SSS SSS  Forumda Ara   Uye Ol Uye Ol  Giris Giris


Konu Kilitlenmistir.0-12 Yas Arsivi

 Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  123 4>
Yazar
  Baslik Ara Baslik Ara  Topic Options Topic Options
butterfly Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 17-Nisan-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 7391
Gonderiye link ver Baslik: 0-12 Yas Arsivi
    Gonderildi: 24-Nisan-2007 Saat 18:14
BEBEKLİK DÖNEMİNDE ASLA YAPMAMANIZ GERKENLER

BEBEĞİN AĞLAMASINA ASLA KAYITSIZ KALMAYACAKSINIZ
 
BEBEĞİ OTURAĞA ALIŞTIRMAYA ÇALIŞMAYACAKSINIZ
 
BEBEĞİ ŞIMARTMAKTAN ÇEKİNMEYECEKSİNİZ
 
 BABASININ BEBEĞE KAYITSIZ KALMASINA İZİN VERMEYECEKSİNİZ


Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:04
Basa don
butterfly Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 17-Nisan-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 7391
Gonderiye link ver Gonderildi: 26-Nisan-2007 Saat 00:38
Bebekler ağlarken ne demek istiyor?  
Araştırmalar, bebeklerin sıkıntı ve ihtiyaçlarına göre değişik şekillerde günde ortalama 1-4 saat ağladıklarını gösteriyor.

Araştırmalara göre, ağlamanın da bir dili bulunuyor. Bebekler ihtiyaçlarına veya sıkıntılarına göre ağlayarak annelerine mesaj veriyor. "Ağlamanın Dili" adlı incelemede, bebeklerde ağlama aşırı olmadığı sürece bebeğin özellikle akciğerleri için yararlı bulunuyor. Ancak ağlamanın aşırı olması halinde bebeğin kan basıncı artıyor ve kalp atışları hızlanıyor. Böylece bebeğin kanındaki oksijen azalıyor. Araştırmalar bebeklerin günde ortalama 1-4 saat ağladıklarını ortaya koyuyor. Doğuştan sorunlu olan
çocuklar daha fazla ağlıyor. Öte yandan uzmanlara göre, eğer bebek oldukça sessiz bir yapıya sahipse bu durum onda bir rahatsızlığın olabileceğini gösteriyor. Ağlama şekillerinin belli gruplara ayrıldığına dikkat çeken uzmanlara göre bebekler acıktığında başka türlü, yorulduğunda başka türlü ağlıyor. Bebeklerin bu şifreli ağlama türlerinin bilinmesi anneliği de kolaylaştırıyor. Ağlama türleri şöyle sıralanıyor:

"Acı çektiğinde: Keskin bir feryat, nefes almadan devam eden kısa periyod bir çığlık, içe doğru çekilerek ağlama.

Acıktığında: Düşen ve yükselen ses tonuyla kısa ağlama. Bebekler parmaklarını emer, yanaklarına vurur, annesi tarafından kucağa alınıncaya kadar bu ağlamasını kesmez.

Yorulduğunda: Uykusu geldiği zaman yumuşak şekilde, tıpkı şarkı söyler gibi ritmik bir şekilde ağlar.

Sıkıldığında: Yankı yapan bir ses tonu. Bu durumda ağlamasını kucağa alınıncaya kadar kesmez.

Rahatsız olduğunda: Huysuz ve aksi bir ses tonu. Bu ağlama türünde bebeğin altını ıslattığı, üşüdüğü, terlediği mesajları alınabilir."
Basa don
Misafir Drop Down Menu
Misafir
Misafir
Gonderiye link ver Gonderildi: 08-Haziran-2007 Saat 21:02
Bebeğinizin İlk Günleri Sorular

Bebeğin göbek bağına nasıl bakım yapılmalıdır?

Dr. Özlem Karahasanoğlu Göbek bağı anne karnında bebeğin anneden besin ve oksijen alışverişini sağlar.Bebek doğduğunda bu bağın uygun şartlarda belli bir uzaklıktan kesilmesi gerekir. Bu işlem sırasında gerekli kurallara uyulmaz ise anneden bebeğe veya tam tersi bebekten anneye fazla miktarda kan transferi olarak ciddi sorunlara yol açabilir. Yine kordonun kesilmesi sırasında steriliteye dikkat edilmez ise tetanoza kadar varabilen son derece ciddi infeksiyöz sorunlar oluşabilir.Tüm bunlardan dolayı göbek bağı uygun bir şekilde bağlanıp kesildikten sonra da belli bir süre bakımına devam edilmelidir. Göbek düşene dek günde 2 kez % 70’lik alkol ve steril gazlı bez ile pansuman yapılmalıdır. Pansuman için mersol veya batikon da kullanılabilir. Göbekten kötü bir koku gelmesi halinde veya kanama oluşması halinde doktora başvurulmalıdır. Göbek yoluyla bebeğin vücuduna birçok mikrop girebileceği için göbeğin temiz tutulması ve pansumanı son derece önemlidir.Pansuman sırasında sadece klampın altındaki ve üstündeki göbek kordonuna pansuman yapılmalıdır.

Göbek bağı ne zaman düşer?
Dr. Özlem Karahasanoğlu
Göbek kordonu 3-20.günler arasında düşebilir.Kordonun çok geç düşmesi bazı problemlere işaret ediyor olabilir.

Kordon düştükten sonra da pansumana devam edilir mi?
Dr. Özlem Karahasanoğlu
Kordon düştükten sonra da pansumanlara devam edilmez.Göbeğin üstü steril gazlı bir bezle kapatılarak temiz tutulur.Kordon düştükten sonra kanama oluşursa bir doktora başvurulmalıdır.Bebek doğduktan sonra kanamaları engellemek için yapılan K vitamini enjeksiyonunun tekrarlanması gerekebilir. Bazen de kordon düştükten sonra sarımsı akıntılar görülebilir.Bu genellikle granülom olarak tanımlanan yaradaki bir kalıntıdan kaynaklanır.Granülom’un ortadan kaldırılması için gümüş nitrat kalemi ile kimyasal olarak doktor tarafından yakılması gerekir.

Bebeğin ilk banyosu ne zaman yapılmalıdır?
Dr. Özlem Karahasanoğlu
Bebek doğduğunda vernix caseosa denilen kremsi bir tabaka ile kaplıdır. Bu özellikle prematürlerde belirgindir.Bu tabakanın bebeğin ısısının korunmasına ve enfeksiyonlardan korunmasına yararı vardır.Bebeğin ilk 2 gün yıkanmaması bu tabakanın korunması açısından yararlıdır.Ondan sonra bebek mümkünse her gün yıkanmalıdır. Ancak kordon düşene kadar banyo sonrasında göbek bakımı çok dikkatli yapılarak enfeksiyon oluşumu önlenmelidir.

Bebek ne kadar zamanda bir yıkanmalıdır?
Dr. Özlem Karahasanoğlu
Bebeklerin cilt yapısı erişkinler kadar gelişmemiş olduğundan çok hassastır.Gözenekler hemen tıkanabilir.Pişik, isilik ve konak gibi sorunlar olabilir.Bu nedenle günlük banyo çok önemlidir ve bebeği rahatlatır. Banyo sırasında bebeğin cildine uygun hassas ürünler kullanılmalıdır. Kokulu , parfümlü ürünler tercih edilmemelidir.Banyo sonrası bebek losyonu veya yağı cildin nem dengesinin korunmasında yararlı olur. Benim önerim banyo sırasında bebeği içine koyduğumuz suyu değil ama durulamak amacı ile başından aşağı döktüğümüz suyu kaynatmaktır. Çünkü bu suyu yutarak ishal olan bebekler bilmekteyim. Bu yolla bebek enfeksiyonlara karşı daha az korunaklı olduğu ilk aylarda korunabilir.

İlk aylarda bebekte neden gaz sorunu görülür?
Dr. Özlem Karahasanoğlu
Barsaktaki gazın büyük bir kısmını ağız yolu ile yutulan hava ve normalde de barsaklarımızda yer alan bakterilerin oluşturduğu gazdan oluşur. Bebekler özellikle ilk aylarda sadece anne sütü veya biberon ile beslendikleri için emme sırasında ister istemez bol miktarda hava yutarlar.Bunu önlemek için emme sırasında hava yutulması azaltılmaya çalışılmalıdır.Anne memesinin sadece ucu değil çevredeki kahverengi dokunun önemli bir kısmı da bebeğin ağzına verilirse yutulan hava miktarı azaltılabilir.Aynı amaçla biberonla mama verilirken biberon bebeğin başına 45 derece bir açı ile tutulmalı ve emziğe yakın kısmın tamamen mama ile dolu olduğu gözlenmelidir.Aksi takdirde bebek hava yutacak, yutulan bu hava barsak içinde hava baloncuklarının oluşumuna yol açarak gaz sancısına neden olacaktır.Her emzirme sonrası bebeğin yuttuğu hava mutlaka çıkarılmalıdır.Bunun için bebek kucağa alınarak geğirme duyuluncaya kadar sırtı sıvazlanmalıdır. Bebeklerin çok gazlı olmasının bir diğer nedeni de bebeğin yürüme eylemini gerçekleştirememesi nedeni ile barsakların yer çekimine karşı fazla etkin olarak çalışmamasıdır.Bu nedenle gaz çıkarma erişkinlerden daha zordur.Emme sonrası bebeğin dik pozisyona getirilerek gazının çıkarılması bu açıdan önemlidir.Ayrıca bacaklara yaptırılan hafif bisiklet çevirme egzersizleri de yararlı olabilir.Bu egzersizin rahat uygulanabilmesi için bebeğe rahat bir giysi giydirilmelidir.Bebeği fazla sarmak, kundaklamak bacak hareketlerini zorlaştırarak gaz sancılarını artırabilir.Belden lastikli giysiler yerine komple tulumlar giydirmek daha uygundur. Hem anne sütünde hem de formül mamalarda bulunan laktoza (süt şekeri) karşı toleransızlık durumlarında da gaz sancısı ve karında şişkinlik fazla olur.Bu tip durumlarda annenin süt ve yoğurdu fazla tüketmemesi , mamalardan da düşük laktozlu olanları tercih etmesi yararlı olabilir.

Bebeğin alt temizliğinde dikkat edilecek noktalar nelerdir?
Dr. Özlem Karahasanoğlu
Yenidoğan bebekler çok hassas bir cilde sahip oldukları için bezlerinin sık sık değiştirilmesi gerekir. Temizlemede su, özel temizleyici sıvılar veya alkolsüz hassas alt değiştirme bezleri kullanılabilir.Bebeğin altını sildikte sonra yumuşakca kurulamalı ve idrarın tahriş edici etkisinden korumak için uygun bir bebek kremi kullanılabilir.Bebeğin altının sık sık sabun kullanmaksızın duru su ile yıkanması da iyidir. Bebeğin altının bir süre havasız kalması halinde pişik olacağı ve pişik durumunda da hemen mantar üreyebileceği unutulmamalıdır. İyileşmeyen pişiklerde doktor önerisi ile mantara karşı bir krem kullanılması gerekebilir.

Bebeğin yattığı oda kaç derece olmalıdır?
Dr. Özlem Karahasanoğlu
Bebeğin yattığı oda 22 derece olmalıdır.Gereksiz yere çok sıcak yapılan odalar bebeğin sağlığını bozabilir.Solunum sisteminin uygun fonksiyonunu gösterebilmesi için oda içi nemin %45 ler civarında olması gerekir..Oda çok ısıtıldığında nem oranı %15 lere düşer. Bu da solunum yollarını kurutarak hastalıklara zemin hazırlar.

Bebeğin giyiminde dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
Dr. Özlem Karahasanoğlu
Bebekler kışın aşırı giydirilip sarılmamalıdır.Erişkinlerden sadece bir ince kat daha fazla giydirilmelidir.Kundak yapılmamalı, hava almayan tüylü, sentetik battaniyeler kullanılmamalıdır.Pamuklu battaniyeler tercih edilmelidir.
Yaz aylarında ince penyeler giydirilmelidir.Ilıman zamanlarda içe bir zıbın veya body, üzerine ince bir tulum giydirilmelidir.Çok sıcak havalarda ise sadece yarım kollu bir body ve ayakta çoraplarla tutulmalıdır.Ya-kış şapka giydirilmemelidir.Devamlı şapka kullanımı saçlı derinin havalanmasını engelleyerek konak ve pullanma oluşumuna yol açabilir.Serin akşamlarda çok ince bir penye tulum giydirilebilir.Kullanılan battaniye mutlaka penye olmalıdır.





Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:07
Basa don
barosum Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 04-Nisan-2007
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 9083
Gonderiye link ver Gonderildi: 05-Agustos-2007 Saat 01:18

Kolikli Bebek...

Genelde akşam üzeri başlayan ve gece yarısına kadar devam eden ağlama krizlerine kolik denir. Her beş bebekten birinde vardır. Bebek ağlamaya başladıktan sonra susturulamaz. Koliği olan bebek çoğunlukla dizlerini karnına doğru çeker, hareketleri artar ve kolik ağlaması diğer ağlamalardan farklıdır. Kimi zaman 24 saat susturulamaz. Ve bu nöbetler hemen her gün aynı saatlerde başlayarak tekrarlanır.

Kolik ortalama olarak ikinci veya üçüncü hafta başlar ve ilk üç ayın sonunda tamamen kaybolur. Nadiren dördüncü veya beşinci aya sarkar.Koliğin sebebi bilinmemektedir. Ancak pek çok teori vardır. Bunlardan bazıları çoktan terkedilmiştir. Mesela bebek akciğerlerini bu şekilde çalıştırır; anne sütüne ya da mamaya karşı alerji gelişmiştir. Güncel bazı teorilere göre;

  • Ağlamak yeni doğmuş bebeğin olgunlaşmamış fizyolojisinden kaynaklanır. Tüm bebekler ağlar ve kolik bu durumun aşırı bir formudur.
  • Olgunlaşmamış sindirim sisteminden gaz geçerken aşırı bir kasılma olur ve bu kolik ağrısına sebep olur.
  • Bebeğin vücudundaki progesteron seviyesi doğumdan sonra çok azaldığından bağırsak spazmları görülür.
  • Bebeğin olgunlaşmamış sinir sistemi istemsiz olarak ağlamasına sebep olur.
  • Yenidoğan bebekler tüm uyaranlara karşı bloke olduğundan fazla ağlamazlar. Ancak ilk ayın sonunda dışarıya karşı daha uyanık olurlar ve bu yoğun uyarı onları akşama doğru yorar ve gerginleştirir. Sonuç nedensiz ağlamalardır.

Kolikli bebekler fiziksel ve duygusal olarak yıpranmazlar. Aksine büyüdüklerinde sorunları çözmekte diğerlerine göre daha başarılı oldukları gösterilmiştir. Koliğin tedavisi yoktur. Doktorlar bu kadar küçük bebeğe sakinleştirici ilaç vermek istemezler. Bazen gaz sancısından şüphelenilirse sancı giderici ilaç verilebilir.

Herşeyden önce bebeğinizin koliği olup olmadığından emin olmalısınız. Belki de bebeğinizin ciddi bir rahatsızlığı olabilir. Mesela emzirilen bir bebek karnını tam doyuramıyor olabilir ve annesi de onun emdiğini sanabilir. Aslında bebek aç olduğu için ağlıyordur. Kıyafetleri çok aşırı gelmiş olabilir ya da tam tersi üşüyor olabilir. Ancak bebeğin ağlaması her gün aynı saatlerde yineleniyorsa ve sebepsiz olduğundan eminseniz bebeğiniz koliklidir.

Kolikli bebeği susturmak pek mümkün değildir ancak onu ağlamaya terk etmemelisiniz. Nöbetleşe olarak bebeğinizi kucağınızda oyalamaya çalışın, açık havaya çıkarın, araba gezintisi yapın, pusetin içine koyup evde gezdirin, saç kurutma makinesi veya elektrik süpürgesi gibi sesler dinletin, ritmik sesler çıkarın, şarkı söyleyin, televiyon seyrettirin, kucağınıza alın karnını göğsünüze doğru hafifçe bastırarak sırtına vurun. Bu arada kendinize 10-15 dakikalık molalar verin. Bu dönemin geçici olduğunu aklınızdan çıkarmayın ve sabredin. Mutlaka yardım alın, herşeyi tek başınıza halletmeye kalkmayın.

Basa don
ROSEE Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
Konum: İzmir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 11544
Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Ekim-2007 Saat 23:45
Bebekler ve Emzikler

Bebekler rahatlarına fazlasıyla düşkünlerdir ve onların konforlarını sağlayan sadece birkaç unsur vardır. Anne memesi, biberon, sakinleştirici bir ninni ya da bir emzik. Onlara gerekli konforu ve rahatlığı sağlayan bu unsurlara alıştıklarında bırakmaları biraz zaman gerektirir. Bebeğin en güçlü refleksi emme olduğundan, emzik bebeği sakinleştirir ve rahat uykuya dalmasını sağlar.

Günümüzde çoğu uzman, emziği bebeğin doğal emme iç güdüsünü tatmin ettiğinden ve ona güven hissi verdiğinden dolayı tavsiye etmektedir. Ancak uzmanlar, emzikler hakkında bilgi edinmek ve kullanmayı da öğrenmek gerektiğini savunuyorlar.

Ayrıca, emziğe alıştırılmayan bebeklerin, emme duygusu yüzünden zamanla parmak emmeye başladıklarını ve emzikten daha zor vazgeçirilebildiğini de ekliyorlar.

Emzikler silikon ve kauçuk olmak üzere iki maddeden yapılmaktadır. Silikon emzikler silisyumdan üretilir ve formları kolay kolay bozulmaz. Ama diş darbelerine karşı dayanıklı olmadıklarından diş çıkarmamış bebeklere tavsiye edilir. Doğal bir madde olan kauçuk ise elastiki ve dayanıklı olduğundan, diş darbelerine de dayanıklıdırlar. Bu nedenle kauçuk emzikler dişleri çıkmış bebekler için uygundur. Ancak kauçuk emziklerin formu, suyu içlerine emdikleri için çabuk bozulmaktadır.
Emzikler şekil açısından damaklı ve damaksız olarak iki çeşittirler. Anne memesine benzeyen damaksız emzikler bebekler tarafından daha çok tercih edilir. Ama bu tür emzikler damağa baskı yaptığından damağın yapısını ve buna bağlı olarak da dişlerin sıralanışını bozabilmektedir. Bu nedenle 1 yaşından sonra kullanılmaması tavsiye edilmektedir. Damaklı emzikler ise elips şeklinde ve yukarıya doğru kıvrık olduğundan, bebeğin damağında deformasyona neden olmaz ve ileriki yaşlarda da rahat kullanılabilir.

Emziklerin temizliği çok önemlidir ve kaynatılılarak ya da dezenfektan maddelerle sterilize edilerek bu temizlik sağlanabilir.

Ayrıca emziği şeker ya da reçele banmak hatalı bir yöntemdir. Bebeğin diş minelerini zedelediği ve diş çürüklerine neden olduğu gibi bebekte sürekli tatlı bir tat isteği uyandırabilir.
Emziklerin genelde 2 ya da 3 yaş civarında bırakılması gerekmektedir. Çocuğun emzik istediği zamanlarda eline kemirebilmesi için sebze ya da meyve verilerek emzik kullanma zamanı azaltılabilir.

İleriki yaşlarda emzik kullanımı damak ve diş yapısının bozulmasına ve kulakta bir takım problemler doğmasına neden olabilir.

aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
Basa don
belma Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 03-Haziran-2007
Konum: İstanbul
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 12468
Gonderiye link ver Gonderildi: 04-Kasim-2007 Saat 04:53

Yenidoğanlar ve uyku
Doğum olayı sona erip, sıra hastaneden eve dönmeye geldi mi, anne-babaların çoğu bebeklerinin evde nasıl uyuyacağını merak etmeye başlarlar. Şunu bilmelisiniz ki, yenidoğanlar, kendilerini rahatsız edebilecek ses ve ışık uyaranlarını etkisiz kılacak bir doğal yetiye sahiptirler. Bu yetenek, kısa sürede alışkanlığa dönüşecektir. Biz hekimler, bir takım basit testlerle, bebeklerin bu yeteneklerini tespit ederiz. Örneğin, uyuyan bebeğin gözlerine fenerle kuvvetli bir ışık tutulması onun bir takım hareketler yapmasına neden olur. Aynı ışığı, kısa aralıklarla bir kaç kez daha tutalım, dördüncü, beşinci seferde artık bebeğin ışığa hiç tepki göstermeyip mışıl mışıl uyuduğunu görürüz. Benzer test, bir minik çan kullanılarak bebeğin sese tepkisi sırasında da yapılabilir. Örnekteki bebek, uykusunu koruyacak bir takım doğal yollar geliştirmiştir. Ses ve ışık, onları rahatsız eder ve kolayca uyanabilirler. Böylesi bebekler, tıpkı erken doğmuş bebekler gibi dış uyaranların olabildiğince azaltıldığı sessiz ve loş bir odada uyutulmalıdırlar.

Üç-dört haftalık bebek ve uyku
Bu dönemde bir bebeğin en önemli görevi, uyku hali, uyanıklık hali gibi değişik durumları kontrol yeteneği kazanmaktır. Bu süreçte, anne babanın da iyi bir gözlemle öğreneceği çok şey vardır.

Kalabalık ve gürültülü bir ortamda uyuyabilmek, herhangi bir dış uyaranla tam uyanırken tekrar uykuya dalmak üzere kendi kendini sakinleştirmek, yukarıda sözettiğimiz kontrol sürecinin aşamalarıdır.

İyi bir gözlem, bebeğin farklı bilinç durumları arasındaki geçiş dönemlerindeki davranışlarından önemli çıkarımlar yapmanızı sağlayacaktır. Aktif ve gergin bebek, geçiş dönemlerini daha hızlı, sakin bebek ise daha yavaş ve sancısız yaşayacaktır.

