SSS SSS  Forumda Ara   Uye Ol Uye Ol  Giris Giris


Gebelik (Hamilelik) Faydali Yazilar

 Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  123 16>
Yazar
  Baslik Ara Baslik Ara  Topic Options Topic Options
feelings Drop Down Menu
Moderatör
Moderatör
Avatar

Kayit tarihi: 24-Eylül-2007
Konum: Kocaeli
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 62472
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti feelings Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Baslik: Gebelik (Hamilelik) Faydali Yazilar
    Gonderildi: 04-Subat-2010 Saat 08:23

PAPP-A ve SERBEST beta-hCG TESTİ
PAPP-A sadece gebeliğe ait olan bir tür proteindir. HCG ise yine sadece gebelikte salgılanan bir hormonudur. Bu kimyasal maddelerin belirli gebelik haftalarında belirli düzeylerde olması gerekir. Yapılan araştırmalarda anomaliye sahip bebeklerde PAPP-A düzeyinin normalden daha az, serbest beta-hCG düzeyininin ise daha fazla olduğu görülmüştür. Gebeliğin 11-14. haftalarında alınan kan örneğinde ölçülen bu iki kimyasal maddenin düzeyleri bir bilgisayar programına girilir ve program bir risk tahmininde bulunur. Parametreler arasına fetal ense kalınlığı da eklendiğinde tahminin başarılı olma şansı çok daha yüksektir.


Normal bir ikili test raporu

 

HATALI POZİTİF VE HATALI NEGATİF TEST NE DEMEKTİR?
Tarama testi sonucu saptanan risk o yaş grubundaki kadınlar için normal kabul edilen riskten daha az ise test negatif olarak kabul edilir. Riskin daha yüksek çıkması durumunda ise pozitif testten söz edilir.

Risk yüksek çıktığı halde yapılan ileri incelemeler sonucu bebeğin normal olması durumunda hatalı pozitif durum söz konusudur. Tam tersi şekilde testin normal risk gösterdiği ancak bebeğin anomalili olduğu durumlar ise hatalı negatif olarak tanımlanır.

İlk trimester taramalarında testin duyarlılığı ve hatalı pozitif oranları tabloda gösterilmiştir.

  Anomaliyi yakalama oranı (%) Hatalı pozitif oranı
(%)
DOWN SENDROMU
serbest hCG + PAPP-A
serbest hCG + PAPP-A+Ense kalınlığı

74
91

5
5
TRİZOMİ 18
serbest hCG + PAPP-A+Ense kalınlığı

96

1.1

Bebeğin cinsiyetinin test sonuçları üzerindeki etkileri de pekçok araştırmaya konu olmuştur. Aralık 2002'de yayınlanan bir çalışma kız bebeklerde serbest beta-hCG'nin daha yüksek olabildiğini ortaya koymuştur.

İlk trimester tarama testi ile elde edilen veriler genelde tek bebeğin bulunduğu hamilelikler ile ilgilidir ancak 2003 yılının şubat ayıında yayınlanan çok yeni bir araştırmada PAPP-A ölçümlerinin bebekteki Down Sendromu ve Trizomi 18 varlığını göstermede tek gebeliklerde olduğu kadar ikiz gebeliklerde de çok etkili olduğu gösterilmiştir. Aynı çalışmada ölçümün duyarlılığının trizomi 18 olgularında daha yüksek olduğu saptanmıştır.

Tüp bebek ve mikroenjeksiyon tedavileri ile hamile kalan kadınlarda ise hatalı pozitiflik oranı biraz daha yüksektir. Ancak bu konudaki araştırmalar yeterli olmayıp kesin bir kanıya varabilmek için daha fazla çalışmaya gerek duyulmaktadır.

POZİTİF TEST VARLIĞINDA NE YAPILMALIDIR?
İkili testin pozitif çıkması mutlaka bebekte kromozom bozukluğu olduğu anlamına gelmez. Pozitif test sadece o bebekte riskin yüksek olduğunu ve tanıya yönelik ileri tetkikler yapılması gerektiğini belirtir. İleri tetkikler ile kastedilen detaylı ultrasonografi, koriyon villus örneklemesi ve amniyosentezdir. Sizin için hangi testin uygun olacağına doktorunuzla birlikte karar vermeniz gerekir.

NEGATİF TEST NE ANLAMA GELİR?
Testte riskin düşük bulunması yani negatif olması bebekte kromozom bozukluğu olmadığını garanti etmez. Sadece genel popülasyonda aynı yaş grubundaki kadınlar ile kıyaslandığında bebekteki riskin daha fazla olmadığını gösterir. Ayrıca ikili test sadece kromozom bozuklukları açısından riski belirler. Nöral tüp defektleri açısından bir risk belirlemez. Bu riski belirlemek için 16-20. haftalarda üçlü test yapılabilir. Bununla birlikte nöral tüp defektlerinin önemli bir kısmı ultrasonografi ile saptanabildiğinden ikili test yapılan kişilerde ikinci trimesterda üçlü test yapılması yerine sadece detaylı ultrason yapılmasının yeterli olacağını öne süren görüşler de mevcuttur. Bilimsel çevrelerde bu konuda henüz bir fikir birliği oluşmamıştır.

Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar Birliği (ACOG) doğum zamanında anne yaşının 35 ya da daha ileri olması durumunda tarama testleri yerine genetik danışmanlık ile birlikte amniyosentez veya koriyon villus örneklemesi gibi tanı koydurucu testlerin yapılmasını önermektedir. Bunun nedeni tarama testlerinin sadece risk belirlemesi, durumun varlığı ya da yokluğunu kesin olarak ortaya koymamasıdır. Öte yandan ikili test ya da üçlü test sadece bir grup kromozom anomalisi açısından risk belirlemekte, bu yaş grubunda normalden daha fazla görülen diğer anomaliler hakkında fikir vermemektedir

dr.Alper Mumcu'dan alıntıdır
Alperim oğlum benim,Zeynebim kızım benim sizi çok seviyorum
siz benim yaşama gücüm,sevincim,herşeyimsiniz..
Basa don
feelings Drop Down Menu
Moderatör
Moderatör
Avatar

Kayit tarihi: 24-Eylül-2007
Konum: Kocaeli
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 62472
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti feelings Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 04-Subat-2010 Saat 08:22
İkili Test (11-14 testi) ve fetal ense kalınlığı

Her hamile kadın karnında kromozomal bozukluk taşıyan bir bebek taşıma riski ile karşı karşıyadır. Herhangi bir inceleme yapmadan bu riski kabaca tahmin etmeye çalışırken bazı parametreler göz önüne alınır.

Anne yaşı Anne adayının yaşı arttıkça bebekte kromozom bozukluğu görülme riski artar.
Gebelik yaşı Bebekte kromozom bozukluğu görülme riski ilerleyen gebelik yaşı ile birlikte artar. Anomalili bebeklerin çok büyük bir kısmında gebeliğin erken dönemlerinde düşük olur.
Önceki hamileliklerde anomalili bebek öyküsü Daha önceki hamilelikte kromozom bozukluğuna sahip bir bebek olması şimdiki gebelikte anne yaşına göre hesaplanan riskte artışa neden olur.

Kromozomal anomaliye sahip bebekleri daha doğmadan anne karnında tespit edebilmek gebelik takibi ile uğraşan jinekologların en büyük hayallerinden biridir. Bu hayal tarama testlerinin gelişmesi ile kısmen gerçekleşmiştir.

Yıllar içerisinde bu testlerin giderek yaygınlaşması ve yeni testlerin ortaya çıkması oldukça sevindiricidir. 1970'lerin sonlarına doğru alfa fetoprotein taramasının nöral tüp defektlerinin taranması amacıyla kullanıma girmesini takiben 1980'li yılların sonunda aynı testin Down sendromunun taranmasında da işe yarayabileceği fikri oluştu. Zaman içinde alfa fetoproteinle birlikte diğer bazı testlerin birarada değerlendirilmesinin Down sendromunun saptanmasında daha etkili olduğu fark edildi ve üçlü test fikri ortaya atıldı. Dahası üçlü testin sadece Down sendromu değil Trizomi 18 adı verilen bir başka kromozom anomalisi açısından da yüksek risk altındaki kadınları belirlediği fark edildi. Tüm dünyada yapılan birçok çalışma üçlü testin Down Sendromlu bebeklerin %60-70'ini hamileliğin ortalarında saptayabildiğini ortaya koydu. Ancak bilim adamları bunlarla yetinmedi. Amaç daha erken dönemde anomalili bebekleri tespit etmek ve bu gebelikleri sonlandırmak olduğu için çalışmalar, anomali riskini daha erken dönemde ve daha yüksek duyarlılıkla saptayabilecek testlerin geliştirilmesine yöneltildi. Bu çalışmaların sonucunda ikili test ya da ilk trimester tarama testi adı verilen kavram ortaya atıldı.

İLK TRİMESTER TARAMA TESTİ NEDİR?
11-14 testi olarak da bilinen ilk trimester tarama testi Down sendromu ve Trizomi 18 adı verilen kromozomal anomaliye sahip bebekleri gebeliğin çok erken dönemlerinde saptamaya yönelik bir tarama testidir. Tüm tarama testlerinde olduğu gibi bu test de tanı koydurmaz. Sadece hastalık açısından yüksek risk altındaki bebekleri işaret eder ve bu bebeklerde kesin tanıya götüren tanısal testlerin yapılmasını sağlar. Bir başka deyişle testin yüksek risk göstermesi bebekte anomali olduğunun kanıtı olmadığı gibi, riskin düşük çıkması da bebeğin tamamen sağlıklı olduğunu garanti etmez.

İlk trimester tarama testinin üçlü test ile karşılaştırıldığında bazı avantajları vardır. Bunlardan en önemlisi testin daha erken dönemde yapılması sonucu olası bir olumsuzluk durumunda gebeliğin daha erken ve risksiz şekilde sonlandırılmasına olanak tanır. Dahası duyarlılığı üçlü teste göre daha yüksektir ve Down sendromu ile trizomi 18 olgularının %90'ının tanımasına yardımcı olur.

11-14 TESTİ NASIL YAPILIR?
11-14 testi temel olarak iki ayrı incelemenin birarada değerlendirilmesi ile yapılır. Bunlar:

  1. Bebeğin ensesinin arkasında bulunan sıvı kısmın kalınlığının ultrason ile ölçülmesi (fetal ense kalınlığı)
  2. Anneden alınan kan örneğinde gebelik hormonu olan beta-hCG'nin serbest kısmının (free beta-hCG) ve PAPP-A (gebeliğe özgü plazma proteini-A, pregnancy associated plasma protein-A) adı verilen bir diğer proteinin ölçülmesidir

Bu ölçümler tek başlarına yapıldığında duyarlılıkları düşükken bir arada değerlendirildiklerinde başarı şansı %90'a kadar çıkmaktadır.

FETAL ENSE KALINLIĞI
Fetal ense kalınlığı, ultrasonografide bebeğin boynunun arka kısmında koyu renkli olarak görünen kısmı anlatmak için kullanılan bir terimdir. Terimin ingilizcedeki orijinal şekli "nuchal translucency"dir. Gebelik ilerleyip bebek büyüdükçe ense kalınlığı da giderek artar. Bu nedenle ölçüm 11-14. haftalar arasında yapılabilir ve büyük dikkat gerektirir. Ölçüm yapılırken yapılacak milimetrik bir hata risk oranlarında büyük değişikliğe neden olabilir.

Yapılan çok sayıda araştırmada 11 ile 14. gebelik haftaları arasındaki fetal ense kalınlığı ile Down sendromu başta olmak üzere bazı kromozom anomalileri arasında sıkı bir ilişki olduğu ortaya konmuştur. Değişik araştırmalarda sadece belirtilen zaman diliminde fetal ense kalınlığının ölçülmesi ile Down sendromlu bebeklerin %40-70'inin saptanabildiği ortaya konmuştur. Ancak bu bebeklerin annelerinin, ileri yaş gebelikleri ya da daha önceki gebeliklerinde kromozom anomalili bebek doğurma öyküsü nedeni ile incelemeye alınan zaten yüksek riski gebeler olduğu akılda tutulmalıdır.

Düşük risk grubundaki kadınlarda yapılan çalışmalar ise çelişkili sonuçlar vermiştir. Bu çelişkinin altında yatan neden ölçümü yapan kişiler arasında, hatta aynı kişinin ölçüm yapması durumunda bile iki ölçüm arasında ortaya çıkan farklılıklardır. Ek olarak artmış fetal kalınlığın tanımı ile ilgili de fikir birliği uzunca bir süre sağlanamamıştır. Fetal ense kalınlığı ölçülürken ultrasonun hangi kesitinin kullanılması gerektiği de uzunca bir süre tartışma konusu olmuş, farklı kesitlerin duyarlılığının daha yüksek olduğu ileri sürülmüştür.

Günümüzde yaygın olarak kabul edilen görüşe göre gebeliğin 11-14. haftaları arasında bebeğin baş-popo uzunluğunun ölçüldüğü kesitte ense kalınlığının 3 milimetreden fazla olması artmış fetal ense kalınlığı olarak kabul edilmektedir.

Transvajinal ultrasonografide
fetal ense kalınlığı ölçümü

Fetal ense kalınlığı sadece kromozom anomalilerinde artmaz. Araştırmalarda artmış fetal ense kalınlığının diğer bazı genetik bozukluklarla birlikte temel olarak bebeğe ait kalp anomalilerinde de arttığı gösterilmiştir. Bebeğe ait kalp anomalileri ikinci trimesterda yapılan detaylı ultrasonografi ile saptanmaktadır. Kromozom bozukluğu olan bebeklerin %50-90'ında kalp ve büyük damarlarda da anomali olmaktadır. Bu nedenle kromozomal bozukluklarda meydana gelen ense kalınlığı artışının temel nedeninin aslında eşlik eden bir kalp anomalisi olduğu düşüncesi ileri sürülmüştür.

Fetal ense kalınlığının normalden fazla olabildiği durumlar şunlardır:

  • Kromozomal bozukluklar: Trizomi 13, trizomi 18, trizomi 21 (down sendromu), Turner sendromu (45, X0)
  • Kalp anomalileri
  • Akciğer anomalileri (diyafram hernisi)
  • Böbrek anomalileri
  • Karın duvarı anomalileri (omfalosel)
  • Bazı genetik hastalıklar (Arthrogryposis, Noonan sendromu, Smith-Lemli-Opitz sendromu, Stickler sendromu, Jarco-Levine sendromu ve bazı iskelet anomalileri

Fetal ense kalınlığı ölçümünün kromozomal bozuklukların erken dönemde saptanmasında tek başına kullanılmasının bazı sakıncaları vardır. Pekçok anomalili gebeliğin düşükle sonuçlandığı göz önüne alındığında hatalı pozitif test sonrası yapılacak olan koriyon villus örneklemesi normal olan bir bebekte düşük riskini arttıracaktır. Öte yandan hücrelerin bazılarının normal bazılarının da anormal olduğu mozaisizm varlığında villus örneklemesinde sadece anormal olan hücrelerin görülmesi hayatını normal olarak sürdürebilecek bir bebeğin yaşamına son verilmesine neden olacaktır. Bunlara ek olarak erken dönemde yapılan koriyon villus örneklemesi daha ileriki dönemlerde yapılan amniyosenteze göre hem daha zor hem de daha pahalı bir incelemedir. Bunlardan çok daha önemlisi öçümü yapan kişinin deneyimidir. Ölçülen değerler milimetrenin onda biri düzeyinde olduğundan yapılacak en ufak bir hata risk değerlerinde önemli değişikliklere neden olacaktır. Tüm bu nedenlerle tek başına yapılan fetal ense ölçümünün maliyet-etkinlik oranı tatminkar değildir.

Fetal ense kalınlığı ile trizomi görülme riski arasındaki ilişki şu şekildedir.

Fetal ense kalınlığı
(milimetre)
Trizomi 13, 18 veya 21
görülme riski
(%)
3 6
4 31
5 49
6 48
7 71
8 54
9 50
Alperim oğlum benim,Zeynebim kızım benim sizi çok seviyorum
siz benim yaşama gücüm,sevincim,herşeyimsiniz..
Basa don
feelings Drop Down Menu
Moderatör
Moderatör
Avatar

Kayit tarihi: 24-Eylül-2007
Konum: Kocaeli
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 62472
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti feelings Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 02-Kasim-2009 Saat 13:11
Gebelikte ortaya çıkabilecek bazı problemleri teşhis edebilmek için yapılan prenatal testlerden önemlileri aşağıda sıralanmıştır. Bunlardan bazıları tüm gebe kadınlarda rutin olarak istenmektedir. Rutin dışındaki diğer testler,sizin ve ailenizin tıbbi öyküsü doğrultusunda gerekli görülürse doktorunuz tarafından istenecektir. Akılda tutulması gereken şey ; sonucu normal çıkmasa da,testler her zaman bir problem olduğunu göstermez. Böyle durumlarda genel olarak ek testlere ihtiyaç duyulur veya anormal sonuç veren test yenilenir. Eğer gerçekten bir problem tesbit edilirse bunun ne anlama geldiği ve tedavi edilebilme olanaklarını doktorunuzla ya da ilgili yetkililerle görüşünüz. Tüm bu tıbbi girişimlerde,testlerin kendisi ya da tedavi yöntemleri ile ilgili bazı mutlak riskler de söz konusudur. Uygulamalardan önce bu riskleri de doktorunuzla konuşunuz.



Rh ( Rhesus ) testi ...



Bu test Rh pozitif (+) ya da Rh negatif ( - ) kana sahip olduğunuzu gösterir.Kadınların % 8 – 15 kadarı Rh negatif kan grubundandır.Rh negatif kana sahip olmak gebelik açısından bir problem demek anlamına gelmez.Rh negatif kana sahip olmak eğer baba Rh (+) ise bebeğin de Rh (+) olabilme ihtimalinden dolayı kaygı uyandırır. Gebeliğiniz boyunca bebeğiniz ve sizin kanınız birbiriyle karışacaktır.Sizin Rh (-) kanınız ile bebeğinizin Rh (+) kanı karşılaştığında vücudunuz Rh (+) kan hücrelerini yabancı bir düşman olarak görerek ona karşı antikor denilen koruyucu hücreler üretecektir.Bu antikorlar ortak kan dolaşımınız sayesinde tekrar bebeğinize ulaştığında bebeğinizin Rh (+) kan hücrelerini yok edeceklerdir.Bu nedenle eğer siz Rh (-),bebeğiniz de Rh (+) kan grubuna sahipseniz,bebeğinize karşı ne kadar antikor ürettiğinizi anlamak için,doktorunuz,gebeliğiniz boyunca belirli aralıklarla bunu kontrol edecektir.Rh uyumsuzluğu ilk gebelikte çoğunlukla tehlike arzetmez,çünkü genellikle Rh (+) bir bebeğe ilk kez gebe kalan bir anne adayı,yeteri kadar antikor üretene kadar doğum gerçekleşmiş ve dolayısıyla da ilk bebek bu durumdan etkilenmemiş olur.Ancak aynı anne sonraki hamileliklerinden birinde tekrar bir Rh (+) bebeğe gebe kalacak olursa bu bebek için gerçek ve önemli bir tehlike söz konusudur,çünkü;bu sefer annenin koruyucu antikorları yeterli sayıda ve saldırıya hazırdırlar.Rh uyumsuzluğu olan tüm gebeliklerde,gebeliğin 28.haftasında ve doğumdan sonraki ilk 72 saat içinde,Rh immunglobini denen iğnenin anneye yapılmasıyla, oluşabilecek komplikasyonlardan korunulmuş olunur.Bu enjeksiyon antikor oluşma riskini büyük oranda azaltacaktır.Böylece sonraki gebeliklerinizde Rh uyumsuzluğuna bağlı bir problem yaşamanız engellenmiş olacaktır. Rh (-) kan grubundan olan bir kadın dış gebeliğe maruz kalmış veya düşük yapmış olsa bile,ya da gebeliği devam ederken koryonik villus örneklemesi,perkütan umblikal kord örneklemesi veya amniyosentez gibi bir takım ileri tetkiklerin uygulaması altına giriyorsa mutlaka Rhogam ( Rh immunglobini ) alması gerekir.Eğer bu konuda aklınıza takılan herhengi bir şey varsa mutlaka doktorunuzla paylaşmalısınız.



Hemoglobin kontrolü ...



Gebelikte çok yaygın olarak görülebilen anemi ( kansızlık ) ya da kırmızı kan hücrelerinde azalma gibi durumları anlamak için hemoglobin seviyeniz kontrol edilmiş olması gerekir.Gerçi bu kontrolde herhengi bir eksiklik tesbit edilmese de,gebelikte demir ihtiyacı artacağı için,doktorunuz mutlaka size bir demir ilacı ya da demir de içeren bir vitamin verecektir.Bu demir ilaçları dışkınızı koyu renge ( siyaha yakın ) boyayacaktır.Ayrıca verilen bu prenatal vitamin ilaçları kabızlığa da neden olabilir.Kabızlıktan , sıvı gıdalara ağırlık vererek,kepek,meyve ve sebze gibi lifli besinlerle beslenerek ve egzersiz yaparak korunabilirsiniz.Eğer kabızlığınız bunlara rağmen devam ederse ek tedavi yöntemleri için doktorunuzla görüşünüz.



Gonore ve Klamidya testleri ...



Seks yoluyla geçen bu hastalıklar kısırlığa,körlüğe,eklem iltihabına ve çeşitli üriner ( idrar yolları ) hastalıklara neden olabilirler.Aynı zamanda doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilecek olan gonore enfeksiyonu gonokokkal konjunktivit denilen ve tadavi edilmediğinde bebekte körlükle sonuçlanacak bir hastalığa da neden olabilir.Gonore ya da klamidya enfeksiyonu bulunan bir kadın antibiyotikler kullanılarak daima güvenli bir şekilde tedavi edilebilir.Yeni doğan bebeklerin gözleri de doğumdan hemen sonra rutin olarak gözlerine gerekli antibiyotikler damlatılmak suretiyle bu tip komplikasyonlardan korunmuş olur.



Sfiliz testi ...



