SSS SSS  Forumda Ara   Uye Ol Uye Ol  Giris Giris


Gebelik (Hamilelik) Faydali Yazilar

 Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  123 16>
Yazar
  Baslik Ara Baslik Ara  Topic Options Topic Options
mystical Drop Down Menu
Yönetici
Yönetici
Avatar

Kayit tarihi: 15-Subat-2007
Konum: -- Yurtdışı --
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 8529
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti mystical Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Baslik: Gebelik (Hamilelik) Faydali Yazilar
    Gonderildi: 19-Subat-2007 Saat 13:34
Gebelik, hamilelik, gebelik belirtileri, hafta hafta gebelik, gebelik donemi, ay ay gebelik, gebelik bilgiler, hamilelik belirtileri, gebelik ve bebek, gebelik ve annelik, gebelik faydali yazilar.

Konya Dr. Faruk Sükan Doğum ve Çocuk Hastanesi Kadın Doğum Uzmanı Operatör Dr. Sema Soysal, anneliğin kadına güç verdiğini, anne olan kadının özgüveninin arttığını söyledi.

Soysal, özlem duyarak çocuk yapmak isteyen ve hamilelik dönemlerini bilinçli bir şekilde geçiren anne adaylarının, doğumdan sonra çok mutlu ve sevinçli olduklarını vurguladı.

İsteyerek hamile kalan anne adaylarının, hamilelik dönemlerinde heyecanlı ve sevinçli olduklarını belirten Soysal, şöyle dedi:

"Anne adayları, hamilelik sorunları yaşarken çok fazla şikayetçi olmazlar.

Çünkü taşıdıkları can, onların bir parçasıdır. Anne, psikomatik (anne adayının beyninde kendi kendine hastalık üretmesi) ve depresyonel rahatsızlıkları kolay kolay yaşamaz." Anne adaylarının daha canlı ve daha güçlü olduklarını, hayatlarının en güzel, aynı zamanda en zor aylarını yaşadıklarını ifade eden Soysal, şunları kaydetti:

"Ağır bir yük olan hamilelik, vücutta fiziki olarak büyük bir değişikliğe neden oluyor. İsteğe bağlı olarak hamile kalan anne adayları, bu yüke ve değişikliğe rağmen, durumlarından şikayetçi değillerdir. Doğum sonrasında ise anne kendini, önceki durumuna göre daha güçlü hissediyor. Yani annelik kadına güç veriyor. Anne olma psikolojisi, kadının özgüvenini artırıyor. Anne doğumdan sonra hayata daha farklı bir gözle bakıyor, hayata daha sıkıca bağlanıyor. Bu da doğumdan sonra kadının genelde daha başarılı olmasını sağlıyor."



Duzenleyen mystical - 13-Aralik-2008 Saat 15:31
Basa don
mystical Drop Down Menu
Yönetici
Yönetici
Avatar

Kayit tarihi: 15-Subat-2007
Konum: -- Yurtdışı --
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 8529
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti mystical Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 24-Subat-2007 Saat 06:54
 
Hamilelikte altı tehlike
 
 
 
Uzmanlar, hamilelik döneminde özürlü bebek doğumuna yol açan 6 tehlikeye karşı anne adaylarını uyardı.

Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek isteyen anne adayının gebelik öncesi bilinçli olmasının, ortaya çıkabilecek pek çok rahatsızlığı önlediğini belirten uzmanlar, özürlü bebek doğumuna yol açan tehlikeye karşı anneleri uyardı. Yüksek ateş, kedi ve köpekle yakın temas, her gün yapılan ağır makyaj, stres, içki ve bozulmuş yemek yemenin bebeğin özürlü doğmasına neden olduğunu tespit eden uzmanlar, bu durama yol açan sebepleri şöyle sıraladı:
  • Hamileliğin ilk günlerinde yüksek ateş: Hamileliğin ilk günlerinde geçirilen yüksek ateş, bebeğin dış görünüşünde bir anormalliğe neden olmazken, bebeğin beyin dokularının büyümesini olumsuz etkiler ve çocuğun zeka özürlü olmasına yol açabilir.
  • Kedi ve köpekle yakın temas: Bakteri taşıyan kedilerin bebeğin özürlü olmasına neden olan bir bulaşıcı hastalığın kaynağı olduğu ve kedinin dışkısının da bu bulaşıcı hastalığın ana yayılma yollarından biri olduğu pek bilinmiyor. Ancak yapılan bir araştırmada, İngiltere'de her yıl yaklaşık 500 bebeğin, annelerinin kediyle yakın temasta bulunmasından dolayı özürlü kaldığı ortaya çıktı. 
  • Her gün ağır makyaj yapmak: Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen bir araştırma sonucuna göre, her gün ağır makyaj yapan kadınların makyaj yapmayanlara göre özürlü bebek doğurma riski 1.25 kat daha fazla. Bebeği olumsuz etkileyen ise, kozmetik ürünlerde bulunan arsenik, kurşun ve merkür gibi zehirli maddeler. Bu gibi maddeler hamile kadının cildinden bebeğin kan dolaşımına giriyor ve bebeğin normal büyümesini olumsuz etkiliyor.
  • Stres: Hamileliğin ilk üç ayı içinde yaşanan stres, bebeğin "tavşan dudaklı" olması gibi çeşitli özürlere neden olabiliyor. 
  • İçki: Hamile kadın içki içtiği zaman, alkol plasentadan embriyoya geçer ve bebeğe ciddi zarar verir. Hamilelik döneminde günlük iki bardak ya da daha fazla alkollü içki, bebeğin özürlü olmasına neden olabilir.
  • Bozulmuş yemek yemek: Uzmanlar, hamile kadının yediği bozulmuş yemeklerde bulunan küfün, plasentadan bebeğe geçtiğini, bunun da bebeğin kromozomlarında kötü etki yarattığını belirtiyorlar.

 



Duzenleyen mystical - 31-Temmuz-2007 Saat 06:26
Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2007 Saat 06:09
 
GEBELİKTE BESLENME
 
 
Gebelik, beslenmenin çok özel olarak ele alınması gerektiği bir dönemdir.Pek çok kadın daha önceki kötü beslenme alışkanlıklarını düzeltelerek , gebelik bahanesiyle sağlıklı beslenmeyi öğrenebilir.Beslenme sosyal,ekonomik,kültürel ve kişisel özelliklere bağlı olarak çok büyük değişiklikler gösterebilir.Konuyla ilgili yapılan geniş çalışmalar sonunda gerek gebelik öncesi gerekse gebelik sırasında kötü beslenmenin gebeliğin seyri,bebek ve anne üzerinde olumsuz etkileri olduğu gösterilmiştir.Beslenmeyi belirleyen temel unsurlar;

1-Gebelik öncesi kilo ve boy(Vücut Kitle Oranı=Body Mass Index=BMI)
2-Yaş
3-Bebek sayısı
4-Metabolik hastalık varlığı (diabet,fenilketonuri vb)
5-Sosyo-ekonomik ve kültürel özellikler
6-İştah ve annenin fiziksel aktiviteleridir.

Herşeye rağmen gebeliğin özel bir diyeti olduğu söylenemez.Gebe herkesten daha çok normal beslenmelidir.Bu et,süt,yumurta,taze sebze-meyve, mineral ve vitamin desteklerinden oluşur.

Gebelikte barsak hareketleri genellikle yavaşladığı için diyete lifli gıdalar ve bol sıvı eklenmelidir.Süt ve sütten yapılmış gıdalar tüketilirken sütün pastorize olması ve peynirlerin tam mayalanmış olmasına dikkat edilmelidir.Aksi halde bazı sütten geçen hastalıklara davetiye çıkartılmış olunur.Marketlerde satılan çok yüksek ısıda hazırlanıp paketlenmiş sütler güvenli sayılabilir.Sırayla değerlendirilirse,




PROTEIN

Genellikle hayvansal gidalardan alinir. Gebenin günlük protein ihtiyaci 48-60 gr olup gebe olmayandan 15-30 gr daha fazladir. Kirmizi et,tavuk eti,balik,yumurta,süt ve sütten yapilmis gidalar (peynir,yogurt) baslica hayvansal protein kaynaklaridir. Özellikle kirmizi et beraberinde bolca yag içerdiginden yagsiz veya az yagli tüketilmelidir. Özellikle vejeteryan bir anne açisindan önemli olan bitkisel protein kaynaklari , kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye, bakla), kepekli tahillar, bazi kuru yemisler(findik, fistik, ceviz vb) olarak sayilabilir. Aksi görüsler de savunulmakla beraber, proteinden zengin diyet alinarak gebelik zehirlenmesinin azaltilabilecegini ifade eden arastirma sonuçlari vardir.

YAG

Gebelikte dengeli bir diyetteki kalorinin üçte biri yaglardan elde edilmelidir.Doymamis yag asitlerinden zengin olmalari nedeniyle bitkisel yaglar(ayçiçek,zeytin ve misirözü ) tercih edilmelidir.

KARBOHIDRAT

Gebelikte en dikkatli tüketilmesi gereken temel besin grubudur.Mümkün oldugunca dogal kaynaklardan karsilanmalidir.Vücutta temel olarak enerji ihtiyacini karsilayan maddelerdir. Bu maddeler tahil,un,seker gibi besinler içerisinde yer alir. Yapi tasi degillerdir.Çok tüketilmeleri halinde enerji olarak kullanilamayan fazla karbohidrat (özellikle sekerler) vücutta yag olarak depolanir ve gereksiz kilolarin en sik nedenidirler.

VITAMIN

Insan vücudundaki pek çok yikim ve yapim ( metabolik )olayinin kolaylastiricilari (katalizörleri) vitaminlerdir.Yani yasamsal fonksiyonlari vardir. Gebelikte bu tür yapim ve yikim olaylari arttigi için anne adayinin vitamin tüketimi son derece dengeli olmalidir.Özel ,diyet disi ,vitamin destegi sadece folik asit için geçerli olup dengeli beslenen bir gebede ayrica vitamin kullanimina gerek yoktur.

Folik asit , planlanmis bir gebelikten 1-3 ay önce baslanip,her gün 0.4 mg dozunda ,gebeligin ilk 12-16 haftasi boyunca alinrak , omurilik ve beyinde görülen açiklik ve sakatliklarin azaltilmasi mümkündür.Özellikle daha önce daha önce sakat bebek dogurmus kadinlarda 4 mg gibi yüksek dozlarda folik asit ayni sekilde uygulanarak sakatligin tekrarlama olasiligi azaltilabilir.Gebelik boyunca folik asitten zengin olan ispanak,karnibahar,kepekli undan yapilmis yiyecekler,findik,fistik tüketilmesi önerilebilir.

Genel olarak vitaminler olumlu etkileri olan maddeler olmakla beraber ilaç olarak yüksek dozda vitamin kullanimi her zaman emniyetli degildir.Özellikle A-vitamini 15.000/IU 'yi geçen günlük dozlarda alinirsa bazi dogumsal sakatliklari artirdigini bildiren çalismalar vardir.Bu nedenle ezberlenmis veya baskalarina ait önerilerle , doktora danisilmadan yapilacak diyet disi vitamin destekleri her zaman iyi sonuçlar vermez. Özel bir sindirim sistemi veya diger hastaligi olmayan ve normal beslenebilen bir annede, bugünkü bilgiler isiginda ilk 3 aydaki folik asit destegi disinda vitamin destegine(diyet disi) gerek yoktur. Hekim her anne adayina dengeli ve çesitli beslenmeyi önermek ve ögretmekle gebelikte artan vitamin ihtiyacini da karsilamis olur.


MINERALLER

En önemlileri kalsiyum ve demirdir.Gerek anne ,gerekse bebek için önemli yapi tasi olan bu mineraller kan yapimi ve kemik yapisi basta olmak üzere pek çok yasamsal fonksiyonun devami için gereklidirler. Normal olarak hayvansal protein,yumurta ve süt ve sütten yapilmis gidalarda bol miktarda bulunurlarsa da gebelikte artmis ihtiyaci diyetle karsilamak genellikle mümkün olmadigindan destek olarak verilmeleri kabul görmektedir.

Eksiklik olmayan bir kadinda bile gebelikte kanin sivi kisminin %50 'ye varan artisina bagli olarak "seyrelmeye bagli kansizlik" (dilusyonel anemi) gelisebilir.Kalsiyum pek çok hücresel fonksiyonun yani sira kemik yapiminda kullanilan temel elemandir. Eksikligi kadinlarda özellikle menapozda daha çok ortaya çikan osteoporoza (kemik erimesi) neden olabilir.Bu yüzden demir eksikligi anemisi olsun olmasin her anne bulanti kusmalari (varsa) geçer geçmez demir destegi almalidir.

Yine kemik erimesi olsun olmasin her annede kalsiyum destegi yapilabilir. Yüksek dozda kalsiyum destegi yapilan hastalarda daha az gebelik zehirlenmesi görüldügünü bildiren arastirma sonuçlari da vardir. Kalsiyum süt,yogurt ,peynir ve yesil yaprakli sebzelerde bol miktarda bulunur. Demir ise kirmizi et,yumurta,ton baligi ve sakadatlarda boldur. Demir ve kalsiyum ,birbirlerinin barsaktan emilimlerini bozabileceklerinden ,bu iki hapin farkli ögünlerde alinmasina dikkat edilmelidir.

ÖGÜNLER

Gebe mümkün oldugunca az az ,sik sik yemek yemelidir. Sadece ana ögünlere dayanan beslenme aliskanligi mide ve barsak sisteminde ki gevsemeye bagli olarak yemekten sonra mide yakinmalarina neden olabilir. Gebe özellikle yatmadan 1-2 saat öncesinden itibaren yemek yememeli ,özellikle yemekten sonra oturur pozisyonda dinlenip veya gezintilerle yiyeceklerin mideyi terketmesini kolaylastirmaya çalismalidir.Aserme halinde ögün sayisi daha da büyük bir önem kazanmaktadir.

GENEL ÖNERILER

· Lifli ,posali gidalar gebelikte genellikle kabizlik seklinde degisen barsak aliskanliklarinin düzeltilmesi açisindan çok faydalidir.Bu tür gadalardan en zengin olan besinler taze sebze ve meyvelerdir.Bu gidalar çok fazla tüketildiklerinde demir emilimini olumsuz etkileyebileceklerinden demir haplari aç karna yutulmaya çalisilmalidir.Lif ve posa siyah ekmek, portakal, elma, kuruyemis, baklagiller, kuru üzüm,kuru kayisi,kepekli olarak hazirlanmis unlu gidalarda bol miktarda vardir. Aksamlari bir fincan kadar ceviz,badem,findik,fistik karisimi yenilerek pek çok (çinko, magnezyum, kalsiyum) mineral ve vitamin(Vit E,B vb)alinabilir.

· Gebelikte annenin sivi tüketiminin en önemli kismini su olusturmalidir. Çay,kahve ,kakao,alkollü içkiler ve kola ya hiç ya da mümkün oldugunca az tüketilmelidir. Alkol tüketimine bagli çocukta fötal alkol sendromu denilen özel bir dogumsal bozukluklar ve zeka geriligi tablosu tanimlanmistir.Gebelikte günde bir kadeh sarap gibi ölçülerde alkol alinmasinin zararsiz oldugu ileri sürülse de herhangi bir özel faydasi oldugu da ileri sürülemez.

· Özellikle el ve ayaklardaki ödemlerin önlenmesi veya gebelik zehirlenmesinin önlenmesi veya tedavisi için gebelikte tuz kisitlanmasinin yeri yoktur .Hatta bu tür uygulamalarin daha kötü sonuçlar dogurdugu gösterilmistir.Ancak istah degisiklikleri nedeniyle tuzlu yiyeceklere olan egilimin de önüne geçilmelidir.Yani gebe evde herkese pisen yemekten,herkesin yedigi ekmekten tüketmeli ama yemek masasindan tuzu ,tuzlugu kaldirmalidir.

· Gebelikte fast-food, ,salam,sosis,sucuk,dondurulmus gidalarin tüketilmesi, lokantalarda yemek cesaretlendirilmemelidir.Bu tür gidalarin pisirilme teknikleri yetersiz ve kullanilan suni renklendirici,tatlandirici ve koruyucu maddeler ,asiri yag içermeleri anne ve bebek sagligini olumsuz etkileyebilir.Yemekhanelerdeki sicak yemekler,önceden pisirilmis süpermarket yiyecekleri,yeni pisirilmis ve sicak olamayan tavuk eti bebege geçip onda hastalik yapan bakteriler içerebileceginden bu tür gidalardan uzak durulmali veya dikkatli tüketilmelidir.




Duzenleyen mystical - 31-Temmuz-2007 Saat 06:20
Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2007 Saat 06:10
 
DOĞUMUN YAKLAŞTIĞINI HABER VEREN BELİRTİLER
 
 
Gebeliğin son aylarında rahim göğüs kafesine kadar yükselir, yaptığı basınç nedeniyle nefes almak zorlaşır, mide ve bağırsak şikâyetleri olur.

İlk gebeliklerde doğumdan bir-iki hafta önce, sonraki gebeliklerde doğumdan yaklaşık birkaç gün önce bebeğin başının doğum kanalına yerleşmesi üzerine rahmin yüksekliği 2-3 cm azalır. Bu durum gebe kadında rahatlama yaratır. Daha rahat nefes alıp verir. Mide ve bağırsak şikayetleri azalır. Bunun yanı sıra idrar torbasına basınç arttığı için sık idrara çıkılır. Gebeliğin 28. haftasından itibaren rahimde zaman zaman kasılmalar, sertleşmeler meydana gelir. Bunlar normaldir ve genelde ağrısızdır. Bazen ağrılı olduğunda bunlara yalancı doğum ağrısı denir. Rahmin doğuma hazırlık yaptığı bu kasılma egzersizleri son haftalarda oldukça sıklaşır.