Huysuzluk anında, bazı hareketleriniz onun ağlamaya başlamasına neden olurken, başka kimi davranışlar da bebeği sakinleştirecektir. Üç dört saatlik sıklılarla, bebek bu geçiş dönemlerini yaşar. Yeni anne-babanın ilk görevi, bu bağlamda bebeklerinin davranışlarını "tanımaktır".Temel sorun, ağlamaya başlayan bebeğin, kısa süre sonra sakinleşip uykuya devam mı edeceği, yoksa acıktığı için mi ağladığının ayırdedilmesidir. Emzirmek ya da mama vermek işe yaramıyorsa –ki genellikle bu durumda ilk yapılan iş bebeği beslemektir– bu huzursuzluk hali bir süre devam edecek ve bebek bir süre sonra sakinleşecektir. Bu olay yaklaşık hergün yaşanır. Bebek, bu dönemde, ortalama rakamlarla söylersek, 3-4 saatlik dilimler halinde 16-18 saat uyur.

Birbuçuk- iki aylık bebek ve uyku
Bebeğinizin uyuma ve beslenme zamanı ve süresi bu dönemde giderek daha düzenli bir hal almaktadır. İki beslenme arası zaman 3 saate hatta daha fazlasına uzar. İki aylık bebekler, doğum tartısı ve başka kimi faktörlere de bağlı olarak, gece uyku saatlerini de artırırlar. İkinci ay artık bebeğinizi günlük aile düzeninize alıştırma zamanının da başlangıcıdır. Artık, geceleri yatmadan önce bebeğinizi uyandırıp son bir kez besleyebilir, sabahları onu uyandırarak güne sizin uygun gördüğünüz zamanda başlamasını sağlayabilirsiniz. Bebeğinizin, huzursuzluk ve ağlama dönemleri de artık daha düzenlidir; genellikle günün sonundadır ve huzursuzluğu kaka yapmayla sona erer. Bebeğiniz emmeye ve uyumaya kendini hazırlamıştır.

Dört aylık bebek ve uyku
Bu dönemde uyku konusunda temel sorun bebeğinizin gece uyku düzenidir. Dört aylık bebek, bırakıldığı yerde uyumalı, ve uykusu ortalama 8 saat kesintisiz sürmelidir. Bebek için "kesintisiz uyku" nun anlamı, derin uykudan hafif/yüzeyel uykuya geçiş aşamalarını uyanmadan atlatmasıdır. Hafif uykuya geçen bebek, ağlar, sesler çıkarır, yatakta döner, ama unutmayın, tüm bunlar olurken hala uyumaktadır ve uyku içi bu geçiş aşamalarında kendi kendini sakinleştirerek/rahatlatarak derin uykuya geçmeyi öğrenmelidir. Bebeğin uyumayı “öğrenmesi” konusunda ailelere önemli bir görev düşüyor; bebeklerin mutlak anne baba desteğine ihtiyaçları vardır, ama anne-babaların genellikle yaptıkları, bebeğin sesini duyar duymaz onu kucaklarına alıp, kendi kendilerine derin uykuya geçmelerine engel olmaktır. Bu tür yanlış yaklaşım, 3-4 saatte bir hafif uykuya geçen bebeğin her seferinde uyanma ve beslenmeye alışması ve bunu rutin uykunun bir parçası olarak algılamasıdır. Bu alışkanlık bir yerleşti mi, ilerleyen aylarda değiştirmek çok daha zordur.

Yedi aylık bebek ve uyku
Her ne kadar bebeğiniz 7. Aya kadar geceleri kesintisiz 8-12 saat uyumayı "öğrenmiş" de olsa, oturmak, sürünmek, emeklemek gibi bu dönemde kazandığı yeni yetenekler, geceye de taşınacak ve kimi sorunlar çıkaracaktır. Yeni durum, gece uyanmalarını kolaylaştıracak, tekrar uykuya dalmayı güçleştirecektir.

Benzer güçlükler, gündüz uykuları için de geçerlidir. Anne-babaya düşen, 4. ayda yaptığımız önerileri tekrar uygulamaktır. 7 aylık bebek, kesintisiz gece uykusu yanında öğleden önce ve sonra birer kez olmak üzere toplam en az iki gündüz uykusu uyumalıdır. Uyumasa bile, bu saatleri yatakta kendi başına geçirmeyi öğrenmelidir. Buna sadece bebeğin değil, anne-babanın da ihtiyacı vardır.

Dokuz aylık bebek ve uyku
Daha önce söylediğimiz gibi, kazanılmış yeni yetenekler, uyumayı güçleştirmektedir. Dokuz aylık bebek, artık kendi kendine ayağa kalkabilir, geceleri de kalkacaktır, hem de siz onu uyuması için yatağına bırakıp odasından çıkar çıkmaz! Bu olay, belki on defa tekrarlanacaktır! Bu durumun üstesinden gelebilmek için "kararlı" olmalısınız. Tekrar tekrar ayağa kalkma ve ağlamalar üzerine onu yatağından alıp salona geçmeyin. Kesinlikle yataktan kalkmasına izin vermeyin, kararlılığınızı görsün, uyuması gerektiğini anlasın. Gece uyanmaları sırasında da aynı yöntemi uygulamalısınız.

9-12 ay
Bu aylarda muhtemelen bebeğiniz geceleri 10-12 saat ve gündüzleri iki kez yarım-2 saat uyuyor olacaktır. Size düşen ise yatma zamanı alışkanlıklarını bozmamasını sağlamak, kendi kendine uyuması için gerekenleri yapmak olmalıdır.

12-18 ay
Bu aylarda bebeğiniz günde 13-14 saat uyuyacaktır. 18 aylık olduğunda günde iki kez olan kısa gündüz uykularını öğleden sonraları yarım-iki saatlik tek uykuya indirebilir. Size düşen ise yatma zamanı alışkanlıklarını bozmamasını sağlamak, kendi kendine uyuması için gerekenleri yapmak olmalıdır.

18- 24 ay
Geceleri 10-12 saat, gündüzleri 2 saatlik bir öğlen uykusu yeterli olacaktır. Bu aylarda çocuğunuz oluşturduğunuz alışkanlıkları yıkabilmek için çeşitli hilelere başvurabilir.

Basa don
manolya80 Drop Down Menu
Moderatör
Moderatör
Avatar

Kayit tarihi: 11-Nisan-2007
Konum: Muğla
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 26963
Gonderiye link ver Gonderildi: 28-Kasim-2007 Saat 02:16

Bebeğin Gazını Çıkartmak


Bebeklerin süt içerken hava yutması çok doğaldır. Bebek, yuttuğu havadan ya gaz çıkararak ya da geğirerek kurtulabilir. Biberonla beslenen bebeklerde çok sık görülmesine rağmen, anne sütüyle beslenen bebekler de hava yutabilir.

Bebeğinizi beslerken gaz çıkarması için arada ona fırsat verin; emziriyorsanız göğüs değiştirirken bebeğinizin gazını çıkarın. Yuttuğu hava ona tokluk hissi verebilir ve onu rahatsız ederek ihtiyacı olan besini almasını engelleyebilir. Ya da gaz midesine baskı yaparak, bebeğinizin kusmasına sebep olabilir. Bebeğiniz mutluysa, geğirecek kadar hava yutmamıştır; kıpırdanıp yüzünü buruşturuyorsa hava yutmuştur, bu yüzden bir süre daha deneyin. Ancak gazını hemen çıkarmasını beklemeyin.

Bebeğinizin yuttuğu havayı çıkarmak ve onu rahatlatmak için şunları deneyebilirsiniz;

1-Onu poposundan tutup, başı omzunuza gelecek şekilde kendinize yaslayın sırtını yavaşça sıvazlayın ve ritmik bir şekilde nazikçe vurun. Ağzından biraz süt gelme ihtimaline karşı omzunuza temiz bir havlu ya da bez örtebilirsiniz.

2-Bebeğinizi yüzüstü dizlerinize yatırarak ve nazikçe sırtını sıvazlayarak da bebeğinizin gazını çıkartabilirsiniz. Ağzından biraz süt gelme ihtimaline karşı dizlerinize temiz bir havlu ya da bez örtebilirsiniz.

3-Bebeğinizin 3. ayından sonra dizinize oturtup, bir elinizle göğsünden tutarak diğer elinizle sırtını sıvazlayarak gazını çıkartabilirsiniz



Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:12
06/04/2003(13:15) İlk gözağrım MELİH'İM

06/11/2008(22:05) Minikkuşum ARDA'M

Canözlerim benim,tekvarlıklarım
Basa don
manolya80 Drop Down Menu
Moderatör
Moderatör
Avatar

Kayit tarihi: 11-Nisan-2007
Konum: Muğla
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 26963
Gonderiye link ver Gonderildi: 28-Kasim-2007 Saat 02:18

Bebek İlk Defa Ne Zaman Yıkanır?

Bebek doğumdan sonra ilk 12 saat yıkanmamalıdır. Vücudun yumuşak bir bezle kurulanması yeterlidir. Tam bir banyo, doğumdan sonraki 2 veya 3’üncü güne bırakılabilir. Bunu izleyen günlerde bebek her gün ya da günaşırı yıkanabilir.

Bebeğin sağlıklı bir cilde sahip olması cildinin temiz tutulması ile yakından ilişkilidir. Bebeğin banyosu titizlikle yapılmalıdır. Bu durum aynı zamanda anne ile bebek arasında sevgi ve iletişim bağlarının kuvvetlenmesi açısından da önemlidir. Bebeğin günaşırı yıkanması yeterlidir. Ancak, temizliğin aşırı boyutlara getirilmemesi gerekir. Her mamadan sonra yüzünün ve her alt değiştirmeden sonra bezli bölgenin temizlenmesi yeterlidir.

Bebeğin aç iken banyo yaptırılması da çok önemli bir konudur. Eğer tok karnınayken banyo yaptırırsanız bebeğin kusmasına neden olabilirsiniz.

Bazı aileler bebeklerini sabahları yıkarken, bazıları da akşamları son emzirmeden önce yıkamayı tercih ederler. Hepsi de uygundur, çünkü böylelikle bebeğiniz belli bir tempoya alışır. Ama bazen koşullara göre değişiklik yapmak gerekebilir.

Yıkamaya Başlamadan Önce Yapılacaklar:

Banyo için gereksinim duyabileceğiniz her şeyi elinizin altında hazır bulundurun.

? Küvet bel hizanızda olsun. Oturmak ya da çömelmek yerine ayakta durmayı bel sağlığınız için tercih edin.

? Banyo suyunun uygun sıcaklıkta olduğundan emin olmak için bileğinizin içi veya dirseğinizle suyun sıcaklığını kontrol edin.

? Bebeğinizi soyun ve havluya sarın, henüz alt bezini çıkartmayın.

? Bebeğinizi kesinlikle suyun yanında yalnız bırakmayın.

Başını ve Vücudunu Yıkama:

Bebeğinizi bir havlu üzerine yatırarak soyun. İdrar ve kaka gibi sürprizlerden korunmak için alt bezini hala çıkartmanıza gerek yok. Havluyu vücuduna sararak, sol elinizle boynunu destekleyip, vücudunu kolunuzun üstüne yaslayarak koltuğunuzun altından destekleyin ve yüzü yukarı bakar şekilde banyo küvetinin üzerine alın, saçlarını bebeğe uygun, gözünü yakmayan bir bebe şampuanı kullanarak, küvetteki suyla veya yanınızda hazır bulundurduğunuz durulama suyunu dökerek durulayın. Ardından sert olmayan, yumuşak dokunuşlarla kurulayın.

Yere yatırıp havlusunu açın, bezini çıkarıp gerekiyorsa alt temizliğini yapın. Banyo süngerini bebe sabunu veya bebe banyo köpüğü ile köpürtün ve havlu üzerinde vücudunun her yanını, özellikle cilt kıvrımlarının arasını iyice silin. Kolunuzla omzu ve boynu destekleyerek, elinizle koltuk altından kavrayın. Diğer elinizle ya kalçalarından destek alarak veya bacaklarından kavrayın ve banyo küveti içindeki suya, önce ayak ve bacaklarını daldırarak yavaşca tüm vücudunu başı dışarıda kalacak gibi sokun. Suyla vücudunu durularken bebeğinizin rahatlamasını sağlayın. Aynı şekilde tutarak temiz havlu üzerine alın. Tüm vücudunu yumuşak hareketlerle kurulayın. Cilt boğumlarını iyi kurulamayı unutmayın. Bebeğinizin büyüyüp aşırı hareketlendikten sonra havlu üzerinde sabunlamak daha zor hale geleceğinden bu işlemi banyo küveti içinde yapabilirsiniz.

06/04/2003(13:15) İlk gözağrım MELİH'İM

06/11/2008(22:05) Minikkuşum ARDA'M

Canözlerim benim,tekvarlıklarım
Basa don
mavi_boncuk Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 18-Mayis-2007
Konum: Kırıkkale
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 3989
Gonderiye link ver Gonderildi: 27-Aralik-2007 Saat 22:31
Bebeklerinize inek sütü ilk 12 ay içinde kesinlikle ve 1-2 yaş arası mümkünse  kullanılmamalıdır .....   
ÇÜNKÜ;
 
* İnek sütünün çok düşük demir ve C vitamini içermesi, barsaklarda gizli kanamalara  ve  kansızlığa(anemi) neden olur.
 
* İnek sütü, bebeğin beyin hücrelerinin, merkezi sinir sisteminin ve gözde görmeyi sağlayan retina tabakasının gelişimi için çok önemli olan esansiyel yağ asitleri  bakımından çok fakir bir kaynaktır.
 
* İnek ütü, çok zengin mineral içeriği ile bebeğinizin böbreğine aşırı yük bindirir.

* Eksikliğinde, zihinsel gelişmenin yavaşlamasına neden olan iyot ve çinko inek sütünde çok düşüktür.

* İnek sütü kullanan bebeklerde düşük çinko içeriği sebebi ile bağışıklık sistemi  desteklenemez.



Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:23
Basa don
biber Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 30-Haziran-2007
Konum: Samsun
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 2198
Gonderiye link ver Gonderildi: 11-Ocak-2008 Saat 19:56
Oyun ve oyuncaklar, bebeğin sağlıklı gelişiminde önemli rol oynar.

Çünkü oyun, her yaşta çocuğun hayatı deneyerek öğrenmesini sağlayan bir araçtır. Özellikle bebeğin doğumdan sonraki ilk yıl içinde algı ve harekete yönelik, çoğunlukla belirgin amaçlar taşımayan, nesneler ve hareketler üzerinde hakimiyetten kaynaklanan zevk içeren oyunlar ön plandadır. Bebek, kemik ve kasların gelişmesini sağlayan hareketli oyunlarla biriken enerjisini boşaltır, sosyal ilişkiler kurabilir, kendini tanıyabilir, kendi gücünün sınırlarını belirler, duyuları gelişir ve becerileri artar. Anadolu Sağlık Merkezi’nden çocuk hastalıkları uzmanı Dr. Ayşe Sokullu, oyuncakların, gelişim basamaklarına uygun olarak çocuğun hareketlerine düzen getirdiğini, bedensel, zihinsel, psikososyal gelişimine yardımcı olduğunu, hayal gücünü ve yaratıcılığını, yeteneklerini geliştirdiğini söylüyor. Özellikle 1 yaşına kadar olan çocuklar için evdeki eşyaların oyuncak olarak kullanılabileceğini belirten Sokullu, bebeğe boğazına kaçabilecek küçük parçalı oyuncakların verilmemesi konusunda da aileleri uyarıyor.

Dr. Ayşe Sokullu’nun verdiği bilgilere göre, ilk aylarda bebek doğuştan gelen refleks tepkileri geliştirir, çevresindeki insan ve objelere bakar. El kol hareketleri geliştikçe etrafındaki nesneleri yakalamaya çalışır, yakalayabildiklerini inceler. 1-4 aylar arasındaki bebek, beşiğine asılan bir oyuncağın bazen sallanıp, bazen hareketsiz durduğunu fark edebilir. Oyunlarında ‘keşfetmek’ ön plandadır. Hoşuna giden hareketleri tekrarlar. Çevresindeki oyuncağı, eşyayı çekerek, çarparak tanımaya çalışır. Vücudu da oyuncak niteliğindedir; parmaklarını, ayaklarını inceler ve oynar. 4-8 aylar arası sebep-sonuç ilişkilerini ayırt etme becerisi başlar. Hareketlerinin sonuçlarını görmek ister. Beşiğin kenarındaki ipe dokunduğunda ipin sallandığını ve ses çıkardığını fark ederse ses duyabilmek için ipi çekmeye başlar. 8-12. aylarda hareketlerinde de artış ve farklılaşma gözlenir. Sebep-sonuçları daha iyi ayırt etmeye başlar. Hedeflediği sonuçla arasına engel girerse bu engeli ortadan kaldırır. Oyuncağı sakladığınızda onu arar. Örtünün altına saklanan oyuncağı örtüyü kaldırarak bulur. Ayakta durma, yürüme, tırmanma gibi hareketleri başarır. Bu hareketler mükemmel olana kadar oyun niteliğindedir ve sürekli tekrarlar. Doğumdan itibaren bebek ses, şekil ve renklere karşı hassastır. İlk oyuncakları, renkli çıngıraklar, dönenceler gibi öncelikle görme ve işitme duyularına yönelik olmalıdır. Oturmayı başardıktan sonra çevresi genişleyen bebeğin oyuncakları arasına küpler, çıngıraklar girebilir. Bu dönemde avuç ile kavradığı göz önüne alınarak avucuna sığacak büyüklükte parçaları olan oyuncaklar seçilmelidir. Yürümeye başlamasıyla birlikte oyuncaklarından çok ev eşyaları ilgisini çeker. Onun için ulaşabildiği alanları keşfetmek önemlidir. Küplerle kule yapmak, oyuncak parçalarını bir yerden bir yere taşımak ona haz verir. Parmaklarının gelişimi de arttığından büyük parçalı, takılıp-çıkarılabilecek lego türü oyuncaklar yararlı olur. Yürüme davranışını destekleyecek, çekip itebileceği tekerlekli oyuncaklar ilgisini çeker. Top oynamada başarılı olmasa da hareket gelişimine yardımcı olur.

Yıkanabilen oyuncaklar alın

0-12 aylık bebeklere oyuncak alırken; cinsiyet ayrımı yapılmamalı (erkek çocuğa bebek, kız çocuğa araba alınabilir). Oyuncak alımında aşırıya kaçılmamalı. Özellikle bebeklik döneminde alınacak oyuncakların kırılmayan, yumuşak, emniyetli, yıkanabilir cinsten olmasına özen gösterilmeli. Küçük yaşta parçaları büyük, yaş ilerledikçe parçaları küçük oyuncaklar seçilmeli; parmak kasları geliştikçe avuçla kavrama, yerini üç parmakla, daha sonra iki parmakla kavramaya bırakır. Evdeki makara gibi farklı malzemelerden de oyuncak yapılabilir. Evde oyuncakların yerleştirilebileceği bir dolap, köşe, kutu olmalı.

Bebeğinizle birlikte resimli kitap okuyun

Bebeğin öğrenmesinde görsel malzeme önemli bir yer tutar. Canlı renklerde, büyük boy ve ayrıntısız resimleri olan kitapların anne baba tarafından okunması, kısa masallar anlatılması, resimlerin birlikte incelenmesi bu yaşlarda bebeğin dil gelişimini hızlandırır. Kelime bilgisini artırır. Konuşması için fırsat oluşturur ve destekler. Çevresini tanımasına yardımcı olur. Anne-baba-bebek ilişkisini artırır. Hayal gücünü geliştirir. Bebeğin teyp gibi mekanik bir sesten masal dinlemesi yerine kendisi ile ilgilenen kişi ile aynı mekânı paylaşması, bedensel temas içinde (kucakta veya yan yana oturarak) ses tonu ve mimiklerin değişimini gözlemesi, kendisiyle ilgilenen kişi tarafından zaman ayrıldığını hissetmesi gerekir. Dokunma yolu ile bebeğin kitabı, kağıdı tanıması sağlanmalı. Bu dönemde bebeklerin parmakları yeterince gelişmediğinden kalın sayfalı kitaplar seçilmeli.

 



Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:08
Bulur mu beni de günün birinde bir mucize?
duayı duaya ekliyorum...
Basa don
esraerman Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 13-Mayis-2007
Konum: Balıkesir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4971
Gonderiye link ver Gonderildi: 20-Ocak-2008 Saat 19:50

EK BESİNLER


4. aydan itibaren, bebeğin anne sütü dışında besinlere geçme zamanı gelmiştir. 4. aydan önce bebeklerin büyüme ve gelişmesi için anne sütü ve/veya bebek başlangıç maması tek başına yeterliyken, 4. aydan sonra sadece anne sütü veya hazır mama bebeğin büyüme ve gelişmesi için tek başına yeterli değildir. Bebeğin büyüme ve gelişiminin aynı hızda devam etmesi için, artan protein, enerji, demir, vitamin ve mineral gereksinimleri karşılanmalıdır. Bu nedenle de bebeğin ek gıdalara başlaması ve yeni tatlara alışması gerekir.

Ek besinlere erken veya geç başlamanın sakıncaları

Ek besinlere geç ve erken başlamanın bebekler için sakıncaları vardır. 4. aydan erken başlanması sindirim sisteminin olumsuz etkilenmesine, allerjiye ve ishale neden olabilirken, 6. aydan geç başlanması büyüme ve gelişme geriliklerine neden olmaktadır.

Ek besinlere başlarken dikkat edilmesi gereken noktalar

Öncelikle motivasyonunuzu hiçbir zaman kaybetmeyin. Bebeğinizin farklı tatlara geçişi zaman alacaktır.

Bebek, her konuda olduğu gibi, yemek değişikliklerinde de sabrınıza ihtiyaç duyar. Anne sütü ya da hazır devam mamaları, bir süre yine onun temel besini olmaya devam edecektir. Yeni gıdalara geçişte çok yavaş davranmanız gerektiğini daima aklınızda tutun. Besinler düşük miktarlarda ve tek tek verilmelidir. Yeni bir besine başlamak istediğinizde, ilk gün sadece bir küçük kaşık verin. Bir iki gün, başka hiçbir yeni besin vermeyin. Böylelikle, bebeğinizin o besine karşı verdiği tepkiyi direkt olarak gözlemlemiş olacaksınız. Allerji yaptı mı? Vücudu yeni besini kabul etti mi? Eğer vücut yeni besini kabul ederse, o besinin miktarını her gün bir miktar olmak üzere artırabilirsiniz. Belki bir hafta sonra, ikinci bir besine başlayabilirsiniz.