Bu da her gebe kadının yaptırması gereken testlerden biridir.Sfiliz; cinsel yolla bulaşan ve tüm vücuda yayılarak,kalp hastalıklarına,nörolojik arazlara ve hatta ölüme neden olabilecek bir hastalıktır.Gebelik sırasında düşüklere ya da erken doğuma neden olabildiği gibi doğan bebeklerde de anemi,sinir sistemi arazları,kemik ve diş yapısında bozukluklar ve karaciğer hastalıklarına neden olabilir.Eğer hastalık gebeliğin erken dönemlerinde teşhis edilir ve tedavi yoluna gidilirse sifilizin bu tip komplikasyonlarından da korunulmuş olur.



Klamidya testi ...



Amerika’da seks yoluyla en sık geçen hastalıktır.Tedavi edilmediği taktirde,serviksten uterus yoluyla tüplere ve overlere yayılarak kısırlıkla sonuçlanabilecek olan PID’e ( pelvic infammatory disease : pelvik inlamatuar hastalık ) neden olabilir.Gebelik sırasında ise erken doğumlara,düşük ve ölü doğumlara neden olabilir.Enfekte olan anneden doğan bebeklerde ise,pnömoni ( zatürre ),kulak enfeksiyonları ve körlüğe kadar gidebilen göz enfeksiyonlarına neden olabilirler.Klamidya servikal muayene ve serviksten alınan hücre örneklerinin incelenmesi ile teşhis edilebilir ve daima antibiyotiklerle kolayca tedavi edilebilir.



Rubella testi ...



Rubella (kızamıkçık) testi ,kızamık virüsüne karşı bağışık olup olmadığınızı gösterir.Çocukluğunda hemen her kadın aşılandığı için genellikle herkes bağışıktır.Eğer bağışık değilseniz doktorunuz size,gebeliğiniz boyunca kızamıklı kişilerden uzak kalmanızı önerecektir.Bu çok zor olmaz,çünkü rutin kızamık aşılamasından dolayı kızamık enfeksiyonlu kişiye rastlamak oldukça zordur.Yine de enfekte bir kişiyle karşılaşmak her zaman enfeksiyonu kapmak demek değildir,fakat,eğer gebeliğinizin ilk 3 ayı içinde enfekte olmuşsanız bebeğinizde doğumsal bir anomali gelişme ihtimali vardır.Eğer kızamığa karşı korunmanız yoksa doktorunuz muhtemelen size gebeliğinizden hemen sonra,gelece gebeliklerinizde problem olmaması için aşılama önerecektir.Bu aşılama sizi kızamıktan koruyacaktır.Aşılamadan en az 3-4 hafta sonrasına kadar yeni bir gebelikten korunmanız gerekmekle birlikte,geb iken aşılanmanın zararlı olduğuna dair bir kanıt da yoktur.



HIV ( AIDS ) testi ...



HIV ( Human Immundefency Virus = İnsan bağışıklık yetmezlik virüsü ) , AIDS e ( Acquired Immun Defency Syndrom = Kazanılmış bağışıklık yetmezliği sendromu ) neden olan virüstür.AIDS,vücudun enfeksiyon hastalıklarına karşı savaşma kabiliyetini yok eder.HIV ya da AIDS için kesin tedavi olamamakla birlikte,uygulanacak tedaviler yaşam uzatıcı ve koruyucu olacaktır.HIV,enfekte vücut sıvıları ( meni,kan ve vajinal salgı ) ile bulaşır.Doktorunuz siznle risk faktörleri konusunda konuşacak ve HIV kan testi yaptırıp yaptımadığınızı soracaktır.Aslında her gebe kadının,riskli olup olmadığında ya da daha önce HIV testi yapılıp yapılmadığına bakmaksızın bu testi yaptırması gereklidir.HIV virüsü taşıyan bir anne adayı virusu mutlaka bebeğine de geçireceği için bu testi yaptırmış olması çok önemlidir.Eğer test pozitif çıkarsa,doktorunuz,bunun bebeğe geçişini engellemeye çalışacak veya enfekte olan bebekte virusun etkilerini yavaşlatacak bir takım ilaçlar verebilir.Bu ilaçlar virüsün bebeğinize bulaşma riskini oldukça azaltabilecektir.



Hepatit B virus taraması ...



Hepatit B virüsü karaciğeri tutar ve hasarlanmasına yol açar.Enfekte kan,meni,vajinal salgı ve tükrük gibi vücut sıvıları ile bulaşır.Hepatit B virüsü açısından risk alyındaki kişiler;sağlık çalışanları,birden fazla seks partneri olanlar,daha önce seks yoluyla bualaşan bir hastalık geçirmiş olanlar,damardan uyuşturucu kullananlar,kan nakli yaptıranlar veya diyaliz tedavisi görenlerdir.Gebe kadınlar basit bir kan testiyle hastalıklı olup olmadıklarını anlayabilirler.Eğer daha önce hepatit geçirmediyseniz,fakat virüsle karşılaşma riskinizin yüksek olduğunu düşünüyorsanız,gebelik sırasında bile buna karşı güvenli bir şekilde aşılanabilirsiniz.Eğer testiniz pozitif ise,bebeğinizi enfeksiyondan korumak için,doğumdan hemen sonra HBV immunglobini ve aşısı yapılmalıdır.



Glukoz ( şeker ) tolerans testi ...



Glukoz tolerans testi ( GGT ),gebeliğinin 24 – 28 haftalarında her gebe kadına uygulanmalıdır.Bu test,aslında diabet ( şeker ) hastalığı gibi olamamakla birlikte, gestasyonel diabet denilen ve gebelikte hormonların etkisiyle ortaya çıkan klinik durumun tesbit edilmesinden ibarettir.Gebelikleri sırasında yapılan bu testte kan şekeri yüksek çıkan gebelerin bebekleri çoğunlukla normalden daha iri olurlar ve doğduktan sonra,hayatları boyunca da diabet hastalığı açısından yüksek risk taşırlar.Bu test için size,önce şekrli,standart bir içecek verilir.Sonra,kısa bir zaman sonra kan şekerinin seviyesi tesbit edilir.Kan şekerinizin yüksek çıkması her zaman gestasyonel diabet demek değildir ve sadece daha ileri tetkiklerin yapılmasına neden olur.



Toksoplazmozis testi ...



Toksoplazmozis enfeksiyonu , çiğ et yemekle ve özellikle kedi gibi çiğ et yiyen hayvanların dışkılarına temasla bulaşır.Gebelikte bu enfeksiyona maruz kalmak,bebekte bir takım doğumsal arazlara neden olabilir.Herkes bu teste maruz kalmak zorunda değildir,faka ,özellikle kontrol altında olmayan kedilerle teması olanlar yaptırmalıdırlar.Gebe kadınların tümü kedilere dokunmaktan kaçınmalı ve çiğ et içeren besinlerden uzak kalmalıdırlar.



Ultrason ...



Ultrason ya da sonografi (usg ) ,ses dalgalarını kullanarak fetüsün temsili bir resmini elde etmeye yarayan bir görüntüleme metodudur.Gebeliğin erken dönemlerinde yapılan usg,gebeliği teyid etmek,gebeliğin gerçek yaşını ve uterus içindeki lokalizasyonunu tesbit etmek ve fetus sayısını belirlemek için uygulanır.Daha sonraki usg kontrolleri ise,bebeğin zamanla uyumlu olarak gelişip gelişmediğini ve bebeğin merkezi sinir sistemi ile diğer organlarını takip etmek için uygulanır.Bir kısım doğumsal defektleri tesbit edebilmekle birlikte bütün doğumsal defektleri tesbit etmek mümkün değildir.Rutin ultrason takibinin yararları tartışmalı olsa da çoğu gebe bir güvence olarak bunu yaptırmak istemektedir.



Non-stes testi ...



Non-stres testi ( NST ) , fetal kalp atımlarını takip etmeye yarayan elektronik bir monitörizasyon sistemidir. Sonuçları,fetüsün sağlığı konusunda sizi ve doktrounuzu yeterince rahatlatacak güvenliktedir.Genellikle diabetli ya da yüksek tansiyonlu gebelerde, çoğul gebeliklerde veya diğer gebelik komplikasyonlarında gerek duyulur.Ayrıca beklenen doğum tarihiniz geçmesine rağmen doğum başlamamış ise de uygulanır.



Biyofizik profil ...



Biofizik profil ( BFP ) ,ultrason kullanılarak,bazen NST nin de eklenmesiyle birlikte fetusun gelişim parametrelerini değerlendirmek için uygulanan bir testtir.Bu test ile fetal solunum,vücut hareketleri,kas yonusu ve amniyotik sıvı miktarı değerlendirilir.Biyofizik profil de NST ile aynı gereklilik hallerinde kullanılır.Doktorunuz, gerekli olduğu durumlarda hangi testi ve niçin tercih ettiğini size açıklayacaktır.
Alperim oğlum benim,Zeynebim kızım benim sizi çok seviyorum
siz benim yaşama gücüm,sevincim,herşeyimsiniz..
Basa don
gülbin Drop Down Menu
Moderatör
Moderatör
Avatar

Kayit tarihi: 27-Mart-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 22062
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti gülbin Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Agustos-2009 Saat 02:50
   
Doğum sonrası beslenmenin 11 püf noktası

Hamilelik & Doğum - Doğum ve Sonrası

Doğum sonrasında annelerin aklına gelen soruların ilki, fazla kilolardan nasıl kurtulacaklarıdır. Ama lohusalık döneminde kilolarınızı dert edinmeyin. Emziren annelerin hem kendilerini hem de bebeklerinin sağlıklarını ön planda tutması gerektiğini söyleyen Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Ayşe Korkmaz kadınlara doğum sonrası beslenme ile ilgili ipuçları veriyor.

Aslında hamilelik döneminde uyguladığınız beslenme programıyla doğum sonrası beslenme planınız arasında pek fark yok. Süt kalitesinin iyi olması emzirme dönemindeki yeterli ve dengeli beslenme ile bağlantılıdır. Bu dönemde dikkat etmeniz gereken bazı hususlar var:

• Öncelikle emzirmenin yoğun olduğu ilk 6 ayda kilo vermek için hiçbir zayıflama diyeti uygulamayın.
• Özellikle yağlı yemekler yapmaktan kaçının. Daha çok ızgara veya buharda pişirme yöntemlerini kullanın.
• Emzirme döneminde zayıflama diyeti uygulamayınız. Ancak aşırı yağlı, unlu ve şekerli gıdaları çok fazla tüketmemeye çalışınız.
• “Sütüm olacak” diye kilolarca tatlı yemenize gerek yok. Çünkü şeker ve şekerli besinler sütünüzü artırmaz.
• Aspirin bile olsa, doktorunuza başvurmadan ilaç almamalısınız. Bunlar sütünüze geçebilir veya sütünüzün azalmasına neden olabilir.
• Doğumdan sonra emzirme döneminiz içerisinde günlük 2,5-3 litre sıvı almaya özen gösteriniz. Hazır meyve suları ve asitli içecekler yerine, az şekerli komposto suyu ve taze sıkılmış meye sularını tercih ediniz.
• Hamilelikle birlikte aldığınız fazla kilolardan kurtulmak için ayda 1-2 kilodan fazla vermemelisiniz.
• Canınız tatlı yemek istediği zaman sütlü tatlıları tercih ediniz. Böylece hem kilo kontrolü açısından hem de kalsiyum alımı açısından iyi bir tercih yapmış olursunuz.
• Şekerli gıdalarda şeker yerine pekmezi tercih ederek kansızlığa karşı önlem almış olacaksınız.
• Bazı besinlerdeki gaz yapıcı öğeler sütünüze geçebilir bu da bebeğinizin rahatsız olmasına neden olabilir. Bu besinleri tüketirken dikkati olunuz. Bu besinler arasında; süt, yoğurt, karnıbahar, brokoli, lahana yer almaktadır. Yalnız unutulmamalıdır ki gaz yapacak besinler kişiden kişiye değişklik gösterebilmektedir.
• Kansızlığa neden olabileceği için yemekler ile birlikte çay tüketmemeye dikkat ediniz. Yemek yedikten 1-2 saat sonra açık ve limonlu olarak tüketebilirisiniz.
• Kaynaklarda tatlandırıcı kullanmanın bir sakıncası olmadığı söylense bile anne sütü verdiğiniz süre içerisinde tatlandırıcı ve tatlandırıcı ile yapılmış ürünlerden uzak durmaya özen gösteriniz.
• Anne sütüne geçtiği için bebeği etkileyeceğinden emzirme döneminde alkol kullanımı sakıncalıdır.

Hamileliğiniz sırasında “biz artık iki kişiyiz” mantığıyla aldığınız kilolar doğum sonrasında sizi iyice rahatsız etmeye başlar. Çünkü amacınıza ulaşmış; bebeğinizi dünyaya getirmişsinizdir. Geriye kalan fazla kilolarınızdan nasıl kurtulacağınızdır. Ancak doğum sonrasında (eğer emzirmenize bir mani yoksa) en az altı ay bebeğinizi emzireceğinizden beslenmenizdeki ayarlamaları bu koşula göre yapmalısınız. Ayrıca şunu da ilk madde olarak belirtmekte fayda var ki bebeğinizi emzirmek kilo vermenizi kolaylaştıran en etkili yöntemdir.

Çünkü emzirme sırasında bazal metabolizma hızı denilen vücudun harcadığı enerji, normal dönemden daha fazladır. Bu nedenle, bu dönemde uygulanan sağlıklı bir beslenme programı ile hem kilo vermek kolaylaşıyor hem de bebeğinizi daha kaliteli sütle beslemiş oluyorsunuz. İlk maddesi emzirmek olan bu 11 maddelik listemiz ise beslenmenizdeki yeni düzenlemeler için size yol gösterici olabilir:

1-Kalorilere dikkat!
Şu anda her lokmanız bir zamanlar içinizde gelişmekte olan bebeğinizle paylaştığınız kadar önemli olmasa da, besin seçiminiz süt kaliteniz açısından önem taşımaktadır. Özellikle yeni bir anne olarak çok daha fazla enerjiye ihtiyacınız olacak. Bu nedenle eğer emziriyorsanız hamilelik öncesi ağırlığınızı korumak için almanız gereken kalori miktarına günde 400 ile 500 ekstra kalori eklemeniz gerekiyor.

2-Proteinler; beslenmenin yapı taşları
Hamileliğiniz boyunca aldığınız proteinler, yavrunuz henüz bir embriyo iken onu sağlıklı bir bebeğe dönüştürmek için gerekli olan hücrelerin meydana gelmesini sağlayacak oluşumda en büyük görevi üstlendi. Şimdi ise, yeterli ve dengeli bir beslenme uygulamak için proteinlere ihtiyacınız bulunmaktadır. Enerjinin %15’i proteinlerden gelmelidir. Et, tavuk, balık, yumurta ve kurubaklagiller proteinler zengin olan besinlerdir. Ayrıca bu besinler B grubu vitaminleri, demir ve çinko açısından da zengindir.

3-Kalsiyum; gelecek için önemli
Bu dönemde kalsiyum ihtiyacınızı tam anlamıyla karşılamak en çok dikkat etmeniz gereken konulardan biridir. Günlük beslenme içerisinde 3 porsiyon süt ve süt ürünleri tüketmek yeterli olacaktır. Kilo kontrolü açısından az yağlı olanları tercih edebilirsiniz.

4-Doğal vitamin kaynakları sebze ve meyveler

Meyve ve sebzelerde hayati önem taşıyan vitaminler ve mineraller bulunur. Her öğünde mutlaka sebzeve meyve tüketmeye çalışınız. Pişirme şekli vitamin ve mineral içerikleri üzerinde etkilidir. Bu nedenle sebzeler önce yıkanıp sonra mümkün olduğu kadar büyük parçalar şeklinde çiğden olacak şekilde pişirilmelidir.

5-Demir açığınızı mutlaka telafi edin

Vücuttaki demir eksikliği hamilelik döneminde birçok kadının karşısına çözülmesi gereken bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Bunun için hamilelikte demir ihtiyacına yönelik beslenmenin yanı sıra doktorun önerdiği şekilde dışarıdan demir takviyesi yapılıyor.

Çünkü hamileliğin ikinci yarısında bebeğiniz, demir depolarını oluştururken sizin demir depolarınızdan yararlanır. Bu nedenle, doğum sonrasında da devam eden demir eksikliğinizi gidermek için öğünlerinizi demir yönünden zenginleştirmek için kırmızı et, pekmez, yumurta sarısı günlük beslenmeye eklenmelidir.Yiyeceklerle beraber alınan demirin vücutta kullanılmasını önemli ölçüde engelleyen çay tüketimini ise mümkün olduğunca azaltmalısınız. Ayrıca demir emilimini arttırmak için C vitamini içeren besinler ile tüketilmesi daha iyi olacaktır. Salata, taze sıkılmış meyve suları gibi.

6-Folik asiti ihmal etmeyin
Emzirme döneminde de tıpkı hamileliğinizde olduğu gibi folik asit yönünden zengin besinler tüketmelisiniz. Folik asit en fazla yapraklı yeşil sebzeler, karaciğer, böbrek, yumurta, kabuklu tahıllar, ceviz, badem, fındık, fıstık, mercimek, baklagiller ve taze sıkılmış portakal suyunda bulunuyor. Hamilelikte ve emzirme süresinde 400-800 mikrogram alınması gerekiyor. Bu miktarı besinlerle karşılamak zor olduğu için vitamin haplarıyla açığı kapatabilirsiniz. Ayrıca folik asit vücutta depolanamadığı için her gün almak gerekiyor.

7-Yağlarlardan uzak durun
Enerjinin %30’u bu gruptan sağlanmalıdır. Özellikle n-3, n-6 ve n-9 yağ asitleri örüntülerine dikkat edilmelidir. n-3 yağ asitleri deniz ürünleri özellikle yağlı balıklarda (somon, uskumru), soyayağı, kanola yağı, yumurta sarısı ve anne sütünde bulunmaktadır. n-6 yağ asiti; soyayağı, ayçiçek ve mısırözü yağında bulunmakta, n-9 yağ asiti ise fındık ve zeytinyağında bulunmaktadır.

8-İyotlu tuz dostunuz
Hamilelik dönemi vücudun iyot gereksiniminin arttığı bir dönem. Çünkü hamilelikte görülen iyot eksikliği düşük, ölü doğum ve bebek ölümlerinde artmaya neden olurken, bebeklerde zeka geriliğine, sağırlık ve cüceliğe neden oluyor. Emzirme döneminde iyotlu tuz kullanmak iyot ihtiyacını karşılamak için yeterli olacaktır. Tuzu kapalı ve ışık almayan yer saklayınız.

9-Bol bol sıvı tüketin
Doğumdan sonra emzirme döneminiz içerisinde günlük 2,5-3 litre sıvı almaya özen gösteriniz.Bu miktar sıvının tamamını su ile tamamlayabilirsiniz veya hazır meyve suları ve asitli içecekler yerine, az şekerli komposto suyu ve taze sıkılmış meyve sularını tercih ediniz.

10-Vitamin takviyesi gerekebilir
Emzirme dönemi içerisinde doktor tavsiyesi ile ek vitamin takviyesi alınabilir. Bu noktada sebze-meyvede bulunan doğal vitaminlerden daha fazla yararlanabilmek için ;meyve suları sıkıldıktan sonra yarım saat içinde tüketlimeli, salata yaparken mümkün olduğu kadar az bıçak ile işlem uygulanmasına dikkat edilebilir. Ayrıca salatanın limonu yemeden hemen önce sıkılmasına dikkat edilmelidir.

11- Enerji için karbonhidrat tüketiniz
Emzirme döneminde hamilelikte olduğu gibi günlük enerjinin %55-60’ını karbonhidratlardan sağlamanız gerekmektedir Burada dikkat edilecek nokta şeker gibi basit karbonhidrat yerine pilav, makarna, patates, ekmek gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Kilo kontrolü sağlamak açısından iyi olacaktır.


Amerikan Hastanesi
Beslenme ve Diyet Bölümü
Dyt. Ayşe Korkmaz
alıntıdır
 



Duzenleyen mystical - 06-Agustos-2009 Saat 12:16
aşkım + oğlum = ben

22 hazıran 2007 15:15
Basa don
esmersileli Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 04-Haziran-2009
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 2554
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti esmersileli Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 20-Temmuz-2009 Saat 04:12

>>Kabızlık

Neden? Gebelikte kabızlık sık rastlanan bir belirtidir. Gebelik hormonları tüm düz kaslarda olduğu gibi sindirim sisteminin düz kaslarında da gevşemeye neden olurlar. Bu gevşeme barsak hareketlerinin yavaşlamasıyla sonuçlanır. Ayrıca gebeliğin son dönemlerine doğru iyice büyümüş olan uterusun rektuma (kalın barsağın son kısmı) baskı yapması da kabızlık gelişmesini kolaylaştırıcı bir etkendir.

Öneri: Kabızlıktan yakınıyorsanız hemen ilaç tedavisine başlamadan önce yapabileceğiniz bazı şeyler vardır: günde iki litre sıvı almanız, sebze ve meyve, yulaf ezmesi gibi lifli besinleri daha fazla ve hergün tüketmeniz ve doktorunuzun önerdiği ölçüde düzenli egzersiz yapmanız mutlaka faydalı olacaktır. Tuvalete çıkma ihtiyacı ortaya çıktığında bunu ertelememelisiniz. Bazı anne adayları sabah kahvaltısından önce içilen bir bardak ılık suyun da kendilerine yardımcı olduğunu belirtmektedir.

>>Hemoroid (Basur)

Neden? Gebelikte büyüyen uterusun toplardamarlara yaptığı bası rektum (kalınbarsağın son kısmı) toplardamarlarının daha belirgin hale gelmesine ve daha ileri aşamalarda anüs (makat) bölgesinde hemoroid adı verilen şişliklerin oluşmasına neden olabilir. Daha önceden hiçbir şekilde hemoroidi olmayan bir anne adayında gebeliğin ilerleyen dönemlerinde bu durum ortaya çıkabilir. Önceden hemoroidi olan anne adaylarında durum gebelikte ilerleyebilir. Özellikle kronik kabızlık ve zorlu dışkılama hemoroidlerde ağrı ya da kanamaya yolaçabilir.

Öneri: Kabızlığı önlemek için alacağınız önlemler hemoroidlere bağlı şikayetlerinizin azalmasını sağlayacaktır. Hemoroidler şiddetli ağrı ve/veya kanama yaptıklarında mutlaka doktor değerlendirmesi gerekir.