Doğumdan bir-iki gün önce hormon düzeyindeki değişiklik nedeniyle vücuttan su atılması ve iştah azalması meydana gelir. Bu nedenle 1-2 kg. kilo kaybı görülebilir. Doğumun gerçekleşeceği gün vücutta doğumda kullanılmak üzere kullanılan enerjinin bir kısmı açığa çıkarılır. Birçok gebe kadın bu enerjiyi doğumda kullanmak yerine kendilerini zinde ve dinamik hissettikleri için temizlik, alışveriş, gezme gibi işlerde kullanır. Bu enerjinin amacı dışında kullanılması, gebe kadının doğumda kolay yorulmasına, doğumun zor ve uzun olmasına neden olabilir. Onun için gebelerin 38. haftadan itibaren kendilerini her zamankinden daha iyi ve zinde hissettiklerinde, bunun doğumun yaklaştığını belirten bir belirti olduğunu düşünüp, enerjiyi başka amaçla kullanmaları, aksine istirahat etmeleri ya da hafif işlerle oyalanmaları gerekir. Bazı gebelerde doğumdan bir-iki gün önce vücudun bağırsakları temizleme işleminden dolayı ishal meydana gelebilir.

Doğumun yaklaştığını gösteren bu belirtiler her gebe kadınca yaşanmayabilir ya da fark edilmeyebilir. Bu da normaldir.


Duzenleyen mystical - 31-Temmuz-2007 Saat 06:30
Basa don
pelishh Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 06-Nisan-2007
Konum: Kocaeli
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 1120
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti pelishh Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2007 Saat 11:25
 
Gebelik Takibi
 
 
 
İlk vizit: 6-8. hafta
Öncelikle kanda yapılan ß-HCG veya idrarda gebelik testlerinin pozitif oluşu ile gebelik tanısı konulur. İlk gebelik vizitinde anne adayları adeta bir check-up’tan geçirilirler.

• Ultrason (tercihen vajen içinden)
• Kan grubu, Rh
• Tam kan sayımı
• Kan biyokimyası
• TORCH taraması
• Tam idrar tahlili, gerekirse idrar kültür- antibiyogramı
• Servikovaginal smear testi
(PAP smear testi)
• Kanama profili
• Hepatit B, Hepatit C, AIDS taraması

2. vizit: 10-13. hafta
• Ense kalınlığı (Nuchal Translucency, NT)
• I. Trimester tarama testi

3. vizit: 16-18. hafta
• Ultrason (anomali taraması)
• II. Trimester tarama testi (Üçlü Test, Triple Test)
• Amniyosentez (gerekirse)

4. vizit: 22-24. hafta
• Ultrason (anomali taraması)
• Servikal kültür ve fresh testleri.

5. vizit: 24-28. hafta
• Tam kan sayımı
• Tam idrar tetkiki
• 50 gram glukoz yükleme testi
• 28. haftada İndirekt Coombs Testi (kan uyuşmazlığı olanlarda)

6. vizit: 32. hafta
• Genel ultrason değerlendirmeleri

7. vizit: 34. hafta
• Genel ultrason değerlendirmeleri

8. vizit: 36. hafta
• Genel ultrason değerlendirmeleri

9. vizit: 38. hafta
• Ultrason (gerekirse biyofizik profil)
• NST (Non-Stres Test)
• Doppler ultrasonu (gerekirse)
• Kan biyokimyası, Tam kan sayımı, Tam idrar tahlilleri, Hbs Ag, Anti Hbs, HCV, HIV, gerekirse TORCH testleri tetkikleri tekrarı

39-42. haftalar arası izlem
• Ultrason (gerekirse biyofizik profil)
• NST (38-40. haftalar arası haftada bir, 40.haftadan sonra 3 günde bir)
• Vajinal muayene (tuşe)
• Doğum işaretleri konusunda gebe bilgilendirilir ve günü yaklaşan anne adayına doğumla ilgili detaylı bilgiler verilir.

40. haftadan sonra ise gebenin doğuma kadar haftada iki kez görülerek değerlendirilmesinde yarar vardır.

42. haftaya kadar doğumu başlamayan gebeler ise hastaneye yatırılarak doğum başlatılmalıdır


Duzenleyen mystical - 31-Temmuz-2007 Saat 06:21
нєя ѕözüмüz ∂υ∂αкℓαя∂α güℓüş σℓ∂υ, ∂σηмє ιн&#
Basa don
pelishh Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 06-Nisan-2007
Konum: Kocaeli
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 1120
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti pelishh Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2007 Saat 11:26
 
Suda Doğum
 
Son dönemlerde, ülkemizde de oldukça sık sorulmaya başlanan bu alternatif doğum şekli, planlı olarak ilk kez 1960 larda Rusya’da denenmeye başlanmış ve bunu 1975 lerde Fransa takip etmiştir. Günümüzde, Rusya, İngiltere,Fransa ve Amerika’nın belirli kesimlerinde, bu konuda çalışmaları olan ve teçhizatlı, sınırlı sayıda klinikte uygulanmaktadır.

 

Suda doğum yaptıran ve tercih edilmesini savunan kişilerin savı; ılık suyun, sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğu ve bu etkinin kadının kendisini rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğudur.

 

Normal doğum ve suda doğumun avantaj ve dezavantajlarını karşılaştıran bir kaç çalışmada, yarar ya da komplikasyonlar yönünden her iki doğum şeklinin birbirine karşı üstünlüğünün olmadığı gösterilmiştir.

 

Ayrıca, bu tip alternatif  doğum şeklinin, bu konuda uzmanlaşmış bir ekip yanında, doğumun gerçekleştirilebileceği çok özel bir havuz/küvet sistemi ve ek teçhizatların bulunmasını gerektirdiği bilinmektedir.


Diğer yandan, bu tip bir doğum sırasında meydana gelebilecek ve anne ya da bebek hayatını tehlikeye sokan herhangi bir komplikasyon olması halinde ülkemiz sağlık mevzuatında yer almadığından, cezai ve vicdani sorumluluğun ne olacağı açık değildir.

 

Sonuç olarak; suda doğum, bu gün için, normal doğuma karşı hiç bir ek avantajı olmadığı düşünülen, ve henüz üzerinde yeterli sayıda tıbbi çalışma bulunmayan, sadece alternatif bir doğum şekli olmaktan öteye gidememiştir.



Duzenleyen mystical - 31-Temmuz-2007 Saat 06:19
нєя ѕözüмüz ∂υ∂αкℓαя∂α güℓüş σℓ∂υ, ∂σηмє ιн&#
Basa don
pelishh Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye


Kayit tarihi: 06-Nisan-2007
Konum: Kocaeli
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 1120
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti pelishh Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Nisan-2007 Saat 11:28

Bulantı ve kusmalar için alınabilecek önlemler şunlardır ;

1.       Bir kerede aşırı yemek yemeyin

2.       Az az ancak sık sık yemeyi deneyin

3.       Çorba ve diğer sıvı gıdaları öğünlerde değil, katı yiyeceklerden bir saat  kadar sonra öğünler arasında yiyin, böylece midenin gerilmesi engellenerek kusmalar engellenecektir.

4.       Sindirilmesi güç olduğundan bulantı meydana getiren yağlı ve kızartılmış besinlerden sakınınız. Hatta böyle besinlerin pişirilmesi sırasındaki kokudan da uzak kalmaya gayret edin.

5.       Yemeklerden sonra bir müddet dik oturunuz. Bu mide bulantısını azaltacaktır.

6.       Gece alınan hafif yemekler mesela yoğurt, süt, meyve suyu, ekmek veya küçük bir sandviç sabah bulantısını azaltır. Yine bu küçük öğünden sonra bile 10-20 dakika kadar dik oturmak gerekir.

7.       Sabah uyanır uyanmaz, kalkmadan önce, baş ucunuzda duran kuru ekmek, kraker veya diğer tahıl ürünlerinden yapılmış yiyecekler bulantıyı azaltabilir.

8.       Yatak odanızı karartınız veya loş bir odada uyuyunuz. Yataktan yavaşça kalkınız ve ani hareketlerden kaçının.

9.       Yemekten hemen sonra dişlerinizi fırçalamayın.

10.    Gevşemeye, stresten uzak durmaya çalışınız, ayaklarınızı uzatıp başınızı hafifçe yükselterek gün boyunca dinlenmeye çalışın.

11.    Bulantı hissettiğiniz zaman gazoz, maden suyu türü veya karbonatlı su türünden azar azar için.

12.    Temiz hava iyi gelebilir. Kısa yürüyüşler yapınız veya pencere açık iken uyumaya çalışınız. Yemek pişirirken camı açık tutunuz ve kokuyu dışarı atmak için fan kullanın.

13.    Ekşi, turşu veya limona benzer şeyleri tüketin.

нєя ѕözüмüz ∂υ∂αкℓαя∂α güℓüş σℓ∂υ, ∂σηмє ιн&#
Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 20-Nisan-2007 Saat 02:25

Hamilelikte egzersiz

Dünyaya yeni bebekler gelirken öncelikle istediğiniz, bebeğin sağlıklı olmasıdır. Doğumun rahat ve bebekle beraber annenin de sağlıklı olması hamilelik döneminde yaşam şeklindeki değişikliklerle mümkün olabilmektedir. Bedensel egzersizler doğumdan ölüme kadar her yaş grubunda uygulanabilmektedir. Hamilelik döneminde de bedensel egzersiz yapmanın yararları çoktur, bunlar:

  • Bacak kramplarının çoğalmasını engeller.
  • Sırt ve diğer hamilelik ağrılarını azaltır.
  • Vücut ağırlığınızın gereğinden fazla artmasını engeller.
  • Hamileliğin ve doğumun rahat geçmesini sağlar.
  • Çocuğun içinde yaşayacağı kapsülün genişlemesini sağlar.
  • Doğumdan sonra normale dönüşü hızlandırır.

Bu kadar önemli yararları sağlayabilmek için mutlaka bilinçli egzersiz yapılmalıdır.
Egzersiz sırasında dikkat edilecek noktalar ise şunlardır:

Bedensel egzersiz düzenli olarak yapılmalıdır. Bir hafta 3 gün, diğer hafta 1 gün egzersiz yapılarak fizyolojik yarar sağlamak mümkün değildir.

Haftada 4 gün egzersiz yapılmalıdır.

Eğer doktor tarafından hamileliğin riskli olduğu söylenirse doktor izin verene kadar egzersiz yapılmamalıdır.

Egzersiz sırasında belirlenecek en yüksek nabız sayınız hiçbir zaman aşılmamalıdır.

Gövdenin öne ve arkaya eğilmesi engellenmeli, karın bölgesine baskı uygulanmamalıdır.

Hamile kadının daha fazla oksijene ihtiyacı olduğundan yoğun egzersizlerden kaçınmalıdır.

Haftada 1 gün küçük ağırlıklarla kas çalışması yapılmalıdır.

Yağ yakmak için egzersiz yapılmamalı.

Bilinçsizce yapılacak ve kilo vermeye yarayacağı düşünülen diyetlerden uzak durulmalıdır.

Egzersiz sırasında ve sonrasında sıvı alımına dikkat edilmelidir.

Sağlıklı bir bebek, sağlıklı bir anne için egzersizin önemi büyüktür. Bu konuda güvenebileceğiniz bir egzersiz uzmanına danışarak yardım isteyiniz. Hamilelik döneminde sigara ve alkolden uzak kalarak doğru ve dengeli bir beslenme programıyla beraber bilinçli egzersiz yapmalıyız.

Basa don
özlem Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 20-Nisan-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 3665
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti özlem Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 23-Nisan-2007 Saat 17:50
Hamilelikte Demir Eksikliği
Bu yazı evybaby den alıntıdır.. 

Sağlıklı ve sorunsuz bir bebek dünyaya getirmek için yapılması gerekenlerin başında dikkatli ve düzenli beslenme gelir. Anne iyi beslenmezse hem bebekte hem de kendisinde önemli sorunlar ortaya çıkabilir. Anneyi ve bebeği etkileyen, en sık rastlanılan problemlerin başında da demir eksikliği gelmektedir. Hamilelerin yüzde 50'sinde demir eksikliği görülmektedir.

 

Demir, hemen hemen tüm canlıların hayatında önemli rol oynar. Kan hücreleri içinde bulunan hemoglobin maddesi oksijeni taşımakla görevlidir. Demir ise hemoglobinin temel yapısına giren bir maddedir ve organizmanın en önemli yapıtaşlarından biridir. Kemik iliğindeki kırmızı kan hücrelerinin oluşabilmesi için, demir önemli faktördür. Demir eksik olduğu zaman kan yapılamamakta ve kansızlık problemi ortaya çıkmaktadır.

Demirin bir yararı da, zararlı veya toksik olabilecek maddeleri zararsız hale dönüştürmesidir. Aynı zamanda demir; büyüme, üreme, yaralarda iyileşme ve bağışıklık gibi pek çok olayda da önemli rol oynar. Ayrıca, bağışıklık sisteminin de sağlıklı ve etkili işlev görmesi açısından son derece önemli bir mineraldir.

Hem bebek ve plasenta hem de artan kan hacmi nedeni ile hamilelik döneminde demir eksikliğine sık rastlanır. Hamilelikte annedeki demirin önemli bir bölümü bebeğe geçmektedir. Bu yüzden annedeki demir oranı zamanla azalır ve bu bebekte de demir eksikliğini ortaya çıkarır. Bebeklerde demir eksikliği zeka geriliğine neden olmaktadır. Hamilelik sürecinde anne adaylarının beslenmelerine dikkat etmeleri ve mutlaka demir takviyesi yapmaları gereklidir. Annenin demir eksikliği olmasa bile, yine de ilaçlarla takviye alınabilir. Demir eksikliğine bağlı kansızlık basit bir sorun olarak görülmemelidir.


Demir eksikliği belirtileri :

ciltte soluk renk
halsizlik
yorgunluk
konsantrasyon bozukluğu
çarpıntı
baş ağrısı
ellerde ve ayaklarda uyuşma
nefes darlığı
sinirlilik hali
kulakların uğuldaması
dudaklarda çatlaklar
tırnakların incelip çabuk kırılması
saç dökülmesi
hızlı hareket edememe
sürekli uyku hali

Demir eksikliği olan kadınlar, hamile kalmadan önce tedavi olduklarında hamilelik süresince daha az sorun yaşamaktadırlar. Hamilelikte "kan yapıcı" yani demirden zengin gıdaların tüketilmesi ve demir ilaçlarının doktor kontrolünde kullanımı önemlidir. Demir hapları kesinlikle sütle veya çayla birlikte içilmemelidir. Bu besinler, demirin emilimini azaltmaktadır. Oysa, C vitamini ile alınması emilimi arttıracaktır. İkiz hamileliklerde vücudun demir gereksinimi arttığından, doktor kontrolünde doz yükseltilmesine gidilebilir.

Hamilelikte, yanlış uygulanan diyetler, yeme bozuklukları, kaliteli olmayan beslenme şekli ve vejeteryan beslenme demir eksikliğine neden olmaktadır. Demir eksikliğinden korunmak için ilaçlarla alınacak demir takviyesinin yanı sıra; kırmızı et, sakatat, pekmez gibi gıdaların ve C vitamini içeren portakal, mandalina gibi meyvelerin yeterli miktarda tüketilmesi gerekmektedir

Basa don
özlem Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 20-Nisan-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 3665
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti özlem Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 23-Nisan-2007 Saat 17:51
Bebeğin ilk "evi": Anne göbeği

Dışarıdan bakıldığında; bir kadının hamile olduğu yirminci haftadan sonra belli oluyor. Bu zaman diliminde de çocuk anne karnındaki gelişim sürecinin yarısını tamamlıyor. İşte bebeğin ilk "evi" hakkında bilinmesi gerekenler...

Kadınlar hamile kaldıklarını öğrendiklerinde içgüdüsel olarak hemen ellerini karınlarına götürüyorlar. Bu konuda zaten kendilerine hakim olmaları mümkün değil. Çünkü annenin koruma güdüsü her zaman baskın çıkıyor. Ne de olsa içerde yeni bir hayat şekilleniyor ve bu minik "mucize" gözlerini dünyaya açmak için gün sayıyor.

Tabii, karın elle hissedilir bir biçimde ortaya çıkana kadar beklemekten başka yapılacak bir şey yok. Çoğu hamile kadının karnı yirminci haftadan sonra belirginleşirken, bazılarının yirmi beşinci veya otuzuncu haftadan sonra hamile oldukları anlaşılıyor.

Karın aşağıdan yukarıya doğru büyüyor

Ultrasona giren kadınlar zaten göbeğin ilk aşağı kısımda büyümeye başladığını biliyorlar. Rahim ilk başlarda tüylerin olduğu bölgedeyken, on ikinci haftadan sonra biraz daha yukarıya doğru büyüyor. Fermuarı kapatırken zorluk çekilse de, pantolon düğmesi bu dönemde hala rahat bir şekilde kapanabiliyor. Her muayenede doktor tüm gelişmeleri not ediyor ve göbeğin gelişimini ve büyümesini de bu şekilde gözlemliyor.

Rahim bir balon kadar esnek

Hamileliğin ilk günlerinde yaklaşık 70 gr. olan ve bir armudu andıran rahim, doğum vakti yaklaştığında iki futbol topu büyüklüğüne ulaşıyor. Kasların ağırlığıysa 500 gramı buluyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Öp. Dr. Enver Kurt, ilerleyen hamilelikle birlikte göbeğin iç tabakasının büyük bir esnemeye uğradığını, buna rağmen buradaki doku tabakalarının ağırlığı kaldırabilecek kapasiteye ulaştıklarını belirtiyor. Dr. Kurt sözlerine şöyle devam ediyor: "Hayat boyunca iz bırakan çatlaklar her bünyede ortaya çıkmıyor. 'İyi' bir bağdokusu genetik olduğundan, çatlaklar da buna bağlı oluşuyor. Yani anneniz hamileliğini pürüzsüz atlattıysa, sizde de sonucun böyle olmasını bekleyebilirsiniz. Ayrıca bakım yapmaya karnınız düzken başlamanız faydalı olacaktır. Masajlar, yağlar ve özel kremler göbeğin daha rahat esnemesini sağlar."

