinal konumuna getirin.

    Bu 2. grupta yer alan egzersizleri de her seferinde yorulduğunuzu hissedene kadar (örnek: her seferinde 6-10 kez), yine günde üç kez uygulayabilirsiniz.

    Bu egzersizler esnasında olağandışı bir ağrı ya da başka bir sorun yaşarsınız doktorunuza mutlaka haber verin.

    06/04/2003(13:15) İlk gözağrım MELİH'İM

    06/11/2008(22:05) Minikkuşum ARDA'M

    Canözlerim benim,tekvarlıklarım
    Basa don
    smallmother Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 26-Haziran-2007
    Konum: Sivas
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 2732
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti smallmother Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 19-Agustos-2007 Saat 18:31
    COK TEŞEKURLER HARIKA BI PAYLAŞIM
    BİRİCİK YAVRUM İLAYDAM 4 YAŞINDA
    2.MELEĞİM
    POLAT EFEM 2 YAŞINDA OĞLUŞUM CANÖZLERİMMMM
    Basa don
    barosum Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 04-Nisan-2007
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 9083
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti barosum Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 20-Agustos-2007 Saat 00:29

    Genetik Testler

    Genler, vücudumuzun düzenli gelişimi, büyümesi ve çalışması için gerekli olan tüm talimatları şifreler halinde muhafaza ederler. Milyonlarca hücreden oluşan vücudumuzda, 30 000'e yakın gen bulunmaktadır. Genler aynen bir kolye üzerinde dizili olan boncuk taneleri gibi kromozom adı verilen yapılar üzerinde bulunmaktadırlar. Sperm ve yumurta hücresi hariç her hücrede, hücre çekirdeği içerisinde 23 çift olmak üzere toplam 46 kromozom bulunmaktadır. Genetik hastalıklar bazen genlerin içerdiği bu talimatların silinmesi yada bozulması veya kromozomların yapısında veya sayısında hata olması sonucu ortaya çıkabilen hastalıklardır.

    Tıpta genetik dal ilerledikçe, genetik hastalıklar için yeni ve sofistike genetik testler keşfedilmekte veya var olanlar daha da geliştirilmektedir.

    Genetik testler sayesinde kişinin kromozomları, genleri, veya genlerin içerdiği talimatlar sonucu üretilen proteinleri incelenebilmektedir. Bu testlerin sonucunda, klinik bir teşhis doğrulanabileceği gibi klinik semtopmlara (belirtilere) neden olduğu düşünülen gen hataları yada kromozomal hatalar da elimine edilebilir. Bazı genetik testler de biyokimyasal testlerden oluşmaktadır. Bu tür testler, genlerin yapım şifrelerini içerdiği proteinlerin yapısı yada miktarına bakarak, sorumlu gende hata olma riskini belirler.

    Genetik testler, çeşitli nedenler için kullanılırlar. Bunlardan bazıları şunlardır;

    - Taşıyıcılık Taraması: Daha önceki yazılardan da hatırlayacağınız gibi, her genin iki kopyası vardır. Taşıyıcılar sağlıklı kişilerdir. Bu kişilerde ikisi de hatalı olduğu zaman hastalığa yol açabilecek olan bir gen çiftinin sadece bir kopyası hatalıdır.

    - Taşıyıcılık taramasına örnek olarak, ülkemizde evlilik öncesi yapılan Talesemi Taşıyıcılık testini örnek verebiliriz. Biyokimyasal bir tarama içeren bu genetik test, sorumlu genlerin talimatları doğrultusunda yapılan Hemoglobin proteininin yapısını ve kandaki miktarını inceleyerek, kişilerin taşıyıcı olma ihtimalleri belirlenmektedir.

    - Doğrulama testi: Klinik belirtilerin doğrultusunda konulan bir hastalık teşhisinin, hastalığa neden olan gen(ler)/ ve gen hata(ları) keşfedilmiş ise genetik test sayesinde doğrulanmasıdır. Hastalık eğer kromozomal bir hatadan dolayı ortaya çıkmış ise, kromozomlar incelenerek hastalık kişide doğrulanabilir.

    - Olasılık Testi (Prediktif Test): Eğer ailede bilinen bir kalıtsal hastalık var ise, ve aile içi bu hastalığa neden olan genetik hata biliniyorsa, aile bireyleri bu genetik hatanın kendilerine geçip geçmediğini öğrenebilir. Genetik hata eğer bireylerde bulunursa, bu onların hastalığa olan risklerini yükseltebilir ama kesin olarak hastalığa yakalanacakları anlamına gelmez.

    Genetik testlerin sonuçları kişilerin hayatında çeşitli önemli unsurları etkileyebilir. Örneğin; bir genetik test hastanın klinik teşhisini doğrulayabilir ve hastalığın idaresini de belirleyebilir. Bunun yanı sıra yapılan genetik bir testin sonuçları testi yaptıran kişiden başka gelecek nesiller için de bir risk unsuru yaratabilir. Dolayısıyla, ailede kalıtsal bir hastalığa yakalanma riskini yükselten bir genetik hatanın kişide test sonucu doğrulanması, bu kişinin çocuklarını da risk altına alır.

    İşte bu yüzdendir ki, genetik testler yapılmadan önce, kişilerin veya ailelerin teknik konularda bilgilendirilmelerine ek olarak, test sonuçlarından dolayı ortaya çıkabilecek olan her olasılığı gözden geçirmelerine de yardımcı olunmalı ve -onların yaptırmaya kendilerinin karar verdikleri- genetik bir testi bilinçli bir şekilde yaptırmaları sağlanmalıdır.

    Genetik testler hiçbir zaman basit bir kan testi olarak düşünülmemelidirler.

    Genetik dalında bunu sağlayan sağlık hizmeti, 'Genetik Danışmanlıktır.' Genetik danışmanlar, kişilere genetik bir testin ne olduğunu açıklar ama bunun yanı sıra testi yaptırmaya karar vermeden önce onların, ortaya çıkabilecek her olasılığı da düşünmelerine ve bilinçli karar vermelerine yardımcı olurlar.

    Henüz bilinen tüm hastalıklara neden olabilecek genetik hataların hepsi bulunmamıştır. Ancak günümüzde yaygın olan bazı hastalıkların oluşumundan sorumlu genetik hataları bulunduğu için, genetik testleri yapılabilmektedir. Buna bir kaç örnek, Down Sendromu veya hemakromatoz (kalıtsal demir birikimi) hastalıkları için yapılan genetik testler olabilir.



    Duzenleyen mystical - 27-Ekim-2007 Saat 21:22
    Basa don
    Misafir Drop Down Menu
    Misafir
    Misafir
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 31-Agustos-2007 Saat 20:28
    Bebeğin sağlık günlüğü


    İster karidesle, pirzolayla, isterse tarhana çorbası ve ekmekle beslensin, tüm annelerin sütünün kalitesi aynı. Kötü beslenmenin zararı emziren anneye. Süt miktarını artıransa su, uyku ve huzur

    Ferhan Kaya POROY

    Başlarken...
    Sırt üstü uzanmış her seferinde ne kadar küçük ve ne kadar sevimli olduğuna şaştığınız parmaklarıyla beceriksiz hareketler yapıyor, yüzünden ağlama, kıkırdama, şaşkınlık, hatta sapşallık.. komik komik ifadeler gelip geçerken dünyayı tanımaya çalışıyor. Peki siz onu tanıyor musunuz? 'Bebeğin
    Sağlık Günlüğü', çocuk bakımı konusunda, annelerin, babaların ya da bu konuyla ilgilenen herkesin merak edebileceği sorulara yanıt getiriyor.