>>Pika (Aşerme)

Neden? "Aşerme" erken gebeliğin normal bir belirtisi olarak kabul edilir. Ancak ileri durumlarda normal gıda maddeleri dışındaki maddelerin de aşerilmesi sözkonusu olabilir. Bu maddeler kiremit tozu, kil, toprak gibi maddeler olabilir. Bazı durumlarda ise aşırı miktarlarda tuz, limontuzu, buz parçaları, un, nişasta, kabartma tozu gibi gıda maddeleri de aşerilen maddeler olabilir. Bir gıdayı aşırı miktarlarda yeme ihtiyacı hissediyorsanız ya da gıda maddesi olmayan bir şeyi yemek isteği duyuyorsanız durumu doktorunuza bildiriniz.

Aşerme bazı durumlarda kansızlık ya da beslenme bozukluğu habercisi olabilir (toprak yeme durumunda olduğu gibi).

>>Aşırı tükrük salgısı

Neden? Bazı anne adaylarında hormonların etkisine bağlı olarak rahatsız edici boyutlarda tükrük salgısı oluşabilir. Bu normaldışı bir duruma işaret etmez.

Öneri: Bu aşırı tükrük salgısı aldığınız nişastalı gıdaların tükrük bezlerini uyarıcı etkisinden de kaynaklanıyor olabilir. Bu gıdaların alımını kesmeniz şikayetlerin geçmesine faydalı olur. İleri durumlarda tükrük salgısını azaltmak amacıyla doktor önerisiyle çeşitli ilaçların kullanılması mümkündür.

>>Bulantı

Neden? Gebeliğin erken dönemlerinde gebelik hormonlarının etkisiyle özellikle sabahları bulantı şikayetleri sıklıkla meydana gelir.

Öneri: Yine bu konuda da ilaç tedavisine geçmeden önce yapabileceğiniz bazı şeyler var: Yataktan kalkmadan önce birkaç tuzlu kraker yemek, yataktan çok yavaş kalkmak, günlük yediğiniz miktarı sabit tutarak öğün sayınızı üçten beş veya daha fazlasına çıkarmak (midenizin aşırı dolmasını engellemek için), tiksindiğiniz kokulardan uzak durmak ve yine midenizin gereksiz yere dolmasını engellemek için sıvıları yemekler arasında almak gibi önlemler mutlaka faydalı olacaktır.

>>Akıntı

Neden? Gebelikte östrojen salgısı önemli ölçüde artar. Bu nedenle daha önceden hiç akıntı şikayetiniz olmasa bile gebelikte günlük ped kullanacak şiddette koyu kıvamlı ve açık renkli vajinal akıntı ortaya çıkabilir. Akıntınız beyaz renkli ya da renksiz ise, kötü koku içermiyorsa, beraberinde kaşıntı, idrar yaparken yanma ve ağrı gibi belirtiler yoksa bu büyük olasılıkla fizyolojik bir akıntıdır. Fizyolojik olmayan akıntıların nedeni vajinit ya da diğer genital sistem enfeksiyonları olabileceği gibi, özellikle ileri gebelik haftalarında sizin akıntı sandığınız sıvı erken membran rupturu (suların erken gelmesi) neticesinde boşalmaya devam eden amnios sıvısı da olabilir!

Öneri: Kötü kokulu, sarı-kahverengi-kanlı-kırmızı-yeşil gibi rengi olan bir akıntınız varsa, akıntınız "su gibiyse (bacaklara kadar giden bir akıntının basit bir nedene bağlı olma olasılığı çok düşüktür)", ek şikayetleriniz varsa mutlaka doktorunuza başvurmalısınız.

>>Mide yanması

Neden? Mide asidinin mideden yemek borusuna geçmesi ve burayı tahriş etmesiyle meydana gelir. Gebeliğe bağlı genel düz kas gevşemesinin mide-yemek borusu arasındaki sfinkteri (kapağı) zayıflatması temel nedendir. Özellikle gebeliğin son dönemlerinde büyüyen uterusun mideye baskı yapması da yakınmaları artırır. Yatar durumda şikayetler daha belirgin hale gelir.

Öneri: İlaç tedavisine geçmeden önce sizin yapabilecekleriniz, midenizi fazla doldurmamaya özen göstermek, baharatlı ve yağlı yiyeceklerden uzak durmak, yemekten sonra en az bir saat uzanmamak ve yatar konumdayken başınızı ve göğüs kafesinizi mide seviyesinden yukarıda tutmak için ek yastık kullanmaktır.

>>Yorgunluk ve aşırı uyku hali

Neden? Özellikle gebeliğin ilk dört aylık döneminde anne adayları kendilerini aşırı yorgun ve uykusuz hissedebilirler. Bu konuda yapılabilecek ve yapılması gereken birşey yoktur.

Öneri: Vücudunuzun ihtiyaçlarına kulak verin ve bol bol dinlenin. Düzenli uyku, düzenli beslenme ve ne kadar yoğun çalışırsanız çalışın, her fırsatta istirahat etmeniz kaliteli bir gebelik dönemi geçirmek için çok önemlidir.

>>Başağrıları

Neden? Gebeliğin erken dönemlerinde başağrılarına sık rastlanır. Bazı durumlarda bu başağrısı tedavi edilmemiş sinüzit ya da görme bozukluğuna bağlı olabilir, ancak çoğu durumda nedeni bulunamamaktadır. Şiddetli başağrılarının diğer belirtilerle birlikte ya da tek başına preeklampsi habercisi olabileceğini unutmayın.

Öneri: İstirahat etmek ve açık havada yürüyüş yapmak yardımcı olabilir. Bu başağrıları genellikle gebeliğin ortalarına doğru kendiliğinden kaybolurlar.

>>(Müphem) karın ağrıları

Neden? Gebelikte uterus (rahim) hızla büyürken, uterusu yerinde tutan bağlar bu hıza hemen ayak uyduramazlar. Böylece bu bağlar uterus büyüyerek yukarı çıkarken gerilirler. İşte bu gerilme karında yerini tam olarak tarif edemediğiniz, bazen "bıçak saplanması" hissini veren ağrılara neden olabilir. Gebeliğin ileri dönemlerinde çatınızı oluşturan kemiklerin eklemlerinde doğuma hazırlığın bir parçası olarak ortaya çıkan gevşeme de belli belirsiz ağrı hissi uyandırabilir. Kabızlık da diğer bir "ağrı" nedenidir.

Öneri: Yatarken sol yanınıza yatmanız, ağrı duyduğunuzda pozisyon değiştirmeniz faydalı olabilir. İleri durumlarda doktor önerisine göre ağrı kesici ilaçlar kullanılabilir. Karın ağrısının bir tehlike belirtisi olduğunu unutmamalı ve bu ağrıları kendinizce bir nedene bağlamadan önce doktorunuza danışmalısınız.

>>Sık idrara çıkma hissi

Neden? Büyümekte olan uterus yakın komşuluğunda bulunan mesaneye bası yaparak bu organın dolma kapasitesini azaltır. Böylece mesanede az miktarda idrar biriktiğinde bile idrar yapma ihtiyacı uyanır. Özellikle ilk trimesterde ve son trimesterde sık idrara çıkma ihtiyacı hissedebilirsiniz.

Öneri: İdrar yapma ihtiyacınızı hiçbir zaman ertelemeyin. Beraberinde idrar yaparken yanma, ağrı gibi şikayetlerinizi varsa bu durumun idrar yolu enfeksiyonu habercisi olabileceğini unutmayın ve konuyu doktorunuza iletin.

>>Kramplar

Neden? Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde bacaklarda ortaya çıkan krampların temelinde büyüyen uterusun toplardamar sisteminde yarattığı bası ve buna bağlı gelişen dolaşım problemleri yatar. Kalsiyum ya da magnezyum nisbi (gebelikte kanın "sulanmasına bağlı) eksikliğinin kramp oluşumunda etken olduğu düşünülmektedir. Kramplar sıklıkla yatakta ortaya çıkarlar.

Öneri: Çeşitli egzersizlerle, masaj, bölgesel sıcak uygulama gibi önlemlerle, dinlenmeyle, kalsiyumdan zengin dengeli beslenmeyle bu krampların hafiflemesi mümkündür.

Krampları çözmek için iki egzersiz önerisi:

  • Ellerinizi sağlam bir yere yaslayın. Kramplı olan bacağınızı dizden bükmeden, yerde kaydırabildiğiniz kadar geriye doğru kaydırın. Bu esnada diğer bacağınızı dizden bükebilirsiniz. Son aşamaya geldiğinizde (yani zorlandığınızda) bacağınızı bu pozisyonda tutabildiğiniz kadar tutun. Bu esnada gerili olan bacağınızı "yaylandırarak" hareket ettirin.

  • Yere uzanın. Eşinize bir elini kramplı olan bacağınızın dizine bastırmasını, diğer elini de ayak tabanınızı size doğru germesini söyleyin. Bu egzersizde ayağınız bacağınızla 90 derecelik bir açı oluşturur. Bu esnada baldırlarınızda hafif bir ağrı duymanız normaldir. Eşiniz ayağınızı yumuşak hamlelerle ileri geri hareket ettirdiğinde kramplarınızın hafifleme olasılığı yüksektir.

Şikayetlerinizin geçmemesi durumunda doktorunuzun önerisiyle kullanacağınız kalsiyum veya magnezyum içeren ilaçlar yardımcı olabilir.

>>Gebelik maskesi (Kloazma)

Neden? Gebelikte salgılanan hormonlar ciltte değişikliklere neden olabilirler. Yüzde, gözlerin etrafında daha belirgin olarak ortaya çıkan renk değişikliklerine kloazma adı verilir. Kloazma gebelikten sonra genellikle kaybolur.

Öneri: Direkt güneşışığına maruz kalmaktan kaçınarak bu renk değişikliklerinin şiddetini azaltmanız mümkündür.

>>Karında ve göğüslerde çatlaklar

Neden? Büyüyen uterus ve hacmi artan göğüsleriniz bu bölgelerde cildinizin gerilmesine ve çatlamasına neden olabilir.

Öneri: Bu çatlaklar kalıcı olmakla birlikte, bunların şiddetini ve kaşıntı şikayetlerini gidermek için kullanabileceğiniz krem şeklinde ilaçlar mevcuttur.

>>Varisler

Neden? Büyüyen uterusun ana toplardamarlara bası yapması sonucu basının altında kalan toplardamarların içindeki basınç artar ve bu damarlar daha belirgin hale gelirler. Özellikle ayakta uzun süre durmak zorunda olanlarda varolan varisler belirginleşebilir ya da bu varisler ilk kez gebelik döneminde ortaya çıkabilir.

Öneri: Ayakta uzun süre durmaktan kaçınmak, mümkün olan her durumda istirahat etmek, doktorunuzun önerdiği egzersizleri uygulamak, otururken ya da yatarken ayaklarınızı vücudunuzdan daha yüksekte tutmak gibi önlemlerle varis gelişimini önleyebilir ya da en azından hafifletebilirsiniz. Bacaklarınızın dolaşımını daha da bozacak olan bel kısmı dar kıyafetler giymekten kaçının. Varis çoraplarını doktorunuzun önerilerine göre kullanmalısınız.

>>Nefes almada zorluk

Neden? Özellikle gebeliğin son dönemlerinde uterus ve bebek karın içinde daha fazla yer kaplamaya başladığında nefes almada zorluklar yaşayabilirsiniz. Bunun nedeni, uterusun diyafragma kasına (bu kas karın boşluğunu ve göğüs kafesini birbirinden ayıran yapıdır) baskı yapması ve akciğerlerin genişlemesini kısmen engellemesidir.

Öneri: Doktorunuzun size öğrettiği şekilde derin nefes egzersizlerini hergün düzenli aralıklarla uygulamalısınız. Kalabalık ve havasız, sigara içilen yerlerden kaçının. Kendinizi yoracak (yani oksijen ihtiyacınızı aşırı derecede artıracak) hareketlerden kaçınmalısınız.

>>Bel ağrıları

Neden? Gebelik ilerledikçe vücudunuzun ağırlık merkezi değişir. Buna uyum sağlamak için bel omurlarınızın içbükeyliği de ilerleyici bir şekilde artar ve omurlara binen yük sabit tutulmaya çalışılır. Beli zorlayıcı hareketler, ortopedik olmayan yatakta yatılması (yatağınızın döşemesi sert olmalıdır), ağır nesneler kaldırılması, aşırı bedensel yorgunluk gibi etkenler bölgedeki kaslarda spazm oluşmasına, bağların gerilmesine ve böylece bel ağrısı oluşmasına neden olabilir. Yüksek topuklu ayakkabılar da bel omurlarınızın değişen ağırlık merkezinize sağladığı uyumu bozarak bel ağrısı ortaya çıkmasına neden olabilir.

Öneri: Belinize "iyi" davranarak, doktorunuzun önerdiği gevşeme egzersizlerini uygulayarak, dinlenmenize gereken önemi vererek bel ağrılarınızın hafiflemesini veya ortadan kalkmasını sağlayabilirsiniz. Şiddetli belağrılarında mutlaka doktorunuza başvurun. Korse kullanımı konusunda mutlaka doktorunuza danışın.

>>Ayaklarda şişme

Neden? Gebelik ilerledikçe hücrelerarası sahada sıvı miktarı artar ve bu da dokuların daha "şiş" hale gelmesine neden olur. Özellikle ayak bilekleri gibi uterus basısı nedeniyle oluşan dolaşım yavaşlamasından çok etkilenen bölgelerde ödem adı verilen şişlikler ortaya çıkar. Ödemli bölgeye parmakla basıldığında bu bölgenin kolayca içe göçtüğü ve bir çukurluk oluştuğu, bu çukurluğun bir süre değişmeden kaldığı gözlenir. Ödemler çalışanlarda özellikle akşam saatlerinde daha belirgindir ve istirahatle hafifler.

Öneri: Ayaklardaki şişmeleri etkili bir şekilde önleyecek bir tedavi yöntemi yoktur. Eskiden uygulanan tuz kısıtlaması, idrar söktürücü ilaç kullanımı gibi öneriler artık çağdışı olarak kabul edilmektedir. Zira ayaklardaki ödem gebeliğin fizyolojik değişiklikleridirler. Ancak ellerde, yüzde ve diğer bölgelerde oluşan şişliklerin preeklampsi habercisi olabileceğini unutmayın.

>>Göğüslerden süt gelmesi

Neden? Özellikle gebeliğin ikinci yarısından sonra göğüslerinizden süte benzeyen bir sıvı gelebilir. Prolaktin hormonu salgısına bağlı olarak üretilen ve kolostrum adı verilen bu sıvı esas süt yapımına hazırlık aşamasında üretilen bir sıvıdır. Gebelikte göğüslerden süt gelmesi ileri inceleme ve tedavi gerektiren bir durum değildir.

Öneri: Göğüslerinizden gelen sıvının süte benzemediği hissini taşırsanız bu durumu doktora iletin. Memeuçlarınızı kontrol amacıyla asla sıkmayın.



Duzenleyen mystical - 20-Temmuz-2009 Saat 05:21
Basa don
ergenemtsk Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 10-Mayis-2009
Konum: Almanya
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 473
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ergenemtsk Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 15-Haziran-2009 Saat 09:41
Bugün kadınlar rahatsızlığı en aza indirip, doğum sürecini hızlandırmak için vücutlarını nasıl kullanacaklarını öğrenebiliyorlar. Çeşitli pozisyonları denemek doğum sancıları ve doğum sırasında sizin için en iyinin ne olduğunu bulmak için yardım edebilir. İşte çeşitli doğum sancısı ve doğum pozisyonları hakkında bilmeniz gerekenler.

Ayakta Durmak


Avantajları

Ceninin oksijeni mükemmel
Yerçekimini kullanır.
Kasılmalar daha etkili ve daha az acılıdır.
Doğumu hızlandırmaya yardım eder.
İtme gereksinimini yaratmaya yardım eder.

Dezavantajları

Doğum için zayıf kontrol
Doğum için görevli olanlar için zor bir görüntü

Yürüme


Avantajları

Yerçekimini kullanır.
Kasılmalar sıklıkla daha az acı verici olur.
Rahim kasılmalarını teşvik eder.
Bebek leğen kemiğinde iyi düzende durur.
Doğumu hızlandırabilir.
Sırt ağrısını azaltır.
İnişi teşvik eder.

Dezavantajları

Yüksek tansiyonu olan anneler çoğunlukla kullanamaz.
Cenin sürekli elektronik monitöre bağlı ise kullanılamaz.

Oturma

Avantajları


Dinlenmek için iyidir.
Yerçekimini kullanır.
Sürekli elektronik monitörle kullanılabilir.
İnişi teşvik etmek için doğum topuyla beraber kullanılabilir.

Dezavantajları


Eğer annenin yüksek tansiyonu varsa muhtemelen kullanılamaz.
Daha Fazla Doğum Pozisyonları

Tuvalette Oturmak

Avantajları


Perine apışarası için rahatlamaya yardım eder.
Anne bacak açma pozisyonuna ve bu çevredeki pelvik baskıya alıştırılır.
Yerçekimini kullanır.

Dezavantajları


Tuvalet oturma yerinin gelen baskı acı yaratabilir.

Yarı Oturma

Avantajları


Anne için rahattır.
Yerçekimini iyi kullanır.
İyi bir dinlenme pozisyonudur.
Hastane yatakları için kolay olur.
Doğum odasında anne, baba ve orada bulunan diğerleri için iyi bir görüntüdür.
FHT'ye Cenin Kalp Atışları iyi ulaşım sağlar.

Dezavantajları


Perineye ulaşım zayıf olabilir.
Kokiksin kuyruk kemiği hareketliliğini zayıflatır.
Perine üzerinde biraz baskı ama litotomiden taş çıkarma ameliyatı daha az baskı.

Litotomi sırt üstü, bacaklar havada#8212;bu pozisyondan kaçının!

Dezavantajları


Bütün büyük kapların baskısı.
Yırtılma ve çoğunlukla epiziotomiye gereksinim duyma.
Doğuma yardım etmek için yerçekimi kullanımı yoktur.

Avantajları


Cenin iyi oksijen alır.
Anne için iyi bir dinlenme pozisyonudur.
Eğer annenin yüksek tansiyonu varsa yardımcıdır.
Eğer anne epidural anestezi altındaysa yardımcıdır.
Sıklıkla kasılmaları daha etkili hale getirir.
Doğum sürecini ilerletebilir.
İkinci safhada kasılmalar arasında dinlenmesi için anne için daha kolaydır.
İkinci safhada arka sakral hareketine olanak tanır.
Dik inişi yavaşlatabilir.
Eşin bacakları desteklemesi gerekebilir.
Eş doğumda yardım edebilir.
Yırtılma ve epiziotomiye gereksinim duymayı aza indirir.
Perineye ulaşım mükemmeldir.

Dezavantajları


Eğer anne sürekli aynı pozisyonda yatarken bebeğin sırtı dönükse FHT'ye ulaşım zayıftır.
Yerçekiminin yardımı yoktur.
Eğer orada bacağını tutacak kimse yoksa annenin bacağı annenin dizi altına destek konulmalıdır.
Anne kendini çok pasif hissedebilir.

Diz Çökme, Destekle Eğilme

Avantajları


İnatçı arka gösterim için yardımcıdır.
Bebeğin rotasyonuna yardım eder.
Pelvik sallantı için iyidir.
Doğum balonuyla beraber iyi kullanılır.
Bilekler ve kollarda daha az gerginlik.
Dik inişe teşvik eder.
Yerçekimini kullanır.
Bebeğin rotasyonunu yükseltebilir.
Rahatlık için ağırlığı değiştirmeye özgürlük tanır.
Perineye mükemmel ulaşım.
Mükemmel cenin devinimi.
Pelvis çapını en çok iki cm artırır.
Daha az ıkınma çabası gerektirir.
İnişi teşvik etmek için gövdenin üst kısmı dibe baskı yapar.
Uyluklar bebeğin uygun düzende olduğu durumdadır.

Dezavantajlar


Çoğunlukla anne için yorucudur.
Bazen FTH'leri duymak zordur.
Doğumda annenin yardımı zor olabilir.

Eller ve Dizler

Avantajları


Bradikardi dakika başına kalp atışının azalması için iyidir. Düşük kalp atışı
Sırt sancıları için iyidir.
Doğum topu için kullanışlıdır.
Arka gösterimin rotasyonuna yardım eder.
Hemeroidin baskısını ortadan kaldırır.
Yırtılma ve epiziotomiye gereksinim duymayı engelleyen en iyi pozisyon.
Büyük bebek için iyi bir iniş pozisyonu.
Omuz distosisi zahmetli ve yavaş doğurma için mükemmel.

Dezavantajları


Anneyle göz kontağını devam ettirmek zordur.
 
 
 
ALINTI Wink
Anne için görmesi zordur.
Bebek annenin bacaklarının arasından geçmek zorundadır.
Deneyimsiz katılımcılar için kafa karıştırıcı olabilir.


Duzenleyen mystical - 15-Haziran-2009 Saat 10:45
Basa don
sedef_85 Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 25-Mart-2008
Konum: Ankara
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 16941
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti sedef_85 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Nisan-2009 Saat 13:20

1 AYLIK GEBELİK













 
 

2 AYLIK GEBELİK















 

 

3 AYLIK GEBELİK


üç aylık gebelik








 
 

4 AYLIK GEBELİK









 

5 AYLIK GEBELİK












 
 
 

6 AYLIK GEBELİK










7 AYLIK GEBELİK









 
 

8 AYLIK GEBELİK









 
 

9 AYLIK GEBELİK










Hayatın tadını çıkar.... Baktın onu beceremiyosun Tadını kaçıranı Hayatından çıkar..! :)

12.11.2008/11.07 En kıymetlim
Basa don
ERSU Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 04-Ocak-2009
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 796
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ERSU Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 09-Nisan-2009 Saat 00:44
 ARKADAŞLAR PAYLAŞMAK İSTEDİMSmile
Son zamanlarda özellikle ünlüler arasında göbek bağı saklama adeta modaya dönüştü. Parents Dergisi'nden Müge Serçek, göbek bağının önemi ve kök hücre konusunda tüm merak edilenleri Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu'na sordu.