Her göbeğin kendine has bir yuvarlaklığı var!

Hamileliğin yirmi beşinci ve otuzuncu haftasında hamile kadınlar ilk hazırlıklara başlıyorlar. Ve bu dönemde kıyaslamalar da başlıyor; "Benim göbeğim niye daha küçük?" veya "Niye bu kadar büyük?" gibi farklı sorular ortaya çıkıyor.

Göbeklerin farklı şekilde ve büyüklükte olmasının sebepleriyse:

- Ufak tefek ve nazik kadınların göbekleri daha önce belirginleşiyor. Çünkü dolgun kadınlarda yeni göbek daha fazla yayılabiliyor ve dolayısıyla fark edilmesi daha uzun bir zaman alabiliyor.

- Amniyos sıvısının miktarı kadından kadına değişiyor. Normalde çocuk bir veya bir buçuk litre sıvıyla çevreleniyor. Bazen bu miktar üç litreye kadar çıkıyor.

- İnce kadınlarda göbeğin daha belirgin olmasının bir sebebi de göbeğin saklanması İçin fazla yağ tabakalarının bulunmaması.

- Ve tabii ki ne kadar çok bebek varsa, karın o kadar büyük oluyor.

Göbeğin büyüklüğü ile bebeğin büyüklüğünü belirlemek hatalı bir davranış olarak görülüyor. Hatta hamileliğinde pek fazla kilo almayan kadınların normal kilolu çocuklar dünyaya getirmelerine doğal olarak sıkça rastlanıyor. Ve tam aksine koskocaman göbeklerden İnce ve nazik çocukların doğabildiği de bir gerçek!

Tüm bunlara rağmen yine de fazlasıyla büyük karınlı annelerin tüm gelişimleri yakından izlenmelidir. Eğer büyüme ve kilo alma çok hızlı gelişiyorsa, bu bebekteki bir problemin belirtisi olabiliyor.

Böyle bir durum özellikle dikkatinizi çektiğinde hemen doktorunuza danışmalısınız. Doktorunuz sebeplerini araştırarak, doğru tedaviyi bir an önce uygulayacaktır.

Sivri karın erkek bebek mi?

Halen annelerin sık rastladıkları ve sürekli duydukları birkaç varsayım var bu konuda. Örneğin sivri bir karma sahip olan annelerin çocuğu erkek olacak gibi. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi bunların hepsi sadece birer varsayım. Göbeğin yapısı tümüyle rastlantı, biraz da genetiktir. Tecrübeli anne adayları ve doktorlar göbeğin dış görüntüsünden, çocuğun anne karnındaki pozisyonu hakkında fikir sahibi olabiliyorlar. Örneğin ultrasona bakmadan, çocuğun kafasının otuz ikinci haftasında olduğunu kolaylıkla görebiliyorlar.

Dayanıklı bölge: Göbek deliği

Hamileliğin son günlerinde artık göbek deliği ütülenmiş bir görüntüye sahip oluyor. Altındaki derinin çok hassas olmasına rağmen, bir altındaki doku da aynı hassasiyete sahip. Bu nedenle hamile pantolonunun lastiğinin fazla sıkmamasına dikkat etmelisiniz.

Göbeğin üstündeki garip çizgi...

Hamileliğin son günlerinde genelde koyu renk saçlı kadınlar göbek deliğinden aşağı doğru uzanan bir çizgiye rastlıyorlar. Açık tenli, sarışın kadınlarda bu çizgi daha az belirgin oluyor. Peki bu çizgi neden ortaya çıkıyor? Yanıtı çok basit: Hamilelik sırasında farklı doku tabakaları arasına, dışardan görünmeyecek şekilde pigmentler yerleşiyor. Bunun sebebiyse tam olarak bilinmiyor. Tek bilinen; bu çizginin doğumdan sonra kaybolduğu.

İkinci çocuğun farkına daha çabuk varılıyor

İlk çocukta karnın büyümesi daha uzun sürerken, ikinci çocukta karın daha çabuk gelişiyor. Her ne kadar esnemiş bir rahim bunun nedeni olarak görülse de bu doğru değil. Çünkü doğumdan sonra rahim kısa süre içinde eski büyüklüğüne geri dönüyor. Buna rağmen "tecrübeli" anne bebeğin ilk hareketlerini önceden hissediyor.

Göbeğin ağırlığı ne kadar?

- Bebeğin ağırlığı: Ortalama 3.500 gr.
- Plasentanın ağırlığı: Ortalama 700 gr.
- Amniyos sıvısının ağırlığı : Ortalama 1.000 gr.
- Rahmin ağırlığı: Ortalama 500 gr.
- Toplam: 5700 gr.
 
-alinti-
Basa don
özlem Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 20-Nisan-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 3665
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti özlem Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 23-Nisan-2007 Saat 17:54
 
gebelikte hurmanın faydaları
 
Hurma, Kuran'da pek çok ayette bahsi geçen, cennet nimetleri arasında
> >"eşsiz-hurma" (Rahman Suresi, 68) ifadesiyle nitelendirilen bir meyvedir.
> >Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu meyve incelendiğinde, pek çok önemli
> >özelliği olduğu ortaya çıkmaktadır. Bilinen en eski bitki çeşitlerinden
> >biri
> >olan hurma, günümüzde lezzetinin yanı sıra besleyici özelliği nedeniyle de
> >tercih edilen bir besindir. Her geçen gün keşfedilen faydaları hurmayı, hem
> >gıda hem de ilaç olarak kullanılan bir besin haline getirmiştir. Hurmanın
> >sahip olduğu bu özelliklere Meryem Suresi'nde dikkat çekilmiştir.*
> >
> >*Derken doğum sancısı onu bir hurma dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke
> >bundan
> >önce ölseydim de, hafızalardan silinip unutuluverseydim." Altından (bir
> >ses)
> >ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin alt (yan)ında bir ark
> >kılmıştır."
> >Hurma dalını kendine doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma
> >dökülüversin." Artık, ye, iç, gözün aydın olsun... (Meryem Suresi, 23-26)*
> >
> >*Allah'ın, Hz. Meryem'e "hurma yemesini" bildirmesinin pek çok hikmeti
> >vardır. Allah'ın Hz. Meryem'in doğumunu kolaylaştırmak için sunduğu
> >nimetlerden biri olan hurmanın, özellikle hamile ve doğum yapan kadınlar
> >için önemi ve faydaları, bugün bilimsel olarak da bilinmektedir. Hurma,
> >içerdiği %60-65 oran ile en çok şeker içeren meyvelerden biridir.
> >Doktorlar,
> >hamile kadınlara doğum yaptıkları gün meyve şekeri içeren yiyecekler
> >verilmesi gerektiğini belirtmektedirler. Bunun amacı, annenin zayıf düşen
> >vücuduna enerji ve canlılık kazandırmak, aynı zamanda da yeni doğan bebeğe
> >gerekli olan sütün oluşabilmesi için, süt hormonlarını harekete geçirmek ve
> >anne sütünü çoğaltmaktır. *
> >
> >*Ayrıca doğum sırasında meydana gelen kan kaybı, vücut şekerinin düşmesine
> >sebep olur. Hurma vücuda tekrar şeker girişinin sağlanması açısından
> >önemlidir ve tansiyon düşmesini de engeller. Kalori değerinin çok yüksek
> >olması sebebiyle hastalıktan güçsüz düşmüş ya da yorgun olan kimseler için
> >özellikle çok faydalıdır. *
> > **
> >
> >*Bu bilgiler, Allah'ın Hz. Meryem'e, hem kendisine enerji ve canlılık
> >verecek hem de bebeğin tek gıdası olan sütün meydana gelmesini sağlayacak
> >"hurma"dan yemesini bildirmesindeki hikmetleri ortaya koymaktadır. Örneğin
> >hurma, insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati önem
> >taşıyan 10'dan fazla element içermektedir. Bu nedenle günümüzde bilim
> >adamları, insanın sadece hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini
> >belirtmektedirler.**115*
> ><http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#115>*Bu konuda tanınmış
> >uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson ise, bir hurma ve
> >bir bardak sütün bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini
> >söylemektedir.**116* <http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#116>
> >
> >*Hurmada bulunan oksitosin maddesi de, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı
> >bir ilaç olarak kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı etkisi
> >nedeniyle pek çok kaynakta "rapid birth" yani "hızlı doğum" ifadesiyle
> >tanımlanmaktadır. Doğum sonrasında ise anne sütünü artırıcı etkisiyle
> >bilinmektedir.**117*
> ><http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#117>*Oksitosin esas
> >olarak beyinde salgılanan, doğum sancılarını başlatan bir
> >hormondur. Doğum öncesi vücudun tüm hazırlıkları bu hormon sayesinde
> >başlar.
> >Hormonun etkisi, ana rahmini oluşturan kaslarda ve anne sütünün
> >salgılanmasını sağlayan kas yapısındaki hücrelerde görülür. Doğum esnasında
> >ana rahminin etkili olarak kasılması doğumun gerçekleşebilmesi için son
> >derece önemlidir. Oksitosin de, rahmi oluşturan kasların çok güçlü bir
> >şekilde kasılmasını sağlar. Ayrıca oksitosin, yeni doğmuş olan bebeğin
> >beslenmesi için anne sütünün salgılanmasını başlatır. Hurmanın tek başına
> >bu
> >özelliği -oksitosin içermesi- bile Kuran'ın Allah'ın vahyi olduğunun önemli
> >bir delilidir. Hurmanın tıbbi olarak faydalarının tespit edilmesi ancak
> >yakın tarihlerde mümkün olmuştur. Halbuki Kuran'da yaklaşık 1400 sene evvel
> >Allah'ın Hz. Meryem'e hamilelik döneminde hurma ile beslenmesini vahyettiği
> >bildirilmektedir. *
> >
> >*Ayrıca hurmada insan vücuduna bol miktarda hareket ve ısı enerjisi
> >kazandıran, vücutta parçalanıp kullanılması kolay olan bir şeker türü
> >bulunmaktadır. Üstelik bu şeker kan şekerini hızla yükselten glikoz değil,
> >meyve şekeri fruktozdur. Özellikle şeker hastalarında kan şekerinin hızla
> >yükselmesi, pek çok organı olumsuz olarak etkiler, ancak en çok hasar gören
> >organ ve sistemler göz, böbrekler, kalp-damar sistemi ve sinir sistemidir.
> >Gözde görme kaybına kadar varan rahatsızlıklar, kalp krizi, böbrek
> >yetmezliği gibi pek çok ciddi hastalığın en önemli nedenlerinden biri, kan
> >şekeri yüksekliğidir.*
> >
> >*Hurma içerik olarak çok çeşitli vitamin ve minerale sahiptir. Lif, yağ ve
> >proteinler açısından da çok zengindir. Hurmada sodyum, potasyum, kalsiyum,
> >magnezyum, demir, kükürt, fosfor ve klor da bulunmaktadır. Hurma ayrıca A
> >vitamini, betakaroten, B1, B2, B3 ve B6 vitaminlerini de içerir. Hurmada
> >bulunan vitamin ve minerallerin, normal insan vücudunda ve hamilelik
> >zamanlarındaki faydalarından bazılarını ise şöyle sıralayabiliriz:*
> >
> >**Hurmanın besleyici oranının gücü, içerdiği uygun mineral dengesinden
> >kaynaklanmaktadır. Hurmada, hamilelikte kadınların alması gereken bir B
> >vitamini olan folik asit de bulunmaktadır. Folik asit (B9), vücutta yeni
> >kan
> >hücresi yapımında, vücudun yapı taşı olan amino asitlerin yapımında ve
> >hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu
> >yüzden
> >hamilelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç
> >iki
> >katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz olduğunda yapısal olarak
> >normalden büyük, ancak işlevleri düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve
> >kansızlık belirtileri ortaya çıkar. Özellikle hücre bölünmesinde ve
> >hücrenin
> >genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik asit, hamilelik
> >sırasında gereksinimi iki katına çıkan tek maddedir. Hurma da, folik asit
> >açısından çok zengin bir besin türüdür.*
> >
> >****Öte yandan hamilelikte meydana gelen uzun süreli bulantı ve fiziksel
> >tepkimeler nedeniyle potasyum eksikliği açığa çıkar ve bu durumda da
> >potasyum takviyesi yapılması gerekir. Hurmada bol miktarda bulunan potasyum
> >bu açıdan büyük önem taşıdığı gibi, vücuttaki su dengesinin korunmasında da
> >son derece etkilidir. Ayrıca potasyum, beyne oksijen gitmesine de yardımcı
> >olarak berrak düşünebilmeyi sağlar. Bununla beraber vücut sıvıları için
> >uygun alkalik özelliği sağlar. Zehirli vücut atıklarını dışarı atması için
> >böbrekleri uyarır. Yüksek kan basıncını düşürmeye yardım eder ve sağlıklı
> >deri oluşumunu
> >sağlar.**118*<http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#118>
> >
> >**Hurmanın içerdiği demir, kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobin
> >sentezini kontrol eder ve bu da hamilelikte kansızlığın engellenmesini ve
> >bebeğin gelişimi için hayati önem taşıyan kandaki alyuvarlar dengesinin
> >uygun hale gelmesini sağlar. Bilindiği gibi alyuvarlar kanda oksijen ve
> >karbondioksiti taşıyarak hücrelerin canlılığını sürdürmesinde rol oynarlar.
> >Çok fazla demir içermesi sebebiyle, bir insan günde 15 tane hurma yiyerek
> >vücudunun demir ihtiyacını karşılayabilir ve demir eksikliğinden
> >kaynaklanan
> >rahatsızlıklardan korunmuş olur. *
> >
> >**Hurmada bulunan kalsiyum ve fosfat ise, iskelet oluşumu ve vücudun kemik
> >yapısının dengelenmesi için çok önemli elementlerdir. Hurma, içerdiği bol
> >fosfor ve kalsiyum ile kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur ve bu
> >hastalıkların azaltılmasına yardım eder.*
> >
> >**Bilim adamları hurmanın stres ve gerginliği giderici etkisine de dikkat
> >çekmektedirler. Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar,
> >sinirleri güçlendiren B6 vitamininin ve kasların çalışmasında önemli rol
> >oynayan magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya
> >koymuştur. Hurma ayrıca içerdiği magnezyum ile, böbrekler için de son
> >derece
> >önemlidir. Bir insan günde 2-3 tane hurma yiyerek vücudunun magnezyum
> >ihtiyacını
> >karşılayabilir.**119*<http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#119>
> >
> >**İçerdiği B1 vitamini ile sinir sisteminin sağlıklı olmasını
> >kolaylaştırır.
> >Vücuttaki karbonhidratların enerjiye çevrilmesine, protein ve yağların
> >vücudun diğer ihtiyaçları için kullanılmasına yardımcı olur. B2 vitaminiyle
> >de, vücudun enerji sağlaması ve hücrelerin yenilenmesi için protein,
> >karbonhidrat ve yağların yakılmasına yardımcı olur. *
> >
> >**Hamilelikte A vitaminine olan ihtiyaç da artar. Hurma, içindeki A
> >vitamini
> >sayesinde, görme gücünü ve vücut direncini artırır, kemik ve dişlerin
> >güçlenmesini sağlar. Hurma, betakaroten açısından da son derece
> >zengindir.**
> >120* <http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#120>* Betakarotenin
> >hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak, kanseri önleyici
> >özelliği vardır.*
> >
> >**Ayrıca diğer meyveler genellikle protein açısından yetersizdir, ancak
> >hurma protein de
> >içermektedir.**121*<http://www.kuranmucizeleri.com/besin_02.html#121>
> >* Bu özelliği sayesinde vücudun hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı
> >korunmasını sağlar, hücreleri yeniler ve vücut sıvısını dengeler. Örneğin
> >et
> >de faydalı bir gıdadır ancak özellikle böyle bir dönemde taze bir meyve
> >olan
> >hurma kadar fayda vermeyebilir. Hatta böyle bir dönemde etin fazla
> >tüketilmesi vücutta zehirlenmeye neden olabilir. Hazmı kolay olan, hafif
> >sebze, meyve türü yiyeceklerin tercihi daha uygun bir seçimdir. *
> >
> >*Hurma ile ilgili tüm bu bilgiler, Allah'ın sonsuz ilmini ve insanlara olan
> >rahmetini ortaya koymaktadır. Görüldüğü gibi modern tıbbın ancak günümüzde
> >tespit edebildiği hurmanın -özellikle de hamilelik dönemindeki- faydalarına
> >Kuran'da 14 asır önce işaret edilmiştir.*


Duzenleyen mystical - 31-Temmuz-2007 Saat 07:32

/|
./\.
bu benim
CinCon'um
Adı Rıfkı
Basa don
özlem Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 20-Nisan-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 3665
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti özlem Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 23-Nisan-2007 Saat 17:55

Gebelik Süresince Nelere Dikkat Edilmeli ?


Sigara ve alkol kullanmayınız.

Hekim önerisi dışında ilaç almayınız.

Hekiminizin önerdiği demir ilacını düzenli olarak kullanınız.

Uzun süre ayakta durmayınız.

Günlük işleriniz sırasında kendinizi yormayınız.

Bisiklet sürme, tenis oynama, kayak yapma gibi sporlardan uzak durunuz.

Mesleğiniz gereği de olsa ağır nesneler kaldırmaktan, zararlı metal, kimyasal madde ve radyasyondan uzak durunuz.

Yolculuktan önce doktorunuza danışınız.

Bol ve rahat giysileri seçiniz.