    Süt için huzur, uyku ve su
    Yanlış inanışlar hayatımızın her döneminde olduğu gibi annelikte de yaygın. Birçok anne, sütü artsın diye gereksiz yere tatlı ve komposto yiyerek kilo alıyor. Emzirme, anne sütü ve bebek bakımı konusunda sorularımızı yanıtlayan Dr. Kadir Tuğcu ise "Annenin sütü su içerek, uyuyarak ve yüksek moralle artıyor" diyor.
    Annenin sütü olması için ne yapması gerekir?
    İnsan memesi inek memesi yapısında değildir, bu nedenle uzun süreli süt biriktirmez. Çocuk emmeye başladığı anda süt yapılır. Nasıl gözyaşı ağladığımız zaman akıyorsa, yani bir yerde toplanmıyorsa süt de böyledir. Süt hücrelerinden anında süt yapılır ve bebek emdikçe de gelir. Süt olayı tamamen psikolojiktir.
    Kadının yerli yersiz üzüntülerle dolmamış olması gerekir. Niyet de önemli. Annenin bebeğini emzirmek istemesi önem taşır.
    Birçok anne lohusalık döneminde komposto, bol şekerli meyve suları içerek veya tatlıyla süt miktarını artırmaya çalışıyor. Bu mümkün mü? Süt yapan yiyecek var mı?
    Süt yapıcı gıda diye bir şey olmaz. Süt yapıcı diye annelere zorla içirdikleri veya yedirdikleri şeylere dikkat ederseniz, hepsi susama isteği uyandıran maddelerdir. Anne bunları yiyince bol bol su içme arzusu hisseder. Bol bol su içince de süt miktarı artar.
    Yani keramet helva, tatlı, soğan, pekmez veya kompostoda değil bunları yedikten sonra hararetten dolayı içtiği sudadır.
    Küçük göğüs ve süt
    'Küçük göğüslü kadının sütü olmaz' deniyor, doğru mu?
    Bu da yalandır. Göğüsün büyüklüğü, memenin ucu veya şekliyle sütün akışı ve gelişi değişmez. Memesi küçük kadından gürül gürül süt gelebilir.
    Sütün kalitesi yemeğe göre değişir mi? Et, karides, meyve, sebze yiyenle ekmek ve çorbayla beslenen anne arasında süt farkı olur mu?
    Sütün kalitesi hiçbir zaman değişmez. İyi beslenen anne ile kötü beslenen anne arasında süt kalitesi açısından fark olmaz. Ancak iyi beslenen anne kendisine fayda sağlar, kötü beslenen annenin zararı kendisinedir. Çünkü süt yapmak için belli miktarda mineral vücuttan alınır. Bu minarellerin vücutta az ya da çok olması, kalan miktarın anneye yetip yetmediği meselesine bakılmadan vücut aynı miktar minerali anneden süt için
    alır. Yani zarar anneye olur.
    Ancak sütün kalitesi aylara göre değişir. İlk aylarda gelen süt farklıdır, bir ay sonra, iki ay sonra, altı ay sonra gelen süt farklıdır. İşte bu nedenle mamaların da bir ay, iki ay, üç ay ve sonrası için farklı tipleri yapılmıştır.
    Mesela prematüre doğum yapmış bir kadının sütü ancak prematüre bebeğe iyi gelir. Onların sütü normal doğum yapmış bir annenin sütünden çok farklıdır. Yoksa annenin yediği içtiği ile hiçbir ilgisi yoktur. Fakir kadının da zengin kadının da sütü aynıdır.
    Gazın ilacı hareket
    Annelerin diğer bir korkulu rüyası da gaz yapıcı gıdalar. Annenin yediği şeylerden gaz bebeğe geçer mi?
    Gaz yapıcı gıdalar annenin bağırsağında gaz yapar. Hiçbir zaman annenin bağırsağında oluşan gaz, kana karışıp, kanla memeye gidip, memeden de çocuğa geçmez. Bu tamamıyla bir uydurmadır ve hurafedir.
    Peki gaz neden olur?
    Gaz, çocuğun sütü emerken yuttuğu havadır. Gazın az olması için memenin siyah kısmının olduğu gibi bebeğin ağzına girmesi gerekir. Biz yetişkinler de yemek yerken hava yutarız, ama biz hareket ettiğimiz için gazımızı rahat çıkarırız. Bebekler gazlarını hareket edemedikleri için çıkaramazlar.
    Gaz çocuğun doğduğu gün değil, yaklaşık 20'inci günde başlar ve dördüncü, beşinci ayına kadar yani dönme hareketleri başladığı zaman da biter.
    Eğer çocuğu çok kucağa alırsanız, hareket ettirirseniz çocukta gaz olmayacaktır. Ameliyat sonrası hastayı yataktan kaldırıp yürütmelerinin nedeni de işte budur. Hasta vücut hareket kazanınca gazı çıkar. Çünkü kişi kalıp gibi yatarsa gaz olacaktır.
    Aynı şey çocukta da yaşanır. Gaz hadisesi kalıp gibi yatmaktan oluşur. Eski insanlar bunu salıncak ve beşikle çözümlemişler. Yani çocuğa hereket kazandırmışlar. Çocuğu kucağa alacaksınız, yürüyeceksiniz veya masaj yapacaksınız ki gazı çıksın.
    Bir de halk arasında sıkça söylenen; 'Emziren kadın ayağını üşütürse sütü de üşür, gaz olur' sözü vardır...
    Böyle bir şey yoktur. Bunlar tamamen hurafedir.
    Peki gazı iyi çıkmayan çocuk ne yapar?
    Gazı çıkmayan çocuk annesine üç tane haberci gönderir. Çok hıçkırık tutar, emerken karnından gurul gurul sesler gelir ve aşağıdan çok gaz çıkarır. Rahatsız olan bebek, ağlayarak annesinden intikamını alır.
    Gazı önleyen ilaçlar var mı?
    Midede bağırsakta oluşmuş havayı yok edecek bir ilaç yeryüzünde henüz bulunmamıştır. Bu iş için rezene ve benzeri pek çok otlar kullanılır. Bunların en büyük özelliği potasyum elementinden zengin olmalarıdır. Potasyum da bağırsak hareketlerini artırır. Bağırsak hareketleri artınca da çocuğun gazını alttan çıkarması kolay olur. Ama oraya gelene kadar gaz yine ağrısını ve sancısını çocuğa yapmış olur.
    Nasıl gaz çıkarılır?
    Çocuğun gazını çıkarmak için poposunun hemen üzerine belinin altına elle masaj yapmak ve rutin hareketlerle vurmak gerekir. Çocuğun canının acımaması için elin iç kısmının kullanılmaması, ele yay şekli verilerek içeride hava biriktirip yastık görevi yapılması önemlidir.
    Bebek doydu mu?
    Doyduğunu nasıl anlarsınız, ağlama açlık işareti mi?
    Doyan çocuk, su içmesini sevmez, su verdiğiniz zaman iğrenir gibi yapacaktır ve içmeyecektir.
    İkincisi idrar sayısı günde dörtten fazla olacaktır. Üçüncüsü ise kakasının sarı hardal rengi ve cıvık olmasıdır. Bunlar varsa çocuk iyi besleniyor demektir.
    Az yiyen çocuk kestane kestane, top top sert kakalar yapacaktır. Lüzumundan fazla yedirilirse de yeşil renkte kaka yapacaktır. Eskilerin dediği gibi yeşil kaka yapan çocuk, ayaklarını üşütmüş anlamına gelmez.
    İshal harici yeşil kaka yapan çocuk 'çok yemek yiyor' anlamına gelir. Bu durumda ishal sancısı gibi bir hazımsızlık sancısı oluşacak ve bebek ağlayacaktır. Bu durumu çözmek çok daha zordur. Çünkü gaz çıkarmak iyi gelmeyecektir
    Emzirmenin süresi var mı?
    Yeni doğan bir bebek genellikle bir memedeki sütün yarısını üç dakikada, diğer yarısını da yorulduğu için beş dakikada içer. Yani sekiz dakikada bir memedeki sütü bitirir. Diğer yarısına da 10 dakika dersek arada bir gaz çıkardıktan sonra ikinci memeye geçersek bu çocuk için yeterli.
    Fakat zamanla anneler bir öğün bir göğüsten diğer öğün diğer göğüsten meme verebilir.
    Ama bu herkes için geçerli değildir. Anne ile bebeği arasında farklı zamanlamalar oluşabilir.
    Kucağa alınan çocuk hep kucak ister mi?
    Bu da eskilerden gelen bir hurafedir. Bebek kucağa tabii ki alınacaktır. Özellikle de ilk aylarda hem gaz sorunu hem bebeğin duygusal gelişimi açısından bebeğin buna ihtiyacı vardır.
    Kucağa almanın alışkanlık yaratıcı hikâyesinin kökeni Osmanlılara kadar uzanır. Gelinle kaynana o dönemlerde aynı evi paylaşırdı. Gelin sürekli çocuğu kucağına alıp dolaşınca da işler kaynanaya kalırdı. İşte bu nedenle de, gelin çocuğu kucağına alıp işleri aksatmasın işler de kaynanaya kalmasın diye kaynanalar bu yalanı uydurdu! Bir de 'Çocuk sonra kucağa alışır' sözü eklenip olay süslenince bu yanlış kanı yıllar boyunca sürüp gitti.