Bebeğin anne karnındayken yaşamsal faaliyetlerinin gelişmesini sağlayan göbek bağının önemini anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cem Fıçıcıoğlu, kök hücreyle ilgili de bilgi verdi.

Anne karnındaki bir bebek için göbek bağının önemi nedir?
Kordon, anne karnındaki gelişimi süresince bebeğin yaşam destek hattıdır. Bebek, anne karnında göbek kordonuyla plasentaya bağlanır. Plasenta, yani bebeğin eşi, anneden gelen kanı kendi içinde dolaştırarak oradan bebek için gerekli olan protein, yağ, karbonhidratları, mineraller ve eser elementleri alır. Ayrıca bebekteki yıkım ürünlerini de temizlenmesi için anne kanına aktarır. Plasenta, anne kanından oksijeni alıp bebeğe gönderir, bebekteki karbondioksiti de anne kanına nakleder. Anne kanı ile bebek kanı birbirine karışmaz. Göbek bağı içindeki iki atardamar bebekten plasentaya doğru kanı taşır, bir toplardamar ise plasentadan bebeğe doğru kanı taşır. Anne karnındaki göbek bağında oluşabilecek herhangi bir sorun, bu alışverişleri önleyerek bebeğin stres yaşamasına, hatta kaybedilmesine yol açabilir.

Doğumdan sonra göbek bağının bakımı nasıl yapılmalı, göbek bağı düşene kadar nelere dikkat edilmeli?
Doğumda kordon doktor tarafından, göbeğinin yaklaşık 2,5 cm üstünden kesilir. Bu işlem sırasında bebeğiniz hiçbir acı duymaz. Çünkü bu bölgede sinir bulunmaz. Burası birkaç gün içinde kurumaya ve kararmaya başlayacaktır. Ortalama 1–4 hafta içinde de düşer. Açık bir yara görünümünde olduğundan mikroplanmaya hazır olan göbek kordonu kalıntısı tamamen iyileşip, üstü kapanıncaya kadar bakımının iyi yapılması gerekir.

Göbek bağı düşmeyen bebeklere banyo yaptırılırken nelere dikkat edilmeli?
Bazı doktorlar, bebeği göbek kordonu düşünceye kadar yıkamak yerine, silerek temizlemeyi önerir. Ancak duş şeklinde yıkamakta mahsur yok. Duş yaptırırken göbek bölgesine mümkün olduğunca temas etmemek gerekir. Burası yıkama sonrası yumuşak bir havlu ile tahriş edilmeden kurulanmalı ve antiseptik solusyon ile temizlenmelidir.

Göbek bağı erken düştüğü durumlarda neler yapmalı?
Kordonun düştüğü gün birkaç damla kan görülebilir, bu normaldir. Göbek etrafında kızarıklık, ateş, şişlik, hassaslaşmış bölge, kokulu, irinli akıntı, kanama görülürse hemen bir hekim ile temasa geçmeniz gerekir.

Lösemiye karşı kök hücre

Kordon kanının önemi nedir, neden saklanmalı?
Annelerde göbek bağı kanı, kök hücre açısından çok zengindir. Farklı hücre tiplerine dönüşebilme potansiyeline ve kendisini yenileyebilme gücüne sahip olan hücrelere “kök hücre” deniyor ve bu kök hücreler hayat kurtaran kırmızı ve beyaz kan hücrelerine ve trombositlere dönüşebilir. Göbek bağı kanı başta  kan kanseri olmak üzere çeşitli kanser türlerini ve bağışıklıkla ilgili ya da genetik rahatsızlıkları önlemekte değerli bir kaynak.

Kök hücre hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır?
Kordon kanından elde edilen kök hücrelerin kırktan fazla hastalığın tedavisinde başarıyla kullanılabileceği biliniyor. Kök hücreler açısından oldukça zengin bir kaynak olan kordon kanı ile akut ve kronik lösemi, lenf kanserleri, anemiler, kök hücre hastalıkları, kalıtsal hastalıklar, kalıtsal bağışıklık sistemi hastalıkları, beyin tümörleri, meme kanseri, yumurtalık kanseri, akciğer kanseri ve MS hastalığının tedavisi mümkündür. Gelecekte de Alzheimer, diyabet, kalp ve karaciğer, Parkinson hastalığı, Spinal Kord hasarı ve felç gibi hastalıkların da kordon kanı ile tedavi edilebileceği ileri sürülmektedir.

Kordon kanı sadece kanı saklanan kişi için mi yararı olur?
Kordon kanı saklanmasının kimler için uygun ve gerekli olduğu konusunda bilim çevrelerinde henüz tam bir fikir birliği yok. Kordon kanını saklatmakla, bebeğinizin ve belki de diğer aile üyelerinizin bu hastalıklara karşı etkin bir tedavi potansiyeli elde edilir. Yakın zamana kadar kordon kanı kök hücreleri miktar olarak daha az oranda elde edilebildikleri için çocuk hastalarda 50 kg’a kadar kullanılabileceği biliniyor. Şimdi çoklu vericilerden elde edilen kordon kanı ile erişkin hastalarda kullanım için de çalışmalar yapılıyor.

Kordon kanı ne kadar süreyle saklanabilir?
Önceki çalışmalarda kordon kanı kök hücrelerinin dondurulma işleminden sonra üç ile beş yıl süreyle saklanabileceği öneriliyordu. Ancak, yeni bir araştırmaya göre, bu hücreler 15 yıl sonra bile canlılığını koruyabiliyor. Şu anki teknolojiyle 15 yaşındaki bir çocuğa kendi kordon kanındaki kök hücrelerle tedavi etmek, kök hücre sayısının az olması nedeniyle biraz  zor.

Melek Nazım,dünya güzeli ,mis koklu,boncuk gözlü kızım (22 eylül2009)
Yakışıklı delikanlım ,Mert Yılmazım 14 OCAK 2011 SAAT 10:35
Maşallah kuzularıma,Çok şükür yaradan Allahıma(C.C)
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2009 Saat 09:04

Hamilelikte Yüzme

Yüzme esnasında kol, bacak ve karın bölgesinde bulunan bütün kas grupları çalıştırılıyor. Kalp atım hızı ve alınan oksijen miktarı arttığı için dolayısı ile bebeğe giden oksijen miktarında da artış söz konusu. Yüzmeyi gebelikteki en uygun spor dalı haline getiren faktör ise çok daha önemli: Yaralanma tehlikesinin olmaması. Gerçekten de yüzme bilen bir kişinin suda kendi kendini yaralaması, düşmesi ve biryerlere çarpması neredeyse olanaksız. Bir başka avantajı ise kişinin kendisini ağırlıksız hissetmesi. Bu özellikle gebeliğinin son dönemlerinde olan kadınlar için psikolojik açıdan oldukça önemli. Ayrıca su içerisinde terleme ve vücudun çok fazla ısınması mümkün olmadığından egzersizin bu tür olumsuz etkilerini ortadan kaldırması da cabası. Yapılan az sayıda çalışmada gebelikleri sırasında düzenli yüzen kadınların kendilerini daha az yorgun hissettikleri, daha güzel uyudukları ve gebeliğin getirdiği ruhsal ve fiziksel streslerle daha kolay başa çıkabildiklerini göstermiştir.

Gebelik sırasında yüzme sporu yaparken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var. Bunların en başında temizliğinden emin olunmayan sulara girmemek geliyor. Bu nedenle çok fazla kişinin kullandığı havuzlar yerine denizi tercih etmekte fayda var. Gebelik öncesinde düzenli olarak yüzen kadınlar, daha önceki programlarına devam edebilirler. Ancak gebe kaldıktan sonra ilk kez denize girecekler biraz daha dikkatli olmak zorunda. Öncelikle suya girmeden önce vücudu ısıtmak, yavaş yüzmek ve dozu yavaş yavaş arttırmak gerekiyor. Gebeliğinin ilk 3 ayında bulunanlar için günde 20 dakika yüzmek yeterli. Yine bu dönemde sabah erken saatlerde yüzmek gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaları azaltıyor ve günün geri kalan kısmının daha rahat geçirilmesine yardımcı oluyor. ikinci 3 aylık dönemde ise su eklem ve bağları destekleyerek bel ve sırt ağrılarının azalmasına yardımcı oluyor. Bu dönemde daha önceki yüzme alışkanlıkları aynen devam edebilir. Son dönemlerde ise yüzmeye devam etmekte herhangi bir sakınca yok. Ancak vücudu fazla sıkmayan, gebeler için tasarlanmış mayoları kullanmak gerekiyor.

Karada yapılan kültür fizik hareketleri suda da yapılabilir. Bunun avantajı terlemeyi ve aşırı ısınmayı engellemesidir. Kültür fizik hareketleri yaparken suyun gogus hizasında olması en uygun derinlik. Tabii bu kural yüzerken de geçerli. Özellikle sık sık kramp giren kadınlar boy hizasını geçmeyecek derinliklerde yüzmeli. Olası bir kramp durumunda yardım alabilmek için suya tek başına girmemeye de özen gösterilmeli. Yine yüzerken nefes tutup çok uzun süre dalınmamalı.

Bu basit kurallara uyarak gebeliğinde kanama, düşük tehlikesi, suların erken açılması gibi problem yaşamayan tüm gebe kadınlar doğuma kadar yüzebilirler.

aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2009 Saat 09:01
Hamilelikte Vücutta Değişiklikler

hamilelikHAMİLELİK SIRASINDA, annenin vücudu anatomi bakımından fizyolojik, kimyasal, görünür ve görünmez, küçük veya büyük her bakımdan birçok değişikliklere uğrar. Hamilelik sinir, moral ve aklı bir yana bırakırsak, bütün organları, annenin tüm dokularını ve hareketlerini etkiler.
Bu değişikliklerin basit bir listesi can sıkıcı olabilir. Bunları oluş nedenlerine göre inceleyelim. Değişiklikler birçok nedenlerden meydana gelir:
□ önce, çocuk büyüdüğü için rahim genişler.
□ Rahimle birlikte göğüsler de büyür, süt vermeye hazırlanır.
□ Anne hamilelikte hem kendini hem de bebeğin beslenmesini sağladığı için fizyolojik hareketler artar.
□ Anne vücudu doğuma hazırlanır.
□ Anne çocuğunu korur, mikroplara karşı bir baraj kurar.
Bütün bu değişiklikler, hamilelik sırasında normalin üzerinde bir hormon salgısıyla meydana gelir.

Rahim hacminin büyümesi
Cenin, aylar geçtikçe yavaş yavaş büyüyen rahim boşluğu ortasında gelişir. Hamilelikten önce, bir armut şeklindeki rahim 50 kg. ağırlığında 655 mm. yüksekliğinde, 455 mnrv genişliğinde ve 2 ile 3 cm* hacmindedir. Hamileliğin başında rahim büyümeye başlar. Fakat bu büyüme ancak, kadına göre, 4. veya 5. ayda dıştan görünür. 2. ayda rahim bir portakal büyüklüğündedir. 3. ayda rahimin büyüklüğü kasık kemiği üzerinden hissedilir. 4. ayda yüksekliği göbekle kasık kemiği mesafesinin ortasını bulur. 5.5 aylıkken göbeğe kadar çıkar. 7. ayda göbeği 4 - 5 cm. geçer ve karın boşluğunu doldurmaya başlar. 8. ayda göğüs kemiğinin ucu ile göbek arasındaki mesafenin ortasına ulaşır. Doğumdan bir ay veya 15 gün önce en yüksek noktasına çıkar, bütün karın boşluğunu doldurur. Sonra tekrar inmeye başlar. Kartn basıncı azalır, daha rahat nefes alınmaya başlanır. Anne kendini hafiflemiş hisseder. Doğuma yakın rahim 1200 gr. ağırlığında, 4-5 litre hacmindedir. Yüksekliği ortalama 32 cm., genişliği 24 cm.,dir. Bu rakamlar kadından kadına, aynı kadında hamilelikten hamileliğe değişen ortalama rakamdır. Bununla birlikte, bu ölçüler hamileliğin zamanının ve doğum tarihinin hesaplanması için gerekli işaretlerdir. Rahim kendine gerekli yeri, hem dış taraftan kazanır ki bu görülebilir, hem de iç taraftan hacmini büyütür ve etrafındaki mide, barsaklar, idrar torbası gibi organları bastırır.
Genellikle, rahim genişlemesi tehlikesiz bir şekilde cereyan eder. Çünkü karın duvarları esnek olup rahatlıkla genişler. Organlar yeni durumlarına çabuk alışırlar, fakat bazan rahim tarafından yapılan basınç bazı rahatsızlıklara yol açar. Sık sık idrar yapma isteği (idrar torbası daha küçüldüğünden çabuk boşalmak ister), nefes almada zorluk (göğüs kafesine yapılan basınç), kabızlık (bağırsaktaki basınç), bulantı (mideye yapılan basınç), varis (kalça damarlarına yapılan basınç) vs.

Annenin durumu da, rahim hacmi arttıkça değişmeye başlar. Böğürleri çukurlasın beli bükülür, öne doğru çeken ağırlığa karşı koymak için kendini geriye atar gibi bir hali vardır. Dış görünüşü karın kaslarının durumuna göre değişir. Eğer kaslar kuvvetli ise kolan gibi rahimi tutar ve öne düşmesine engel olurlar. Bunun tersine kaslar yumuşaksa gerilen karın öne doğru sarkar. Annenin genel durumu, bütün vücudunun hacminin artmasıyla da değişir. Hamilelik sırasında bütün kilo artışının toplamı ortalama 10 kilodur, bazan daha fazla da olur. Kaldı ki bu 10 kilonun içinde çocuğun ve yardımcı organların ağırlığı sadece 4,5 kilodur.

Süt vermeye hazırlık
Hamilelik boyunca göğüsler, doğacak bebeği beslemek için vazifelerini yapmaya, süt vermeye hazırlanırlar.
İlk aydan başlayarak göğüsler şişer, büyür ve daha da ağırlaşır. Bazan iğne batıyormuş gibi sızlar. Birkaç, hafta sonra göğüs uçları daha belirli hale gelir ve çevresi daha koyulaşır, saat camı gibi dışa doğru hafifçe çıkık bir duruma girer. Sekizinci haftaya doğru bunların üzerinde ufak sivilceler meydana gelir: Montgomery sivilceleri. Bunlar yağ salgılarıdır. Bütün bu değişiklikler gördüğünüz gibi hamileliğin teşhisinde faydalı olur.
Dördüncü aydan sonra meme ucundan sarımtırak, yapışkan, co-lostrum adlı, sütten önce gelen bir sıvı çıkar.
Beşinci aya doğru meme ucunun eski çevresinin etrafında kahverengi ikinci bir çevre meydâna gelir. Göğüslerin içinde süt verecek kanallar gelişir, çevrelerine yeni dallar salarlar. Kan damarları bu hareketli yeri beslemek için genişler, bunun için bazan hamileliklerde damarlar dıştan görülebilir.
Göğüsler artık süt vermeye hazırdır. Doğumdan genellikle 3 gün sonra süt gelmeye başlar. Hamilelik sırasında rahimin ve göğüslerin büyümesi, vücutta meydana gelen değişiklikler bu kadar belirli olmadıkları halde oldukça önemlidirler: Sindirim, kan dolaşımı, solunum gibi.
Değişiklikler iki nedenle meydana gelir: Çocuk iskeletini, derisini, kaslarını geliştirmek için, annesinin kanından kendine gerekli olan kalsiyumu, demiri, şekeri, yağ, tuz vs.'yi alır. Kendine yaramayan artıkları annesinin kanına boşaltır. Aynı zamanda rahim ve göğüsler gibi annenin vücudunun bazı kısımları gelişmeye başlar. Yeni dokuların meydana gelmesi için ham maddenin çoğalması gerekir. Yeni ihtiyaçları karşılamak için de vücut mekanizması daha hızlı çalışmaya başlar. Bu, fazla güç sağlamak için daha çok dönen bir motora benzer. Böylece hamilelikte fizyolojik hareketler daha çoğalır.
Sindirimde, iştah artar, karaciğer ve böbrekler daha çok çalışır. Solunum hamilelikte fazlalaşır. Normal zamana göre hamile bir kadın 1/4 daha fazla oksijen yakar. Kan dolaşımında kalp daha'hız-!ı çarpar (dakikada 65 - 70 olacağı yerde 80'dir), dakikada dört litre kan vereceği yerde beş litre verir. Kanın genel toplamı 1/3'den fazla artar. Fakat alyuvarların sayısından çok serumun (kan sıvısı) çoğalması yüzünden hamilelikte geçici bir anemi (kansızlık) görülürse de bu normaldir.

Hamileliğin süresi ve uzayan hamilelik

Burada şunu ekleyelim: Hamileliğin uzaması olabilir, fakat ender görülür. Hamileliğin uzaması, yanlış olabilecek birtakım hesaplardan değil, elindeki olanaklarla daha kesin bilgi verecek bir doktor tarafından saptanır. Yaptığınız hesaba göre zamanın geçtiğini farkederseniz hemen doktora baş vurun. Doktor zamanın daha gelmediğini belirtir, veya ender olarak doğuma karar verebilir. Diğer bir yöntem de «amriios-kopi»dir. Bu metodla, ışıklı bir tüple vaginal yoldan ceninin içinde bulunduğu suyun rengine bakılır ve doğumu başlatıp başlatmamaya karar verilir.

Doğuma hazırlık

Çocuğun doğması için kaslardan meydana gelen rahimln kasılması ve çocuğun, normal zamanda ince bir kanal olan rahim yolundan geçmesi ve vaginayı aşması gerekir. Çocuğun doğum için takip edeceği bu yol baseni baştan başa geçer. Basen, genişlemesi imkânsız gibi görülen kemiklerden kuruludur. (6. Bölümde doğum mekanizmasını etraflı bir şekilde okuyacaksınız.) Bir mucizeye benzeyen bu olay hamilelikte, çocuğun geçeceği yolda bulunan organların özel bir şekilde hazırlanmalarıyla mümkün olur. Rahimin ince lifleri. kat kat uzar ve aynı zamanda daha kalınlaşır. Bu değişiklikler rahlmi daha esnek yapar ve hareketlerini kolaylaştırır. Rahimi besleyen, oksijen getiren ve artıkları geri götüren kan damarları da büyür. Çünkü doğumda rahimin normalin üzerinde beslenmesi gerekir. Hamilelikten önce sert ve ince olan rahim yolu yumuşar ve esnek bir duruma girer. Dokuzuncu ayda bu yol ıslak bir bezi andırır. 2 mm.'den 11 cm.'ye kadar genişleme imkânı vardır. Vaginanın da lifleri uzar ve yumuşar. Bunlar kısa kalırlarsa, doğumun etkisi İle kopabilirler. Vaginanın kenarları yumuşar ve kan damarlarının gerilmesiyle morumsu bir renk alır. Bu durum vulva için de aynıdır;
Basen kemikleri birbirine kaynamış değildir. Aralarında liflerle bağlıdırlar. Hamileliğin altıncı ayına doğru, bu lifler gevşemeye başlar ve basen kemikleri aralanır. Hamileliğin sonunda o kadar aralık olur ki kasık kemikleri arasındaki yarım milimetrelik boşluk doğumdan 3 gün önce 2,5 cm.'yi geçer. Bunu, hamileliğin bitimine doğru son ve yumurtalıkların çıkardıkları bir hormon (rölaksin) sağlar.
Kan da kendine göre doğuma hazırlanır. Pıhtılaşmayı sağlayan protrombin hamilelikte çoğalır ve doğumda kan kaybını önler. Doğumdan sonra protrombin miktarı normale döner.

Çocuğun korunması

Hamilelikte bulaşıcı hastalıklara ve mikroplara karşı annenin vücudunda bir bara] kurulur. Kanın hemobakterist gücü (kanın mikropları öldürme gücü) hamilelikte ve doğumda artar. Tabiat, anneyi hastalıklara karşı daha dirençli bir duruma getirir ve çocuğunu korumasını sağlar. Bu hastalıklara karşı bağışıklık çocuğa da geçer ve doğumdan sonra 6 ay devam eder.
Diğer bir baraj da vaginada kurulmuştur.. Glisojen salgısının meydana getirdiği laktik asit mikropları Öldürür.
Fakat bir mikrop, vaginayı aşsa bile diğer bir engelle, rahim yolunu bir şişe mantarı gibi kapayan mukozayla karşılaşır.
Nihayet, daha önce de bahsettiğimiz gibi, son anne kanı ile gelecek olan her türlü mikrop ve zehiri durdurur.
Hormonlar

9 ay boyunca görevleri on misli artan hormonlar hamileliği idare ederler. Her ay olduğu gibi yumurtlamayı hazırlayıp rahmin yumurtayı beklemesini sağladıktan başka, hamilelikte yumurtanın yerleşmesini ve dokuz ay yumurtlamanın durmasını da mümkün kılarlar. Yine hormonların yardımı İle yumurta gelişir, yuva yaptıktan sonra rahimin onu dışarı atmasına engel olurlar. Sonunda da, doğumun başlamasına sebep olan yine onlardır. Hamileliğin başında, hormonlar sarı cisim tarafından meydana getirilir, daha sonra gerekli ölçü çoğaldıkça hamileliğin gerçek hormon fabrikası sayılan son tarafından yapılmaya başlarlar.
Hamilelikte bazı hormonların önemli rolü vardır: Oktosln doğumu başlatır, Prolaktin sütün gelmesini sağlar.
Değişik hormonların değişik Ödevleri vardır. Bazıları büyümekte Olan rahimin dokularını geliştirir, diğerleri cenin için gerekli maddelerin depolanmasına yardım eder, başkası çocuğun büyümesi için gerekli maddelerin ayırımını yapar, öbürü annenin kilo almasından sorumludur, salgı bezlerinin gelişmesini sağlar vs.
Bütün bu faaliyetler esrarengiz bir hava içinde fakat bir saat da-kiktiğiyle cereyan eder. Birinin ölçüsü azalırsa bir ikincisi onun yerini alır. Böylece hamilelikteki hormonal denge düzenlenmiş olur. Bu dengenin bozulması, birçok düşüklere sebep olur. Dolayısıyla hor-manal denge çok Önemlidir.