O besin için de aynı kuralları uygulayın. Eğer bir allerji gelişirse, o besini en az iki üç hafta vermeyin. Bebekte döküntü, kızarıklık, kaşıntı, pişik ve ishal meydana gelmesi durumunda, allerji gelişmiş olabilir.

Bebek için de yeni olan bu tecrübede, bazı zorluklar yaşanabilir. Örneğin bebek belki de yeni tatları, kaşık gibi yeni aletleri kabul etmek için daha erken olduğunu düşünüyordur. Bunun için bebeğin keyfini yerine getirin. Bebek çok açken, birdenbire kaşıkla yeni bir şey denemesi daha zordur. Karnını birazcık doyurun. Bu işlemin, akşam huzursuzluk zamanında değil, sabah en dinlenmiş olduğu zamanda ya da öğle vakti yapılması işinizi kolaylaştırabilir.

Bebek kucağınızda iken, küçük bir kaşığa koyduğunuz mamayı dudaklarına değdirin; bebek emmeye başlayacaktır. Kaşığı ağzının derinlerine kadar iterseniz öğürme refleksini uyarmış olursunuz. Bundan kaçının. Zamanla her ikiniz de kaşıkla yeme işlemi için daha deneyimli olacaksınız.

Anne sütü ya da devam maması ile biraz beslendikten sonra, öğünün geri kalanını katı gıda veya hazır kaşık mamaları ile tamamlayın. Katı gıda miktarı yavaş yavaş artacağı için, bir öğünde sadece katı gıda ile doyacağı zaman gelecektir. Böylece bebeğiniz, günün bazı öğünlerinde anne sütü almamış olur.

Yeni gıda olarak, evde hazırlayabileceğiniz mamalar, meyve suları ya da hazır bebek kaşık mamaları kullanabilirsiniz. Başlanacak ilk besin, elma gibi meyvelerin suları olabilir. Katı gıdalardan ise, sütlü tahıllı kaşık mamaları başlamak için en uygun besinlerdir. Protein, esansiyel besinler, vitamin ve minerallerle desteklenmiş olan Ülker Hero Baby Pirinçli Kaşık Maması, iyi ve güvenilir bir çözüm olabilir. Daha sonra, başka tahıllardan (buğday, yulaf, çavdar vs.) yapılmış mamalara başlanır. Sebze çorbalarına da, her seferinde yeni bir sebze ekleyerek ve düşük miktarlarda olmak üzere, bebeği alıştıra alıştıra başlayabilirsiniz.

Örneğin pirinç, havuç; daha sonra patates, mercimek gibi. Veya tüm sebze cinslerini içeren Ülker Hero Baby Sebzeli-Buğdaylı Kaşık Maması'nı tercih edebilirsiniz.

Beslenme konusundaki bilgisizlik, çok zengin bir ortamda bile kötü beslenmeye neden olur. Örneğin kendi alışkanlıklarımız olan tuz ve şekerle, bebeği en azından bir yaşına kadar tanıştırmanın hiç gereği yoktur. Siz baharatlı yemekleri seviyor olsanız bile, bebeğiniz için bu hem zararlı hem gereksizdir. Yağlar, sıvı yağ (tercihen zeytinyağı) ağırlıklı olmalı ve çok az kullanılmalıdır. Besinlerin çok pişirilmesi vitamin değerini azaltır. Yediğimiz gıdalardaki lif ve kepek miktarına da dikkat etmeliyiz. Barsak sağlığı açısından kepekli lifli gıdalar çok iyidir.

Ancak fazla lif, mineral emilimini olumsuz etkileyebilir. Genel olarak, beslenme ile ilgili çoğu yanlış uygulama bu dönemde yapılır. "Bebek onu sevmedi, biraz şeker koyalım" gibi tutumlar, bebeğin yeni tatlara alışmasını güçleştirir.

Bebekler, ilk denediğinizde sevmedikleri bir besini birkaç ay sonra zevkle yiyebilir. Ağız tatları değişebilir. Bu yüzden, ısrarcı olmak yerine aralıklarla denemek daha iyidir.

Bebeklere zorla yedirmek de doğru bir davranış değildir. Bebek ne kadar yemek istediğini kendi belirleyebilir. Sanılanın aksine, hiçbir bebekte kolay kolay açlıktan meydana gelen sorun yaşanmamıştır. Anneler sadece biraz sabretmelidir.

Eğer doktorunuz çocuğunuzun kilosunun normal olduğunu söylüyorsa, siz ne kadar aksini düşünseniz de çocuğunuz yeterli miktarda yemeği yiyordur. Bebeğiniz şekerli tatları meyvelerden veya bebek için hazırlanmış özel tatlılardan alabilir. Bir yaşına, hatta daha da sonrasına kadar bebeği pasta ve çikolata ile tanıştırmanız doğru değildir.

Bebekler için uygun olabilecek yüksek besin değerine sahip ve kontrollü şeker içeren özel tatlı püreleri tercih etmek en doğrusudur.

Katı gıdalara geçişte bir diğer konu ise pütür miktarıdır. Gıdayı bebeğe pütürsüz yedirmek yerine, bir miktar pütürlü bırakarak onu alıştırmanız daha iyi olacaktır. İlk önce hafif, küçük pütürlü yedirerek çocuğun buna verdiği tepkiyi değerlendirin ve zamanla pütür miktarını artırın. Böylece büyük lokmalara geçişte daha az sorununuz olacaktır. Ülker Hero Baby Sütlü-Elmalı-Muzlu bebek püresi, yüksek besin değeri ve hoş lezzeti ile, bu geçişi sizin ve bebeğiniz için kolaylaştırabilir.

Bebeğinizin zamanla besin gruplarının her birinden yeterli miktarda yiyebilecek şekilde beslenmesine dikkat etmeniz gerekir.

Bu besin grupları şu şekilde sıralanabilir:

1. Karbonhidratlar
2. Proteinler
3. Yağlar
4. Vitamin ve mineraller

Üç yaşın altındaki her çocuk, günde 5-6 öğün yemek yemelidir. Burada yemekten kastedilen, bir öğünde alınacak meyve suyu ve devam sütü gibi sıvı gıdalar da olabilir. Bunun dışında, bir hastalığın ardından duraksayan büyüme ve gelişimini telafi etmek için, çocuğun bir süre fazladan öğüne gereksinimi olabilir.



Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:09
---- CEYLİN & ÇAĞAN EGE ----
Basa don
esraerman Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 13-Mayis-2007
Konum: Balıkesir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4971
Gonderiye link ver Gonderildi: 20-Ocak-2008 Saat 20:03
Annelere Ek Besin Verme Önerileri

Hazırlayan: Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü
Sosyal Pediyatri Anabilim Dalı

Bebeğinizi 4-6 ay sadece anne sütü ile besleyiniz. Bu dönemde ona ek gıda vermeyiniz. Bebek 4-6 aydan önce ek gıda almaya hazır değildir ve bu dönemde ek gıda başlanmaması için çok önemli sebepler vardır:
 
Bu dönemde ağzına verilen yiyecekleri dili ile dışarı atar. Bu aslında bebeğe erken dönemde ek gıda verilmesini önleyici doğal koruyucu bir reflekstir.
4-6 aydan önce ısırma, çiğneme-yutma hareketlerini koordineli olarak yapamaz.
Tam olarak başını dik tutamaz, oturamaz.
Böbrekleri ek gıda ile alınan proteinlerin artıklarını ve mineralleri yeterince atamaz.
Nişastalı besinleri sindirmekte güçlük çeker.
Barsağın yeterli olgunluğa ulaşmadığı bu dönemde verilen yiyecekler besin hassasiyeti ve allerjilere yol açar.

4-6 ay arasında her bebeğin ek gıda almaya hazır olduğu zaman farklıdır. Bunun için bebeğinizin ek gıda almaya hazır olduğunu gösteren ipuçları bekleyin.

Bu ipuçları şunlardır:
 

Ağıza verilen yiyecekleri dil ile dışarı atma refleksinin kaybolmaya başlaması (dudaklarına kaşık değdiğinde ağzını açmasıyla beraber dilini dışarı doğru çıkarmaması) Başını tamamen rahatça dik tutarak oturabilmesi
Isırma, çiğneme-yutma koordine hareketlerinin başlaması Herhangi bir nesneyi parmakları ile tutabilmesi
Başlangıçtaki emme şeklinin daha olgunlaşması ve emmenin adeta bir sıvı içiyormuşçasına güçlenmesi Parmakları ile tuttuğu nesneyi ağzına götürebilmesi
Diş çıkarmaya başlaması Yiyeceği gözleri ile takip edebilmesi ve yiyecek verilince ağzını açması

Altıncı aydan sonra her bebek ek gıda almaya hazırdır. Ek gıdaya başlanması altı aydan sonraya geciktirilmemelidir. Altıncı aydan sonra bebeğin ek gıdaları kabul etmesi güçtür.

Bebeğinize ek gıda başlarken aşağıdaki noktalara dikkat edin.
Bebeğinize vereceğiniz ek gıdayı onun gelişim düzeyine göre ağzında kontrol edebileceği ve yutabileceği besinlerden yumuşak, pürtüksüz yarı sıvı besinler seçin.
Bebeğinize vereceğiniz her türlü gıda doğal ve taze hazırlanmış olmalıdır.
Bebeğiniz için hazırladığınız besinlere katı yağ, şeker, tuz ve baharat katmayın. Besinlerin doğal tatlarına alışmalarını sağlayın.
Hazırladığınız gıdaları oda ısısında 2 saatten fazla bekletmeyin.
Konserve, dondurulmuş ve paketlenmiş yiyecekleri, hazır meyve suları ve kolalı içecekleri, içine boya, tatlandırıcı veya aroma katılmış besinleri bebeğinize asla vermeyin.
Yeni besinleri bebeğiniz aç iken deneyin. Onur yorgun olmadığı ve sakin olduğu bir dönem seçin.
Yutmasını kolaylaştırmak ve ek gıdanın akciğere kaçmasını engellemek için ek gıda verirken onu kucağınızda kendini güvende hissedecek şekilde dik olarak tutun.
Her yeni gıdaya tek tek ve yavaş yavaş başlayın, az miktarda başlayıp, miktarı zamanla (3-4 gün) artırın.
Sevmediği bir gıdayı zorla vermeyin, yeniden denemek için bir süre geçmesini bekleyin.
Ek gıdaları bebeğe uygun bir kaşıkla verin, biberon kullanmayın.
Beslemeden önce bebeğin kaşıktaki yiyeceğe ilgi göstermesini bekleyin.
İsterse bebeğin yiyeceği elleyerek tanımasına izin verin.
Öğünlerde alacağı gıda miktarını bebeğinize bırakın, yemek istemediği takdirde ısrar etmeyin.
Yeme hızı bebek tarafından belirlenmelidir.
Zamanla bebeğinizin kendi kendine yemesine izin verin, bu onun özgüvenini artırır.
Ek gıdalara başladıktan sonra da bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmeye devam edin.
Çocuğunuza bir yaşına gelene kadar mümkünse inek sütü vermeyin. Erken yaşta verilen inek sütü çocuğunuzda allerji ve kansızlık yapar.
Çocuğunuzu kansızlıktan korumak için demir yönünden zengin (et, yumurta, mercimekli baklagiller, pekmez) ek gıdalar verin.
Çocuğunuza vereceğiniz ek gıdaların A vitamini açısından da zengin (taze sebze ve meyve) olmasına dikkat edin. Bu onu hastalıktan koruyacaktır.
Üç yaşın altındaki çocuklar günde altı öğün beslenmelidir.
Çocuğunuz ile birlikte siz de yiyin. Bu onun iştahını artıracaktır. Çocuklar kalabalıkta yemek yemeyi severler.
Beş yaşına kadar çocuğunuza fındık, fıstık, çekirdek gibi küçük kuru yemişler vermeyin. Bunlar nefes borusuna kaçarak boğulmaya ve akciğerlerin zarar görmesine neden olabilir. 

Verilecek Ek Besinler
 
4-6 ay 

Çocuğunuza tek bir gıda türü içeren yumuşak, topaksız, yarı sıvı tekli karışımlar verin. Bu gıdalara en iyi örnekler;

yoğurt

meyve püreleri ve meyve suyu (elma, şeftali, muz gibi)

sebze püreleridir (kabak, havuç, patates gibi)

6-7 ay

Çocuğunuza iki çeşit gıda içeren ikili karışımlar verin. Besinleri ince ince kıyın veya rendeleyin bir sıvı veya yoğurtla karıştırın. Bu gıdalara örnekler;


    yoğurtlu sebze püreleri
    meyveli yoğurt
    tavuklu sebze
    etli sebze
    tarhana çorbası
    yoğurt çorbasıdır
Ayrıca bu dönemde yumurtanın sarısı, beyaz peynir gibi kahvaltılıklarda vermeye başlayın. 
7-9 ay

Artık çocuğunuza üç veya daha fazla besin türü içeren çoklu karışımlar verebilirsiniz. Bu gıdalara örnekler;


    sebze çorbası
    dolma
    baklagiller
    ızgara köftedir
Çocuğunuzun yemeklerine bir tatlı kaşığı zeytinyağı ekleyin. Dokuzuncu aydan sonra çocuğunuz aile sofrasına oturabilir. 
 

 
---- CEYLİN & ÇAĞAN EGE ----
Basa don
esraerman Drop Down Menu
Kidemli Uye
Kidemli Uye
Avatar

Kayit tarihi: 13-Mayis-2007
Konum: Balıkesir
Durum: Cevrimdisi
Mesajlar: 4971
Gonderiye link ver Gonderildi: 28-Ocak-2008 Saat 00:22

3-4 Aylık Bebek Beslenmesi

Öğün Beslenme Saati Anne sütü yetersiz ise Mama alınamıyorsa
1 7.00 Anne sütü + Anne sütü yoksa
*İnek sütü (150 ml)
2 10.00 Anne sütü veya Formül mama (150-180 ml) *İnek sütü (150 ml)
3 13.00 Anne sütü veya Formül mama (150-180 ml)
***Meyve suyu püresi
**Sebze çorbası (100ml)
***Meyve suyu püresi
4 16:00 Anne sütü *İnek sütü (150 ml)
5 19.00 Yoğurt (150 ml) ****Yoğurt (150 ml)
6 22.00 Anne sütü *****Muhallebi(150 ml)
7 Gece boyunca Çocuğun istediğine göre Anne sütü veya formül mama(150-180ml) *İnek sütü



Meyve suyu ve püresi: İlk verilecek ek gıdadır. Öncelikle elma suyu(tercihen tatlı) ile başlanır. Elma iyice yıkandıktan sonra soyulur cam rendede rendelenir süzülerek soyu elde edilir. İlk denemede 1-2 çay kaşığı veriniz. Daha sonra her gün taze hazırladığınız meyve suyunun miktarını arttırarak bir haftanın sonunda tam bir elmanın suyu verilebilir. Her hafta armut, mandalina, portakal, havuç, şeftali gibi değişik meyve suları denenebilir. Meyve sularına şeker eklenmemelidir. Çilek gibi alerji yapma ihtimali yüksek olan meyveleri daha ileride veriniz. Aynı hafta içinde birden fazla meyve çeşidi vermeyiniz. Dördüncü aydan itibaren muz dahil olmak üzere meyve pürelerine başlanabilir.

Domates suyu: Domatesin kabukları soyulup, ezilerek tel süzgeçten geçirilir. Tülbent içinde sıkılarak pürtüksüz ve çekirdeksiz suyu alınır. Anne sütü alan bebeklerde 4-6. aylarda yapay beslenen bebeklerde daha erken başlanabilir.

Tarhana: Baharatsız yapılan tarhana çorbası 4. aydan sonra çocuklara verilebilir. Bir silme yemek kaşığı tarhana bir bardak su ile karıştırılıp kaynatılır, ılık olarak çocuğa verilir.

Kuru Baklagiller: Et ve yumurta almayan aileler çocuklarına verebilirler. Kırmızı veya sarı mercimek iyi pişirildiği taktirde bebek için iyi protein kaynağı olurlar. Diğerleri de dış zarları alınarak iyi pişirilip verile bilir.

Mercimek Çorbası: ½ çay bardağı mercimek, ½ çay bardağı bulgur veya pirinç, yarım havuç, yarım su bardağı su ile yumuşayıncaya kadar pişirilir. Pişme suyu dökülmez. Tahta kaşıkla ezilerek kevgirden geçirilir. Kıvamı koyu olursa su ilave edilir ve yarım tatlı kaşığı bitkisel sıvı yağ konur. 4. aydan itibaren bir tatlı kaşığı ile başlamak suretiyle, 7 aylıktan itibaren günde 3-4 yemek kaşığı verilebilir. (miktar çocuğun isteğine göre ayarlanır) Mercimek sebze çorbasının içine koyularak da pişirilebilir.

Havuç Çorbası: 2 su bardağı suya bir yemek kaşığı pirinç, 3 küçük havuç eklenerek 45 dk. pişirilir. Ezilip süzgeçten geçirilerek tekrar ateşe konulup isteğe göre 1 tatlı kaşığı irmik veya tereyağı-sıvı yağ eklenebilir.

Patates Püresi: 1 orta boy patates kabuğuyla haşlanır, soyulur ve ezilir. 2-3 dövülmüş bisküvi ile karıştırılarak tam sütle 150 ml. Tamamlanır. Çocuk tatlı beğeniyorsa şeker veya meyve suyu ile tatlandırılabilir. Yapay beslene süt çocuklarına 3-4 aylıkta anne sütü alanlarda 6-7. aylarda verilir.

Yumurta: su içine yumurta yıkanıp konur. Kaynama derecesindeki suda 10 dk. pişirilir. Akı ayrılarak sarısı verilir. Sarısı ya sütle ezilerek veya sadece ezilip yada sebze çorbasıyla karıştırılarak çocuğa verilir. Aydan sonra akı birlikte verilir.

Kıyma: Hafif ateşte kendi verdiği suyu çekene kadar pişirilip yukarda hazırlanan sebze çorbası ve diğer çorbalar içine katılarak bebeğe verilebilir. Kıyma en uygun et verme şeklidir. Köfte: İki kere çekilmiş kıyma, az miktarda ekmek içi ve az tuzla iyice yoğrulur. Köfteler dibi yağlanmış tavada kapalı olarak pişirilir. İlk başlarken çeyrek köfte ile başlanır, gittikçe artar.

Tavuk eti, balık eti, karaciğer vb. pişirilip kemiğinden ve kılçığından iyice ayrılır, ezilerek verilir veya sebze çorbasının içine eklenir.

Sütün Hazırlanışı: İnek sütünü ve süte ilave edilecek suyu en az 10 dakika ayrı ayrı kaynatırız. İlk bir ay ile dört ay arasında iki birim süte bir birim su ilave ediniz. (40 ml süte 20 ml su) Dördüncü aydan sonra sütü sulandırmaya gerek yoktur. Her 100 ml sütün içine bir kesme şeker veya bir tatlı kaşığı şeker ilave ediniz. Bebeğinizin kabızlığı varsa bir çay kaşığı zeytinyağı ilave edilebilir.

Sebze Çorbasının Hazırlanışı: En erken 3. aydan sonra başlanabilir. Bir orta büyüklükte patates, 1 küçük havuç veya taze kabak küçük olarak doğrayınız, 2 su bardağı su kaynama derecesine gelince malzemeler konulup yumuşayıncaya kadar pişirilir. Tel süzgeçten hiç ezmeden geçirilerek suyu alınır. Bir tatlı kaşığı irmikle 5 dk. kaynatılarak çorba yapılır.

Ilık olan çorbayı birkaç çay kaşığı miktarından başlayarak veririz. Bebeğiniz tolere ettiği sürece miktarı giderek arttırınız ve tam bir öğün şeklinde veriniz. Sebze çorbası bebeğe alıştırıldıktan sonra veya bir hafta verilip bir sorunla karşılaşılmamışsa; sulu sebze püresine geçilir. (Bir hafta içinde)

Sulu Sebze Püresi: Bir orta büyüklükte patates, bir küçük havuç veya taze kabak küçük olarak doğrayınız. 2 su bardağı su kaynama derecesine gelince malzemeler konulup yumuşayıncaya kadar pişirilir. Almaya yakın 1 yemek kaşığı pirinç katılır (veya tatlandırmak için irmik katılır). Ateşten alınıp ezilir, püre haline getirilir. Daha sonra 1 çay kaşığı bitkisel sıvı yağ eklenir. Bundan tam öğün olarak verilir. Bu sebzeleri tolere ediyorsa daha sonraki dönemlerde taze fasulye, mercimek, bezelye, domates, yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak en son eklenir), gibi gıdalarda tek tek eklenebilir. Çocuk büyüdükçe sebze çorbası şeklinde yapılıp daha koyu olarak hazırlanır. Katılan suyu ilerleyen aylarda et suyu, kemik suyu şeklinde de yapılabilir. Bu çorbanın içine 2 kez çekilmiş ve pişirilmiş dana kıymasından bir yemek kaşığı yedirmek yayarlı olur.

Muhallebi: 5. aydan itibaren (ilk 4 ayda anne sütü almayan çocuklarda daha erken başlanabilir) sebze püresinde 1-2 hafta sonra başlanır. Genellikle akşamda tek öğün olarak verilir. Bir su bardağı soğuk süte (bir kahve fincanı su), muhallebinin hazırlanmasında kullanılan süt ilk dönemlerde sulandırılmalı giderek süte geçilmelidir; bir tatlı kaşığı pirinç unu ilave ederek kısık ateşte karıştırarak pişiriniz. Pişirdikten sonra bir tatlı kaşığı şeker ilave edebilirsiniz. 6-7. aylarda pirinç ununa yulaf, mısır, buğday unları eklenebilir.