    Doğurmayan kadın da emzirebilir
    Dr. Kadir Tuğcu, emzirmenin kadının beyninde oluşan bir hadise olduğunu belirtiyor: "Bir kadının emzirebilmesi için doğurması da şart değildir. Bir genç kız veya yaşlı bir kadın, örneğin anneanne veya babaanne bile bebeği emzirse bir süre sonra süt gelir. 'Süt nine' lafı da buradan gelir. Çocuğun annesi doğumda ölür. Süt verecek yeni doğum yapmış bir kadın bulunamazsa anneanne veya babaanne emzirir. Çünkü beyinde ilgili hormonun salgılanmasıyla süt gelmeye başlar."


    radikal

    Duzenleyen mystical - 21-Ekim-2007 Saat 17:32
    Basa don
    ılgın Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 25-Agustos-2007
    Konum: İstanbul
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 1889
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ılgın Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 02-Eylül-2007 Saat 18:39
    Hamilelikte stres bebeği sinirli yapıyor
    İngiltere'deki Bristol Üniversitesi bilimadamlarının araştırmalarına göre, hamilelik dönemini aşırı stresli geçiren annelerin çocukları aşırı sinirli ve kaygılı ruh haline sahip olabiliyor.

    Yüksek oranda stres hormonunun plasentadan rahimdeki bebeğe geçebildiğini ve uzun vadeli etkiler yaratabildiğini ifade eden bilimadamları, özellikle hamileliğin ilerleyen dönemlerindeki stresin etkilerinin, dünyaya gelen çocukların 10 yaş döneminde kendini gösterebildiğini tespit ettiklerini açıkladı.

    Bilimadamları, bu çocuklarda daha yüksek ''cortisol'' (stres hormonu) seviyesine rastlandığını bildirdi.

    Duzenleyen Admin - 03-Eylül-2007 Saat 02:58
    Basa don
    tatlibebisim Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 24-Haziran-2007
    Konum: Denizli
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 982
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti tatlibebisim Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Eylül-2007 Saat 19:02

    LAMAZE YÖNTEMİ İLE HAMİLE EĞİTİMİ NEDİR?

    Dünyaya bir bebek getirmek kadınlar için mutlu olduğu kadar doğal da bir olaydır.Ancak bilinçli olarak doğuma hazırlanmayan anneler için doğum olayı zor ve travmalı bir hal alabilmektedir.Uzun süre ağrı çekerek doğum yapan bir kadın doğum eylemi sırasında karşılaşacağı olaylara iyi hazırlanmamışsa bu tecrübesini panik ve sıkıntılarla yaşar.Ancak eğitilmiş ve neyle karşılaşacağını bilen kendine güvenli anneler için doğum merakla beklenen sevinçli bir olay haline gelir.

    Gebelik öncesi eğitimin amacı anne adayının doğumda olacaklar, doktor ve ebelerin kendilerine yapacakları işlemler konusunda bilgilendirilmesidir. Bu sayede anne adayı korkulu, pasif ve bilgisiz bir gebe yerine doğum ekibi ile uyum içinde çalışan,rahatlamış, kendini ve duygularını kontrol edebilen haliyle doğuma aktif olarak katılan bir gebe olacaktır. Eğitim almış ve gerekli şekilde doğuma hazırlanmış, kendine güvenen bir anne adayı çocuk doğurmanın ve anne olmanın doğal içten gelen duygularını daha bilinçli olarak yaşayacaktır. Doğumun evreleri konusunda eğitildiğinden doğumun her aşamasını mutlu sona yaklaşım olarak değerlendirecektir. Doğumu korku ve panikle değil sabır ve heyecanla bekleyecektir.

    Kişiler beklemedikleri bir anda ani bir olayla karşılaştıklarında refleks olarak kasılarak reaksiyon gösterirler. Örneğin arabayla giderken aniden önünüze bir yaya çıktığında veya iğneden korkan birine iğne yapılmak istendiğinde kasılma ve panikle yanıt verirsiniz. Gebeler de doğum ağrıları başladığında bu durumda nasıl yanıt vereceği öğretilmediğinden kendilerini bilinçsiz bir şekilde kasacaklardır. İşte bu gerginlik sonucunda hiç ağrı olmasa bile insanlarda ağrı oluşur. İlk olarak Dick-Read tarafından 1920'de tanımlanan bu olaya korku-gerginlik-ağrı çemberi denir. Yani kişi hiçbir neden yokken bile kendini kasmaya başlar.Gerilmiş ve korkmuş bir kadının nasıl reaksiyon vereceği belli olmaz, ye nefesini tutar ya da çok sık nefes alıp verir. Nefesini kontrol edemeyen gebenin vücut oksijen dengesi yavaş yavaş bozulmaya başlar. Zaman ilerledikçe gebe daha gergin ve yorgun olur. Sonunda kendini kontrol edemeyecek hale gelir ve doğum eylemine aktif katılımı mümkün olmaz. Ayrıca eğitilmemiş gebelerde sancılar sanki daha şiddetli ve uzunmuş gibi gelir. Her ağrıda daha da gerilen ve sabırsızlaşan gebe çevresinin de dikkatini çekmek ve onlardan yardım alabilmek için içinde bulunduğu durumu abartmaya başlar. Eğer doğum ekibi deneyimsizse ekibin paniğe kapılmasına ve yanlış karar almasına neden olabilir. Doğum ekibi deneyimli ve sabırlı ise bu sefer da gebenin yakın çevresi tarafından haksız yere gerekli müdahaleyi yapmamakla suçlanır.
    "Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk
    Basa don
    tatlibebisim Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 24-Haziran-2007
    Konum: Denizli
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 982
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti tatlibebisim Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Eylül-2007 Saat 19:02

    LAMAZE YÖNTEMİ

    Lamaze yönteminde amaç korku-gerginlik-ağrı çemberini yıkarak gebeyi duygusal ve bedensel olarak zaten doğal bir olay olan doğuma hazırlamaktır. Eğitilmiş bir gebede korkunun yerini meraklı bir heyecan alır. Gebelere öncelikle doğumun anatomi ve fizyolojisi, ağrı nedenleri, doğum için hangi kasların gerekli olduğu, bebeğin doğum kanalından nasıl geçtiği, doğumun evreleri ve bu evrelerin süreleri hakkında bilgiler verilir. Bilgilenen gebede korku yarı yarıya azalır. Bundan sonra kendi vücudunu ve nefesini kontrol edebilmesi amacıyla gevşeme teknikleri ve nefes egzersizleri öğretilir. Bu teknikler sayesinde gebe kendini kasmadığından ve doğru nefes aldığından dolayı doğum eylemi sırasında daha az yorulacaktır. Eğitilmiş bir gebe doğum eylemi sırasında korkmuş ve panik halde olan pasif biri yerine kendine güvenen, çevresinde ne olursa olsun kendini ve duygularını kontrol edebilen, doğum eyleminde istekli ve aktif rol alan biri haline gelecektir. Lamaze yöntemi ile hazırlanılmış bir doğumda doğum ekibi doğum yaptırmaktan çok bilinçli ve aktif bir şekilde doğum yapan bu gebenin doğumuna sadece yardımcı olacaktır.