Nöro -vejetatif sistem

Bu sistem vücudun gelişmesinde önemli rol oynar. Ad belki kulağınıza yabancı geliyor, fakat önemini çabuk anlayacaksınız. Çok karışık bir sistem olan sinir sistemi iki büyük bölüme ayrılır: Merkezî sinir sistemi ve muhtar sinir sistemi (aynı zamanda nöro- ve[e-tatif sistem de denebilir). Birincisi, beyinden kaslara giden emirleri idare eder. Hareketlerimiz, hissetmemiz, dokunmamız bunlara bağlıdır. Muhtar sinir sistemi ise elimizde olmayan hareketleri idare eder. Bunlar kalbin atışı, rahimin kasılmaları, sindirim sistemi gibi hareketlerdir.
Nöro - vejetatif sistem de parasempatik ve sempatik olarak İkiye ayrılır. Bunların ters etkileri vardır. Normal çalıştıkları zaman bitkisel hayat (kan dolaşımı, sindirim, solunum vs.) tam bir denge içindedir. Bu iki sistemden biri bozulursa birçok rahatsızlıklar çıkar ortaya. Parasempatik sistem bozulursa (vagotoni) bulantılar, kan dolaşımı bozuklukları, kurdeşen, yorgunluk, kalp rahatsızlıkları vs. görülür. Sempatik Sistem bozulursa (sempatikotoni) uykusuzluk, mide rahatsızlıkları, diare vs. görülür. Kaldı ki hamileliğin nöro - vejetatif sistem üzerinde büyük etkisi vardır. Yukarıda gördüğünüz gibi, bitkisel hayatın bütün hareketleri çoğalmıştır. Bu artan faaliyetler ancak nöro-vejetatif sistemin idareyi iyice ele almasıyla meydana gelir. Hamilelik kışkırtıcı, bir rol oynar. Parasempatik ve sempatik sistemler arasındaki denge iyi gidebileceği gibi bazan da bozulabilir. Böylece II. Bölümde söylediğimiz gibi sinirden gelen birçok rahatsızlıklar çıkar ortaya. Bunun yüzünden bulantı, çarpıntı, nefes darlığı gibi rahatsızlıktan sindirim ve kalbe iyi gelebilecek ilaçlarla değil, sinirleri yatıştıracak olanlarla tedavi yoluna gidiliyor.

aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2009 Saat 08:52
Bebeğinizi Doğmadan Mutlu Edin

Bebeğinizin daha sağlıklı ve mutlu olmasını sağlamak için neler mi yapabilirsiniz? Aklınıza gelmeyecek kadar çok şey. İşte öneriler...

1. üç aylık dönem (0-12 hafta)
 
Kendinizi çikolatayla şımartın
300 hamile kadın üzerinde yapılan bir araştırma; 40 hafta boyunca her gün çikolata yiyen annelerin 6 aylık bebeklerinin daha fazla gülümseyip kahkaha attıklarını ortaya koydu.

Yürüyüşe çıkın
Egzersiz yapmak bebeğinizin beyninin daha iyi çalışmasını sağlar. Yürürken oluşan sallanma hareketi bebeğinizin kendisini daha rahat ve güvenli hissetmesine yardımcı olur.
 
Ara sıra ağlayın
Bir anda mutluluktan uçarken, biraz sonra gözyaşlarına boğulabilirsiniz. Hormonlardan kaynaklanan bu mod değişiklik leh özellikle ilk üç ayda yoğun olur. Ağlayarak stresinizi atabileceğinizi unutmayın.

Şekerleme yapın
Vücudunuz bebeğinizin yaşam destek sistemi olan plasenta için fazla mesai yaptığından, aralarda kestirmeniz enerji depolamanızı sağlar.

Ispanaklı omlet yiyin
Yumurtada bebeğinizin öğrenme ve hafıza için nörolojik merkezlerine çok iyi gelen kolin maddesi, ıspanakta ise A, C ve B6 , kalsiyum, demir, magnezyum ve potasyum bulunur. Evinizde çiçek büyütün Evde kullanılan boya, temizlik malzemesi gibi kimyasallardan kurtulmanın en şık yolu; evinizi mümkünse sarmaşık tarzı bitkilerle süslemek.

Doğum öncesi yoga yapın
Yogada
öğrenilen nefes alma teknikleri bebeğinize daha ***  çok oksijen
gitmesini sağlarken, sizin de sinir sisteminize iyi gelir.

(13-28 hafta)

Göbek Atmaya başlayın
Göbek atmak vücudunuzu doğuma hazırlarken, bebeğiniz üzerinde de rahatlatıcı bir etki sağlar.

Bebeğinizle Konuşun
5 aylıktan itibaren bebeğiniz sizin sesinizi duymaktan zevk almaya başlar ve doğar doğmaz da sizin sesinizi hatırlar.

Balık Yiyin
Balıkta bebeğinizin beyin ve gözlerinin gelişimi için gerekli olan Vitamin D ile Omega 3, DHA ve EPA asitleri bulunur.

Egzersiz Yapın
Havuzda atacağınız birkaç tur, bebeğiniz için en iyi egzersizlerden biridir ve cenine maksimum kan akışı sağlar.

Masaj Yaptırın
Hamilelik masajını bilen bir masöre yaptıracağınız masaj, stresinizi ve endişelerinizi alır ve salgıladığınız oksitosin (sevgi hormonu) bebeğinizin de kendisini iyi hissetmesini sağlar.

Yunuslarla vakit geçirin
Yapılan araştırmalar; doğmamış bebeklerin yunus sesini sevdiklerini ve bu seslerin beyin gelişimini olumlu etkilediklerini gösterdi.

Ya da içinde sarmısak olan herhangi bir yemek. Sarmısak, preeklempsi (hipertansiyon, ödem ve idrarda albümin ile seyreden, bebekte hayati tehlike yaratabilen durum) riskini azaltır ve düşük kilolu doğacak bebeklere iyi gelir.

Kendinizi kötü hissediyorsanız, 20 saniyelik bir kucaklama oksitosin salgılamanızı sağlayacak, hem sizi hem de bebeğinizi mutlu edecektir.


Kokulu mumlar ve oda spreyleri bebeğiniz için yararlı olmadıklarından, evinizin güzel kokması için lavanta ve gül gibi çiçekler alabilirsiniz.

3. üç aylık dönem (29 - 40 hafta)

Komik filmler izleyin
Gülmek kan basıncınızı düzene sokar ve kalp rahatsızlığı riskini azaltır. Araştırmalar; siz güldüğünüzde bundan bebeğinizin de zevk aldığını gösteriyor.

Karnınızı ovun Sabahları ve akşamları karnınızı özellikle E vitaminli yağlarla ovarsanız, hem çatlak oluşumunu önlemiş hem de bebeğinizin beyin gelişimine katkıda bulunmuş olursunuz.

Klasik müzik dinleyin
Mozart ve Vivaldi gibi klasik müzikler annelerin kalp atışlarını andırdığından, bebekler üzerinde sakinleştirici etkiye sahip.

Masal anlatın Bebeğiniz
Bu dönemde dinlediği masalları doğduktan sonra hatırlayacak ve hatta bunlar uyumasına yardımcı olacak.

Muzlu içecekler tüketin
Düşük kalorili enerji ve potasyum deposu olan muz, hızla büyümekte olan bebeğiniz için çok yararlı.

Çiçek terapisi yapın
O müthiş gün yaklaştıkça endişe ve telaşınızı hafifletmek için doğal mucize olan çiçek terapilerinden faydalanabilirsiniz.

Ayaklarınızı yüksekte tutun
Bu hareket şiş ayak bileklerinize iyi geleceği gibi, bebeğinizi de rahatlatacak.

Meditasyon yapın
Her gün 20 dakika süreyle yapılan meditasyon, rahatlatıcı DHEA hormonu salgılamanıza yardımcı olur.

Eşinize şarkı söyletin
Bebekler son aylarında babalarının seslerini de tanıyıp doğumdan sonra da hatırladıkları için, ileride eşinizin bebeğinizi uyutması



Duzenleyen mystical - 23-Mayis-2009 Saat 16:14
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2009 Saat 08:50
Hamilelik ve Süt
Hamile olduğunu çevresine söyleyen bir kadın bir anda büyük bir bilgi ve öneri bombardmanına maruz kalır. Aile büyükleri başta olmak üzere daha önce bir hamilelik deneyimi geçiren çevredeki herkes kendi bildiği doğruları yeni hamileye empoze etmeye çalışır. Bu önerilerden en sık karşılaşılanlardan birisi de kuşkusuz süt içmektir.

Hamile kadının çevresindeki ilgili ya da ilgisiz herkes onun hergün mutlaka süt içmesi gerektiğini söyler. Hamile kadının içmesi gereken süt miktarı kimine göre günde bir bardak kimine göre ise bir litredir ve süt içmeye hamile kalındığını öğrenir öğrenmez başlanmalıdır. Süt içmeyi önermenin altında yatan neden ise bebeğin kemiklerinin güçlenmesi için gerek duyduğu kalsiyumun sağlanmasıdır. Bu öneri kısmen doğrudur çünkü süt gerçekten önemli bir kalsiyum kaynağıdır. Ancak hatalı olan kişileri süt içmeye zorlamaktır.

Süt önemli bir kalsiyum kaynağı olmakla beraber pekçok erişkin kişi süt içmekten hoşlanmaz. Üstelik süt erişkinler için bir besin maddesi olmadığı için pekçok erişkinde laktoz intoleransı vardır ve bu kişiler süt içtiklerinde ciddi anlamda rahatsızlık duyarlar. Buna ek olarak gebeliğin erken dönemlerinde süt gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaları tetikleyebilir.

Gelişmekte olan bebeğin kalsiyum gereksinimi son trimesterda yani 28. haftadan sonra belirginleşir. Bu haftalarda kalsiyum alımı daha çok önem kazanır. Ancak hamile bir kadının alması gereken kalsiyum bebeğinin gereksinimini karşılamaktan çok kendi depolarını doldurmak içindir. Siz yeterli miktarda kalsiyum almasanız bile bebeğiniz için endişe duymanız gerekmez. Çünkü bebeğiniz kendi gelişimi için gereksinim duyduğu kalsiyumu sizden zaten alacaktır. Bunun için eğer gerekliyse sizin kemiklerinizdeki kalsiyumu da kullanabilir. Eğer bu durum uzun süre devam ederse ve siz doğumdan sonra da yeterli kalsiyum almazsanız ileride kemik erimesi sorunu yaşama riskiniz artar.

Tekrarlamak gerekirse süt ve kalsiyum bebeğinizden çok kendiniz için gereklidir. Eğer hamileliğinizin son dönemlerinde yeterli kalsiyum almıyorsanız bu durum çoğu zaman bacak krampları şeklinde kendini belli eder.

Eğer süt seven bir kişi iseniz bu sizin için bir avantajdır çünkü süt önemli bir kalsiyum kaynağıdır. Ancak eğer süt sevmiyorsanız ya da herhangi bir nedenden dolayı içemiyorsanız da endişelenmeniz gerekmez. Çünkü önemli bir kaynak olmakla beraber dietteki tek kalsiyum kaynağı süt değildir. Sütten üretilmiş ürünler de yüksek oranda kalsiyum içerir.

Örneğin bir bardak yoğurt hemen hemen bir bardak süt kadar kalsiyum içerir. Bunun yanısıra beyaz peynir başta olmak üzere peynir çeşitleri ve dondurma da önemli ölçüde kalsiyum içerir. Bunun yanısıra brokoli, bürüksel lahanası ve ıspanak gibi sebzeler de kalsiyum açısından zengindir.

Eğer süt içecekseniz yağı alınmış light sütlerden içmeyi tercih edin. Light süt ile normal süt arasındaki fark sadece yağının alınmış olmasıdır. Light sütler genelde normal sütlerden daha fazla kalsiyum içeririler. Light süt içerek hem yeterli miktarda kalsiyum almış olur hem de gereksiz kalori alımının önüne geçmiş olursunuz.

Süt içemiyorsanız endişelenmeyin çünkü bunu yapmak zorunda değilsiniz. Hele hamileliğin başlarında buna kendinizi zorlamak da gereksiz endişe ve strese neden olur.
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2009 Saat 08:42
Hamilelikte Kilo - Seks - İş
KİLO
Hamilelik süresince kadın kaç kilo almalıdır?
Yine, bu kişiden kişiye göre değişir. Ortalama yaklaşık 12 kg'dir. Rahmin içerdikleri (bebek, amniyotik sıvı, plasenta) yaklaşık 5kg'dir. Bu kilo, doğumla birlikte hemen gider. Kilonun kalan diğer kısmı, rahmin kendisinin genişlemesinden, kan miktarının artışından, su tutumundan ve alınan kilolardan ibarettir. Bunları çoğu doğumdan birkaç gün sonra yok olur. Alınan kiloların gitmesi biraz zor olabilir.

SEKS
Hamilelik süresince seks iyi bir fikir midir?
Hamile bir kadının partneriyle normal bir seks hayatını engelleyecek hiçbir durum yoktur.
Herhangi vajinal bir leke veya kanama görülürse, bir problem ortaya çıkabilir. Bu, rahim boynundaki masum bir durum sonucu ortaya çıkabilir. Bununla birlikte, içeri nüfuz eden bir cinsel ilişki bu duruma sebep olabileceğinden, bundan kaçınılması verilebilecek standart bir öğüttür. Plasentanın rahim boynuna çok yakın olduğu öngörülen kadınlara, ağır ve korkutucu bir kanama olabileceğinden, içeri nüfuz eden cinsel ilişkiden uzak durmaları tembihlenir.
Yukarıda belirtilen durumlar hariç, hamileliğin ikinci yansının sonlarınaa kadar cinsel ilişki normal olarak yaşanabilir.
 
İŞ
Hamile bir kadın, hangi aşamada işi bırakmayı planlamalıdır?
Buna standart bir cevap verebilmek mümkün değildir. Herkesin koşullan farklıdır ve hamileyken işe ne kadar devam edileceğini bu faktörler belirler. İşin tarzı, kadının genel sağlık durumu, hamilelik durumu (tekli veya ikiz hamilelik), olabilecek problemler (tansiyon düşüklüğü gibi) gibi faktörler bu kararda etkili olur.
Az stresli bir ofis işinde çalışan kadın istediği kadar çalışabilir, tabi eğer istediği buysa... Hamileliğe karşı ters bir etkisi olmaz. Normal bir hamilelik yaşayan hamile bir kadına verilebilecek en iyi tavsiye, vücudunu dinlemesidir.
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2009 Saat 08:41
Bebeğin Hareketleri
Bebek en erken ne zaman tekmelemeye başlar?
En erken olarak söylenebilecek zaman, organların tamamlandığı 8. haftadır.
Aslında, cenin kan dolaşımı gebeliğin 3-4. haftasında oluşur. Hareketler 8 hafta tamamlanmadan önce bile ultrason ekranında görülebilir. Yine de fetus çok küçük olduğundan (8. haftada 2cm.den biraz büyüktür) anne adayı bu hareketleri birkaç hafta daha geçmeden hissetmeyi beklememelidir.
Anne ceninin hareketlerini ne zaman hissetmeye başlar?
Bazı anneler başka türlü inanmak isteseler de, gebeliğin 16. haftasından önce hareketlerin hissedilmesi mümkün değildir. Aslında, ilk hamilelikte, bu 18-20. haftaya kadar gerçekleşemeyebilir.
Bazı kadınlar, 16. haftadan önce ceninin hareketlerine benzer duyular hissedebilir. Aslında, bunlar ceninin hareketlerinden kaynaklanan, kasların, hatta bağırsakların anlık kasılmalarıdır.
10. veya 12. haftalarda cenin hareketlerinin hissedildiğine dair anlatılan hikâyeler sadece yanlış inançlardır.
aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ROSEE Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2009 Saat 08:39
Hamilelik Dönemi Testleri

Hamilelik Döneminde Hangi Laboratuar İncelemeleri Gerekir?

Kan Gruplarının Belirlenmesi


Daha önceden bilinmiyorsa anne ve baba adayının kan grupları genel olarak ilk gebelik muayenesinde belirlenerek takip kartına işlenir. Kan grubu parmaktan alınan kanda belirlenir.Anna adayının kan grubunun Rh(-) baba adayının Rh(+) olması durumunda Rh uygunsuzluğundan bahsedilir.


Tam Kan Sayımı


Genel olarak ilk gebelik muayenesinde bir kez ve yine ilerleyen gebelik haftalarında da bir ya da iki kez daha kan sayımı yapılır.Gerekli durumlarda bu inceleme daha fazla sayıda da yapılabilir.En basit şekliyle yapılan kan sayımı kanın hemoglobin yoğunluğunu böylece anne adayında kansızlık olup olmadığını belirler.
Bunun dışında kanda alyuvar yoğunluğu, akyuvar sayısı, trombosit sayısı, alyuvarların büyüklüklerini ve diğer bazı özelliklerini otomatik olarak hızlı bir şekilde belirleyen aletler sayesinde kanın çok çeşitli özellikleri hakkında bilgi sahibi olunabilir.
Akyuvar sayısı enfeksiyon hastalıklarının tanısında, hemoglobin yoğunluğu, hematokrit ve alyuvar sayısı kansızlık tanısında, alyuvarların ortalama hemoglobin içeriği ve büyüklükleri kansızlığın nedeninin belirlenmesinde, trombosit sayısı ise kanamayı durdurucu bu hücrelerin yeterliliği hakkında çok önemli bilgiler verir.

-Kansızlık tanısı konduğunda bu durumun demir eksikliği, B12 ve/veya folik asit vitamini eksikliği veya kalıtsal bir hastalığa bağlı olup olmadığı konusunda genel bir fikir edinilir.

-Akyuvar sayısı gebeliğe bağlı fizyolojik artışın üstüne çıktığında enfeksiyona, aşırı düşmesinde ise akyuvar yapımını bozan bir hastalığa işaret edilebilir.

-Trombosit sayısı gebeliğe bağlı fizyolojik düşüşün daha altında düşmüş olarak saptandığında kanamayı durdurmaktan sorumlu bu hücrelerin gereksiz yere harcanmasına neden olan bir hastalıktan şüphelenir.


Tam İdrar Tahlili (TİT)


İdrar vücudun bir aynasıdır.Bu nedenle gebelikte idrar tahliline sıklıkla başvurulur ve beklide gebelik boyunca en sık başvurulan inceleme budur. Tam idrar tahlilinde vücuttan atılan maddelerin yoğunluğuna bakıldığı gibi, idrar sedimenti adı verilen incelemeyle idrar çökeltisinde akyuvar, alyuvar ve bakteri gibi canlı hücreler ve idrar yolu taşına işaret edebilecek maddeler aranır. İdrarda protein (albumin), aseton (keton), bilirubin görülmesi, ürobilinojenin aşırı artış olduğundan saptanması her zaman ileri inceleme gerektirir. İdrarda glikoz varlığı ise gebelikte belli bir dereceye kadar normal kabul edilmekte beraber inceleme gerektirir.


Gebelikte Tam İdrar Tahlili İle


-İdrar yollarında enfeksiyon bulguları saptanabilir (idrar sedimentinde normalden fazla alyuvar ve/veya akyuvar hücresi görülür).

-Erken gebelik döneminde aşırı bulantı ve kusmaları olan anne adayının genel beslenme durumu değerlendirilebilir (idrarda aseton –keton- çıkışı açlığa işaret eder ve açlık derecesiyle doğru orantılı olarak keton pozitifliği de artar).

-Gebeliğin ilerleyen aşamalarında tansiyon yükselmesiyle beraber idrarda protein varlığı ile preeklampsi(Gebeliğe bağlı yüksek tansiyon) tanısı konulabilir.

-Anne adayının yeterli su içip içmediği değerlendirilebilir (yetersiz su içtiğinde idrarın rengi koyulaşır ve yoğunluğu artar).


İdrar Kültürü ve Antibiyogram


Gebelik idrar yolu enfeksiyonlarının gelişmesini kolaylaştırır.İdrar sedimentinde akyuvar, alyuvar ve bakteri görülmesi idrar yollarında enfeksiyona işaret eder ve antibiyotik tedavisi gerektirir.Ancak antibiyotiklerin her türlü bakteriye etki etmemesi nedeniyle idrar kültürüyle bakterinin cinsi belirlenerek enfeksiyon tedavisi yapmak daha uygundur.

Uygun koşullarda alınan idrar örneğinde varolan bakteri özel besin maddeleri eklenerek üretilir (kültüre edilir) ve bakterinin bazı antibiyotiklere hassasiyeti ölçülür.Bu hassasiyet ölçümüne antibiyogram adı verilir.

Kültürde üreme olmazsa “steril” yani tedavi gerektirecek bakteri içermeyen idrardan bahsedilir.Üreme “100.000 koloni altındaysa” bu durumda üreyen bakterinin anne adayının kendisindeki bir enfeksiyondan değil numunenin barındırıldığı kaptan, genital dokulardan veya başka kaynaklardan bulaştığından şüphe edilir ve gerekirse inceleme tekrarlanır.

“100.000’in üzerinde üreme” durumunda ise mutlaka idrar yollarında tedavi gerektirecek sayıda bakteri var demektir.Bakterilerin hangi antibiyotiklere hassas olduğunu belirten antibiyogram raporuna göre uygun antibiyotik tedavisi verilir ve tedavi bitiminde genellikle 15 gün sonra tedavi başarısını değerlendirmek amacıyla idrar kültürü tekrarlanır.

Anne adayını hiçbir şikayeti olmasa bile idrar kültüründe üreme olduğunda ileride oluşabilecek ciddi enfeksiyonları ve bunların sonuçlarını önlemek amacıyla antibiyotik tedavisi yapılır.Bu amaçla anne adaylarında gebeliğin başında bir kez ve mümkünse sonuna doğru bir kez daha idrar kültürü yapılarak muhtemel bir üreme saptanması ve uygun bir şekilde tedavi edilmesi uygundur.

Enfeksiyon Tarama Testleri Kanda toksoplazma, kızamıkçık ve tercihen frengi tarama testleri gebelik planladığı dönemde yapılır.Bu amaçla anne adayından alınan kanda toksoplazmaya özgü IgG ve IgM türü antikorlar; kızamıkçığa özgü Rubella IgG ve IgM türü antikorlar ve frengi için genellikle VDRL adı verilen inceleme yapılır.Bu üç enfeksiyon türü gebelik döneminde geçirildiğinden bebekte doğumsal kusurlar yaratabildiğinden gebelik öncesi dönemde belirlenmeleri daha uygundur.