Alçak topuklu rahat ayakkabılar giyiniz.

Pamuklu iç çamaşırları giyinin ve iç çamaşırlarınızı günlük olarak değiştiriniz

Yüzük ve bilezik gibi takılar takmayınız.

Diş bakımına özen gösterin. Sabah uyanınca, akşam yatmadan önce ve her öğünden sonra yumuşak fırça ile, yavaş haraketlerle dişlerinizi fırçalayınız.

Röntgen ışınlarından sakının. Çok fazla zorunlu olmadıkça radyolojik inceleme yaptırmayınız.

Her türlü canlı aşıdan sakınınız (Gerekli durumlarda salk polio aşısı, tetanoz aşısı yaptırmanın sakıncalı olmadığı aklınızda bulunsun.

Düşük riski yok ise son aya kadar cinsi ilişkide bulunmakta sakınca yoktur.

Haftada en az bir kez ayakta; duş alır biçimde, ılık su ile banyo yapın.

Meme bakımına özen gösteriniz.
Sarkmayı önlemek için çok sıkı olmayan askılı, pamuk dokumalı sütyen giyiniz.
Dolgunluğu önlemek için hafif parmak dokunuşları ile masaj yapınız.

Bol su içiniz.

C vitamini ve kalsiyum yönünden zengin gıdalar (Turuçgiller, süt ve süt ürünleri) seçiniz.

Lifli besinleri tercih ediniz.

Gebelik boyunca 10-12 kg'dan fazla kilo almamaya özen gösteriniz.

Aşağıda durumlarda hemen hekime başvurunuz;

1-Vajinal kanama: Düşük olasılığını gösterir. Bebeğin olduğu kadar annenin de yaşamını etkileyebilir.

2-Karında belirgin, sürekli ya da aralıklı ağrı olması: Dış gebelik, düşük, erken doğum belirtisi olabilir.

3-Fetus hareketlerinin artması ya da azalması. Fetusun sıkıntı içinde olduğunu gösterir.

4-Yüksek ateş titreme: Enfeksiyon belirtisidir.
Bulanık ya da bozuk görme,
Şiddetli baş ağrısı,
İnatçı kusma,

5-İdrar yaparken yanma, zorluk ya da az idrar çıkarma: İdrar yolları enfeksiyonunu gösterir.

6-Ellerde ayaklarda ya da yüzde şişme: Böbrek işlevlerinde bozukluğu gösterir.

Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 28-Nisan-2007 Saat 20:02



Eğitim anne karnında başlıyor


Çocuğunuza yabancı dil, ya da sanat eğitimini hamileliğiniz ilk aylarından itibaren verebileceğinizi biliyor muydunuz?

Psikologlar hamileliğin ikinci 3 aylık dönemi olan 3. ve 6. aylar arasında çocuğun zihinsel gelişiminin başladığını ve annenin heyecana bağlı ortamından etkilenen çocuğun, çeşitli uğraşlarından da etkilendiğini belirtiyorlar.

Psikolog Halis Özerk, "Anne karnındaki bebeğin, koşullama yöntemiyle yabancı dile, çeşitli sanatsal etkinliklere, bazı bilimlere yatkınlığı artırılabilir, düzenli uyku alışkanlığı kazandırılabilir. Örneğin, hamileliğin 2. döneminde sürekli yabancı dil konuşan, dinleyen annenin çocuğunun o dile kolayca hakim olabildiği; resme kendisini adayan annenin de çocuğunun resme karşı yetenek kazandığı saptanmış. Ayrıca matematik, fizik gibi bilimlerle ilgilenen annenin de çocuğunun bu bilimlere karşı başarılı olduğu görülmüş" diyor. Özerk doğumdan sonra çocuğun uyku düzeninin ise hamilelik döneminde gürültülü ortamda bulunan, sesli müzik dinleyen anne adaylarının çocuklarında daha iyi olduğunu, çocuğun gürültüden fazlaca etkilenmediğini söylüyor.

Özerk, hamilelik döneminde anneye verilen bu eğitimin doğumdan sonra da desteklenmesi gerektiğini dile getiriyor: "Anne, doğumdan sonra da çocuğunun kazanmak istediği yeteneği devam ettirmelidir. Örneğin, yabancı dil konuşma ve dinlemelerinin devam etmesi gerekir. Bu arada, hamilelik döneminde klâsik müzik ya da Türk sanat müziği dinleyen bir anne adayı, doğum sonrası, çocuğunun uyumasını istediği saatte aynı müziği dinleyerek uyku saatini ayarlayabiliyor."

Özerk, gelişmiş ülkelerde giderek yaygınlaşan koşullama yönteminin Türkiye'de henüz yeterince uygulanmadığını ve bu yöntemin mutlak surette uzman kontrolünde yapılması gerektiğini de ekliyor.


Basa don
butterfly Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 17-Nisan-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 7391
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti butterfly Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 04-Mayis-2007 Saat 02:32
 
hamilelik dönemindeki değişikliklerin amacı
 
 
 
Gebelik kadında tam anlamıyla "tepeden tırnağa" değişikliklerin ortaya çıktığı bir dönemdir. Bu değişikliklerin hepsinin ortak amacı sizin doğuma ve bebeğinizi beslemeye hazırlanmanızdır. Doğa sizdeki hazırlıkları en kötü koşullarda doğum yapacakmışsınız ve bebeğinizi de yine kötü koşullarda emzirecekmişsiniz gibi sizi ve bebeği maksimum korumaya alacak şekilde yapar. İşte sizlere gebelik dönemindeki değişikliklerden en ilginç ve belirgin olanları ve amaçları:

Gebelik döneminde;

  • İlk aylarda bazı maddelere karşı ilgi duyarsınız, bazılarının adını bile duymak istemezsiniz. Sabah kalktığınızda bulantı hissedersiniz, tüm gün uyumak istersiniz. Amaç vücudunuzun ihtiyacı olan maddeleri almak, toksik olabilecek (sigara dumanı gibi) maddelerden kaçınmanızı sağlamaktır. Bebek hareketlerinin henüz başlamadığı dönemde sabah bulantısı size hemen hamile olduğunuzu hatırlatır. Gün boyu olan uyuma eğilimi sizi gebeliğin ileri aylarında dinamik olmaya hazırlar.
  • Solunum kapasitesi artar, soluklar derinleşir. Amaç bebeğe maksimum oksijen gitmesi ve gebeliğin ilerleyen dönemlerinde rahiminiz akciğerleri yukarı doğru ittirdiğinde de yeterli oksijen alımının sağlanmasıdır.
  • Kalp damar sisteminizde dolaşan kan hacmi ve tüm vücut sıvınız %50 oranında artar, kalp daha güçlü ve daha hızlı çalışır. Amaç bebeğe maksimum oksijen ve gıda maddesinin gitmesinin sağlanması, doğumdaki muhtemel aşırı kan kaybı için kan yedeklenmesidir.
  • Kanınızın pıhtılaşma kabiliyeti artar. Amaç doğumdaki kan kayıplarını en aza indirmektir.
  • Kas-eklem sisteminizde genel bir gevşeme hali olur. Amaç karnınızda büyüyen bebeğe yer açmak ve pelvisinizin ("çatınızın") genişleyerek doğuma hazır hale gelmesini sağlamaktır.
  • İlk başlarda uykuya eğiliminiz artar, sonlara doğru gece içinde birkaç kez uyuma-uyanma döngüleri yaşarsınız. Amaç gebeliğin başlarında beyninizde sağlıklı işlevler için gerekli maddelerin depolanmasını sağlamak, sonlarda ise doğduktan sonra iki-üç saatte bir emzireceğiniz bebeğiniz için uykusuzluğa alışmanızı sağlamaktır.
  • Başta karın bölgesi olmak üzere vücudunuzda yağ dokusu artar. Amaç emzirme dönemindeki muhtemel bir kıtlıkta sizin ve bebeğinizin sağ kalmasını garanti altına almaktır.
  • Başta koku duyusu olmak üzere tüm duyu sistemleriniz daha iyi çalışır. Amaç bebeğinizi tehlikelerden daha iyi koruyabilmektir. Doğum sonrası anneler neredeyse bebeklerinin yan odadaki solunum seslerini bile duyacak kadar hassas bir işitme duyusuna sahip olurlar.
  • Bebeğiniz de size aldığı pozisyonla yardımcı olmaya çalışır: Bebeklerin %90'ı anne karnında vücutlarını sola döndürerek yatarlar. Amaç vücudunuzun sağ yanında yer alan büyük toplardamarlara baskı olmasını engellemektir. Siz de uykunuzda otomatikman sola yatış pozisyonu alarak bu duruma katkıda bulunursunuz.

Gördüğünüz gibi doğa sizin yanınızda. Vücudunuzdan gelen sinyallere duyarlı olmalısınız



Duzenleyen mystical - 31-Temmuz-2007 Saat 06:27
Basa don
Tubaaa1984 Drop Down Menu
Devamli Üye
Devamli Üye
Avatar

Kayit tarihi: 29-Nisan-2007
Konum: Almanya
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 394
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Tubaaa1984 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 04-Mayis-2007 Saat 23:06
Gebelikte mide yanması

Mide%20yanmasına%20dikkat!Gebelerde mide yanması hormonlar ve karın içinde büyüyen rahim nedeniyle, asit mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına bağlı tahriştir. Erken gebelikte daha çok aşerme ve bulantı-kusmaya bağlı oluşan bu yakınma, gebelik ilerledikçe kabızlık, hazımsızlık ve gaz gibi sorunlarla birlikte giderek artan şidette görülür.

Öneriler

· Sık ve küçük öğünler halinde yiyin
· Mide yanmanızı arttıran hareketler ve pozisyonlardan kaçının (ani öne eğilmeler, yemekten hemen sonra yatmak, uzanmak vb.)
· Özellikle yemekten hemen sonra uzanmak yerine arkanızı küçük bir minderle destekleyerek oturun
· Mide yanmanız,davranış ve diyet değişikliklerine rağmen düzelmez ve ya artarsa hekiminize danışarak antiasit alın.
· Yağlı ve baharatlı gıdalardan, kızartmalardan, fazla miktarda çay, kahve ve çikolatadan uzak durun.
· Yemekten sonra hafif yürüyüşler sorununuza iyi gelebilir.

OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/
Basa don
Tubaaa1984 Drop Down Menu
Devamli Üye
Devamli Üye
Avatar

Kayit tarihi: 29-Nisan-2007
Konum: Almanya
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 394
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Tubaaa1984 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 04-Mayis-2007 Saat 23:11
 
Dogum cantasinda olmasi gerekenler
 

Bir anne adayının hastane çantasında olması gerekenler aşagıda sıralanmıştır. Ancak çantanızı hazırlarken dogum yapacagınız mevsime çok önem vermeli ona göre giysi koymalısınız. Ayrıca doğum yapacagınız hastane ile görüsmeli sizin ve bebeginiz için temin edecekleri seyleri ögrenmelisiniz. Böylece çantanızı gereksiz, kullanmayacağınız esyalarla doldurmus olmazsınız.
 
Bebek için
  • 2 tane bady (Mevsime göre kisa veya uzun kollu)
  • 2 tane tulum
  • 2 tane çorap
  • 2 tane agiz mendili
  • 2 tane pijama alti
  • 2 tane sapka ve eldiven
  • 2 takim kiyafet (zibin takimi, pijama takimi ,patigi,basligi vs)
  • Yelek ve hirka
  • Battaniye
  • 3-4 tane bebek bezi
  • Araba koltugu/ana kucagi veya portbebe
  • Havlu
  • 2 tane önlük
  • 2 tane yelek
  • 2 adet Patik
  • Göbek Bagii
  • Saç Fırçası
  • Burun Temizleme Aspiratörü
  • Biberon
Anne için
  • 2 adet gecelik
  • 1 adet pijama
  • 1 adet sabahlik Alti kaymayan terlik
  • 2 adet çorap
  • 3-4 adet kilot
  • 1-2 adet atlet
  • 2 adet emzirme sütyeni
  • Hirka ya da sal
  • Koyu renk havlu
  • Hijyenik Ped
  • Gögüs Pedi
  • Gögüs Kalkani
  • Gögüs ucu için krem
  • Gögüs pompasi
  • Tarak
  • Dis Macunu-Dis firçasi
  • Sampuan
  • Sabun
  • Toka, Parfüm, makyaj malzemeleri
  • Kulak Pamugu
  • Kagit,kalem
Genel Gerekli Malzemeler
  • Fotograf Makinesi veya kamera
  • Telefonlar ve sarj aletleri
  • Yedek piller
  • Kolonya, islak Mendil
  • Kagit Havlu
  • Kitap, dergi v.s.
  • Çikolata


Duzenleyen mystical - 31-Temmuz-2007 Saat 06:29
OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/
Basa don
butterfly Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 17-Nisan-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 7391
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti butterfly Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 07-Mayis-2007 Saat 12:34
HAMİLE KADINLARIN BEYNİ

Bazı hamile kadınlar belli bir konuya yoğunlaşamadıklarından ve hafızalarının zayıfladığından şikayet ederler. Buna yeni bir açıklama getirildi. Bir grup anestezi uzmanı ve radyolog, hamilelik döneminin sonlarına doğru kadınların beyinlerinin büzüldüğüne ve eski durumuna gelmesinin 6 ay sürdüğüne inanıyorlar. Grubun lideri anestezi uzmanı Anita Holdcroft, bu gözlemin bazı hamile kadınlarda ve yeni annelerde görülen öğrenme ve kavramayla ilgili problemelerle bağlantılı olabileceğini söylüyor.

Sheffield'de yapılan bir toplantıda araştırmacılar, 10 sağlıklı kadının beyinlerinin 3 boyutlu resimlerini vermek için üç grup manyetik rezonans görüntü yarattıklarını açıklamışlar. İlk grup hamileliğin sonlarına doğru, ikinci grup doğumdan 6-8 hafta sonra ve üçüncü grup da doğumdan 6 ay sonra çekilmiş. Karşılaştırmalar sonunda, kadınların fizyolojileri hamile olmayan duruma geçtiğinde beyinlerinin büyüdüğü görülmüş.

Kadınların beyinleri hamilelik sonrasında normalden büyümüş olabileceği gibi, hamilelik döneminde küçülmüş de olabilir.

Üremeyi de düzenleyen hormonlar dahil birçok hormonu salgılayan beyindeki hipofiz bezi de, tam tersi bir etki göstererek hamilelik döneminde büyüyor.

Holdcroft, beyindeki bu değişimin beyindeki hücrelerin sayılarının değişiminden değil de, tek tek hücrelerin hacmindeki değişimden kaynaklandığına inanıyor.

Araştırmalar ilk olarak loğsa humması geçiren kadınlar üzerinde yapılıyor. Ancak, araştırmalar bu değişimin loğusa humması öncesi bir belirti değil hamileliğin normal bir özelliği olduğunu gösteriyor.

Basa don
Tubaaa1984 Drop Down Menu
Devamli Üye
Devamli Üye
Avatar

Kayit tarihi: 29-Nisan-2007
Konum: Almanya
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 394
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Tubaaa1984 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 07-Mayis-2007 Saat 23:51

Gebelik Sonrası Depresyon

Bebeğinizi kucağınıza almak için 9 ay beklediniz. Uzun, zor ve zahmetli hamilelik sürecinde, hep bu anı düşlediniz. Minik bebeğiniz doğacak, kucağınıza alacaksınız, kokusunu duyacak, öpmeye kıyamayacaksınız. Tam da hayal ettiğiniz gibi oldu. Ama sanki hayal edilmeyen bir şeyler var gibi... Mutlu olmanız gereken bu günlerde içinizde kötü bir his: sıkılıyorsunuz, ağlamak istiyorsunuz, gözleriniz sık sık doluyor, biri bir şey söylese hüngür hüngür ağlayacaksınız. Kendinizi şaşkın ve çaresiz hissediyorsunuz ama neden böyle olduğunu da tahmin edemiyorsunuz. Bende mi bir gariplik var diye düşünüyorsunuz? Bu sık sık hissettiğiniz yorgunluk, sanki minik bebeğinize bir şey olacakmış gibi garip düşünceler, acaba yeterince bakamıyor muyum? sorusunun aklınızdan hiç silinmemesi... Şimdilik endişelenmeyin. Çünkü normal bir süreç yaşıyorsunuz.

Doğum sonrası Hüzün sık yaşanan bir durum

Bu kaygıların, sıkıntıların yeni doğum yapmış annelerin başına geldiğini bilmelisiniz. Bilimsel adıyla "Doğum Sonrası Hüzün"ü yaşamaktasınız.

Yeni bir bebekle baş başa kalmak, ona bakmak, yeni doğum yapmış anneleri tedirgin eder. Aylardır beklediği bebek yanı başındadır ama başka bir varlıktır; miniciktir, konuşamamakta, istediğini anlatama-makta, belki de ağlamaktadır. Onu emzirmek, temizlemek, altını açmak, gazını çıkarmak... Hayatınızda bambaşka bir sayfa açılmıştır artık. Anneliğin ilk adımlarını atmakta, onunla yaşamayı öğrenmeye başlamaktasınızdır.

Bu değişikliklerin yanı sıra hamilelik sırasında değişen hormonlar, beden yapısının tekrar yeni bir değişime uğraması, annelerin ilk günlerinde farklı duygular yaşamasına neden oluyor.