Yoğurt: Yoğurt yapmak için pastörize edilmiş veya kaynatılmış süt ılımaya bırakılır. Eli yakmayacak sıcaklığa gelince 100 ml (bir çay bardağı) yoğurt eklenir. Sütün üzeri kapatılarak kalın bir örtü ile örtülür, ılık bir yerde 5-6 saat mayalandırılır. Bebeklere her gün taze yoğurt verilir.

İlk denemede birkaç çay kaşığı yoğurt veriniz, her gün miktarını giderek arttırınız. Eğer bebeğiniz yoğurdu sevmezse daha önce denediğiniz meyvelerden birini içine koyabilirsiniz. Mümkün olursa yoğurdu pekmezle beraber vermeye alıştırmak kansızlığı önlemede faydalı olacaktır.


Ek Besin Verilirken Dikkat Edilecek Noktalar:
  • İlk kez verilecek besinler açken denenmelidir.
  • Her yeni gıdaya tek tek başlanmalı ve çok az miktarda (bir çay kaşığı)
  • verilmeli. Bebeğin alımına uygun olarak 3-4 gün içinde miktarı arttırılmalıdır. Böylece besin maddesine alerjisi tespit edilebilir.
  • Bebek istemediği bir besini almak için zorlanmamalıdır. 2-3 hafta sonra tekrar denenmelidir.
  • Ek gıdalara tek öğün olarak başlanır. Bebek 6 aylık olduğunda anne sütüne ek olarak günde 2-3 öğün olarak verilebilir.
  • Ek gıdalara geçerken önce tekli grup (yoğurt, meyve suları) kullanılır, daha sonra çoklu karışımlara (sebze çorbası, kabak dolması) geçilir.
  • Bebeklere doğal ve taze hazırlanmış besinler verilmelidir. Dondurulmuş yiyecekler, konserve, katı maddeli hazır besinler verilmemelidir.
  • Bebek için hazırlanan besinler 2 saat içinde tüketilmelidir.
  • Besinlerin hazırlanmasında kaynamış su kullanılmalıdır.
  • Tüm besimler sadece kaşık ile verilmelidir. Ek gıdaların verilmesinde biberon kullanılmamalıdır.
  • Bebeğin beslenmesinde kullanılan kaplar bir tencere içerisinde ağzı kapatılmış olarak en az 5 dk. süre ile kaynatılmalıdır. (malzemeler plastik olmamalıdır)
  • Meyve-sebze pürelerini hazırlarken vitaminlerin kaybolmaması için cam rende kullanılmalıdır.
  • Ek gıdalara başlama döneminde çocuğun tuz ihtiyacı yoktur ve tuzsuz besinleri kolayca alabilir. Bu nedenle ilk bir yıl içinde yiyeceklere tuz katılmaması önerilir.
  • Beslenme saatleri hem anne hem de çocuk için mutlu geçen anlar olmalıdır. Anne rahat olmalı acele etmemelidir, çocuk kusabilir.

  • ---- CEYLİN & ÇAĞAN EGE ----
    Basa don
    belma Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 03-Haziran-2007
    Konum: İstanbul
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 12468
    Gonderiye link ver Gonderildi: 09-Subat-2008 Saat 17:15
    Çocukları Bu 5 Hastalıktan Koruyun


    Sonbahar mevsiminde özellikle de çocuklarda sıklığı artan hastalıklar arasında gribal enfeksiyonlar, farenjit, sinüzit, bronşit ve zatürre yer alıyor. Acıbadem Kocaeli Hastanesi’nden Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Kaya, bu hastalıkların mevsim geçişlerinde ısı farklarının çok olduğu sonbahar aylarında arttığını söyledi.

    Gribal Enfeksiyon Sonbaharda Başlıyor

    En sık rastlanan üst solunum yolu enfeksiyonudur. Mevsim geçişlerinde, kapalı ortamlarda hızla yayılırlar. Çocuklarda ortaya çıkan şikayetler 2-3 haftaya kadar uzayabilir.

    Gribal enfeksiyonlar şu belirtilerle ortaya çıkıyor:

    - Burun tıkanıklığı
    - Kuruma
    - Önce şeffaf sonra yeşilimsi hale gelen burun akıntısı
    - Önceleri hafif ateş
    - Halsizlik, kırgınlık
    - İştahsızlık, yorgunluk
    - Eklem, kas ağrıları
    - Balgamlı öksürük

    Eylül-Ekim Ayında Grip Aşısı Yapılmalı

    Viral bir hastalık olduğundan gribal enfeksiyonlarda antibiyotik kullanmanın bir faydası yok. Tedavi de şikayetlere göre yapılıyor. Ateş düşürücüler, ağrı kesiciler, vitamin takviyesi, buhar banyoları, dinlenme öneriliyor. Ateş çok yüksek seyrederse, koyu burun akıntılarında şikayetler uzun sürerse antibiyotik kullanmak gerekebiliyor. Bunun dışında temel tedavi, vücut direncini yüksek tutmaktan geçiyor Asıl tedavinin koruyucu tedavi olduğunu belirten Dr. Ali Kaya, grip aşısının grip sezonu açılmadan eylül-ekim aylarında tez doz olarak altı aylıktan büyük her çocuğa yapılabileceğini belirtiyor. Eğer çocukta çok sık gribal enfeksiyon görülüyorsa, şikayetler uzun sürüyorsa, her seferinde antibiyotik kullanılması gerekiyorsa, farenjit, bronşit gibi komplikasyonlar gelişiyorsa veya anne babanın eve gribal enfeksiyon getirme ihtimali yüksekse, (anne baba hemşire, doktor, öğretmen gibi) grip aşısı mutlaka öneriliyor.

    Farenjit, Boğazda Yanma ve Ağrıyla Başlıyor

    Boğazın arka duvarında görülen mikrobik bir iltihapla oluşuyor. Belirtileri arasında şunlar var:

    - Boğaz ağrısı
    - Yanma hissi
    - Yutkunmada zorluk
    - Ateş
    - Ses kısıklığı

    Hastalığın tedavisinde, boğaz kültürü alınarak mikrobik olup olmadığı tesbit ediliyor. Test sonucuna göre, antibiyotik tedavisi şekillendiriliyor. Üstelik kültürde mikrobun cinsi ve hangi ilacın kullanılacağı da belli oluyor. Hatta tedavi sonrası kontrol kültürü ile tedavinin başarısının araştırılması gerekiyor. Korunma, boğaz enfeksiyonu geçirdiğini bildiğiniz kişilerden çocukları uzak tutmakla mümkün oluyor. Yakın teması engellemek, çocukları kapalı, havasız ortamlardan uzak tutmak da bir çözüm.

    Sinüzit Olmamak İçin Saçınızı Kurulayın

    Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sonrasında oluşuyor. Kafa kemiklerinin içindeki boşlukların enfeksiyonu olarak biliniyor.

    Belirtileri arasında şunlar var:

    - Sürekli devam eden baş ağrısı (alında ve yanaklarda)
    - Burun akıntısı

    Hastalığın tedavisi hakkında bilgi veren Dr. Ali Kaya, “Kemiklerin içindeki boşlukların havalandırılması için, tıkanıklığı giderici ilaçlar, iltihaba karşı antibiyotik daha ileri safhalarda ise cerrahi müdahale gerekiyor” dedi. Sinüzit çok kolay tekrarladığı için, koruyucu tedavi büyük önem taşıyor. Yüz kemiklerinin soğuğa karşı korunması gerekiyor. Terleme sonrası soğuğa maruz kalmak, spor aktivitelerinden sonra, saçların iyice kurulanmadan dışarı çıkılması temel etken. Kışın soğuk havalarda koruyucu başlık kullanılması önemli.

    İki Aylıktan Büyük Çocuklara Zatürre Aşısı

    Zatürrenin en sık görülen nedenleri arasında alt solunum yolu enfeksiyonları geliyor. Akciğer içindeki küçük kesecikler iltihap ile doluyor. Zatürrenin en sık nedenleri, bakteriler ve virüslerden kaynaklanıyor. Belirtileri şöyle:

    - Ateş
    - Titreme
    - Öksürük
    - Balgam çıkarma
    - Göğüs ağrısı
    - Halsizlik
    - Kırıklık
    - İştahsızlık

    Tedavisinde, bakteriyel ise antibiyotik kullanılıyor. Viral ise detekleyici tedavi yeterli. Antibiyotiklerin erken kesilmemesi gerekiyor. Şikayetler geçse bile doktorun söylediği süreye uyulması önemli. Ağrı kesiciler, ateş düşürücüler, balgam söktürücüler de tedavide kullanılıyor. Korunmada, genel koruyucu tedbirlerin yanında, zatürre aşısı özellikle öneriliyor. Zatürre aşısı iki aylıktan büyük her çocuğa uygulanabiliyor.



    Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:13
    Basa don
    ROSEE Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
    Konum: İzmir
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 11544
    Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Subat-2008 Saat 16:59
    Emzirmenin Faydaları

    Emzirmenin faydaları saymakla bitmez, birkaçını sıralayalım:

    ·Emzirme, bebeğinizle aranızdaki temel ilişkinin başlamasına yardımcı olur.

    ·Anne sütü ilk aylarda bebeğin gereksinim duyacağı tüm besin maddelerini içerir. İlk 6 ay süresince anne sütü ile beslenen bebeklerin D vitamini dışında ek gıdalara ve suya gereksinimleri yoktur.

    ·Anne sütünün içinde, besin maddelerinin yanı sıra bu besin maddelerini sindirmek için gerekli olan başka maddeler de vardır, bu nedenle sindirimi kolaydır.

    ·Anne sütü büyümeyi destekleyen bazı maddeler içerir, anne sütü ile beslenen bebeklerin ilk aylarda genetik potansiyellerinin üzerinde büyüme göstermelerine şaşmamak gerek.

    ·Annenin daha önceden geçirmiş olduğu hastalıklara karşı geliştirdiği koruyucu maddeler anne sütüne geçerek bebeği bu hastalıklardan koruyabilir.

    ·Anne sütü alan bebekler orta kulak iltihabı, ishal, akciğer enfeksiyonu gibi rahatsızlıklara daha az yakalanırlar.

    ·İçeriği bebeğiniz büyüdükçe onun gereksinimlerine cevap verecek şekilde değişir.

    ·Anne sütünde bulunan bazı yağ asitleri son yıllarda popülarite kazandı çünkü bu yağ asitlerinin beynimizin çalışması ve görme yeteneğimizin gelişiminde çok önemli  işlevleri olduğu anlaşıldı.

    ·Emzirilen bebeklerde ani beşik ölümleri daha az olur.

    ·Emzirmenin lenf kanseri, şeker hastalığı, alerji, kalp hastalığı, felç, yüksek tansiyon gibi ileride çıkabilecek sorunlara karşı koruyucu etkisi var.

    ·Anne sütü alan bebeklerin bilişsel yetilerinin biraz daha hızlı geliştiği biliniyor.

    Bebeğinizi emzirmek sizin sağlığınıza yarayacak:

    ·Emzirmek her şeyden önce annenin kendine güvenini olumlu yönde etkiliyor.

    ·Bebeğinizi emzirerek, hamileliğiniz süresince vücudunuzda depolanan yağlardan daha çabuk kurtulabilirsiniz. Bebeğinize yetecek kadar anne sütü yapılabilmesi için günde yaklaşık olarak fazladan 700 kaloriye gereksinim duyacaksınız. Emzirirken size gerekecek bu kalorinin bir kısmını vücudunuzda depolanmış yağları yakarak elde edeceksiniz.

    ·Emzirme sırasında sütün kanallardan salgılanmasını sağlayan oksitosin hormonu, hamilelik sırasında bebeğinizle birlikte büyüyen rahminizin normal boyutlara inmesini sağlar. Ayrıca normal  doğumlardan sonra görülen kanama miktarını da azaltarak annede kansızlık gelişmesini önler.

    ·Ek besin vermeden emziren anneler ilk 6 ay boyunca adet görmeyebilir, hamile kalmayabilirler. Yine de doğum kontrolü için doktordan bilgi almak iyi olur.

    ·Emzirme süresince iyi kolesterolün arttığı kötü kolesterolün azaldığına dair veriler var.

    ·Bir büyük artı daha: Emziren kadınlar göğüs ve yumurtalık kanserlerine ve kemik erimesine daha az yakalanır.

    Ya çevreye etkisi:

    ·Anne sütü çok iyi emildiğinden atığı azdır, bu nedenle çevre dostudur.

    ·Üstelik bedavadır.



    Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:21
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
    Basa don
    ROSEE Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
    Konum: İzmir
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 11544
    Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Subat-2008 Saat 17:01
    Beslenme üzerine !

    Çocukluktan itibaren sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı geliştirmek çok önemli. Dengeli beslenebilmek için gün içinde her besin grubundan belirli oranlarda almak gereklidir. Beslenmemizi düzenlerken bu oranlar göz önüne alınarak oluşturulan besin piramidini esas almak bizlere kolaylık sağlayacaktır. Her bir besin grubundan günde belli sayıda porsiyon almak gerekir. Porsiyonların büyüklüğü yaşa göre değişir. Buradaki porsiyon büyüklükleri çocuklar düşünülerek hazırlanmıştır.

     
    Besin Grupları

    Tahıllar: Ekmek (buğday, çavdar, yulaf unundan), pirinç, makarna, simit, börek, bulgur, şehriye  gibi.

    Tahıllar vücudumuz için ana enerji kaynağımızdır. Her gün en az 6-7 porsiyon alınmalıdır.

    1 Porsiyon:

    ½ dilim ekmek,

    ¼ kase makarna,

    ¼ kase pilav,

    ¼ kase pişmiş kahvaltılık tahıl yemeği,

    30 gramlık kahvaltılık tahıl gevreği

    Sebzeler: Sebzeler Vitamin A ve C yönünden zengindir. Günde 3-4 porsiyon almak gerekir. Ispanak, brokkoli, sarmalık pazı, gibi yeşil yapraklı sebzeler, havuç, bal kabağı gibi sarı sebzeler  ve patates, mısır,bezelye gibi nişastalı sebzeler ve domates, soğan, kabak gibi sebzeler alınması gerekir.

    1 porsiyon:

     ¼ kase pişmiş sebze,

    ¼ kase doğranmış çiğ sebze,

    ½ kase yeşil yapraklı çiğ sebzeler

    Taze sebzeler ya da kısa süre buharda pişen sebzeler besin değeri ve posa içeriği yüksek olduğundan tercih edilmelidir. Donmuş sebzeler de kullanılabilir. Pişirirken fazla yağ kullanmamak daha iyi olur.

    Meyveler: Meyveler C ve A vitamini ve Potasyum gibi mineraller açısından zengindir. Günde 2-4 porsiyon alma gerekir.

    1 porsiyon:

    ½ orta boy elma, armut, portakal, muz

    ¼ greyfurt,

    ½ dilim kavun,

    ½ kase doğranmış meyve,         

    ¼ bardak saf meyve suyu (şeker eklenmemeli),

    ¼ kase kuru üzüm ya da erik

    Süt grubu: Süt ürünleri kalsiyumdan zengindir. Kalsiyuma ek olarak protein, vitamin gibi vücudumuzun gelişimi için önemli olan maddeler içerirler. Günde 2-4 porsiyon almak gerekir. Süt yağ açısından zengin olduğundan iki yaşından sonra yağsız süt, yağsız yoğurt tercih etmek iyi olur.

    1 porsiyon:

    ½ bardak süt

    ½  kase yoğurt

    30 gr peynir

    Et ve kuru baklagiller grubu: Protein, B vitaminleri, demir, çinko yönünden zengin olan bu yiyecek grubundan günde 2-3 porsiyon alınmalıdır. Et, tavuk, balık, kuru baklagiller, yumurta ve fındık, fıstık bu gruba örneklerdir. Etler iyice pişirilerek yedirilmelidir.

    1 porsiyon:

    30 gr yağsız et (pişmiş)

    30 gr pişmiş tavuk

    30 gr pişmiş balık

    3 yumurta

    1 kase pişmiş kuru baklagiller

    Yağ ve şeker: Diğer tüm besin gruplarında vücudumuzun gereksinim duyduğu kadar yağ ve şeker zaten bulunmaktadır. Bu nedenle yemeklere fazladan yağ ve şeker eklemeye pek gerek yoktur.Günlük kalori alımının en fazla %25-30’u yağlardan elde edilmelidir.

    Su ve meyve suları: Susadıkça su içilmeli, günlük meyve suyu alımı 100 cc’yi geçmemelidir.
     
    Tuz: Az miktarda kullanılmalıdır.




    Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:16
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
    Basa don
    ROSEE Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
    Konum: İzmir
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 11544
    Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Subat-2008 Saat 17:02

    Bebeğinize ilk kez kaşık maması vereceğiniz zaman akılda bulundurmanız gereken birkaç önemli nokta var.

    • Ek gıdaları ilk kez denemek için hem siz hem de bebeğiniz için en uygun olan zamanı seçin.Bebek yorgun yada huzursuzken, karnı tokken bu işe girişmemekte yarar var.
    • Ek gıdalara başlarken aceleci olmayın. İlk kez vereceğiniz bir gıdayı 1-2 tatlı kaşığı olarak püreden daha suluca olarak kaşığın ucu ile verin ve herhangi bir sorunla karşılaşmazsanız verdiğiniz miktarı arttırarak 5-7 günde tam öğüne çıkın. Bu yaştaki bebeklerin öğün başına yaklaşık 100-150 ml gıdaya gereksinimi vardır. Sekiz dokuz aylık bebeklerin 3 ana 2 ara öğün almaları uygun olur.
    • Verdiğiniz gıdanın alerji yapmadığına emin olduktan sonra bir başka gıda denemeye başlayabilirsiniz. Gıda alerjisi, döküntü, ishal, kabızlık, kusma, deride kuruluk ve kızarıklık, huzursuzluk gibi belirtilerle kendini belli edebilir. Bu belirtiler genellikle bebeğiniz yeni bir besini yedikten sonra ilk 24 saatte ortaya çıkar ve şüpheli besin kesilince kaybolur. Böyle bir durumda o besin maddesini bir süre için bebeğe vermemek uygun olur. Bebekler büyüdükçe besinlere olan toleransları arttığından zaman içinde alerjileri geçebilir.
    • Bebeğiniz çok açsa, meme ya da biberon istiyorsa, kaşık mamasını reddediyorsa az miktarda meme ya da biberon verdikten sonra kaşık mamasını tekrar deneyin.
    • Bebek kaşığı diliyle itiyor, verilen gıdayı beğenmemiş gibi görünüyorsa bu daha önce bahsettiğimiz dille itme refleksi nedeniyle de olabilir. Bu refleksi tam olarak kaybolmamış bebeklerde mamayı (örn: ezilmiş muz parçası) elinizle de verebilirsiniz. Tabi ellerinizi iyice yıkadıktan sonra.
    • Ayrıca bebeğin yeni tatlara alışması zaman alabilir. Almak istemediği gıdayı, birkaç gün ara verdikten sonra tekrar denmekte yarar vardır.
    • Katı gıdaları asla biberonla vermeyin. Hem gereksiz miktarda kalori almasına hem de yanlış bir beslenme alışkanlığı edinmesine neden olursunuz. Kaşıkla yemek yemek beslenmenin yanı sıra bir gelişim aşamasıdır ve çocukları bu fırsattan yoksun bırakmak haksızlık olur. Ayrıca biberonla verilen katı gıdalar yemek borusuna kaçabileceğinden tehlikeli de olabilir.
    • Bebeklerin yatarak değil oturarak beslenmeleri gerektiğini de unutmayın. Bebeğiniz desteksiz oturmaya başladığında onu da aile sofrasına alın. Yeme konusunda ona iyi örnek olmaya çalışın. Televizyon karşısında yemek yedirme alışkanlığından da uzak durun. Yemek saatinin telaşsız geçmesi bebeğinizin sizi yemek yerken görmesi, sizin yediğiniz gıdalara ilgi duyması ilerde onun da sağlıklı bir yemek yeme alışkanlığı geliştirmesine yardımcı olacaktır.
    • Bebeğinizi zorla beslemeye çalışmayın. Mamasını yedirirken onunla konuşmaya, onu cesaretlendirici sözler söylemeye önem verin. Daha fazla yemek istemediğini belirttiğinde zorlamayın.
    • Bebeğinizin bazı gıdaların tat ve yapılarına alışması için o gıdayı 10-12 kez denemeniz gerektiği biliniyor. Yeni bir gıda deneyen bebeğinizin yüzü buruşursa hemen beğenmediği sonucuna varmayın. Yeni tada alışmaya çalışıyor olabilir. Yemek istemiyorsa ısrar etmeyin, birkaç gün sonra tekrar deneyin. Ayrıca verdiğiniz gıdalarla ilgili önyargılarınızı yüzünüze yansıtmamaya çalışın.
    • İnek sütündeki demir iyi emilmez. İnek sütü ayrıca barsakta kanamaya yol açar bebeğinizde demir eksikliği gelişmesine neden olabilir.
    • İlk 12 ay boyunca bebeğinize bal,yumurta beyazı ve inek sütü vermeyin.Gıdalarına tuz ya da şeker katmayın.

    Anne baba olarak sizlere düşen görev çocuğunuza uygun miktarda sağlıklı seçenekler sunmak. Bu seçeneklerden ihtiyaçları ölçüsünde yararlanmak çocuğunuza kalmış.

    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
    Basa don
    ROSEE Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
    Konum: İzmir
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 11544
    Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Subat-2008 Saat 17:03

    Pişik neden Olur ? Çareleri Nelerdir?


    Bebeklerde pişik sık rastlanan bir sorundur. Bebeklerin derileri çok ince ve hassas olduğundan kolay tahriş olur. Bezin altında kalan havasız ve nemli ortam sürtünmeyle birlikte pişik olmasını kolaylaştırır. Bir de çiş ve kakanın irritan etkisi eklendiğinde ciltte kızarıklık başlar. Bu tip pişikler uygun ve zamanında tedavi ile birkaç gün içinde düzelir. Özellikle ek gıdalara geçişte, ishal sonrasında ya da diş çıkarırken pişiğe yatkınlık artar. Bu dönemlerde yeni gıdalara teker teker ve acele etmeden geçmek ve cilt bakımına özellikle dikkat etmek gereklidir. Ayrıca inek sütünden elde edilen mamalarla beslenen bebeklerde anne sütü ile beslenen bebeklere oranla pişik daha çok görülmektedir. Anne sütü olduğu sürece bebeğe inek sütü verilmemelidir.