Yukarıdaki incelemelerin gebelik öncesi dönemde yapılmaması durumunda doktorların bir kısmı aynı incelemelerin gebeliğin başında da yapılabileceği görüşünü taşırken, bazı doktorlar bu incelemelerin yalnızca yukarıdaki hastalığa özgü belirtileri olan anne adaylarında yapılması gerektiği görüşünü taşırlar.Hangi görüşün daha geçerli olduğu henüz tartışmalıdır.

Bazı doktorlar anne adaylarına TORCH incelemesi (torç okunur ve Toksoplazma, Others (diğerleri), Rubella (kızamıkçık), CMV (sitomegolavirus) ve HSV (Herpes simpleks virüsü) kelimelerinin baş harflerinin birleştirilmesiyle oluşturulan bir kelimedir) adı altında bir inceleme yapılmasını önerirler.Anne adaylarının kanında yukarıda adı geçen çok sayıda enfeksiyon etkeninin belirlenmesine yönelik yapılan bu inceleme gerek pahalı olması, gerekse yorumlanmasının çelişkilerle dolu olması nedeniyle giderek daha az sıklıkla uygulanır duruma gelmiştir.

Hepatit B ve risk taşıyan anne adaylarında HIV (AIDS hastalığı etkeni) tarama testlerinin ise gebeliğin sonlarına doğru yapılması uygundur.


Şeker Hastalığı Tarama Testi


Gebelik, başta duyarlı bireyler olmak üzere (kilolu anne adayları, ailesinde şeker hastalığı olan anne adayları gibi) daha önceden hiçbir sorunu olmayan bireylerde de şeker hastalığı oluşma riskini artıran bir durumdur.

Bu yüzden anne adayları 24-28. gebelik haftaları arasında şeker tarama testine tabi tutulurlar.PPG (tokluk kan şekeri) adı verilen bu testte anne adayına günü herhangi bir saatinde açlık yada tokluk durumuna bakılmaksızın 50 gram glikoz (saf şeker) içirilir ve bir saat sonunda kan şekeri ölçümü yapılır.Test sonucu belli bir değer üzerinde bulunursa bu kez 100 gram glikoz ile şeker yükleme testi yapılır.(OGTT) Bazı risk faktörlerinin varlığında 50 gram ile şeker tarama testi yerine direkt olarak şeker yükleme testi yapılması daha uygun olabilir.

Kan Biyokimyası Gebelik döneminde özellikle gebeliğin erken dönemlerinde başta karaciğer ve böbrek olmak üzere organların işlevlerini değerlendirmek için bir çok kan testi istenme yaklaşımı doktorlar tarafından yaygındır.Belli bir hastalığı olmayan bir anne adayından bu tetkikleri istemenin gerekli olup olmadığı henüz tartışma konusudur.Yine gebelik başladığı andan itibaren kan biyokimyası önemli değişikliklere sahne olur.Buna bağlı olarak kanda bulunan maddelerin normal değerleri değişir ve yorum yapmak zorlaşabilir, hatta yanlış yorumlar yapılabilir.

Benim görüşüme göre, “kan biyokimyası ölçümleri” tercihen gebelik öncesi dönemde yapılmalıdır.Gebelik döneminde yapılan ölçümler ise yorumlanırken çok dikkatli olunmalıdır. Yapılacak olan tetkikler kan sayımı, kreatinin (böbrek işlevlerini değerlendirmek için), SGOT ve SGPT (Karaciğer işlevlerini değerlendirmek için); yemek yenilen zaman dikkate alınmadan herhangi bir zamanda bakılacak kan şekeri şeklinde olması yeterli olacaktır.


IDC(Indirect Coombs Testi)


Yalnızca kan uyuşmazlığı olan anne adaylarında yapılan incelemedir.Belli aralıklarla kanda bebeğin alyuvarlarına karşı gelişmesi muhtemel antikorlar bu dönemde belirlenir. Antikorlar müspet bulunduğunda ileri inceleme gerekebilir. 

aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
tugce2008 Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 13-Ocak-2009
Konum: Konya
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4345
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti tugce2008 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 03-Nisan-2009 Saat 16:01

Abrubtio placenta hamileliğin, nadir görülen ancak hem anne hem de bebek hayatını tehlikeye atabilen çok ciddi bir komplikasyonudur. Tanım olarak plasentanın doğumdan önce rahim duvarından ayrılmasıdır. Gebeliğin son dönemlerinde görülen bebek ölümlerinin en önemli ve en sık görülen gelen nedenidir. Dekolman olarak da tanımlanan abrubtio placentaya bağlı anne ölümleri modern takip yaklaşımları sayesinde günümüzde %1'in de altına düşmüştür.

Plasenta gerek yapı gerekse işlev açısından kendine özgü ve başka örneği olmayan bir organdır. Bebeğin rahim içindeki yaşamını sürdürebilmesi plasentanın sağlıklı işlev görmesine bağlıdır.

Plasenta normalde bebeğin doğumunu takiben görevini tamamlayarak yerleşmiş olduğu yerden ayrılır ve vücut dışına atılır. Bu doğumun üçüncü evresi olarak adlandırılır. Plasentanın atılmasını takiben rahim kasları kasılarak açık olan kan damarlarının kapanmasını ve kanamanın durmasını sağlarlar. Hamileliğin 20. haftasından sonra normal yerleşmiş olan bir plasentanın bebeğin doğmasından önce yapışık olduğu yerden kısmen ya da tamamen ayrılması ise dekolman olarak adlandırılır.

NE SIKLIKTA GÖRÜLÜR
Plasental dekolman tüm gebeliklerin yaklaşık %1'inde görülen bir durumdur.

ABRUPTİO PLACENTANIN SINIFLAMASI
Dekolman ile birlikte görülen komplikasyonların şiddeti ayrılmanın ve kanamanın miktarı ile direk ilişkilidir. Dekolmanın şiddetini ve türünü tanımlamak için değişik sınıflamalar kullanılmaktadır:

Evreye göre sınıflama

Evre 0   Hastada herhangi bir bulgu yoktur.Tanı doğumu takiben plasenta ayrıldıktan sonra arkasında kan pıhtısı görülmesi ile konur
Evre 1   Hastada rahimde hassasiyetle birlikte kanama vardır ancak ne annenin ne de bebeğin tehlikede olduğuna dair bir belirti yoktur.
Evre 2   Rahimde hassasiyet ve sürekli kasılma (tetani) vardır. Eşlik eden kanama olabilir ya da olmayabilir. Annede şok tablosu yoktur ama bebek sıkıntıdadır.
Evre 3   Uterusta şiddetli ve hiç gevşemeyen kasılmalar vardır. Kanamanın miktarı 1 litreden fazladır ve anne adayı genellikle şok durumundadır. Bebek büyük olasılıkla kaybedilmiştir.

Kanamaya göre sınıflama

Aşikar kanama   Belirgin şekilde vajinal kanama vardır. Hastadaki bulguların şiddeti kanamanın miktarına bağlıdır. Rahimde tetani ve hassasiyet olabilir ya da olmayabilir.
Gizli kanama   Belirgin bir vajinal kanama yoktur. Plasentanın ayrılması nedeni ile oluşan kanama plasentanın arkasına hapsolduğu için vajinadan dışarıya akamaz. Belirgin yakınma ve bulgu rahimde tetani ve hassasiyettir. Bebek ya kaybedilmiştir ya da monitörde ciddi sıkıntı içinde olduğu görülür.
Karışık   Hem hassasiyet ve tetani hem de belirgin kanama vardır.

Durumun şiddetine göre olan sınıflama

Hafif   Plasentanın 1/6'sından daha az bir kısmı ayrılmıştır. Kanama ya yoktur ya da 200 mililitrenin altınadır. Hafif bir uterus hassasiyeti olabilir ancak bebeğin sıkıntıda olduğuna dair bir belirti yoktur.
Orta   Plasentanın 1/6 sı ile 2/3'ünde ayrılma vardır. Koyu renkli kanama vardır ancak miktarı 1 litrenin altındadır. Uterusta hassasiyet ve tetani vardır. Bebekte plasental yetmezliğe bağlı sıkıntı belirtileri bulunur.
Şiddetli   Plasentanın 2/3'ünden daha fazlası ayrılmıştır. ve sürekli bir uterin hassasiyet ile şiddetli ve hiç gevşemeyen kasılmalar vardır. Kanama olabilir y ada olmayabilir. Eğer doğum gerçekleşmezse bebeğin ölmesi kaçınılmazdır. Damar içi pıhtılaşma problemi ortaya çıkarsa (DIC) anne adayının da hayatı tehlikeye girer.

Hangi sınıflama olursa olsun kanama gizli olabilir. Plasenta kenarlardan değil de ortadan ayrıldığında kan arka kısımda hapsolabilir ve dışarıya akmayacağı fark edilelemez. Buna plasenta arkasına kanama anlamına gelen retroplasental kanama ya da hematom adı verilir. Yaklaşık %20 olguda kanama gizli kalır.

NEDEN OLUR?
Abrubtio placentaya yol açan mekanizma bilinmemekle birlikte plasentanın kendisini besleyen kan damarlarında yaşanan problemlerin bu duruma neden olduğu düşünülmektedir. Plasentanın kan desteği azalınca yerleştiği endometrium dokusunda ölüm ve nekroz olur. Daha sonra kan küçük kan damarları çatlar ve kanama başlar. Rahim dolu olduğu için kanamayı kesmek üzere kasılamaz. Kanama daha da artar ve plasenta arkasında oluşan basınç ayrılmayı daha da arttırır. Ayrılma plasentanın kenarında olduğunda kan süzülerek vajinadan dışarı akar.Ortada olan ayrılmalarda ise kan plasenta ve rahim arasında sıkışır. Yüksek basınç altıdaki kan amniyon zarını geçerek amniyon sıvısına karışabilir. Benzer şekilde rahim kas tabakası içinde de ilerleyebilir.

Gebeliğe ait endometrium dokusu yüksek oranda pıhtılaşma faktörleri içerdiğinden kan hemen pıhtılaşır ancak daha sonra ortama gelen bazı maddelerin etksi ile pıhtı çözülür. Bu durum devam ettiğinde birçeşit damar içi pıhtılaşma bozukluğu olan DIC tablosu ortaya çıkar ve anne kaybedilebilir.

RİSK FAKTÖRLERİ
Abruptio placentanın nedeni bilinmemektedir.Bununla birlikte bazı risk faktörleri tanımlanmıştır. Dekolmana yol açabileceği bilinen en önemli durum yüksek tansiyondur. Gebelik zehirlenmesi olarak da bilinen preeklempsi varlığı dekolman açısından önemli bir risk faktörüdür. Şiddetli preeklempsi olgularının yaklaşık yarısında değişik derecelerde dekolman görülür.

Diğer risk faktörleri arasında:

  • 34 haftadan önce zarların açılması (özellikle amniyon sıvısının az olması durumunda),
  • anne yaşının 35'in üzerinde olması,
  • uterin anomaliler,
  • myomlar,
  • dolaşım sistemini etkileyebilen şeker hastalığı gibi sistemik hastalıklar,
  • hamileliğin ileri dönemlerinde direkt karına olan travmalar
  • Sigara
  • Alkol
  • Uyuşturucu madde (kokain)
  • Çoğul gebelikler
  • Amniyon sıvısının fazla olması
  • Kordonun kısa olması

Özellikle basit gibi görünen travmalar dekolmana neden olabilir ve dekolmanın evresi 24 saat içinde 1'den üçe uzanabilir.

Sigara damarlarda ani daralmaya neden olarak plasentanın beslenmesini bozabilir ve dekolmana yol açabilir. Benzer şekilde haftada 14 ya da daha fazla bardak alkol alınması da dekolmana olan eğilimi arttırır.

Çoğul gebeliklerde ilk bebek doğup rahimde ani bir boşalma olduğunda dekolmanın gerçekleşmesi ikinci bebeği riske atar.

Dekolmanın kimde ve ne zaman, hangi şiddette ortaya çıkacağı önceden kestirilemez. Bunu anlayabilecek hiçbir test yoktur.

TEKRARLAMA RİSKİ
Daha önceki gebeliklerinde abruptio placenta olan hastalarda takip eden gebeliklerde durumun tekrar etme olasılığı %10-17 arasındadır. Daha önceki 2 hamileliğinde dekolman olan hastalarda ise %20 olasılıkla durum tekrarlamaktadır.

ANNEDEKİ ETKİLERİ
Modern takip yaklaşımları sayesinde dekolmana bağlı anne ölüm oranı %1'den daha aşağılara indirilmiştir. Dekolman doğum eylemi başlamadan da görülebileceği gibi düzenli rahim kasılmaları başladıktan sonra da ortaya çıkabilir.

Dekolmanın annedeki en önemli komplikasyonu kanamadır. Kanamaya bağlı şok nedeni ile ölüm meydana gelebilir. Kan transfüzyonu uygulamalarının eskiye göre daha kolay yapılabilmesi ve kan verilmesine bağlı komplikasyonların azalması sayesinde bu nedene bağlı ölüm oranlarında azalma sağlanmıştır. İhmal edilmiş olgularda kanın pıhtılaşma sistemi bozulup DIC tablosu ortaya çıktığında durum daha da ciddileşir. DIC varlığında yoğun kan ve kan ürünleri nakli gerekir. Kanama kontrol edilemez ise anne ve bebeğin kaybedilmesi kaçınılmazdır. Kanamanın şiddetine bağlı olarak hastada akut böbrek yetmezliği görülebilir. Böbrekler damarlarda dolaşan kan miktarındaki azalmaya aşırı hassas organlardır. Saatlik idrar çıkışının 30 mililitrenin altında olması böbrek hasarının bir göstergesidir.

Gizli kanama varlığında rahim kas dokusu aşırı gerilerek yırtılabilir. Bu hem annenin hem de bebeğin hayatını tehlikeye atabilecek bir komplikasyondur.

Kanamaya bağlı olarak annede doğum sonrası anemi görülebilir. Dekolmanı takiben doğum sonrası kan kaybı da normalden fazla olmaktadır. Couvelarie adı verilen tabloda uterus kas dokusunun içi dahi kanla doludur ve bu nedenle doğum sonrasıda yeteri kadar kasılamaz. Bu da kanama miktarının artmasına neden olur.

Bu hastalarda doğum sonrası enfeksiyon riski de daha yüksektir.

BEBEKTEKİ ETKİLERİ
Dekolmanın bebek üzerindeki etkileri plasentanın ayrılması, bebeğe gelen kan ve oksijen miktarının azalması, annede kanama nedeni ile kan hacminin azalması ve rahimin kasılma yeteneğininin azalmasına bağlıdır. Bu etkiler bebek ile anne arasındaki oksijen ve besin maddelerinin alışverişini bozar. Şiddetki kanama varlığında vücut kan akımını beyin ve kalp gibi hayati organlara yönlendirir. Rahim kadının hayatının devamı için gerekli bir organ olmadığından ulaşan kan miktarı azalır ve fetus tehlikeye girer.

Fetus açısından riskler oksijensiz kalması nedeni ile sıkıntıya girmesi ve kanama dursa bile rahim ile temas eden plasenta yüzey alanındaki azalma bebeğin gereksinimlerini karşılamaya yetmemesidir. En ileri aşamada ve müdahalede geç kalındığında bebek kaybedilebilir. Doğum sonrası bebekte sinir sistemini ilgilendiren bozukluklar ortaya çıkabilir. Bebeklerin bir kısmı erken doğuma bağlı prematürite nedeni ile kaybedilirler.

BELİRTİLERİ
Daha önce de belirtildiği gibi abruptio placentanın temel bulgusu ağrıdır. Klasik olarak bıçak saplanır tarzda çok keskin ve sürekli ağrı olur. Ağrı ile beraber kanama görülebilir. Ağrı hastaların yalnızca %50'sinde ortaya çıkar.

TANI
Kanama olsun ya da olmasın gebeliğin son dönemlerinde ortaya çıkan ani ve şiddetli ağrı varlığında abruptio plasenta ilk önce akla gelmelidir.

Belirtilerin varlığında tanı muayene ile konur. Ultrason her zaman tanıya yardımcı değildir ve hastaların sadece %25'inde tanı koydurur. Muayenede rahimin sürekli tahta gibi sert olması ve hiç gevşememesi tipiktir.Bu sert rahim dokunmaya karşı oldukça hassas ve ağrılıdır.

TEDAVİ
Dekolman varlığınıda yaklaşım ve tedavi olayın ve kanamanın şiddetine bağlıdır. Tek ve en etkli tedavi bebeğin doğurtulmasıdır. Kanamanın ve ayrılmanın az olduğu durumlarda eğer anne ve bebekte hayati tehlike işaretleri yoksa ve gebelik haftası küçükse beklenebilir.

Ortaya çıkan şok, DIC gibi durumlar uygun şekilde tedavi edilir.

Ani başlayan şiddetli kanama varlığında acil sezaryen gerekli olabilir. Bebeğin ölü olması ve kanamanın azalması durumunda ise vajinal doğum denenmelidir.

Dekolman varlığında öncelikle anne adayının genel durumu değerlendirilir, nabız ve tansiyonuna bakılrak kanamanın miktarı tahmin edilmeye çalışılır. Daha sonra geniş ve birden fazla sayıda damar yolu açılarak sıvı desteğine başlanır.Bu sırada kan bankası ile temas kurularak uygun sayıda kan hazırlanması gereklidir. İdrar sondası takılarak saatlik idrar çıkışı kontrol edilir.

 

11 10 2008   15.10
21 10 2011   12.45      
Basa don
özlemwill Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 26-Ocak-2008
Konum: Tokat
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 2202
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti özlemwill Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 29-Mart-2009 Saat 05:25
Sevgili arkadaşlar;
Bunları "bilmemezlik" yüzünden yaşadıklarımı başka kimse yaşamasın diye paylaşıyorum sizlerle... Wink
50mg lık şeker yüklemem yüksek çıktığı için 100mg şeker yüklemesi yaptırmamı istedi doktor. Confused
Ben de tıpkı 50 mglık yüklemede yaptığım gibi aç karnıma eşimle hastaneye gittim giderken eczaneden 100mg glikoz ve 1 pet şişe su almayı da unutmadım tabii. Stern%20Smile
Neyse, aç karnıma ilk kanımı laboratuvarda sol koldan verdim ve 7 dakika içinde glikozu koyup çalkaladığımız pet şişe dolusu suyu içmemi istediler. Confused
Arkadaşlar gerçekten berbat bişi, aç karnına baklava şerbeti içer gibi ıgghhh Dead Neyse, ben zannediyorum ki 50 mglıkta olduğu gibi 1 saat sonra tekrar kanımı vercem ve işim bitecek, evime gidip bir güzel karnımı doyuracam. Bir de baktım ki eşim elinde 3 tüple geldi. Afal
 100mg şeker yüklemesinde:
1-  açlık şekeri için glikozdan önce 1 tüp Afal
2- glikozdan 1 saat sonra 1 tüp Aniden (bu arada hala açsınız tabii)
3- glikozdan 2 saat sonra 1 tüp Afal (ahhh ahh tansiyon mansiyon kalmıyo, titremeye başlıosun bu arada)
4- glikozdan 3 saat sonra 1 tüp Patlak (artık ben burada koptum koridorlarda salya sümük ağladığım anlar...)
Toplam 4 defa kan veriliyomuş. Ahhh ahh bilmiyodum ki... Sonuncuyu verirken kollarım mosmordu ve kız 10 dakika uğraştı kanı alabilmek için, benim damar bu arada "elek" oldu Cry Oğlumda sanki (e tabi o anki duygusallıkla ban öle geliyo) benim acımı duyar gibi, karnımı yırtarcasına vuruyo ben inledikçe, o vurdukça ben ağlıyom, ben ağladıkça o vuruyo Cry Cry Cry Cry CryCry Cry 
Arkadaşlar gebeliğim boyunca ilk 3 aydaki aşırı aş ermelerim de dahil, geçirdiğim en stresli, ve yorucu gündü, başıma gelecekleri önceden bilseydim eminim böyle olmazdı Ouch, 1 saat sonra kulaklarım uğuldamaya, midem bulanmayaDead, tansiyonum düşmeye başladı Dead, e tabii devlet hastanesi kimse ilgilenmedi, yemin ederim şıkır şıkır ağladım koridorlarda Cry , ağzımı açıp konuşamıyodum eşim de kahroldu...Cry 
Hastane çıkışı inanın evimin merdivenlerini çok zor çıktım bi 10 dakika merdivende oturup ağladım. Hala kollarım mosmorr..Ouch
Bunları kimsenin gözünü korkutmak için filan yazmadım, sakın yanlış yorumlamayın,Wink önceden bilginiz olsun da (Allah bilir ya bir ben bilmiyomuşumdur bunun ne illet bişi olduğunuConfused) benim yaşadıklarımı yaşamayın, devlet hastanesinde mümkünse yaptırmayın bu işi zaten o aralardaki bekleme süreçlerinde hareketsiz olmak gerekiyomuş. Yani yatmak en doğrusu ama devler hastanesinde o konfor ne gezeerrrr, oturacak yer zor buldukkk Confused Tabi öncelikle tek dileğim hiçbirinizin 50mg yüksek çıkmasın ki 100 mga gerek kalmasın hiç... Smile
 
Bu arada sonucum iyi, gebelik diyabetim yokmuş. Normal değerleri merak ediyorsanız bilgi verebilirim...Wink
 
Başınızı ağrıttım, bu haftaların stresi ve siniri de tuzu biberi oldu sanırım, eve çıkınca eşim kahvaltı hazırladı 2 tost + yarım ekmek yedim o kadar acıkmışımmmmLOL
9 haziran 2009... BERKE ilk "yaz aşkı"m, ilkyaz aşkım, ilk aşkım. İkinci OĞLUM HOŞGELDİN 22. Hafta...
Basa don
BÖCEGİMM Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 23-Nisan-2008
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 3299
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti BÖCEGİMM Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 23-Mart-2009 Saat 04:45
Bebek bekliyorsunuz ve doğumun nasıl olacağını, neler yaşayacağınızı şiddetle merak ediyorsunuz.