    Lamaze yöntemimin esası ünlü Pavlow'un şartlı refleksine dayanır: Bir kişinin beyni belli bir uyarıyı kabul edip,analiz etmek ve doğru olan cevabı vermeye göre eğitilebilir. Bu yöntemi ilk olarak rus psikologlar psikoprofilaksi adı altında kullandılar. Bu beynin yani bilincin korunması demekti. Bu çalışmalarda bilinçli eğitilmiş gebelerin her rahim kasılmasında korku ve kendini kasmak yerine, gevşeme ve bilinçli nefes almayla cevap verdiğinde doğumlarının son derece kısa sürdüğü ve kolay olduğu görülmüştür. Rus bili adamları 1950 yılında Paris'te bir kongrede bu çalışmayı sunduktan sonra Dr. Lamaze bu tekniği öğrenmek amacı ile Rusya'da çalışmalar yapmıştır. Daha sonra bu yönteme değişik nefes tekniklerini de ekleyerek Fransa'da ağrısız doğum adı altında kendi tekniğini yaymıştır. Şu anda tüm dünyada yaygın olarak kullanılan bu teknikte bazı değişiklikler eklenmesine rağmen tekniğin adı değiştirilmemiştir. Tüm dünyada bu konuda eğitim veren ve eğitimci yetiştiren enstitüler mevcuttur.(www.lamaze.org)
    "Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk
    Basa don
    tatlibebisim Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 24-Haziran-2007
    Konum: Denizli
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 982
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti tatlibebisim Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Eylül-2007 Saat 19:02

    Lamaze eğitim sınıflarında gebeye doğum olayı defalarca yapay olarak yaşatılarak doğum ağrıları ve doğum eylemi sırasında yapması gereken doğru gevşeme ve nefes teknikleri öğretilir. Belli bir tekrar sonrasında gebe ağrılar sırasında artık düşünmeden refleks olarak gevşeyecek ve gerek ağrıların şiddetini gerekse süresini daha az hissedecektir. Gerçek doğum olayı başladığında gebe zaten bu aşamalar konusunda kendini eğitmiş olduğundan panik olmayarak ağrılar karşısında daha önce uyguladığı bu gevşeme tekniklerini refleks olarak uygulayacaktır.

    Yine bu sınıflarda yaptırılan gebelik egzersizlerinde özellikle doğumda kullanılacak kasların çalıştırılması amaçlanır.Aktif ve pasif olarak yapılan bu spor hareketleri sayesinde gebeler kendilerini daha iyi ve zinde hissederler.Gebelikten kaynaklanan birçok kas ve bel ağrılarından kurtulurlar.

    Lamaze yönteminde doğum normal bir olay olarak algılanır.Hatta mümkün olduğu kadar en az müdahale ile doğal bir doğum amaçlanır.Doğumda yapılacak her bir müdahale yeni müdahalelere zemin açar.Ancak bu durum gerekli acil durumlarda doğumda ısrar anlamına gelmez.Eğitilmiş bu gebeler doğumun her aşamasında çıkabilecek problemler konusunda da eğitildiklerinden müdahale gereken durumlarda müdahalenin neden yapıldığını bilir ve doğum ekibine yardımcı olurlar.Yapılan çalışmalarda Lamaze yöntemi ile eğitilmiş gebelerde sezaryen oranının son derece düşük olduğunu göstermiştir.
    "Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk
    Basa don
    tatlibebisim Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 24-Haziran-2007
    Konum: Denizli
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 982
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti tatlibebisim Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Eylül-2007 Saat 19:03

    GEBELERDE EĞİTİMİN ÖNEMİ

    Doğum eylemi bir kadının hayatındaki en önemli olaylardan biridir.Gebelik dönemince ve doğumda kadınlar bilinçli ve aktif rol almalı kendilerini eğitmelidirler.Anne olmanı tüm aşamalarını bilinçli olarak yaşayarak bebeği için şimdiden çalışan ve kendini eğiten kadında bu başarının tatmin ve mutluluğu onun hayatını değiştirecektir.Doğuma da bilinçli , kendini hazırlamış ve güvenle giren anne adayı doğum sonrası anne olmanı haklı gururunu çok daha fazla hissedecektir.

    Lamaze yönteminde anneler kadar babaların eğitimine de önem verilmektedir.Babalar eğitim sonrasında çoğu yerde olduğu gibi unutulmuş , pasif , bekleyen kişi olmaktan kurtularak doğumda eşine yardım ederek doğumda aktif rol alacaklardır.Eğitim ile doğuma hazırlanmış babalarda çocuk sevgisi neredeyse annelik duygusu kadar güçlenmektedir.Sorumluluklarının bilincinde sevgi dolu bir erkek için aileye bir bebek kazandırma amacıyla eşinin ne denli sıkıntılara katlandığını görmek çoğu kez eşine karşı daha büyük bir saygı ve hürmet duymasına neden olur.Hamilelik dönemince kendisinin de aktif rol alması kendisine olan özgüveninin artmasına neden olur.Ayrıca yapılan çalışmalarda bu şekilde hamilelik süresince aktif rol alan babaların doğumdan sonraki mesleki ve sosyal yaşantılarında da başarılarının belirgin şekilde arttığı gözlenmiştir.

    Hamilelik eğitimleri sırasında kullanılan nefes,gevşeme,meditasyon çalışmaları sayesinde eşlerin birbirlerini daha iyi tanımaları sağlanır.Birlikte yapılan bu çalışmalar sonucu aile kavramı güçlenir.Ayrıca eşler öğrendikleri bu teknikleri hayatları boyunca yaşamın stresinden kurtulma amacıyla da kullanabilirler.

    Tüm bu eğitimler sırasında anne,baba,doktor,ebe ve doğum ekibi birbirini tanıma fırsatı bulur.Birbirlerine güveni artar.Sonuçta daha sağlıklı ve güven içinde bir doğum ortamı oluşturulur.
    "Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk
    Basa don
    tatlibebisim Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 24-Haziran-2007
    Konum: Denizli
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 982
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti tatlibebisim Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Eylül-2007 Saat 19:03

    DOĞUM ANI

    Hamile eğitimleri sırasında gerekli bilgileri alan gebe doğumun başlamasını takiben öğrendiklerini uygulamaya başlar.Kasılamalar geldiğinde kendisini kasmak yerine bilinçli bir şekilde gevşetir.Doğru nefes teknikleri ile vücudunun ve dolayısıyla bebeğinin daha iyi oksijen almasını sağlar.Her kasılma sırasında beyni refleks olarak yapması gereken gevşeme teknikleriyle meşgul olduğundan kasılmaları daha az ve kısa süreli hisseder.Her iki ağrı arasında doğru şekilde dinlenmeyi bildiğinden daha az yorulur.Eşinin veya aynı şekilde eğitilmiş başka bir yardımcının desteği ile duygusal yönden de desteklenerek doğum anına güven içinde yaklaşması sağlanır.Her kasılmayı korku ve çaresizlik değil mutlu sona yaklaşan bir adım olarak değerlendirir.
    Doğum anı geldiğinde bitkin ve panik bir gebe yerine hep o anı beklemiş kendine güvenen ve ne yapacağını bilen bir anne adayı vardır artık karşımızda.Doğru nefes teknikleri ve pozisyonları ile bilinçli bir ıkınma sayesinde müdahaleye gerek kalmadan bebeğin doğum kanalından geçişini hızlandırarak doğumun daha kısa süre içinde gerçekleşmesini sağlar.