Duygularınız değişim göstermektedir. Genel olarak doğum sonrası 2 ile 4 gün arasında bu farklılığı hissedebilirsiniz. Şiddeti ve yoğun olduğu dönem 48 saattir. "Niye ben?" diye düşünmenize gerek yok. Çünkü doğum yapan kadınların % 50-80`inde görülüyor. Anne bu süreçte, anne adaylığından anneliğe geçişin tedirginliğini yaşamaktadır. Belirtileri; ağlamaklı bir yüz görünümü, sık sık ağlama, hafif yorgunluk, sıkıntı hissi, konsantrasyon eksikliği, uyku bozukluğu, çocuğu ve kendi sağlığı hakkında aşırı endişe etmek şeklinde görülüyor. Bu belirtiler geçici bile olsa, bu dönemde annenin çevresindeki sevdikleri tarafından desteklenmesi gerekiyor. Elbette ilk desteleyecek kişi, baba. Bebek bakımında annenin güvendiği anneanne ya da teyzeler de bu hüznün geçişinde yardımcı olacak kişilerden.

Doğum Sonrası Hüzün genel olarak 10-15 gün içinde azalarak son buluyor

Uzmanlar ilk adetini erken yaşta görmüş ve normal adetlerini kısa gören ve gerginlik yaşayan kadınlarda, ayrıca hamilelik sırasında geçirilen anksiyete ve depresif duygu durumu bulunuyorsa, doğum sonrası hüzün riskinin arttığını belirtiyorlar.

OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/
Basa don
Tubaaa1984 Drop Down Menu
Devamli Üye
Devamli Üye
Avatar

Kayit tarihi: 29-Nisan-2007
Konum: Almanya
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 394
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Tubaaa1984 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Mayis-2007 Saat 00:08

ANNE SÜTÜNÜN YARARLARI:

Anne sütünde bebeğiniz için gerekli besinle doğru miktar ve oranlardadır ve anne sütü ile beslenen çocuklarda başta enfeksiyon hastalıkları olmak üzere birçok hastalığın ve allerjilerin görülme sıklığı azalmakla birlikte beyin ve zeka gelişimi daha iyi olmaktadır.

ANNE SÜTÜ İLE BESLENMEYE HASTAHANEDE BAŞLANMALIDIR
Anne sütü ile beslenme hem bebeğiniz hemde sizin için bir öğrenme sürecidir. Göğüslerinizde zaten erken süt, diğer adıyla kolostrum mevcuttur. Bebeğiniz bu sütü, doğumdan hemen sonra almaya başlayabilir. Kolostrum onu birçok hastalıktan koruyacaktır. Hastahanemizdeki deneyimli bebek hemşireleri anne uygun olur olmaz zaman hemen emzirmeyi başlatacaklardır.

Bebeğinizi en azından her 2-3 saatte bir veya günde 8-12 kez emzirmeniz gerekir. Eğer emmek istemiyorsa bir yarım saat-1 saat sonra tekrar deneyebilirsiniz ancak ilk haftalarda 5 saatten daha uzun süre emzirmedem uyumasına izin vermeyin.

Bebeğinizi uyandırmak için yapabilecekleriniz:

Üzerini soyun veya bezini değiştirin
Oturtun ve sırtını, karnını, ayaklarını nazikçe sıvazlayın
Yüzünü nemli bir havluyla silin
Bebeği teninizle temasa geçirin

EMZİRME TEKNİĞİ:


Anne sütünün yapımı, annenin beslenmesinden bağımsız olarak bebeğin doğru teknik ve sık aralıklarla emzirilmesi sonucu artar.

Doğru emzirme tekniğinde bebeğin anne kucağında memeyi kavraması açısından aşağıdaki noktalara dikkat edilmelidir:

Meme ucunuzu baş ve işaret parmağınızla yuvarlayarak daha belirgin hale getirebilirsiniz.
Bebeği kavramadığınız kolunuzla göğsünüzü destekleyin. Başparmağınzı areolanın (meme ucunu çevreleyen koyu renkli bölge) 1-2 cm üzerine üzerine koyun, diğer parmaklarınızı da göğsünüzü alttan desteklemek için kullanın. Parmaklarınızın areolaya dokunmamasına dikkat edin.
Göğüs ucunuzu bebeğin alt dudağına değdirerek ağzını açmasını sağlayın. Ağzını açar açmaz ağzını göğsünüze yaklaştırarak tüm areolayı kavramasını sağlayın. Süt areolanın arkasında depolandığından bebeğin ağzı tüm areolayı kavramalıdır. Sadece meme ucunu alırsa süt gelmeyebilir ve göğüs ucunuz acır. Bebeğin burun ucu ve çenesi göğsünüze değmelidir. Sabırlı olun tam yakalama sağlamak için bir çok kez denemeniz gerekebilir.
Emzirme normalde ağrılı veya memeyi acıtan bir olay değildir.

EMZİRME POZİSYONLARI:



Kucak pozisyonu:
Bebeği kucağınıza koyduğunuz yastığın üzerine yatırın. Başını kolunuzun kıvrımına yaslayarak poposunu elinizle destekleyin ve karnını kendi karnınıza doğru çevirin ki yüzü göğsünüze doğru dönsün.

Ters kucak pozisyonu:
Bu pozisyon bebeğin başını daha iyi kontrol etmenizi ve göğsünüze daha kolay yaklaştırmanızı sağlar. Bebeğin karnını karnınıza çevirin ve elinizle başını, ensesini ve omuzlarını kavrayın. Diğer elinizle de göğsünüzü tutun. Bebek meme ucunu tam kavrayınca, ellerinizi yukarıdaki pozisyona geçirebilirsiniz.

Koltuk altı pozisyonu:
Bu pozisyon özellikle sezeryandan sonra dikişleriniz iyileşene kadar kullanmak isteyeceğiniz bir pozisyondur. Ayrıca ikizleri de iki taraflı emzirmek için de kullanılabilir. Yine koltuğunuzun altına yastık yerleştirerek bebeği ve kolunuzu destekleyiniz. Bebeğin vucudunu kotuğunuzun altına yerleştirerek başını ve ensesini elinizle destekleyin. Ayakları ve poposu arkanıza bakmalıdır. Diğer elinizi de göğsünüzü desteklemek için kullanın.Göğsünüzü bebeğe yaklaştırmak yerine, bebeği göğsünüze yaklaştırıp göğüs ucunuzu kavramasını sağlayın.

Yatarak emzirme pozisyonu:
Bir yastığı başınızın altına, diğerini de bebeğin altına koyun. Bebeği, karnı sizin karnınıza değecek şekilde yan yatırın. Gerekirse iki yastıkla destekleyip ağzı tam göğüs ucunuzun önünde olacak şekilde yatırın. Bir elinizle de göğsünüzü destekleyin. Bu pozisyonda sezeryan dan sonra tercih edilebilir.

BEBEĞİ MEMEDEN NASIL AYIRACAKSINIZ?


Emzirme bittikten sonra bebeğiniz eğer kendisi göğüsten ayrılmıyorsa göğüsten ayırmak için parmağınızla ağzının köşesineden göğsünüze doğru bastırın. Eğer hala memeyi yakalamışken göğsünüzü çekerseniz ğöğüs ucunuz acıyabilir.

NE KADAR SÜRE VE SIKLIKLA EMZİRECEKSİNİZ?
Anne sütü çabuk sindirilir ve bebeğinizin mide kapasitesi küçüktür. İki günlük olduğunda günde yaklaşık 8-10 kez emer buda her 2-3 saate karşılık gelir. Bebeğinizi her emmek istediğinde emzirin. Açlıklarını ağızlarıyla aranarak ve hareketlerini arttırarak gösterirler. Ağlama genelde en son belirtidir.

Eğer bebeğiniz 1-2 emme hareketinden sonra yutkunuyorsa süt alıyor demektir. Emmesini bitirene ve uyuyana kadar göğsünüzde kalabilir. 5-7 günlükten itibaren bir göğüste 20 dakika kalırlar. Yutması bitene kadar aynı göğüste kalmasını sağlayın, daha sonra gazını çıkartın ve diğer göğüse geçirin.


SÜTÜNÜZÜN YETERLİ OLDUĞUNU NASIL ANLAYACAKSINIZ?


Günde 6-8 kez bezini ıslatıyorsa,
Günde 2 veya daha fazla hardal sarısı cıvık ve pürtüklü kaka yapıyorsa,
Emdikten ve gazını çıkardıktan sonra sakinleşip uyuyorsa
Aktifse ve sesli ağlıyorsa yeterince anne sütü alıyor demektir.

GÖĞÜS UCUNUZUN YARA OLMAMASI İÇİN NELER YAPMALISINIZ?


Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, bebeğin anne göğüs ucunu alış şekli göğüs ucu yara oluşmasını en fazla etkileyen faktördür. İlk 1-2 haftada hafif acı ve yanma hissetmeniz normaldir . Eğer bebek emmeye başladıktan sonra göğüs uçlarınızda ağrı hissediyorsanız bebeği memeden çekip vucut pozisyonunu ayarlayarak ağzını açıp göğüs ucunuzu dilinin üstüne ve damağına değdirerek tekrar deneyin.

Emzirmeden sonra 1-2 damla sütü meme uçlarına sürün ve açık bırakarak kurutun. Göğüs uçlarında çatlama, kanama ve sürekli ağrı olması normal değildir. Bu problemleriniz oluyorsa mutlaka bebek doktoruzla temasa geçin.

GÖĞÜSLERİNİZDE SÜT BİRİKİRSE NE YAPMALISINIZ?


Doğumdan sonraki 2.-3. günde göğüslerinizdeki süt artacaktır ve doluluk hissedeceksiniz. Bu dolgunluk hissi genelde 2-3 gün surer ve göğüslerinizde aşırı gerginlik ve ağrı hissedebilirsiniz.
Bu durumda yapmanız gerekenler:

Bebeğin göğüsünüzün ucunu koyu renk kısmıyla beraber ağzının içine alıp almadığını control edin. Sadece meme ucunu alıyorsa göğsü tam boşaltamayabilir.
Bebeğinizi her 1-3 saate bir sık aralıklarla besleyin.
Bebek emmekte zorlanıyorsa emzirmeden once anne sütü sağılarak göğüsler bir miktar boşaltılabilir böylece göğüs ucuda daha çok belirginleşir.
Emzirmeden önce ağrılı göğsün üzerine ılık kompres, emzirdikten sonra hala dolgunluk ve ağrı varsa soğuk kompres uygulayın.
Bebeğinizi sakin ve stressiz bir ortamda emzirin, rahatlamak için müzik dinlemeyi deneyin. Emzirme aralarını dinlenmeye ayırın.
Eğer yukarıdakileri denedikten sonra halen göğüslerinizdeki şişlik aynıysa, kızarıklık varsa mutlaka doktorunuza danışın.

EMZİREN ANNELERİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN NOKTALAR:


Dengeli beslenmeye ve günde yaklaşık 4 lt sıvı alımına dikkat etmelisiniz.
Emzirirken taze meyve suyu veya süt gibi besleyici bir içecek alabilirsiniz.
Hamilelik sırasında aldığınız prenatal vitaminlere emzirdiğiniz sürece devam edin.
Bebeğinizi bir emzirme rutinine koymayı beklemeyin. Bebeler genellikle 6-8 haftada kendi rutinlerini oturturlar. Unutmayın ki bebek emdikçe, süt yapımı da artmaktadır.
Bebekler hızlı büyüme dönemlerinde daha çok emmek isterler (genellikle 2-3 hafta, 6 hafta ve 3. ayda)
Doktorunuz önermediği sürece bebeğe su, şekerli su veya mama vermeye hiç gerek yoktur. İlk 6 ay anne sütü bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşılamaya yeter. Bebeğinizin veya sizin hasta olduğunuzu hissettiğinizde ilaç kullanmadan önce mutlaka doktorunuzu arayın.

SAĞILMIŞ ANNE SÜTÜNÜ NASIL SAKLAYABİLİRSİNİZ?


50-100cc sağılmış anne sütünü temiz bir kap veya süt saklama poşetine koyun. Donarken süt genişleyebileceğinden, tepeleme doldurmayın. Tüm torbalara mutlaka tarih ve miktar yazın. Sütü derin dondurucunun kapağına değil, en soğuk noktasına koyun.

GÜVENLİ SÜT SAKLAMA KOŞULLARI:


Odanın serin bir yerinde 6-8 saat
Buzdolabının rafında 72 saat (3 gün)
Buzdolabının buzluğunda 2 hafta-2 ay arası
Derin dondurucuda 6 ay
Her zaman önce en eski tarihli sütü kullanın.

DONDURULMUŞ ANNE SÜTÜNÜN ERİTİLMESİ VE ISITILMASI


Sakladığınız anne sütünü kesinlikle ocağın üstüne veya mikrodalga fırına koymayın. Bu sütün proteinini bozar ve sütün içinde oluşan sıcak noktalar bebeğinizin ağzını yakabilir. Süt poşetini bir kaba koyduğunuz ılık suyun içine ağzı dışarda kalacak şekilde batırarak çözülmesini sağlayın (ben-mari usulü) ve salladıktan sonra sıcaklığını kontrol ederek bebeğinize verin.

UNUTMAYIN: Çözülmüş süt kullanılana kadar buzdolabında saklanmalıdır ve 24 saat içinde kullanılmalıdır. Bebeğinizi besledikten sonra sütün arta kalanını atın.
OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/
Basa don
Tubaaa1984 Drop Down Menu
Devamli Üye
Devamli Üye
Avatar

Kayit tarihi: 29-Nisan-2007
Konum: Almanya
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 394
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Tubaaa1984 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Mayis-2007 Saat 00:13

Folik Asit


B grubu suda çözünen vitamin çoğu zaman folik asit ya da folat olarak adlandırılır. Oysa bu iki terim birbirinden farklıdır.Folik asit viatminin en stabil formunu belirtir ve besin maddelerinde nadiren bulunur. Folik asit vitaminin ilaçlarda ve işlenmiş besinlerde bulunan formudur. Folat ise doğal maddelerde bulunan şeklidir.

Folat ya da folik asit vücutta özellikle DNA yapımında rol alır. Bunun yanısıra bazı amino asitlerin metabolizmasında da rol aldığı bilinmektedir.

Bazı durumlarda vücutta folat eksikliği ortaya çıkabilir. Bu durumların en iyi bilineni alkolizmdir. Alkol folatın emilimini engelleyerek eksikliğe yol açar. Besinler yolu ile yetersiz alınması da bir diğer eksiklik nedenidir. Hamilelik ya da kanser gibi hücre bölünme hızının yüksek olduğu durumlarda da vücudun folata olan gereksinimi artacağından eksiklik görülebilir.

Belirtileri:


Erken dönemde fazla belirti ve yakınma olmaz. En erken bulgu kan homosistein düzeylerinde saptanan artıştır. Folat eksikliğine en çabuk tepki veren hücreler en hızlı bölünen hücrelerdir. Folat düzeyi azaldığında kemik iliğinde hücre bölünmesi bozulur ve az sayıda ama dev boyutta kan hücreleri üretilir. Bu durumun sonucu bir kansızlık türü olan megaloblastik anemi adı verilen tablodur. Bu hücrelerin oksijen taşıma kapasitesi azaldığı için kansızlığın tipik yakınmaları olan halsizlik, yorgunluk, çarpıntı gibi belirtiler ortaya çıkar.

Fetal büyüme ve gelişme hızlı hücre bölünmesi ile karakterize bir dönemdir.DNA ve RNA üretimindeki krıtik rolü nedeniyle bu dönemde yeterli folat alımı son derece önemlidir. Yapılan araştırmalar hamilelikte yeterli miktarda folik asit alımının bebekte merkezi sinir sitemi anomalileri görülme olasılığını anlamlı ölçüde azaltığını göstermektedir. Nöral tüp defekti adı verilen bu merkezi sinir sistemi anomalileri değişik şekillerde ve derecelerde görülebilir. En basit formu olan spina bifida da omurgada küçük bir açıklık varken en ileri form olan anensefalide bebeğin kafatası ve beyni gelişmez.

Nöral tüp defektleri döllenme sonrası 21 ve 27. günler arasında ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde kadınların önemli bir kısmı hamile olduklarını fark etmeyebilirler. Folik asit desteği alınmadığında nöral tüp defekti görülme olasılığı 2000 doğumda 1 civarındadır. Folik asit desteği ile bu oran %50 oranında azaltılabilir. Bu etkinin ortaya çıkması için hamile kalmadan 1 ay önce folik asit kullanmaya başlanması gereklidir. Ayrıca yarık damak ve bazı kap defekteleri gibi anomalilerin de folat alımındaki azlığa bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Amerikan Halk Sağlığı dairesi ve diğer ilgili kuruluşlar hamile kalma potansiyeli olan her kadının mutlaka folik asit desteği alması ve folik asit ilaçları kullanmasını önermektedir. Bununla birlikte ABD'de hamile kadınların yalnızca yarısı bu öneriye uymaktadır. Bu nedenle ABD'de bazı besin maddelerinin folik asit açısından zenginleştirilmesi gündeme gelmiştir. Ülkemiz için durum çok daha kötüdür. Hamilelerin önemli bir kısmı hamile kalmadan önce danışmanlık almadığı için konudan habersizdir.

Yeterli folat düzeyinin bazı kalp ve ekstremite anomalilerini de azaltacağı ileri sürülmektedir. Ancak bu konuda yeterli kanıt yoktur. Bazı başka çalışmalarda ise yetersiz folat alımının erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve plasentanın erken ayrılmasına neden olabileceği gösterilmiştir. Bu nedenle nöral tüp defekti gelişme riski ortadan kalktıktan sonra da folik asit kullanmaya devam edilmelidir.

Nelerde Bulunur?


Pek çok besin maddesi folik asit içerir. Bunlar:

Portakal,mandalina, greyfurt gibi narenciye
Kavun, karpuz
Fasülye
Brokoli ve ıspanak gibi yeşil sebzeler
Fındık
Karaciğerdir

Ne kadar alınmalıdır?


12 yaşından başlayarak hem erkek hem de kadın için günlük folik asit ihtiyacı 0.4 miligramdır. Bu özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda önemlidir. Hamile kadınların günde 400-800 mikrogram folik asit alması gereklidir.