    Pişik nasıl tedavi edilir?

    Pişiklerin düzelmesi için bez bölgesinin sık sık havalandırılması gerekir. Uyku sırasında, bebek çiş ya da kakasını yaptıktan sonra bezini bir süre açık bırakmak iyi olur. Ayrıca bezi sıkı bağlamamaya özen gösterin. Bezde delik açmak ta havalanmayı arttırmak için uygulanabilecek bir yöntemdir.

    Bebeğinizin altını temizlerken duru su kullanmayı tercih edin. Hazır ıslak mendillerden ve sabunlardan mümkünse uzak durun. Bu tip temizleyiciler alerji yapabilir. Bir termosta hazır bulunduracağınız kaynamış ılınmış su ve pamuk yardımı ile bebeğin altını temizleyebilirsiniz. Kakası cildine yapışmış ise yumuşak bir sabunla ya da zeytinyağı ile silebilirsiniz. Cildi temizledikten sonra kuruması için açık bırakmak pişiklerin hızlı iyileşmesine yardımcı olur.

    Cilt ile çiş/kaka arasında ara bir tabaka oluşturmak pişiği önleme ve tedavi etmede önemlidir. Bu amaçla pişik kremi kullanmanız gerekebilir. Bu kremi ince bir tabaka olarak her bez değiştirmede  sürün. Her sabah deri kıvrımları arasında kalmış olan kremi su ve pamuk ile temizleyerek gerekiyorsa yeniden sürün. Çinko oksitli pişik kremlerini tercih edin. Pişik yerine pudra, nişasta gibi maddeler sürmeyin, bu tip ürünler bebeğinizin akciğerlerine kaçarak solunum sıkıntısı yaratabilir.

    Yukarıdaki tedavi  ile basit pişikler 2-3 gün içinde düzelmeye başlar. Pişik 3 gün sonra hala düzelme göstermiyorsa, cildin rengi parlak kırmızı bir hal aldıysa, su toplamaya başladı ya da iltihaplandıysa basit pişik olmaktan çıkmış demektir. Ciltte 2-3 günden fazla süren pişiklerde genellikle mantar enfeksiyonu başlar. Bu durumda cilt kırmızıdır, bacak aralarında ve kıvrım yerlerinde de kızarıklık vardır. Mantar enfeksiyonu düşünüldüğünde bir mantar ilacı kullanmak gerekir. Ayrıca sarı renkli akıntılı sivilceler bakteriyel bir enfeksiyona bağlı olabilir. Bu durumların  tedavisi için doktorunuza danışmanız gerekecektir.



    Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:17
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
    Basa don
    ROSEE Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 09-Agustos-2007
    Konum: İzmir
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 11544
    Gonderiye link ver Gonderildi: 10-Subat-2008 Saat 17:04

    bebeğimi nasıl yatırmalıyım ?


    Son yıllarda yenidoğan bebeklerin sırtüstü ya da yan yatırılması önerilmektedir. Yapılan çalışmalar ani beşik ölümlerinin yüzüstü yatırılan çocuklarda diğerlerine oranla çok daha yüksek oranda olduğunu göstermiştir. Ani beşik ölümü riski özellikle ilk 5 ay için geçerlidir. Bebekler dönmeye başladıktan, ve baş kontrollerini yeterince yapabilme yetisine kavuştuktan sonra bu risk azalmaktadır. Bu nedenlerle bebekler sırtüstü ya da yan yatırılmalıdır. Yan yatırılan bebeklerin her iki yana da yatırılmaları iyi olur. Bu tip yatış(sırtüstü ve yan ) zaman zaman kafa şeklinde bozulmalara yol açtığından pozisyon arada değiştirilmelidir. Ayrıca gün içinde uyanıkken ve annesinin yanındayken yüzüstü yatırılarak kollarının ve baş kontrolünün gelişmesi için fırsat verilmelidir.



    Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:17
    aşkımızın tarifi canım kızım EDAMMM 14/10/2009 15:20
    Basa don
    manolya80 Drop Down Menu
    Moderatör
    Moderatör
    Avatar

    Kayit tarihi: 11-Nisan-2007
    Konum: Muğla
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 26963
    Gonderiye link ver Gonderildi: 20-Subat-2008 Saat 06:17
    4 - 6 Ay Bebekler için Beyin Geliştirici

    * Bebeğinizi kucaklayın ve sevgi dolu sözler söyleyin.

    * Bebeğinizle sık sık konuşun. Konuşurken gözlerine bakın.

    * Bebeğinizi ismi ile çağırın.

    * Bebeğinize obje resimleri gösterin, bu yaşlarda bebekler dünyayı keşfederken daha çok görme duyusunu kullanır.

    * Bebeğinizin görüş alanı içinde ilginç obje veya oyuncakları hareket ettirin. Hareket onun ilgisini çekecektir.

    * El ve ayak parmakları ile oynayın, özelllikle sayı sayarken.

    * Onun yüzünüzü elleri ile araştırmasına izin verin.

    * Tekerleme ve ninniler söyleyin. Bebekler tekrardan hoşlanırlar.

    * Farklı şeyler görebilmesi için bebeğinizi yürüyüşe çıkarın ve gördüğünüz şeyleri ona anlatın.

    * Bebeğinizi aynanın önüne götürüp yüzünde değişik bölgeleri gösterin.

    * Abartılı mimikler yapın, eğlenceli sesler çıkarın.

    * Bebeğinizin oyuncakları ve diğer objeleri eline almasına ve yere atmasına izin verin. Bu, onun farklı sesleri, düşme kavramını ve ellerini kontrol etmesini öğrenmesini sağlar.

    * Tahta kaşıklar veya başka basit aletlerle ritmik sesler çıkarın. Bebeğinizi de yapması için cesaretlendirin.

    * Bir kutunun içine sallayınca ses çıkaracak malzemeler koyun. Bunların içinde ne olduğunu sorun ve objenin adını söylerken bebeğinizin dokunmasına izzin verin...

    Duzenleyen mystical - 03-Ekim-2008 Saat 02:35
    06/04/2003(13:15) İlk gözağrım MELİH'İM

    06/11/2008(22:05) Minikkuşum ARDA'M

    Canözlerim benim,tekvarlıklarım
    Basa don
    manolya80 Drop Down Menu
    Moderatör
    Moderatör
    Avatar

    Kayit tarihi: 11-Nisan-2007
    Konum: Muğla
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 26963
    Gonderiye link ver Gonderildi: 20-Subat-2008 Saat 06:20
    6 - 12 Ay Bebekler için Beyin Geliştirici Aktivite

    * Bebeğinizi sık sık kucakların ve ona sevgi dolu sözler söyleyin.

    * Evde yaptığınız işlerle ilgili onunla konuşun. Ne yaptığınızı ve neden yaptığınızı anlatın.

    * Ninni ve tekerlemeler söyleyin, müzik dinletin. Müzik matematik, dil ve diğer beceriler ile ilgili alanları uyarır.

    * Küpleri üst üste dizip devirin. "Alt" ve "üst" kavramlarını anlaması için ona ne yaptığınızı anlatın.

    * Bebeğinizi aynanın önünde tutun ve yüzünün bölümlerini ona gösterin.

    * Neden sonuç ilişkisini anlatın. Örneğin elektrik düğmesine basılınca ışık açılır veya musluğu açınca su akar gibi. 9-12 aylık olduğunda gözetim altındayken bunları denetin.

    * Bebeğinizin başka çocuklarla bir araya gelmesini sağlayın.

    * Bir kabın içinde top yuvarlayın.

    * Hışırtılı sesler çıkaran objeleri buruşturun, bu tip sesler bebeğinizin hoşuna gidecektir.

    * Kutu, tencere, plastik kap gibi malzemelerle oynayın. Küçük objeleri büyüklerin içine yerleştirin, kapaklarını kapatın.

    * Dergi ve gazetelerden insan ve obje resimleri gösterin. Böylece resimlerin gerçek objeleri temsil ettiğini ve hepsinin birer adı olduğunu öğrenir.

    * Beraber topu ileri geri yuvarlayın.

    * Bir objeyi havlu altına saklayarak bulmasını sağlayın. Böylece "altında" kavramını öğretmiş olursunuz.

    * Bebeğinize değişik ve yeni yerler gezdirin ve gördüklerinizi anlatın.

    * Adını söyleyerek bir objeyi bebeğinize verin ve geri vermesini isteyin.

    * En sevdiği oyuncakları saklayıp nerede olduğunu bulmasını isteyin.

    * Bebeğinize kağıt ve kalem verip, neler yapabileceğini gösterin.

    * Ellerinizi çırpın ve onun taklit etmesini isteyin.

    Duzenleyen mystical - 30-Ekim-2008 Saat 03:35
    06/04/2003(13:15) İlk gözağrım MELİH'İM

    06/11/2008(22:05) Minikkuşum ARDA'M

    Canözlerim benim,tekvarlıklarım
    Basa don
    manolya80 Drop Down Menu
    Moderatör
    Moderatör
    Avatar

    Kayit tarihi: 11-Nisan-2007
    Konum: Muğla
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 26963
    Gonderiye link ver Gonderildi: 25-Subat-2008 Saat 12:29
    Masajı bebeğiniz için eğlenceli bir hale getirmelisiniz.

    Bebeğiniz masaj süreci başladığında size neler hissettiğini tepkileriyle anlatır.

    • Öncelikle 15 dakika süreyle rahatsız edilmeyeceğiniz bir ortamda olduğunuzdan emin olmalısınız. Hafif bir müzik çalmak ise bebeğinize daha iyi gelebilir. Unutmayın ki bebeğiniz sizin ruh halinizi çok iyi hisseder bu yüzden bebeğinize masaj yaparken gergin ve huzursuz olmamalısınız.

    • Odanın ısısının ılık olmasına ve masaj süresi boyunca bu ısıda kalmasına özen göstermelisiniz.

    • Bebeğinize masaj yaparken sürtünmeden oluşacak tahrişleri engellemek için bebe yağı ya da losyonu kullanmanız gerekmektedir.

    • Bebeğiniz zaman zaman yorgun ya da hasta olabilir. Masaj ile uyarılma ise ona fazla gelebilir. Böyle bir durumda ise biraz uyuduktan yada dinlendikten sonra tekrar denemelisiniz.

    • Bebeğiniz 5-8 aylık dönemlerinde daha hareketli olacağı için masaja daha az gereksinim duyacaktır.

    • Meme emme ve diş çıkarma dönemlerinde bebeğiniz yüz kasları gereğinden fazla gerileceğinden özellikle yüz masajı yapmalısınız.

    • Eğer bebeğiniz masaj sırasında huzursuz ve size olumlu cevap vermiyor ise hemen masajı bırakmalısınız

    • Bebeğinize yapacağınız masajı onun açısından eğlenceli bir aktivite olmasını sağlamalısınız



    Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:23
    06/04/2003(13:15) İlk gözağrım MELİH'İM

    06/11/2008(22:05) Minikkuşum ARDA'M

    Canözlerim benim,tekvarlıklarım
    Basa don
    yasemen05 Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 09-Nisan-2007
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 1590
    Gonderiye link ver Gonderildi: 11-Nisan-2008 Saat 11:52
    DİŞ ÇIKARAN BEBEKLERDE NELER GÖRÜLÜR?
    Eğer bebeğiniz diş çıkarması beklenen aylarda ise ( genellikle ilk diş 4-7 ay arası gelir), çoğu yakınmasını diş çıkarmasına bağlayabilirsiniz. Ama, bunların bazen dişle ilgili olmayabileceğini de bilmelisiniz. Diş çıkarmakta olan bir bebek ağrıdan dolayı keyifsiz, huzursuz olabilir, uykuya dalmakta güçlük çekebilir. Uykularından ağlayarak uyanabilir. Artmış tükürük salgısı, her bulduğunu ağza götürüp dişetlerini kaşımak istemesi dikkat çekicidir. Diş etleri şiş görünebilir. Bebeğinizin normal iştahı azalacak, belki sadece emmek veya sıvı gıdalar almak isteyecektir. Barsak hareketlerinde normale göre hafif artış, 38 dereceyi geçmeyen hafif bir ateş görülebilir. Fakat, ısrarla devam eden bir ishal, daha yüksek seyreden bir ateş varsa doktorunuzla görüşmelisiniz.

    YÜRÜTEÇ YARARLI MIDIR? ZARARLI MIDIR?
    Anne babalar, bazen bebeğin yürümesini kolaylaştıracağına inanarak, bazen de onun hoşça vakit geçirip eğlenmesi için yürüteç alıyorlar. Evet, gerçekten de bebekler yürüteçte hoş zaman geçirebilirler, fakat doktorunuza danıştığında bunu onaylamadığını göreceksiniz. Yürütecin, sanılanın aksine, yürümeyi kolaylaştırıcı değil engelleyici etkisi vardır. Çünkü, kolayca hareket kabiliyeti kazanan bebek, kendisi çaba harcamaya gerek duymayacak, yürüme denemelerinden vazgeçebilecektir. Üstelik yürüteçte; yürüme için özellikle önemli olan kalça ve üst bacak kasları değil, alt bacak kasları çalışmaktadır. Ayrıca, bebeğin takılıp düşme, önceden ulaşamadığı tehlikelere ulaşma riski vardır. Bebeğin emeklemesi, yerde yuvarlanması onun gelişimi açısından daha yararlıdır, hazır olduğunda nasılsa yürüyecektir.

    BEBEĞİN PARMAKLARINI EMMESİ ZARARLI MIDIR?

    Hayır, bebeklerde parmak emme normal kabul edilir. Bebek, bu şekilde kendini güvende hissetmekte ve daha kolay uykuya dalmaktadır. Ayrıca, ultrason sayesinde anne karnındayken bile bebeklerin parmak emdiklerini biliyoruz. Çoğu bebek, 1 yaştan önce kendiliğinden bu alışkanlıktan vazgeçer. Bu şekilde, diş ve çene yapısında olumsuz bir etki görülmeyecektir. Ancak, 4-5 yaştan sonra da parmak emmeyi sürdüren bebekler için doktor ve diş hekiminin tavsiyesine gerek duyulacaktır. Çünkü; bu yaşlardan sonra devam eden parmak emme dişler ve çene yapısında olumsuz etkilere neden olabilir.

    0-6 AY ARASI OYUNCAK SEÇİMİ

    İlk aylarda siyah - beyaz gibi kontrast renkler içeren, kolayca görülecek oyuncaklar bebeğin ilgisini çeker. Hareket ettirilen böyle bir oyuncağı gözleriyle izleyecektir. Asıl olarak 4. ayda cisimlere uzanmaya başlayacak, bundan sonra öğrenmede oyuncakların önemi artacaktır. Bu dönemde yumuşak küpler, çıngıraklar, yumuşak hayvan oyuncaklar, diş halkaları, kırılmayacak aynalar ilgisini çekecektir.

    ÇOCUKLARIN KULAKLARINI TEMİZLEMEK GEREKİR Mİ?

    Hayır, aslında tam tersi çocukların kulağını temizlememek gerekir. Kulak kiri dediğimiz salgı, dış kulak yolunun normal bir salgısıdır. Bu salgı ve dış kulak yolunda bulunan minik tüyler yoluyla kulak kendi kendini temizler. Dışarıdan yapacağımız bir müdahale, örneğin kulağa pamuklu çubuk sokmak, kulağın normal temizleme mekanizmasını bozacağı için çocuklarda da büyüklerde de uygun değildir. Dış kulak yolunda görünür haldeki kiri almak yeterli olacaktır.

    BEBEĞİ KUCAKLAMAK DOĞRU MU?

    Bazı aileler, her ağladığında kucağa alırlarsa bebeklerinin şımaracağına inanıyorlar ve bebeği kucaklamamayı tercih ediyorlar. Aslında yenidoğan bir bebeği şımartamazsınız. Eğer kucağınıza aldığınızda sakinleşiyorsa, demek ki sizin sıcaklığınıza, yakınlığınıza gereksinim duyuyordu. Bebekler, çevrelerindekiler ağlamalarına karşılık verdikçe kendilerini iyi hisseder, temel bir güven duygusu geliştirirler. İlk 6 ayda ağlayan, bağıran bir bebek karşılık görmez, kucağa alınıp teselli edilmezse, bu güveni geliştiremez. Ancak, ilk 6 aydan sonra kendinizi biraz geri çekip onun da kendi başına bazı şeyleri halledebileceğini görmesine fırsat verebilirsiniz.

    MONGOL LEKESİ NEDİR?
    Yenidoğan bebeklerin kuyruk sokumunda, kalçalarında görülen koyu mavi, mor renkte olabilen lekelere 'Mongol Lekesi' denir. Anne babaları ilk görüşte korkutmakla beraber, sık görülen masum bir doğum lekesidir. Herhangi bir soruna veya doğum travmasına işaret etmez, çoğunlukla 2 yıl içinde de kaybolur.

    BEBEK VE ÇOCUKLARIN NORMAL UYKU SÜRESİ NE KADARDIR?
    Bireysel farklılıklar olabilmekle birlikte, bebek ve çocukların ihtiyaç duydukları uyku süreleri şöyledir:

    1 haftalık - Toplam 16,5 saat ( 4 seans gündüz uykusuyla birlikte)
       
    1 aylık - Toplam 15,5 saat ( 3 seans gündüz uykusuyla birlikte)
       

    3 aylık - Toplam 15 saat ( 3 seans gündüz uykusuyla birlikte)
       
    6 aylık - Toplam 14,25 saat ( 2 seans gündüz uykusuyla birlikte)  

    9 aylık - Toplam 14 saat ( 2 seans gündüz uykusuyla birlikte)
       
    1 yaş - Toplam 13,75 saat ( 2 seans gündüz uykusuyla birlikte)




    Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:27
    ******ALPER'İM, KIŞ GÜNEŞİM,10 AYLIK OLDU******
    Basa don
    yasemen05 Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 09-Nisan-2007
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 1590
    Gonderiye link ver Gonderildi: 11-Nisan-2008 Saat 11:56

    Bebeğin sağlık günlüğü

    Yeni doğan bebek, günde ortalama 30–50 gram alır. Anne sütü içen bebeğin suya ihtiyacı olmaz. Bebek, üşüdüğü, teri üstünde kuruduğu veya taşa bastığı için hastalanmaz

    Ferhan Kaya POROY

    Günde 50 gram alarak büyüyor  
    Anne sütü ve emzirme konusundaki soruları yanıtlamayı sürdüren Dr. Kadir Tuğcu, çocuk hastalıkları, beslenme ve bakım arasındaki ilişkiyi anlattı.

    Hangi anneler emziremez?  
    Sütüne zararlı maddelerin geçme riski olanlar emziremez. İlk aşamada sigarayı sayabiliriz. Sigaranın şimdiye dek ispatlanmış tek kusuru anne sütündeki yağ oranlarını bozması. Onun dışında büyük bir zararına rastlanmamış ama sigara içmek hem anne hem de çocuk sağlığı açısından pek hoş bir şey değil.  
    İkinci önemli etken uyuşturucu maddelerdir. Uyuşturucu kullanan annelerin çocuklarını emzirmesi sakıncalıdır. Üçüncüsü de AIDS.  
    HIV, süt aracılığıyla anneden çocuğa geçebilir. Bu durumdan sakınmak için anne çocuğunu emzirmezse, bu kez de çocuk anne sütü almadığı için bağışıklık sistemi daha da zayıf olacaktır ve AIDS virüsünü aldığında vücudun bununla savaşma ihtimali daha da düşecektir ve çocuk başka hastalıklara da yakalanacaktır. Yani çocuk AİDS’ten kurtulsun derken basit bir enfeksiyondan hayatını kaybedebilir.  
    Ayrıca kızamıkçık, Hepatit B ve herpes virüsleri de sütle anneden bebeğe geçebilir. Bu nedenle bu hastalıkları taşıyanların emzirmemesi gerekir. Yalnız Hepatit B hastalığı zaten anne çocuğunu doğururken çocuğa geçtiği için, süt vermesinin de bir önemi kalmaz, yani mikrop nasıl olsa çocuğa geçmiştir.

    Kokulara hassasiyet

     
    Emziren kadının yememesi gereken şeyler var mı?  

    Böyle bir diyete gerek yoktur. Yalnız bazı hassas çocuklar, eğer annesi tenini kokutacak şekilde pastırma, çiğ soğan, çemen, sarımsak türü şeyler yerse, bu durumdan rahatsız olurlar. Böyle durumlarda çocuk memeyi reddedebilir.  

    Bebek hangi aralıklarla ne kadar kilo almalıdır?  
    Bebeklerin kilolarını tablolarla sınırlandırmak yanlış olur. Çünkü her bebeğin kilosu, doğum kilosu ve beslenmesi ölçüsünde farklılıklar gösterir. Bu nedenle kilo aldığını anlamak için şu yöntem uygulanır. Yeni doğan bebekler doğduktan sonra günde 30 veya 50 gram alırlar.  

    Meme mi, mama mı?  
    Emzirmek gayet doğal bir hadisedir. Meme yerine niye mama verilir bu hiç de mantıklı bir hadise değildir. Zaten insanoğlu uzun çağlar boyunca annesi olmayan bir bebeğe başka bir yemek vermeyi aklına getirmemiştir. Hep ona bir sütanne bulunması yoluna gidilmiştir.  

    Bebeğin ne gibi vitaminlere ihtiyacı vardır?  
    B, C, A, D, E vitaminlerine ihtiyacı vardır. Bunlar da piyasada çocuklar için multivitamin olarak satılan ilaçlarda karışım olarak bulunur.  
    Ben çocukların bir yaşına kadar vitamin almasında fayda görüyorum. Anne sütü alsa da mamayla beslense de vitamine ihtiyacı vardır.  Türk kadınları çok fazla güneşe çıkmadıkları için çocuklarını da genellikle D vitamini eksikliği ile dünyaya getirir. Çünkü D vitamini büyük ölçüde güneşle ortaya çıkar.  