    Lamaze felsefesinde doğum sonrası bebeğin doğar doğmaz anne kucağına verilerek anne-babek arasındaki ilk buluşma sağlanır.Yapılan çalışmalarda bu bebeklerin daha az ağladığı ve anne- bebek ilişkisinin çok daha derin ve güvenli kurulduğu saptanmıştır.

    Ve bir ağlama sesiyle annesi ,babası, doktoru ,ebesiyle bir takım olarak doğuma hazırlanmış bu kişilerde yorgunluk yerini haklı bir sevinç,mutluluk ve gurur tablosuna bırakır.Yeni gelen misafirle artık bir aile olunmuştur.

    Yapılan çalışmalar göstermiştir ki bu tür doğumlarda bulunmuş eşlerin çocuk sevgileri ve aile bağları daha güçlü olmakta ve boşanmalar daha seyrek görülmektedir.
    "Türk ulusundanım diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüyle, toplumuyla ilişiğini sav ederse buna inanmak doğru olmaz." K.Atatürk
    Basa don
    bebegimm Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye


    Kayit tarihi: 17-Temmuz-2007
    Konum: İstanbul
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 4914
    Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti bebegimm Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 19-Eylül-2007 Saat 19:20
    İLK 3 AYLIK DÖNEM


    1. Hafta

    Çoğu insan için şaşırtıcı olmakla birlikte gebeliğin başlangıcı olarak, gebe kalınan ilişkinin olduğu gün değil, bundan yaklaşık 14 gün öncesi yani son adet kanamasının ilk günü (SAT) kabul edilir. Bu durumda kanamanızın başladığı bugün istatistiksel anlamda gebeliğiniz başlamıştır. Bu şekilde hesaplandığında insanlarda gebelik 280 gün yani 40 hafta sürer. Ay hesabı yapmak karışıklığa neden olabileceğinden siz de gebeliğinizi takip ederken hafta olarak ifade etmeyi öğrenmeli ve ay hesabını bırakmalısınız.

    28 günde bir adet gören kadın için yumurtlama zamanı kanamanın başlangıcından itibaren 14. gün civarındadır. Bu günler zararlı alışkanlıklardan vazgeçmek, risk onlemek icin en uygun dönemdir. Örneğin sigara içmeye son verilmeli, alkol ve ilaç alımı kısıtlanmalıdır. Uygun ve sağlıklı beslenme alışkanlığı elde edilmeye çalışılmalıdır. Bu alışkanlıklar rahat bir gebelik süreci için de önemlidir. Bol miktarda taze meyve ve sebze tüketmek, yapay maddeler içeren besinlerden uzak durmak ve olabildiğince fazla su içmek faydalıdır.Daha önceden başlanmadı ise bu zaman içinde folik asit alımına başlanabilir. Folik asit sayesinde nöral tüp defekterinin yaklaşık %50'lik bir kısmı önlenebilmektedir. Eğer mümkünse egzersiz yapmak yine oldukça yarar sağlar. Bu gebelik öncesi dönemde pozitif düşünmek ve mümkün olduğunca dinlenerek stresden uzak durmak dünyaya getirmeye çalıştığınız bebeğiniz için oldukça iyi bir başlangıç olacaktır.


    2. Hafta
    Anne adayının yumurtalıklarında yumurta hücresi gelişimi devam etmektedir. Bu esnada endometrium adı verilen rahim zarı da kalınlaşmaya başlamıştır. Bu kalınlaşmanın amacı döllenme meydana geldikten sonra oluşacak embryonun rahim içinde rahatlıkla tutunmasını sağlamaktır. Yeni gelişecek olan canlının ihtiyaçlarını karşılamak üzere vücudun bu kısmında kanlanma artar. Bu haftanın sonunda gelişen yumurta çatlayarak yumurtalıktan atılır. Yani yumurtlama meydana gelir.Bir adet döneminde kadında sadece 1 yumurta üretilir ve çatlar.

    Çift yumurta ikizlerinde ve üçüzlerinde farklı olarak tek bir yumurta değil birden fazla yumurta atılır. Bu yumurtaların hepsi döllenir ise çoğul gebelik olur.


    3. Hafta
    Yumurtalıklardan atılan yumurta hücresi ile erkekden gelen sperm fallop tüplerinde karşılaşır. Pekçok sperm, yumurta etrafında kümelenmesine rağmen bunlardan sadece 1 tanesi yumurtanın zarını geçerek içine girer ve kendi genetik materyali ile yumurtanın genetik materyali birleşir. Bu döllenmedir. Döllenme ile birlikte adına yaşam denilen mucize başlar. Fertilizasyon yani döllenme tek bir spermin yumurta hücresinin içine girmesi ile başlar ve zigot adı verilen oluşumun ortaya çıkması ile sonlanır. Fertilizasyon süreci yaklaşık 24 saat kadardır.Bir sperm yaklaşık 48 saat canlı kalabilir. İlişki esnasında vajina içine yaklaşık 300 milyon sperm bırakılır.Spermlerin sadece %1'i yani 3 milyon kadarı rahim içine girebilir. Rahim içine giren spermler kadının üreme organları içinde ilerleyerek tüplere kadar ulaşırlar. 10 saat süren bu seyahat sonunda yumurta hücresine kadar gelen spermleri başka bir görev beklemektedir. Yumurta hücresinin kabuğunu kırarak içine girmek. Yumurta hücresi zona pellucida adı verilen bir zar ile çevrilirdir. Spermlerden sadece 1 tanesi bu zarı delerek yumurtanın içine girebilir. Penetrasyon adı verilen bu işlem 20 dakika kadar sürer ve bir sperm penetre olduktan sonra zona pellucida tamamen kapanarak başka bir spermin girişine izin vermez. Sperm ve yumurta hücrelerinin çekirdeklerinin birleşmesi ile zigot ortaya çıkar ve döllenme sona erer.

    Zona pellucida'nın içindeki tek hücreli zigot döllenmeden 1.5-3 gün sonra bölünmeye başlar. Bu ilk bölünmeye klivaj adı verilir. Ortaya çıkan hücrelere ise blastomerdir. Klivajı takiben hızlı bir bölünme süreci başlar. Yaklaşık her 20 saatte bir hücre sayısı ikiye katlanır ve her bölünme ile birlikte zona pellucida içinde bulunan blastomerlerin çapı küçülür. Hücre sayısı 16'ya ulaştığında artık zigot morula adını alır.Tüm bu olaylar gerçekleşirken zigot tüp içinde rahim boşluğuna doğru olan seyahatini devam ettirmektedir. 4. güne gelindiğinde morula uterus içine ulaşmıştır. Bu aşamada hücre bölünmesi hızla devam etmektedir ve morulanın merkezinde bir boşluk oluşmaya başlar. Bu aşamadaki oluşuma blastokist adı verilir. Zona pellucida boyutları sabit olmakla birlikte içindeki hücreler düzleşir ve yoğunlaşır. Blastokist aşamasında artık hücre faklılaşmasıda balşamaktadır. Hücrelerin bir kısmı embryoyu oluşturacak olan embryobalastlar iken geri kalan hücreler plasentayı yapmak üzere trofoblast olarak farklılaşır. Döllenmeden 5-6 gün sonra implantasyon yani rahim içine yerleşme başlar. Blastokist zona pellucida'yı yırtarak çıkar. Buna Hatching adı verilir. Bu esnada trafoblastlar bir enzim salgılayarak rahim içindeki hücre yapısını değiştirir ve blastokist için bir implantasyon alanı sağlar. Aynı anda trofoblastlardan hCG hormonu da salgılanmaya başlar. Bu hormon gebelik testlerinin pozitif olmasını sağlayan hormondur. İmplantasyonu takiben endometriumun (rahim iç zarı) o bölümünde kanlanma artar ve gebeliğin devamı için gerekli olan kan dolaşımı başlar. Döllenme anında bebeğin cinsiyeti bellidir. Eğer dölleyen sperm X kromozomu taşıyor ise bebek kız, Y kromozomu taşıyor ise erkek olacaktır. Dolayısı ile bebeğin cinsiyetini belirleyen erkek, yani babasıdır. Kadının bebek cinsiyetinde en ufak bir rolü yoktur. Bu devrede cinsiyeti saptamak ancak genetik inceleme ile mümkündür. Bu aşamada belli olan sadece cinsiyet değildir. 38 hafta sonra dünyaya merhaba diyecek olan bireyin göz renginden kan grubuna kadar bütün genetik yapısı bellidir ve değiştirilemez.