Herhangi bir toksik etkisi olmamasına rağmen günlük 1 miligramdan fazla folik asit alınması önerilmez.
OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/
Basa don
butterfly Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 17-Nisan-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 7391
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti butterfly Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Mayis-2007 Saat 13:57
Hamilelikte İlaç Kullanımı
Hamilelikte doktorlara danışmadan ilaç kullanımı çok sakıncalı olabilir.


1) Hamilelikte ilaç kullanımı sakıncalı mıdır?

Bazı ilaçlar bebeklerde doğuşsal anormalliklere yol açabilir, bazıları erken doğuma sebebiyet verebilir.

Bunun için gebeliği planlayan kadınlar dahi yumurtladıktan sonra adet oluncaya kadar geçen iki haftaya kadarki sürede muhtemelen gebe olduklarını düşünerek doktorlarına danışmadan ilaç kullanmamalıdırlar. Gebelikte ise kadın-doğum uzmanını her ilaç kullanımında aramalıdırlar. İlaç kullanımı sadece gebeliğin ilk üç ayında değil daha önceki haftalar ve aylarda da bebeklere zarar verebilir ve erken doğuma da yol açabilir.

2) Hamilelikte ilaç kullanımı nasıl olmalıdır?

Hamile, doktoruna danıştığı sürece gebelik boyunca pek çok ilacı kullanabilir. Gebeliğin her gününde, her ayında ve hemen her hastalıkta kullanılacak ilaç mevcuttur. Gebelikte ilaç kullanılamaz ön yargısı yanlıştır. 9 aylık bir süre insan hayatında uzun bir dönemdir ve bu dönemde gebeler elbette ki değişik hastalıklara yakalanacaklar, grip olacaklar, dengelerini kaybedip düşecekler, kollarını bacaklarını zedeleyecekler, değişik iltihaplar kapacaklar, mideleri bozulacak, idrar iltihabı geçirebilecekler, kabız olabilecekler ve ishal olabileceklerdir. Dolayısıyla bir gebenin 9 ay boyunca ilaçsız yaşaması olası değildir. Yeter ki hekimlere danışarak en doğru ilacı kullansınlar.

3) Hamilelik sırasında kullanılan ilaçların doğacak bebeğe geçişi söz konusu mudur?

Gebelikte kullanılan ilaçların önemli bir kısmı bebeğe geçer. Ancak çok büyük molekülü olan ilaçlar plasentadan geçmez ve dolayısıyla bebeğe de etkisi olmaz ama ilaçların çoğunluğu plansetayı geçecek, bebeğe de gidecektir. Bu demek değildir ki plasentayı geçip, bebeğe gidebilen hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Çünkü bu durumda daha önce de belirttiğimiz gibi pek çok hastalığın gebelikte tedavisinin yapılmaması gibi bir durum doğurucaktır ki, bu da hem anneye hem de bebeğe daha çok zarar verir.

4) Bebeğin anne karnında ilaçların yan etkilerine en hassas olduğu dönem sadece hamileliğin ilk üç ayı mıdır?

Gebeliğin ilk üç ayında bebeğin organları gelişmekte olduğu için verilen bazı ilaçlar bu gelişimi durdurur ve bebeklerde bazı anormalliklere yol açabilir. Ama bebek devamlı gelişen bir organizma olduğu için üçüncü aydan sonra hiçbir zararı yoktur denemez, çünkü gelişim devam etmektedir ve bazı ilaçlar belirli gebelik haftalarında bebeğe yine zarar verebilirler, örneğin bazı hormon ilaçları ve kortizon gibi ama belli dozlarda kalındığı, doktor tarafından verildiği sürece gebeliğin hemen her haftasında ilaç kullanılabilir.

5) İlaç prospektüslerinin hemen hepsinde hamilelikte kullanılması uygun değildir, ibareleri mevcuttur, gerçekten birçoğu hamilelikte kullanılmaz mı?

Bütün ilaçların prospektüslerinde bu tür ibarelerin yazılması gebeleri uyarmak içindir. Pek çok ilacın prospektüsünde kullanılmaz yazmaktadır. Bu, gebelikte kontrolsüz ilaç kullanımını önlemek için yapılan bir uyarıdır.

6) Doz alımı gebelik sürecine göre değişir mi?

Evet. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında ve doğuma çok yakın zamanlarda bazı ilaçları kullanmamak veya dozu azaltmak gereklidir. Bebeğin doğuma çok yakın bir zamanda uzun etkili olan ve vücuttan atılamayan bazı ilaçlar bebeğe geçtiklerinden doğumdan sonra bebek üzerinde etkilerini gösterir ki, bu tarz bazı ilaçlar bebekte nefes alamama, dolaşımı bozma gibi şikâyetlere yol açar. Dolayısıyla bu ilaçları doğumdan bir süre önce kesmek gereklidir.

7) Hamilelikte antibiyotik kullanımı bebek için sakıncalı mıdır?

Bazı antibiyotikler gebelikte kullanılmaz. Çünkü bunlar bazen bebeğin kemik gelişimini olumsuz etkiler veya dişlerini sarı yapar vs. Ama pek çok antibiyotik de gebelikte emniyetle kullanılabilir ve kullanılmaktadır.

8) Doktor gözetimi almadan ilaç kullanımı bebekte ne gibi sağlık sorunlarına yol açar?

Özellikle bebeğin organ gelişimi süresinde yani ilk üç ayda alınan bazı ilaçlarda bebekte kemik gelişiminin olmadığı, bazı kalp anomalileri olduğu, cinsel organlarının gelişiminde bir takım duraklamalar ve bozukluklar olduğu gözlemlenmiştir. Yine alınan bazı ilaçlar bebekte işitme kaybına, böbrek anomalilerine, hatta kol ve bacak eksikliklerine neden olabilir. Bazı ilaçlar ise bebekte zekâ gelişimine engel olabilir, bebeğin kilo almasını engeller ve rahim içi gelişme geriliği dediğimiz sorunları yaratırlar.

Bazı ilaçlar bebekte kanamalara yol açabilir ve gerek rahim içinde gerekse doğumdan hemen sonra beyinde kanamalara yol açarak, bebeğin ölümüne neden olabilir.

9) Bitkisel ilaç kullanmak zararlı mıdır?

Doktor denetiminde olmak, ilacın temiz koşullarda hazırlandığından emin olmak ve içindeki maddeleri iyi bilmek şartıyla bazı bitkisel ilaçlar gebelikte kullanılabilir. Örneğin kabızlık ilaçları gibi.

10) Aspirin gebelik sürecinde kullanılmaması gereken bir ilaç mıdır?

Aspirinin normal 500 mg.lık tabletlerini gebelikte kullanılmasını önermiyoruz. Bu tabletler hem bebekte bazı damar hastalıkları anomalilerine yol açabilmekte hem de her gün kullanıldığı takdirde kanamalara sebebiyet vermektedir.

Ama düşük doz aspirin gebelikte yaygın olarak kullanılmaktadır. Kılcal damarlardaki pıhtılaşmayı engelleyerek bazı düşük vakalarında, gelişme geriliği olan bebeklerde gelişmeyi hızlandırmak için kullanılmasını önerenler vardır. Özellikle tüp bebek hastalarında bebek aspirini kullanmak yaygın bir gelenektir.

11) Aşı hamile bir bayana uygulanabilir mi? Aşı çeşitlerine göre farklılık gösterir mi?

Gebelikte bazı aşılar uygulanabilir. Ancak canlı aşı dediğimiz canlı virüsün vücuda verilerek bağışıklık yaratıldığı aşılarda virüs bebeğe de geçerek onda da hastalıklara yol açabildiği için kullanılmaz.

Gebelikte sadece ölü aşılar veya mikrobun ancak protein kısmına karşı geliştirilen aşılar rahatlıkla kullanılabilir. Örneğin gebelikte grip aşısı kullanılabilir, ama kızamıkçık aşısı kullanılmaz çünkü bebeğe kızamık geçebilir ve çok ağır anomalilere yol açabilir.

Yine gebelikte tetanos aşısı ölü aşısı ölü aşı olduğu için kullanılabilir. Biz bütün gebelerin gribe karşı daha hassas olduğunu düşünerek grip aşısının gebelik sırasında vurulmasını özellikle öneriyoruz. Yine son yıllarda çıkan ve salgın halini alan HPV (insan siğil virüsü) gebelikte de bulaşabilir ve rahim ağzı kanserine yol açabilir. Bu yüzden HPV aşısı gebelik öncesi yapılmalı ve bitirilmelidir. Bu aşının gebelik sırasında kullanılmasının şu ana kadar sakıncası olmadığı düşünülse de tavsiye edilmemektedir.

Basa don
Tubaaa1984 Drop Down Menu
Devamli Üye
Devamli Üye
Avatar

Kayit tarihi: 29-Nisan-2007
Konum: Almanya
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 394
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Tubaaa1984 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 11-Mayis-2007 Saat 21:27
GEBELİKTE İLAÇ KULLANIMI      
  Gebelik süresince bazı durumlarda ilaç kullanımı gerekebilmektedir. Ancak kullanılan ilaçların bazı durumlarda yeni gelişmekte olan bebeğin organ taslakları üzerinde olumsuz etkileri olabilmektedir. Doğumsal sakatlıkların yaklaşık olarak %2-3'ü gebelikte kullanılan ilaçlara veya maddelere bağlıdır. Gebelikte zararlı etkileri olabilecek maddeler reçete ile satılan ilaçlar olabileceği gibi, bunun dışında sigara alkol, kahve gibi maddeler de olabilmektedir.
    İlaç alındıktan sonra annenin kanına karışan ilaç etken maddesi, plasenta aracılığı ile bebeğe geçebilmektedir. Bebek kanında bulunan bu aktif madde çeşitli yollarla bebeğe zarar verebilir.

1. Bebeğin zararlanmasına, sakat doğması ve hatta ölümüne neden olabilir.
2. Anneden bebeğe besin ve oksijen transferini sağlayan plasentada zarar oluşturarak bebeğin gelişimini kısıtlayabilir ( sözgelimi sigara)
3. Rahim duvarı kaslarının kasılmasına neden olarak dolaylı bir şekilde bebek kanlanmasını etkileyebilir.
   Alınan ilaçların bebek üzerindeki potansiyel etkisi bebeğin gelişim aşamaları ile de ilgilidir. İlaç gebeliğin erken döneminde alınmışsa "ya hep ya hiç" kuralı geçerlidir. Bu dönem gebelik oluştuktan sonraki 17 günü içine almaktadır. Kısaca adet rötarı oluşmadan önceki dönemi içerir. Bu dönemde alınan etken madde embryo taslağına zarar verirse bebek ölür ve gebelik sona erer. Bu dönemde etkilenmeye bağlı olarak sakatlık oluşma ihtimalinin olmadığı düşünülmektedir.
   Bebeğin ilaç kullanımı açısından en hassas olduğu dönem gebelik olduktan sonraki 17-57 gün arasıdır. Bu dönem kabaca adet gecikmesinden sonra başlar ve 10. haftaya kadar devam eder. Bu dönem bebeğin organ taslaklarının oluştuğu dönemdir. Gelişmekte olan organlar üzerine toksik etki yapabilen ilaçlar, bu dönemde kullanılırsa doğumsal sakatlıklara neden olabilirler.
   10. haftadan yani organ taslakları oluştuktan sonra kullanılan ilaçlar organların fonksiyonlarını bozarak bebeğin gelişimini olumsuz etkileyebilir.
İlaçların gebelik üzerine olan potansiyel etkilerini saptamak için hayvanlarda ve insanlarda deneysel çalışmalar yapılır. Bu çalışmalara dayanarak, gebeliğe etkileri açısından ilaçlar beş grupta kategorize edilmiştir. Bunlar sırası ile;

A grubu ilaçlar: insanlarda herhangi bir risk olmadığı saptanmış ilaçlardır.
B grubu ilaçlar: hayvan deneylerinde risk görülmemiştir, ancak insanlarda çalışma yapılmamış ilaçlar veya hayvan çalışmalarında risk saptanmış ancak insanlarda herhangi bir risk izlenmemiş ilaçlardır.
C grubu ilaçlar: ilaçla ilgili olarak hayvan ve insan çalışması yapılmamış veya hayvanlarda risk saptanmış ancak insan çalışması yapılmamış ilaçlardır.
D grubu ilaçlar: insan çalışmalarında riskli olduğu gösterilmiş, çok özel durumlar dışında gebelikte kullanılamayacak ilaçlardır.
X grubu ilaçlar: Gebelikte kesinlikle kullanılamayacak ilaçlar bu gruba girer.
Gebelikte ilaç kullanımı özellikli bir durumdur.

   Doktor kontrolü ve önerisi dışında gebelik döneminde kesinlikle ilaç kullanmamanızı önermekteyiz.
OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/
Basa don
Tubaaa1984 Drop Down Menu
Devamli Üye
Devamli Üye
Avatar

Kayit tarihi: 29-Nisan-2007
Konum: Almanya
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 394
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Tubaaa1984 Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 11-Mayis-2007 Saat 22:08
 ÖNEMLI BIR KONU OLDUGUNU DÜSÜNDÜM.
 
 ERKEN DOĞUM:
 
 Gebeliğin 20. haftasından sonra ve 37. haftasından önce, henüz tam olgunluğa ulaşmamış bebeğin dünyaya gelmesidir. 37. gebelik haftasından önce doğum ağrılarının başlaması da erken doğum tehdidi olarak adlandırılır. Tüm yeni doğan bebekler içinde yaklaşık %10'u acelecidir. Bu bebeklerde prematüre bebek olarak adlandırılıyor. 
 
  Prematüre bebeklerin en önemli sorunu, akciğer gelişimlerindeki yetersizlik sonucu solunum zorluğu yaşamalarıdır. Ayrıca bebek ne kadar erken dünyaya gelmişse, santral sinir sistemi ile ilgili sorun riski de o kadar fazladır. Prematürite, yeni doğan bebek ölümleri içinde en sık rastlanan nedendir. 
 
   Erken doğum sonucu dünyaya gelen bebeklerin riski, doğum anındaki gebelik haftası ilerledikçe azalır. Son yıllarda prematüre bebek bakımındaki gelişmeler oldukça fazladır ve çok erken doğmuş bebeklerin bile yaşam şansları giderek artmaktadır. Ancak, özellikle ülkemiz koşulları da göz önüne alındığında prematüre bebek doğumları halen ciddi problemleri beraberinde getirmektedir. Ve bu bebeklerin bakımı, gelişebilecek komplikasyonların giderilmesi için gereken tıbbi bakım masrafları da oldukça ağırdır.

Erken Doğum Eyleminin Nedenleri Nelerdir ? 
   Erken doğumların yarıya yakınında herhangi bir neden bulunamaz. Diğer yarısında çeşitli sorunlar saptanabilir. Bunlardan en sık sorumlu tutulan; enfeksiyonlardır. Anne adaylarında varolan bir enfeksiyon kaynağı, özellikle üriner sistem enfeksiyonları ciddi birer risk faktörüdür. 

   İdrar yolu enfeksiyonu olan anne adaylarında erken doğum açısından 5 kat risk artışı söz konusudur. Bu nedenle rutin gebelik takiplerinde, idrar testlerinizin sık tekrarı ve gereğinde enfeksiyon tedavisi uygundur.

   Vaginal enfeksiyonlar da erken doğum eylemini başlatabilirler. Özellikle mikroorganizmaların amniyon zarında yarattıkları hasar ve sonrasında su kesesinin açılması (erken membran rüptürü ) önemli bir erken doğum sebebidir.

Diğer risk faktörleri;
   · daha önce erken doğum yapmış olmak (riski %20-30 oranında artırmaktadır),
   · düşükler
,
   · anne adayında var olan kronik hastalıklar (hipertansiyon, astım, hipertiroidi, kalp hastalıkları, anemi, diabet
, böbrek hastalıkları, ilaç bağımlılığı vb.),
   · annenin sigara kullanımı (erken doğum riskini 2 kat artırır),
   · anne yaşının çok genç (16 yaşının altı) veya 35 yaşının üzerinde
olması,
   · uterus ile ilgili doğuştan veya sonradan olan şekil bozuklukları (örneğin çift rahim, rahim içi septum, myomektomi gibi operasyonlar geçirmiş olmak),
   · anne adayının geçirdiği fiziksel travmalar (kaza, cerrahi müdahaleler),
   · yetersiz beslenme.
   · aşırı rahim gerilmesine neden olabilen çoğul gebeliklerdir. İkizlerin yarıya yakını 36. gebelik haftasından önce doğarlar. Yine polihidramniyos
durumlarında da rahim ileri derecede gerildiğinden erken doğum riski artar.
   · Plasentaya ait sorunlar da erken doğuma yol açabilir. Plasenta yerleşme anomalileri (plansenta previa ), erken plasental ayrılma (abruptio plasenta ) vb.

Erken Doğum Eyleminin Belirtileri Nelerdir ?
   Erken doğumu engellemede başarı, erken saptanmasına bağlıdır.
Bunların başında düzenli uterus kasılmalarının fark edilmesi gelmektedir. Uterin kasılmayı; karın duvarına koyduğunuz parmaklarınızla hissedebilirsiniz. Karın duvarında rahminizin toplanma hissi veya her zamankinden daha gergin bir hal alması şeklinde olabilir. Özellikle sertleşmeler kısa süreli ve tekrarlayan tarzda ise önemlidir. Başlangıçta ağrısızdırlar. Saatte 3-4'den fazla sayıda olduklarında en kısa sürede doktorunuza bilgi vermelisiniz.

Diğer belirtiler;
   · kasık bölgelerinde adet sancısına benzer kramp tarzı ağrılar,
   · alt sırt veya bel bölgesinde ağrılar,
   · vaginal lekelenme veya kanama,
   · vaginal akıntıda ani artış,
   · vaginal sulu veya kanlı bir akıntı,
   · pelviste baskı hissi, şeklinde olabilir.