Doğumla ilgili bulabildiğiniz yazıları ve kitapları okuyor, doktorunuzla, arkadaşlarınızla ve doğum yapmış annelerle konuşuyorsunuz. Yine de doğumla ilgili bazı konuların size hiç kimse tarafından anlatılmamış olması olasılığının yüksek olduğunu biliyor musunuz?

Öncelikle şunu bilmelisiniz, her kadının doğum deneyimi birbirinden farklı olsa da kesin olan bir şey var: Doğurmak filmlerdeki gibi olmaz! Öte yandan, doğumun nasıl olduğu konusunda başka annelerle konuşmak yararlı olsa da, özellikle zor bir doğum yapmış annelerin objektif olması çok zordur. Ayrıca sizin planladığınız doğum şeklinden farklı bir doğum yapmış annelerin de size çok fazla fikir vermesi mümkün değildir.
Tüm bu durum karşısında doğumla ilgili bilmeniz gereken ancak size anlatılmamış olması muhtemel konuları derledik...

1- İlk doğum saatler sürebilir

Filmlerde anne adayı ilk sancıda arabaya bindirilerek hastaneye götürülür, kısa bir süre sonra da bebek dünyaya gelir. Oysa ilk doğumlarda, ilk sancının hissedilmesinden sonra doğumun gerçekten başlaması rahat altı-yedi saat sürebilir. Rahim ağzı 2 santim açılmadan önce “başlamış doğum eylemi” olarak değerlendirilmezsiniz. Bu dönemde ayakta ve aktif olmak süreci hızlandırabilir ancak çok erken aşamada hastaneye gitmeniz durumunda da kendinizi hastane yatağında uzanarak gözlem altında beklerken bulabilirsiniz. Kısacası ilk sancıları hissettikten sonra yapmanız gereken, sakin olmak, rahatlamaya ve gevşemeye çalışmak ve kasılmaların şiddeti, süresi ve gelme aralığına dikkat ederek doktorunuzla temas kurmaktır.
(şahsen benim sancılarım gece 2 de geldi,3te arttı 3.30 da doğum yaptım Tongue)

2- Sularınız her zaman ani ve şiddetli bir boşalma şeklinde gelmez

Bazı annelerin suları şiddetle ve aniden boşalsa da, çoğunlukla suların gelmesi sızıntı şeklinde hissedilir. Bunun nedeni bebeğin başının amniyotik sıvının çoğunun boşalmasını engellemesi olabilir. Miadını doldurmuş anne adaylarının çoğu hafif idrar kaçırmaları yaşayabilir, bu nedenle suların gelmesinin idrar kaçırmayla ya da idrar kaçırmanın suların gelmesi ile karıştırılması sık görülen bir durumdur.

Sularınız doğumun herhangi bir aşamasında gelebilir, dolayısıyla da bu ilk su sızıntıları doğumun çok yaklaşmış olduğuna işaret etmeyebilir. Bununla birlikte, suların gelmesinin ardından rahimde enfeksiyon oluşması riski doğduğundan 24 saat içerisinde doğumun gerçekleşmesi gereklidir. Sularınızın gelip gelmediğinden emin olamıyorsanız, yapmanız gereken en doğru şey doktorunuza ya da ebenize başvurmak olacaktır.
(aynen katılıyorum benimki azar azar gelmişti,,başlarda akıntı gibi sonralarda tuwaletinizi yaparken tutup bırakırsınız ya aynen öyle dewam etti...)

3- Doğum “pis” iştir!

Evet, filmlerde ve pembe dizilerde makyajı yerinde bir kahramanın birkaç çığlık atması ve pek az ter dökmesinin ardından gururlu anne-babanın mutlulukla minik bebeklerine baktıklarını görürüz. Anne biraz yorgundur ancak halen üstü başı, eli yüzü gayet düzgün ve bakımlıdır.
Ancak gerçek yaşamda göğüs hizasına kadar çekilen çarşafın altındaki sahne pembe dizilerden çok adli vakaların anlatıldığı dizilerdeki sahnelere benzer!

Doğurmak “pis” iştir ve o ilk ağlamayı işittiğinizde büyük olasılıkla küçük bir ter, amniyotik sıvı, kan ve muhtemelen kakadan oluşan bir bataklık içerisinde yatıyor olacaksınız. Ikınırken kaka kaçırılması gayet normal ve aslında doğru biçimde ıkındığınızı gösteren bir durumdur. Ancak böyle bir kazanın olmasından korkarak ıkınmaktan kaçınmamalı ve sizden ıkınmanız istendiğinde var gücünüzle ıkınmalısınız. Olası bir kaka kaçırma durumunda hiçbir yorumda bulunmadan temizliğiniz yapılacaktır ve bu duruma her zaman şahit olan doktorunuz ya da ebeniz sizin hakkınızda hiçbir olumsuzluk düşünmeyecektir.
(korkmayın arkadaşlar LOL burda sanki eccük abartmışlar ben şahsen kan we kaka içerisinde yüzmüyordum..ıkınırken kaka yapıcak gibi hissedebilirsiniz ama az da olsa kaçırsanız da bu doğum sırasında çok normal sayılan birşey)

4- Suni sancı her zaman işe yaramayabilir

Bebeğiniz miadını geçirdiyse doktorunuz suni sancı ile doğumu başlatmak isteyebilir. Bunun nedeni hamileliğin sonuna yaklaşıldığında plasentanın çok etkin bir şekilde çalışamaması ve bebeğe yeterince besin ve destek sağlayamaması riskinin doğmasıdır. Çok çeşitli suni sancı (indüksiyon) yöntemleri vardır ve ilk teşebbüsün sonuç vermemesi durumunda doktorunuz bir sonraki daha güçlü yönteme geçecektir. Ancak doğumu başlatmaya yönelik tüm çabalara rağmen (büyük olasılıkla bebeğin gerçekte miadını tam doldurmamış olması nedeniyle) doğumun başlatılamaması söz konusu olabilir.

Gebelik yaşı son adet tarihine ve bebeğin ölçümlerine göre hesap edilir. Ancak kadınların son adet tarihlerinden itibaren yaklaşık iki hafta sonra yumurtlamaları nedeniyle bebeğin gebelik yaşı hesaplarına kıyasla iki hafta daha küçük olması söz konusu olabilir. Bu nedenle henüz 42 haftanızı doldurmadıysanız (ilk kez doğumb yapan anne adaylarının hesaplanan olası doğum tarihlerinden 10 gün geç doğum yaptıklarına dair bulgular mevcuttur), bebeğinizde bir sorun olduğuna ya da amniyotik sıvı miktarının olması gereken düzeyde olmadığına dair bulgular mevcut olmadığı sürece, suni sancı konusunda ihtiyatlı davranmanızda yarar vardır.

5- Epidural riskli olabilir

Epiduraller yaygın kullanılan ağrı kesici yöntemlerdir ve bu sayede pek çok anne adayı doğumu stresli ve sancılı bir deneyim yerine rahat ve tadı çıkarılan bir deneyim olarak yaşamaktadır.

Epiduraller çoğunlukla işe yarar ancak nadiren vücudun tek tarafında etkili olması ve vücudun diğer tarafında sancıların hissedilmesi söz konusu olabilmektedir. Ayrıca anestezik maddenin yanlışlıkla kana enjekte edilmesi söz konusu olabilmektedir (çoğunlukla doğumun çok ileri aşamalarında ve anne adayının epidural uygulanırken hareketsiz durmakta zorlanması halinde meydana gelmektedir). Bu durum ise daha sonra şiddetli baş ağrılarına yol açabilmektedir.
Epiduralin doğumu neredeyse hiç ağrısız yapma ve doğumun yavaş ilerlemesi durumunda dinlenme olanağı vermek açısından net bir yararı olduğunu unutmayın. Ancak uzun süre hastane yatağında uzanmak da doğum sürecini fazlasıyla yavaşlatarak kasılmaların yeniden başlayabilmesi için ilave ilaçların verilmesini gerektirebilir. Ayrıca bu durum ıkınma sırasında hissetme yeteneğinizi etkileyerek yardımlı doğum ya da sezaryen olasılığını artırabilir.

6- Epizyotomi (doğum kesisi) yapıldığını hissetmezsiniz

Epizyotomi (bebeğin çıkışını kolaylaştırmak amacıyla vajina girişinde kesi yapılması) çoğu kadını korkutur. Ancak bu uygulama sadece mutlaka gerekli olması halinde yapılır ve epidural almamış olsanız dahi, lokal anestezi altında ya da kasılmanın tepe noktasında gerçekleştirileceğinden, kesi yapıldığını hissetmezsiniz.
(kesinlikle doğru Clap normal d. yapanlar genelde bu kesi den korkarak gidebilirler doğuma şahsen bende böyleydim ama sinek ısırığı gibi bişey hissediyorsunuz o an LOL)
7- Ayakta ve hareketli olmak daha iyidir!

Doğumla ilgili filmlerin çoğunda doğum yapmak için sırt üstü uzanmak gerektiği fikri oluşturulur. Oysa gerçekte doğum ve bebekle ilgili herhangi bir sorun bulunmadığı sürece bunun tam tersi daha iyidir. Ayakta ve hareketli olmak yer çekiminin kasılmalarınızı destekleyerek bebeğin doğum kanalına girmesinin kolaylaştırması anlamına gelir. Yürümek, kalçaları sallamak ve nefese yoğunlaşmak sancıları hafifletme konusunda gerçekten yardımcı olur. Dolayısıyla bu şekilde sancılarla kendi başınıza gayet iyi bir şekilde baş edebildiğinizi görmenizi sağlayabileceğinden, epidural uygulanmasını istemeden önce bunu deneyebilirsiniz.

8- Doğum sonrasında yoğun kanamanız olacak

Doğum sonrasında, sezaryen doğum yapmış olsanız dahi, yoğun kanama ve büyük pıhtıların gelmesine hazırlıklı olmalısınız. Özellikle doğumdan sonraki ilk 24 saat içerisinde sık sık ped değiştirme ihtiyacı duyabilir ve her ayağa kalktığınızda boşalma şeklinde kanama hissedebilirsiniz. Bu kanama gayet normaldir ve plasentanın rahim duvarına tutunduğu yerden kaynaklanmaktadır. Doğumdan üç ile dört hafta sonra kanama kahverengimsi bir akıntıya dönüşerek hafifler. Kanamanın hafiflemesi ve ardından yeniden yoğunlaşması ya da parlak kırmızı bir renk alması rahminizde halen plasenta parçası kalmış olabileceğine işaret edebileceğinden derhal doktorunuza başvurun. Ayrıca bu süre boyunca, tampon kullanımı rahminize ve plasenta alanındaki yara yeri kanalıyla kan akımınıza hava girmesine neden olarak tehlikeli sonuçlara yol açabileceğinden ped kullanmayı tercih etmelisiniz.

9- Sezaryen kolay yol değildir

Sezaryen vücuda erişmek için cilt, kas ve yağ dokusunun kesilmesini gerektiren bir büyük operasyondur. İyileşme süreci ağrılı olabilir ve bebeğiniz ile mevcut diğer çocuklarınıza bakmanızı ve emzirmenizi zorlaştırabilir. Vajinal olarak doğurma seçeneğine sahip olduğunuz sürece, bunun sizin için en iyi ve en güvenli yol olduğu gerçeğini aklınızdan çıkarmamalısınız.


10- Emzirmek başlangıçta acı verebilir

Emzirmek hem siz, hem de bebeğiniz için en iyisidir ve hazır mamaya başlamadan önce bebeğinizi emzirmek için elinizden gelen her şeyi yapmalısınız. Anne sütü bebeğe yaşama en iyi şekilde başlangıç yapma olanağını verir. Ancak tüm bunlar özellikle bebeğin memeyi iyi kavramaması durumunda emzirme sırasında canınızın yanabileceği gerçeğini değiştirmez.
Bu açıdan anahtar unsur bebeği ve kendinizi doğru pozisyonda tutabilmek için gerekli tüm bilgi ve tavsiyeleri almanızdır.

Ne yazık ki pek çok anneyi emzirmekten caydıran sorunların çoğunun aslında kolaylıkla çözümlenmesi mümkündür. İlk birkaç gün sabırlı olur ve emzirme tekniğini öğrenmek için kendinize şans verirseniz, ilerleyen günlerde hem bebeğinizin bakımı sizin için çok daha kolay olur, hem de onu anne sütünün artık sayılmakla bitmeyen faydalarından mahrum bırakmamış olursunuz.
Sen oL.. Hep oL..
BenimLe oL..Bende oL..
...OĞLUŞUM ツ
Basa don
BÖCEGİMM Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 23-Nisan-2008
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 3299
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti BÖCEGİMM Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 23-Mart-2009 Saat 04:17
Hamile olduğunuzu açıkladığınız andan itibaren bulantı, baş dönmesi, aşerme gibi konularda pek çok hikâye ve tavsiye dinlersiniz.

Ancak en korkunç hamilelik ve doğum hikâyelerini ayrıntıları ile anlatan kişiler bile hamileliğin bazı etkilerinden neredeyse hiç söz etmezler. İşte hamileliğin utandıran yönleri...

1. Aşırı gaz

Hamileliğin utandıran yan etkilerinden en başta geleni aşırı gaz durumudur. Bu sorunun nedeni bir hamilelik hormonu olan progesterounun midedeki hareketliliği azaltması ve bunun da gaz birikmesine yol açmasıdır. Doğal olarak anne adayı da biriken gazı geğirerek ya da gaz çıkararak boşaltır. Malesef bu geğirme ya da gaz çıkarmalar ummadığınız anda ve ummadığınız derecede gürültülü olabilir!

Ne yapmalısınız?

Beslenmenize dikkat edin. Fasulye ve brokoli gibi gaz yapan yiyecekler ve karbonatlı içeceklerden uzak durmanız büyük fayda sağlayabilir. Aynı şekilde sık aralıklarla azar azar yemek de yararlı olur. Gaz sorununa yönelik ilaç ya da bitkisel ürünler ise hem fazla bir yarar sağlamaz, hem de hamilelik sırasında gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak gerekir. Buna karşın şiddetli mide yanmaları yaşamanız durumunda doktorunuzun da tavsiyesi ile ilaç kullanabilirsiniz.

2. Ani kusmalar

Hamileliğin ilk aylarında, nedeniyle yaşananlara dair sayısız öykü anlatılır. Ancak çoğu kadın büyük bir hızla hafif bir bulantı aşamasından tüm yediklerini çıkarma aşamasına geçebileceğini düşünmez.

Ne yapmalısınız?

Bulantı hamilelikte oldukça sık görülen bir durum olsa da, kusma boyutuna varmasını önlemek için yapabileceğiniz bazı şeyler var... Uzmanlar ilk iş olarak prenatal vitamini alma zamanının değiştirilmesini tavsiye ediyorlar. Vitaminin gece ve mutlaka yiyecekle birlikte alınması bulantıları azalmasına yardımcı oluyor. Vitamini bu şekilde almanız da ise yaramazsa, doktorunuza danışarak demir içeriği düşük bir ilaca geçebilirsiniz. Demir prenatal vitamin içerisinde bulantıya yol açan maddelerden biridir.
Ayrıca limon veya zencefil aromalı şeker veya kırılmış buz emmek de bulantıyı azaltabilir.

3. İdrar kaçırma

İdrar kaçırma hamilelikte oldukça sık görülen bir durumdur. Sorunun nedeni büyüyen uterusun mesaneye baskı yapması nedeniyle az miktarda idrarı tutmanın bile çok güçleşebilmesidir. Güç içerisinde hızla tuvalete erişemeyeceğiniz yerlere giderken sıvı alımını azaltmanız geçici olarak size yardımcı olsa da, bu durumda akşam sıvı alımını artırmanız gerekir. Bu da gece boyunca sık sık tuvalete gitmenize yol açacağı gibi, yatağı ıslatmanıza da neden olabilir!

Ne yapmalısınız?

İdrar kontrolünü artırmaya yarayan kasları güçlendiren Kegel egzersizlerini yapmak için hamile kalmayı beklemeyin, hemen bu egzersizi yapmaya başlayın. Halihazırda hamileyseniz, egzersizi yapmaya devam ederken, ani idrar kaçırmalarına karşı tedbir olarak bir ped kullanabilirsiniz.

4. Vajinal kokular

Hamilelikte vajinal akıntı, kaşıntı ve koku artar. Bunun nedeni de hamilelik nedeniyle vücut sıvıları ve kan hacmindeki artıştır. Bu artış vajinal bölgede de şişkinliğe neden olabilir ve bu doğal bir durumdur.

Ne yapmalısınız?

Günlük ped kullanmak ve pedi sık sık değiştirmek koku, kaşıntı ve genel rahatsızlık hissini önemli ölçüde azaltacaktır. Öte yandan hamileliğin koku alma duyusunu keskinleştirdiğinden, siz şiddetli kokular alırken, başkalarının hiçbir koku duymaması sizi şaşırtmasın.

Vajinanın şişkinlikle birlikte, parlak kırmızı veya mavi/mor bir renk alması durumunda vulvada varis gelişmiş olabilir. Bu durumda mümkün olduğunca ayaklarınızı yükseğe kaldırarak uzanmalısınız. Aynı zamanda doktorunuzla da görüşerek esnek bir göbek altı destek korsesi kullanabilirsiniz.

5. Aşırı unutkanlık

Müşterinizi aramak için telefonu kaldırdınız ve kimi arayacağınızı unuttunuz. Birşey almak için markete girdiniz ve ne alacağınızı unuttunuz... Bunlar anne adaylarının büyük çoğunlukla hamileliğin ikinci üç ayında yaşadıkları unutkanlık sorununun tipik örnekleridir. Hamilelik sırasında yaşanan unutkanlığı hormonlara bağlayanlar olmakla birlikte, anne adayının aşırı yoğun temposunun da buna katkısı olabiliyor.

Ne yapmalısınız?

Hamileliğin getirdiği zorlukları yaşarken, bir yandan da normal sorumluluklarınızın tamamını yürütmeye çalışmanız ve aynı zamanda da bebeğiniz, kendiniz, geleceğiniz ve belki de bebek odasının boya rengi gibi konulardaki kaygılarınız karşısında unutkanlık yaşamanız gayet normal.

Bu unutkanlık bazen sizi utandıracak şeyler yaşamanıza neden olsa da, aynı anda bu kadar çok şeyi birden yapamayacağınız gerçeğini kabul etmeniz hem sizi rahatlatacak; hem de stresinizin azalması hafızanızın da güçlenmesine yardımcı olacaktır.

6. Saldırganlık

Hamilelik hormonları en ürkek kadını bile inatçı bir savaşçıya dönüştürebilir! Eskiden üzerinde durmayacağınız bir konu için uzun tartışmalara girebilir, tartışmada galip gelmek için büyük bir hırs duyabilirsiniz. Ancak bu hormonlar sadece öfke ve saldırganlık duygularını artırmakla kalmaz aynı zamanda melankoliye de yol açabilir. Bu da anne adaylarının en basit duygusal konularda bile derin bir çöküntü hissetmelerine neden olabilir.

Ne yapmalısınız?

Öfke, saldırganlık ve melankoli gibi duyguların geçici olarak yaşanması normaldir. Ancak bu duyguların kalıcılık göstermesi ve kendinizi sürekli gergin, üzgün ya da öfkeli hissetmeniz durumunda mutlaka doktorunuzla görüşmeniz gerekir. Hamilelikte ruh durumunda geçici değişimler olağan karşılansa da, hamilelik başta depresyon olmak üzere bazı ruhsal sorunları tetikleyebilir ve böyle durumlarda mutlaka uzman yardımı alınması gerekir.
Sen oL.. Hep oL..
BenimLe oL..Bende oL..
...OĞLUŞUM ツ
Basa don
ERSU Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 04-Ocak-2009
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 796
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ERSU Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 16-Mart-2009 Saat 05:08
besin öğeleri        neden gerekir                   kaynakları
1-protein            hücre yenilemesi                yağsız et,balık,tavuk,yumurta,kuru
                        kan yapımı                         baklagiller,yer fıstığı
-------------------------------------------------------------------------------------------
2-karbonhitrat     günlük enerji deposu          tam tahıl ekmek,mısır gevreği,
                                                               prinç,makarna,sebze-meyve
------------------------------------------------------------------------------------------
3-kalsiyum          sağlıklı kemik   ,diş sağlığı      süt,peynir, yogurt,kılçıklı
                        kas kasılması,sinir sistemi       somon balığı,ıspanak
                        fonksiyonları
-----------------------------------------------------------------------------------------
4-demir             kırmıız kan hücrelerinin         yağsız kırmızı et,ıspanak, 
                       üretimi(anemiyi önlemek       mısır gevrekleri
                       için)
------------------------------------------------------------------------------------------
5-a vitamini       cilt ve kemik sağlığı               havuç,koyu yapraklı sebzeler
                      iyi görüş kabileyeti                tatlı patates
------------------------------------------------------------------------------------------
6- c vitamini      diş eti,diş ve kemik              turunçgller,brokoli,
                      sağlığı,demir emilim               domates,zenginleşdirilmiş
                      mekanizması işleyişi               meyva suları
------------------------------------------------------------------------------------------
7- b6 vitamini    kırmızı kan hücrelerinin          tam tahıl ekmekler,muz
                      üretimi,protein,yağ
                      ve karbonhitratların etkin
                      kullanımı
-------------------------------------------------------------------------------------------
8- b12 vitamini  kırmızı kan hücrelerinin          kırmızı et,balık,tavuk
                      üretimi,sinir sistemi               süt
                      fonksiyonları                       
------------------------------------------------------------------------------------------
9- d vitamini     kemik ve diş sağlığı               süt ve süt ürünleri
                     kalsiyum emiliminin                 tam tahıl ekmek
                     etkinliği                               mısır gevrekleri
------------------------------------------------------------------------------------------
10- folik asit    kan ve protein yapımı            yeşil yapraklı sebzeler
                    enzimatik sistemlerde             koyu sarı meyva ve sebzeler
                    etkinliğin artması                    kuru baklagiller,yağlı tohumlar
-------------------------------------------------------------------------------------------
11-yag           vucudun enerji deposu           kırmıız et, tam yağlı süt,
                                                              yağlı tohumlar,tereyag, margarin
                                                              sıvı yağ
----------------------------------------------------------------------------------------------
 
 
arkadaşlar ne ne işe yarıyo  ben dergide gördüm ve sizinle paylaşmak istedim. herşey gıda alıp dengeli beslenmek hamilelr için son derece önemli. bebişlerinize ve size saglıklı günler diliyorum.
Melek Nazım,dünya güzeli ,mis koklu,boncuk gözlü kızım (22 eylül2009)
Yakışıklı delikanlım ,Mert Yılmazım 14 OCAK 2011 SAAT 10:35
Maşallah kuzularıma,Çok şükür yaradan Allahıma(C.C)
Basa don
frida Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 02-Mart-2008
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 1596
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti frida Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 03-Mart-2009 Saat 12:07

Günde Bir Kez Nefes Egzersizi Yaparak Rahat Bir Hamilelik Dönemi Geçirin

 

Gebelik sırasında nefes darlığı en sık rastlanan şikayetlerden birisidir. Bu dönemde aylar geçtikçe rahmin büyümesine bağlı olarak karın ve göğüs boşluklarını ayıran diyafram kası yukarıya doğru itilir ve göğüs boşluğu sıkışır. Bu nedenle sık sık nefes darlığı problemi yaşayan, yürüdükçe hatta oturduğu yerde nefes nefese kalan pek çok anne adayına rastlamak mümkündür. Gebelikte nefes egzersizlerinin önemi tam bu noktada kendini göstermektedir. Memorial Hastanesi Pulmoner Rehabilitasyon Bölümü’nden Solunum Fizyoterapisti Dr. Seniha Avcıl Uğurlu, “ Gebelik döneminde yapılan nefes egzersizlerinin faydaları” hakkında bilgi verdi.