    Annedeki değişiklikler

    Bu aşamada anne adayında herhangi bir fiziksel ya da ruhsal değişiklik yoktur. Yanlız implantasyon esnasında hafif bir lekelenme şeklinde kanama olabilir.


    4. Hafta
    Bu haftanın sonunda tüm dünyaya anne olacağınızı ilan edebilirsiniz. Normalde adet görmeniz gerekirken adetiniz gecikti. Zaman zaman bu tür gecikmeler olabileceğini biliyorsunuz ama yine de heyecanlısınız. O halde neden daha fazla merakta kalacaksınız. Hemen eczaneden bir gebelik testi alıp evde yapın. Sonuç negatif çıkarsa hemen ümitsizliğe kapılmayın çünkü zaman zaman gebelik testleri negatif olabilir. Bu durumda yapılması gereken en akıllıca iş hemen doktorunuzdan randevu almakdır. Henüz bir doktorunuz yoksa hemen arkadaşlarınıza sormaya başlayın. Günümüzde bilinçli bir kadının düzenli görüştüğü ve aklına takılanları sorabildiği bir jinekoloğunun olmaması çok yazık. Doktorunuz sizi muayene edecektir. Bu dönemde yapılan ultrasonografide gebelik kesesini görmek genelde mümkün değildir. Ancak kanda yapılan gebelik testi %100'e yakın doğrulukla gebeliğin olup olmadığını tespit edebilir. Eğer gebelik varsa doktorunuz size önerilerde bulunacaktır.

    Gebelik yoksa ya da adet görürseniz fazla üzülmemeye çalışın. İlk denemede gebe kalma oranının sadece %25 olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Denemeye devam edin. Eğer adet gecikmesine rağmen gebe değilseniz doktorunuz size adet gördürecek bir tedavi verecektir.

    Gebe bir kadında bazı fizyolojik ve ruhsal değişiklikler olur. Bu aşamadaki belirtiler adet öncesi belirtilerle hemen hemen aynıdır. Halsizlik, yorgunluk ve göğüslerde hassasiyet bulunur.

    Bu arada içerilerde neler olduğuna bir göz atalım. Döllenmeden yaklaşık 1 hafta sonra impalantasyon gerçekleşmiştir ve trofoblast adı verilen hücreler endometrium hücrelerini hasarlayarak minik kan göllenmelerine neden olmaktadırlar. Bu göllenmeler yeni damar oluşumunu tetikler ve oluşacak olan plasentanın dolaşımı başlar. Embryoblast adı verilen hücre grubu ise hızla çoğalarak 2 tabakalı bir disk oluşturur. Bu tabakalardan üstte olanı amniyon zarı ve embryo olarak gelişimine devam ederken alt tabaka ise yolk sac adı verilen oluşumu meydana getirir.

    4. haftanın sonunda koriyonik villus adı verilen doku rahmin içine doğru ilerler ve embryoda kan damarları teşekkül etmeye başlar. Yolk sac ise kan sistemini meydana getiren hücreleri üretmeye başlamıştır. Bu haftanın sonunda embryo ile plasenta arasında connecting stalk adı verilen bir oluşum bulunur ve bu daha sonra göbek kordonunu meydana getirir.

    Yine embryonik disk üzerinde ince bir hücre tabakasının ortaya çıkması gastrulasyon adı verilen devreye gelindiğini belirler. Bu işlemin sonunda embryonun 3 katmanı; ektoderm, endoderm ve mesoderm oluşur.


    5. Hafta
    Salgılanan hormonların etkisi ile erken gebelik belirtilerini hissedeceksiniz. Memelerde dolgunluk ve hassasiyet bu haftada en sık karşılaşılan yakınmadır.Sürekli uyku hali ve halsizlik genelde görülen bulgulardandır. Uterusunuzdaki büyüme mesanenizin kapasitesini azalltığı için sık sık tuvalete gitme ihtiyacı duyabilirsiniz. Eğer hala daha doktorunuza gitmediyseniz biran önce gidin çünkü içinizdeki canlı ile tanışma zamanı geldi.Doktorunuz vajinal ultrasonografi ile gebelik kesesini uterus içinde size gösterecektir. Eğer ultrasonda kese görülemez ise bu bir dış gebelik olabilir.Dış gebelik hayati tehlike yaratabilen ciddi bir durumdur, bu nedenle ilk kontrolünüzü geciktirmemeniz kendi menfaatiniz icabıdır

    Döllenmeden sonraki 16. günde gelişim iyice hızlanır. Endoderm tabakasından akciğerleri çevreleyen zarlar, dil, bademcikler, ürethra, mesane ve sindirim sistemi gelişirken, mesodermden kaslar, kemikler, lenf sistemi, dalak, kan hücreleri, kalp, akciğerler ile üreme ve boşaltım sistemleri farklılaşır.Cilt, tırnaklar, saç, gözün lens tabakası, işitme sistemi, burun, sinüsler, ağız, anus, diş mineleri, hipofiz bezi, meme dokusu ve sinir sitemi ise ektoderm tabakasından farklılaşır. Döllenmeden 17-19 gün sonra embryonik alan bir armuta benzer. Kafa kısmı kuyruk kısmına oranla daha geniştir. Ektoderm tabakası nöral plakayı oluşturmak üzere kalınlaşır. Bu plakanın kenarları kıvrılır ve nöral oluk adını alır. Bu embryonun sinir sisteminin taslağıdır ve ilk gelişen organ sistemlerinden birisidir.

    Bu haftanın sonunda bebeğin kan hücreleri oluşmuştur ve epitel hücreler arasında kanallar oluşturmaya başlamıştır. 21. güne ulaşıldığında mesodermden köken alan somitler nöral oluğun her iki yanında ve kuyruk kısmından başlayarak belirmeye başlar. Endokardial hücreler ise erken embryodaki ilkel kalp tüplerini meydana getirmiştir.


    6. Hafta
    Belki de hala daha gebe olduğunuzu size fark ettirecek şikayetleriniz yok. Gebelik öncesi yaşantınız ile hiçbir fark göremiyorsunuz. Bilmelisiniz ki içinizde bir fabrika var ve hayal bile edemeyeceğiniz kadar hızlı çalışıyor. Embryonun tek tek her hücresi sürekli faaliyet halinde. Bu faliyetin sonucu olarak bazı şikayetlerde yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Pek çok kadın gibi sizde özelikle sabahları uyandığınızda midenizin bulandığını fark edebilir hatta kusabilirsiniz. Eskiden sizi cezbeden yemek kokuları artık size tiksinti veriyor ya da eşinizin o çok sevdiğiniz parfümünün birden bire aslında hiç de güzel olmadığını fark ettiniz. İş arkadaşınızın sigarası hiç sizi bu kadar rahatsız etmemişti. Aslında tüm bu kokular yine eskisi gibi. Değişen sizsiniz. Gebelik hormonlarının beyninizdeki bulantı merkezini uyarması neticesinde olan bu durum emesis gravidarum olarak adlandırılır. Eğer bulantı ve kusmalar sizin yaşantınızı ve beslenmenizi etkileyecek kadar şiddetli olur ise hiperemesis gravidarum tablosu gelişti demektir.Bu durumda ilaç kullanmanız gerekebilir.