   Bu belirtilerden biri varsa veya şüphe halindeyseniz doktorunuzu arayınız. Bu arada birkaç bardak su içmek, sol yanınıza doğru yatıp istirahat etmek, uterin dolaşımı arttırarak kasılma sıklığını azaltabilecek önlemlerdir.

Tanısı:
   Erken doğum eyleminin tanısı, rahim kasılmalarının saptanması ile konur. Gebeliğin 37. haftasından önce, en az yarım saatlik bir gözlemde her 10 dakikada bir 2 kasılmanın saptanması tanı koydurucudur. Kasılmalar karın duvarı üzerinden yapılan elle muayene ile veya Fetal Monitör Testi ile rahatça saptanabilir.

   Vaginal muayenede rahim açıklığının gözlenmesi, su akışının saptanması da kesin tanı koydurucu bulgulardır. Rahim ağzı normalde doğuma kadar kapalı ve yaklaşık 3-4 cm. uzunluğunda olan bir yapıdır. Düzenli kasılmaların başlamasıyla rahim ağzı giderek incelir ve açılma başlar. Vaginal yolla spekulum muayenesinde rahim ağzı değerlendirilebildiği gibi transvaginal veya abdominal ultrasonografi yöntemiyle de rahim ağzı uzunluk ve açıklığı son yıllarda rahatça izlenmekte ve tanı konmaktadır.

Tedavi:
   Erken doğum tehlikesi saptandığında öncellikle anne ve bebeğin genel sağlık durumları sistematik bir şekilde değerlendirilir. Acil doğum gerektiren durumlar dışında tıbbi tedavi ile erken doğum eyleminin durdurulması veya geciktirilmesi mümkündür. Özellikle acil doğum gerektiren;
   · annede ağır preeklampsi
varlığı,
   · plasentanın erken ayrılmasına bağlı olabilen rahim içi veya dışına kanama (ablasyo plasenta
),
   · plasental yetmezliğe bağlı bebekte ağır bir gelişme geriliği
,
   · amniyon kesesinin açılması sonucu amniyon sıvısında ileri derecede azalma veya rahim içi ciddi enfeksiyon bulguları,
   · bebeğe ait ciddi konjenital anomali varlığı gibi durumlar,
obstetrik muayene, Non Stress Test ve ultrasonografi yöntemleri ile hızla araştırılır.

   Olası bir enfeksiyon tanısı için kan ve idrar tetkikleri alınır. Acil durumların olmadığı, anne ve bebek açısından iç dengenin stabil olduğu erken doğum tehlikelerinde ivedilikle kasılmaları durdurmaya yönelik tıbbi tedavi yöntemlerine başvurulur.

   Öncelikle anne adayı yatak istirahatına alınarak, damar yolu ile sıvı takviyesine başlanır. Eğer istirahat ve sıvı takviyesi sonrası kasılmalar azalır ve ilk muayenede rahim ağzında herhangi bir değişiklik saptanmadı ise; anne adayı bilgilendirilerek istirahat ve sıkı takip altına alınmak koşulu ile evde izlenebilir.

   Ancak kasılmalar alınan ilk önlemlere rağmen devam ediyor ise ve/veya ilk muayenede rahim ağzında değişiklikler saptandı ise tokoliz denen rahim kasılmalarını durdurma amaçlı ilaç tedavilerine geçilir. Tokoliz; rahim açıklığı 4 cm.den daha az olan hastalarda başlanır.

Tokoliz için kullanılabilen çeşitli ilaçlar mevcuttur. Bunlar kas gevşetici etkileri olan;
   · ß agonist ajanlar (terbutalin, ritodrin),
   · magnezyum sülfat,
   · kalsiyum kanal blokerleri,
   · prostoglandin denilen kasılma yaratıcı kimyasal maddelerin etkisini önleyen ibuprofen, indometazin grubu ilaçlar kullanılabilinir.

   Her bir grup ilacın çeşitli yan etkileri vardır. Özellikle en sık kullanılan grup olan ritodrin grubu ilaçlarda; kalp atım hızında artış, tansiyon düşüklüğü, nefes darlığı oluşabilir. Bu yan etkiler ciddi boyutlarda olabilir ve tedavinin kesilmesini gerektirebilir. Bu nedenle özellikle intravenöz (damar yolu ile) tedavi hastanede doktor gözetiminde uygulanır ve tedavi öncesi ile tedavi boyunca çeşitli kan analizleri yapılır. Anne adayında kalp hastalığı, diabet, hipertansiyon, hipertiroidi varlığında genellikle uygulanmaz.

   Tedavide önemli bir adım; fetal akciğer gelişimini hızlandırma amacı ile kortikosteroid grubu (betametazon) ilaç uygulamasıdır. Bu tedavinin erken doğan bebeklerde solunum güçlüğü sendromunu azaltıcı bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Faydalı etki özellikle 28 - 34. gebelik haftaları arasındadır. Ve doğumdan en az 24 saat önce uygulandığında etkinliğinin daha fazla olduğuna inanılmaktadır.

   Kasılmalar bu tıbbi tedavi seçeneklerinden biri uygulandıktan sonra tamamen durdu ise, peroral (ağızdan tablet) tedaviye geçilerek anne adayı kasılmalar konusunda bilgilendirilip, sıkı takibe alınmak koşulu ile evde izleme devam edilebilir. 36. gebelik haftasından sonra genellikle ilaç tedavisine son verilir.

Tüm alınan önlem ve tedavi yöntemlerine karşın kasılmalar, devam ederek doğum eylemi ilerleyebilir. Bu durumda erken doğum eyleminin izlem ve tedavisinin yapılacağı merkezde prematüre bakım olanaklarının bulunması çok önemlidir. Gününden önce doğmuş, olası solunum zorluğu yaşayabilecek bir bebeğin prematüre yoğun bakım ünitesine en iyi taşınma şekli anne karnında taşınmadır. Bu yaklaşım prematüre bebek ölümlerini azaltabilecek en önemli adımlardan biridir. Genellikle 2500 gr. altında doğum ağırlığı beklenen bu bebeklerin doğum eylemi sırasında kafa içi kanama riskleri nedeniyle doğum şekli planlanırken onlar için en az travmatik olan doğum yöntemi seçilir.

Sağlıklı bir gebelikte, olgunlaşmasını henüz tamamlamamış bir bebek için en iyi ortam anne rahmidir. Bu nedenle erken doğum riskinin azaltılması ve erken tanısı için düzenli antenatal takiplerinize devam ediniz.

OGLUSUM YÜRÜYOR TEYZELERI(13.08.2007)
http://www.ilyas.net.ms/
Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 05-Haziran-2007 Saat 14:01

 

Annelik Izni

 

Anlaşmalı annelik hakları

Anlaşmanız, size, burada tanımlanan, yasal olarak verilmesi zorunlu olandan daha fazla annelik hakları verebilir, ancak bunlar tanımlanandan daha az olamaz.

Normal annelik izni sırasında

normal maaşınız dışında, bütün anlaşmalı haklarınız muhafaza edilir. İzin hakkınızı çoğaltmaya ve daha sonraki döneme taşımak için yaptığınız anlaşmalar aynen devam eder. İş vereniniz, annelik ödeneği almanıza bakmaksızın, çalıştığınız zamanki normal maaşınızı alıyormuşsunuz gibi, emeklilik katkınızı ödemeye devam etmelidir.

Şirket arabasını kişisel olarak kullanma, yemek kuponları, kulüp üyelikleri, sağlık sigortası ve benzer faydalar gibi, daha başka anlaşmalı faydalar da, iş vereniniz buna izin verirse, devam edebilir.

Ek annelik izni sırasında

örneğin, yasal yıllık izin hakkının devam etmesine rağmen, ek anlaşmalı yıllık izin hakkı gibi, anlaşma ve anlaşma şartlarınızın birçoğu askıya alınacaktır.

Hamilelik ve annelik izni sırasında genel çalışma koruması

Genel yasal çalışma haklarınız saklı kalır. İşte kalmaya devam edersiniz, ve iş vereninizle aranızdaki güven ve gizliliğe dayanan ortak görevler, normal disiplin ve şikayet işlemleri devam eder.

Yasal annelik hakları

Yasal haklar, hamileyken veya annelik izni sırasında, hakkınız olan azami haklardır.

Hamilelik ve annelik izni sırasında hastalık

Hamileliğinizle ilgili olan hastalıklar, normal hastalık kayıtlarınıza geçmemeli ve sizi disiplin işlemlerine maruz bırakmamalıdır, veya sizin zorunlu emeklilik için seçilmenize sebep olmamalıdır. Bu ayırım olur.

İş vereniniz, çocuğunuzun doğumundan önceki 4 hafta içinde, hamileliğinizle ilgili bir hastalıktan dolayı, annelik izninizi başlatabilir. Bundan önceki hamilelikle ilgili hastalıklar, normal hastalık izni olarak geçer ve sizin her zamanki gibi hastalık izni almaya hakkınız olur.

Annelik Ödeneğine (AÖ) veya Yasal Annelik İznine (YAİ) hakkınızın, başladığı ilk günden sonraki 26 hafta içinde Yasal Hastalık İzni (YHİ) alamazsınız.

Eğer, YAİ veya AÖ almaya hakkınız yoksa, 18 hafta için, aşağıdaki sürelerde, YHİ alamazsınız;

  • çocuğunuzun doğduğu haftanın Pazar gününden itibaren;

  • çocuğunuzun doğumundan 4 hafta öncesi ve ondan sonrası için, hamilelikle ilgili bir hastalıktan dolayı işte bulunmadığınız haftanın Pazar gününden itibaren.

Hamilelik veya annelik izni sırasında işten çıkarılma

Eğer, işten çıkarılmanızın hamileliğiniz veya annelik izninizle ilgili olduğunu düşünüyorsanız, iş vereninize seçmede hangi kriterlerin kullanıldığını ve sizin bu kriterlerle nasıl karşılaştırıldığınızı açıklamasını isteyebilirsiniz.

İş vereniniz olası bir zorunlu emeklilik durumunu, annelik izninde olsanız bile sizinle tartışmalıdır ve annelik izni sırasında zorunlu emekliliğe ayrıldırıldıysanız, size herhangi uygun bir başka görev teklif etmelidir.

Hamilelik ve annelik izni sırasında haksız işten çıkarılma ve daha az toleranslı davranmaya karşı korunma

Bir çalışan olarak, hamileliğinizle veya annelik izninizle ilgili bir sebepten dolayı, veya doğum yaptığınızdan dolayı, işten çıkarılırsanız, zorunlu olarak emekliye ayırılırsanız, haksız davranışa maruz kalırsanız, bu otomatik olarak haksız yere işten çıkarılmaya girer ve iş vereninizden yazılı olarak bunun sebeplerini istemeye hakkınız olur.

Bu hak, kaç saat çalıştığınıza, iş anlaşmanızın geçici veya sürekli olmasına bakılmaksızın, işe girdiğiniz ilk günden itibaren başlar.

Eğer, hamileliğinizden veya çocuk doğurduğunuzdan dolayı haksızlığa uğradıysanız, aynı zamanda cinsiyet ayırımı ile de ilgili dava açabilirsiniz.

Eğer, bir yıldır çalışıyorsanız, aynı zamanda haksız işten çıkarmayla da ilgili bir davanız olabilir.

Annelik İzni

Normal Annelik İzni (NAİ)

İşte ne kadar çalıştığınıza veya kaç saat çalıştığınıza bakılmaksızın, 26 haftalık NAİ alma hakkınız olacaktır.

NAİ ne ne zaman başlayacağınızı seçebilirsiniz, en erken başlatabildiğiniz zaman, çocuğun doğum haftasından (ÇDH) 11 hafta öncedir; çocuğunuzun doğumundan önceki Pazar gününü bulun (veya doğum tarihi ise Pazar gününü), ve ondan geriye 11 hafta sayın.

Eğer, hamileliğinizin son 4 haftasında, hamileliğinizle ilgili bir hastalığınız/işe gelememe durumu varsa, veya NAİne başlamadan doğum yaptı iseniz, bu annelik izninizi otomatikman başlatır.

Hamileliğnizden 4 hafta kadar öncesinde eğer, hamileliğnizle ilgili bir hastalığınız/işe gelmeme durumu olmadı ise, çocuğunuz doğana kadar çalışabilirsiniz.

Doğumdan sonra 2 hafta kadar zorunlu bir annelik izni süresi vardır, bu süre fabrikada çalışıyorsanız 4 haftadır.

Ek Annelik İzni (EAİ)

EAİ, GAİnden sonraki 26 haftalık ek bir izindir ve NAİ 52 haftaya kadar çıkartabilir. çocuğunuzun doğumundan 14 hafta öncesinde (gün hesaplamak için, NAİ bakınız), işinizde en az 26 hafta çalışmış olmanız gereklidir. Genellikle EAİ almaya hak kazanmak için, işinize hamile kalmadan önce başlamış olmanız gereklidir.

Eğeri EAİ alma hakkınız varsa, iş vereniniz bu izni alacağınızı varsaymalıdır.

Annelik iznine başlamayı önceden haber verme

İş vereninize Çocuğun Doğum Haftasından 15 hafta önce veya daha öncesinden (’haber verme haftası’) veya haberiniz olur olmaz, yazılı ve aşağıdakileri içerecek bir şekilde, haber vermelisiniz;

  • hamile olduğunuzu;

  • MATB1 formunuzda belirtilen, çocuğun doğum haftasını; ve

  • annelik izninizi ne zaman başlatmak istediğinizi.

  • Başlama tarihini, yeni tarihten veya eski tarihten 28 gün önceden (hangisi daha önce ise) veya tarih değişir değişmez, haber vermek şartıyla değiştirebilirsiniz.

  • Bundan sonra iş vereniniz yazılı olarak, 28 gün içinde, işe dönmenizin beklendiği tarihi size bildirmelidir-bu ya NAİ bittiği veya EAİ hakkınız varsa, EAİnizin bittiği günden sonraki gündür.

Ölü doğum ve düşük

Düşük

Düşük çocuğunuzun, hamileliğinizin 24üncü haftasından önce ölü doğmasıdır. Bu durumda, annelik izni veya ödeneği almaya hakkınız olmaz.

İhtiyacınız olursa hastalık izni almalısınız, (eğer hakkınız varsa) iş vereniniz size YHÖ (yasal hastalık ödeneği) ödemelidir veya normalde eğer, iş vereniniz anlaşmalı hastalık izni ödüyorsa, size bunu ödemelidir. İş vereninizin duygusal veya yasla ilgili sebeplerden dolayı ödeme yapıp yapmadığını anlamak için iş sözleşmenize bakınız.

Hamilelik veya düşükle ilgili olan hastalık izinleri farklı olarak kayıt edilmelidir.

Ölü doğum

Ölü doğum çocuğunuzun hamileliğinizin 24üncü haftasından sonra ölü doğmasıdır. Hastaneler ölü doğumla ilgili bir sertifika verirler. Bu durumda, çocuğunuz doğmuş gibi aynı haklara sahip olursunuz.

Eğer, zaten annelik izninde idiyseniz, hiç bir şey yapmanıza gerek yoktur. Eğer, çocuğunuz annelik izninize başlamadan önce ölü doğdu ise, iş vereninize istenirse, yazılı olarak, mümkün olduğunca çabuk, doğum yaptığınızı haber verin.

Canlı doğumlar

Eğer, çocuğunuz canlı doğdu ama sonrasında öldü ise, bu hemen doğumdan sonra ve hamileliğinizin 24üncü haftasından önce, olsa bile canlı doğum olarak sınıflandırılır. Canlı bir doğum sonrasında, annelik izni ve annelik ödeneğini normalde alacağınız gibi alırsınız.

Annelik izni bittikten sonra işe dönme hakkı

İş vereninize işe dönmeyeceğinizi yazılı bir şekilde ve önceden belirtmenize gerek yoktur.

NAİnden sonra

tamamen aynı işe geri dönme hakkınız vardır.

EAİnden sonra

mümkün olduğu sürece, makul bir engel yoksa, örneğin, işiniz yapısal değişikliklerden dolayı değişmediyse, iş vereniniz size aynı işi vermelidir. Bu durumda, size uygun ve sizi zor durumda bırakmayacak, bir işe geri dönme hakkınız vardır. Eğer, size alternatif iş imkanı yoksa ve gerçekten zorunlu olarak işten çıkarırıldıysanız, işten çıkarılma tazminatı almaya hakkınız olabilir.

Eğer, çalıştığınız iş yerinde 5 veya daha az eleman çalışıyorsa, işinizi kaybetmeniz otomatik olarak haksız yere işten çıkarılmaya girmeyebilir, ancak bu konuda uzman birisinin görüşüne başvurun.

Annelik izninden erken dönmek

Eğer, NAİ hepsini veya EAİ tamamını kullanmak istemiyorsanız, annelik izninizin tamamı bitmeden önce işe dönmek istiyorsanız, iş vereninize en az 28 gün öncesinden haber vermeniz gerekir.

Annelik izninin sonunda hasta olmak

Eğer, annelik izninizin sonunda hasta oldu iseniz, normal şartlarda hasta iken yaptığınız işlemleri yapmalısınız, yoksa, işten izin almadan işe gitmemiş sayılırsınız.

Yeni anneler ve anne adayları için sağlık ve güvenlik

Doğum öncesi bakım için izin

İşte ne kadar süredir ve kaç saat çalıştığınıza bakılmaksızın, bir çalışan olarak, doktorunuzla veya ebenizle görüşmek ve doğum öncesi bakım için makul izin alma hakkınız vardır. Buna eğer, doktorunuzun tavsiyesi üzerine karar verildi ise, ebeveynlik ve dinlenme kursları da dahildir, bu izne yol ve bekleme süresi de dahildir.