    Anne sütü alan bir bebeğin suya da ihtiyacı var mıdır?  
    Eğer özel şartlar oluşmazsa anne sütü emen bir çocuğun, Afrika sıcağında dahi su içmesine ihtiyaç yoktur. Ama siz çocuğu aman üşüyecek diye çok giydirirseniz veya çocukta ishal durumu varsa suya ihtiyaç olabilir. Normal şartlarda anne sütüyle beslenen bir bebeğe su verildiğinde boşu boşuna onun süt emme kapasitesi düşmüş olur. Bebek süt yerine suyla karnını doldurur.

    'Nazar'ın nedeni mikrop  
    Bebek üşüyünce, teri üzerinde kuruyunca hasta olur mu?  
    Bebek, üşümekle, nazar değmesiyle, diş çıkarmakla, terlemekle terleyip terinin üzerinde kurumasıyla veya çıplak ayakla yere basmasıyla hasta olmaz. Hastalıklar sadece ve sadece mikropla olur. Çocuk mikrobu alırsa hastalanacaktır.  
    Ama bu lafların çıkış yerleri şöyledir. Bunlar çok eski zamanlarda mikropların bilinmediği zamanlarda gözlemle ortaya konmuş laflardır. Mesela eski insanlar dikkat etmişlerdir ne zaman düğün dernek bir yere gitseler üç gün sonra hep güzel çocuklar hastalanıyor, çirkinler hastalanmıyor. Buradaki mekanizma güzel çocuğun çok ellenip çok öpülmesidir. Öpülmeyen, ellenmeyen, fazla teması olmayan çocuklar mikrobu almazlar ve hasta da olmazlar.  
    Çok öpülen çocuk mikrobu alır ve mikrobu aldıktan sonra en az üç gün içinde mikrop etkisini göstermeye başlar. Dikkat edin çocuğunuz gripli biriyle temas ettikten üç gün sonra hastalanacaktır.

    Eller klima gibi...  
    Çocuklar nasıl giyinmeli?  

    Çocuk da bir erişkin gibidir. Çocuğu ne sıkacaksın ne üşüteceksiniz. Çocuğu rahat ettirecek giysiler giydireceksiniz. Yani ne terleyecek ne de üşüyecek. Ekstradan giydirmenin hiçbir faydası yoktur.  
    Çocuğun üşüdüğü nasıl anlaşılır, elleri soğuyunca mı?  
    Çocuğun ellerinin veya ayaklarının değil vücudunun yani kapalı yerlerinin soğuk olması önemlidir. Eğer çocuğun giyimli yerleri sıcak fakat elleri soğuksa çocuğu çok giydirdiğiniz anlamına gelir. Çünkü vücut burada açık yerleri bir klima olarak kullanarak soğutma yapar.
     

    Diş çıkarırken ateş yükselir mi?  
    Dr. Kadir Tuğcu, diş çıkarırken çocukların ateşinin yükseldiği yolundaki yaygın kanının doğru olmadığını söyledi: "Ateş ancak mikropla olur. Diş çıkarmak, tırnağın veya saçın uzaması gibi tabii bir hadisedir. Çocuğa bir rahatsızlık vermez. Peki, bu yanlış inanış nereden çıkmıştır? İnsanlar çocuğun diş çıkarmasını, 20 yaş dişleriyle özdeşleştirir. Genelde anne-babalar çocuklarının doğmasından birkaç sene önce veya sonra 20 yaş dişinin sancısını yaşarlar ve çocuklarının da diş çıkarırken aynı sancıyı hissettiğini düşünürler. Oysa 20 yaş dişleri diğer dişlerden farklı olduğu için sancılı çıkar. Bunlar evrimle birlikte yok olmaya yüz tutmuş dişlerdir. İleri nesillerde 32 diş olmayacak. Çünkü insanların 20 yaş dişleri çıkmayacak. Yok olmaya yüz tutan 20 yaş dişleri bazen çıkmaz, bazen de deforme olarak çıkar.  
    Bebeklerde diş çıkarma süreci son derece uzun bir süreçtir. Ortalama altı aydan başlar ve iki yaşa kadar devam eder. Bu süreç içinde çocuk dışarıdan aldığı çeşitli mikroplarla hastalanır, ateşlenir ve bu da diş çıkarmaya bağlanır. Ancak diş çıkarmakla ateş yükselmesi arasında şöyle bir bağlantı var: Çocuk bir yerden virüs alınca ateşi çıkar. Ateş de bebeğin metabolizmasını hızlandırır. Metabolizma hızlanınca da dişlerin çıkma süresi kısalır. Bu yüzden bir hafta sonra çıkacak olan diş üç gün sonra çıkabilir. Ancak diş, ateş yapmaz.
     

    Bebeğin uyku düzeni  
    Yeni doğan bebek, günün yaklaşık 20 saatini uyuyarak geçirir. Çocuk gündüz ya da gece uyanık kalmaya, zamanla ailesi tarafından alıştırılır.  
    Bebeğin iyi uyuyup uyumadığı sorusu, özellikle ilk çocuklarını büyüten ve geceleri sık sık ağlamalarla bölünen anne-babaların sorunu. Dr. Kadir Tuğcu konuyla ilgili soruları şöyle yanıtladı:  

    Bebek kaç saat uyumalı?  
    Çocuk ne zaman isterse uyur, ne zaman isterse uyanır. Ama evin sistemini bozmamak da önemlidir. Çocuk yeni doğduğunda zaten çok uzun süre uyuyacaktır. Uyuma süreleri 20 saate yaklaşır. Uyanık kalabildiği saatlerse üç-dört saatle sınırlıdır ve bunu ne zaman isterse kullanır. Ama yaş ilerledikçe yani ileri aylara gelindikçe, gündüz uykusunun azalıp, gece uykusunun artması gerekir. İşte aileler burada çok dikkatli olmalı. Aile gündüz işlerini rahatça yapmak için çocukları gündüz uyutursa tabii ki çocuk da geceleri uyanık kalacaktır ve oyun isteyecektir.  

    Bebekler nasıl yatmalı? Yüz üstü mü, sırtüstü mü yoksa yan mı? Tehlikeli sayılan bir yatma pozisyonu var mı?  
    Ciddi araştırmalarda çocuk şöyle yatsın böyle yatsın diye bir şema gösterilmez. Yalnız dikkat çeken bazı hususlar vardır. Ani bebek ölümleri genellikle kışın olmaktadır ve bebek ölümleri hep pimpirikli annelerin çocuklarında görülmektedir. Ve bir de çocuğun beşiğinde veya yatağında koyun postu türü malzemeler kullanılan yerlerde görülür. Çocuk postun üzerinde yüzükoyun yattığı zaman nefes alacak yer kalmaz ve boğulma durumu oluşabilir. Yoksa tabiatta hiçbir canlı varlık sırtüstü uyumaz. Siz hiç sırtüstü yatan bir deve, kedi, köpek veya tavşan gördünüz mü hepsi yüzüstü yatıp uyur. Sırtüstü yatması bir hayvanın ya öldüğünün ya da ağır hasta olduğunun işaretidir.  
    Yüzüstü yattığı zaman bebek hem kollarını bacaklarını kullanacaktır, hem de kendi kendine rahatça gazını çıkaracaktır. Ayrıca göğüs kafesi düzgün olacaktır ve kafası geriye doğru yatmadığı için yassı olmayacaktır. Yüzüstü yatarken soluk alamamaya bağlı 'ani çocuk ölümü' olabileceği iddiası bir vakayla ortaya çıktı. Vaka incelendiğinde bunun doğal durum değil de cinayet olduğu belirlendi.  
    Ancak araştırma ilk tespite göre hazırlanıp yayımlandığı için halk arasında yatma şekliyle ani bebek ölümü arasında bağ olduğu inanışı gelişti. Bu yanlış inanışın giderilmesi uzun zaman alacaktır.  
    * * * *

    Süt için huzur, uyku ve su  
    Yanlış inanışlar hayatımızın her döneminde olduğu gibi annelikte de yaygın. Birçok anne, sütü artsın diye gereksiz yere tatlı ve komposto yiyerek kilo alıyor. Emzirme, anne sütü ve bebek bakımı konusunda sorularımızı yanıtlayan Dr. Kadir Tuğcu ise "Annenin sütü su içerek, uyuyarak ve yüksek moralle artıyor" diyor.  

    Annenin sütü olması için ne yapması gerekir?  
    İnsan memesi inek memesi yapısında değildir, bu nedenle uzun süreli süt biriktirmez. Çocuk emmeye başladığı anda süt yapılır. Nasıl gözyaşı ağladığımız zaman akıyorsa, yani bir yerde toplanmıyorsa süt de böyledir. Süt hücrelerinden anında süt yapılır ve bebek emdikçe de gelir. Süt olayı tamamen psikolojiktir.  
    Kadının yerli yersiz üzüntülerle dolmamış olması gerekir. Niyet de önemli. Annenin bebeğini emzirmek istemesi önem taşır.  
    Birçok anne lohusalık döneminde komposto, bol şekerli meyve suları içerek veya tatlıyla süt miktarını artırmaya çalışıyor. Bu mümkün mü? Süt yapan yiyecek var mı?  
    Süt yapıcı gıda diye bir şey olmaz. Süt yapıcı diye annelere zorla içirdikleri veya yedirdikleri şeylere dikkat ederseniz, hepsi susama isteği uyandıran maddelerdir. Anne bunları yiyince bol bol su içme arzusu hisseder. Bol bol su içince de süt miktarı artar.  
    Yani keramet helva, tatlı, soğan, pekmez veya kompostoda değil bunları yedikten sonra hararetten dolayı içtiği sudadır.  

    Küçük göğüs ve süt  
    'Küçük göğüslü kadının sütü olmaz' deniyor, doğru mu?  
    Bu da yalandır. Göğüsün büyüklüğü, memenin ucu veya şekliyle sütün akışı ve gelişi değişmez. Memesi küçük kadından gürül gürül süt gelebilir.  

    Sütün kalitesi yemeğe göre değişir mi? Et, karides, meyve, sebze yiyenle ekmek ve çorbayla beslenen anne arasında süt farkı olur mu?  
    Sütün kalitesi hiçbir zaman değişmez. İyi beslenen anne ile kötü beslenen anne arasında süt kalitesi açısından fark olmaz. Ancak iyi beslenen anne kendisine fayda sağlar, kötü beslenen annenin zararı kendisinedir. Çünkü süt yapmak için belli miktarda mineral vücuttan alınır. Bu minarellerin vücutta az ya da çok olması, kalan miktarın anneye yetip yetmediği meselesine bakılmadan vücut aynı miktar minerali anneden süt için alır. Yani zarar anneye olur.

    Ancak sütün kalitesi aylara göre değişir. İlk aylarda gelen süt farklıdır, bir ay sonra, iki ay sonra, altı ay sonra gelen süt farklıdır. İşte bu nedenle mamaların da bir ay, iki ay, üç ay ve sonrası için farklı tipleri yapılmıştır.  
    Mesela prematüre doğum yapmış bir kadının sütü ancak prematüre bebeğe iyi gelir. Onların sütü normal doğum yapmış bir annenin sütünden çok farklıdır. Yoksa annenin yediği içtiği ile hiçbir ilgisi yoktur. Fakir kadının da zengin kadının da sütü aynıdır.  

    Gazın ilacı hareket  
    Annelerin diğer bir korkulu rüyası da gaz yapıcı gıdalar. Annenin yediği şeylerden gaz bebeğe geçer mi?  

    Gaz yapıcı gıdalar annenin bağırsağında gaz yapar. Hiçbir zaman annenin bağırsağında oluşan gaz, kana karışıp, kanla memeye gidip, memeden de çocuğa geçmez. Bu tamamıyla bir uydurmadır ve hurafedir.  

    Peki gaz neden olur?  
    Gaz, çocuğun sütü emerken yuttuğu havadır. Gazın az olması için memenin siyah kısmının olduğu gibi bebeğin ağzına girmesi gerekir. Biz yetişkinler de yemek yerken hava yutarız, ama biz hareket ettiğimiz için gazımızı rahat çıkarırız. Bebekler gazlarını hareket edemedikleri için çıkaramazlar.  
    Gaz çocuğun doğduğu gün değil, yaklaşık 20'inci günde başlar ve dördüncü, beşinci ayına kadar yani dönme hareketleri başladığı zaman da biter.  
    Eğer çocuğu çok kucağa alırsanız, hareket ettirirseniz çocukta gaz olmayacaktır. Ameliyat sonrası hastayı yataktan kaldırıp yürütmelerinin nedeni de işte budur. Hasta vücut hareket kazanınca gazı çıkar. Çünkü kişi kalıp gibi yatarsa gaz olacaktır.  
    Aynı şey çocukta da yaşanır. Gaz hadisesi kalıp gibi yatmaktan oluşur. Eski insanlar bunu salıncak ve beşikle çözümlemişler. Yani çocuğa hereket kazandırmışlar. Çocuğu kucağa alacaksınız, yürüyeceksiniz veya masaj yapacaksınız ki gazı çıksın.  
    Bir de halk arasında sıkça söylenen; 'Emziren kadın ayağını üşütürse sütü de üşür, gaz olur' sözü vardır...  
    Böyle bir şey yoktur. Bunlar tamamen hurafedir.  

    Peki gazı iyi çıkmayan çocuk ne yapar?  
    Gazı çıkmayan çocuk annesine üç tane haberci gönderir. Çok hıçkırık tutar, emerken karnından gürül gürül sesler gelir ve aşağıdan çok gaz çıkarır. Rahatsız olan bebek, ağlayarak annesinden intikamını alır.  

    Gazı önleyen ilaçlar var mı?  
    Midede bağırsakta oluşmuş havayı yok edecek bir ilaç yeryüzünde henüz bulunmamıştır. Bu iş için rezene ve benzeri pek çok otlar kullanılır. Bunların en büyük özelliği potasyum elementinden zengin olmalarıdır. Potasyum da bağırsak hareketlerini artırır. Bağırsak hareketleri artınca da çocuğun gazını alttan çıkarması kolay olur. Ama oraya gelene kadar gaz yine ağrısını ve sancısını çocuğa yapmış olur.  

    Nasıl gaz çıkarılır?  
    Çocuğun gazını çıkarmak için poposunun hemen üzerine belinin altına elle masaj yapmak ve rutin hareketlerle vurmak gerekir. Çocuğun canının acımaması için elin iç kısmının kullanılmaması, ele yay şekli verilerek içeride hava biriktirip yastık görevi yapılması önemlidir.  

    Bebek doydu mu?  
    Doyduğunu nasıl anlarsınız, ağlama açlık işareti mi?  

    Doyan çocuk, su içmesini sevmez, su verdiğiniz zaman iğrenir gibi yapacaktır ve içmeyecektir.  
    İkincisi idrar sayısı günde dörtten fazla olacaktır. Üçüncüsü ise kakasının sarı hardal rengi ve cıvık olmasıdır. Bunlar varsa çocuk iyi besleniyor demektir.  
    Az yiyen çocuk kestane kestane, top top sert kakalar yapacaktır. Lüzumundan fazla yedirilirse de yeşil renkte kaka yapacaktır. Eskilerin dediği gibi yeşil kaka yapan çocuk, ayaklarını üşütmüş anlamına gelmez.  
    İshal harici yeşil kaka yapan çocuk 'çok yemek yiyor' anlamına gelir. Bu durumda ishal sancısı gibi bir hazımsızlık sancısı oluşacak ve bebek ağlayacaktır. Bu durumu çözmek çok daha zordur. Çünkü gaz çıkarmak iyi gelmeyecektir  

    Emzirmenin süresi var mı?  
    Yeni doğan bir bebek genellikle bir memedeki sütün yarısını üç dakikada, diğer yarısını da yorulduğu için beş dakikada içer. Yani sekiz dakikada bir memedeki sütü bitirir. Diğer yarısına da 10 dakika dersek arada bir gaz çıkardıktan sonra ikinci memeye geçersek bu çocuk için yeterli.  
    Fakat zamanla anneler bir öğün bir göğüsten diğer öğün diğer göğüsten meme verebilir.  
    Ama bu herkes için geçerli değildir. Anne ile bebeği arasında farklı zamanlamalar oluşabilir.  

    Kucağa alınan çocuk hep kucak ister mi?

    Bu da eskilerden gelen bir hurafedir. Bebek kucağa tabii ki alınacaktır. Özellikle de ilk aylarda hem gaz sorunu hem bebeğin duygusal gelişimi açısından bebeğin buna ihtiyacı vardır.  
    Kucağa almanın alışkanlık yaratıcı hikâyesinin kökeni Osmanlılara kadar uzanır. Gelinle kaynana o dönemlerde aynı evi paylaşırdı. Gelin sürekli çocuğu kucağına alıp dolaşınca da işler kaynanaya kalırdı. İşte bu nedenle de, gelin çocuğu kucağına alıp işleri aksatmasın işler de kaynanaya kalmasın diye kaynanalar bu yalanı uydurdu! Bir de 'Çocuk sonra kucağa alışır' sözü eklenip olay süslenince bu yanlış kanı yıllar boyunca sürüp gitti.
     

    Yeni doğan bebek görür, ışıkları seçer, ancak 2.5 aylık olunca net görmeye başlar. Anne karnında çeşitli pozisyonlarda duran bebek, altı aylıktan önce de oturabilir

    Bebek kadar kuvvetli  
    'Doğum sırasında anne rahmi çocuğun poposunu ittiği anda oluşan basınç, bebeğin otururken beline binen basınçtan kat kat fazladır, diyen Dr. Kadir Tuğcu, bebeklerin zannedilenden çok daha 'dayanıklı' olduğunu anlattı:  
    Emzik kullanmak, parmak emmek zararlı mı?  
    Çocuk emzik bulamazsa çarşafın veya battaniyesinin kenarını, parmağını bulup emecektir. Bu kadar küçük bir çocuğa yasak getirmek de mümkün değildir. Bu içgüdüsel bir davranıştır ve zararı yoktur.  
    Ancak iki yaşından sonra emzik görüntü açısından çirkin olabilir. Zaten birçok çocuk da bu çağda emmeyi kendiliğinden bırakır. Halk arasında sıkça söylendiği gibi emzik kullanımı dişlerin bozulmasına yol açmaz. Aslında diş ve çene yapısının bozukluğu genetiktir. Çocuğun soyunda varsa parmağını emse de emmese de bazı bozukluklar görülür.

    Bebek nerede uyumalı?  
    Bebek anne-babayla aynı mı yoksa ayrı odada mı yatmalı?
     
    Ev müsaitse çocuk gün boyu kendi odasında bakılır, orada uyutulur ama gece olunca annesinin yanında portatif bir yatakta uykusuna devam eder. Bunun faydası da anne sütünün kesilmesiyle çocuğun odasına kolay uyum sağlamasıdır. Eğer devamlı annenin odasında kalırsa anne sütü kesildikten sonra ayrılması çok zor olur.  

    Parmak emen çocuğun parmağı zamanla incelir mi?  
    Bebeklik çağında çok kısa süreli parmak emme yaşanmışsa dişlere ve çeneye bir etkisi olmaz. Ama süre uzar, çocuk dört-beş yaşına kadar parmak emmerse, hem parmak, hem de ağız deformasyonu oluşur.  

    Bebek hangi aralıkla yıkanır?  
    Her gün. Banyoda üşümekle veya kulağa su kaçmasıyla kulak iltihabı olmaz. Bebeğin kulağına doğru su dökseniz dahi kulak iltihabı oluşmaz. Çocuklarda kulak iltihabı nezlenin, gribin sonucunda östaki borusunun tıkanmasıyla içerideki sıvının birikmesi sonucunda oluşur.  

    Peki hangi şampuan?  
    Hangisinin kokusu anneye hoş geliyorsa onu kullanabilir. Hepsinin içeriği üç aşağı beş yukarı aynıdır. Ayrıca bizim neslimiz sabunla büyümüştür ve hiçbir zararını da görmemiştir.  

    Yeni doğan bebeklerin gözleri şaşı bakıyor, bu aslında bir hastalık mıdır?  
    Yeni doğan bebeğin ilk 2,5 ayında şaşılık olur. Çünkü bebekte daha odaklanma gelişmemiştir ve bunun sonucunda gözler kayabilir, bu durum üçüncü ayında geçer. Çocuk 2,5 aya kadar görür, ışıkları fark eder ama net görmesi 2,5 ayı alır.  

    Altı aylıktan küçük bebeklerin oturtulması sakıncalı mı?  
    Bu da yanlıştır. Çocuklar oturtulur da yan da yatar, istediğini de yapar. Çocuk annenin karnında zaten sırtüstü yatmıyor, çoğunlukla iki büklüm veya oturur pozisyonda duruyor. Normal doğum sırasında annenin rahmi çocuğun poposunu ittiği anda olan basınç çocuğun oturduğunda beline binen basınçtan çok daha yüksektir. Çocuk buna dahi tahammül eder.  
    Ancak doktorlar çocukların altı ayına dek oturamadığını söylerler. Çünkü denge merkezleri altı ay içinde gelişir. Ve bebek dengesini bulamadığı için sağa sola devrilir.
     