    Bu dönem bebeğin organ gelişimi için kritik olduğundan alkol, sigara gibi bebeğe zararlı olabilecek maddelerden uzak durulmalıdır. Pek çok anne adayı bu dönemde gebe olduğunu sevdikleri ve dostları ile paylaşmak ister ve aileye yeni bir bireyin katılacağı müjdesi bu haftada verilir. Bazı anne adayları ise mutlu haberi paylaşmak için düşük riski olan dönemin geçmesini ve gebeliğin normal seyrettiğinden emin olmayı beklerler. Her iki davranış şekli de normaldir.

    Döllenmeden sonra 21-23 günlerde embryonun boyu 1.5-3 mm kadar olmuştur. Bu dönemde çok hızlı birbüyüme ve değişim söz konusudur. Somitlerin sayısı 4-12 çift kadardır. Göz ve kulak taslakları meydana gelmiştir. Nöral tüp yavaş yavaş kapanmaya başlar. Nöral taç adı verilen kısım ise kafatası ve kafayı oluşturmaya başlar.Oluşan 2 endokardial tüp birleşir ve S şeklinde tek bir tüp meydana getiriler. Bu asimetrik oluşum ilkel kalpdir ve bu dönemde kasılmaya başlar. Yani embryonun kalbi atmaya başlamıştır. Ancak damarlar tam anlamı ile gelişmediğinden tam bir dolaşım olmaz.

    Embryo connecting stalk ile gelişen plasentaya bağlıdır. En gelişmiş sistem merkezi sinir sistemidir ve önbeyin tamamen kapanmıştır.27. Günün sonunda embryo C şeklini almıştır. Yüz ve boyunu oluşturacak olan kıvrımlar belirgindir. Kalpde karıncık ve kulakcıkları ayıracak olan septalar belirir.Kapakçıklar gelişmeye başlar. Sindirim sitemini oluşturacak olan hücreler karaciğer, mide ve pankreas üretmek üzere farklılaşmaya başlar. Sindirim siteminde ilk farklılaşan hücre grubu karaciğer yapacak olan hücrelerdir. Embryo boyu 5 mm kadar olmuştur.


    7. Hafta
    Siz hala dışarıdan birşey fark etmesenizde embryonuzda hummalı faliyet devam etmektedir. Bu haftanın sonunda bebeğinizin boyu bir fasülye tanesi kadar olacaktır. Eğer rahimin içine direk olarak bakma ya da bir kamera yerleştirme şansınız olsa idi göreceğiniz tıpkı bir fasülye tanesi gibi bir cisim olacaktı.Bu fasülyenin tepe kısmına dikkat ettiğinizde iki küçük siyah noktacığı fark edebilecektiniz. İşte bu iki küçük nokta bebeğinizin gözleri olacaktır, hatta gözün ağ tabakası olan retina oluşmaya başlar.Biraz daha kenarda yer alan topluiğne başından küçük çukurluklar da kulaklar olarak gelişecektir.Bu organlar hem denge hem de işitmede görev alır. İlkel bir ağız ve dil fark edilebilir.Yine bu haftada kol ve bacak tomurcukları oluşmaya başlar. İnce bir tabaka halinde deri belirir. 30-40 somite ulaşılır.Beyin 3 ana kısmına ayrılır. Tiroid bezi gelişimini sürdürür, lenfatik sistem ilk defa oluşmaya başlar.Kalp kısımları plasma ve kan hücreleri ile dolar.Kan dolaşımı başlamıştır.Şimdilik iki bölümden oluşan kalp dakikada 150 defa atmaktadır. Doppler ultrason ile bebeğinizin kalp atımını doktorunuz size dinletebilir.Akciğer gelişimi devam etmektedir..Safra kesesi, mide, barsaklar ve pankreas gelişimini sürdürür. Plasentadan gelen kan karaciğere ulaşır. Amniyon connecting stalk'ı çevreler ve içine alır. Connecting stalk daha sonra erişkinde umbilikal vesicle adı verilen bir oluşum olarak kalır.Kol tomurcukları artık oldukça belirgindir buna karşılık bacak tomurcukları yeni oluşmaya başlar. Embryo artık tamamen amniyon kesesi içinde yerleşmiştir.Somitler kas ve kemikleri oluşturmak üzere farklılaşmaya başlar.

    Dışarıdan gebe olduğunuzu fark ettirecek hiçbir değişim yoktur. Bu dönemde 1-2 kilo alınabilir ya da verilebilir. Her iki durum da normaldir. Gebeliğin erken belirtileri yavaş yavaş azalmaya başlar, buna karşın bulantı ve kusmalar artabilir. Bu şikayetler özellikle sabah erken saatlerde daha fazla olur.


    8. Hafta
    Terminolojik açıdan bebeğiniz hala daha embryo olarak adlandırılmaktadır. Bunun nedeni alt kısmında kuyruğa benzer bir çıkıntının olmasıdır. Gelişmekte olan bebeğinizde küçülen tek bölüm bu çıkıntıdır. Diğer bölümler ise süratle büyümeye devam etmektedir.Özellikle beyin ve kafa hızla büyümeye devam eder.Göz kapakları kıvrım şeklinde ayırd edilebilir. Alt çene belirginleşmeye başlar.Omurilik gelişimini sürdürür.Üst damak farklılaşır. Burnun ucu oluşur. Dişetlerinin altında dişler gelişimini başlatır.Yemek borusu farklılaşır ve nefes borusundan ayrılır.Kalp içinde kapakçıklar fark edilmeye başlar.Kalbin 4 odacığı ayırdedilebilir. Akciğerler yemek borusunun iki yanında yer alırlar. Böbrek oluşmaya başlar.Kollar silindirik şekilde uzamaya başlarken uçlarında el ayaları belirmeye başlar. Kollarda sinir iletimi başlar.Yine kollar kıvrımlanır. Bu kıvrım gelecekdeki dirsekdir.

    Hala daha kendinizi gebe gibi hissetmiyor musunuz? Önemli değil. Önünüzde daha çok zaman ve yaşanacak şey var. Örneğin gebelik öncesinde kapalı bir yumruk kadar olan rahiminiz artkı neredeyse portakal kadar oldu bile. Rahimdeki bu büyümeler sizde zaman zaman hissedeceğiniz karın kramplarına neden olabilir. Bu arada kendinizi ergenlik döneminde gibi hissedebilirsiniz. Çünkü hormonal değişimlere bağlı olarak cilt değişiklikleri baş göstermeye başlayacaktır. Yağlı bir cilt ve sivilcelenme bunun en tipik göstergeleridir. Psikolojik durumunuz yavaş yavaş düzelmeye başlar ve gebelik kabullenilir. Artık gebeliğe alışmaya başlıyorsunuz.