Eğer, iş vereninize yazılı olarak, hamileliğinizin başında hamile olduğunuzu belirtirseniz, bu size bu görüşmeler için izin almanızı sağlayacaktır. İş vereniniz, sağlık görevlisinden hamileliğinizi ve bu görüşmelere katıldığınızı kanıtlayan bir belge isteyebilir.

Hamile iken ve işe döndükten sonra sağlık ve güvenlik tehlikesi değerlendirmesi

İş yerinde, yeni anneler ve hamile kadınlar için , özel bir sağlık ve güvenlik koruması vardır. Bu korumadan yararlanmak için, iş vereninize hamile olduğunuzu bildirmeniz gereklidir. Eğer, doktorunuz veya ebeniz, çocuğunuzun sağlığı konusunda bir tehlike olduğunu belirtirlerse, onlardan, iş vereninize göstermek üzere, bunu belirten bir rapor veya mektup isteyin.

Sağlık açısından genel tehlikeler

  • Aşırı yorgunluk
  • Fiziksel yük
  • Bazı duruş ve vücut pozisyonları
  • Şok, titreşim, gürültü
  • Aşırı sıcak
  • Bazı kimyasal maddeler ve gazlar

Tehlike değerlendirme uygulamaları

İş vereninizi yazılı olarak hamileliğinizden haberdar ettikten sonra, sizin için özel bir tehlike değerlendirmesi yapmaları gereklidir. Eğer bunu red ederlerse, Yüksek İş Mahkemesi bunu otomatikman cinsiyet ayırımı olarak değerlendirbilir.

İş vereniniz aşağıdaki önlemleri almalıdır;

  • Çalışma şartları hakkında, sizin veya çocuğunuzun sağlığına zararlı olabilecek, fiziksel, kimyasal, ve biyolojik faktörlerin ’tehlike değerlendirmesi’ni yapmalıdır.

  • Riski önlemenin veya sizi riske maruz bırakmamanın yollarını bulmalıdır.

  • Bütün çalışanlara, mevcut tehlikeler ve nasıl önlenebilecekleri hakkında bilgi vermelidir.

  • Tehlikenin önlenemediği durumlarda, eğer bu tehlikeyi önleyecekse ve makulse, çalışma şartlarınızı veya saatlerinizi geçici olarak değiştirmelidir ( bakınız, aşağıda, Çalışma şartlarının değiştirilmesi).

  • Çalışma şartlarınıza ve anlaşmanıza uygun olarak, normal işinizden, daha az maaşlı olmamak üzere, size alternatif, iş teklif edilebilir; veya

  • Eğer, alternatif uygun bir iş yoksa, tehlike devam ettiği sürece, iş vereniniz sizi tam maaşlı olarak, askıya almalıdır.

Hamilelik süresince ve işe döndükten sonra iş düzeninizin değişmesi

Eğer, siz hamile iken veya çocuğunuzu 6 aya kadar olan sürede emzirirken, çocuğunuzun sağlığı tehlikedeyse, çalışma düzeninizde yapılabilecek değişikliklere aşağıdaki örnekler verilebilir;

  • eşyaları kaldırmayı makineler yardımı ile en aza indirmek, veya görevlerinizin değiştirilmesini sağlamak;

  • yolculuk süresini azaltıp, onun yerine daha fazla büro işi yapmak;

  • trafiğin kötü olduğu zamanlardan kaçınmak için, işe daha geç başlamak veya eve daha erken gitmek, eğer, bu isteğiniz red edilirse, olası bir cinsiyet ayırımı davası hakkında danışın.

  • eğer, bir tehlike olduğu konusunda endişeniz varsa, VDU olmayan (örneğin bilgisayar ekranı koruyucusu) talep edin, veya VDU’den uzakta geçireceğiniz aralar alın, veya VDU’nuzu kullanmadığınız zaman kapatın, rahat bir koltuk alın, ve çalıştığınız alanı düzgün ayarlayın; iş yerindeki bu radyasyon oranlarının sağlık açısından tehlikesi olmamasına rağmen, eğer, bu konuda endişeleriniz varsa, iş vereniniz size bu konuda bilgili bir kişiyle konuşma fırsatı vermelidir; veya

  • eğer, çalışma saatleriniz sizi kötü yapıyorsa, maaşınızdan kısmaksızın çalışma saatlerinizi azaltacak; iş yerinizde yatıp dinlenmenizi sağlayan fırsatlar olmalıdır.

Gece vardiyasından alınmayı isteme hakkınız vardır

eğer, doktorunuz veya ebeniz gece çalışmanızı sağlık ve güvenlik açısından sakıncalı buluyorsa, gece vardıyasından, size daha uygun olan gündüz vardıyasına alınmayı isteme hakkınız vardır. Eğer, çocuk bakımı gibi geçerli sebeplerden dolayı, gündüz çalışamayacaksanız, ne gibi haklarınız olduğu konusunda danışmalısınız.

Eğer çocuğunuzu emzirecekseniz

işe döndüğünüz zaman, bunu iş vereninize yazılı olarak bildirmeli ve emzirmenizi tehlikeye atacak, sağlık ve güvenlikle ilgili tehlikelerin olmadığına emin olun. Çocuğunuzu emzirmek için, özel bir oda, sütü koymak için temiz güvenli bir buzdolabı veya süt ihtiyacını karşılamak için izin, isteyebilirsiniz.

Sağlık ve güvenlikle ilgili sorunlar olduğunda işten çıkarılmaya karşı korunma

Doğum yapmak, hamilelik veya emzirmekle iligili, sağlık ve güvenlik sorunlarından dolayı, önceki işi aynı şekilde yapamadığınız için, işten çıkarılamazsınız.

Unutmayın, haklarınızdan faydalanma konusunda bir sorununuz olursa, bu sorunu en çabuk ve en etkili çözme yöntemi iş vereninizle konuşmak ve daha resmi yollara başvurmadan önce uzman birisini görüşünü almaktır.

 
 


Duzenleyen mystical - 31-Temmuz-2007 Saat 06:39
Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderi Secenekleri Gonderi Secenekleri   Tesekkurler (0) Tesekkurler(0)   Alinti Misafir Alinti  Cevap YazCevap Gonderiye link ver Gonderildi: 06-Haziran-2007 Saat 20:18
Normal doğum

Bir çocuk sahibi olmaya karar verildiği ilk andan itibaren yaşanan heyecanlar doğum günü yaklaştıkça artmaya başlar ve doğumun ilk işaretleri ile birlikte doruğa ulaşır.Her şey sona erdikten sonra anne ve babanın dünyadaki en önemli eserleri olan bebek kucağa alındığında ise yaşanan bütün sıkıntılar, çekilen bütün ağrılar yerini tarifi imkansız bir huzur ve mutluluğa bırakır.

Doğum ya da başka bir deyişle normal doğum 20. gebelik haftasını doldurmuş olan bir fetusun rahim dışına zarlar ve plasentası ile birlikte atılmasını ifade eder. İnsanda gebelik 280 gün sürmektedir ancak tüm gebeliklerin sadece %5 kadarı beklenen günde sona erer. Gebe kadınların büyük bir kısmı ise beklenen doğum tarihinden yaklaşık 1 hafta kadar önce doğum eylemine (travay) girer. Düzenli rahim kasılmalarının ortaya çıkması ile başlayan sürece (anne adayı bunları sancı olarak algılar) EYLEM ya da TRAVAY adı verilir.

Bir gebeliğin normal yoldan sonlanabilmesi 3 ana faktöre bağlıdır. Bunlar rahime bağlı, bebeğe bağlı ve annenin kemik çatısına bağlı faktörler olarak sınıflandırılabilir. Bir başka deyiş ise güçler (rahim kasılmaları), yol (kemik yapı) ve yolcudur. (bebek). Doğumun olabilmesi için rahim düzenli aralıklarla rahim ağzını açabilmek için kasılmalıdır. Bu kasılmaların karşısında rahim ağzının açılmasına engel bir durum olmamalıdır. Rahim açıldıktan sonra devam eden kasılmalar bebeği rahim dışına itecektir. Bu itmenin sağlanması için bebek uygun pozisyonda olmalı ve yine önünde bir engel bulunmamalıdır. Son olarak bebeğin geçeceği yol ile bebek arasında bir uyumsuzluk söz konusu olmamalıdır. Örneğin bebeğin yan ya da oblik durduğu durumlarda bu yoldan geçmesi mümkün değildir. Böyle bir durum varlığında normal doğum gerçekleşemeyecek, eğer zamanında fark edilip sezaryene karar verilmez ise anne ve bebeğin hayatını tehlikeye atabilecek istenmeyen komplikasyonlar ortaya çıkabilecektir.

Genelde doğumun yaklaştığının ilk belirtileri düzensiz kasılmalar ve halk arasında nişan gelmesi olarak anılan durumdur. Rahim ağzı tüm gebelik boyunca sümüğümsü bir tıkaç ile kapalıdır. Bu tıkaç bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğum eyleminin başlamasından hemen önce rahim ağzında hafif bir açılma olur ve bu tıkaç kanlı bir akıntı şeklinde vücut dışına atılır. Yine doğumun erken belirtilerinden biri de düzensiz rahim kasılmalarıdır. Kişi bu kasılmaları ağrı olarak algılar. Yalancı doğum sancıları adı verilen bu kasılmalar dinlenmek ile geçer ve sıklık ile şiddeti zamanlar artmaz. Suyun gelmesi doğumun bir diğer belirtisidir. Genelde zarlar açıldıktan sonra 24 saat içinde eylem başlar.
 

Faktör

Gerçek Eylem

Yalancı Eylem

Kasılmalar

Düzenli aralıklar

Düzensiz aralıklar

Kasılmalar arasında geçen süre

Giderek kısalır

Uzun kalır

Kasılmaların şiddeti

Giderek artar

Değişmez

Ağrıların yeri

Sırt ve karın

Genelde kasıklar

Ağrı kesiciye verdiği cevap

Geçmez

Geçer

Rahim ağzı değişiklikleri

Dilatasyon ve efasman olur

Değişiklik olmaz

Doğumu başlatan faktörlerin ne olduğu, anne vücudunun bebeğin olgulaştığını anlamasını ve sancıları başlatarak doğumu gerçekleştiren etkenlerin hangileri olduğu günümüzde hala daha tam olarak anlaşılmış değildir. Bu konuda çok çeşitli teoriler olmasına rağmen doğum olayı hala daha gizemini korumaktadır.

  Doğumun Evreleri
 
  Doğum eylemi 3 evrede incelenir.
 
 İlk evre düzenli sancıların başlaması ile birlikte başlar ve rahim ağzının tam açık olması (10 cm) ile sona erer.
 
 İkinci evre bebeğin doğumunu içerir.
 
 Üçüncü ve son evre ise bebeğin doğumundan plasentanın çıkışına kadar olan süredir.
 
 Doğumun süresi değişken olmakla birlikte genelde ilk kez anneliği tadanlarda daha uzun sürer. Gebelerin yarısından fazlasında bu süre 12 saat civarındadır. %20 vakada ise 24 saatten uzundur. İkinci ya da daha sonraki doğumunu yapanlarda ise eylemin 24 saatten uzun sürmesi sadece 50 hastada bir olur.
 
 Doğumun en uzun evresi olan ilk evre de kendi içinde 3 ayrı bölüme sahiptir. Bunlar sırası ile erken ya da latent faz, aktif faz ve yatay fazdır.
 
 Erken fazda ağrılar düzenli olmasına rağmen araları uzundur. Genelde 10 dakikada bir olur ve bel ağrısı şeklinde hissedilir. Pel çok kadın bu evrede oldukça heyecanlı ve sinirlidir. Erken faz esnasında rahim ağzı kapalı durumdan 4 cm açıklığa ulaşır.
 
 Açıklık 4 cm'ye ulaştıktan sonra aktif faz başlar.Ağrılar 2-3 dakikada bir gelmeye başlar ve şiddeti giderek artar. Kramp şeklinde gelen her bir ağrı 45-60 saniye kadar sürer. Ağrısız doğum için katater takılacak ise bu safhada yapılır. Epidural anestezi dışında ağrıyı azaltmak için birtakım ağrı kesiciler uygulanabilir. Aktif faz rahim ağzı açıklığı 8 santimetre olana kadar sürer.
 
 Rahim ağzının 8 santimden 10 santim açılmasına kadar olan süre yatay fazdır. Bu faza deselerasyon fazı adı da verilir. Doğumun en zor dönemidir. Ağrılar en sık, en şiddetli ve en uzun bu dönemde sürer. Ancak kısa bir fazdır. Çoğu zaman 5-10 dakika kadar zaman alır.Bu evrede kontraksiyonlar 2-3 dakikada bir gelir ve 60-90 saniye sürer.
 
 Ağrıların şiddeti zaman zaman gebeyi umutsuzluğa itebilir ve korkutabilir. Bu evrede pek çok kadın doktoruna sezaryen olmak istediğini söylemektedir. Ancak artık sezaryen için oldukça geç bir dönemdir.Doğumun her döneminde sezaryen yapılabilmekle birlikte bu evreye ulaşmış bir anne adayında sırf korkular nedeniyle sezaryen yapmak son derece gereksiz bir yaklaşımdır. Bu dönemde titremeler, terleme ve ıkınma hissi meydana gelir.
 
 Nefes alıp verme egzersizleri ağrıyı bir miktar azaltabilir.

 
 Vajinal Doğum
 
  Bebeğin kafasının en geniş kısmı doğum kanalına yerleştiğinde buna angajman adı verilir. Bu noktadan sonra kasılmalar biraz daha seyrekleşir ve şiddeti azalır. Bebeğin başının seviyesi kemik pelvisdeki durumuna göre 0,+1,+2,+3 olarak değerlendirilir. Bu bebeğin inişidir. Doğumun 2. evresi 15 dakika ile 2 saat arasında sürebilir. Sancılar ve anne adayının ıkınmaları bebeği aşağıya doğru iter.Bu aşamada gebe kendini çok yorgun hissedebilir. Bebeğin başı aşağıya doğru indikçe perine bölgesi (vajina ile anus arasındaki kısım) kabarmaya başlar. Yırtılmayı engellemek için yapılacak olan epizyotomi bu aşamada açılır.
 
 Epizyotomi kontrolsüz yırtıkları önlemek amacıyla perine bölgesinin, doğum sonrası dikilmek üzere kesilmesidir. Günümüzde pek bir faydasının olmadığı ileri sürülse de pek çok ülkede hala daha yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle A.B.D.'de bazı kadınlar doğal doğum olmadığı gerekçesi ile epizyotomiye karşı çıkmakta ve kendilerine yapılmasını kabul etmemektedirler. Bu bizce çok yanlış bir tutumdur.
 
 Kasılmalar ve ıkınmaların bir arada etkisi ile bebek başı artık iyice aşağıya iner ve vajina girişinde görünür olur. Buna taçlanma ismi verilir. Artık doğum çok yakındır. Bazı durumlarda anne adayının ıkınmaları yeterli olmaz ve başka bir kişinin annenin karnına bastırarak bebeğin aşağıya inişine yardım etmesi gerekebilir. Son bir ıkınma ile bebeğin başı yavaş yavaş vajinadan doğar. Bu aşamada bebeğin başının kontrolsüz çıkmaması için hekim özel manevralar yapar. Bebek başı çıktığı anda anne artık ıkındırılmaz.
 
 Baş doğduktan sonra sırası ile omuzlar ve gövde doğurtulur. Bu sırada anne ve bebeğin zarar görmemesi için özel manevralar yapılır. Doğumun en zor anlarından biri de omuzların doğurtulmasıdır. Bu aşamada omuzlar annenin kemik yapıları içinde takılırsa çok üzücü sonuçlar doğabilir. Omuz takılması genelde bebeğin kilosu ile alakalı olsa da çok ufak bebeklerde bile bu talihsiz duruma rastlanabilmektedir. Hangi bebekte omuz takılması olacağı önceden tahmin edilemez.
 
 Bebeğin doğumun takiben rahim hemen küçülür ve kasılmalar azalır. Bu kasılmalar esnasında plasenta yapıştığı yerden ayrılır ve en geç 30 dakika içinde rahim dışına atılır. Bebeğin doğumundan plasentanın çıkışına kadar olan süre doğumun 3. evresidir. Plasenta doğduktan sonra kanamayı azaltmak ve rahimin toparlanmasını sağlamak için bir takım ilaçlar enjekte edilir ve rahime masaj yapılır. Epizyotomi plasenta doğduktan sonra ya da doğmadan önce tamir edilebilir. Son kez kanama kontrolü yapıldıktan sonra anne yatağına alınır.


 

Duzenleyen pamuk_sekeri - 07-Haziran-2007 Saat 01:48
Basa don
 Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  123 16>
  Konuyu Paylas   

Foruma Atla Forum Izinleri Drop Down Menu

Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.17
Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.



GebelikveAnnelik.net uyelerimizin yapmis olduklari paylasimda ucuncu kisilerin telif hakki sahibi bulundugu her turlu paylasim (yazi, resim vb) materyallerinin kullanilmasi durumunda dogacak hukuki ve cezai sorumluluk paylasimi yapan uyeye ait olacaktir. Sozkonusu haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.net'in hicbir hukuki sorumlulugu bulunmamakta olup haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.com'un ucuncu kisilere odemek zorunda kalabilecegi her turlu tazminat ve idari/adli para cezalari GebelikveAnnelik.net kullanicilarina rucu edilecektir. Forumumuza uyelerimiz tarafindan eklenen tum paylasimin ticari kaydi gudulen, telif hakki ihlaline neden olabilecek materyaller olup olmadiklari en ust duzeyde incelenmektedir. Ancak her yazinin veya resim dosyasinin orijinal kaynagi tespit edilemediginden, bu iceriklerle ilgili gerekli duzenlemeleri bize ulasmaniz durumunda derhal gerceklestirebiliriz.



Bize Ulaşın - Gizlilik Sözleşmesi - Facebook - Twitter - Google +