    Steril değil, temiz bak  

    Artık anne-babaların bir numaralı korkusu alerji. Alerji çocuklarda nasıl oluşuyor?  
    Alerji genellikle çok temiz bakılan çocuklarda görülür. Fakir fukarada, köylülerde, gecekonduda yaşayanların çocuklarında alerji pek görülmez. Eğer çocuğu mikrop kapmasın diye şişe sularla yıkarsanız, bulunduğu mekânları sürekli çamaşır suları ile siler ve steril ederseniz çocukta alerji olur.  
    Çünkü çocuğun bağışıklık sisteminin bazı mikroplarla uğraşması gereklidir. Eğer bağışıklık sistemi kendisine herhangi bir düşman bulamazsa kendisine ev tozu, kedi kılı gibi saçma sapan şeyleri düşman olarak görür ve bunlara reaksiyon göstermeye başlar.  
    Çocuğa temiz bakılmalıdır ama kesinlikle steril bir ortamda tutulmamalıdır.  
    Temizliğin evde normal sabun ve suyla yapılması gerekir. Bu mekanik temizlik yararlı mikroplarla zararlı mikropları aynı oranda uzaklaştırır.  
    İçinde deterjan, kimyasal madde, bakteri öldürücü bulunan ilaçlar kullanıldığında evde ölen mikropların çoğu vücuda yararlı ve zayıf mikroplardır. Alan açıldığı zaman buraya girecek bir mikrop tıpkı hastane enfeksiyonlarında olduğu gibi yerleşecek ve bir daha hiç çıkmayacaktır. Sterilizasyon hastanelerde bile bir tek ameliyathanelerde olur.  

    Alerji testlerine gerek var mı?  
    Yeni doğan döneminde alerji yoktur. Bebeğin herhangi bir maddeye karşı alerji gösterebilmesi için mutlaka o maddeyle tanışması gerekir.  
    Siz bilmediğiniz bir maddeye karşı alerji gösteremezsiniz. Yani o maddeyi alacaksınız üzerinden bir zaman geçecek, antikorlar oluşacak ve ondan sonra vücut alerjik reaksiyon gösterecek. O yüzden hiç tanımadığınız bir maddeye karşı alerji olamaz.
     

    Çocuğun beslenmesi  

    Bal, tereyağı, reçel ve pekmezin bir faydası var mı?  
    Bunlar tok tutan gıdalar. Çocuk bunları yerse karnı doyar ve kendisine yarayacak protein ve kalsiyumlu gıdalardan uzak kalır. Bu nedenle bu gıdalar sadece tatlandırıcı olarak kullanılmalı.  

    Pekmez denildiği gibi kan yapar mı?  
    Pekmezin kan yapıcı etkisi yoktur.  

    Peki hangi gıdalar kan yapar?  
    'Kan yapıcı' diye bir yiyecek maddesi yoktur. Vücut kan yapar. Kan yapması için de demire ihtiyacı vardır. Bu da hayvansal gıdalardan, demir ihtiva eden tahıllardan çok az miktarda yumurta sarısından temin edilebilir. Eğer aile fakirse ve çocuğuna hiç et, balık veya tavuk alamıyorsa o zaman en azından günde bir yumurta yedirmesi gerekir.
     

    Kansızlara dalak öneriliyor?..  
    Ağırlıklı olarak fakir fukaralarda görülen anemide doktor hastaya 'Et al, bonfile, biftek al' diyemez en ucuz olan dalağı tavsiye eder. Oysa dalağın etten daha fazla kan yapan bir özelliği yoktur.  
    Mercimek, nohut, fasulye de bol miktarda demir ihtiva eder, et kadar olmasa da.  
    Eğer aile çocuğuna sabahları yumurta, peynir yediremiyorsa, tarhana veya mercimek çorbası yedirmesinde fayda vardır.

    'Bebekler bir yaşından önce inek sütü içemez, inek sütü kansızlığa yol açar' iddiası doğru değil. Bebek ilk dört aydan itibaren inek sütü içebilir. Altı aydan sonra 'katı gıda'lar almaya başlayabilir

    Beslenme takvimine dikkat  
    Demir eksikliği Türkiye'nin en önemli sağlık sorunların dan biri.Dr. Kemal Tuğcu, demir yönünden zengin beslenme ve demir eksikliğinin nedenleri konusunda bilgi verdi:  

    Bebeği emzirmeye ne zaman son verilmeli?  
    Tabiat çocukları iki yıl meme emecek şekilde yaratmıştır. O yüzden de ağız adalelerinin çalışması meme emmeye yönelik hareketler yapmaya müsaittir. Bunların çiğneme hareketine başlaması çocuğun kendi kabiliyetidir.  
    Ancak genellikle bizim önerimiz altı aydan sonra katı gıdalara başlanmasıdır. Bu da sulu yemeklerle olmalıdır. Ondan sonra yavaş yavaş koyuluk miktarı atırılır. Annenin sütünün miktarına bağlı olarak anne bebeği iki sene bile emzirebilir.  

    İki yaşına kadar anne sütü içmenin çocuğa yararı olur mu?  
    Tabii ki vardır. Süt süttür ama miktar olarak yetmez. Hastalarım arasında sadece iki anne, başka hiçbir şey vermeden çocuğunu iki yıl anne sütüyle beslemeyi başardı.  

    Peki çocuklar inek sütüne ne zaman başlamalı?  
    Sütle kansızlık arasında tek bağlantı vardır. O da bebeğe ilk dört ayda anne sütü yerine inek sütü verilmesi sonucunda bağırsaklarda oluşabilecek mikrobik kanamalardır. Ancak bu durum dördüncü aydan sonra tamamen ortadan kaybolur.  
    Eskiden annenin sütü yoksa ve aile mama alamayacak kadar fakirse süt biraz sulandırılır içine biraz limon sıkılıp bebeğe verilirdi. Bunun da çocuğa bir zararı olmazdı. Ama şimdi bunları kullanan kalmadı.  
    'Çocuk bir yaşına kadar süt içemez' lafı doğru değildir. Çocuk dördüncü ayından sonra inek sütünü sulandırmadan içebilir.  

    Süt vücutta demiri azaltır mı?  
    Demirin farklı biyolojik fonksiyonları vardır ve bu farklılıklar sonucu eksikliğinde de çok farklı etkiler görülür. Demirin en iyi bilinen özelliği kanda oksijen taşımasıdır.  
    Vücut demirinin yaklaşık yüzde 73'ü hemoglobinde bulunur. Geri kalan demirin yüzde 12-17'si ferritin ve hemosiderin denilen moleküllerde depolanmıştır. Her ikisi de yüksek miktarda demir atomunu bağlayabilir. Geri kalan yüzde 15 demir de myoglobinde depolanmış olup kas hücreleri için oksijen deposu vazifesi görürler. Çok küçük bir kısmı demirin transferinde bağlanır. Bu molekül demirin serbest bulunduğu yerden ihtiyaç bölgesine taşınmasına yarar. Ayrıca laktoferrin (sütte bulunur) bu transfer işine yarayan demir moleküllerini bağlar ve bakterilerin hızlı üremelerini önler. Yani sütün demiri bağlayarak anemi yaptığı görüşü yanlıştır. Zira sütün içinde bulunan laktoferin bağladığı demirle birlikte organizma tarafından emilir yani demiri yok etmez.  

    Peki çocukta demir eksikliğine bağlı anemi hangi sebeple meydana gelir?  
    Çocuk doğduktan sonra hemoglobininde bir düşüş olur. Yeni doğanın ilk doğduğu gün hemoglobinine bakıldığında 16 gram desilitredir. Bu değer aşağı yukarı bir hafta içinde 11 civarına düşer. Bunun nedeni anne karnındaki kanla bizim şu anda taşıdığımız kanın farklı olmasıdır. Bebekler anne karnındayken hemoglobin F dediğimiz özel bir hemoglobin taşırlar. Bunun özelliği annedeki hemoglobin A'dan çok daha hızlı bir şekilde oksijen çekebilmesidir. Eğer annede de bebekte de hemoglobin A fazla olsaydı o zaman mevcut oksijeni yüzde 50 yüzde 50 paylaşacaklardı ki bu da çocuğa az gelecekti.  
    Fakat doğum sırasında bu hemoglobin F birdenbire dokulara çok ani bir şekilde oksjien taşır. Ama vücut bundan hoşlanmaz ve bunları hemen yıkmaya başlar işte bu parçalanma anında 'sarılık' dediğimiz hadise ortaya çıkar. Bu hemoglobin F'in aniden yıkılıp parçalanmasıyla açığa çıkan demir depolara dolar ve çocuğun uzun süre, altı ay-bir sene kadar demir ihtiyacı buradan karşılanır. Ayrıca kemik iliği aşırı oksijen taşıdığı için baskı altına alındığından yeni kan elemanları da yapılamaz ve çocukta ani bir anemi varmış gibi gözükebilir. Bu normal fizyolojik bir hastalıktır. Bu aşamada asla demir verilmemesi lazımdır.  
    Eğer bebeğe gereksiz yere demir verilirse demir zehirlenmesi denen bir hadise meydana gelir. Bizim anemi dediğimiz hastalık da aynen ateş gibi bir bulgudur. Aneminin pek çok çeşidi vardır. Orak hücreli anemi, Akdeniz anemisi gibi. Ama bunların içinde bir tek demir eksikliğinden kaynaklanan anemiye demir verilir. Her anemiye demir verilmez.  

    Hangi gıdalar demir içerirler?  
    Her ne kadar bazı sebzeler bilhassa ıspanak, önemli bir demir kaynağı olarak kabul görüyorsa da bitkilerdeki demir çok zayıf bir şekilde emilir. Ispanaktaki toplam demirin ancak yüzde 1.4'ü vücut tarafından alınır. Diğer bitkilerde de durum farklı değildir. Kuru fasulyeden yüzde 1.6, soya fasulyesinden yüzde 7, maruldan yüzde 4 demir temin edilir. Günlük demir ve kalsiyum gibi minarelleri sebzeden almak istersek günde ortalama 2.5 kilo civarında ıspanak yememiz gerekir.  
    Buna karşı kırmızı etteki demirin yüzde 20'si vücut tarafından alınır. Demir, kümes hayvanlarından, balıktan ve anne sütünden de iyi alınır, ama oranlar kırmızı ete göre düşüktür. Fakirler için et pahalıdır. Bu yüzden et ya az miktarda ya da hiç alınmaz. Bu da demir eksikliğine bağlı anemiye neden olur.  
    Demir eksikliğinin bir önemli nedeni de bağırsaklarda bulunan çengelli solucan ve 'malarya' mikrobudur. Ülkemizde de demir eksikliği önemli ölçüde görülür. Ancak inek sütünün az içilmesi veya içilmemesi demir eksikliğini önlemez. Sütle birlikte çocuğun kırmızı et yemesi de gereklidir.  

    Demir fazlalığı çocuklarda ne gibi etki yapar?  
    Demir dokularda birikir ve 'hemositorozis' denen bir hastalığa neden olur. Bu durum da ancak demir sökücü bazı ilaçlarla düzeltilebilir.
     

    'Şekeri tek başına vermeyin'  
    "Şeker sanıldığı gibi tek bir madde değildir. Bizim yediğimiz tozşeker fruktoz ve glikoz adlarında iki şekerin birleşiminden oluşmuştur. Sütün içinde de laktoz dediğimiz bir şeker vardır. Ancak şimdi yediğimiz tozşeker sanayi devriminden sonra bulunmuş bir maddedir. Son derece konsantre olduğu için bizim vücudumuz, pankreasımız bu tip şekere alışık değildir. Biz şeker yediğimiz zaman pankreasımız panik olur. Bu nedenle bunu tek başına, hele aç karnına çocuğa şeker vermek zararlı olacaktır. Şeker, çocuklara yemeklerle karışık bir şekilde verilmelidir. Özellikle yağlı gıdalarla birlikte alındığında şekerin vücut tarafından emilimi daha yavaş olacağı için pankreas paniğe uğramayacak ve bir zararı olmayacaktır. Şekeri çocuklara düz olarak yedirmenin bir faydası yoktur."
     

    Diş fırçalama yaşı: 2,5–3  
    "Direkt şekerin dişlere bir zararı yoktur. Fakat şeker bakteriler için bir üreme ortamı yaratır. Yani şekerli ortamda bakteriler ürer, bakterilerin salgıladığı asitler de diş minesine zarar verirler. Şeker yedikten sonra dişler fırçalanıyorsa, temizleniyorsa dişlere herhangi bir zarar oluşmaz. Çocuk, 2,5–3 yaş civarında diş fırçalamaya başlamalıdır. Eğer ileri memleketlerde olduğu gibi içme sularına flor konulsaydı, çocuklarımıza ekstra flor hapları vermemize gerek kalmayacaktı. Ancak bizim sularımızda flor olmadığı için çocuklara 15 günlükten itibaren beş yaşına dek her gün bir tane flor hapı verilmelidir."
     
     

    Ateş, vücudun mikroplara ve toksik maddelere verdiği tepkidir. Vücut ısısı yükselmeye başlayınca dokuların oksijen ihtiyacı, dolayısıyla solunum ve kalp atışı da artar. Artış yetmezse, havale görülür

    Bebek niye havale geçirir?  
    Beslenme konusunda sorularımızı yanıtlamaya devam eden Dr. Kadir Tuğcu, bebeği bekleyen ateşli hastalıklar konusunda uyarılarda bulundu:  
    "Ateşlenen çocuğa sirkeli suyla kompres yapıyor. Bu uygulama havaleye davetiye çıkarıyor. Vücut ısısı yapay yolla, yani içten değil dıştan düşünce, vücut şoka giriyor."  

    İçine çeşit çeşit sebzeler konulan çorbaların bebeğe faydası var mı?  
    Sebze çorbaları Amerikan toplumunda çıkmış bir hadisedir. Onların evinde tencere kaynamaz, bizim gibi kıymalı sebze yemekleri pişmez. Bu yüzden çocuklar düzgün beslensin diye çocuk doktorları annelere çorbayı önerir.  
    Ama bizim memleketimizde iyi kötü herkesin evinde sebze yemeği yapılır. Kıymalı bamya olur, kabak dolması olur, evde pişen bu tür yemekler çocuklara ezilip verilir. Yok içinde yedi çeşit sebze olsun içinde mutlaka kereviz, maydanoz veya sarmısak olsun diye bir kural yoktur. Çocuk evde pişen kıymalı sebze yemeklerinden, herkesin yediği çorbalardan da yiyebilir.  

    Tereyağ tüketimi çocuğun kalp sağlığını bozar mı?  
    Böyle bir şey yok. Her şeyin bir yaşı vardır. Büyüme çağındaki çocuk, tereyağı da yiyecektir, kırmızı et de yiyecektir, meyve-sebze de yiyecektir. Ama ileri yaşlarda bunların miktarının azaltılması gerekir. Yoksa bakın Kafkasya'da en uzun ömürlü insanların memleketinde et, tereyağı bol miktarda tüketilir. Ama bu insanlar bir yandan da devamlı yürür ve sürekli hareket halindedir. Esas olan şehir yaşamının stresidir.
     

    Çocuklar neden hastalanır?  
    Çocuklar ilkokula başladıkları zaman ilk iki kışı çok kötü geçirirler. Çünkü mikroplara karşı antikorları yoktur. Bu iki yıl içinde hastalanırlar ve antikorları kazanırlar. Ondan sonra da normal insanlar kadar hastalanırlar.  
    Çocuklarda antikorlar olmadığı için devreye lenfatik sistem girer. Bu yüzden ilkokul ve yuva çocuklarında lenf bezleri büyür. Bunun sonucunda geniz eti ve bademcik sorunları ortaya çıkar. Bunlar hastalıkları geçire geçire antikorlar oluşunca kaybolur. Antikorlar oluşunca lenfatik sistem geri plana kayar ve antikor sistemi ortaya çıkar. Bir anlamda hastalanmak iyidir ve vücut savaşmayı öğrenir.  

    Ateşlenmek çocuğa ne zarar verir?  
    İnsanoğlu asırlarca ateşli hastalıklardan korktu. Korkunun altında yatan, çocukların ateş ve havaleden sonra sakat kalmaları ve ölmeleridir. Ölüme, sakatlığa yol açan hastalıkların başında menenjit, sıtma, tifo gelir. Kızamık gibi döküntülü hastalıklarda ölüm, daha çok yanlış tedavi sonucunda oluşur.  
    Sıcak çarpması ve hastalık sonucu oluşan ateş asırlarca hastalık olarak kabul edilmiş ve tedavi edilmesi yoluna gidilmiştir. Oysa sıcak çarpmasında hayat kurtarıcı olan soğuk tatbiki ateş tedavisinde kullanıldığında tehlikeli olur. Bizde ateşli çocuklara sirkeli ve soğuk su tatbik edilmesi yaygındır, ama yanlıştır.
     

    İspirto, ruh ve sirke  
    Peki niye ateşli hastaya sirke sürülür?  

    Eski çağlarda Avrupa'da şehirleşme ve nüfus yoğunluğunun artmasıyla içme suları aşırı derecede kirleniyordu. Çünkü kanalizasyon sistemi yoktu.  İnsanlar içme suları içine bira, şarap, sirke gibi fermantasyon ürünleri girince hasta olmadıklarını fark ettiler. Ayrıca su şarapla karışınca hastalık yapmıyordu.  Bunun sonucu şarapta iyi bir ruh olduğunu ve sudaki kötü ruhu kovduğunu zannettiler. Bu yüzden de fermantasyonlu içeceklere 'ruh' anlamına gelen 'spirit' adını verdiler. Bu bizim dilimize de 'ispirto' olarak geçmiştir.  Daha sonra içinde 'iyi ruh' barındıran şarabın hastalıkları da tedavi edebileceği düşünüldü. Bu düşünce ile cilde şarap sürüldüğünde çok etkili bir şekilde ateşin düştüğünü gördüler. Çünkü alkol sudan daha hızlı bir şekilde buharlaşıyor ve ciltten ısıyı söküyordu. Bu yeni buluş zamanla her yere yayıldı.  
    İslam âlemi de bu buluşu sevdi, ama tek sorun şarabın haram olmasıydı. Bu güçlük de şarap şişeleri üzerine 'ateş sirkesi' yazılmasıyla çözüldü. Zamanla işin aslını bilmeyenler hastalara sirke sürmeye başladı. Günümüzde hâlâ bazı hastalıklarda sirke tatbiki yapılıyor. Sirke, şaraptaki alkolün parçalanarak 'asetik asit' şeklini almasıyla oluşur ve ateş düşürmekte ancak su kadar etkilidir. Kötü kokusu da cabası.  

    Ateş nasıl düşer, düşürmek gerekli midir?  
    Ateş vücudun bünyesine giren mikroorganizma veya toksik maddelere karşı gösterdiği bir tepkidir. Çünkü 36 dereceden yüksek ısılarda vücutta mikropların yaşaması ihtimali azalır, dokuların metabolizması artar ve bağışıklık sistemi devreye girer.  
    Vücudumuz zaman içinde dış uyaranlara karşı ateşi yükseltmenin bir avantaj olduğunu öğrenmiştir. Ateşi düşürmekle hiçbir hastalık iyileşmez. Ateş bir hastalık değil arızadır ve mühim olan hastalığın doğru teşhisidir.  

    Peki ya yüksek ateşten dolayı çocuğa havale gelirse?  
    Bunun için öncelikle havale niye olur onu anlamamız gerekiyor. Mikrop veya toksik maddelerin beyni uyarmasıyla vücudumuzda bir ısı oluşur. Vücutta ısının yükselmesiyle birlikte dokuların oksijene duyduğu ihtiyaç artar. Bunu karşılayabilmek için kalbin ve solunumun hızlanması gerekir.  
    Eğer ateş hızlı yükselir ve vücut bu yükselişe ayak uydurarak kalbi ve solunumu hızlandıramazsa beyin, gelen oksijeni yeterli bulmaz, tasarruflu çalışmak ve fazla oksijen tüketmemek için de vücut ile olan irtibatını keser ve havale dediğimiz olay ortaya çıkar.  
    Ancak ateş yavaş yavaş yükselir ve vücuda ısınması için zaman tanırsa, havale gelmez.  
    Ateşi 39'a çıkmış bir çocuk, ateş düşürücü ilaç verilmeden, yani iç ısısı düşmeden soğuk tatbikiyle dış ısısı düşürülürse kalp ve solunum yavaşlatılırsa havale geçirebilir.

    Kolesterolden D vitamini  
    Güneş çocuğa yararlı mı?
     
    Güneş çocuklarda D vitamini yapımını sağlayacaktır. Bizim cildimizde, kolesterolden ultraviyole ışınları sayesinde D vitamini yapılır. Tabii güneşe çıkarmak da belirli bir oran çerçevesinde iyi. Temmuz, ağustosta, öğle saatinde çocuk güneşin altına bırakılmamalıdır.

    Kasların gelişmesi için ayağını serbest bırakın  
    Çocuk ne zaman yürümeye başlamalı?  

    Çocuğun yürümesi tamamen genetiktir. Çocuğun kromozomlarında yazılıdır. Vakti gelince yürüyecektir. 8.5 ayda da yürüyen çocuk vardır 19'uncu ayda da. Ortalaması, çocuğun doğum gününde yürümesidir.  
    Eğer çocuğun ayaklarında herhangi bir sorun varsa, ki bu zaten doğumundan sonraki ilk muayenesinde belli olur, o zaman önlem almak ve tedaviye başlamak gerekir. Mesela kız çocuklarında kalça çıkıklığı olabilir. Veya doğum sırasında geçirdiği travmadan dolayı bebeğin bacağa giden sinirlerinde arızalar oluşmuş olabilir.  
    Kalça çıkıklığı nasıl anlaşılır, şimdi birçok hastane doğumdan hemen sonra kalça çıkıklığını teşhis etmek için ultrason yapılmasını öneriyor.  
    Kalça çıkıklığı doktorun muayenesi ile anlaşılabilir. Ultrason şart değildir. Ultrasonla da bakıldığında kalça çıkıklığının teşhisi konulur ama ilk muayene kalça çıkıklığı teşhisi için yeterli değildir. İlk günlerde araz vermeyen bir kalça çıkıklığı durumu iki veya üçüncü ayda ortaya çıkabilir. Bu nedenle çocuğun düzenli olarak muayene edilmesi gerekir. Kalça çıkığı doğuştan olan bir şeydir ve genelde kızlarda görülür. Erkeklerde görülmesi çok nadirdir. Genetik bir hastalıktır.
     

    Kundağın zararları  
    Kundak zararlı mı?  

    Özellikle kalça çıkıklığı vakalarında kundak büyük ölçüde zarar verir. Kalça çıkıklığı olan bir bebekte kundak yapılmaması dahi yüzde 50 iyileşme sağlayacaktır. Ayrıca çocuğun kaslarının gelişimi için elleri ve ayaklarının serbest olması çok önemlidir.  
    Kundak konusunda bir diğer önemli husus da şu: Çocuk gazını hareket ederek çıkaracağı için kundak içindeki bebek hareketsiz kalıp gazını çıkaramamasıdır.  