    9. Hafta
    Embryonik kuyruk iyice kaybolmuştur. Kıkırdak ve kemik dokuları oluşmaya başlamıştır. Barsaklar göbek kordonu içinden karın boşluğuna doğru göç etmeye başlarlar.Beyin hala daha en büyük organdır. Yutak belli olmaya başlar.Ağız boşluğu oluşumu görülebilir. Kulak kepçesi farklılaşır. Gözde retina iyice belli olabilir. Göz kapakları fark edilebilir.Burun delikleri belirir.Koku almaya yarayan sinir oluşur.Yemek borusu uzar ve kalpden çıkan kan iki ayrı yönde pompalanmaya başlar.Meme uçları belirgindir.İnce barsaklar uzar, böbrek oluşumu tamamlanır ve ilk kez idrar üretmeye başlar.İlkel cinsiyet hücreleri oluşmaya başlar. Dış genital organların farklılaşması başlamıştır.Ancak hala daha kız yada erkek olduğu bellli değildir. El ve dirsek belirginleşir. Bacaklarda sinir iletimi başlar.Bebek içinde yüzdüğü suyun içinde hafif hafif hareket etmeye başlar.

    Sizde ise ikinci adet dönemi de gecikmiştir. Belirgin bir kilo artışı olmasa da memeler büyürler ve dolgunluk ve hassasiyet olur. Bu dönemde destekleyici sütyen giymeye başlamak gerekebilir. Mide içeriğinin yemek borusuna kaçması sonucu yanma hissi olabilir. Bu dönemde günlük kalori gereksiniminiz yaklaşık 300 kalori artmıştır. Yeterli kalsiyum alabilmek için bol bol süt içmelisiniz. Eğer süt içmeyi sevmiyor iseniz özel ilaçlar ya da daha iyisi yağsız peynir gibi süt ürünleri tüketebilirsiniz.


    10. Hafta
    Fertilizasyondan 47-48 gün sonra ilk kez beyin dalgaları üretilmeye başlar.Kafa dik durumdadır ve iç kulakda denge sağlayan kısımlar gelişir. Dudakların gelişimi tamamlanır. Gözler kapalıdır.Gonadlar gelişir ve testis ya da over olarak farklılaşır. Kalp gelişimini büyük ölçüde tamamlar. Gövdenin dışında gelişmiş olan barsaklar karın boşluğu içine doğru iyice hareket ederler.Diz ve ayak belirginleşir. Ayak parmakları ve tırnakları belli olur. Kaslar güç kazanmaya başlar.Kız bebeklerde klitoris erkek bebeklerde ise penis gelişir.Hemen hemen bütün eklemler ve kasların oluşumu tamamlandığı için bebek artık su kesesi içinde hareket etmeye başlar, ancak bu hareketler sizin hissetmeniz için yeterli değildir.Bu haftanın sonunda bebeğinizin organogenez adı verilen organ gelişimi dönemi tamamlanmıştır. Gebeliğin geri kalan kısmında bu organların olgunlaşması olacaktır.

    Bu dönemlerde anne adayının duygu durumunda dalgalanmalar çok sık görülür. Kendinizi zaman zaman melankolik zaman zaman da çok mutlu hissedebilirsiniz. Bu çok normal bir durumdur. hem gelişen bebeğinizin dişleri hem de kendi diş etlerinizin sağlığı için yeteri kadar flor aldığınızdan emin olmalısınız. Kan hacminiz arttığı için cildinize yakın toplardamarlarda koyulaşmalar fark edebilirsiniz. Bu durum özellikle bacaklar ve memelerde belirgindir. Kilonuz da artık artmaya başladı.Bulantı ve kusmalarınızın azalmaya başlaması bu dönemlerde beklenebilir.


    11. Hafta
    Bu haftadan başlayarak artık içinizdeki bebeğiniz embryo olarak adlandırılmaz. O artık kocaman bir FETUS ve boyu yaklaşık 3 santimetre.Gebeliğin en kritik dönemi artık sona erdi. Bu haftada beyin hızla büyümesini sürdürmektedir ve fetusun boyunun yarısını kafa oluşturmaktadır. Fetusun gözleri kapalıdır ve bu göz kapaklarının altında iris tabakası olgunlaşmasına devem etmektedir. Böbreklerde idrar üretimi başladığından içinde yüzdüğü amniyon sıvısının da miktarı artmaya başlar ve bu haftada yaklaşık 50 ml olur.

    Sizde ise rahim bir greyfurt büyüklüğüne ulaşmıştır ancak hala daha pelvis içinde yer alır. Bulantılar azaldığından iştahda bir artış görülür. Bu dönemde prenatal testlerden bazıları yapılabilir. Doktorunuz bu konuda size yol gösterecektir. Son günlerde giderek popülerite kazanan ilk trimester tarama testleri üçlü test kadar gerçekçi sonuçlar vermektedir


    12. Hafta
    Diş etlerinde 20 dişinde yerleri belli olmuştur. Yüz insan görünümündedir, ağız içinde ise üst damak birleşmeye başlamıştır. Yüz derisi içinde kıl kökleri belirmeye başlar. Fetusun gırtlağında ses telleri oluşumunu tamamlar ve teorik olarak fetus ses çıkartabilir. Karın boşluğunda ise barsaklar karın içine girmiştir ve hareketleri başlamıştır. Karaciğer safra salgılamaya başlar ve salgılanan safra safra kesesinde depolanır. Tiroid, ve pankreas gelişimini tamamlar. Pankreasdan insülin salgılanır. Her iki cinsde de dış genital organlar gelişimini tamamlamamıştır ancak kızlarda büyük ve küçük dudaklar, erkeklerde ise penis ve torbalar dikkatli gözlem ile ayırt edilebilir.Ellerde ve ayaklarda tırnaklar uzamaya başlar. Sinir sitemi biraz daha olgunlaşır ve fetusda refleksler gelişir. Bu dönemde cilt oldukça hassasdır. kemiklerden bazıları sertleşmeye başlamıştır. 12. haftaya gelindiğinde uterus yukarı doğru büyümeye devam eder ve pelvis dışına çıkarak karın boşluğuna girer. Artık mesane üzerine çok fazla baskı yapmadığından sık idrar yapma isteği bir miktar azalır. Bu durum son 3 aya kadar bu şekilde devam eder. Bu haftalarda başağrısı ve başdönmesi şikayetlerine sık olarak rastlanır. Düşük tehlikesi çok büyük ölçüde azalmıştır. Doktorunuzun size bunu belirtmesi ile her anne adayında olduğu gibi siz de psikolojik açıdan rahatladığınızı fark edeceksiniz. Diş etleri gebelikten olumsuz yönde etkilendiği için diş hekiminizden randevu almanızda ve muayene olmanızda büyük fayda olduğunu unutmayın. Bu haftalar diş kontrolü için oldukça uygun dönemdir.



    Duzenleyen mystical - 30-Aralik-2007 Saat 05:46
    Basa don
     Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  <12345 16>
      Konuyu Paylas   

    Foruma Atla Forum Izinleri Drop Down Menu

    Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.17
    Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.



    GebelikveAnnelik.net uyelerimizin yapmis olduklari paylasimda ucuncu kisilerin telif hakki sahibi bulundugu her turlu paylasim (yazi, resim vb) materyallerinin kullanilmasi durumunda dogacak hukuki ve cezai sorumluluk paylasimi yapan uyeye ait olacaktir. Sozkonusu haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.net'in hicbir hukuki sorumlulugu bulunmamakta olup haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.com'un ucuncu kisilere odemek zorunda kalabilecegi her turlu tazminat ve idari/adli para cezalari GebelikveAnnelik.net kullanicilarina rucu edilecektir. Forumumuza uyelerimiz tarafindan eklenen tum paylasimin ticari kaydi gudulen, telif hakki ihlaline neden olabilecek materyaller olup olmadiklari en ust duzeyde incelenmektedir. Ancak her yazinin veya resim dosyasinin orijinal kaynagi tespit edilemediginden, bu iceriklerle ilgili gerekli duzenlemeleri bize ulasmaniz durumunda derhal gerceklestirebiliriz.



    Bize Ulaşın - Gizlilik Sözleşmesi - Facebook - Twitter - Google +