 

Anne Adayları Gevşemeyi Öğreniyor


Solunum egzersizleri doğumun ikinci döneminde ağrılar esnasında anne adayının nefesini kontrollü kullanarak, etkili bir biçimde ıkınmasını sağlar. Gevşeme egzersizleri; doğumun ağrısız döneminde, anne adayına nasıl gevşeyeceğini öğreterek bebeğin doğumu için gerekli enerji birikimini sağlar ve gücünü yararlı olarak kullanmasına yardımcı olur.

Nefes Egzersizleri Duruş Bozukluklarını Giderip Sırt Ağrılarını Azaltıyor


Gebelikte; uterusun büyümesi ve vücut ağırlığının artmasına bağlı olarak vücudun duruşu değişir. Vücut duruşundaki değişiklik bel, sırt ağrılarına neden olur. Bu nedenle;

- Gebelikte ortaya çıkan duruş bozukluklarını gidermek,
- Sırt ağrılarını azaltmak,
- Doğum sırasında gerekli soluma ve gevşemeyi öğretmek,
- Karın ve perine kaslarının elastikiyet ve kuvvetini artırmak,
- Anne adayını ruhsal olarak doğuma hazırlamak,

- Anne adayının bilinçli olarak doğuma yardımını sağlamak ve doğumu kolaylaştırmak amacıyla, gebelikte egzersiz yapılmalıdır.



Hamileliğin 3. Ayından İtibaren Egzersize Başlanmalıdır

 

İlk üç aydan sonra egzersiz programına başlanmalıdır. Uygulama günde bir kez 5’er

tekrar şeklinde olmalı ve doğuma kadar devam edilmelidir.

 

 Mutlaka Uzman Solunum Fizyoterapistinden Yardım Alın

 

Her kadın psikolojik ve fiziksel açıdan farklıdır. Bu nedenle her gebe bir fizyoterapist tarafından değerlendirilmeli ve egzersiz programı planlanmalıdır.

Doğum Öncesi Yapılan Egzersizler:

 

Solunum Egzersizleri
a) Derin karın solunumu
b) Derin göğüs solunumu
c) Gırtlak solunumu


Gevşeme egzersizleri
Sırt ve bel ağrılarını azaltmak amacı ile yapılan egzersizler.

Kegel egzersizleri; idrar kesesi, rahim ve kalın bağırsağın son bölümünü destekleyen kas grubunu çalıştıran egzersizlerdir. Pelvik taban kasları dediğimiz bu kas grubunuz yeteri kadar kuvvetli değilse doğum sonrasında ve bazen gebelik sırasında öksürmekle, hapşırmakla oluşabilen idrar kaçakları olabilmektedir. Kegel egzersizleri pelvik taban kaslarını hissettikten sonra her yerde yapabilecek egzersizlerdir.

Yürürken Düşme Riski Dahi Azalıyor

 

- Hamilelikte oluşabilecek bel ağrısı, kabızlık, bacaklarda şişlik (lenfatik ve venöz dolaşımı artırarak) problemlerini en aza indirir,
- Hamilelikte gelişebilecek şeker hastalığından ( gestasyonel diyabet) korur veya tedavi eder,
- Hamilenin duruşunu geliştirir,
- Moral olarak hamileyi anneliğe hazırlar, doğum korkusunu azaltır,
- Gerginliği azaltır,
- Kas gücünü, elastikiyetini ve dayanıklılığı artırır,
- Enerjiyi artırır,
- Dengeyi koruyarak düşme riskini azaltır

Doğum Sancıları da En Aza İndirgeniyor


Solunum egzersizleri ve gevşeme teknikleri özellikle doğum süreci başladığında annenin sakin kalarak kendisinin ve bebeğinin strese girmeden süreci tamamlamasına yardımcı olur. Doğum sancılarının gelmeye başladığı birinci dönemde gevşeme teknikleri ile anne enerjisini aktif doğum sürecine saklar. Yine ilk dönemde solunum teknikleri ile anne ağrıyı daha az hisseder. Bu egzersizlerin hamilelik süresince öğrenilmesi daha rahat bir doğum geçirilmesine yardımcı olacaktır

 


KIZIMMMM,
İÇİMİN GÜLEN YÜZÜ
YAŞAM SEVİNCİM
EN GÜZEL HEDİYEMSİN
19/08/09 09:25
TOMURCUĞUM HOŞGELDİN :)
Basa don
ESENN Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 13-Subat-2008
Konum: Almanya
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 2749
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti ESENN Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 03-Mart-2009 Saat 11:42

Modern toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de evcil havyan besleme alışkanlığı giderek yaygınlık kazanmakta. Pek çok insan evinde kedi, köpek, kuş gibi hayvanlarla beraber yaşamakta. Bu durum evdeki bireylerin sağlığı açısından herhangi bir kaygı yaratmamakla birlikte bireylerden bir hamile kaldığında ya da hamile kalmayı planladığında bu sevimli dostlarımız kadının ve bebeğin sağlığı açısından ciddi endişelere neden olabilmekte.

Evde beslediğiniz evcil hayvanınız eğer düzenli veteriner kontrolünden geçiyorsa, belirli hastalıklara karşı düzenli olarak ilaçlarını alıyor ve aşılanıyorsa sizin ve bebeğiniz için tehlike oluşturması uzak bir olasılıktır. Ancak tehlikeyi en aza indirmek yine sizin elinizdedir. Alacağınız bazı basit önlemler sizi ve bebeğinizi koruyacaktır.

Kedi: Eğer evinizde bir kedi besliyorsanız bu minik dostunuzun sizin için yaratacağı en büyük risk toksoplazmozis adı verilen hastalıktır. Bir parazit enfeksiyonu olan toksoplazmozis düşüklere neden olabileceği gibi bebeğin beyninde de bazı hasarlara yol açabilir. Kediler toksoplazmozis için taşıyıcı vektör görevi görürler. Kendileri hasta olmadan parazitin kendi vücutlarında üremesini sağlarlar. Üreyen parazitler kedinin dışkısı ile atılır ve bu dışkı ile temas eden insanlara bulaşır. Genelde ticari mamalar ile beslenen ve dışarısı ile temas etmeyen kedilerde toksoplazmosiz olmaz. Ancak kediniz bu paraziti çiğ et, ya da çiğ süt yoluyla da alabilir.
Toksoplazmosis parazitini bulaştıran tek etken kediler değildir. Çiğ et ya da uygun şekilde yıkanmamış çiğ sebze ve meyveler özellikle salata yoluyla da toksoplazmosize yakalana bilisiniz. Kedi tırmalaması da çoğu zaman sorun yaratmamakla birlikte cildin bütünlüğü bozulduğundan enfeksiyonlara karşı duyarlı hale gelir. Kedi tırmaladığında mutlaka zaman kaybetmeden tırmalanan yer sabun ile yıkanmalıdır.

Eğer hamileyseniz ve evde bir kediniz varsa aşılarının mutlaka tamam olmasına dikkat edin. Kedinizin dışkısını yaptığı kumu günde 2 defa değiştirin ve değiştiriken mutlaka eldiven kullanın. Kedinizin kumunu değiştirdikten sonra mutlaka ellerinizi yıkayın. İdeal olan kedinizin kumunu sizin değil başka bir bireyin değiştirmesidir.

Köpek: Köpeklerden insana gelebilecek en büyük risk kuduzdur. Sadece hamileler değil tüm bireyler bu ölümcül hastalığa karşı önlem almalı tanımadıkları köpekler ile temas etmekten kaçınmalıdır. Ayrıca köpeklerden insanlara kist hidatik ve diğer bazı parazit enfeksiyonları bulaşabilir. Hamilelik bu durumlar açısından fazladan bir risk oluşturmaz. Ortaya çıkan bu enfeksiyonlar da bebeğiniz açısından ciddi bir risk artışına neden olmaz.

Kuşlar: Kuşlar evlerde beslenmek üzere en fazla tercih edilen hayvanlardır. Teorik olarak kuşlardan insanlara bazı hastalıkların bulaşması mümkün olmakla birlikte pratikte pek rastlanılan bir durum değildir. Kuşlardan insanlara en fazla bulaşma olasılığı olan hastalık Psittakozis'tir.Hemen hemen her kuş türü klamidya psittaci adı verilen bir mikroorganizmanın neden olduğu bu hastalığın taşıyıcısı olabilmekle birlikte en sık papağanlardan bulaşır. Bugüne kadar hamilelikte görülen psittakozis enfeksiyonu sayısı son derece azdır. Genelde grip benzeri bulgular verir. Son dönemlerde hasta ya da ölü bir kuşla temas öyküsü olan bir hastada zaatürre bulguları saptandığında psittakozisten şüphelenilmelidir. Psittakozisin gebelikteki etkileri konusunda elde yeterli veri yoktur ancak kafesin temizlenmesi sırasında eldiven kullanılması, ve temizlik sonrası ellerin mutlaka yıkanması yeterlidir. Hamilelik evinizdeki kuşu başka bir yere göndermenizi gerektirmez.

!NE MUTLU TÜRK'ÜM DIYENE!

Basa don
Whisper Drop Down Menu
Devamli Üye
Devamli Üye
Avatar

Kayit tarihi: 31-Ekim-2008
Konum: Tekirdağ
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 159
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Whisper Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 02-Mart-2009 Saat 17:20
Selam kızlar.. eminim hepiniz dergiler, gazeteler yada kitaplar alıp okuyorsunuz.. dün aldığım bi dergide hamilelik depresyonu diye bişeyin varlığını öğrendim.. gebelik konusunda içinizdeki en tecrübesiz ve en bilgisiz şahıs olarak bana ilginç geldi ve benim gibi bebişi süpriz yapıp, daha bilgisizken gelen varsa faydalanır diye yazmak istedim..

BELİRTİLER
*Aşırı yorgunluk, iç sıkıntısı, keyifsizlik.
*Aşırı çöküklük ve mutsuzluk.
*Sürekli ağlama hali ve duygusu.
*Herşeye alınganlık gösterme.
*Hiçbirşey yapmak istememe.
*Önceden zevk aldığı şeylere karşı ilgisizlik.
*Dikkat dağınıklığı, birşeye odaklanamama.
*Karamsarlık, umutsuzluk.
*Öfke ve sinirlilik hali.

Yukarıdaki bahsettiğimiz halleri hissediyorsanız, öncelikle aklınıza gelen hamilelik depresyonu olmalıdır. Özellikle daha önceden bu tip bir sorun yaşamışsanız, hamileliğiniz bu sorununuzun tekrar etmesine yol açabilir.
Hormonal faliyetler bazı kadınları ciddi olarak etkileyebilir ve bu anne adayının psikolojik durumunu çok yakından ilgilendirir. insan psikolojisi de doğrudan hormonlardan etkilenir. Bu tip belirtilerve sıkıntılarınız varsa, mutlaka dikkatle takip etmelisiniz.

demiş dergide.. umarım işinize yarayan bi bilgidir.. benim fazlaca işime yaradı..      
Basa don
gülbin Drop Down Menu
Moderatör
Moderatör
Avatar

Kayit tarihi: 27-Mart-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 22062
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti gülbin Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 27-Subat-2009 Saat 08:36
Krom alımı hamilelerde kan şekerini düzenliyor

Hamileliğiniz boyunca kan şekeri ve lipid düzeylerinizin normal seviyelerini korumaları için ve gelişen bebeğinizin protein sentezi için krom alımı çok önemli. VKV Amerikan Hastanesi Kadın Sağlığı Ünitesi uzmanlarından Dr. Senai AKSOY hamilelikte krom alımı ile ilgili en önemli soruları yanıtladı.

Vücudumuzun ihtiyaç duyduğu minerallerden biri olan krom, doğada 3 değişik formda bulunuyor. Bunlardan en önemlisi trivalan krom (chromium III) formunda olan ve besinlerle alınan, biyolojik olarak aktif olan ana krom formudur. Ortalama bir insanın vücudunda 0.4 - 6 mg krom bulunuyor. Krom düzeyi toplumlar arasında büyük farklılıklar gösteriyor. Genel olarak krom alımının yüksek olduğu toplumlarda diyabet ve kalp hastalıklarının daha az görülüyor.

Krom ne işe yarar?

Krom normal şeker metabolizması için gerekli. Glikoz tolerans faktörü olarak bilinen ve insülin ile birlikte hareket ederek glikozun hücre içine girmesini sağlayan bir maddenin yapısında bulunuyor. Optimal düzeyde krom varlığı vücudun gerek duyduğu insülin miktarında azalmayı sağlıyor. Krom büyük olasılıkla bu etkisini insülin resptörlerinin sayısını arttırarak sağlıyor. Kromun bir diğer etkisi de yağ metabolizması üzerinde. Yeterli düzeyde krom alımı sağlık kolesterol düzeyleri için gerekli.

Besinler ile aldığınız kromun sadece %2 - 10'u bağırsaklardan emilerek vücut tarafından kullanılabiliyor. Yani krom emilimi oldukça zayıftır. organik krom inorganik formundan çok daha kolay emiliyor. Emilen krom kanda proteinlere bağlanarak taşınıyor. Bu proteinlerden en önemlisi transferrindir. Demir eksikliği durumunda krom emilimi artıyor

Krom eksikliğinde neler oluyor?

Krom eksikliğinde şu bulgular görülebiliyor:

    * Kan yağ ve kolesterol oranlarında artış
    * Glikoz tolerans bozukluğuna bağlı diyabet benzeri yakınmalar
    * Halsizlik
    * Yorgunluk
    * Depresyon
    * Sık susama
    * Sık acıkma
    * Kilo kaybı
    * Konfüzyon
    * Sık idrara çıkma

Rafine ve işlenmiş gıda ağırlıklı beslenme tarzı, alkolizm ve gebelik gibi durumlarda krom eksikliği görülebiliyor. Enfeksiyon ve fiziksel travma durumlarında vücudun gereksinim duyduğu krom miktarı artıyor. Düzenli ve ağır egzersiz yapanlarda idrarla krom atılımı artacağından eğer alım kısıtlı ise eksiklik görülebiliyor.

Hamilelikte krom gerekli mi?

Hamilelik krom ihtiyacının artış gösterdiği bir dönemdir. Hamilelikte günlük krom gereksinimi 200 mikrograma kadar çıkabiliyor. Araştırmalar hamile kadınların günlük krom gereksinimlerinin sadece %50'sini besinler yolu ile aldıklarını gösteriyor. Bu nedenle hamilelikte krom takviyesi gerekli.

Hamilelikte krom hem sizin kan şeker ve lipid düzeylerinizi ayarlar hem de gelişmekte olan bebeğinizin protein sentezi için gereklidir. Ancak diyabetik kadınlarda dikkatli kullanılmalı. Kromun aynı zamanda gebeliğe bağlı diyabeti önlemede de etkili olabileceği ileri sürülüyor. Benzer şekilde bebekte glikoz intoleransı gelişmesini de engelleyebiliyor. Bebek gebeliğin 34. haftasından itibaren vücudunda krom depolamaya başlıyor. m

Hangi besinde ne kadar krom var?

Madde Miktar Krom (mcg)*

Brokoli 100 gram 11.0

Taze fasulye 100 gram 1.1

Patates 100 gram 2.7

Üzüm suyu 1 bardak 7.5

Portakal suyu 1 bardak 2.2

Biftek 90gram 2.0

Hindi (göğüs) 90 Gram 1.7

Elma 1 orta boy 1.4

Muz 1 orta boy 1.0

* Mikrogram


Duzenleyen mystical - 27-Subat-2009 Saat 14:23
aşkım + oğlum = ben

22 hazıran 2007 15:15
Basa don
gülbin Drop Down Menu
Moderatör
Moderatör
Avatar

Kayit tarihi: 27-Mart-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 22062
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti gülbin Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 27-Subat-2009 Saat 01:12
 

Sigara bebekte zayıf doğum nedeni!

Selçuk Üniversitesi’nde (SÜ) yapılan bir araştırmada, hamilelik döneminde sigara içen annelerin bebeklerinin yüzde 23’ünün, normalden daha zayıf olarak dünyaya geldiği ortaya çıktı.

Prof. Dr. Selma Çivi, “araştırmamızda hamilelikte içilen sigaranın, her çocuktan ortalama 130 gram aldığını tespit ettik” dedi.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Selma Çivi, insan vücuduna birçok zararı olduğu bilinen sigaranın, erkeklerin yanı sıra hamile kadınlar ve anne karnındaki bebekleri için de büyük zararları olabileceğini söyledi. Sigaranın, hamile kadınların çocukları üzerinde ne derece etki yaptığını ortaya çıkarmak için bir araştırma yaptıklarını ifade eden Çivi, söz konusu araştırmanın, SÜ Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Kliniği’ne gelen 600 hamile kadın ve bebekleri üzerinde gerçekleştirildiğini söyledi. Araştırmada, gönüllü hamile kadınlara sigara alışkanlıkları, sigara içme sıklıkları gibi konularda toplam 64 soru yönelttiklerini vurgulayan Çivi, şunları kaydetti:



“Doğumdan sonra, mülakat sonuçlarıyla, yeni doğan bebeklerin fiziksel özellikleri ve sağlık durumlarına ilişkin veriler karşılaştırıldı. Yaklaşık 6 ay süren çalışma sonrasında, hamile kadınların yüzde 7.3’ünün gebeliğin herhangi bir döneminde, yüzde 2.5’inin de gebelik süresince devamlı sigara içtiğini tespit ettik. Buyüzde 2.5 sigara içen grubun yüzde 81.8’inin de kocalarının, hamilelikdöneminde eşinin bulunduğu kapalı ortamda sigara içtiği ortaya çıktı. Buradan da görüleceği gibi hamile kadınlarda sigara içme oranları küçümsenmeyecek kadar yüksek. Ancak aynı araştırmamızda gebelikte bu sigara içme oranının eğitimle bir ilgisi olmadığını gördük.”

Çivi, anket uyguladıkları hastalardan aldıkları sonuçları yeni doğan çocuklarının tahlil ve test sonuçlarıyla karşılaştırdıklarını belirterek, bu karşılaştırma sonunda, sigaranın genel olarak insan sağlığına ve özellikle anne karnındaki çocuğa zararı açısından çok çarpıcı sonuçlara ulaştıklarını kaydetti.

SİGARA İÇEN ANNENİN ÇOCUĞU ZAYIF
Araştırma sonucunda hamilelik döneminde devamlı sigara içen yüzde 2.5 oranındaki kadınların çocuklarının, sigara içmeyen annelerin çocuklarına göre daha zayıf olarak dünyaya geldiğini belirlediklerini anlatan Çivi, şöyle devam etti:

“Devamlı sigara içen annelerin yüzde 4.5’inin çocuklarının ölü doğduğunu, içmeyenlerin ise 2.7’sinin ölü doğduğunu tespit ettik. Bu sigaranın anne karnındaki çocuğa zararının açık bir kanıtıdır. Yine, hamilelik boyunca sigara içen annelerin yüzde 23’ünün çocuklarının, normal olarak kabul edilen 2.5 kilogramın altında doğduğunu belirledik. Sigara içen kadınların çocukları ortalama 2.899 kilogram, içmeyenlerin çocukları ise ortalama 3.029 kilogram doğdu. Yani araştırmamızda hamilelikte içilen sigaranın her çocuktan ortalama 130 gram aldığını tespit ettik. Bu sonuçlar, sigaranın daha anne karnındaki çocuk üzerindeki zararının en açık ve çarpıcı bir göstergesidir.”

alıntı 
aşkım + oğlum = ben

22 hazıran 2007 15:15
Basa don
 Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  123 16>
  Konuyu Paylas   

Foruma Atla Forum Izinleri Drop Down Menu

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.17
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.



GebelikveAnnelik.net uyelerimizin yapmis olduklari paylasimda ucuncu kisilerin telif hakki sahibi bulundugu her turlu paylasim (yazi, resim vb) materyallerinin kullanilmasi durumunda dogacak hukuki ve cezai sorumluluk paylasimi yapan uyeye ait olacaktir. Sozkonusu haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.net'in hicbir hukuki sorumlulugu bulunmamakta olup haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.net'in ucuncu kisilere odemek zorunda kalabilecegi her turlu tazminat ve idari/adli para cezalari GebelikveAnnelik.net kullanicilarina rucu edilecektir. Forumumuza uyelerimiz tarafindan eklenen tum paylasimin ticari kaydi gudulen, telif hakki ihlaline neden olabilecek materyaller olup olmadiklari en ust duzeyde incelenmektedir. Ancak her yazinin veya resim dosyasinin orijinal kaynagi tespit edilemediginden, bu iceriklerle ilgili gerekli duzenlemeleri bize ulasmaniz durumunda derhal gerceklestirebiliriz.

Gizlilik Sözleşmesi - Facebook - Twitter - Instagram - Pinterest - Google +