    Yürüteçler zararlı mı?  
    Ne yararı ne de zararı vardır. Yürüteç çocuğun yürümeye başlama süresini kısaltmaz.  

    Çocuk yürümeye başladığında ortopedik ayakkabı giymesi şart mı?  
    Ortopedik ayakkabı, ortopedik özürlüler içindir. Normal bir çocuğun buna ihtiyacı yoktur. Çocuk ilk günlerde mümkün olduğunca parmak ucunda yürümeye teşvik edilmelidir. Çocuklar bu şekilde yürürlerse ayak kasları gelişecek ve düztaban olmayacaklardır. Ama erken ayakkabı giydirilirse çocuk tabanının üzerine basacaktır. Bu nedenle çocuğun ayağındaki hareket kabiliyetini azaltan sert ayakkabılar yeni yürüyenlerde çok sakıncalıdır. Mümkün olduğunca yalınayak veya ayağını rahatça hareket ettirebileceği yumuşak tabanlı ve kenarlı ayakkabılar tercih edilmelidir.  

    Düztabanlık ve taban düşüklüğü neden oluşur?  
    Genetik etkenler ve aşırı şişmanlık taban düşüklüğünün başlıca nedenidir.  
    Tuvalet eğitimi çocukta kaç yaşında yapılmadır?  
    Öncelikle 'tuvalet eğitimi' diye bir şey yoktur. Tuvalet eğitimi kedi-köpek yavrusuna yapılır. İnsanların çiş söyleme yeteneği genetiktir, kromozomlarında yazılıdır ve vakti geldiği zaman çocuk bu işi halledecektir. Herhangi bir şekilde eğitime gerek yoktur.  
    Eğer olsaydı bunun özel okulları, kursları ve hocaları olurdu. Alıştırmak, çişe tutmak, zorlamak, çocukta psikolojik bozukluklara dahi yol açabilir.  
    * * * * * * * * * *

    Öksürüğü, nezle ve gripte burun akıntısını durduran ilaçlar tarih oluyor. Savaştığı mikropları bu yolla atmaya çalışan vücudu engellemek, fayda değil zarar veriyor

    Öksürüğü kesmeyin  
    Birçok kez öksürüğü kesip ateşi düşürmek için ilaç kullanılıyor. Öksürük kesilirse mikrobun içeride kalıp daha önemli hastalıklara yol açabileceğini hatırlatan Dr. Kadir Tuğcu, hastalıklar ve aşılar konusundaki soruları yanıtladı.  

    Öksürük, kusma, ishal ve ateş korkutucu mudur?  
    Bunların hepsi vücudun mikroplara karşı gösterdiği tepkilerdir. İnsanoğlu mikropları bilmediği zamanlarda bu belirtileri durdurarak tedavi yoluna gitmiştir. Eski çağlardaki doktorların üç tane ilacı vardır. Afyon, kokain ve kodein. Hastanın midesi ağrıyorsa, mide kanseri dahi olsa 15 damla afyonun alkolda erimiş hali verilir, kanser ağrısı şıp diye kesilirdi. O devrin şartlarında bu yapılacak en iyi şeydi. Adam sulh ve sükun içinde göçüp giderdi. Öksürük de aynı şekilde tedavi ediliyordu. Örneğin adam veremli, öksürükten uyuyamıyor, yiyemiyor. Bu durumda doktor kodeini, öksürük surubunu hastaya verirdi. Ama tedavi olmazdı. İşte tıp ilerlese de biz atalarımızdan gelme alışkanlıklardan vazgeçemiyoruz. Bu yüzden öksürüğü kesecek hernangi bir şurubu çocuğa içirmemek gerekiyor. Bilhassa balgamlı zatürree tipi öksürüklerde bu son derece zararlıdır. İshal için de aynı şekilde.  

    Peki öksürüğe karşı nasıl bir tedavi uygulamak gerekiyor?  
    Öksürük için karabiberli çorba, limonlu bal, zencefilli bal öneriliyor. Bunların ticari versiyonlarını da eczanelerden alabilirsiniz. Burada önemli olan zencefil, karabiber ve limondur. Söktürücü maddelerdir. Balsa çocuğun içmesini kolaylaştırır. Amaç öksürerek içeride mikrobu dışarıya çıkarmaktır.  

    terlemek ateşi düşürür mü?  
    Vücudun ateşi yükseldikçe bağışıklık sistemi çalışır. Ateş kuru kuru çıkar terleyerek düşer. Terlemesi ateşin görevinin bittiğini gösterir. Hasta terlediği için iyileşmemiştir, hasta ateşi çıktığı için iyileşmiştir.  

    Burun akıntısını kesen şuruplar zararlı mı?  
    Nezlede, gripte akıntıyı kesen şuruplar son derece sakıncalıdır. O bölgeye bir virüs girmiştir. Vücut oradaki virüsü atmak için burnu akıtır.  

    Vitaminle boy uzatılabilir mi?  
    Çinko eksikliğine bağlı olarak gelişme bozuklukları olabilir, bu durum da et yiyemeyen fakir fukaralarda görülür. İyi beslenen bir çocukta çinko eksikliği görülmez. Boy tamamiyle genetik hadisedir. Genetik olarak çocuk annesinden ve babasından aldığı özelliklerle uzun boylu veya kısa boylu  
    olur. Ama iyi beslenmeyle çocuğun boyu olabileceği en üst seviyesine ulaşır. İyi beslenmezse alt sınırda kalır.  

    Aşı yapılan çocuk hiçbir şekilde hasta olmaz mı?  
    Bazı aşılar canlı aşılardır. Mesela kızamık aşısı aşağı yukarı en uzun bağışıklık sağlayan aşıdır. Tetanoz veya boğmaca aşısıysa ölü bakterilerden yapılır. O yüzden bunların tekrar tekrar yapılması gerekir. Tetanoz aşısı ilk başladığımız zaman bir veya iki ay arayla yapılır. Bir yıl sonra bir tane daha yapılır. Ondan sonra 4.5-5 yaş arasında bir kez daha yapılır. Çünkü aşı ölünce antikorlar da zayıflar.  
    Verem ve çiçek aşısı hücresel bağışıklıkla çalışır. Hücresel aşılar hiçbir zaman antikor yapmazlar.  
    Virüs aşılarının bir veya iki dozda yapılanları vardır. Kızamık, kızamıkçık, kabakulak aşıları bir doz yapılır. Ancak şimdi bunların ikinci dozunun yapılması gerektiğiyle ilgili yazılar yayımlanmaya başladı. Çünkü ileri memleketlerde çocuk aşı olduktan sonra bir daha kızamık mikrobuyla karşılaşmaz. Ve zaman içinde aşıdan kazandığı bağışıklık yok oluyor. Ama bizim memleketimizide çocuk aşı olduktan sonra da kızamıklı biriyle karşılaştığı için tekrar aşı olmuş gibi olur. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi herkese kızamık aşısı yapıldığı zaman bizde de bu problem ortaya çıkacak.  

    Aşıdan alerji olur mu?  
    Çok nadir bir durumdur. Her aşının bir reaksiyonu var. Ateş, kırgınlık veya iğne yapılan yerde ağrı şeklinde kendini gösterir. Bu tepkilere en çok difteri, boğmaca, tetanozdan oluşan karma aşıda rastlarız. Aşıda görülen alerji, yumurta alerjisidir ve bu alerji de erişkinlerde görülür. Çocuklarda görülme sıklığı oldukça azdır.

    Bir yıl sonunda ilk antikorlar yitirilir  
    Aşı nedir?
     
    Aşı zayıflatılmış bir mikrobun vücuda verilmesiyle vücutta antikorların oluşmasını sağlar. Antikorlar da vücudun askerleridir ve mikroplara karşı savaşı gerçekleştirir.  
    Çocuk doğduğu zaman ilk başta annesinin antikorlarını taşır. Anneden geçen pasif antikorlar çocuğu altı ay, hatta bir seneye kadar korur. Ama bir sene sonunda yıkılırlar. Antikorların bir kısmı da emzirme yoluyla anneden çocuğa geçer. Bunlar ağırlıklı olarak ishalden ve bazı kulak iltihaplarından koruyan yüzeysel antikorlardır.  
    Esas antikorların geçişi anne karnında kanla olur. Mesela anne karnında annenin geçirmiş olduğu kızamık antikorları bebeğe geçtiği için canlı bir aşı olan kızamık aşısının erken çağlarda yapılmaması lazımdır. Çünkü anneden geçen antikorlar bu aşıyı parçalar ve etkisini yok eder. Bu yüzden pek çok gelişmiş ülkede kızamık aşısı hiçbir zaman bir yaşından önce yapılmaz.
     

    Aşı, gripten korur mu?  
    Grip pek çok virüsün yaptığı bir hastalık topluluğudur. Bu topluluk tasadece 'infülenza'nın aşısı vardır. Bu da en tehlikeli gruptur ve kendi aralarında şekil değiştirerek farklı bir yapıya bürünebilir. Aşı merkezinde bunların hepsinin suçlular gibi arşivleri mevcuttur. Kendi aralarında bir düzen içinde değişiklik gösterirler. Bu yüzden seneye hangi virüsün çıkacağı bellidir. Çocuk grip aşısı olduğunda esas komplikasyon yapan öldürücü 3'üncü tip gribe yakalanmaz. Yoksa basit, ağız, göz akıtan hapşırtan virüsleri kapar. 
     
     

    Aşı kartları önemli 
     Aşı yapılan müesseselerde aşının markası, seri numarası, son kullanma tarihi ve kimin yaptığının kaydı tutulmalıdır. Geçen yıl Hepatit A aşılarından bir kısmı bozuk çıktı. Aşılarının yeniden yapılması gerekti. Ama bunun için hangi hastaya hangi seri numaralı aşının yapıldığının bilinmesi gerekti. Biz kayıt tuttuğumuz için hastalarımızı bulduk. Pek çok müessese değil aşı kartı vermek aşının markasını bile yazmaz. Hele eczanede yapılanlar hiçbir kayda tabi değildir. Aşılar eczanede yapılsa bile aşı kartına mutlaka işlenmeli.

    Antibiyotik kullanımı vücudumuzu hastalıklara daha açık hale getiriyor. Antibiyotik kullanmayan kişi, 100 bin basille tifo olurken, antibiyotik kullanan kişi beş basille bile hastalığa yakalanabiliyor

    Bağışıklık sistemini koru!  
    Antibiyotik, insanın hastalıklar karşısında kazandığı önemli zaferlerden biri. Ancak Dünya Sağlık Örgütü'nün de dikkat çektiği gibi, aşırı antibiyotik kullanımı bu galibiyeti, mağlubiyete çevirebilir. Dr. Kadir Tuğcu, çocuk hastalıklarının doğası, önlenmesi ve antibiyotik tedavisi konusunda sorularımızı yanıtladı:  

    Suçiçeği aşısı pek tavsiye edilmiyor, neden böyle?  
    Son derece pahalı bir aşı olduğu için hastaların bir kısmı bu aşıyı yaptırmak istemiyor. Halk arasında 'Suçiçeği hafif bir hastalık, ne gerek var aşıya' şeklinde yorum yapılıyor. Oysa suçiçeği, hafif bir hastalık değil. Suçiçeği, çiçek hastalığına nazaran hafiftir. Çiçek ölümcüldür, ama su- çiçeği bu boyutlara ulaşmaz. Ancak suçiçeği, kızamıktan, kabakulaktan, kızamıkçıktan geri kalmaz. Hatta üçünün toplamından daha fazla komplikasyon yapar.  

    Aşı ne kadar zaman korur?  
    Her aşının koruyuculuk süresi farklı farklı. Bu süre bazen hayat boyu olabildiği gibi bazı aşılarda sınırlı. Örneğin grip aşısı sadece bir sene koruyucudur. Esasında grip aşısıyla kazanılan bağışıklık ömür boyu devam eder, fakat bu bir işe yaramaz. Çünkü grip virüsü ertesi yıl başka bir biçime bürünecektir.
     

    'İshalde antibiyotik vermeyin'  

    Antibiyotik kullanımı iddia edildiği gibi zararlı mı?  
    Antibiyotikler bakteriyel hastalıklar içindir. Virüsler üzerinde antibiyotiklerin hiçbir tesiri yoktur. Antibiyotikle kızamığı suçiçeğini, kabakulağı tedavi edemezsiniz. Nezleyi de tedavi edemezsiniz.  
    Ve eğer antibiyotik aldığınızda vücudunuzda oluşanları bir bilseniz hiç almazsınız. En basit şekliyle şöyle açıklayabilirim. Bir insanın tifo olabilmesi için 100 bin basil alması gerekir. Ancak bu kişi bir doz 'streptomisin' alırsa beş basille bile tifoya yakalanabilir. Yani antibiyotikler kişiyi başka hastalıklara karşı açık hale getirir.  
    Çünkü bizim bağırsaklarımızda hastalık önleyici bakteriler vardır. Antibiyotik bu bakterileri öldürür. En büyük hatalardan biri de ishal olanlara yüksek dozda kuvvetli antibiyotik verilmesidir. İshal yapıcı mikrop, bağırsaktaki dışkının içindedir. Antibiyotik buraya kadar gidemez. Ancak damar ve kan yoluyla bağırsak cidarına kadar gelip buradaki yararlı mikropları öldürmeye başlar. Bunlar öldüğü zaman vücuttaki direnç kaybolur, hastalık yapıcı mikroplar vücudu işgal eder. Hasta daha kötü bir duruma gelir.  

    Denize giren çocuk sudan mikrop kaparak ishal olur mu?  
    Hayır. Çünkü insanda hastalık yapan mikropların hiçbiri deniz suyunda yaşayamaz. Bu durum mikrobiyoloji asistanlığım sırasında yaptığım bir deneyle de kanıtlanmıştır. 1975 yılında kolera salgını vardı. Biz İstanbul'un plajlarından su topladık ve kolera mikrobu aradık. Ne kolera ne de tifo mikrobu bulduk. Sonra işi tersine çevirdik. Deniz suyunu laboratuvara getirdik ve içine biz mikrop koyduk. Bu mikrobun 15 dakika, bir saat, iki saat gibi aralıklarla tekrar geriye alarak çoğaltmayı denedik. 15 dakika sonra dahi deniz suyundan örnek aldığımızda koyduğumuz mikrobun yaşamadığını gördük. Tifo, kolera mikrobu deniz suyunda yaşamaz.  Plajlarda kolibasili var, girmeyin deniliyor...  
    Kolibasili kirlenmeyi gösterir. Kolibasillerinin hepsi hastalık yapmaz. Sadece patojen kolibasilleri hastalık yapar. Ayrıca sıfır kolibasili bulunan bir deniz bulmanız imkânsızdır. Kolibasili balığın ve martının gübresinde de bulunur. Bir insanın tifo olabilmesi için 100 bin koli basili gerekir. Bunun için de litrelerce deniz veya havuz suyu içmeniz gerekir.  

    Sinek kovucu tabletler zararlı mı?  
    Bu ıspatlanmış değildir. Ayrıca bu maddeler sineği dahi öldürmez. Bu maddeler bir cins 'feromondur' yani haberleşme kokusudur. Sivrisinek bu kokuyu aldığı zaman en yakın satıha konar ve hareketsiz kalır. Koku kesildiği zaman da tekrar kaldığı yerden işine devam eder.  

    Vejetaryen beslenme zararlı mıdır?  
    Bilhassa büyüme çağında olan çocuklar asla vejetaryen olamaz. Çünkü hayvansal gıdalardan aldığınız maddeleri sebzelerden almak isterseniz miktar çok yükselir. Mesela günlük kalsiyum ihtiyacınızı brokoliden alabilirsiniz. Ama bunun için yaklaşık 2.5 kilo brokoli yemeniz gerekir.
     

    Grip olan çocuğa kızamık bulaşmaz  

    Kulak ağrılarında ve şiddetli öksürükte antibiyotik kullanılmalı mı?  
    Kulak ağrısı mekanik bir olaydır. Burada mikrop üremesi başlangıç değil sonuçtur. Hasta çocuk nezle, grip geçirir ve östaki borusu kapanır. Orta kulakta yapılan gözyaşı benzeri sıvı akamayıp birikir, zara basınç yapmıştır. Zarın geçirgenliği bozulur veya delinir. Bunun sonucunda kulağa mikrop gider ve bu durağan haldeki suya yerleşir.  
    Burada koruyucu bir ilaç kullanılması yeterlidir. Esas olay östaki borusunun çalışır durumda ve açık kalmasını sağlamaktır. Ama ilerlemişse mikrobik hale gelmişse tabii ki antibiyotik verilir.  

    Aileler çocuklarının erken yaşta çocukluk dönemi hastalıklarını geçirmesini istiyor ve hasta çocuğun yanına özellikle götürerek, mikrobu almasını sağlıyor. Bu doğru mu?  
    Okula giden çocukların bazı hastalıkları erken yaşta geçirmesinde fayda vardır. Fakat virüslerin özel durumları olduğunu da unutmamak lazım.  
    Bir virüsün vücuda girebilmesi için vücutta başka bir virüsün bulunmaması gerekir. Mesela bir çocukta aynı anda hem kızamık hem suçiçeği görülmez. Çünkü vücuda ik giren virüs özel bir madde salgılayarak, ikinci türde bir virüsün vücuda girmesini önler. Bu nedenle çocuk nezle, grip geçiriyorsa, kızamık olan kardeşinin yanına yatırsanız dahi bu çocuk kızamık mikrobu kapmayacaktır.

    ******ALPER'İM, KIŞ GÜNEŞİM,10 AYLIK OLDU******
    Basa don
    mavi_boncuk Drop Down Menu
    Kidemli Uye
    Kidemli Uye
    Avatar

    Kayit tarihi: 18-Mayis-2007
    Konum: Kırıkkale
    Durum: Cevrimdisi
    Mesajlar: 3989
    Gonderiye link ver Gonderildi: 20-Nisan-2008 Saat 00:49
    Bebeğinizi Ağlarken Sakinleştirmenin Püf Noktaları

    Eğer bebeğinizin ağlama nedenini bulamıyorsanız, aklınızda kendinize bir kontrol listesi hazırlayın. Önce en son ne zaman karnını doyurduğunuzu düşünün, üç saat kadar önce doyurdunuzsa yemek yedirmeyi deneyin. Eğer daha yeni yediyse, bezini kontrol edin. Bezi temizse o an içinde bulunduğu ortamdan uzaklaştırmayı deneyin. Bu şekilde ağlama nedenlerini eleyerek neden ağladığını bulabilirsiniz.

    Bebeğinizi Sakinleştirmenin Püf Noktaları:

    *Ona emmesi için bir şey verin! Bebeğinizi emzirebilirsiniz, biberon, emzik ya da diş kaşıyıcı verebilirsiniz.

    *Bebeğinizi hareket ettirin! Bebeğinizi sallamak, onu rahatlatacaktır. *Kucağınızda sallayabilir, sallanan koltuğa oturarak birlikte sallanabilirsiniz.

    *Bebek arabasıyla ya da otomobille yolculuk da ona iyi gelebilir. *Bebeğinizle birlikte dansetmeyi de deneyebilirsiniz.

    *Bebeğinize masaj yapın! Bebeğinizin karnını ovabilir ya da karnını üzerine yatırarak sırtını sıvazlayabilirsiniz. Eğer gaz sancısı varsa bu masaj onu rahatlatacaktır.

    *Bebeğinize yakın olun! Bazı durumlarda ona sarılmanız, tek ihtiyacı olan şeydir. Kanguruyla bebeğinizi kendinize yakın tutmak, iyi bir çözüm olabilir.

    *Bebeğiniz çok ağladığı zaman, ona sarılarak karanlık bir odaya gidip ona masal anlatarak ya da bir ninni söyleyerek onu sakinleştirebilirsiniz.

    *Kalp atışlarınızı duymak, yeni doğanlar için oldukça sakinleştiricidir.

    *Bebeğinizi yalnız bırakmayı deneyin!

    *Eğer yukarıdaki çözümler işe yaramamışsa, bebeğiniz içinde bulunduğu ortamı çok gürültülü, çok kalabalık ya da çok ışıklı bulmuş olabilir. Bu durumda onu karyolasına ya da portbebesine yatırıp ışığı kapatarak başında bekleyebilir ve sakinleşip uyumasına tanık olabilirsiniz.



    Duzenleyen mystical - 26-Temmuz-2008 Saat 03:28
    Basa don
     Cevap Yaz Cevap Yaz Sayfa  123 4>
      Konuyu Paylas   

    Foruma Atla Forum Izinleri Drop Down Menu

    Forum Software by Web Wiz Forums® version 10.17
    Copyright ©2001-2013 Web Wiz Ltd.



    GebelikveAnnelik.net uyelerimizin yapmis olduklari paylasimda ucuncu kisilerin telif hakki sahibi bulundugu her turlu paylasim (yazi, resim vb) materyallerinin kullanilmasi durumunda dogacak hukuki ve cezai sorumluluk paylasimi yapan uyeye ait olacaktir. Sozkonusu haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.net'in hicbir hukuki sorumlulugu bulunmamakta olup haksiz kullanim nedeniyle GebelikveAnnelik.net'in ucuncu kisilere odemek zorunda kalabilecegi her turlu tazminat ve idari/adli para cezalari GebelikveAnnelik.net kullanicilarina rucu edilecektir. Forumumuza uyelerimiz tarafindan eklenen tum paylasimin ticari kaydi gudulen, telif hakki ihlaline neden olabilecek materyaller olup olmadiklari en ust duzeyde incelenmektedir. Ancak her yazinin veya resim dosyasinin orijinal kaynagi tespit edilemediginden, bu iceriklerle ilgili gerekli duzenlemeleri bize ulasmaniz durumunda derhal gerceklestirebiliriz.

    Gizlilik Sözleşmesi - Facebook - Twitter - Instagram - Pinterest - Google +